Connect with us

BANKA HABERLERİ

FORTUNE 500 Türkiye açıklandı

Fortune 500 Türkiye 2020 listesinde yer alan şirketlerin net satışları bir önceki yıla göre yüzde 6,3 artarak 1 trilyon 939 milyar TL’ye yükseldi.

Yayınlanma:

|

Fortune Dergisi Yayın Yönetmeni Şule Laleli, “Enerji Piyasaları İşletme AŞ (EPİAŞ), uzun yıllardır Fortune 500 Türkiye’nin bir numarası olan TÜPRAŞ’ı geçerek, zirvenin yeni sahibi oldu. 2020 yılında net satış gelirlerini bir önceki yıla göre yüzde 20,3 artırarak 105,8 milyar liraya çıkaran EPİAŞ, açık ara Fortune Türkiye 500 sıralamasının birincisi oldu.” dedi.

Fortune Türkiye ve CRIF Türkiye’nin 2008 yılından bu yana birlikte gerçekleştirdiği ve Türkiye’nin en büyük 500 şirketinin listelendiği “Fortune 500 Türkiye 2020 Araştırması”nın sonuçları, Fortune Dergisi Yayın Yönetmeni Şule Laleli, Fortune 500 Türkiye Editörü Ersan Taylan ve CRIF Analitik Birim Müdürü Yavuz Arsoy’un katıldığı toplantıda paylaşıldı.

Verilen bilgiye göre, Fortune 500 Türkiye 2020 listesinde finansal kurumlar ve holding şirketleri hariç, tüm sektörlerde faaliyet gösteren şirketler incelendi. Borsa İstanbul’da işlem gören, verilerini kamuoyu ile paylaşan şirketlerin bilgileri ilgili kaynaklardan, diğer şirketlerin bilgileri ise kendilerinden temin edildi.

Sonuçlara göre, Fortune 500 Türkiye 2020 listesinde yer alan şirketlerin net satışları bir önceki yıla göre yüzde 6,3 artarak 1 trilyon 939 milyar TL’ye yükseldi.

2018 yılında yüzde 31,8, 2019 yılında yüzde 14,9 artış göz önünde bulundurulduğunda 2020 yılında şirketlerin net satış gelirlerindeki artış hız keserken, Fortune 500 Türkiye şirketleri için 2020, son 10 yılda büyüme anlamında en düşük performansı gösterdikleri yıl oldu.

ÜFE ile arındırıldığında net satışlar reel olarak yüzde 15,1 düşerken, Fortune 500 Türkiye 2020 Araştırması, bu anlamda küresel salgın nedeniyle yaşanan belirsizlik ve arz-talepte yaşanan şokların, şirketler ekosisteminde yarattığı olumsuzluğu ortaya koyduğu açıklandı.

“Zirvenin yeni sahibi EPİAŞ oldu”

Toplantıda sonuçlara ilişkin bilgi veren Fortune Dergisi Yayın Yönetmeni Şule Laleli, bu yıl 14’üncüsü açıklanan, finansal kurumlar ve holding dışındaki tüm sektörleri kapsayan Fortune 500 Türkiye 2020 listesinde en önemli değişimin zirvede yaşandığını söyledi.

EPİAŞ’ın, uzun yıllardır Fortune 500 Türkiye’nin bir numarası olan TÜPRAŞ’ı geçerek, zirvenin yeni sahibi olduğunu aktaran Laleli, şunları kaydetti:

“2020 yılında net satış gelirlerini bir önceki yıla göre yüzde 20,3 artırarak 105,8 milyar liraya çıkaran EPİAŞ, açık ara Fortune Türkiye 500 sıralamasının birincisi oldu. EPİAŞ’ın Fortune 500’de yer alan şirketlerin toplam net satış gelirlerinden aldığı pay ise yüzde 5,5 oldu. Net satış gelirleri itibariyle zirveye çıkan EPİAŞ, 78,5 milyon TL Faiz ve Vergi Öncesi Kar (FVÖK) ile kar sıralamasında listede ancak 316’ıncı sırada yer alabildi. Petrol fiyatlarında yaşanan düşüşün ve talepte meydana gelen azalışın sonucu üretimdeki daralmanın etkisiyle 2020 yılında bir önceki yıla göre net satış gelirleri yüzde 29,4 düşerek 63,2 milyar lira olan TÜPRAŞ, Fortune 500 Türkiye-2020 listesinde ikinciliğe geriledi. 2020 yılında net satış gelirini bir önceki yıla göre yüzde 38 artırarak 55,5 milyar liraya çıkaran BİM, uzun yıllardır sürdürdüğü istikrarlı büyümeyle Türkiye’nin en büyük üçüncü şirketi olmayı başardı.

2020 yılında bir önceki yıla göre yüksek oranlı büyümenin yaşandığı otomotiv sektörünün önde gelen şirketlerinden Ford Otomotiv, bir önceki yıla göre net satış gelirlerini yüzde 26,1 artışla 49.5 milyar TL’ye çıkararak Fortune 500 Türkiye listesinde dördüncülüğe yükseldi. Pandemi nedeniyle küresel anlamda yaşanan seyahat kısıtlamalarından olumsuz etkilenen Türk Hava Yolları’nın 2020 yılında net satış gelirleri, bir önceki yıla göre yüzde 38,2 düştü. 46,5 milyar net satış geliri ile Türk Hava Yolları, Fortune 500 Türkiye-2020 sıralamasında, bir önceki yıla göre iki basamak düşerek beşinciliğe geriledi.”

Laleli, net satış gelirleri bir önceki yıla göre yüzde 18,6 düşüşle 43,7 milyar TL’ye gerileyen Petrol Ofisi’nin de iki basamak düşerek Fortune 500 Türkiye 2020 listesine altıncı sıradan girdiğine işaret ederek, Ahlatçı Kuyumculuk’un 41,5 milyar TL net satış geliriyle yedinci sırada, Arçelik’in 40,9 milyar TL ile sekizinci sırada, bir önceki yıl beşinci sırada olan Opet’in ise 38,6 milyar TL net satış geliriyle listede dokuzuncu sırada yer aldığını bildirdi.

Net satış gelirlerini bir önceki yıla göre yüzde 16,7 artırarak 32 milyar liraya çıkaran Erdemir’in ise Fortune 500 Türkiye-2020 listesine, onuncu sırada girmeyi başardığının altını çizen Laleli, Fortune 500 Türkiye sıralamasında yer alan ilk 10 şirketin, 517,2 milyar TL net satış geliri ile toplam satışların yüzde 26,7’sini gerçekleştirdiğini dile getirdi.

1 milyar TL’nin üzerinde net satış geliri olan şirket sayısı 353’e çıktı

Açıklanan sonuçlara göre, Fortune 500 Türkiye-2019 listesinde 323 olan 1 milyar TL’nin üzerinde net satış gelirine sahip şirket sayısı, Fortune 500 Türkiye 2020 listesinde 353’e çıktı.

Net satış gelirleri 10 milyar TL’nin üzerinde olan şirket sayısı ise 33’ten, 37’ye yükseldi.

Listede, 500’üncü, yani en son sırada yer alan şirketin net satışları 629,3 milyon olarak gerçekleşirken, Fortune 500 Türkiye Araştırması’nın açıklandığı 2008 yılından itibaren bakıldığında listeye giriş çıtasının her yıl yükseldiği görüldü.

Diğer yandan Fortune 500 Türkiye listesinde yer alan şirketlerin, Türkiye’nin GSYH’si içindeki payı da yüzde 42,6’dan yüzde 38,4’e geriledi.

THY, 2020 yılında da liderliği bırakmadı

Fortune 500 Türkiye şirketlerinin toplam ihracatı, 2020 yılında bir önceki yıla göre, TL bazında yüzde 8,7 düşerek 471 milyar lira düzeyinde gerçekleşti.

İhracat dolar bazında ise bir önceki yıla göre yüzde 26,1 azalarak 67,2 milyar dolara gerilerken, Fortune 500 Türkiye sıralamasında yer alan şirketlerin 388’i ihracat yaptı.

Fortune 500 Türkiye’de yer alan şirketlerin net satışlarının yüzde 75,7’si iç satışlardan oluşurken, ihracatın payı yüzde 24,3’e geriledi.

Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 32,9’u Fortune 500 Türkiye şirketleri tarafından gerçekleştirilirken, Fortune 500 Türkiye ihracat listesinin uzun bir zamandan beri lideri olan THY, 2020 yılında da liderliği bırakmadı.

Ford Otomotiv en fazla ihracat gerçekleştiren ikinci şirket olurken, Fortune 500 Türkiye sıralamasında Arçelik üçüncü, RC Rönesans dördüncü ve Anadolu Efes beşinci oldu.

Fortune 500 Türkiye şirketlerinden 407’si kar, 93’ü zarar açıkladı

Fortune 500 Türkiye 2020 listesinde yer alan şirketlerin, net satış gelirlerinde bir önceki yıla göre reel olarak gerilemenin yanında karda da düşüş gözlendi.

Listedeki şirketlerin toplam net karı, geçen yıla göre yüzde 15 düşerek 66,4 milyar TL’ye geriledi.

Şirketlerin esas faaliyet karları yüzde 14,6 artmasına rağmen, döviz kurlarında yaşanan artışın da etkisiyle finansman giderlerinde gerçekleşen yüzde 31,2 artış net karı olumsuz etkilerken, Fortune 500 Türkiye şirketlerinin net satış karlılığı, 2019 yılında yüzde 4,28 iken 2020 yılında yüzde 3,42 seviyesinde gerçekleşti.

2019 yılında yüzde 11,73 olan öz kaynak karlılığı ise 2020 yılında yüzde 8,27’ye düştü. Fortune 500 Türkiye şirketlerinden 407’si kar, 93’ü zarar açıkladı.

Fortune 500 Türkiye listesinde BİM, 60 bin 663 çalışanı ile istihdamda ilk sırada yer aldı

Fortune 500 listesindeki şirketlerin, 2019 yılında 1 milyon 351 bin olan istihdam sağladığı kişi sayısı, 2020 yılında 1 milyon 278 bin kişiye geriledi.

Fortune 500 Türkiye listesinde BİM, 60 bin 663 çalışanı ile istihdamda ilk sırada yer aldı. RC Rönesans İnşaat Taahhüt 50 bin 794 çalışanıyla ikinci sırada yer alırken, 38 bin 458 çalışanı ile Migros Fortune 500 Türkiye listesinde en fazla istihdam sağlayan üçüncü şirket oldu.

Bu yılki listede 99 Borsa İstanbul şirketi yer alırken, söz konusu şirketler Fortune 500 Türkiye listesinin sadece beşte birini oluşturdu.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.

Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme

Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.

Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.

Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı

Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.

Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.

Bankacılık sektörünü ne bekliyor?

Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.

Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.

Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ?

Yayınlanma:

|

Yazan:

BANKALAR ÇALIŞANLARIN MAAŞ REKABETİNİ Mİ SINIRLADI?

Bankavitrini.com | Bankacılık ve Finans Analizi

Akbank, Rekabet Kurulu tarafından yürütülen iş gücü piyasasına yönelik soruşturmanın uzlaşmayla sonuçlandırılması kapsamında 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL idari para cezası ödeyecek. Peki, Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri neden bu kadar yüksek bir ceza ile karşı karşıya kaldı? Soruşturmanın arkasında hangi iddialar bulunuyor? Bu olay, bankacılık sektöründe çalışanların ücretlerini ve iş değiştirme özgürlüğünü nasıl etkileyebilir?

CEZA KREDİ VE MEVDUAT FAİZLERİYLE İLGİLİ DEĞİL

Akbank’a verilen cezanın konusu, bankanın müşterilerine uyguladığı kredi faizleri veya mevduat oranları değil. Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihinde duyurduğu soruşturma, bankacılık, sigortacılık ve bilişim teknolojileri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin iş gücü piyasasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalarını inceliyor.

Rekabet Kurumu, aralarında Akbank’ın da bulunduğu 26 teşebbüs hakkında çalışan ayartmama anlaşmaları ve/veya iş gücü piyasasına yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımı iddiaları kapsamında soruşturma başlatmıştı.

Akbank, 12 Ekim 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında, Rekabet Kurulu’nun 26-30/899-383 sayılı kararı doğrultusunda soruşturmanın banka bakımından uzlaşmayla sonuçlandırıldığını bildirdi.

Açıklanan idari para cezası 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL oldu.

ÇALIŞAN AYARTMAMA ANLAŞMASI NE DEMEK?

Soruşturmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, şirketlerin birbirlerinin çalışanlarını işe almamak veya çalışan transferlerini kısıtlamak konusunda anlaşmış olabileceği iddiası.

Örneğin aynı sektörde faaliyet gösteren iki banka düşünelim. Bu bankaların birbirlerinin çalışanlarına iş teklifi yapmamak ya da çalışan transferlerini sınırlandırmak konusunda anlaşmaları, iş gücü piyasasındaki rekabeti bozabilecek uygulamalar arasında değerlendirilebilir.

Böyle bir durumda çalışan, yalnızca mevcut işvereninin ücret politikasıyla karşı karşıya kalmaz. Rakip bankaların daha yüksek ücret veya daha iyi çalışma koşulları sunmasıyla ortaya çıkabilecek alternatifler de daralabilir.

Oysa rekabetçi bir iş gücü piyasasında bankalar nitelikli çalışanları bünyelerine katabilmek için ücret, prim, yan haklar, kariyer olanakları ve çalışma koşulları üzerinden birbirleriyle yarışır.

Bu rekabetin kısıtlanması, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.

Ancak önemli bir ayrıntı var: Rekabet Kurumu’nun soruşturma duyurusu, bu tür uygulamalara ilişkin iddiaların araştırıldığını gösteriyor. Akbank’ın hangi somut davranışının cezaya esas alındığına ilişkin ayrıntılar, bankanın KAP açıklamasında yer almıyor.

MAAŞ BİLGİLERİNİN PAYLAŞILMASI NEDEN SORUN OLABİLİR?

Soruşturmanın ikinci önemli boyutu, iş gücü piyasasında rekabete hassas bilgilerin paylaşılması iddiası.

Çalışan ücretleri, maaş artışları, işe alım koşulları ve gelecekteki istihdam planları gibi bilgiler, şirketlerin birbirleriyle rekabet etme biçimini etkileyebilir.

Örneğin rakip işverenlerin gelecekteki ücret artışlarına ilişkin hassas bilgileri paylaşması, ücret politikalarının bağımsız biçimde belirlenmesini zayıflatabilir. İşverenler arasındaki rekabetin azalması da çalışanların daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etme olanaklarını olumsuz etkileyebilir.

Buradaki temel mesele, şirketlerin insan kaynakları alanında her türlü bilgi alışverişinin yasak olması değil. Rekabeti kısıtlayabilecek nitelikteki anlaşmalar ve bilgi paylaşımlarının, somut koşullar çerçevesinde rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesidir.

AKBANK BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?

Bu sorunun kesin yanıtını verebilmek için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki somut tespitlerin görülmesi gerekir. Bankanın kamuya açık KAP açıklaması, cezanın arkasındaki yönetimsel motivasyonu veya belirli bir uygulamanın nedenini açıklamıyor.

Bununla birlikte, çalışan transferlerini sınırlandıran veya ücret rekabetini zayıflatan uygulamaların işverenler açısından olası ekonomik motivasyonları bulunuyor.

Birincisi, personel maliyetlerini kontrol altında tutmak. Bankacılık sektöründe deneyimli çalışanların ücretleri, primleri ve yan hakları önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. İşverenler arasındaki ücret rekabetinin zayıflaması, ücret artışı baskısını azaltabilecek bir sonuç doğurabilir.

İkincisi, nitelikli personeli elde tutmak. Deneyimli bankacılar, risk yönetimi uzmanları, yazılım çalışanları ve yöneticiler, rakip kuruluşlar açısından değerli insan kaynağıdır. Çalışan hareketlerini kısıtlayan anlaşmalar, işverenler açısından personel kaybını azaltıyor gibi görünse de rekabet hukuku bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.

Üçüncüsü, insan kaynakları maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlamak. Bankalar ücret artışlarını ve işe alım maliyetlerini yönetmek ister. Ancak bu amaç, rakiplerle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yapılmasını hukuken meşru hâle getirmez.

Bunlar olası ekonomik açıklamalardır; Akbank’ın bu amaçlarla hareket ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez.

BU BİR İŞ HUKUKU İHLALİ Mİ?

Burada iki ayrı hukuk alanını birbirinden ayırmak gerekiyor.

İş hukuku; işçinin ücreti, iş sözleşmesi, çalışma koşulları, kıdem ve ihbar tazminatı gibi konuları düzenler.

Rekabet hukuku ise şirketlerin piyasalarda rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmalarını ve davranışlarını denetler.

Akbank’a ilişkin soruşturmanın hukuki dayanağı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında iş gücü piyasasındaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığının incelenmesidir.

Dolayısıyla bu olay, doğrudan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi veya kıdem tazminatı haklarının ihlali nedeniyle verilen bir iş hukuku cezası değildir.

Bununla birlikte, işverenler arasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalar çalışanların iş değiştirme ve ücret pazarlığı imkânlarını etkileyebildiğinden, konu çalışma hayatı açısından da önem taşıyor.

AKBANK NEDEN UZLAŞMAYI KABUL ETTİ?

Akbank’ın KAP açıklamasında, soruşturmanın Rekabet Kurulu kararı doğrultusunda uzlaşma usulüyle sonuçlandırıldığı bildirildi.

Rekabet hukukunda uzlaşma, soruşturmanın kanunda belirlenen koşullar çerçevesinde sonuçlandırılmasına imkân veren bir yöntemdir. Bu yol, sürecin daha kısa sürede tamamlanması ve hukuki belirsizliğin azaltılması gibi avantajlar sağlayabilir.

Ancak Akbank’ın uzlaşmayı hangi özel gerekçelerle tercih ettiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bankanın uzlaşma kararını hangi yönetimsel veya hukuki değerlendirmelerle aldığı konusunda kesin bir neden ileri sürmek doğru olmaz.

BANKACILIK SEKTÖRÜNDE NE DEĞİŞEBİLİR?

Bu soruşturmanın önemi yalnızca Akbank’ın ödeyeceği para cezasıyla sınırlı değil.

Bankalar ve diğer finans kuruluşları açısından insan kaynakları uygulamalarının da rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi, sektörde yeni bir hassasiyet alanı oluşturuyor.

Özellikle şu konuların önem kazanması beklenebilir:

  • Rakip kuruluşların çalışanlarını işe almama yönünde anlaşmalardan kaçınılması.
  • Ücret politikaları ve gelecekteki maaş artışları gibi rekabete hassas bilgilerin paylaşımının dikkatle değerlendirilmesi.
  • İnsan kaynakları toplantılarında ve sektör içi görüşmelerde rekabet hukuku kurallarına uyumun güçlendirilmesi.
  • Çalışanların iş değiştirme ve daha iyi çalışma koşulları için pazarlık yapma imkânlarının korunması.

Bunun çalışanların ücretlerine doğrudan ne ölçüde yansıyacağı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.

SONUÇ: MESELE SADECE 1,7 MİLYAR TL DEĞİL

Akbank’a açıklanan 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL’lik idari para cezası, iş gücü piyasasındaki rekabetin de bankacılık sektöründe ciddi bir denetim konusu olduğunu gösteriyor.

Çalışanların serbestçe iş değiştirebilmesi, işverenlerin nitelikli personel için rekabet etmesi ve ücretlerin bağımsız piyasa koşullarında belirlenmesi, rekabetçi bir iş gücü piyasasının temel unsurları arasında yer alıyor.

Burada asıl yanıtlanması gereken soru şu: Bankalar müşterilerine kredi ve mevduat ürünleri sunarken rekabet etmek zorundayken, çalışanları işe alma ve ücret belirleme konusunda da aynı rekabet anlayışıyla hareket ediyor mu?

Bu sorunun Akbank özelindeki somut yanıtı için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki tespitlerin incelenmesi gerekiyor. Ancak olayın kendisi, bankacılık sektöründe rekabet hukukunun yalnızca müşteri ve ürün piyasalarıyla sınırlı olmadığını, çalışma hayatına da uzandığını ortaya koyuyor.

Kaynaklar: Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihli soruşturma duyurusu; Akbank’ın 12 Ekim 2026 tarihli KAP açıklaması.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.