Türkiye’de sık sık karşılaştığımız ama yüksek sesle pek konuşulmayan bir gerçek vardır.
Firmalar büyüyor, ciro artıyor, personel sayısı çoğalıyor, şube sayısı genişliyor. Ama aynı hızla finansal ve yönetsel riskler de büyüyor.
Çünkü şirket büyüyor, zihniyet büyümüyor. En temel sorun tam da burada başlıyor.
Birçok firma hâlâ küçük işletme refleksiyle yönetiliyor. Kararlar veriye değil duyguya dayanıyor. Analiz yok, senaryo yok, planlama yok, bütçe yok, nakit akış projeksiyonu yok.
En önemlisi, kurumsal bir sistem yok.
Bugün hâlâ şu cümlelerle yönetilen pek çok şirketler var:
“Ben piyasayı bilirim.”
“Bu iş böyle yürür.”
“Babam da böyle yapardı.”
Oysa dünya bambaşka bir yere gidiyor. Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor.
Yapay zekâ; finans, satış, stok, tahsilat, risk yönetimi ve stratejik planlamada inanılmaz fırsatlar sunuyor. Veriyle yönetilen şirketler saniyeler içinde karar alabiliyor.
Bizde ise birçok firma hâlâ “hissedilen kârlılık” ile yol alıyor. Sonuç mu?
• Şirket kârlı görünüyor ama nakit yok.
• Satışlar artıyor ama tahsilat gecikiyor.
• Bilanço büyüyor ama özkaynak eriyor.
• Riskler fark edilmeden birikiyor.
• Kriz geldiğinde refleks verilemiyor.
Ve sonra o cümleyi duyuyoruz: “Bu kadar büyüdük, bu kadar mal mülk var, nasıl battık?”
Bir başka acı tablo da kuşak geçişlerinde karşımıza çıkıyor. Türkiye’de 3. kuşağa geçebilen firma oranı sadece %12.
Yani 100 şirketten 88’i ya dağılıyor, ya satılıyor ya da işlevsiz hale geliyor.
Sebep çok net: Kurumsallaşamayan, ölçemeyen, raporlamayan ve sistem kurmayan şirketler kişilere bağımlı kalıyor. Şirketin hafızası insanlarda oluyor, sistemlerde değil. O insanlar gidince şirket de savruluyor.
Artık şunu kabul etmek zorundayız:
• Şirketler sezgiyle değil veriyle yönetilmek zorundadır.
• Finans sadece muhasebe değildir, stratejik bir yönetim aracıdır.
• Büyüme, kontrolsüzse başarı değil riskin hızlanmasıdır.
• Yapay zekâ bir lüks değil, rekabetin ve ayakta kalmanın ön şartıdır.
• Kurumsallaşma ertelenebilecek bir konu değil, hayatta kalma meselesidir.
Bugün ayakta kalmak yetmez. Yarın da ayakta kalacak sistemi kurmak gerekir. Aksi halde şirketler büyümeye devam eder. Temeli güçlenmeden yükselen her yapı gibi, ilk sarsıntıda yıkılır.
Ben bunu şu örneğe benzetirim. 15 katlı bir bina için gerekli temeli atıyorsunuz ve inşaatı tamamlıyorsunuz. Yıllar sonra bu binanın üstüne bir 15 kat daha atmaya çalışıyorsunuz. Mevcut temel yapısı, yeni 15 katı taşıyabilir mi?
Maalesef çoğu şirketlerimizde böyle.
Bin bir zorluklarla kurulan, sermaye sıkıntısı çeken şirketler belli bir süre sonra başarılı oluyorlar. Ancak yapı büyüdükçe zihniyet hâla aynı zihniyet.
Bir mahallede bakkal işleten bir kişi, 50 mağazalık bir süpermarket büyüklüğüne ulaştığında hâla mahalle bakkalı zihniyetiyle bu yapıyı sağlıklı bir şekilde yönetebilir mi?
Soru artık şu değil “Ne kadar büyüdük?”
Asıl soru şu: Bu büyümeyi yönetecek aklı, veriyi ve sistemi gerçekten kurduk mu?
Ali COŞKUN-Finans Danışmanı
[email protected]