EKONOMİ
Kavcıoğlu’ndan sanayicileri döviz almak ve stokçulukla suçladı: Hepsinin listesi elimde
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, nitelikli finansmana ulaşamamaktan şikayet eden sanayiciyi, kredi çekip döviz almak ve stokçuluk yapmakla suçladı. “Hepsinin listesi elimde” diyen Kavcıoğlu, “Türkiye’de bir döviz hastalığı var. Hala bankalardan ucuz kredi kullanıp döviz almanın önüne geçemedik. Merkez Bankası veya BDDK veya bankalar için ‘Kredi vermiyor’ deniyor. Ya el insaf. Hesabında 100 milyon dolar varken, 50 milyon dolar daha alıp hesabına koyma. Bunu vermeyeceğiz” dedi.
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi’nin temmuz ayı olağan toplantısı, “Reel Kesimi Destekleyen Nitelikli Finansman Politikalarının Üretim ve İhracat Açısından Önemi’’ ana gündemi ile Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonu’nda yapıldı.
Toplantıya katılan Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, Türkiye ekonomi modeli ile ulaşılan rakamları paylaşmasının ardından sanayicilerin sorularını diledi. Sanayiciler finansal kaynaklara erişimin zorlaştığını ve maliyetlerinin arttığından şikayet etti. Kavcıoğlu ise sanayicileri kredi çekip döviz almak ve stokçuluk yapmakla itham etti.
İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, Kavcıoğlu’na, “Bankaların başı ve başkanı olarak bu süreci istismar eden bankaları ortaya çıkarmak için hakikaten sizi göreve davet ediyorum. Ayrıca kendisini enflasyondan korumak için stok yapmış sanayiciyi bu kapsama sokarsanız bu tehlikeli bir bakış açısına dönüşür” yanıtını verdi.
“DÜNYA FIRTINALİ BİR ZAMANDAN GEÇİYOR, SANAYİCİMİZ, SAĞLADIĞIMIZ FİNANSAL KOŞULLAR SAYESİNDE EN İYİ ŞEKİLDE GEÇİRİYOR”
Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu konuşmasına sanayicilerin yanında olduklarını söyleyerek başladı. Kavcıoğlu şunları söyledi:
“Dünya fırtınalı zor bir zamandan geçiyor. Sanayimiz bu fırtınayı hem kendi çabaları hem de Merkez Bankası’nın sağladığı finansal koşullar sayesinde olabilecek en iyi şekilde geçiriyor. Her kriz bu sayede fırsata dönebiliyor. Merkez Bankası reel sektörle iç içedir. Merkez Bankası, makroekonomik koordinasyon ile kredilerin hem uygun maliyetli hem de cari fazla odaklı iktisadi faaliyetle uyumlu dağılımı için hedefli kredi yaklaşımını benimsemiştir. Hem kredi programları hem faiz kararları hem de makro ihtiyati önlemleriyle bu politikasını kararlılıkla uyguluyor.
Yeni ekonomi modelimizde cari fazlaya destek olacak hedefli kredi politikalarımızla ülke ekonomimiz için en verimli sonuçları almaya odaklanmış durumdayız. Tüm düzenleme ve kararlarımızı da bu doğrultuda alıyoruz. Merkez Bankası olarak arz sürekliliği ve cari fazla kapasitemizi destekleyecek finansal koşulları oluşturmayı amaçlayan sanayi dostu hedefli politikalarımızla yanınızda olmaya devam edeceğiz.”
KAVCIOĞLU’DAN, FİNANSMANA ULAŞAMADIKLARINI SÖYLEYEN SANAYİCİYE “EL İNSAF” YANITI
Konuşmaların ardından sanayiciler yüksek faiz yükü altında çok zorlu mücadele verirken, finansmana ulaşamadıklarından şikayet etti. Kavcıoğlu bu şikayetlere “El insaf” diyerek karşılık verdi. Kavcıoğlu, sanayicilere şu yanıtı verdi:
“KREDİLERDEN ŞİKAYETLER CİDDİ ŞEKİLDE KONUŞULMALI: Bazı odalarla, iş insanlarıyla, bazı ekonomist arkadaşlarla dönem dönem görüşüyoruz. Sıkıntıları biliyorduk ama İstanbul Sanayi Odası’nda Türkiye’nin ilk 500’ünün ağırlıklı olduğu ve Türkiye’de kredi rekorunun kırıldığı bir dönemde bu kadar kredilerden şikayette bulunulması ciddi şekilde konuşulması gerekiyor.
Türkiye’de bir Merkez Bankası tembelliği var. Bu bütün taraflarda maalesef yaşanıyor. Yani daha çok dışarıdan bulunacak uzun vadeli kredilerle içerideki ihracatın finanse edilmesinin yaygınlaşması gerekiyor. Çok haksızlık yapmamak lazım. Bizim kredilerimiz de pek vadeleri öyle değil ama uzun süredir Eximbank kredileri de sıfır faizli.
AŞAĞI YUKARI HERKES SIFIR FAİZLE KREDİ KULLANDI VE DÖVİZ ALDI. ŞİMDİ BİZ BUNU ÇÖZDÜK, TEPKİ DE BURADAN GELİYOR: Aşağı yukarı herkes sıfır faizle kredi kullandı ve döviz aldılar. Bunları konuşacağız. Yani ihracatı desteklemek için Eximbank’ın Merkez Bankası kaynağıyla verilen kredi düz hesap 106 milyon ama kullanılan çok daha fazla. Bunun iki, üç katı. Sadece son 3-4 yılda 70 milyar dolar döviz alınmış. Yani Eximbank kredileri ihracat ağırlıklı kullanılan krediler. Ancak ithalat ağırlıklı kullanılmış ve tamamen döviz alınmış. Ve maalesef kullanım şekli şöyle; Eximbank bu krediyi döviz bazında TL olarak kullandırıyor. Aldığı gün ithalatçı ya da ihracatçı döviz alıyor. Vadesi geldiğinde de ihracat bedeliyle hiçbir şekilde ilişki kurulmuyor. Tekrar piyasadan döviz alarak Merkez Bankası’na geri ödeniyor. Yani herkes böyle gözünü yumuyor.
Merkez Bankası rezerv yaptığını düşünüyor. Eximbank ihraç edeceği kredi verdiğini düşünüyor. İhracatçı da Eximbank kredisi aldığını düşünüyor. Yararlanan tek ihracatçı. Şimdi bunu çözdük biz. Bunu çözmeye çalışıyoruz tepki de buradan geliyor. Şimdi bu kurulu düzen değişti.
ŞİMDİ HANİ KEDİ-CİĞER MESELESİ. NEREDE BU PARA? KİM ALDI: Şimdi ‘Krediye ulaşılamıyor’ dendi. Nerede? Sayı iki katı artmış. Rakam iki katına artmış. Şimdi hani kedi-ciğer meselesi. Nerede bu para? Kim aldı? O zaman ortaya yatırıp konuşacağız. Dolayısıyla Eximbank tek ulaşılabilir olmasın diye bunu bankalara da açtık. Bütün özel bankalara da limit verdik. Daha önce 2 milyar dolar olan özel ve kamu bankaları limiti 10 milyar dolara çıkarıldı. İhracatçımız Merkez Bankası’nı eleştirmek yerine, bankalara gidecek bu kaynağı alacak. Bu kredileri verirken bankalar da bir komisyon alıyor. Kaynağı Merkez Bankası, para da orada duruyor ve alma hakkı da sizin. Buna kimse itiraz edemez.
KAYNAK VAR, VADE UZATILDI, FAİZ DÜŞÜRÜLDÜ, BU KADAR ŞİKAYETİ ANLAMIYORUM: Çok ucuz faizle ve vadeleri değiştirdik taahhüdü kaldırdık. Bugün 1 yıl vadeli olarak, ihracat kredisi tüm bankalardan ve Eximbank’tan kullanabilir. Kim kullanamıyorsa ben takipçisi olacağım. Bu kadar net söylüyorum. Kaynak var, vade uzatıldı, faiz düşürüldü, bu kadar şikayeti anlamıyorum. Gideceksiniz krediyi kullanacaksınız. Merkez Bankası Başkanı olarak söylüyorum.
HERKES DÖVİZ ALIYOR DÖVİZ HASTALIĞI VAR: Evet, yüzde 30 dövizi ihracatçı da ithalatçı da bozmuyor. Herkes döviz alıyor. Dövizi bozacağız. ‘Ya döviz kuru artıyor’ deniliyor. TL kredi kullandığınız zaman döviz kurunu karşılıyorsunuz. Merkez Bankası kaynaklı 3 ay yüzde 10’la para veriyoruz. Yüzde 10’u sadece kur korumaya yatırsan faiz getirisi var. Döviz hastalığı var. Dediğim gibi herkes döviz alma yolunda.
BİR KİŞİ, BİR FİRMA KREDİ ALAMIYORSA BENİM İŞİM DEĞİL AMA TAKİPÇİSİ OLACAĞIM: Burada sanayi odasında söylüyorum. Merkez Bankası’nın limitleri vardı. Tüm bankalarda, özel bankalarda limitler var. Yarısı boş. Kimse kullanamıyormuş. Eximbank’ta kullanılmıyormuş. Bu şartlarda bir kişi, bir firma kredi alamıyorsa benim işim değil ama takipçisi olacağım. Burada Sayın Başkan’ın yanında söz veriyorum. Böyle bir şey yok. Dolayısıyla Türkiye finansmanda tarihi dönemi yaşıyor. Bakın 40-50, herkesi tenzih ediyorum. Böyle bir faiz oranı yok. Niye yok söyleyeyim. 2022 ilk 6 ayı 2021 yılı boyunca kullanılan kredinin 3 katına yakın. 2021’de faizin düşürülmeye başlanmasından sonra da krediler arttı. Yani 2021’in eylülüne kadar bazı bankaların kredi artış rakamı eksi. Büyük bankalardan bahsediyorum. 2021’in eylül ayından yıl sonuna kadar kredilerde faiz düşüşe geçti. Faiz düşüşlerinin nedeni sanayiciyi finanse etmek.
Yeni ekonomi modelimizin üzerinde durduğu özellikle sanayiciyi, imalatçıyı, ihracatçıyı desteklemektir. Yoksa biz bu bedeli niye ödemeye çalışıyoruz? Bu dayağı niye yiyoruz? Faiz düşürmenin en büyük, en önemli amacı üretimi, yatırımı, istihdamı arttırıp, cari fazla vererek kalıcı fiyat istikrarını sağlamaktır. Kabul edersiniz, etmesiniz. Bizim yeni ekonomi modelinde ısrarla üzerinde durduğumuz politikamız budur. Bunun için de bütün bu anlamda hedefe kilitli, hedefli, kredilerin önünü açtık. Yerine gitti mi gitmedi mi? Rakamları vereyim. Siz takdir edin.
HİÇBİR ÖZEL BANKADAN YÜZDE 20-22’İN ÜZERİNDE KREDİ KULLANMAYIN: Özel bankalarda faizler yüksek mi? Evet onlarla da görüşüyoruz. Onlarla da bu hesabı, bu tartışmayı yapıyoruz. Burada da söylüyorum. Hiçbir özel bankadan yüzde 20-22’in üzerinde kredi kullanmayın. Siz de ısrarcı olacaksınız. Televizyona çıkıp Merkez Bankası’nı eleştirene kadar, Eximbank’ı eleştirene kadar bu paranın peşine düşeceksiniz. Şu an hiçbir banka yüzde 40 faizle para veremez. Biz de takipçisi olacağız. Siz de olun. Biz bir şey yapamıyoruz siz yapacaksınız. Yüzde 17’yle KKM 1 trilyonun üzerine çıktı. Biz bu kur korumalarını riskini, TL tarafında Hazine Maliye Bakanlığımız, döviz tarafında da Merkez Bankası aldı.
Bankalara hiçbir riski yok. Ve yüzde 17 kaynak aktardık. Dahasını söyleyeyim. Sizin normal vadeli mevduat olarak yatırdığınız paraların vadesi 1 ay 35 gün 40 gündür. Bankacılık sektöründe tarihi vaadi bir dönem yüzde 60’tır. 35-40 gündür. Bu kur korumalının vadesi 6 ay, 9 ay, 1 yıldır. Yani bankalara böyle bir fırsat da yarattık. İş dünyası bu kaynağın da peşinde olacak. Şimdi 1 trilyon verilmiş. Bir kaynak var ama herkes şikayet ediyor. O zaman bu kaynak nerede ona bakacağız.
ODA ÜYELERİNDEN KİMLERİN DÖVİZ ALDIĞININ LİSTESİ VAR: Ya ben biliyorum nerede olduğunu bir kısmının. Herkes döviz aldı. Bakın biz bu rakamları takip ediyoruz. ISO’dayım. Sanayi odası üyeleri dahil listesi var bende. Türkiye serbest piyasa ama hem bu kullanılan paralarla döviz alacağız hem de gidip ucuz kredi alacağız. Alamadığımız zaman da şikayet edeceğiz. Bu olmaz. Bu haksızlık. Bunların hepsinin listesi var bende. Birebir de hepinizle paylaşabilirim. Sanayi Odası üyeleri de var. İTO’nun üyeleri de var. ATO’nun üyeleri de var. ASO’nun üyeleri de var.
BANA NE DÜŞERSE YAPMAYA HAZIRIM: BDDK’ın kararından şikayet edildi. Türkiye bir dönemden geçiyor. Bu kadar kaynak israfının önüne geçmemiz lazım. Türkiye’nin bu kaynağı üretim, yatırım, istihdam ve ihracat için harcaması gerekiyor. Ve burası en önemli yeri. Biz buraya karşı yanlış yapamayız. Ama burada yanlış yapanlar varsa kendine çekidüzen verecek. Ben Merkez Bankası Başkanı olarak Türkiye’nin üretim ve yatırım yapacak üretim yapacak, istihdam yaratacak ihracatı arttıracak tüm firmaların bu kaynaklardan yararlanması için bana ne düşerse yapmaya hazırım.
HESABINDA 100 MİLYON DOLAR VARKEN, 50 MİLYON DOLAR DAHA ALIP HESABINA KOYMA: Önce sorunu bir görmemiz lazım. Bakın Eximbank tarafında bu kadar şikayetin nedenini, rakamlar 3 aşağı 5 yukarı söyleyeceğim. 20 milyar dolarlık kredinin 2 milyarını falan özel bankalar kullanıyordu. Eximbank’ta yaklaşık 14-15 milyar dolar risk vardı. Yüzde 80’ini falan 20 firma kullandı. Buna da benim gönlüm razı olmaz. Biz bunu bakanlarla paylaştık ve bunu durdurduk. İhracatçılar alacak. İthalatçılar da alacak. İhracat yapan. Çünkü onlar da ithalatı ihracatın önünü açmak için ihracat yapabilmek için ithal mal alıyor. O iş adamlarımızla görüştüm. ‘Döviz alma’ dedik. Ha ithalat yapacaksın. Dövize ihtiyacın mı var tabii? Ne zaman ödemen var. 1 hafta içerisinde gel bu krediyi al, kullan. Ama hesabında 100 milyon dolar varken, 50 milyon dolar daha alıp hesabına koyma. Bunu vermeyeceğiz. İSO’dan bütün her yere ilan ediyorum.
YA EL İNSAF HESABINI DA 100 MİLYON DOLAR VAR: Biz kimsenin döviz almasına karışmıyoruz. Hesabında riski karşılayacak döviz varken hala bankalardan ucuz kredi kullanıp döviz almasının önüne geçmek istiyoruz. Buna başkanın buradaki odadaki yöneticilere engel olması lazım. Bakın şu an kur korumanın vadeleri geldi. Merkez Bankası’nı, Hazine’yi Türkiye’deki işte döviz herkes fiyatlıyor. Niye? Kur korumalı dönecek, ödeyemeyecekler falan filan diye. Adamın yarını kur koruması dönüyor. Bugün kredi kullandırıyoruz. Bunu durdurduğunuz zaman bakanlık, Merkez Bankası veya BDDK veya bankalar kredi vermiyor diyor. Ya el insaf hesabında 100 milyon dolar var ya. 50 milyon dolar var. 10 milyon dolar var. Kurda devlet bu avantajı sağladı size.
TÜRKİYE DÖVİZ DOLARİZASYONUN BEDELİNİ ÇOK AĞIR ÖDÜYOR: Merkez Bankası olarak kaynaklarımızdan iş adamlarımızın yararlanması için elimizden gelen gayreti sonuna kadar göstereceğiz. Liralaşma stratejimizi uygulayacağız. Türkiye döviz dolarizasyonun bedelini çok ağır ödüyor. Ödedi ve buradan çıkacağız.
KURUMSAL FİRMALAR DÜŞÜK FAİZLİ KREDİ KULLANIP 55 MİLYAR DOLAR DÖVİZ ALDI, BUNU KULLANDIRTMAYACAĞIZ: Tabii ki ithalatçı döviz alacak. Sadece ithalatçılar değil, kurumsal firmalar da düşük faizli kredi kullanıp 55 milyar dolar döviz aldı. Biz bunu kullandırtmayacağız. Bankalarla da konuşuyoruz. Yatırım yapanın, üretim yapanın finansmana erişimi noktasında hiçbir şikayetinin olmaması lazım. Olanları da ısrarlı bir şekilde konuşup çözeceğiz.”
“BANKALARIN BAŞI VE BAŞKANI OLARAK HAKİKATEN SİZİ GÖREVE DAVET EDİYORUM”
İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, Kavcıoğlu’nun oda üyelerine yaptığı eleştirilere cevap verdi. Bahçıvan, “Sayın Başkanım burada hakikaten çok önemli bir toplantı yapıyoruz. Belki de tarihi bir toplantı yapıyoruz bugün. Siz nasıl ki vermiş olduğunuz imkanların istismarı noktasında bizi bir sorumluluğa davet ediyorsanız, Sanayi Odası’nın Başkanı olarak ben de bankaların başı ve başkanı olarak bu süreci istismar eden bankaları ortaya çıkarmak konusunda hakikaten sizi göreve davet ediyorum” dedi.
Bahçıvan’dan sonra Kavcıoğlu yeniden söz alarak şunları söyledi:
“KORKTULAR STOK YAPTILAR: Faizler düşükken iş adamımız bunu farklı kullanıyor. Yani iş adamları alıyor parayı dövize yatırıyor. Bunun yüzlerce elimizde hesaptan örnekleri var yani. Kur korumada falan. Şimdi önce bunu sanayici çözecek. Düşük faizli krediyi alacak yatırım yapacak, ham madde alacak. Korktular stok yaptılar. Döviz aldılar stok yaptılar. Bilançolarına baktığınızda görürsünüz. Yani gayri resmi bir satış olsa da sonuçta bunu alıyor. Bu kadar stok geçen sene yapmamış da bu sene niye yapmış? İşte döviz artacak. Ucuz kredi buluyor. Ucuz krediyi bulup alıp yatırım yapacak ya da daha ucuz maliyetle piyasaya verecekken fiyatlara yansıtmıyor, stok yapıyor. Başka şekilde fiyatları şişirerek kendi kendimize zarar veriyoruz.
SANAYİCİLER DÖVİZLERİNİ BOZACAK: Sanayiciler de yarından itibaren stoklarını azaltacak, dövizlerini bozacak. Riskse hepimiz alacağız. O kadar dövizi tutarsanız, elinize geçen parayla sattığınız tüm tahsilatla döviz almaya devam ederseniz bu olmaz. O zaman biz bize düşeni yapacağız yarından itibaren bunun etkisini göreceğiz.”
“SANAYİCİNİN HEPSİNİ İTHAM ALTINA ALIRSAK TÜRK SANAYİSİNE KARŞI BÜYÜK HAKSIZLIK YAPMIŞTIR”
Kavcıoğlu’nun stokçuluk iddiaları üzerine yeniden söz alan Bahçıvan şöyle konuştu.
“Sayın Başkanım döviz tarafında varım ama stok tarafında yokum. Sayın Başkanım o stok acaba sanayicinin envanterinde niçin duruyor? Yani onun bir denemesini iyi analiz etmezseniz orada olayın boyutu çok başka yere gider. Eğer bilançosunda stok taşıyan kendisini enflasyondan korumak için kendisini hic etmek için o stok almış olan sanayiciyi de bu kapsama sokarsak bu çok daha farklı ve tehlikeli bir bakış açısına dönüşür. İzin verirseniz bu tablonun Sanayi Odası Başkanı olarak altını çizmek istiyorum. Bu stoku şirketinde farklı nedenlerde taşıyan sanayicinin hepsini itham altına alırsak Türk sanayisine karşı büyük haksızlık yapılmış oluruz.”
ANKA
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
FİTCH’TEN TÜRKİYE’DE LEASİNG VE FAKTORİNG SEKTÖRÜNE ÇİFTE RİSK UYARISI
Yayınlanma:
2 gün önce|
19/10/2026Yazan:
BankaVitrini
2026 ve 2027’de takipteki alacaklar artabilir, kâr marjları daralabilir
Bankavitrini.com | Ekonomi Haber
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türkiye’de finansal kiralama (leasing) ve faktoring sektörlerinin 2026 ve 2027 yıllarında artan aktif kalitesi riskleri ve daralan kârlılık marjlarıyla karşılaşabileceği uyarısında bulundu. Yüksek fonlama maliyetleri, KOBİ’lerin ödeme gücündeki olası bozulma ve artan sorunlu alacaklar, iki sektörün önümüzdeki dönemde yakından izlenmesi gereken başlıca riskleri arasında yer aldı.
Fitch’in 19 Ekim 2026 tarihli değerlendirmesine göre, Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan Avrupa’daki finansman ve leasing şirketlerine yönelik sektör görünümü haziran ayında “kötüleşen” olarak revize edilmişti. Küresel ekonomik büyümedeki yavaşlama, yüksek enflasyon ve finansman maliyetleri bu değerlendirmede etkili oldu.
Finansal kiralamada hacim büyüyor, riskler de birikiyor
Fitch’in değerlendirmesinde öne çıkan veriler, finansal kiralama sektöründe iş hacmi artarken risklerin de göz ardı edilmemesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Türkiye’de finansal kiralama sektörünün yeni iş hacmi, 2026’nın ilk yarısında geçen yılın aynı dönemine göre dolar bazında yüzde 48 arttı. Ancak bu büyümenin niteliği dikkat çekici bir ayrıntı taşıyor: Sat ve geri kirala işlemlerinin toplam yeni iş hacmindeki payı yüzde 38’e ulaştı.
Sat ve geri kirala işlemlerinde işletmeler, sahip oldukları bina, makine veya diğer varlıkları finansman kuruluşuna satarak nakit elde ediyor ve aynı varlıkları kiralamaya devam ediyor. Bu yöntem şirketlere kısa vadeli likidite sağlarken, yeni yatırım finansmanından çok mevcut nakit ihtiyacının karşılanmasına yönelik talebi de gösterebiliyor.
Fitch, bu işlemlerin ticari gayrimenkul değerlemeleri ve varlıkların gelecekteki değeri bakımından risk yaratabileceğine dikkat çekiyor. Varlıkların değer kaybetmesi, teminatın yeterliliğini ve finansman kuruluşlarının olası tahsilatlarını olumsuz etkileyebilir.
Sektörde takipteki alacak oranı yüzde 1,9 seviyesine gerilemiş olsa da Fitch, bu oranın 2026 sonu ve 2027 boyunca yükselmesini bekliyor. Finansal kiralama şirketlerinin ortalama özkaynak kârlılığı yüzde 30 olurken, kaldıraç oranının 2025 sonundaki 3,8 kat seviyesinden 4,9 kata yükselmesi de bilançoların izlenmesi gereken göstergeler arasında bulunuyor.
Faktoringde 1,1 trilyon TL’lik hacim: Reel büyüme sınırlı
Faktoring sektörü, işletmelerin vadeli satışlarından doğan alacaklarını devralarak nakit akışı sağlamalarında önemli bir finansman aracı olarak öne çıkıyor. Özellikle banka kredisine erişimde zorlanan işletmeler açısından faktoring, işletme sermayesi ihtiyacının karşılanmasında alternatif oluşturuyor.
Ancak yüksek finansman maliyetleri ve müşterilerin tahsilat sorunları, faktoring şirketlerinin de risklerini artırabiliyor.
Fitch’in değerlendirmesinde yer alan verilere göre, Türkiye’de faktoring işlem hacmi 2026’nın ilk yarısında yıllık yüzde 33 artarak 1,1 trilyon TL’ye ulaştı. Kuruluş, 2026 yılının tamamında yüzde 32 büyüme bekliyor. Bununla birlikte büyümenin genel olarak enflasyonla uyumlu kalacağı ve reel büyümenin yatay seyredeceği öngörülüyor.
Faktoring sektörünün takipteki alacak oranı yüzde 2,3 seviyesinde bulunuyor. Yeni sorunlu alacakların ve bunlara karşı ayrılan değer düşüklüğü giderlerinin yüksek seyretmesi ise kârlılık üzerindeki baskıyı artırıyor.
Sektörün ortalama aktif kârlılığının 2025’teki yüzde 8,1 seviyesinden yüzde 6,4’e gerilemesi, büyüyen işlem hacminin aynı ölçüde kârlılığa dönüşmediğini gösteren önemli bir veri. Kaldıraç oranı 4,1 kata yükselmiş olsa da Fitch bu seviyeyi hâlen ılımlı olarak değerlendiriyor.
Asıl risk: KOBİ’lerin ödeme gücündeki bozulma
Fitch’in uyarısının Türkiye açısından en önemli boyutu, finansman kuruluşlarının karşı karşıya olduğu risklerin yalnızca kendi bilançolarından kaynaklanmaması.
Yüksek faizler, işletmelerin finansman giderlerini artırırken tahsilat vadelerindeki uzama ve nakit akışındaki bozulma, borçların zamanında ödenmesini zorlaştırabiliyor. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde yaşanabilecek ödeme güçlükleri, leasing ve faktoring şirketlerinin aktif kalitesine doğrudan yansıyabilir.
Türkiye’de son dönemde yaşanan piyasa dalgalanmalarının bu şirketler üzerindeki doğrudan etkisinin sınırlı kaldığı belirtiliyor. Finansal kiralama şirketlerinin sınırlı menkul kıymet portföyleri ve yerleşik fonlama kanalları, banka iştiraki olan faktoring şirketlerinin ise ana ortaklarından alabilecekleri destek, riskleri sınırlayan unsurlar arasında gösteriliyor.
Bununla birlikte Türk lirası faizlerindeki yükseliş ve Türkiye’nin kredi temerrüt takası (CDS) primlerindeki artış, fonlama maliyetlerini yukarı çekebilir. Bu durum, özellikle müşterilerine daha önce kullandırılmış finansmanın getirisi ile yeni fonlama maliyetleri arasındaki farkı daraltabilir.
Bankacılık dışı finansman sektörüne ne anlatıyor?
Fitch’in değerlendirmesi, finansal kiralama ve faktoring sektörlerinde büyüme oranlarının tek başına yeterli bir performans göstergesi olmadığını ortaya koyuyor. İşlem hacmi artarken tahsilat kalitesinin bozulması, karşılık giderlerinin yükselmesi ve fonlama maliyetlerinin gelirleri aşındırması, şirketlerin finansal dayanıklılığını zayıflatabilir.
Türkiye’de reel sektörün krediye erişim sorunu yaşadığı bir dönemde leasing ve faktoring şirketlerinin önemi artıyor. Ancak işletmelerin finansmana erişimini kolaylaştıran bu kanalların sürdürülebilirliği, müşterilerin geri ödeme kapasitesine ve finansman kuruluşlarının risk yönetimine bağlı.
Önümüzdeki dönemde takipteki alacak oranları, karşılık giderleri, özkaynak ve aktif kârlılığı ile kaldıraç oranlarının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Özellikle büyümenin enflasyonun gerisinde kaldığı veya yüksek fonlama maliyetlerinin sürdüğü bir ortamda, hacim artışının finansal sağlıktaki iyileşmeyle karıştırılmaması önem taşıyor.
Sonuç olarak: Fitch’in uyarısı, Türkiye’de leasing ve faktoring sektörlerinin bugün itibarıyla bir kriz içinde olduğu anlamına gelmiyor. Ancak 2026 ve 2027 döneminde borçluların ödeme performansında yaşanabilecek bozulma ve yüksek finansman maliyetleri, iki sektörün aktif kalitesi ve kârlılığı üzerinde baskı oluşturabilir.
EKONOMİ
VERGİLERİN HER 100 LİRASININ 21,6 LİRASI FAİZE GİDİYOR!
Yayınlanma:
6 gün önce|
16/10/2026Yazan:
Süleyman Çembertaş
Merkezi yönetim bütçesinde 1,84 trilyon TL açık: Harcamalar gelirlerden hızlı artıyor
T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından 15 Ekim 2026 tarihinde açıklanan merkezi yönetim bütçesinin 2026 yılı Ocak-Eylül dönemi gerçekleşmeleri, kamu maliyesindeki temel sorunlardan birini yeniden gündeme taşıdı: Vergi gelirleri artıyor ancak bu artışın önemli bir bölümü faiz ödemelerine giderken bütçe açığı da büyümeye devam ediyor.
İlk dokuz aylık dönemde merkezi yönetim bütçe gelirleri 12 trilyon 107,8 milyar TL’ye, giderleri ise 13 trilyon 948,1 milyar TL’ye ulaştı. Böylece bütçe açığı 1 trilyon 840,3 milyar TL olarak gerçekleşti.
Geçen yılın aynı dönemine göre gelirlerde yüzde 34,5, giderlerde ise yüzde 36,4 artış yaşandı. Başka bir ifadeyle kamu harcamaları, gelirlerden 1,9 puan daha hızlı arttı. Bu fark, bütçe dengesi üzerindeki baskının devam ettiğini gösteriyor. 【turn814255search0】
1. Bütçenin en dikkat çekici göstergesi: Faiz yükü
2026 yılının ilk dokuz ayında toplam faiz giderleri 2 trilyon 251,1 milyar TL’ye yükseldi. Aynı dönemde vergi gelirleri 10 trilyon 402 milyar TL olarak gerçekleşti.
Bu iki rakam birlikte değerlendirildiğinde, toplanan her 100 TL verginin yaklaşık 21,64 TL’sinin faiz ödemelerine karşılık geldiği görülüyor.
| Gösterge | Ocak-Eylül 2025 | Ocak-Eylül 2026 |
|---|---|---|
| Vergi gelirleri | 7.753,5 milyar TL | 10.402,0 milyar TL |
| Faiz giderleri | 1.662,4 milyar TL | 2.251,1 milyar TL |
| Faiz/vergi geliri oranı | %21,44 | %21,64 |
| Faiz giderlerinin artışı | — | %35,4 |
Kaynak: Paylaşılan merkezi yönetim bütçe tablosu. Tutarlar milyar TL’dir.
Faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranı bir yılda yaklaşık 0,2 puan yükseldi. Tek başına bu değişim çok büyük görünmeyebilir. Ancak oran, önceki yıllarla birlikte incelendiğinde daha anlamlı bir tablo ortaya çıkıyor.
Paylaşılan karşılaştırmaya göre faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranı 2023’te yüzde 15, 2024’te yüzde 17,4, 2025’te yüzde 18,6 düzeyindeydi. 2026’nın ilk dokuz ayında ise yüzde 21,6 seviyesine ulaştı.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, yalnızca faiz giderlerinin artması değil, vergi gelirlerinin ne kadarının üretim, eğitim, sağlık, altyapı ve diğer kamu hizmetlerinin finansmanına kalabildiğidir.
Faiz ödemeleri kamu bütçesinin kaçınılmaz yükümlülüklerinden biridir. Ancak bu yükün büyümesi, yeni kamu hizmetleri ve yatırımlar için kullanılabilecek mali alanı daraltabilir.
2. Vergi gelirleri artıyor ama bütçe açığı kapanmıyor
İlk dokuz ayda vergi gelirleri yüzde 34,2 artarak 10 trilyon 402 milyar TL’ye ulaştı. Buna karşın toplam giderler yüzde 36,4 arttı ve bütçe açığı 1 trilyon 840,3 milyar TL’ye çıktı.
Bu tablo, bütçe gelirlerini artırmanın tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Harcamaların bileşimi, faiz maliyeti, kamu transferleri ve bütçe kaynaklarının kullanım biçimi de en az gelir artışı kadar önemli.
2026 bütçesinde toplam gelir hedefi 16 trilyon 266,1 milyar TL olarak belirlenmişti. İlk dokuz ayda bu hedefin yaklaşık yüzde 74,4’ü tahsil edildi. Toplam gider bütçesindeki gerçekleşme oranı ise yüzde 73,5 oldu.
Yılın son üç ayında gelir ve giderlerin hangi hızda gerçekleşeceği, bütçe açığının yıl sonundaki düzeyini belirleyecek.
Burada temel soru şu: Vergi tahsilatındaki artış, ekonominin üretim kapasitesindeki ve reel gelirlerdeki iyileşmeden mi kaynaklanıyor, yoksa fiyat artışları ve mevcut vergi yapısının etkisiyle mi gerçekleşiyor?
Bu sorunun yanıtı, bütçe performansının gerçek niteliğini anlamak açısından önem taşıyor. Nominal vergi gelirlerinin yükselmesi, tek başına vergi yükünün adil dağıldığını veya ekonomik refahın arttığını göstermez.
3. Vergi yükünün dağılımı da sorgulanmalı
Vergi gelirleri içinde en yüksek tutar 2 trilyon 893 milyar TL ile gelir vergisinde gerçekleşti. Kurumlar vergisi tahsilatı 1 trilyon 249,4 milyar TL oldu.
Dahilde alınan KDV 1 trilyon 516,5 milyar TL, ithalde alınan KDV ise 1 trilyon 594,2 milyar TL düzeyine ulaştı. Özel tüketim vergisi tahsilatı da 1 trilyon 436,9 milyar TL oldu.
Bu üç kalemin toplamı 4 trilyon 547,6 milyar TL’ye ulaşıyor.
KDV ve ÖTV gibi tüketim üzerinden alınan vergiler, tüketim harcamalarıyla bağlantılı oldukları için geniş kesimleri ilgilendiriyor. Ancak bu rakamlardan hareketle toplam vergi yükünün ne kadarının düşük gelirli kesimlere düştüğünü kesin olarak hesaplamak mümkün değil. Bunun için gelir gruplarına göre vergi yükünü ve vergi türlerinin dağılımını gösteren ilave verilere ihtiyaç var.
Yine de mevcut tablo önemli bir politika sorusunu gündeme getiriyor: Kamu gelirleri artırılırken vergi yükünün ücretliler, tüketiciler, şirketler ve farklı gelir grupları arasındaki dağılımı ne ölçüde gözetiliyor?
Vergi politikasının yalnızca tahsilatı artırmaya değil, adil bir dağılım sağlamaya da odaklanması gerekiyor.
4. Harcamalarda ilk sırada cari transferler, ikinci sırada personel
2026’nın ilk dokuz ayında faiz hariç harcamalar 11 trilyon 697 milyar TL oldu. Harcamaların önemli bölümünü cari transferler ve personel giderleri oluşturdu.
- Cari transferler: 5 trilyon 30,8 milyar TL
- Personel giderleri: 3 trilyon 841 milyar TL
- Faiz giderleri: 2 trilyon 251,1 milyar TL
- Mal ve hizmet alımları: 958,1 milyar TL
- Sermaye giderleri: 883 milyar TL
Cari transferler toplam giderler içinde en büyük kalem olurken, personel giderleri ikinci sırada yer aldı. Personel giderlerindeki yıllık artış yüzde 40,2, cari transferlerdeki artış ise yüzde 32,1 olarak gerçekleşti.
Bu kalemlerin tamamı aynı nitelikte harcamalar değildir. Personel ödemeleri kamu hizmetlerinin yürütülmesiyle, cari transferler ise sosyal güvenlik, kamu kurumlarına aktarımlar ve çeşitli destek mekanizmalarıyla ilişkilidir. Bu nedenle yalnızca artış oranlarına bakarak harcamaların gereksiz olduğu sonucuna varılamaz.
Ancak kamu harcamalarının etkinliği, verimliliği ve hedeflenen sonuçları üretip üretmediği düzenli biçimde sorgulanmalıdır.
Özellikle ekonomik kaynakların kıtlaştığı, işletmelerin finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde bütçe harcamalarının üretken yatırımlara, verimlilik artışına ve sürdürülebilir büyümeye ne ölçüde katkı sağladığı daha fazla önem kazanıyor.
5. Faiz giderleri, maliye politikasının hareket alanını daraltıyor
Faiz giderlerinin artması, bütçede yalnızca muhasebesel bir büyüklük değildir. Borçlanma maliyetleri yükseldiğinde kamu maliyesinin gelecekteki yükümlülükleri de ağırlaşabilir.
Faiz ödemeleri için daha fazla kaynak ayrılması, diğer harcamaların finansmanı açısından tercih ve öncelik sorununu beraberinde getirir. Bu durum özellikle yatırım, sosyal destek ve ekonomik kalkınma harcamalarının planlanmasında dikkatle izlenmelidir.
Öte yandan bütçe açığı ile faiz giderlerini birbirine karıştırmamak gerekir. İlk dokuz ayda 2 trilyon 251,1 milyar TL faiz gideri oluşurken toplam bütçe açığı 1 trilyon 840,3 milyar TL’dir. Aradaki farkın nedeni, faiz dışı bütçe dengesinin fazla vermesidir.
Nitekim faiz hariç bütçe giderleri 11 trilyon 697 milyar TL, toplam gelirler ise 12 trilyon 107,8 milyar TL olduğundan yaklaşık 410,8 milyar TL faiz dışı fazla ortaya çıkmaktadır. Faiz giderleri bu fazlayı aştığı için toplam bütçe açığı oluşmaktadır. 【turn814255search4】
Bu ayrım önemlidir: Kamu gelirleri, faiz hariç giderleri karşılamaya yetmektedir; ancak faiz yükü eklendiğinde bütçe açık vermektedir.
Dolayısıyla faiz maliyetini düşürmeye yönelik kalıcı bir iyileşme, bütçe dengesinin sürdürülebilirliği bakımından kritik önemdedir. Bununla birlikte faiz oranlarının hangi hızda gerileyebileceği; enflasyon, risk primi, borçlanma ihtiyacı ve para politikası gibi unsurlara bağlıdır.
6. Bütçe açığı hedefinin üçte ikisi dokuz ayda gerçekleşti
2026 yılı bütçesinde öngörülen bütçe açığı 2 trilyon 712,7 milyar TL düzeyindedir. İlk dokuz ayda gerçekleşen 1 trilyon 840,3 milyar TL’lik açık, yıllık hedefin yaklaşık yüzde 67,8’ine karşılık geliyor.
Bu oran, kalan üç aylık dönemde bütçe gerçekleşmelerinin yakından izlenmesini gerektiriyor. Ancak yıllık hedefin aşılacağını kesin biçimde söylemek için henüz yeterli veri yok. Son çeyrekte vergi tahsilatlarının, faiz ödemelerinin ve diğer harcamaların seyri belirleyici olacaktır.
Bütçe yönetiminde asıl başarı, yalnızca yıl sonu açığını hedeflenen seviyede tutmak değildir. Bu sonuca hangi gelir politikalarıyla ve hangi harcama öncelikleriyle ulaşıldığı da önemlidir.
Vergi gelirlerini artırırken ekonomik faaliyeti zayıflatmamak, kamu harcamalarını denetlerken temel hizmetlerin kalitesini korumak ve faiz yükünü azaltırken mali güvenilirliği sürdürmek birlikte ele alınması gereken hedeflerdir.
SONUÇ: Vergi tahsilatından önce bütçenin niteliği tartışılmalı
2026’nın ilk dokuz aylık bütçe gerçekleşmeleri, üç temel noktaya işaret ediyor:
Birincisi, gelirler artmasına rağmen giderler daha hızlı yükseliyor ve bütçe açığı 1,84 trilyon TL’ye ulaşıyor.
İkincisi, faiz giderleri 2,25 trilyon TL’yi aşmış durumda. Toplam vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 21,6’sına karşılık gelen bu yük, bütçenin en önemli maliyet unsurlarından biri olmayı sürdürüyor.
Üçüncüsü, vergi gelirlerinin artışını değerlendirirken yalnızca nominal tutarlara değil; vergi yükünün dağılımına, ekonomik faaliyetin gücüne ve kamu harcamalarının verimliliğine de bakmak gerekiyor.
Kamu maliyesinde kalıcı başarı, yalnızca daha fazla vergi toplamakla değil; toplanan vergiyi daha verimli kullanmak, borçlanma ve faiz maliyetini yönetmek ve bütçe yükünü toplum kesimleri arasında adil dağıtmakla mümkündür.
Vergi veren vatandaşın ve üretim yapan işletmenin sorması gereken soru da budur: Ödenen vergiler ne kadar etkin kullanılıyor ve kamu bütçesinin ne kadarı gelecekte ekonomik kapasiteyi güçlendirecek yatırımlara dönüşüyor?
Süleyman ÇEMBERTAŞ Bankavitrini.com – Bankacılık ve Reel Sektörün Sesi
EKONOMİ
ENFLASYONLA MÜCADELE ÜFE’Yİ BESLİYOR OLABİLİR Mİ?
Kredi Yok, Vade Farkı Var: Reel Sektörün Finansman Çıkmazı… Enflasyonu Düşürürken Üreticinin Maliyetini mi Artırıyoruz?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
14/10/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Ticari krediye erişemeyen reel sektör, pahalı finansman kıskacında!
Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadele kapsamında uyguladığı sıkı para politikasının temel hedefi, kredi genişlemesini ve talebi kontrol altına alarak fiyat artışlarını yavaşlatmak. Ancak ekonominin diğer tarafında farklı bir tablo yaşanıyor: Bankalardan yeterli ve uygun maliyetli ticari kredi kullanamayan reel sektör firmaları, üretimlerini sürdürebilmek için daha pahalı finansman yöntemlerine yöneliyor.
Tedarikçisinden mal alabilmek için aylık yüzde 4-5 vade farkı ödemek zorunda kalan bir işletmenin maliyetleri düşürülebilir mi? Banka kredisine erişimi zorlaştırarak enflasyonu kontrol etmeye çalışırken üreticinin finansman maliyetini yükseltmek, üretici fiyatları üzerinde yeni bir baskı yaratmıyor mu?
Bana göre bugün ekonomi politikalarının tartışılması gereken önemli başlıklarından biri tam da bu çelişki!
Enflasyonu düşürmek için uygulanan politikalar, reel sektörün finansman maliyetleri üzerinden üretici fiyatlarını besleyen bir mekanizmaya dönüşebilir. Bu durum, enflasyonla mücadelenin yalnızca talep tarafından değil, üretim ve finansman maliyetleri açısından da değerlendirilmesini zorunlu kılıyor.
Ticari kredi kısıtlaması üretici fiyatlarını düşürmeye yeter mi?
Enflasyonla mücadelede yüksek faiz ve kredi büyümesine getirilen sınırlamalar, tüketimi ve toplam talebi yavaşlatabilir. Talebin gerilemesi, firmaların fiyat artırma imkânlarını da daraltabilir. Bu mekanizma, para politikasının enflasyonla mücadeledeki temel işleyişlerinden biridir.
Ancak üretim yapan firmaların da hammaddeye, ara mala, enerjiye, iş gücüne ve işletme sermayesine ihtiyacı var. Üretim döngüsünü sürdürebilmek için finansmana erişim, işletmeler açısından bir tercih değil, çoğu zaman zorunluluk.
Bankalardan yeterli kredi kullanamayan bir firma, üretimini durdurmak yerine tedarikçisinden vadeli mal almak zorunda kalabilir. Ne var ki bu kez bankanın uyguladığı faizden farklı bir finansman maliyetiyle karşılaşır.
Özellikle aylık yüzde 4-5 vade farkıyla yapılan alımlar, işletmelerin maliyet hesabını ciddi biçimde değiştirebilir. Dolayısıyla kredi kısıtlamalarının talebi daraltıcı etkisinin yanında, firmaları daha pahalı finansmana yönlendiren maliyet artırıcı etkisi de hesaba katılmalıdır.
Aylık yüzde 4-5 vade farkı, yıllık yüzde 48-60 basit maliyet demek!
Rakamlarla konuşalım.
Tedarikçisinden vadeli mal alan bir firma, aylık yüzde 4 vade farkıyla karşılaşıyorsa bunun 12 aylık basit toplamı yüzde 48’e ulaşır. Aylık yüzde 5 vade farkında ise basit yıllık karşılık yüzde 60’tır.
Vade farkının her ay bileşik olarak uygulanması durumunda yıllık efektif oranlar sırasıyla yaklaşık yüzde 60,1 ve yüzde 79,6’ya çıkar. Elbette gerçek maliyet; ödeme planına, vade süresine, fiyatın peşin veya vadeli belirlenmesine ve diğer ticari koşullara göre değişir.
Burada dikkat çekmek istediğim nokta şu: Bankadan uygun koşullarda işletme kredisi kullanamayan bir firma, tedarik zincirinde çok yüksek bir finansman yüküyle karşılaşabiliyor.
Üstelik bu yük yalnızca bir firmada kalmıyor. Hammadde tedarikçisinden üreticiye, üreticiden toptancıya, toptancıdan perakendeciye uzanan zincirin farklı halkalarında maliyet baskısı yaratabiliyor.
Bu maliyetin tamamı otomatik olarak satış fiyatlarına yansıtılmayabilir. Talep zayıfsa firma fiyat artırmak yerine kârından vazgeçebilir. Ancak kâr marjının daraldığı, nakit akışının bozulduğu ve işletme sermayesinin eridiği bir ortamda finansman maliyetinin fiyatlar üzerindeki baskısı göz ardı edilemez.
TCMB verileri ne söylüyor?
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 yılı eylül başındaki verilerinde, 4 Eylül haftası itibarıyla TL ticari kredi faiz oranı yüzde 49,3 düzeyinde gerçekleşti. Aynı dönemde TL mevduat faizi yüzde 44,4 seviyesindeydi. Bu oranlar, ticari krediye erişimin firmalar açısından neden önemli bir maliyet unsuru olduğunu gösteriyor.
Diğer taraftan TÜİK’in 5 Ekim 2026’da açıkladığı eylül ayı Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi verileri de üretim maliyetleri ve fiyatlama davranışları açısından dikkat çekici.
Yİ-ÜFE Eylül ayında aylık yüzde 2,07, yıllık yüzde 27,38 arttı. İmalat sanayisindeki yıllık artış yüzde 29,09’a ulaştı. Ara malı fiyatlarında yıllık artış yüzde 28,11, enerji fiyatlarında ise yüzde 30,82 olarak gerçekleşti.
Bu veriler, üretici fiyatlarındaki baskının sürdüğünü ortaya koyuyor. Ancak söz konusu rakamlar, finansman maliyetlerinin bu artışların ne kadarını oluşturduğunu tek başına göstermiyor. Bunun için firmaların faiz giderleri, tedarikçi vade farkları ve üretim maliyetleri arasındaki ilişkinin ayrıca incelenmesi gerekiyor.
Asıl soru da burada başlıyor: Üretici fiyatlarını düşürmeye çalışırken firmaların finansman yükünü artırıyorsak uygulanan politikanın maliyet tarafındaki etkisini yeterince ölçüyor muyuz?
Firmaların finansman giderleri hiç bu kadar ağırlaşmış mıydı?
Reel sektör açısından sorunun bir diğer boyutu da yüksek faiz ile kredi vadelerinin belirli dönemlerde yoğunlaşmasının aynı anda yaşanması.
Bir firma yalnızca yüksek faiz ödemiyor. Aynı zamanda kullandığı kredinin anapara geri ödemesini, maaşlarını, vergilerini, tedarikçi borçlarını ve diğer işletme giderlerini de karşılamak zorunda.
Satışlarını vadeli yapan, müşterilerinden tahsilatını zamanında alamayan ve stok finansmanına ihtiyaç duyan işletmeler için bu tablo daha da ağırlaşıyor.
Kâğıt üzerinde kârlı görünen bir şirket, nakit akışını yönetemediği için ödeme güçlüğüne düşebilir. Finansman giderleri faaliyet kârını aşındırdığında, firmanın üretime devam edebilmesi için yeni kredi kullanması gerekir. Fakat krediye erişim kısıtlıysa işletme bu kez tedarikçi borçlarını ertelemeye, çeklerini ötelemeye veya varlıklarını elden çıkarmaya yönelebilir.
Böyle bir süreçte yüksek faiz yalnızca finansman gideri olmaktan çıkar; üretim kapasitesini, yatırım kararlarını ve istihdamı etkileyen bir unsura dönüşür.
Konkordato, çek ve icra verileri alarm olarak okunmalı
Reel sektörün finansal sağlığını değerlendirirken konkordato süreçleri, karşılıksız çekler ve icra dosyalarındaki gelişmeler yakından izlenmeli.
2026’nın ilk dokuz ayına ilişkin Konkordato Takip değerlendirmesinde, aylık ortalama geçici mühlet kararlarının 2025 ortalamasının altında kaldığı; buna karşılık red ve iflas kararlarının yükseldiği belirtiliyor. Bu tablo, yalnızca yeni başvurulara değil, sürece giren şirketlerin nasıl sonuçlandığına da bakılması gerektiğini gösteriyor.
Elbette konkordato veya karşılıksız çeklerdeki her artışı doğrudan yüksek faize bağlamak doğru olmaz. Zayıf talep, döviz kuru hareketleri, tahsilat sorunları, yönetim hataları ve sektörlere özgü gelişmeler de şirketlerin ödeme gücünü etkileyebilir.
Bununla birlikte bu göstergeler, finansman maliyetleri ve krediye erişim verileriyle birlikte değerlendirildiğinde reel sektörün dayanıklılığı hakkında önemli sinyaller verebilir.
Özellikle üretim yapan, istihdam sağlayan ve siparişlerini sürdürebilmek için işletme sermayesine ihtiyaç duyan firmaların finansal sıkışıklığı, yalnızca şirket ortaklarının sorunu olarak görülmemeli. Tedarik zincirinde yaşanacak bir kopuş, o firmaya mal satan veya ondan alacak tahsil etmeyi bekleyen diğer işletmeleri de etkileyebilir.
Krediye erişemeyen firma üretimini nasıl sürdürecek?
Burada para politikasının hedefini tartışmaktan çok, uygulamanın reel sektör üzerindeki yan etkilerini sorgulamak gerekiyor.
Enflasyonla mücadele elbette zorunlu. Ancak üretim yapan firmaların işletme sermayesine erişimini zorlaştırırken, bu firmaların daha pahalı alternatif finansmana yönelmesi ihtimalini de dikkate almak gerekiyor.
Kredi hacmini sınırlamak tek başına yeterli bir politika ölçütü olamaz. Bugün İhracatçı bir firma EXİMBANK’a kredi için başvurusu bile aylarca sonra sonuçlananacağı söyleniyorr! Kredinin hangi sektöre, hangi amaçla, hangi maliyetle ve hangi vadeyle kullandırıldığı da önem taşıyor.
Üretim kapasitesini korumak için kullanılan işletme sermayesi kredisi ile spekülatif amaçlı finansmanın aynı şekilde değerlendirilmesi, reel ekonominin ihtiyaçlarını gözden kaçırabilir. Bu nedenle verimlilik, istihdam, ihracat kapasitesi ve nakit akışı gibi ölçütleri dikkate alan seçici ve şeffaf kredi mekanizmaları üzerinde durulmalı.
Amaç, her firmaya sınırsız kredi verilmesi değil; finansman kaynaklarının üretimi sürdüren, katma değer oluşturan ve ödeme kapasitesi bulunan işletmelere makul koşullarla ulaşabilmesi olmalı.
Enflasyonla mücadelede maliyet kanalı ihmal edilmemeli
Para politikasının talep üzerindeki etkisi ile finansman maliyetleri üzerinden üretici fiyatlarına yansıyan etkisi birbirinden farklıdır. Birincisi fiyat artışlarını yavaşlatabilirken ikincisi bazı firmalarda maliyet baskısını artırabilir.
Üretici fiyatlarının seyri yalnızca faiz politikasıyla açıklanamaz. Döviz kuru, enerji, ithal girdiler, ücretler, verimlilik ve iç talep gibi çok sayıda değişken birlikte değerlendirilmelidir. Ancak bu durum, finansman maliyetlerinin enflasyon üzerindeki etkisini önemsiz hale getirmez.
Ticari krediye erişimin zorlaşması, firmaları aylık yüzde 4-5 vade farkıyla mal almaya itiyorsa bu mekanizmanın üretici fiyatları üzerindeki etkisi ölçülmelidir. Banka kredisiyle finanse edilemeyen üretimin tedarikçi kredisiyle sürdürülmesi, finansman ihtiyacını ortadan kaldırmaz; yalnızca finansmanın kaynağını ve maliyetini değiştirir.
Üstelik finansman maliyetleri nedeniyle yatırımlar ertelenir, üretim kapasitesi daralır ve rekabet gücü zayıflarsa orta vadede arz tarafında da sorunlar ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda talep baskısı azalsa bile maliyetler ve arz kısıtları fiyatların düşmesini zorlaştırabilir.
SON SÖZ: Enflasyon düşerken üretim de ayakta kalmalı!
Bugün yanıt aramamız gereken soru yalnızca enflasyonun ne zaman düşeceği değil; bu mücadele sürerken reel sektörün ne kadar finansman yükü taşıdığıdır.
Firmaların finansman giderleri yükselirken, kredi vadeleri nakit akışını zorlayacak biçimde yoğunlaşırken ve işletmeler tedarikçilerinden daha pahalı koşullarla mal almak zorunda kalırken, enflasyonla mücadelenin üretim maliyetleri üzerindeki etkisini görmezden gelemeyiz.
Enflasyonu düşürmek için krediyi kısmak başka, üretimin finansmanını sürdürülemez hale getirmek başkadır.
TCMB’nin politikaları talep enflasyonunu sınırlamayı hedeflerken, krediye erişim koşullarının reel sektör üzerindeki etkisi de dikkatle izlenmeli. Üretici fiyatlarının hangi bölümünün hammadde, enerji, kur ve ücretlerden; hangi bölümünün finansman giderlerinden kaynaklandığı daha net ortaya konulmalı.
Aksi halde enflasyonla mücadelede bir taraftan talep daralırken diğer taraftan üreticinin maliyet baskısı devam edebilir. Üstelik finansman sorunu derinleştiğinde yalnızca fiyatlar değil, üretim, istihdam ve şirketlerin ödeme kapasitesi de zarar görebilir.
Enflasyonla mücadele, üretimi finanse edemeyen bir reel sektör pahasına yürütülmemeli. Çünkü üretim maliyetlerini yükselten finansman sorunu çözülmeden, fiyat istikrarını kalıcı hale getirmek de zorlaşabilir.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist, Bankacılık ve Finans Analisti
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.644)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (603)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.987)
- GÜNCEL (4.636)
- GÜNDEM (3.590)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.747)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.500)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (841)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (120)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (20)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Meta'nın üçüncü çeyrek net kârı yıllık bazda yüzde 264 arttı 21/10/2026
- "İran'la savaşa girmek yaptığımız en iyi işlerden biri" 21/10/2026
- Tesla'nın üçüncü çeyrek net kârı yüzde 43 azaldı 21/10/2026
- Resmi Gazete'de bugün (22.10.2026) 21/10/2026
- Türkiye'de PHP güvenlik açığına karşı harekete geçildi 21/10/2026
- Trump: Rusya-Ukrayna savaşında çözüme hiç olmadığı kadar yakınız 21/10/2026
- Tasfiye edilecek fonlarda bekleyen talimatlara ilişkin önerge kabul edildi 21/10/2026
- Meta'ya kullanıcı gizliliği ihlali nedeniyle 25 milyar dolar ceza 21/10/2026
- JP Morgan: Aracı kurum lisans iptali Türkiye'den çekilme anlamına gelmiyor 21/10/2026
- ABD'den İran'ın gölge filosuna yönelik yeni yaptırımlar 21/10/2026
SON YAZILAR
- Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor 21/10/2026
- AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL 21/10/2026
- Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda 20/10/2026
- FİTCH’TEN TÜRKİYE’DE LEASİNG VE FAKTORİNG SEKTÖRÜNE ÇİFTE RİSK UYARISI 19/10/2026
- AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE? 19/10/2026
- Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor 19/10/2026
- AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ? 16/10/2026
- MSCI’DEN TÜRKİYE BORSASINA FREN! 16/10/2026
- KREDİ KARTINDA 12 AY SINIRI KALKTI MI? TAKSİTLİ ALIŞVERİŞTE YENİ DÖNEM! 16/10/2026
- VERGİLERİN HER 100 LİRASININ 21,6 LİRASI FAİZE GİDİYOR! 16/10/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
