Connect with us

EKONOMİ

Faiz, enflasyon ve ithalat düşmedi… “Yeni ekonomik model” çabuk çöktü

Türkiye’de bir dönem “canavar” olarak nitelendirilen enflasyon patladı. Düşecek denilen faiz, enflasyon ve ithalat da düşme yaşanmadı. Artacak denilen alanlarda yükselişin yaşanması yeni ekonomik modelin çöküşü olarak değerlendiriliyor

Yayınlanma:

|

Önce “nas” vurgusu yapılarak politika faizi düşürüldü. Ardından rekor üstüne rekor kıran döviz kuru, getirilen bir yöntemle aşağı çekildi. 

“Kur korumalı TL vadeli mevduatla” örtülü bir faiz artırımı yapıldı. Eleştiriler yükselince de yeni bir ekonomik modelin hayata geçirildiği ifade edildi. 

Önce yeni atanan Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, uygulanan modelin ne olduğunu anlatmaya çalıştı. 

Günler sonra “yeni ekonomik model”in detayları ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere iktidar yetkilileri “yeni ekonomik modeli” anlatmaya başladı. 

Yeni ekonomik modelde düşük faiz ortamı ile yatırımların desteklenmesi, büyümenin ve istihdamın sürdürülebilir hale getirilmesi, rekabetçi kur avantajı ve yatırımların artmasıyla ihracatın artırılması ithalatın düşürülmesi ve nihayetinde cari açığın cari fazlaya evrilerek dış borca bağımlılığın ortadan kaldırılmasının amaçlandığı belirtildi. 

Erdoğan ise yaptığı konuşmada “Açıkladığımız tedbir paketiyle döviz kuru üzerindeki köpüğü almıştık.

Enflasyon üzerindeki köpüğü de alarak ülkemizi hak etmediği görüntüden kurtaracağız” ifadelerini kullandı.

Politika faizi düşürüldü, reel faiz rekor kırdı

Peki, gelinen nokta umulan oldu mu? Yani faiz, enflasyon ve ithalat düştü mü? 

Mevut ekonomik modelde beklenilenin gerçekleşmediğini rakamlar net bir şekilde ortaya koyuyor. 

Politika faizi

Merkez Bankası’nın belirlediği politika faizi yüzde 19’da 14’e düştü. Ancak reel faiz düşmek bir yana çok yükseldi. 

Ekonomistlerin verdiği bilgilere göre bankalar, Merkez Bankası’ndan yüzde 14 ile faiz alıyor.

Aynı bankalar, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na yüzde 24 faizle para veriyor. Vatandaşa verilen kredilerin yıllık faiz oranı ise yüzde 30’ü geçmiş durumda. 

3 kuruma göre de enflasyon arttı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, birçok defa “Dövizdeki köpüğü attığımız gibi yüksek enflasyondaki müsilajı da temizleyeceğiz” dedi. 

Fakat enflasyon düşmediği gibi rekor üstüne rekor kırdı. Aralık ayındaki enflasyon oranı yıllık bazda yüzde 36,08 olurken ocak ayında yüzde 50’ye yaklaştı. 

Bu konuda üç kurumun verileri tabloyu net bir şekilde ortaya koyuyor. 

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre enflasyon oranı ocak ayında tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yüzde 11,10 artarak yıllık bazda yüzde 48,69 oldu. 

enflasyon

İstanbul Ticaret Odası’na göre yüzde 13,78 olurken yıllık bazda ise enflasyon 50,91’i buldu. 

En çarpıcı rakamlar ise ENAGrup’tan geldi. Bazı ekonomistlerin oluşturduğu ENAGrup’un açıkladığı rakamlara göre ise Tüketici Fiyat Fiyat Endeksi (E-TÜFE) ocakta yüzde 15,52 arttı. E-TÜFE’nin son 12 aylık artışı ise yüzde 114,87 olarak gerçekleşti.

Hatta TÜİK’in bazı ürünleri enflasyon sepetinden çıkardığının ortaya çıkması üzerine ENAGrup daha önce açıkladığı verilerini güncelledi. 

TÜİK’in yeni sepetine göre hesaplama yapan ENAGrup, şu açıklamayı paylaştı: 

“Türkiye İstatistik Kurumu’nun belirlediği yeni enflasyon sepeti ve ağırlıklarına göre: Ocak ayı enflasyon oranı yüzde 15,79, son 12 ayın enflasyon oranı ise yüzde 115,17 olmuştur. Enflasyon sepetindeki fiyatı ölçülen madde sayısı geçen yıla göre azaltılmıştır” 

“Düşecek” denilen ithalat arttı

Politika faizindeki indirime göre bireysel ve tüketici kredilerindeki faiz oranı düşmediği gibi artan ihracata karşılık ithalatın azalacağı beklentisi de gerçekleşmedi. 

TÜİK’e göre aralık ayında ihracat yüzde 24,9, ithalat ise yüzde 29,9 arttı. Yani ithalat 5 puan artarak ihracatı geride bırakmış durumda. 

Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle oluşturulan genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2021 yılı aralık ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 24,9 artarak 22 milyar 278 milyon dolar olurken, ithalat ise yüzde 29,9 artarak 29 milyar 70 milyon dolar olarak gerçekleşti.

enflasyon

Ocak-aralık döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre ihracat yüzde 32,8 artarak 225 milyar 291 milyon doları bulurken, ithalat yüzde 23,6 artışla 271 milyar 424 milyon dolara ulaştı. 

Yani ‘faizler düşecek’ söylemleri havada kaldı, enflasyon patladı, dış ticaret açığı da artarak devam ediyor. 

Independent Türkçe’ye değerlendirmede bulunan ekonomistlere göre ekonomide bir toparlama beklemek biraz saflık olur.

“Dövizdeki ‘köpük’ atıldı, enflasyondaki ‘müsilaj’ temizlenecek denildi”

Türkiye özellikle 2016’ya kadar uygulanan programın yüksek faiz, düşük kur politikası olduğun hatırlatan ekonomist Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu, 2021 Eylül ayına kadar sürekli yukarı yönlü giden dalgalanan bir kur görüldüğünü söyledi. 

Bu dönemde Merkez Bankası tarafından kamu bankaları aracılığıyla dolaylı olarak sürekli döviz satışları gerçekleştiğini ifade eden Uzunoğlu, “Burada faizlerle oynama çok fazla bir şey ifade etmedi. Kur artmaya devam etti. Dolayısıyla uluslararası rezervlerde ciddi bir erime oldu” dedi.

Sadi Uzunoğlu

Eylül 2021’den itibaren de “Rekabetçi kur politikasını uygulayacağız” denildiğini anımsatan Uzunoğlu, “Bu program yaklaşık 3-4 ay sürdü. Tabii kur aldı başını gitti. Madem ki rekabetçi kur, kur yükselecek denildi. İşte o dönem dövizin üzerindeki köpük gibi enflasyondaki müsilajı temizleyeceğiz denildi” diye konuştu. 

“Durum iç açıcı değil, emtia fiyatları yükseliyor” 

Enflasyonun bir tarafa bırakılarak ‘kur artsın, kur artarsa cari açık kapanır, bununla ihracatçı desteklenmiş olur’ anlayışı ile hareket edildiğini ancak beklenilen sonucun elde edilmediğini dile getiren Uzunoğlu, “Tabii bu kur artışının da enflasyon üzerinde çok ciddi bir baskı yaratması kaçınılmazdı. Bununla beraber faiz oranlarını yükseltilmesi gerekiyordu ama faizleri yükseltmediler. Kur çok hızlı arttı ve bu artış bize bugün 45-50 seviyelerinde maliyet enflasyonu olarak da baktığımızda yüzde 90 seviyelerinde bir enflasyon olarak yansıdı” değerlendirmesinde bulundu. 

 “Kur durdu diye tek başına enflasyon düşmez” diyen Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu, şunları kaydetti: 

“Türkiye’de fiyat davranışlarının değişmesi lazım. Yurtdışında durum iç açıcı değil ve emtia fiyatları yükselmeye devam ediyor. Biz ithalata bağımlı bir üretim yapısına sahibiz. Dolayısıyla bir kere Türkiye’nin yeni bir makro ekonomik politika çerçevesi çizmesi lazım.” 

“Uygulanan modelin çare olmayacağını düşünüyorum”

İktisatçı Dr. Cüneyt Akman ise iktidarın insanları hep ‘İyi bir modelimiz var, bunu planladık ve korkmayın’ dediğini ancak yıkıştığını böyle bir iyi modelin olmadığının görüldüğünü anlattı. 

Cüneyt Akman

Cüneyt Akman / Fotoğraf: Independetnt Türkçe

Akman şunları dile getirdi: 

“Bütün bu hikaye nasıl başlamıştı? Hatırlayalım; Sayın Erdoğan ‘enflasyonu bir kenara koyduk’ demişti. Onu dedikten sonra enflasyon neredeyse 3 misli arttı. Yani ne yapmak istediklerini bu anlamıyla biliyorlar ama onların sonuçlarını kestiremiyorlar. ‘Durumu nereye kadar idare edebiliriz’ diye çareler üretmekle meşguller. Bununla dövizin değerleneceğini ve enflasyonu şiddetleneceğini biliyorlardı. Çünkü iktisat birinci sınıf okumuş biri bile bunu biliyor. Dolayısıyla uyguladıkları modelin çare olacağını düşünmüyorum.” 

“Bir toparlama beklemek biraz saflık olur”

Ekonomist Dr. Sabri Öncü’ye göre de ekonomi yönetimindekileri ne yaparlarsa yapsınlar uygulanmakta ısrar edilen modelden bir düzelme çıkmasının imkanı yok. 

Öncü, bunun içinde ekonomideki yapısal sorunlara dikkati çekiyor. Hazine ve Maliye Bakanı Nebati başta olmak üzere Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu dahil diğer ekonomi yöneticilerinin girişimleriyle düzenleme beklemek hayal olur. 

Sabri Öncü

Sabri Öncü / Fotoğraf: Twitter

“Hesapta faiz kaynaklı üretim maliyeti düşürülerek fiyatları ucuzlatacaklardı” diyen Öncü, sözlerini şöyle tamamladı:

“Böylelikle rekabetçi bir kur olacak, kur ile ihracatımız artacak, cari açığımız kapanacak ve ekonomimiz büyüyecekti ama bunun tersi oldu. Tümüyle serbestlik nedeniyle Türk Lirası’nda büyük bir değer kaybına neden oldu. Öte yandan üretim maliyetleri de üretim ara mal ve enerjiye dayalın olduğundan hem yıl içerisindeki fiyatların yükselmesinde hem de enerji fiyatlarının dünya genelinde yükselmesinden dolayı arttı. Bizim mallarımız ihracat piyasasında da rekabetçi bir hale gelmedi ve beklenen olmadı. Bundan sonra Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ne yaparsa yapsın bu şekilde olacak. Bir toparlama beklemek biraz saflık olur.” 

The Independentturkish

Okumaya devam et

EKONOMİ

JPMorgan frene bastı, BofA kârı aldı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Küresel yatırım bankalarının Türkiye pozisyonlarında dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Bir yanda JPMorgan, 2018’den bu yana ilk kez Türkiye kurumsal kredi görünümünü “ağırlığını artır” seviyesinden “nötr”e çekti. Diğer yanda Bank of America, Türk lirası carry trade pozisyonunu kârla kapattı.

Bu iki karar birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo şu: Yabancı yatırımcı Türkiye’den tamamen çıkmıyor; ancak artık “yüksek faiz-getiri” hikâyesini daha seçici, daha kısa vadeli ve daha korumacı bir risk yönetimiyle izliyor.

JPMorgan ne yaptı?

JPMorgan’ın kararı, Türkiye varlıklarına yönelik sert bir satış tavsiyesi değil. Ancak banka, Türk şirket tahvillerinde daha önce taşıdığı iyimser ağırlığı azalttı. Türkiye görünümünün “nötr”e çekilmesi, yabancı yatırımcının artık yüksek getiri potansiyelinin yanında artan riskleri de daha fazla dikkate aldığını gösteriyor.

Raporda öne çıkan risk başlıkları şöyle:

Türkiye’nin temel dış dengesinde bozulma, enerji fiyatlarındaki artış, jeopolitik riskler, yerel siyasi belirsizlik, erken seçim ihtimali, yeniden dolarizasyon riski ve şirketlerin döviz açık pozisyonları.

Bu tablo özellikle Türk şirket tahvilleri açısından önemli. Çünkü kurumsal kredi yatırımcısı sadece ülke faizine bakmaz; şirketlerin döviz borcu, nakit akışı, dış finansmana erişimi ve kur şoklarına dayanıklılığına da bakar.

BofA ne yaptı?

Bank of America ise Ocak ayında dolar/TL’de 46,20 seviyesinden açtığı 3 aylık kısa dolar/TL pozisyonunu, kur 44,89 seviyesine geldiğinde kârla kapattı. Bu işlem, klasik anlamda TL carry trade stratejisinin başarılı bir örneği oldu.

Yani BofA, yüksek TL faizinden kazandı; aynı zamanda kurun vadeli piyasanın ima ettiği seviyeden daha aşağıda kalmasından ek getiri elde etti. Ancak pozisyonun kapatılması “TL hikâyesi bitti” anlamına gelmiyor. Banka, dolar/TL’nin ileride de vadeli piyasanın ima ettiği seviyelerin altında kalabileceğini belirtirken, TL’de nominal değer kaybı hızının artabileceği uyarısını da yaptı.

Bu mesajın sade karşılığı şu: TL hâlâ getiri sunuyor, fakat aynı pozisyonda kalmanın riski arttı.

Bu kararların arkasındaki ana senaryolar

1. Kâr realizasyonu senaryosu

BofA’nın hamlesi öncelikle kâr realizasyonu olarak okunmalı. Carry trade pozisyonlarında yatırımcı sonsuza kadar beklemez. Faiz getirisi oluştuğunda ve kur beklenenden daha sakin kaldığında pozisyon kapatılır.

Bu, Türkiye’den çıkıştan çok, “elde edilen kârı masaya koyma” hamlesidir.

2. Siyasi risk senaryosu

JPMorgan’ın raporunda siyasi belirsizlik vurgusu dikkat çekiyor. Türkiye piyasalarında son haftalarda muhalefet partisi ve yargı süreçleri üzerinden oluşan politik gerilim, BIST, tahvil ve kur tarafında dalgalanma yarattı.

Yabancı yatırımcı açısından en büyük risk, ekonomi programının seçim veya siyasi baskı nedeniyle gevşetilmesi ihtimalidir. Erken seçim senaryosu gündeme gelirse, piyasa bunu kamu harcamalarında artış, kredi genişlemesi, ücret ayarlamaları ve dövize yönelim riskiyle birlikte fiyatlar.

3. Dolarizasyon senaryosu

Türkiye’de yerleşiklerin yeniden dövize dönmesi, yabancı yatırımcının en yakından izlediği başlık. Yüksek faiz ve kontrollü kur politikası TL’ye ilgiyi artırmıştı. Ancak seçim beklentisi, enerji şoku veya siyasi belirsizlik artarsa, yerli yatırımcı yeniden döviz talebine yönelebilir.

Bu durumda Merkez Bankası rezervleri güçlü olsa bile, rezervlerin ne kadarının piyasa stresinde kullanılacağı kritik hale gelir.

4. Enerji ve cari açık senaryosu

Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke. Orta Doğu kaynaklı gerilimler ve petrol-doğalgaz fiyatlarındaki artış, cari açık ve enflasyon üzerinden TL üzerinde baskı oluşturabilir.

Enerji fiyatı arttığında Türkiye’nin döviz ihtiyacı büyür. Bu da hem kur beklentisini hem enflasyon patikasını hem de şirketlerin maliyet yapısını bozar.

5. Şirketlerin döviz açık pozisyonu senaryosu

JPMorgan’ın dikkat çektiği en önemli başlıklardan biri şirketlerin döviz açık pozisyonu. Eğer şirketin geliri TL, borcu döviz ise kur artışı bilançoyu bozar. Kurumsal kredi yatırımcısı için bu doğrudan tahvil geri ödeme riskidir.

Bu nedenle JPMorgan’ın “nötr” kararı sadece Türkiye ekonomisine değil, Türk şirketlerinin döviz riskine yönelik de bir uyarıdır.

Yabancı yatırımcı Türkiye’den çıkıyor mu?

Hayır. Verilen mesaj “Türkiye’den çıkıyoruz” değil; “Türkiye riskinde daha seçici davranıyoruz” mesajıdır.

Yabancı yatırımcı için Türkiye hâlâ yüksek faiz, güçlü carry getirisi ve kontrollü kur nedeniyle cazip olabilir. Ancak risk primi düştükçe ve siyasi/jeopolitik risk arttıkça, aynı getiriyi almak için daha fazla risk taşımak gerekir.

Bu nedenle yabancı kurumlar artık uzun vadeli ve yüksek riskli pozisyonlar yerine; kısa vadeli, likit, yüksek kaliteli ve gerektiğinde hızla kapatılabilecek pozisyonları tercih ediyor.

Türkiye açısından ne anlama geliyor?

Bu gelişme ekonomi yönetimi için önemli bir uyarı niteliğinde. Çünkü Türkiye’nin son dönemdeki sermaye girişi büyük ölçüde güven, yüksek faiz ve kur istikrarı üzerine kuruldu.

Bu üç ayaktan biri zayıflarsa carry trade tersine dönebilir. Carry trade girerken döviz getirir, çıkarken döviz talebi yaratır. Bu nedenle sıcak para girişine dayalı rahatlama kalıcı sermaye girişiyle desteklenmezse kırılganlık üretir.

Piyasalar nasıl etkilenebilir?

Kısa vadede TL’de kontrollü seyir devam edebilir. Ancak kurda nominal değer kaybı hızlanırsa, yabancı yatırımcı yeni carry trade pozisyonu açmakta daha temkinli davranır.

Tahvil tarafında kısa vadeli ve yüksek kaliteli ihraçlara ilgi sürebilir. Buna karşılık uzun vadeli, düşük kaliteli veya döviz riski yüksek şirket tahvillerinde risk primi artabilir.

Borsada ise bankalar, ihracatçılar ve döviz pozisyonu güçlü şirketler ayrışabilir. Döviz açık pozisyonu yüksek, finansman maliyeti ağır ve iç talebe bağımlı şirketler daha kırılgan hale gelebilir.

Yabancı yatırımcı Türkiye’yi terk etmiyor, frene basıyor

JPMorgan ve BofA’nın kararları birlikte okunduğunda, yabancı yatırımcının Türkiye’ye bakışında yeni bir dönem başladığı görülüyor.

Artık mesele sadece yüksek faiz değil. Yatırımcı; kurun hızı, rezervlerin dayanıklılığı, siyasi belirsizlik, enerji faturası, cari açık, şirket bilançoları ve erken seçim ihtimalini aynı anda fiyatlıyor.

Türkiye için asıl sınav, carry trade ile gelen parayı kalıcı sermaye girişine dönüştürmek olacak. Aksi halde bugün kârla kapanan pozisyonlar, yarın daha büyük çıkış riskinin öncü sinyali haline gelebilir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Faizin olduğu yerde bereket olmaz”

Yayınlanma:

|

Yazan:

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Finans Merkezinde gerçekleştirilen 3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, Necmettin Erbakan’ın faiz konusundaki sözlerini hatırlatarak küresel ekonomik sistem ile uluslararası ilişkilere yönelik alternatif çözümlerin mümkün olduğunu vurguladı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ise 11 Haziran Perşembe günü gerçekleştireceği Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında yılın üçüncü faiz kararını açıklayacak.

“İslam ekonomisini ne kadar sahiplenirsek hedeflerimize o kadar çabuk ulaşırız”

İstanbul Finans Merkezi’nin ev sahipliği yaptığı 3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi’nde kürsüye çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, küresel ekonomik sistem ile uluslararası ilişkilerde alternatif çözümlerin üretilebileceğine dikkat çekti. Konuşmasında insanlık ailesi olarak gerek ekonomik alanda gerekse uluslararası ilişkiler düzleminde çözümsüz olunmadığını ifade eden Erdoğan, bu doğrultuda daha fazla çaba harcanması gerektiğini belirtti.

İslam ekonomisinin sahiplenilmesi ile hedeflere ulaşma hızı arasında doğrudan bir bağ kuran Erdoğan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Daha adil bir dünya mümkün derken, insanlık ailesi olarak gerek ekonomide gerekse uluslararası ilişkilerde çözümsüz değiliz. Daha çok çaba harcamalıyız. İslam ekonomisini ne kadar sahiplenirsek hedeflerimize o kadar çabuk ulaşırız”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvedeki hitabında Necmettin Erbakan’ın faiz konusundaki yaklaşımına ve sözlerine de özel bir atıfta bulundu. Kültürümüzde yer alan bereket kavramının önemine değinen Erdoğan, sömürünün, haksızlığın ve sadece kâr odaklı düşüncelerin olduğu yerlerde bereketin barınamayacağını dile getirdi.

Erbakan’ın faiz konusundaki duruşunu hatırlatan Erdoğan, faizin olduğu bir yerde bereketin tesis edilemeyeceğini savunarak şu açıklamalarda bulundu:

“Bizde bereket diye bir kavram vardır. Rahmetli Erbakan Hocamızın dediği gibi 1 liralık kazanç 2 liralık kazançtan üstündür. Faizin olduğu yerde bereket olmaz. Sömürünün, haksızlığın olduğu yerde bereket bulunmaz. Yalnızca kâr düşüncesinin olduğu yerde bereket kendisine yer bulamaz”

investing.com

Okumaya devam et

EKONOMİ

2026’nın ilk sinyali; büyüyemeyen ekonomi

“Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir

Yayınlanma:

|

TÜİK verilerine göre Türkiye ekonomisi bu yılın birinci çeyreğinde (Ocak-Şubat-Mart) geçen yılın aynı çeyreğine göre, yıllık bazda yüzde 2,5 büyüdü. Ancak bu oran piyasa beklentisi olan yüzde 2,7’nin altında kaldı.

Daha da önemlisi çeyreklik bazda büyüme fiilen “sıfır” (yüzde 0,1); bir önceki çeyreğe göre aslında büyümedik. Çeyreklik bazda yüzde 0,1’lik bu oran, ekonomik aktivite düzeyinin bir önceki çeyreğe oranla yatay bir seyir izlediğini gösteriyor.

Sanayi yıllık bazda yüzde 0,8 küçülürken, özellikle imalat sektörü kaynaklı küçülme çeyreklik verilere de yansıdı. Sanayi üretimi, yüksek faiz ortamı ve artan maliyetlerin etkisiyle ivme kaybederek büyümeyi aşağı çeken ana unsur oldu.

Tarım sektörü 2025 yılının derin küçülme oranlarından sonra nihayet yıllık bazda yüzde 4,6, çeyreklik bazda ise yüzde 5,9 büyüdü.

İnşaat sektörü ise 2025 yılında yüzde 10’un üzerinde seyreden rekor büyüme oranlarının ardından ilk çeyrekte yıllık bazda sadece yüzde 3,2 büyüdü, üstelik çeyreklik bazda yüzde 1,7 daraldı.

Sektörlerdeki zayıf görünümün yanında bilgi-iletişimdeki yüzde 9,5’luk oran çarpıcı görünse de bu durum büyük ölçüde 5G teknoloji altyapı yatırımlarına dayalı olduğu için kalıcı bir ivmelenme olmayabilir.

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde büyümenin itici güçlerinden biri de yatırımlar yani gayrisafi sabit sermaye oluşumu (makine-teçhizat ve inşaat yatırımları). Bu kalem yıllık bazda yüzde 3 artış kaydedip büyümeye 0,8 puanlık katkı verse de çeyreklik bazda yüzde 2,2 küçüldü.

Stoklar ise büyümeye 0,5 puanlık pozitif katkı verdi. Çeyreklik bazda talep yavaşlarken üretilen malların bir kısmının satılamayıp rafa kalktığı anlaşılıyor olsa da bunun da teknik olarak büyüme rakamını yukarıda tuttuğu görülüyor.

Harcama yöntemiyle milli gelire bakalım;

Hanehalkı tüketimi yıllık yüzde 4,8 arttı ancak çeyreklik artış yüzde 0,1’de kaldı. Talebin sıkılaşma adımlarıyla hız kestiği hissediliyor. Ama kimin talebi ve tüketimi? Zaten “program” dar ve sabit gelirliler üzerinde çalışıyor yıllardır. Yine de yüksek gelirlilerin ve servet transferinin etkisiyle doğan talebin baskılanması zor.

Devlet de harcamacı tarafta yerini aldı; yıllık bazda devletin nihai harcamaları yüzde 2,1 artarken, çeyreklik artış yüzde 3,3 oldu. “Kamuda tasarruf olmalı” derken, devletin harcamalarının artması büyük ikilemi ortaya koyuyor.

Asıl kırılganlık ihracatta. İhracat yıllık yüzde 12,7, çeyreklik yüzde 7,5 daralarak en zayıf halka oldu. Bu dengesizlik sebebiyle net dış ticaret, büyümeyi 2,5 puan aşağı çekti.

İhracattaki sorunlar yapısal nitelik taşıyor. Yüksek faiz, girdi maliyetlerindeki artış, kur baskısı, atıl kapasite ve dış talepteki durgunluk, hepsi bir arada etkisini gösterdi.

Nisan sonunda imalatçı ihracatçılar için kurumlar vergisi oranının yüzde 9’a, ihracatçılar için yüzde 14’e indirilmesi olumlu bir adım; ancak yapısal sorunlar gündemdeyken bu düzenlemenin etkisi sınırlı kalacak. Sanayinin dış rekabet gücü zayıfladıkça ihracat üzerindeki baskı artmaya devam edecek. Bu sürecin işsizliği yukarı taşıması kaçınılmaz görünüyor.

Program hedefiyle gerçek arasındaki makas açıklanamaz hale geldi. Talebin baskılanması ve kur kontrolüne dayanan mevcut program, enflasyonla mücadelede somut bir ilerleme sağlayamıyor. Öte yandan iç ve dış talebi belirgin şekilde soğuttuğu anlaşılıyor. “Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.