Connect with us

GÜNCEL

Hobi Bahçelerine Fren: Tarım Toprağında Yeni Rejim

Yayınlanma:

|

4 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan “Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılması Hakkında Yönetmelik”, Türkiye’de tarım toprağının korunmasına ilişkin çerçeveyi yeniden sıkılaştırdı. Düzenleme; tarım arazilerinin sınıflandırılması, planlı kullanımı, tarım dışı kullanıma verilecek izinler, toprak koruma projeleri ve denetim mekanizmasını daha net hale getirirken, özellikle hobi bahçeleri, bağ evi-bungalov tipi kaçak yapılaşma ve tarım arazilerinin fiilen imara açılması tartışmalarını yeniden gündemin merkezine taşıdı.

Düzenlemenin özü: Toprak artık sadece mülkiyet değil, stratejik varlık

Yönetmelik, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu zemininde hazırlanırken; toprağın korunması, geliştirilmesi, tarım arazilerinin sınıflandırılması ve çevre öncelikli sürdürülebilir kullanımının sağlanmasını hedefleyen ana çerçeveyi uygulama düzeyinde sertleştiriyor. Kanunun mantığı zaten yıllardır tarım arazilerinin küçülmesini, bölünmesini ve amaç dışı kullanımını frenlemekti; yeni metin ise bu yaklaşımı daha uygulanabilir ve daha yaptırımlı hale getiriyor.

Yeni dönemde en dikkat çekici başlıklardan biri, uygun arazi kullanım planlarının (AKUP) öne çıkarılması oldu. Anadolu Ajansı’nın aktardığına göre, Bakanlık toprağın niteliğini esas alan arazi kullanım planları hazırlayacak; yani hangi toprağın ne amaçla kullanılacağı daha kurumsal ve veri temelli bir sisteme bağlanacak. Bu yaklaşım, yalnızca tarımsal verimlilik açısından değil, şehirleşme baskısı ve yatırım kararlarının yönlendirilmesi açısından da önemli bir kırılma yaratabilir.

Tarım dışı kullanımda çıta yükseliyor

Yeni düzenlemenin pratikte en sert etkisi, tarım arazilerinin tarım dışı amaçlarla kullanımında hissedilecek. Tarımsal amaçlı yapılarda ve tarım dışı arazi kullanımlarında izin alınması ve toprak koruma projelerine uyulması zorunlu hale gelirken, izinsiz yapılaşmalar için daha doğrudan bir müdahale mekanizması kuruluyor. Anadolu Ajansı’nın haberine göre, izinsiz yapıların yıkılması ve arazinin yeniden tarımsal üretime uygun hale getirilmesi belediyelere veya il özel idarelerine bildirilecek; ilgili idare de bir ay içinde yıkımı yapmakla yükümlü olacak.

Bu hüküm, yıllardır gri alanda büyüyen “hobi bahçesi” ekonomisi açısından kritik. Son dönemde basına yansıyan haberlerde de yeni düzenlemenin özellikle tarım arazilerini bölerek küçük parseller halinde satışa sunan ve ardından bu alanlarda bağ evi, bungalov veya benzeri yapılar oluşturan modele karşı daha sert bir devlet refleksi oluşturduğu vurgulanıyor.

Sadece yönetmelik değil, daha geniş bir sıkılaşmanın parçası

Burada dikkat çekici nokta şu: 4 Nisan’daki yönetmelik tek başına okunmamalı. Çünkü TBMM’de de Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi mart ayında gündeme alındı. TBMM kayıtlarına göre teklif 12 Mart 2026’da Başkanlığa sunuldu. Basına yansıyan komisyon görüşmelerinde ise tarım arazilerinin “hobi bahçesi” adı altında parçalanmasının önlenmesi, izinsiz yapılaşmaya yönelik idari yaptırımların artırılması ve tarım arazilerinin izinsiz bölünmesinin daha sert şekilde engellenmesi hedefleniyor.

Yani tablo net: Ankara, yalnızca mevzuat diliyle bir güncelleme yapmıyor; aynı zamanda uygulama, denetim ve yaptırım zincirini de güçlendirmeye hazırlanıyor. Bu yüzden yeni yönetmelik, önümüzdeki dönemde gelebilecek daha kapsamlı yasal sıkılaşmanın ön habercisi gibi okunmalı.

Piyasaya ve yatırımcıya mesaj ne?

Bu düzenleme ilk bakışta bir tarım mevzuatı gibi görünse de, aslında gayrimenkul, enerji, sanayi, kırsal turizm ve bankacılık-finans açısından da sonuç doğuracak.

Öncelikle arsa spekülasyonu tarafında yeni bir baskı oluşabilir. Tarım arazisinin “yarın imara açılır”, “kaçak yapı bir şekilde kalır”, “küçük parsel yapılıp satılır” mantığıyla pazarlanması artık daha riskli hale geliyor. Çünkü düzenleme, tarım dışı kullanım alanını daha izlenebilir ve geri dönüşü zor hale getiriyor. Bu da özellikle şehir çeperlerinde tarla fiyatlamalarında yeni bir ayrışma yaratabilir. Gerçek tarımsal kullanım değeri ile spekülatif beklenti değeri arasındaki farkın yeniden fiyatlanması şaşırtıcı olmaz. Bu değerlendirme, yönetmeliğin hükümleri ile TBMM’deki teklifin birlikte okunmasına dayalı bir çıkarımdır.

İkinci olarak, kırsal yapılaşma ve hafta sonu yaşamı pazarı etkilenebilir. Hobi bahçesi, bağ evi, tiny house, bungalov gibi alanlarda son yıllarda büyüyen kayıt dışı veya yarı-gri ekonomi, daha yüksek hukuki riskle karşı karşıya kalabilir. Özellikle satış vaadiyle pazarlanan küçük parsellerde yatırım yapan bireyler için tapu, yapı ruhsatı, kullanım izni ve yıkım riski daha önemli hale gelecek.

Üçüncü olarak, kurumsal yatırımcılar açısından arazi seçimi daha kritik bir başlık olacak. Sanayi tesisi, enerji yatırımı, lojistik depo veya kırsal turizm yatırımı planlayan şirketler için “arsa bulduk, sonra izin alırız” devri zayıflıyor. Uygun arazi kullanım planlaması mantığı güçlendikçe, projenin finansman öncesi fizibilitesinde toprak sınıfı, tarım dışı kullanım uygunluğu ve kamu yararı değerlendirmesi daha fazla ağırlık kazanacak.

Bankacılık sektörü açısından neden önemli?

Bankavitrini perspektifinden bakıldığında bu düzenleme, özellikle teminat yapısı ve proje finansmanı riski açısından dikkat çekici.

Bankalar yıllardır tarla, arazi ve kırsal gayrimenkulleri teminat olarak alıyor. Ancak teminatın hukuki kullanılabilirliği ile piyasa değeri her zaman aynı şey değil. Eğer bir arazi üzerinde izinsiz yapılaşma varsa veya tarım dışı kullanım beklentisiyle fiyatlanmışsa, yeni düzenleme bu tür varlıkların likidasyon değerini aşağı çekebilir. Başka bir ifadeyle; “kağıt üzerinde değerli görünen” bazı kırsal varlıklar, hukuki sıkılaşma sonrası banka bilançolarında daha temkinli değerlendirilmek zorunda kalabilir. Bu yorum, yeni yaptırım ve kullanım çerçevesinin teminat riski üzerindeki olası etkisine dair analitik bir çıkarımdır.

Aynı zamanda, tarımsal üretime gerçekten uygun ve yasal zemini sağlam araziler için bunun tersi bir etki de görülebilir. Mevzuat netleştikçe, hukuken temiz, tarımsal niteliği güçlü, planlı kullanım kapsamındaki arazilerin teminat kalitesi görece artabilir. Bu da özellikle tarım kredileri, kırsal kalkınma finansmanı ve gıda arz zinciri yatırımlarında daha seçici ama daha sağlıklı bir kredi mimarisi yaratabilir. Bu da yine düzenlemenin piyasa etkisine ilişkin bir çıkarımdır.

Esas mesele: Türkiye gıda güvenliği eksenine geri dönüyor

Bu düzenleme sadece “kaçak yapıları yıkalım” meselesi değil. Daha büyük resimde Türkiye, tarım toprağını yeniden stratejik üretim altyapısı olarak tanımlıyor. İklim baskısı, kuraklık riski, gıda enflasyonu, şehirleşme ve spekülatif arazi kullanımı birlikte düşünüldüğünde; tarım arazisinin korunması artık romantik bir çevre başlığı değil, doğrudan ekonomik güvenlik konusu. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın önceki performans ve faaliyet dokümanlarında da AKUP çalışmalarının ve il arazi kullanım planlarının öne çıkarılması, bu yönelimin yeni olmadığını; ancak 2026 itibarıyla daha görünür ve daha zorlayıcı hale geldiğini gösteriyor.

Sonuç

4 Nisan 2026 tarihli yeni yönetmelik, tarım arazileri konusunda uzun süredir dağınık ilerleyen uygulamayı daha sert, daha planlı ve daha denetlenebilir bir zemine çekiyor. En net mesaj şu: Tarım toprağı artık “boş bekleyen arazi” gibi görülemeyecek. Hobi bahçesi furyası, kaçak kırsal yapılaşma ve spekülatif parsel satışları açısından risk büyürken; gerçek tarımsal kullanım, planlı yatırım ve hukuki netlik öne çıkıyor.

Bu adımın piyasadaki asıl etkisi ise önümüzdeki aylarda görülecek:
Tarla mı, arsa mı, yatırım mı, üretim mi?
Ankara’nın cevabı giderek daha net hale geliyor: Önce üretim, önce toprak koruması.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

SPK’dan 2 yıl işlem yasağı alan Tayfun Bayazıt, Sabancı Holding’den istifa etti

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturması ve Manas Enerji hisselerinde gerçekleştirilen işlemler nedeniyle gündeme gelen deneyimli bankacı Tayfun Bayazıt, Hacı Ömer Sabancı Holding Bağımsız Yönetim Kurulu Üyeliği görevinden ayrıldı. Bayazıt’ın istifasının ardından boşalan Denetim Komitesi üyeliğine ve Riskin Erken Saptanması Komitesi başkanlığına Mehmet Kahya atandı.

Hacı Ömer Sabancı Holding, Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yaptığı açıklamada, Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Tayfun Bayazıt’ın kendi isteğiyle görevinden ayrıldığını duyurdu.

Şirket açıklamasında, boşalan bağımsız yönetim kurulu üyeliğine ilişkin sürecin Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) Kurumsal Yönetim Tebliği hükümleri doğrultusunda yürütüleceği belirtildi.

İstifayla birlikte Sabancı Holding bünyesindeki iki önemli komitede de görev değişikliği gerçekleşti. 30 Ekim 2026 tarihi itibarıyla Mehmet Kahya, Bayazıt’ın boşalttığı Denetim Komitesi üyeliğine ve Riskin Erken Saptanması Komitesi başkanlığına atandı.

SPK’nın iki yıllık işlem yasağı kararı istifaların öncesinde geldi

Tayfun Bayazıt’ın istifası, SPK’nın 27 Ekim 2026 tarihli 2026/77 sayılı bülteninde yer alan yaptırım kararının ardından geldi.

SPK, Manas Enerji Yönetimi Sanayi ve Ticaret AŞ (MANAS) pay piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin inceleme sonucunda, aralarında Tayfun Bayazıt’ın da bulunduğu kişi ve kuruluşlara Borsa İstanbul ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda iki yıl süreyle işlem yapma yasağı uygulanmasına karar verdi.

Karar, Sermaye Piyasası Kanunu’nun 101’inci maddesi ile Bilgi Suistimali ve Piyasa Dolandırıcılığı İncelemelerinde Uygulanacak Tedbirler Tebliği kapsamında alındı.

SPK bülteninde ayrıca MANAS pay piyasasındaki işlemler nedeniyle bazı kişiler hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği açıklandı. Ancak Tayfun Bayazıt’ın isminin işlem yasağı listesinde yer alması, tek başına hakkında kesinleşmiş bir suç veya mahkûmiyet kararı bulunduğu anlamına gelmiyor.

Adel Kalemcilik’ten de ayrıldı

Bayazıt’ın görevden ayrıldığı şirket yalnızca Sabancı Holding olmadı. 30 Ekim 2026 tarihinde Adel Kalemcilik de KAP’a yaptığı açıklamada Bayazıt’ın bağımsız yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğini duyurdu.

Adel Kalemcilik, boşalan üyelik için SPK’nın Kurumsal Yönetim Tebliği kapsamında yeni bağımsız yönetim kurulu adayı belirleme çalışmalarının başlatıldığını bildirdi.

Bankacılık sektörünün tanınmış isimlerinden biriydi

Tayfun Bayazıt, Türkiye bankacılık sektöründe uzun yıllar üst düzey yöneticilik yapmış isimler arasında yer alıyor. Citibank ile başlayan kariyerinde İnterbank, Dışbank, Fortis Türkiye ve Yapı Kredi gibi kurumlarda önemli görevler üstlendi. Yapı Kredi’de genel müdürlük ve yönetim kurulu başkanlığı da yaptı.

Önemli ayrıntı: Sabancı Holding’in KAP açıklamasında Bayazıt’ın istifa gerekçesi olarak yalnızca kendi isteğiyle görevinden ayrıldığı belirtiliyor. İstifanın SPK’nın işlem yasağı kararıyla bağlantılı olduğuna ilişkin şirket tarafından yapılmış bir açıklama bulunmuyor.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Vakıf Faktoring A.Ş.’den İstikrarlı Büyüme

Aktif Büyüklüğü %78 Artışla 53,6 Milyar TL’ye Ulaştı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye’de ticari hayatın köklü finansal paydaşlarından Vakıf Faktoring, 2026 yılının ilk 9 ayında aktif büyüklüğünü geçen yılın aynı dönemine göre %78 artırarak 53,6 milyar TL’ye, net kârını ise %25 artışla 1,76 milyar TL seviyesine yükseltti.

VakıfBank’ın köklü kurumsal çatısı altında 1998 yılından bu yana faaliyet gösteren ve çeyrek asrı aşan tecrübesiyle her ölçekten işletmenin çözüm ortağı olan Vakıf Faktoring; yenilikçi hizmet anlayışı ve yaygın erişim ağıyla ticaretin sürdürülebilirliğine güç katmaya devam ediyor.

Reel sektörün finansmana erişiminde kritik bir rol üstlenen Vakıf Faktoring, 2026 yılının üçüncü çeyreğine ilişkin finansal sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Yılın ilk 9 ayında dengeli ve sürdürülebilir büyüme grafiğini koruyan şirket, sağlam bilanço yapısıyla piyasaya kesintisiz nakit akışı sunmayı sürdürdü. Eylül sonu itibarıyla aktif büyüklüğünü geçen yılın aynı dönemine kıyasla %78 oranında artıran VakıfFaktoring, toplam aktiflerini 53,6 milyar TL seviyesine taşıdı. Operasyonel performansını finansal göstergelerine de yansıtan şirket, net dönem kârını ise yıllık bazda %25 artışla 1,76 milyar TL’ye ulaştırdı.

Üretimin, ihracatın ve istihdamın devamlılığına katkı sağlıyoruz
2026’nın ilk 9 aylık finansal sonuçlarını değerlendiren Vakıf Faktoring Genel Müdürü Akgün KOÇ, piyasa dinamiklerine doğru zamanda, doğru çözümlerle yanıt verdiklerini belirterek şunları söyledi:

“53,6 milyar TL’lik aktif büyüklüğümüz, reel sektörün ihtiyaçlarına dinamik bir şekilde cevap verme kararlılığımızın en somut göstergesidir. Özellikle bankacılık sektöründe kredi koşullarının sıkılaşması ve ticari kredi büyümesine yönelik sınırlamaların öne çıktığı dönemlerde, işletmelerimiz için finansmana hızlı ve güvenli erişim hayati bir önem taşıyor. Biz de Vakıf Faktoring olarak, tüm ticari paydaşlarımızın yanında yer alıyor; sağladığımız likiditeyle üretimin, ihracatın ve istihdam zincirinin aksamadan devam etmesine katkı sunuyoruz.”

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

TASFİYE FONLARI: Suçtan elde edilen malvarlığı değerleri yatırımcılara dönebilecek

Yayınlanma:

|

Yazan:

SPK’nın tasfiye kararı verdiği bazı yatırım fonlarının zararlarının geri alınması ve yatırımcılara ödeme yapılması için özel kanun çıkarıldı. 7596 sayılı Kanun ile fon malvarlığından hukuka aykırı çıkarılan değerlerin izlenmesi, sorumluların şahsi malvarlıklarından tahsilat yapılması ve yatırımcılara ara ödeme imkânı getirilmesi düzenlendi. Ara ödemelerde yatırımcı başına 1 milyon TL üst sınırı öngörülürken, ödemeler fonların mevcut kaynakları ve kanunda belirtilen şartlarla sınırlandırıldı.

Sermaye piyasalarında yatırımcıların korunması ve tasfiyesine karar verilen bazı yatırım fonlarındaki kayıpların geri kazanılması amacıyla hazırlanan 7596 sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun, 27 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.

22 Ekim 2026 tarihinde kabul edilen Kanun, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen ve Kanun’un yayımlandığı tarihte tasfiyesi tamamlanmamış yatırım fonlarını kapsıyor.

Düzenleme; fon varlıklarının korunması, hukuka aykırı işlemlerle fon dışına çıkarılan değerlerin geri kazanılması, zarardan sorumlu kişi ve kuruluşlardan tahsilat yapılması ve elde edilen kaynakların yatırımcılara dağıtılması için özel bir hukuki çerçeve oluşturuyor.

Kanun, diğer yatırım fonları için genel ve sürekli bir tasfiye rejimi getirmiyor.

Fon zararlarından kim sorumlu olacak?

Kanunun en dikkat çekici hükümlerinden biri, fon malvarlığından hukuka aykırı biçimde çıkarılan değerler nedeniyle doğan zararların kimlerden tahsil edileceğini açıkça düzenlemesi.

Karşılıksız veya muvazaalı işlemlerle fon kaynaklarının ilişkili taraflara, hâkim ortaklara, yöneticilere ya da bunların kontrolündeki kişi ve kuruluşlara aktarılması; gerçek bir ekonomik amacı bulunmayan kredi, borç, avans, teminat, devir, alım-satım, repo ve benzeri işlemler kapsamında değerlendirilebilecek.

Bu işlemlerle fonun zarara uğratıldığının belirlenmesi hâlinde, öncelikle fonun kurucusu veya yöneticisi olan portföy yönetim şirketi sorumlu tutulacak.

Zararın portföy yönetim şirketinden tamamen veya kısmen tahsil edilememesi ya da tahsil edilemeyeceğinin açıkça anlaşılması durumunda ise SPK tarafından sorumluluğu belirlenen gerçek ve tüzel kişilerin şahsi sorumluluğuna gidilebilecek.

Yöneticilerin veya diğer sorumlu kişilerin görevlerinden ayrılmış olması da görev yaptıkları dönemde gerçekleştirdikleri işlem ve kararlardan doğan sorumluluklarını ortadan kaldırmayacak.

TMSF tahsilat ve takip işlemlerini yürütecek

Kanun kapsamında SPK, tasfiye işlemleri ile denetim ve inceleme sonuçlarını dikkate alarak her bir fon bakımından zarar tutarını, sorumlu kişileri ve sorumluluk miktarlarını belirleyerek Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) bildirecek.

TMSF, bildirimin ardından 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında tahsilat ve takip işlemlerini başlatabilecek.

Bu çerçevede, fon zararlarının sorumluların malvarlıklarından geri kazanılması için özel tahsilat mekanizması oluşturuluyor. Kanun kapsamında açılacak davalarda İstanbul idare mahkemeleri yetkili olacak.

Yatırımcılara 1 milyon TL’ye kadar ara ödeme yapılabilecek

Düzenlemenin yatırımcılar açısından en önemli başlıklarından biri de ara ödeme mekanizması.

Fon varlıklarının nakde çevrilmesi sonucunda elde edilen dağıtılabilir tutarın, yatırımcıların ilgili hesaplamaya göre hak kazandıkları toplam tutarı karşılamaya yetmemesi durumunda, SPK’nın belirleyeceği fonlarda ara ödeme yapılabilecek.

Kanuna göre:

  • Net yatırım tutarı 1 milyon TL’nin altında olan yatırımcılara, hesaplanan net yatırım tutarını aşmamak kaydıyla ara ödeme yapılabilecek.
  • Net yatırım tutarı 1 milyon TL ve üzerinde olan yatırımcılar için ara ödeme üst sınırı 1 milyon TL olacak.
  • Para piyasası niteliğindeki fonlar hariç olmak üzere, ara ödeme tutarı yatırımcının hesabındaki katılma paylarının önceki gün sonu değerini aşamayacak.
  • Dağıtılabilir kaynakların yetersiz olması hâlinde SPK, ödeme sıralamasını ve asgari ara ödeme tutarını belirleyebilecek.

Ara ödeme sırasında yatırımcının katılma payları iade edilmiş sayılmayacak. Katılma payları, nihai tasfiye ödemeleri sırasında iade edilecek.

Önemli ayrıntı: Kanunda belirtilen 1 milyon TL, her yatırımcıya koşulsuz ve kesin olarak ödenecek bir tutar değil, ara ödeme için öngörülen üst sınırdır. Gerçek ödeme; fonun kaynaklarına, yatırımcının hesaplanan hak sahipliğine ve SPK’nın belirleyeceği uygulama esaslarına bağlı olacak.

Yatırımcıların net yatırım tutarı nasıl hesaplanacak?

Kanun, fon malvarlığının yatırımcıların hesaplanan haklarını karşılamaya yetmemesi hâlinde kullanılacak net yatırım tutarı hesaplamasını da düzenliyor.

Bu hesaplamada yatırımcının fona fiilen yaptığı nakit girişleri ve fondan aldığı nakit çıkışları esas alınacak. Giriş ve çıkış tutarlarına, tasfiye tarihine kadar açıklanan tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile yurt içi üretici fiyat endeksindeki (Yİ-ÜFE) değişim oranlarının aritmetik ortalaması üzerinden, kıstelyevm yöntemiyle endeksleme uygulanacak.

Nakit çıkışları ise ilk giren ilk çıkar (FIFO) esasına göre dikkate alınacak.

Hesaplama, Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından gerçekleştirilecek.

Bu yöntem, yatırımcının fonla gerçekleştirdiği nakit hareketlerinin ortak bir hesaplama çerçevesinde değerlendirilmesini amaçlıyor. Ancak endekslemeye dayalı hesaplama, yatırımcının bütün parasını mutlaka geri alacağı anlamına gelmiyor; ödeme, mevcut dağıtılabilir kaynaklar ve kanundaki sınırlamalar çerçevesinde yapılacak.

Fonlardan kazanç sağlayanlara gönüllü iade çağrısı

Kanun, tasfiye tarihine kadar katılma paylarını fona iade ederek ödeme almış kişilerin elde ettikleri kazançlar için de bir düzenleme içeriyor.

Yatırımcının elde ettiği getirinin, ilgili dönemde TÜFE ve Yİ-ÜFE değişim oranlarının aritmetik ortalamasıyla hesaplanacak tutarı aşan kısmı, SPK tarafından ilan edilen hesaplara isteğe bağlı olarak iade edilebilecek.

Benzer şekilde, SPK tarafından 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 104, 106 ve 107’nci maddeleri kapsamında değerlendirilen işlemlere konu paylardan kazanç elde eden kişiler de kanunda belirtilen koşullarla, enflasyon endekslemesi sonrasında kalan getiri kısmını genel hisse iade hesabına gönüllü olarak aktarabilecek.

Bu hükümlerin uygulanmasına ilişkin hesaplama yöntemleri ve diğer usuller SPK tarafından belirlenecek.

Suçtan elde edilen malvarlığı değerleri yatırımcılara dönebilecek

Kanun, fonlarla bağlantılı fiiller nedeniyle yürütülen soruşturmalarda el konulan malvarlığı değerlerinin geri kazanılması için de özel hükümler getiriyor.

Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında el konulan ve hukuken doğrudan ilgili fona iadesi mümkün olan para ve sermaye piyasası araçları, gerekli kararlar doğrultusunda fona veya geri kazanım hesabına aktarılabilecek.

Doğrudan fona devredilemeyen malvarlıkları bakımından ise TMSF kayyım olarak atanabilecek. Bu durumda TMSF, ilgili malvarlıklarını dava sonucunu beklemeden satabilecek veya tasfiye edebilecek. Elde edilen tutarlar her fon için ayrı ayrı izlenecek.

Yargılama sonunda müsaderesine karar verilen ve suçtan zarar gören fonun malvarlığından çıktığı ya da fon zararının karşılığı olduğu mahkemece belirlenen değerlerin Hazineye gelir kaydedilmeden ilgili fona aktarılması öngörülüyor. Fon tasfiyesi tamamlanmışsa tutarlar geri kazanım hesabına aktarılacak.

Geri kazanım hesapları TMSF bünyesinde tutulacak

Kanunla oluşturulan geri kazanım hesapları, TMSF’nin kendi malvarlığından ayrı tutulacak ve her fon için ayrı alt hesaplarda izlenecek.

Bu hesaplarda biriken kaynaklar yalnızca ilgili fonun tasfiyesi ve fon pay sahiplerine yapılacak ödemeler için kullanılabilecek. Başka amaçlarla kullanılamayacak, teminat gösterilemeyecek ve kamu alacakları için dahi haczedilemeyecek.

Zorunlu giderler düşüldükten sonra kalan tutarlar, tasfiye devam ediyorsa tasfiye ile görevli kuruluşa, tasfiye tamamlanmışsa SPK tarafından bildirilen fon pay sahiplerine ödenmek üzere Yatırımcı Tazmin Merkezine (YTM) aktarılacak.

Yatırımcılara yapılacak dağıtımda katılma payı sahipliği oranı esas alınacak. İşlem ve aktarım maliyetleri dikkate alınarak belirlenen asgari ödeme tutarının altında kalan ödemeler ise yatırımcı adına izlenecek ve sonraki dağıtımlarda hak kazanılan tutarlara eklenecek.

Bazı kişi ve kurumlara ödeme yapılmayacak

Kanun, yatırımcıların korunmasının yanında belirli fiillerle bağlantılı kişi ve kurumların tasfiye gelirlerinden yararlanmasını da engelliyor.

SPK tarafından 6362 sayılı Kanun’un 104, 106 veya 107’nci maddelerinde düzenlenen fiilleri ilgili fonlarla birlikte işlediği ya da bu fiilleri işleyenlerle birlikte hareket ettiği tespit edilen kişi ve kurumlara, ilgili fonların tasfiye ve geri kazanım hesaplarından ödeme yapılmayacak.

Bu hüküm, tasfiye gelirlerinin dağıtımında sorumluluk ve hukuka uygunluk ölçütlerinin dikkate alınmasını amaçlıyor.

Gözler SPK’nın uygulama esaslarında

7596 sayılı Kanun, 17 Eylül 2026 tarihinden geçerli olmak üzere yayımlandığı tarihte yürürlüğe girdi.

Düzenlemenin uygulamada nasıl sonuç vereceği; SPK’nın fon bazında yapacağı belirlemelere, MKK kayıtlarının mutabakatına, tasfiye edilecek varlıkların değerine, sorumluların malvarlıklarından tahsil edilebilecek tutarlara ve geri kazanım hesaplarında birikecek kaynaklara bağlı olacak.

Özellikle ara ödeme yapılacak fonların belirlenmesi, yatırımcıların hak sahipliğinin tespiti, net yatırım tutarlarının hesaplanması ve sorumlulardan tahsilat süreçleri önem taşıyor.

Kanun, yatırımcıların kayıplarının geri kazanılması için yeni bir hukuki mekanizma oluşturuyor. Ancak yatırımcıların ne kadar ödeme alabileceği, ara ödemelerin ne zaman yapılacağı ve toplam zararın ne ölçüde karşılanabileceği, uygulama kararları ve fiilen geri kazanılabilecek kaynaklar netleştikçe ortaya çıkacak.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.