Connect with us

ŞİRKETLER

“Enflasyon mali tabloları bozdu”

Enflasyon düzeltmesi uygulaması 2023 sonuna ertelendi ancak bugün yüzde 80 olan, yıl sonunda ise üç hanelere çıkacağı tahminleri yapılan enflasyon, şirketleri zorluyor.

Yayınlanma:

|

Uzmanlar, 2004 yılında büyük bir toplumsal uzlaşı ile devreye giren enflasyon düzeltmesinden kısmi süreli de olsa vazgeçmenin, iş dünyasını olumsuz yönde etkilediğini belirtiyor.

Enflasyonun son üç hesap döneminde yüzde 100’den ve içinde bulunulan dönemde yüzde 10’dan fazla olması halinde mali tabloların enfl asyon düzeltmesine tabi tutulmasını öngören enflasyon muhasebesi uygulamasının bir an önce başlaması gerektiği bildiriliyor. DÜNYA’ya bilgi veren uzmanlar, mali durumların gerçeği yansıtmadığı ve mali tablolara bakarak işletmeler hakkında doğru karar vermenin mümkün olmadığını kaydettiler. Uzmanlar 2004 yılında büyük bir toplumsal uzlaşı ile devreye giren enflasyon düzeltmesinden kısmi süreli de olsa vazgeçilmiş olmasının iş dünyasını olumsuz yönde etkilediğini vurguladılar.

“Mali tabloların karşılaştırılma özelliği bozuldu”

Güncel Group Yönetim Kurulu Başkanı yeminli mali müşavir Yılmaz Sezer, enflasyon muhasebesinin teknik şartları oluşmasına rağmen, uygulamanın ertelenmesinin yanlış bir uygulama olduğunu bildirdi. Bunun işletme sahiplerini zora soktuğunu kaydeden Sezer, “O dönem çok itiraz etmemize ve uyarmamıza rağmen erteleme yapıldı. Zaman içinde enflasyondaki yüksek oranlı artış bireyler kadar işletmelerin de denge ve düzenini bozdu” dedi. Büyüklüğüne bakılmaksızın işletmelerin önlerini göremediklerini, yerine koyma maliyetini bilemediklerini söyleyen Sezer, “Bilançolara yansıyan rakamların, kâr veya zararın ne kadarı enflasyondan kaynaklı fiktif ne kadarı reel, işletme sahipleri de teknisyenler de tam olarak bilememekte” dedi.

Yüksek enfl asyonun mali tabloların anlaşılabilmesini ve karşılaştırılabilir olma özelliğini bozduğunun altını çizen Yılmaz Sezer, “Yani aslında yüksek enflasyon bilanço okur yazarlığını bozdu ve mali tabloları anlamsız hale getirdi. Bu durum özel anlamda işletmeler için genel anlamda ise ekonomi için büyük bir tehlike arz etmektedir” ifadelerini kullandı.

İşletmelerin genel ekonomik durumunun analiz edilebilmesi için bir an önce enflasyon muhasebesi uygulamasına geçmenin yerinde olacağını aktaran Sezer, bazı işletmelerin yasal zorunluluk olmamasına rağmen enfl asyon muhasebesine geçtiğini, bunların daha net ve akılcı kararlar verebildiklerini vurguladı.

Enflasyonun finansal tablolar üzerindeki etkisinin giderilmesine yönelik en önemli düzenleme 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298’inci maddesinde yer alıyor. Enflasyon düzeltmesinin usul ve esaslarının açıklandığı söz konusu madde uyarınca; mükellefler malî tablolarda yer alan parasal olmayan kıymetlerini maddede belirtilen hükümlere göre enflasyon düzeltmesine tâbi tutmak durumunda. Madde uyarınca kazançlarını bilanço esasına göre tespit eden gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri fiyat endeksindeki artışın, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde yüzde 100’den ve içinde bulunulan hesap döneminde yüzde 10’dan fazla olması halinde malî tablolarını enflasyon düzeltmesine tâbi tutması gerekiyor.

Sistem nasıl işleyecek?

TÜİK tarafından açıklanan verilere göre 2021 sonu itibarıyla Yİ-ÜFE’nin yüzde 79.89, son üç yıl için de yüzde 141.70 olduğunu belirten TÜRMOB Başkanı Emre Kartaloğlu, yapılan yasal düzenlemeyle enflasyon düzeltmesine ilişkin şartların oluşup oluşmadığına bakılmaksızın, düzeltmenin ertelendiğini hatırlattı.

Düzenlemeye göre kapsama giren mükelleflerin, 31 Aralık 2023 tarihli mali tablolarını, düzeltme şartları oluşup oluşmadığına bakılmaksızın düzeltmeye tabi tutacağını ifade eden Emre Kartaloğlu, “Yapılan enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan kâr/zarar farkı geçmiş yıllar kâr/zararı hesabında gösterilecek, bu şekilde tespit edilen geçmiş yıl kârı vergiye tabi tutulmayacak, geçmiş yıl zararı zarar olarak kabul edilmeyecektir” dedi.

2022 yılı 1. geçici vergilendirme dönemi sonu olan Mart 2022 ayı sonu itibariyle Yİ-ÜFE’nin son 36 ay için yüzde 206.01 olduğunu dile getiren Kartaloğlu, Haziran sonunda ise 12 aylık artışın yüzde 138., 36 aylık artışın yüzde 261 olduğu bilgisini verdi.

Enflasyon düzeltmesi için öngörülen şartların fazlasıyla aşıldığını ifade eden Emre Kartaloğlu, “Başka bir deyişle enfl asyon sürekli artıyor ama enflasyonun mali tablolar üzerindeki etkisi giderilmiyor. Enflasyon düzeltmesini erteleyen geçici madde düzenlemesi yasalaşırken enfl asyonun bu kadar hızlı bir şekilde artacağı düşünülmediği gibi hatta düşeceği öngörülüyordu; zira düzenlemede yer alan “31/12/2023 tarihli mali tablolar, enflasyon düzeltmesi şartlarının oluşup oluşmadığına bakılmaksızın enflasyon düzeltmesine tabi tutulur.” hükmü de bunun açık bir göstergesi” ifadelerini kullandı.

“Bilançolarda parasal olmayan kalemler de var”

Yeniden değerleme düzenlemeleri ile enflasyonun mali tablolar üzerindeki etkisi hafifl etilmeye çalışılsa da yetersiz kaldığının altını çizen Emre Kartaloğlu şunları söyledi: “Çünkü bunlar sadece amortismana tabi iktisadi kıymetlerin düzeltilmelerine yönelik. Oysaki işletmelerin bilançolarında enflasyonun etkisinden arındırılması gereken daha pek çok parasal olmayan kalem mevcut. Enflasyonun bu derece hızlı yükseldiği ve bir süre daha bu yükselişin devam edeceği; düşüşün de öyle hemen geçekleşmeyeceği tahmin edilen böyle bir ortamda, dileyen mükelleflere enflasyon düzeltmesi yapabilmeleri imkanı tanınması en doğru seçenek gibi duruyor.”

“Şirketlerin öz sermayeleri vergilenir duruma geliyor”

Yeni Ekonomi Danışmanlık kurucu ortağı Nazmi Karyağdı, geçen yıl kasım ayında enflasyon muhasebesi uygulamasının yıl sonunda devreye gireceğini söylediklerini hatırlattı. Yİ-ÜFE artışının enflasyon muhasebesini zorunlu kıldığı dönemde, ekonomik nedene bağlı olmaksızın ertelenmesi taleplerinin, 2023 sonuna kadar erteleme yapılarak beklentilerin ötesine geçtiğini ifade eden Karyağdı, “O dönemde yaptığımız açıklamada; 2021 yılında gerekirse hiçbir vergisel sonuç çıkartmaksızın bilançoların enflasyona göre düzeltilmesinin ve 2022 ilk çeyrekten itibaren de vergisel sonuçların devreye alınmasının yerinde olacağını belirtmiştik. Şu an gelinen noktada, Kasım ayından itibaren hatırlattığımız durum gerçek hale gelmiştir. Mali tablolar enflasyon nedeniyle gerçek durumu yansıtmaktan uzaklaşıyor ve şirketlerin öz sermayeleri vergilenir duruma geliyor” dedi.

Karyağdı, onlarca yıl süren tartışma ve mücadele sonucunda 2004 yılında büyük bir toplumsal uzlaşı ile devreye giren enflasyon düzeltmesinden, bir süre de olsa vazgeçilmiş olmasının iş dünyasını olumsuz yönde etkilediğini söyledi. Karyağdı, yasal değişiklik yapılarak ertelemenin geri alınmaması halinde, teknik olarak enflasyon muhasebesini zorunlu kılan şartlar ortadan kalkana kadar olumsuzluğun süreceğine değindi

Hüseyin GÖKÇE – Dünya

Okumaya devam et

BORSA

SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü

SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.

Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?

SASA ne yaptı?

Şirketin açıklamasına göre;

  • Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
  • 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
  • Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
  • Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
  • Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.

Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.

Şirket açısından olumlu sonuçlar

PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:

1. Döviz borcu azaldı

Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.

2. Finansal kaldıraç düştü

Borç/özkaynak dengesi iyileşti.

3. Faiz yükü azaldı

Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.

4. Nakit çıkışı önlendi

Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.

Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.

Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?

Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.

Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.

Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.

Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:

  • Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
  • Arz edilen pay miktarı arttı.
  • Satış baskısı oluştu.
  • Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
  • Portföy değerleri eridi.

Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?

Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.

Tahvil yatırımcısı:

  • Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
  • Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
  • Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.

Borsa yatırımcısı ise:

  • Açık piyasadan hisse aldı.
  • Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
  • Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.

Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”

İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?

Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.

Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu

PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.

2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı

Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.

3. Satış baskısı öngörülemedi

Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.

4. Güven sorunu oluştu

Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.

Yatırımcılar yanıltıldı mı?

Bu soru bugün en çok tartışılan konu.

Ancak hukuki açıdan bakıldığında;

“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.

Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.

Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.

Asıl sorun ne?

Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.

Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.

Ancak bu kararların;

  • Küçük yatırımcıya etkileri,
  • Riskleri,
  • Olası fiyat baskıları,
  • Seyrelme sonuçları,

yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.

Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.

Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.

Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.

Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.

Bankavitrini.com Analiz

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Yayınlanma:

|

Sanayide iş var, çalışacak insan yok: Eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Türkiye sanayisi uzun süredir nitelikli teknik eleman bulmakta zorlanıyordu. Ancak son dönemde sorun yalnızca kaynakçı, CNC operatörü, dikiş makinecisi, bakım teknisyeni gibi ara elemanlarla sınırlı kalmadı; fabrikalar artık vasıfsız/düz işçi bulmakta da zorlanıyor.

Bu tablo, klasik “işsizlik var ama işçi yok” çelişkisini yeniden gündeme taşıdı. Bir yanda iş arayan milyonlarca kişi, diğer yanda üretim hattını döndürecek çalışan bulamayan fabrikalar var. Sorunun temelinde yalnızca ücret değil; çalışma koşulları, vardiya düzeni, ulaşım, barınma, genç kuşağın iş tercihleri, mesleki eğitim yetersizliği ve sanayinin sosyal cazibesini kaybetmesi bulunuyor.

Asgari ücret artık sanayi işi için yeterli motivasyon oluşturmuyor

Sanayide özellikle mavi yaka işler ağır çalışma temposu, vardiya sistemi, fiziki yıpranma, servis bağımlılığı ve kimi zaman sağlıksız çalışma ortamlarıyla öne çıkıyor. Buna karşılık çalışanların eline geçen ücret, yaşam maliyetleri karşısında tatmin edici bulunmuyor.

Asgari ücretin biraz üzerinde teklif edilen ücretler dahi birçok çalışan için yeterli görülmüyor. Çünkü kira, ulaşım, gıda ve temel ihtiyaçlardaki artış, sanayi ücretlerini reel olarak zayıflatıyor. Çalışan açısından soru artık şu hale geldi: “Bu tempoya, bu yıpranmaya, bu ücrete değer mi?”

Yeni kuşak fabrika düzeninden uzaklaşıyor

Genç kuşak için iş yalnızca gelir kapısı değil; yaşam kalitesi, esneklik, sosyal çevre, statü ve psikolojik tatmin anlamına da geliyor. Fabrika ortamı ise birçok genç tarafından ağır, tekdüze, baskılı ve gelecek vadetmeyen bir alan olarak görülüyor.

Kurye, e-ticaret, kafe, güvenlik, hizmet sektörü veya dijital platform işleri daha esnek ve daha görünür seçenekler sunuyor. Sanayide kariyer basamağı, sosyal itibar ve gelir artışı beklentisi zayıf kaldıkça gençler üretim hattından uzaklaşıyor.

Sorun teknik elemandan düz işçiye indi

Geçmişte sanayicinin ana şikâyeti “nitelikli ara eleman yok” şeklindeydi. Bugün tablo değişti. Artık paketleme, yükleme-boşaltma, üretim destek, temizlik, depo, montaj ve vardiyalı hat işlerinde de ciddi açık oluşuyor.

Bu durum sanayi için kritik bir eşik anlamına geliyor. Çünkü teknik eleman eksikliği verimliliği düşürürken, düz işçi eksikliği doğrudan üretim hattını durdurabiliyor. Fabrika kapasitesi kâğıt üzerinde var olsa bile, çalışan bulunamadığında makine, sipariş ve yatırım boşa düşüyor.

Yabancı işçi yeni çıkış kapısı oldu

Bazı fabrikalar çözümü yabancı işgücünde aramaya başladı. Suriyeli çalışanların ardından Türkmenistan, Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerinden gelen işçiler birçok sektörde daha görünür hale geldi. Tavukçuluk, tekstil, gıda, inşaat, lojistik ve bazı ağır sanayi kollarında yabancı işçi kullanımı artıyor.

Son dönemde Uzak Doğu ve Afrika ülkelerinden işçi getirilmesi de tartışma konusu oldu. Özellikle tavukçuluk gibi çalışma koşulları ağır, vardiya düzeni yoğun ve işgücü devri yüksek sektörlerde yabancı çalışanlar daha fazla gündeme geliyor.

Ancak bu yöntem kalıcı çözüm değil. Yabancı işçi kısa vadede üretim hattını döndürebilir; fakat yerli işgücünün sanayiden kopuşunu, ücret dengesizliğini ve çalışma koşullarındaki yapısal sorunu çözmez.

İşverenin sorunu yalnızca “eleman yok” değil

Sanayici açısından bakıldığında işgücü sorunu üretim planlamasını, sipariş teslimini, ihracat kapasitesini ve yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. İşçi bulunamadığında makineler boş kalıyor, vardiya düşüyor, teslim süresi uzuyor, maliyet artıyor.

Ancak çalışan açısından bakıldığında da sorun net: düşük ücret, ağır koşul, sınırlı sosyal hak, belirsiz kariyer ve düşük motivasyon. Bu nedenle mesele yalnızca “gençler çalışmak istemiyor” basitliğine indirgenemez. Asıl sorun, sanayi işlerinin çalışan açısından cazibesini kaybetmesidir.

Sanayi için yeni sosyal sözleşme şart

Türkiye üretim ekonomisini büyütmek istiyorsa, sanayi işçiliğini yeniden cazip hale getirmek zorunda. Bunun için yalnızca ücret artışı değil, bütüncül bir çalışma hayatı reformu gerekiyor.

Öncelikli adımlar şunlar olmalı:

  1. Sanayide ücretler asgari ücretin anlamlı biçimde üzerine çıkarılmalı.
  2. Vardiya, servis, yemek, barınma ve yan haklar yeniden düzenlenmeli.
  3. Mesleki eğitim fabrikalarla entegre edilmeli.
  4. Gençlere üretimde kariyer yolu gösterilmeli.
  5. Tehlikeli ve ağır işlerde çalışma koşulları iyileştirilmeli.
  6. Yabancı işçi kullanımı kayıtlı, denetimli ve adil ücret ilkesiyle yürütülmeli.
  7. Sanayi bölgelerinde sosyal yaşam, ulaşım ve barınma altyapısı güçlendirilmeli.

Türkiye üretmek istiyorsa işçiyi yeniden kazanmalı

Sanayide eleman bulamama sorunu artık geçici bir insan kaynakları problemi değil; üretim ekonomisinin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal bir krize dönüşüyor.

Fabrika açmak, makine almak, ihracat bağlantısı kurmak tek başına yeterli değil. O makineleri çalıştıracak, üretim hattını sürdürecek, işi sahiplenip meslek haline getirecek insan kaynağı yoksa sanayi büyüyemez.

Türkiye’nin önündeki soru şudur: Sanayi, gençler ve çalışanlar için yeniden cazip bir gelecek sunabilecek mi?

Bu soruya güçlü bir cevap verilemezse, üretim hattındaki açık yalnızca yabancı işçiyle kapatılmaya çalışılır. Ancak bu da Türkiye’nin asıl ihtiyacını karşılamaz: nitelikli, kalıcı, motive ve yerli üretim kültürüne bağlı bir sanayi işgücü.

*************

Kaynak notu: İŞKUR’un 2025 araştırmasında 1 milyon 730 bin işyeri içinde 166 bin işyerinde 398 bin 618 kişi için eleman temininde güçlük çekildiği; nedenler arasında mesleki beceri eksikliği, yeterli başvuru olmaması, talep edilen ücretin yüksek bulunması ve çalışma şartlarının beğenilmemesi yer alıyor. TÜİK verilerinde 2025’te sanayi istihdamı 6 milyon 578 bin kişi olarak görülürken sanayinin istihdam payı geriliyor. Çalışma Bakanlığı yabancı çalışma izinleri istatistikleri de işgücü açığında yabancı çalışan kanalının büyüdüğünü gösteriyor.

Okumaya devam et

GÜNCEL

TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA

Yayınlanma:

|

Yazan:

SEKTÖR NEDEN SIKIŞTI? Artan maliyetler, yüksek faizler, savaş riski ve rekabet kaybı turizm sektörünü zorluyor

BANKAVİTRİNİ ÖZEL ANALİZ

Türkiye ekonomisinin döviz kazandıran en önemli sektörlerinden biri olan turizm, son yılların en zor dönemlerinden birini yaşıyor. Bir yandan turizm gelirleri artmaya devam ederken, diğer yandan sektörün önemli bir bölümünde kârlılık eriyor, nakit akışı bozuluyor ve işletmeler finansman baskısı altında eziliyor.

Son dönemde kamuoyuna yansıyan verilere göre Türkiye genelinde yaklaşık 1.500 otelin satışa çıkarılmış olması, yaşanan sıkışıklığın boyutunu gözler önüne seriyor. Satışa çıkan tesislerin önemli bölümü Antalya, Muğla, Aydın, İzmir ve İstanbul gibi turizmin lokomotif bölgelerinde bulunuyor.

Bu tablo, ilk bakışta bir çelişki gibi görünüyor:

Turist geliyor.

Turizm geliri artıyor.

Ancak oteller satılıyor.

Peki neden?

Asıl sorun turist sayısı değil, kârlılık

Turizm sektöründe yaşanan sıkıntının temelinde turist sayısındaki düşüş değil, maliyetlerdeki kontrolsüz artış bulunuyor.

Son üç yılda;

  • Personel giderleri,
  • Enerji maliyetleri,
  • Gıda ve içecek maliyetleri,
  • Sigorta giderleri,
  • Bakım-onarım harcamaları,
  • Finansman maliyetleri

olağanüstü yükseldi.

Özellikle yüksek faiz ortamında yatırım kredileri kullanan tesisler için borç servis yükü ciddi seviyelere ulaştı. Birçok otel dolu çalışmasına rağmen beklediği kârlılığı sağlayamıyor.

Turistler neden Yunanistan’a yöneliyor?

Türkiye uzun yıllar boyunca Akdeniz çanağının en avantajlı fiyat-performans destinasyonu olarak öne çıktı.

Ancak son dönemde bu avantaj giderek zayıflıyor.

Özellikle Yunanistan;

  • Ada turizmi,
  • Vize kolaylığı,
  • Daha sade fiyat politikası,
  • Küçük ölçekli butik işletmeler,
  • Alternatif turizm seçenekleri

ile önemli avantaj elde etmiş durumda.

Birçok Avrupalı turist artık Türkiye ile Yunanistan arasında fiyat farkının önemli ölçüde kapandığını düşünüyor. Türk turist açısından da tablo farklı değil.

Son iki yılda Yunan adalarına yönelik talepte ciddi artış yaşanması dikkat çekiyor.

Savaşların görünmeyen faturası

Turizm sektörünü etkileyen bir diğer önemli unsur ise jeopolitik riskler.

İsrail-İran gerilimi, Orta Doğu’daki çatışmalar ve bölgesel güvenlik sorunları doğrudan Türkiye’de yaşanmasa bile turist algısını etkiliyor.

Uluslararası tur operatörleri ve sigorta şirketleri;

  • Bölgesel riskleri,
  • Uçuş güvenliğini,
  • Politik istikrarı

yakından takip ediyor.

Bu nedenle bazı turistler rezervasyonlarını erteliyor veya alternatif destinasyonlara yöneliyor. Turizm sektöründe algı çoğu zaman gerçeklerden daha güçlü sonuçlar doğurabiliyor.

Yüksek faiz turizmi vuruyor

Turizm sektörünün bugün karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri de finansmana erişim.

Birçok tesis pandemi sonrası dönemde kullandığı kredilerin yükünü hâlâ taşıyor.

Buna ek olarak;

  • Yüksek faiz oranları,
  • İşletme sermayesi ihtiyacı,
  • Artan yatırım maliyetleri

otel bilançolarını zorluyor.

Bu nedenle bazı işletmeler yatırımcı arayışına girerken, bazıları ise satış seçeneğini değerlendiriyor.

Bankalar için yeni risk alanı

Turizm sektöründeki sıkışıklık yalnızca otel sahiplerini değil bankacılık sektörünü de ilgilendiriyor.

Çünkü turizm yatırımları;

  • Uzun vadeli krediler,
  • Büyük tutarlı finansmanlar,
  • Gayrimenkul teminatları

üzerine kurulu bir yapıya sahip.

Eğer satış dalgası büyür ve sektör kârlılığı daha fazla bozulursa;

  • Takipteki kredi oranları,
  • Yeniden yapılandırma talepleri,
  • Finansal yeniden yapılandırma dosyaları

önümüzdeki dönemde artabilir.

Bu nedenle bankaların turizm kredilerini yalnızca teminat değeri üzerinden değil, işletmenin nakit üretme kapasitesi üzerinden değerlendirmesi gerekiyor.

Turizm sektörü bu krizden nasıl çıkabilir?

Sektör temsilcilerine göre çözüm yalnızca daha fazla turist çekmek değil.

Asıl ihtiyaç;

✓ Maliyetlerin kontrol altına alınması

✓ Finansman yükünün azaltılması

✓ Turizmin 12 aya yayılması

✓ Sağlık ve kongre turizminin geliştirilmesi

✓ Enerji maliyetlerinin düşürülmesi

✓ Rekabet gücünün yeniden kazanılması olarak öne çıkıyor.

Sonuç

Türkiye turizmi hâlâ dünyanın en güçlü destinasyonlarından biri olmayı sürdürüyor. Ancak sektör artık “turist sayısı” ile değil, “kârlılık” ile sınanıyor.

1.500 otelin satışa çıkması, turizmde yapısal sorunların büyüdüğüne işaret ediyor. Bugün oteller satılıyor. Yarın ise aynı sorunlar bankaların kredi portföylerine yansıyabilir.

Bu nedenle turizmde yaşanan gelişmeler yalnızca sektörün değil, bankacılık sisteminin ve reel ekonominin de yakından izlemesi gereken bir erken uyarı sinyali niteliği taşıyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.