EKONOMİ
İSO Başkanı Bahçıvan : Ticari Krediler yüzde 40 bandını aştı
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Bahçıvan, temmuz ayı Meclis toplantısında nitelikli finansmana erişimde yaşanan sıkıntılara dikkat çekti. “Ekonomik güven ve küresel gerçeklerle uyum sağlamayan adımlar kısa vadede bazı çözümler getirse de uzun vadede finansal kaynaklara erişimi zorlaştırıp maliyeti artırıyor” diyen Bahçıvan, güçlü, öngörülebilir para politikasına ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun katıldığı İstanbul Sanayi Odası Meclis toplantısında ana gündem finansmana erişim sorunu oldu.
Alınan tedbirlerle finansman koşullarının sıkılaştığına ve TL ticari kredi faizlerinin yüzde 40 bandını aştığına işaret eden İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, finansman olanaklarında normalleşme sağlanması ve reel sektör gerçeklerine uymayan uygulamaların sona erdirilmesi gerektiğini vurguladı.
“Ekonomik güven ve küresel gerçeklerle uyum sağlamayan adımlar kısa vadede bazı çözümler getirse de uzun vadede finansal kaynaklara erişimi zorlaştırıp maliyeti artırıyor” diyen Bahçıvan, güçlü, öngörülebilir para politikasının orta ve uzun vadede reel sektöre katkı verecek en temel çıpaların başında geldiğini vurguladı. İhracat pazarları bozulurken sanayicinin finansman desteğinden mahrum bırakılmaması gerektiğinin altını çizen Bahçıvan, “TCMB, TL cinsi reeskont kredilerindeki döviz bulundurmaya ve bozdurmaya ilişkin koşullarını esnetmeli. Reeskont kredisi esaslarının belirlendiği tarihten önce doğmuş finansal borçlar için şirketlerin döviz satın alarak ödeme yapabilmesine dair bir istisna getirilmeli” çağrısı yaptı.
İSO Başkanı “Bu tablo önümüzdeki birkaç hafta aynı bakış açısıyla devam ederse süreç çok daha ağırlaşır” uyarısında bulundu.
“Sanayici finansman desteğinden mahrum bırakılmamalı”
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi’nin temmuz ayı olağan toplantısı, “Reel Kesimi Destekleyen Nitelikli Finansman Politikalarının Üretim ve İhracat Açısından Önemi’’ ana gündemi ile Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasını yaptığı toplantıya, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu katılarak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, önümüzdeki dönemde büyümede yavaşlamanın talep kanalıyla, yükselen faizlerin finansman koşulları kanalıyla, yüksek enerji fiyatlarının ise maliyet kanalıyla ülke ihracatını olumsuz etkileyeceğine dikkat çekerek “Buna dolardaki güçlenmenin parite avantajımızı azaltma, hatta tersine çevirme riskini de eklemek gerekir. Tüm bunlar, uzun bir dönem lehimize olan küresel ekonomik iklimin, aleyhimize dönmekte olduğuna ve bu nedenle ihracatçı sanayimizin ve genel olarak ekonomimizin en az şekilde olumsuz etkilenmesi için bugünden çerçevesi iyi belirlenmiş adımların atılması, önlemlerin alınmasının gerektiğine işaret ediyor. Özetle; ihracat pazarları bozulurken sanayici finansman desteğinden mahrum bırakılmamalı” diye konuştu.
“Yüksek faiz, muzdarip olduğumuz konulardan biri”
İSO olarak ekonomide yatırımların, ihracatın, istihdamın artması bağlamında en çok önemsedikleri başlıkların fiyat istikrarı ve finansal istikrarın önemi ve korunması olduğunu vurgulayan Bahçıvan, “Zira biz enflasyonun geçmişte olduğu gibi bugün de ne sanayicilerimize ne de diğer ekonomik aktörlere menfaat sağlayacağına inanmıyoruz. Sanayicilerimizin temel görevi olan sürdürülebilir yatırımları hayata geçirmenin, iş ve aş üretmenin, ihracat potansiyelini artırmanın ancak ve ancak enflasyonun ve beklentilerin kontrol altına alınmasıyla mümkün olduğunu düşünüyoruz.
Nitekim Merkez Bankamız, dün yayınladığı Enflasyon Raporu ile 2022 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 17,6 puanlık artışla yüzde 60,4’e yükseltti. Ocak ve Nisan aylarında da sırasıyla 11,4 ve 19,6 puanlık revizyonlar yapılmıştı. Bu yüksek revizyonlar, geleceğe yönelik öngörü yapmanın ne kadar zorlaştığını açıkça ortaya koyuyor. Tabii ki yüksek faizler, maliyet anlamında Türk sanayicisinin yıllardan beri en çok muzdarip olduğu konulardan biridir” dedi.
“Güçlü, öngörülebilir bir para politikası şart”
İSO 500 çalışmalarında ortaya çıkan tabloya işaret eden Bahçıvan, “Yüksek kur ve faizlerin işletmelerimize getirdiği yükün özellikle son yıllarda arttığı açıkça görülmektedir. 2021 yılında İSO 500 şirketleri elde ettiklerin faaliyet karının yüzde 60’ından fazlasına finansman giderlerine ayırmak durumunda kalmıştır. Bu oran daha küçük ve orta ölçekli şirketleri kapsayan İSO İkinci 500’de yüzde 38 ile nispeten daha düşük olsa da geçen yıla göre önemli artış göstermiştir. Yüksek faiz yükü altında gerçekten çok zorlu mücadele vermekte olan sanayicilerimizin; faiz maliyetlerinin düşürülmesine dönük çalışmaların en güçlü taraftarı olacağından hiç kimsenin şüphe duymaması gerekir” ifadelerine yer verdi.
Alınan tedbirlerin uzun vadede bir çözüm olmayacağını vurgulayarak, şöyle konuştu: Ekonomik güven ve küresel gerçeklerle uyum sağlamayan birtakım adımlar kısa vadede yüksek faize dönük bazı çözümler getirse dahi, oluşturduğu güven kırılganlıkları, beklentilerdeki bozulmaların etkisiyle daha uzun vadede hem finansal kaynaklara erişimi zorlaştırmakta hem de maliyetini artırmaktadır. Dolayısıyla bu politikalar, uygulamada da görüldüğü gibi bırakın faizleri düşürmeyi, faiz oranlarını altından kalkılması daha da zor noktalara taşımaktadır. Bu nedenle güçlü, öngörülebilir bir para politikasının orta ve uzun vadede sanayimize, reel sektörümüze katkı verecek en temel çıpaların başında geldiğini özellikle vurgulamak istiyorum.”
“Eximbank’ın musluğu kısması firmaları olumsuz etkiliyor”
Eximbank reeskont kredilerine erişilmesinin önemine geniş yer ayıran Bahçıvan, şunları söyledi: “Bankalarda TL cinsi ticari kredi faizleri yüzde 40 bandını aşmıştır, risk primimizin ne yazık ki 900 gibi tarihi seviyelere dayanması neticesinde ise yurtdışından borçlanma olanakları en aza inmiştir. Bankalar ve şirketler yurtdışından borçlanmalarda zorlanmakta ve iki haneli döviz cinsi faizler ile karşılaşmaktadır. Bu anlamda Eximbank kaynaklı reeskont kredilerinin Türk ihracatçıları açısından ne denli yaşamsal bir kaynak olduğu çok açık görülmektedir.
Finansman kaynaklarına erişimde ciddi sıkıntıların yaşandığı son yıllarda Eximbank, ihracatçı sanayicilerimizin en güçlü finansal iş ortağı ve tedarik kaynağı konumuna gelmiştir. İhracatımızın 250 milyar dolar seviyesine ulaşmasında şüphesiz Eximbank’ın uygulamış olduğu dinamik ve yeni nesil projelerin çok büyük katkısı olmuştur. Dolayısıyla haziran ayı itibarıyla reeskont kredisi kullanmak için döviz gelirinin yüzde 40’ını Merkez Bankası’na, yüzde 30’unu bankalara satma zorunluluğu getirilmesi ve izleyen bir aylık dönemde döviz almama taahhüdünün şart koşulması şeklindeki adımlar ihracatçılarımızı gerek kaliteli finansmana erişimi zorlaştırması gerekse de kur zararı yaratması ve yine gerekse de ciddi anlamda operasyon yükü getirmesi nedeniyle oldukça olumsuz yönde etkilemiştir.
Unutulmamalıdır ki sanayimiz, üretim ve ihracatı için gerekli hammadde ve ara malını ithal etmek ve gerekli yatırımları hayata geçirmek için dövize ihtiyaç duymaktadır. İhracattan elde edilen gelirin çok büyük bölümünün bu alanlar için harcandığını, sanayimizin hiçbir zaman dövizden gelir elde etmeyi amaçlamadığını, ancak üretim ve ihracatını sürdürebilmesi bu döviz gelirinin hayati önem taşıdığını özellikle vurgulamak istiyorum. Son dönemde Eximbank’ın kredi musluklarını büyük oranda kısması da firmalarımızı son derece olumsuz etkilemektedir. Bu anlamda az önce de ifade ettiğim gibi, alternatif piyasalarda zaten fazlasıyla kaynak sıkıntısı çeken ihracatçımız açısından Eximbank kaynaklarına ulaşamamak, telafi edilemeyecek boyutta sorunları giderek artırmaktadır.”
“BDDK’nın adımı kredilere ulaşımı zorlaştırdı”
Haziran ayı sonunda BDDK’nın şirketlerin TL cinsi kredi kullanımına döviz varlığı sınırı getiren adımının kredilere ulaşımı daha da zorlaştırdığına ve bazen dakikaların dahi önemli olduğu günümüz dünyasında süreleri uzattığına tanık olduklarının altını çizen Bahçıvan “Bu tablonun önümüzdeki birkaç hafta içerisinde aynı bakış açısıyla devam etmesi durumunda sürecin çok daha ağırlaşacağını üzülerek belirtmek durumundayız.
Yine İSO 500 ve İSO İkinci 500 sonuçları göstermektedir ki; işletme faaliyetleri giderek daha fazla borçlanma ağırlıklı olarak finanse edilirken borcun vade yapısında da gözle görülür bir kısalma söz konusu. Bunların yanı sıra 2021’de sanayicilerin bankalara olan borçlarından; çok daha büyük bir hızla başka firmalara olan borçlarının artması da yeni bir durum olarak dikkat çekiyor. Finansman koşullarının sıkılaştığı ve kredi imkanlarının daraldığı bugünlerde, sanayicilerimizin içinde bulunduğu bu durum, yakın zamanda yapmış olduğum açıklamamda da vurguladığım gibi zincirleme reaksiyon halinde gelişebilecek ödemeler risklerine işaret etmesi bakımından endişe yaratıyor. Ayrıca sürecin bu şekilde devam etmesi halinde başta yakın gelecekteki ihracat rakamları ve üretim rakamları olmak üzere, ekonomimizi olumsuz etkileyecek birtakım gelişmelerin arifesinde olduğumuzu da üzülerek belirtmek istiyorum” dedi.
“Reel sektör gerçeklerine uymayan kararlar esnetilmeli”
Bu sorunlardan yola çıkarak sanayiciler olarak genel beklentilerinin öncelikle kredi ve finansman olanaklarında normalleşme sağlanması ve reel sektör gerçeklerine uymayan uygulamaların sona erdirilmesi veya esnetilmesi olduğunu vurgulayan Bahçıvan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Eximbank bir an önce finansman işlevlerine kavuşmalıdır. Bankaların kredi olanakları üzerindeki kısıtlayıcı karşılık kararları da esnetilmelidir. Benzer şekilde TCMB, TL cinsi reeskont kredilerindeki döviz bulundurmaya ve bozdurmaya ilişkin koşullarını esnetmelidir.
Konuya, sanayimizin üretim ve ihracatını sürdürebilmesi için hayati önem taşıyan yatırım yönünden baktığımızda, yatırımcı firmalarımızın uygun maliyetli finansmana erişim ve taahhütlerini yerine getirmesi açısından kamu bankaları aracılığıyla kullandırılmakta olan Merkez Bankası kaynaklı yatırım avans kredisini çok önemli bir finansal enstrüman olarak görmekteyiz. Ancak bu kapsamdaki yatırımcı müracaatlarına ilişkin süreçlerin çok daha hızlı bir şekilde işletilmesi, yatırımcı firmalarımızın bu finansman aracına daha etkin bir şekilde eriştirilmesi büyük önem taşımaktadır.
“Rusya ile ticaret ruble olmalı”
Türkiye’nin en önemli ihracat pazarlarından biri olan Rusya ile ticari ilişkilere de değinen Bahçıvan, “Ukrayna ile Rusya arasında beş ayı aşkın bir süredir devam eden savaş ve Rusya’ya uygulanan uluslararası yaptırımlar nedeniyle bu ülkeye yapılan ihracat bedellerinin dolar veya euro cinsinden ülkemize gelmesi mümkün olmamaktadır. Türkiye ile Rusya arasındaki ticaretin ruble ile yapılabilmesi bu soruna çözüm olabilecektir. İhracatçılarımız ürün bedelleri ruble olarak Türkiye’ye geldiğinde, rublenin Türk bankacılık sektöründe süratlice TL’ye çevrilebilmesi gerekmektedir” dedi.
Kavcıoğlu: Sanayi dostu hedefli politikalarımızla yanınızdayız
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu da şunları söyledi: “Dünya fırtınalı zor bir zamandan geçiyor. Sanayimiz bu fırtınayı hem kendi çabaları hem de TCMB’nin sağladığı finansal koşullar sayesinde olabilecek en iyi şekilde geçiriyor. Her kriz bu sayede fırsata dönebiliyor. TCMB reel sektörler iç içedir. Merkez Bankası, makroekonomik koordinasyon ile kredilerin hem uygun maliyetli hem de cari fazla odaklı iktisadi faaliyetle uyumlu dağılımı için hedefli kredi yaklaşımını benimsemiştir. Hem kredi programları hem faiz kararları hem de makro ihtiyati önlemleriyle bu politikasını kararlılıkla uyguluyor. Yeni ekonomi modelimizde cari fazlaya destek olacak hedefli kredi politikalarımızla ülke ekonomimiz için en verimli sonuçları almaya odaklanmış durumdayız, tüm düzenleme ve kararlarımızı da bu doğrultuda alıyoruz. Merkez Bankası olarak arz sürekliliği ve cari fazla kapasitemizi destekleyecek finansal koşulları oluşturmayı amaçlayan sanayi dostu hedefli politikalarımızla yanınızda olmaya devam edeceğiz.”
DÜNYA
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor
Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor
Yayınlanma:
5 gün önce|
30/05/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.
Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.
Üç aylık tablo
| Ay | Toplam ödeme | İç borç servisi | İç borçlanma planı |
|---|---|---|---|
| Haziran 2026 | 686,6 milyar TL | 554,9 milyar TL | 543,8 milyar TL |
| Temmuz 2026 | 681,8 milyar TL | 616,3 milyar TL | 708,7 milyar TL |
| Ağustos 2026 | 644,3 milyar TL | 595,8 milyar TL | 595,8 milyar TL |
| Toplam | 2,013 trilyon TL | 1,767 trilyon TL | 1,848 trilyon TL |
Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.
Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.
Kritik risk: Faiz yükü büyüyor
Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.
Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.
Piyasalar açısından anlamı
Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.
Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.
Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.
Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.
Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?
TL neden sulanabilir?
Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.
Bunun birkaç kanalı var:
1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır
- Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
- Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
- Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.
2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır
- Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
- Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
- Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.
3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır
- Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
- TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.
Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?
Burada kritik ayrım şudur:
Hazine piyasadan borçlanıyor.
Yani:
- Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
- Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.
Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.
Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.
Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:
- Bankalardan,
- Fonlardan,
- Sigorta şirketlerinden,
- Bireysel yatırımcılardan
borçlanıyor.
Asıl risk nerede?
Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.
Bugün:
- 2 trilyon TL borç ödeniyor.
- Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.
Yarın:
- Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
- Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.
Bu durum zamanla:
- Faiz giderlerini büyütür
- Bütçe açığını artırır
- Vergi ihtiyacını artırır
- Enflasyon baskısını yükseltir
- TL üzerindeki güven baskısını artırabilir
“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”
Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”
Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.
Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.
EKONOMİ
Kredi Kısarak Enflasyon Düşer mi? Bedeli Reel Sektöre, Faturası Kime?
Yayınlanma:
2 hafta önce|
24/05/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Türkiye’de enflasyonla mücadelede kredi büyümesine getirilen sınırlar, para politikasının ana araçlarından biri haline geldi. Ancak soru kritik: Sadece kredi musluklarını kısarak enflasyon kalıcı biçimde düşer mi? Yanıt kısa: Talebi soğutur, ama tek başına yapısal enflasyonu çözmez; üstelik reel sektörde üretim, istihdam, nakit akışı ve yatırım tarafında kalıcı hasar bırakabilir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 para politikası metninde kredi büyümesinin ve kredi kompozisyonunun “dezenflasyon sürecini ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyici” çerçevede tutulacağı açıkça belirtiliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2025 Şubat ayında Uşak ve Denizli sunumlarında da benzer görüşler vardı. Yani kredi kısıtları, tesadüfi değil; mevcut ekonomi programının bilinçli bir parçası. TCMB ayrıca kredi büyüme sınırlarının ve istisnaların yıl içinde gözden geçirileceğini de ilan etmiş durumda.
Kredi kısıtlaması dışında hangi para politikası araçları var?
Enflasyonu düşürmek için ekonomi yönetiminin elindeki araç sadece kredi kısıtlaması değildir. Başlıca araçlar şunlardır:
Politika faizi: Merkez Bankası faizi artırarak tüketimi, kredi talebini ve döviz talebini yavaşlatır. Reuters’ın Mayıs 2026 haberlerinde TCMB politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğu, enflasyon baskıları nedeniyle faiz artışı beklentilerinin yeniden gündeme geldiği aktarılıyor.
Zorunlu karşılıklar: Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını krediye dönüştürmesini sınırlayan veya yönlendiren araçtır. TCMB, Mayıs 2026’da bazı krediler için zorunlu karşılık uygulamalarında değişiklik yaparak kredi dinamiklerini etkilemeye devam etti.
Likidite yönetimi: Merkez Bankası piyasaya verdiği TL miktarını sıkılaştırarak bankaların fonlama maliyetini yükseltebilir.
Makroihtiyati tedbirler: Kredi büyüme sınırı, kredi kartı taksit sınırlamaları, ihtiyaç kredisi vade kısıtları, ticari kredi büyüme limitleri gibi düzenlemeler bu gruptadır.
Kur ve beklenti yönetimi: Enflasyon sadece bugünkü talep değil, gelecekteki fiyat beklentileriyle de ilgilidir. TCMB, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci için risk oluşturduğunu vurguluyor.
Maliye politikası desteği: Kamu harcamalarının, vergi politikasının ve bütçe disiplininin para politikasıyla uyumlu olması gerekir. IMF, Türkiye’de sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve genel olarak nötr maliye politikasının kademeli dezenflasyonu destekleyeceğini belirtiyor.
Sadece kredi kısarak enflasyon düşürülebilir mi?
Kısa vadede evet, kalıcı olarak hayır.
Kredi kısıldığında tüketici daha az borçlanır, şirket daha az stok yapar, yatırım ertelenir, iç talep soğur. Talep yavaşlayınca bazı fiyat artışları frenlenir. Ancak Türkiye’de enflasyonun önemli bölümü sadece talep kaynaklı değildir.
Türkiye’de enflasyonun arkasında kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, gıda arz sorunları, kira baskısı, vergi artışları, ücret-fiyat sarmalı, ithal girdi bağımlılığı ve beklenti bozulması da vardır. Nitekim Nisan 2026’da aylık enflasyonun yüzde 4,18’e, yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye yükselmesinde enerji, gıda, konut, ulaşım ve dış jeopolitik baskıların etkili olduğu bildirildi.
Bu nedenle sadece kredi kısılması, hastalığın tamamını değil, belirtilerinden birini baskılar. Talep düşer ama maliyet enflasyonu devam ederse reel sektör iki taraftan sıkışır: satış yavaşlar, maliyet düşmez.
Reel sektöre telafisi zor zararlar
Kredi kısıtlaması en çok nakit akışı kırılgan, özkaynağı zayıf, vadeli çalışan, stokla üretim yapan ve ihracat/ithalat dengesine bağımlı firmaları vurur.
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Nisan ayında Programın sanayiciye, iş insanına ve KOBİ’lere iyi gelmediğini, mevcut yaklaşımın reel sektör ve bankalar üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti.
Uygulanan Politikanın başlıca zararlarına geline:
1. İşletme sermayesi krizi: Firma mal alacak, üretim yapacak, maaş ödeyecek; ama krediye ulaşamıyorsa çark yavaşlar.
2. Vadeli satış zinciri bozulur: Reel sektörde birçok firma peşin alıp vadeli satar. Kredi olmayınca bu zincir kopar.
3. Konkordato ve batık kredi riski artar: Kredi kısıtı, borcu olan firmaya “nefes alma” imkânı vermezse, geçici likidite sorunu kalıcı iflas riskine dönüşür.
4. Yatırımlar ertelenir: Makine, kapasite artışı, ihracat yatırımı ve enerji yatırımı askıya alınır.
5. İstihdam kaybı doğar: Önce fazla mesai biter, sonra vardiya düşer, ardından işten çıkarma başlar.
6. Bankaların aktif kalitesi bozulur: Kredi verilmeyince risk azalıyor gibi görünür; ancak mevcut kredilerin tahsil kabiliyeti zayıflarsa bankaların takipteki alacakları artabilir. Ziraat Bankası CEO’su Alpaslan Çakar da 2025 Aralık sonunda, uzun süren sıkı para politikasının finansman maliyetlerini artırabileceği, işgücü piyasasını zayıflatabileceği, büyümeyi yavaşlatabileceği ve bankaların aktif kalitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştu.
Buna rağmen neden devam ediliyor?
Çünkü ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürmek için önce iç talebin kontrol altına alınması gerekiyor. Türkiye’de kredi büyümesi yüksek kaldığında, talep canlı kalıyor; talep canlı kaldığında fiyatlama davranışı bozuluyor; fiyatlama bozulduğunda da enflasyon beklentisi düşmüyor.
TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 Enflasyon Raporu sunumunda ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyretmesi için yabancı para kredi büyüme sınırının düşürüldüğünü ve TL ticari kredilerde istisnaların daraltıldığını belirtti. Bu adımların ardından ticari kredilerde büyümenin hız kestiğini ifade etti.
Yani kredi kısıtlamasının arkasındaki ana mantık şu:
Talebi yavaşlat → fiyat artış hızını düşür → beklentileri kır → enflasyonu aşağı çek.
Ancak bu zincirin çalışması için maliye politikası, kur politikası, gıda arzı, enerji maliyeti ve kamu fiyat ayarlamaları da aynı yönde çalışmalıdır. Aksi halde kredi kısıtlaması reel sektörü boğar ama enflasyon beklenen hızda düşmeyebilir.
Fatura kime çıkar?
Bu politikanın faturası eşit dağılmaz.
En ağır fatura KOBİ’lere çıkar. Büyük şirketler tahvil, halka arz, yurtdışı kredi veya grup içi finansmana erişebilir. KOBİ’nin tek kapısı bankadır.
İkinci fatura çalışanlara çıkar. Satış düşer, üretim azalır, işten çıkarma ve ücret baskısı başlar.
Üçüncü fatura tüketiciye çıkar. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi, konut kredisi pahalanır; alım gücü düşer.
Dördüncü fatura bankalara çıkar. Yeni kredi riski sınırlansa bile eski kredilerin tahsil riski büyür.
Beşinci fatura devlete çıkar. Büyüme yavaşladığında vergi tahsilatı zayıflar, sosyal destek ihtiyacı artar.
Alternatif ne olmalı?
Kredi kısıtlaması tamamen kaldırılmalı demek gerçekçi değildir. Ancak seçici, üretimi koruyan, tüketim ve spekülasyonu hedef alan bir model gerekir.
Öneriler:
Üretim, ihracat, istihdam ve enerji verimliliği kredileri kısıt dışında tutulmalı.
KOBİ’ler için işletme sermayesi kredilerinde ayrı kota açılmalı.
Kredi kısıtı sektör ayrımı yapmalı: Lüks tüketim, ithal tüketim ve spekülatif işlemler ayrı; üretim ve ihracat ayrı değerlendirilmelidir.
Vergi ve kamu zamları para politikasıyla uyumlu olmalı.
Gıda, kira ve enerji tarafında arz artırıcı reformlar yapılmalı.
Bankalar yalnızca kredi kısmaya değil, doğru firmayı seçerek finansmanı sürdürmeye yönlendirilmeli.
Üretim Enflasyon mücadelerine feda edilmemeli
Kredi kısıtlaması enflasyonla mücadelede kullanılan güçlü ama yan etkisi yüksek bir ilaçtır. Doz iyi ayarlanmazsa enflasyonu düşürürken üretim kapasitesini, istihdamı ve firma sermayesini tahrip edebilir.
Türkiye’nin ihtiyacı sadece “kredi musluğunu kısmak” değil; enflasyonu düşürürken üretimi yaşatacak akıllı kredi mimarisi kurmaktır.
Aksi halde enflasyon düşse bile geriye daha zayıf şirketler, daha kırılgan bankalar, daha yüksek işsizlik ve daha yorgun bir reel sektör kalabilir.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: Kılıçdaroğlu’nun Dönüşü Piyasaları Neden Sarstı?
Türkiye siyasetinde benzeri görülmemiş bir yargı kararı, yalnızca muhalefet dengelerini değil; ekonomi, piyasa güveni ve yatırımcı algısını da doğrudan etkiledi.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği “mutlak butlan” kararıyla birlikte, Özgür Özel yönetiminin hukuken yok hükmünde sayılması ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin yeniden göreve dönmesi Türkiye’de siyasi tansiyonu bir anda yükseltti.
Bu karar yalnızca CHP içi bir kriz değil… Piyasaların gözünde bu gelişme, “Türkiye’de siyasi belirsizlik riskinin yeniden büyümesi” olarak fiyatlandı.
Piyasalar İlk Tepkiyi Nasıl Verdi?
Uluslararası basında yer alan ilk değerlendirmelerde, karar sonrası Türk hisse senedi piyasasında sert satışların yaşandığı, Borsa İstanbul’da %6’yı aşan düşüşlerin görüldüğü ifade edildi.
Ekonomide ilk etkiler şu başlıklarda hissedildi:
- Borsa İstanbul’da satış baskısı arttı
- Bankacılık hisselerinde volatilite yükseldi
- CDS risk primi yeniden gündeme geldi
- Döviz piyasasında kısa süreli tedirginlik oluştu
- Yabancı yatırımcı tarafında “hukuki öngörülebilirlik” tartışmaları yeniden başladı
Özellikle bankacılık sektörü açısından siyasi istikrar algısı son derece kritik olduğu için, bu tür ani ve sistemik siyasi gelişmeler finans sektörünü doğrudan etkiliyor.
Ekonomiyi Neden Bu Kadar Etkiliyor?
Çünkü finans piyasaları “belirsizliği” sevmez.
Bir ülkede:
- ana muhalefetin yargı kararıyla yönetim değişikliğine zorlanması,
- siyasi kutuplaşmanın yeniden yükselmesi,
- erken seçim ihtimalinin konuşulması,
- sokak tansiyonu riskinin artması,
yatırımcı açısından “ek risk” anlamına geliyor.
Bu durumun sonucu ise genellikle:
- daha yüksek faiz,
- daha pahalı dış borçlanma,
- daha düşük yabancı yatırım,
- daha kırılgan kur dengesi oluyor.
19 Mart Süreci Hatırlandı
Ekonomi çevrelerinde en çok yapılan karşılaştırmalardan biri, 2025 yılında yaşanan siyasi operasyonlar sonrası ortaya çıkan finansal türbülans oldu.
Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu sürecinde piyasalarda yaşanan sert hareketler ve Merkez Bankası rezervlerine yönelik baskı yeniden gündeme geldi. Financial Times ve çeşitli ekonomi yorumcuları, yeni CHP krizinin benzer bir güven sorunu yaratabileceğine dikkat çekiyor.
Bankalar Açısından Risk Ne?
En kritik başlıklardan biri de bankacılık sistemi.
Çünkü siyasi stres dönemlerinde:
- mevduat dolarizasyonu artabiliyor,
- kredi talebi bozulabiliyor,
- yabancı fonlama maliyetleri yükselebiliyor,
- bankaların sendikasyon maliyetleri baskı altına girebiliyor.
Özellikle son dönemde:
- yüksek faiz,
- sıkı kredi politikası,
- reel sektörün finansman sıkıntısı,
- artan tahsili gecikmiş alacaklar
zaten bankacılık sistemi üzerinde ciddi baskı oluşturuyordu.
CHP’deki bu kriz, ekonomide zaten kırılgan olan güven ortamına yeni bir stres testi ekledi.
“Mutlak Butlan” Kararı Neden Tarihi?
Türkiye siyasi tarihinde ilk kez büyük bir ana muhalefet partisinin kurultayı, “yok hükmünde” kabul edilerek eski yönetimin göreve dönüşüne karar veriliyor.
Bu nedenle karar yalnızca CHP’nin iç meselesi değil;
aynı zamanda:
- hukuk devleti,
- demokratik süreçler,
- siyasi istikrar,
- yatırımcı güveni
başlıklarında da uluslararası yankı oluşturmuş durumda.
Önümüzdeki Süreçte Ne Olabilir?
Piyasaların dikkat edeceği kritik başlıklar şunlar olacak:
- CHP kararı Yargıtay’a taşıyacak mı?
- Parti içinde bölünme olur mu?
- Erken seçim tartışmaları büyür mü?
- Sokak tansiyonu yükselir mi?
- Yabancı yatırımcı Türkiye riskini yeniden fiyatlar mı?
- Merkez Bankası üzerindeki kur baskısı artar mı?
Güven Sarsıldı
Ekonomiler sadece faizle değil, güvenle yönetilir.
Bugün Türkiye’de yaşanan mesele yalnızca bir parti içi liderlik değişimi değil… Piyasaların gözünde bu karar: “Türkiye’de siyasi ve hukuki öngörülebilirlik yeniden tartışmalı hale geliyor mu?” sorusunu gündeme taşıdı.
Ve finans piyasaları için bazen en büyük risk; ekonomik veriler değil, siyasi belirsizliğin kendisi olur.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.022)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (559)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.403)
- GÜNDEM (3.549)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.669)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.415)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (90)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (04.06.2026) 03/06/2026
- İran: Müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadı 03/06/2026
- Fed'in Bej Kitap raporunda yüksek enflasyon vurgusu 03/06/2026
- Morgan Stanley ve UniCredit'ten ‘Warsh’ uyarısı 03/06/2026
- Bessent: Enflasyondaki yükseliş kısa vadeli olacak 03/06/2026
- Otokar, Automecanica'nın yüzde 96,77'sini devraldı 03/06/2026
- Trump Ankara'daki NATO zirvesine katılacak 03/06/2026
- ABD fabrika siparişlerinde 11 ayın en büyük artışı 03/06/2026
- ABD'de hizmet faaliyetleri toparlandı 03/06/2026
- ABD-İran geçici anlaşma görüşmelerindeki temel anlaşmazlık konuları 03/06/2026
SON YAZILAR
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
- Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras 31/05/2026
- Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı 30/05/2026
- Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor 30/05/2026
- TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA 29/05/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
