İngiltere’de ordu, benzin istasyonlarındaki yığılmayı hafifletmek ve akaryakıt dağıtımına yardım etmek için hazır bekletiliyor.
İngiliz hükümeti, orduda görevli 150 tanker şoförünün ihtiyaç halinde harekete geçebilmeleri için eğitildiklerini söyledi.
BBC muhabiri Vicki Young, öncelikli olarak devreye girmek üzere 75 ordu personeli şoförün hazırda bekletileceğini daha sonra 150 şoförün gerekli görüldüğünde müdahale edeceğini söyledi. İhtiyaca göre aynı sayıda askeri personelin yine destek için görevlendirilebileceğini ifade etti.
Askeri personel için eğitimin beş gün süreceği bildiriliyor.
İngiltere’de işletmelerden sorumlu bakan Kwasi Kwarteng, kararın ‘tedbir amaçlı’ alındığını söyledi ve Birleşik Krallık’ta yakıt tedarikinin güçlü olduğunu ifade etti.
Akaryakıt tedarikçileri de birkaç gün içinde normale dönmeyi umduklarını dile getiriyor.
Otomotiv hizmetleri şirketi RAC, kurşunsuz benzinin litre fiyatının Cuma gününden bu yana bir penny arttığını söyledi ve bazı küçük işletmelerin fiyat artırarak durumdan istifade etmeye çalıştığını söyledi.
Bakanlar, benzin istasyonları önünde oluşan kuyruklardan ve stokların tükenmesinden ihtiyaçlardan fazlasını satın alanları sorumlu tuttu.
Çok sayıda sürücü, TIR şoförlerinin vize sorunları nedeniyle ülkeye girememelerinden dolayı akaryakıt sıkıntısı yaşanacağı kaygısıyla benzin istasyonlarına akın etmişti.
Bakan Kwarteng, “Benzin istasyonlarında yaşanan tedarik zincirindeki sorunların farkındayız, sorunların giderilmesi için adımlar atıyoruz” dedi.
Bakan, “Gerekli görülürse, askeri personel de, yerelde akaryakıta duyulan ihtiyacın yarattığı baskıyı hafifletmek için geçici önlem olarak tedarik zincirine takviye yapabilir” diye konuştu.
‘Sağlık çalışanlarına öncelik tanınsın’
İngiliz hükümeti akaryakıt gibi yanıcı ve tehlikeli madde taşımaya izin veren özel sürücü ehliyetlerinin de geçerlilik süresini uzattı.
Normal şartlarda yeni eğitim veya sınav gerektiren ehliyet yenileme süreci askıya alındı ve 27 Eylül-31 Aralık arası süresi dolacak özel akaryakıt taşıma ehliyetlerinin geçerliliği 31 Ocak 2022’ye kadar uzatıldı.
Doktorlar, hemşireler, cezaevi personeli ve bakımevleri çalışanları, akaryakıt satışında kendilerine öncelik tanınmasını talep etti.
İngiltere Evde Bakım Derneği, çoğu çalışanın benzin istasyonlarındaki kuyruklara takılması nedeniyle bakıma muhtaç olanların evlerinde uzun süre bakıcılarını beklemek zorunda kaldıklarını söyledi.
Sendikalar,, ‘akaryakıtın sadece sağlık, eğitim, gıda gibi temel hizmetlerde görev alanlara verileceği özel benzin istasyonları oluşturulması için’ bakanlara acil durum yetkilerini kullanmaları çağrısında bulundu.
BP ve Shell de önce İngiltere rafinerilerindeki akaryakıtın yeterli seviyede olduğunu duyurdu.
İki şirket ortak açıklamalarında “Birçok araç normalden daha fazla akaryakıt aldığı için gelecek günlerde talebin normal seviyelere döneceğini, benzin istasyonları girişlerindeki yoğunluğun hafifleyeceğini bekliyoruz” dedi.
İngiltere Çevre Bakanı George Eustice de, benzin istasyonlarının önünde uzun kuyruklar oluşması ve bazı istasyonlarda benzin kalmamasından, “ihtiyacı olmadığı halde benzin alanları” sorumlu tuttu.
George Eustice, ülkede “yeterli miktarda akaryakıt bulunduğunu” söyledi, halka her zamanki miktarda benzin alma çağrısı yaptı.
Benzin istasyonlarında durumun normale döneceğini söyleyen Eustice, TIR ve kamyon şoförü açığının benzin istasyonları için büyük bir problem anlamına gelmediğini öne sürdü.
Şoför eksikliğinden tedarik yapılamadığı için İngiltere genelinde benzin istasyonlarında “panik halde benzin almak isteyenler” uzun kuyruklar oluşturmuş, çoğu benzin istasyonu stokların tükenmesi nedeniyle pompaları kapatmıştı.
Yaklaşık 5 bin 500 bağımsız istasyonu temsil eden Petrol Perakendecileri Derneği (PRA) de üyelerinin %50’si ila %90’ının benzinin tükendiğini bildirdiğini söyledi.
Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?
İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.
Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.
Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?
Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?
Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.
Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.
ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.
Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?
2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;
Birleşik Arap Emirliği
Bahreyn
Fas
Sudan
İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.
ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.
Asıl hedefler:
İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
İran’a karşı ortak blok oluşturmak
Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.
Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?
1. Diplomatik Normalleşme
Büyükelçilik açılması
Resmi ilişkiler
Vize ve uçuş anlaşmaları
Turizm ve ticaret
2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği
Asıl kritik bölüm burasıdır.
Ortak hava savunma sistemi
İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
Siber güvenlik paylaşımı
İstihbarat koordinasyonu
Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.
3. Enerji ve Ticaret Koridorları
Projelerin temelinde şu düşünce var:
Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi
Bu nedenle:
Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
liman projeleri,
demiryolu hatları,
enerji boru hatları,
veri merkezleri,
finans merkezleri
bu planın parçası olarak görülüyor.
İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.
4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi
En tartışmalı boyut budur.
Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”
Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”
Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.
ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?
2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:
ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
İran tamamen çökmedi
Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
Çin ekonomik olarak çok güçlendi
Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor
Bu nedenle ABD:
İsrail’i merkeze koyan,
Arap sermayesini entegre eden,
İran’ı çevreleyen,
Çin’i sınırlayan
yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.
Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?
1. İsrail
En büyük stratejik kazanan.
Kazanımları:
Bölgesel meşruiyet
Yeni pazarlar
Körfez sermayesi
Güvenlik işbirliği
İran’a karşı geniş cephe
Enerji ve lojistik merkez olma şansı
İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.
2. Birleşik Arap Emirliği
Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.
Özellikle:
teknoloji,
yapay zekâ,
savunma sanayi,
finans,
siber güvenlik,
turizm
alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.
Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.
3. Suudi Arabistan
Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.
Sudi Arabistan:
ABD’den güvenlik garantisi,
gelişmiş silah sistemleri,
nükleer teknoloji,
yatırım avantajları
karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.
Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.
4. Hindistan
Sessiz kazananlardan biri olabilir.
Çünkü:
Körfez bağlantısı güçlenir
Avrupa ticaret koridoru açılır
Çin’e alternatif lojistik rota oluşur
Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar
1. İran
En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.
Çünkü:
çevrelenme riski artıyor
Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor
Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.
2. Filistin Yönetimi ve Hamas
En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.
Çünkü:
Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
ekonomik ve diplomatik baskı artıyor
Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.
3. Türkiye
Türkiye açısından tablo karmaşık.
Olası avantajlar:
Bölgesel ticaret entegrasyonu
Enerji projeleri
Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı
Riskler:
İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
Doğu Akdeniz’de denge kaybı
Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
İran ile denge siyasetinin zorlaşması
Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.
Bu plan başarılı olur mu?
En büyük sorun:
halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
Gazze savaşlarının yarattığı öfke
İran faktörü
mezhep ve jeopolitik rekabetler
Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.
Bu nedenle anlaşmalar:
ekonomik olarak ilerleyebilir,
güvenlik alanında derinleşebilir,
fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.
Özetle
Abraham / İbrahim Anlaşmaları:
sadece “barış anlaşması” değil,
Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.
Merkezinde:
İsrail’in korunması,
İran’ın dengelenmesi,
Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.