Connect with us

EKONOMİ

İş dünyası ‘faiz’ ısrarına bayrak açtı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ısrarıyla faizin son 3 ayda 4 puan indirilmesi, iş dünyasında büyüyen bir tepkiye neden oluyor. Hem özel sektör hem bankalar, yatırım yapmak bir yana yeni zararları nasıl aşacağını düşünüyor.

Yayınlanma:

|

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ısrarıyla faizin son 3 ayda 4 puan indirilmesi, Türkiye iş dünyasında giderek büyüyen bir tepkiye neden oluyor. Hem özel sektör hem bankalar, yatırım yapmak bir yana yeni zararları nasıl aşacağını düşünüyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın direktifi ile yatırım ortamını canlandırmak için üçüncü kez faiz indirimine gitmesi,  daha önceki dönemlerde faiz indirimi talep eden ancak şu an yaşanan kur krizi nedeni ile borç yükü ve maliyetleri rekor derecede artan iş dünyasında giderek büyüyen bir tepkiyle karşılanıyor. Erdoğan, faiz indirimi ile yatırımların önünün açılacağını savunsa da, şirketler yatırım yapmak bir yana, 2022’de oluşacak yeni zararları aşamamaktan endişeli.

Özellikle Türkiye iş dünyasında sağ siyasetin kalesi sayılan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) uzun yıllardır destek verdiği hükümet politikalarına yüksek sesle karşı çıkmaya başladı. Edinilen bilgilere göre ekonomi politikalarına ilişkin TOBB içinde rahatsızlık giderek artarken, ülke genelinde yaklaşık 1,5 milyon şirket sahibini temsil eden oda ve borsa başkanları ekonomide alınan yanlış kararlara yönelik tepkilerini daha sık gösterecek.

TOBB Başkanı CHP ile görüştü

Son yıllarda Erdoğan yönetimine verdiği destekle öne çıkan TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, faiz indirimleri sonrasında özel sektörde yaşanan sıkıntılara tepki göstermişti.  Ekim ayı sonunda “reel sektör tedirgin” açıklaması yapan TOBB Başkanı, 15 Kasım’da ise CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi ile özel bir görüşme gerçekleştirmişti. Oysa bundan birkaç yıl önce Kılıçdaroğlu ile Hisarcıklıoğlu arasında “hükümete destek” tartışması yaşanmıştı. CHP lideri Kılıçdaroğlu, Mayıs 2016’da yaptığı bir genel kurul konuşmasında TOBB’u hükümete kayıtsız şartsız destek vermekle eleştirmiş ve “TÜSİAD kadar yürekli olamadınız” demişti. Hisarcıklıoğlu da yanıt olarak, “Türkiye’de ana muhalefet boşluğu var ama ben ana muhalefet lideri değilim” diye konuşmuştu.

İTO Başkanı da “bağ zayıfladı” dedi

Bugüne kadar Erdoğan yönetimindeki ekonomi politikalarını koşulsuz destekleyen, yaptığı yazılı açıklamalarla ekonomide atılan her adımı ilk öven isim olarak öne çıkan Türkiye’nin en büyük ticaret odası olan İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) başkanı Şekib Avdagiç de son faiz indiriminin ardından iş dünyasında Erdoğan’ı eleştirenler kervanına katıldı.

Ekim ayında gerçekleştirilen 200 baz puanlık faiz indirimi sonrasında “TCMB’nin 200 baz puanlık faiz indirim kararı, yatırım ve ticaret yapmak isteyenleri ferahlatma önceliğini ortaya koyuyor” diyen Avdagiç, son indirimin ardından ise Twitter hesabı üzerinden piyasa dinamikleri ile TCMB faizi arasındaki bağın giderek zayıfladığını söyledi. Avdagiç, “Döviz kurlarının ihracat açısından rekabetçi kur sınırını aştığını, faiz indirimlerinin bankaların rotatif ve taksitli kredilerine yansımadığını ve kredilere ulaşımda sıkıntının devam ettiğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Üretici kentlerde rahatsızlık artıyor

Ticaret Bakanı Mehmet Muş, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, döviz kurlarının da etkisiyle cari işlemlerde olumlu bir seyir izlendiğini belirterek, Türkiye’nin son iki ayda cari fazla verdiğine dikkat çekmişti. Yılsonunda cari açığın OVP’de öngörülen 21 milyar doların altında gerçekleşeceğine inandıklarını kaydeden Bakan Muş, hedeflerinin cari açık sorununu ülke gündeminden kalıcı olarak çıkarmak olduğunu vurgulamıştı. Ancak iş dünyası temsilcilerine göre, ihracatta yaşanan artış kalıcı değil, yalnızca geçici bir rahatlama sağlayacak.

“İhracatta beklenen sıçrama olmayabilir”

Türkiye’nin en önemli sanayi merkezlerinden biri olan Kocaeli’nin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, “Son 2 aydır ihracat rekoru kırsak da, ihracatta beklenen sıçramanın olacağından şüpheliyim” diyor. Kurların artması ile sermaye malı ithalatında azalma yaşanmaya başladığına dikkat çeken Zeytinoğlu, “Belki şu an bu sayede cari açık düşüyor ama bu gelecekte büyüyemeyeceğiz anlamına da geliyor” diye konuşuyor.

“Faiz indiriminden kar değil zarar ettik”

Anadolu’nun önde gelen üretim ve ihracat merkezlerinden biri olan Kahramanmaraş’ın Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Şahin Balcıoğlu da faiz indirimi politikasına tepki gösteren isimlerden biri. Ticareti ve yatırımları canlandırmak amacıyla faiz indirimi yapmanın doğru bir karar olduğunu ancak gelinen noktada faiz indirimlerinden kar değil zarar ettiklerini ifade eden Balcıoğlu, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, “Geldiğimiz noktada, 10 kuruş kazanırken, 20 kuruş kaybediyorsak bu hesap bize çok faydalı gelmedi” diyor.

Başta sanayi firmaları olmak üzere neredeyse tüm şirketlerin çok borçlu olduğuna işaret eden Balcıoğlu, “Biz makinalarımızı Euro ile, pamuk ve çelik gibi hammaddelerimizi dolarla alıyoruz. Biz bunlardan kar edebileceğimiz yerde, faiz indiriminden net olarak zarar ettik” diye konuşuyor.

Bankalar da şikayetçi

Yalnızca özel sektör değil, finans sektörü de faiz indirimi sürecinin yarattığı kur krizi ve güvensizlikten şikayetçi. Türkiye’nin en büyük özel sermayeli bankası olan Türkiye İş Bankası’nın genel müdürü Hakan Aran, geçtiğimiz günlerde katıldığı bir tv programında faizi indirmenin kuru ve enflasyonu ‘başıboş’ bırakmak anlamına geldiğini söyledi ve “Bizim sorunumuz enflasyon beklentilerinin, enflasyonun bozulması ve kontrol altına alınmasının güçleşmesi” diye konuştu.

Yatırımlarda artış sağlanamıyor

Faiz indirimleri, ekonomiyi düze çıkarması beklenen özel sektör yatırımlarında da arzu edilen artışı sağlamıyor. Geçtiğimiz günlerde Türkiye iş dünyasının en etkili örgütlerinden TÜSİAD’ın başkanı Simone Kaslowski, üst üste gerçekleştirilen faiz indirimleriyle Türkiye’nin önüne gelen fırsatları kaçırdığını savunarak, “Piyasayı canlandırmanın yolunun maalesef sadece faizi düşürerek olamayacağını artık hepimiz görmüş olmalıyız” açıklaması yapmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da iş dünyasında yeni yatırım iştahının olmamasını TÜSİAD’ı hedefe koyarak eleştirmiş ve “Siz nasıl insansınız? Sen işadamıysan yatırımdan yanaysan işte size kredi. Alın krediyi ve yatırımı yapın. Ben sizden yatırım, istihdam, üretim, ihracat istiyorum. O zaman kaçıyorlar. Bunlar nasıl iş adamı? Sonra bize sallıyorlar. İstediğiniz kadar sallayın tutmaz” demişti.

“Şirketler 2022 bütçesi hazırlayamıyor”

Erdoğan’ın sözlerine karşın, iş dünyası temsilcileri yatırım yapabilmek için gerekli koşullardan giderek uzaklaşıldığı görüşünde. Türkiye genelinde 30 federasyon, 276 dernek üzerinden 40 bine yakın şirketi bünyesinde barındıran Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) da faiz indirimlerindeki ısrara karşı sesini daha fazla yükseltiyor. Türkiye’de toplanan kurumlar vergisinin yüzde 86’sını, dış ticaretinin yüzde 83’ünü sağlayan üyeleri adına konuşan TÜRKONFED Başkanı Orhan Turan, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, “Faizi-enflasyonu indirmekle uğraşacağımıza, riskleri azaltmaya odaklanmalıyız” diyor.

Şirketlerin kurdaki belirsizlikten dolayı 2022 bütçesi hazırlayamadıklarına işaret eden Turan, şu görüşleri dile getiriyor: “Geçen yıl yüzde 7,5 ile borçlanırken, bu yıl borçlanma oranı yüzde 20’lere çıktı. Gelecek yıl kaça borçlanacağımızı iş dünyası olarak öngöremiyoruz. Bu da sanayicideki yatırım iştahının kırılmasına neden oluyor. İş dünyamız bu süreçten hem finansman hem rekabetçilik açısından kötü etkileniyor. Artık faizi ve enflasyonu indirmekle uğraşacağımıza risklerini azaltmaya odaklanmamız lazım.”

Aram Ekin Duran

© Deutsche Welle Türkçe

Okumaya devam et

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  1. Üretim kapasiteleri düşüyor.
  2. Yeni yatırımlar erteleniyor.
  3. İşletme sermayesi hızla eriyor.
  4. KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  5. Konkordato başvuruları artıyor.
  6. Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  1. Sanayi üretimindeki daralma,
  2. İthal girdilere bağımlılık,
  3. Finansmana erişim güçlüğü,
  4. Enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.