Connect with us

EKONOMİ

KERİM ROTA : Kaybedenler Kulübü

Yayınlanma:

|

“Vatandaşlarımızdan ve iş dünyamızdan tek ricam, kendi ülkelerine ve dolayısıyla kendi paralarına güvenmeleridir.”

Tayyip Erdoğan – 22 Ağustos 2022

 

1 Şubat 2022 – Muhittin amca

– Muhittin amca merhaba. Bu hafta şube hedefimde KKM açmak var. Uygun görürseniz yarın vadesi gelecek 750.000 dolarınızı KKM’ye aktaralım. Normalde KKM faizimiz yüzde 17. Ancak dolarınızı bozup KKM yaparsanız yüzde 20 faiz veriyoruz. Vadede dolar kuru aldığınız faizden daha fazla artarsa Merkez Bankası aradaki farkı ödeyecek.

– Kızımın gazetelerde okumasıyla ve televizyonlarda dinleye dinleye KKM’yi öğrendim zaten. Kur çok artmazsa vadede daha çok dolar alma imkânı ortaya çıkıyormuş. O olmasa bile en azından kaybım olmaz, dolarım aynı kalır. Tamam o zaman yapalım. Ama Mayıs’ta bir ay kızımın yanına gideceğim. Oradan takip etmem zor olur, 6 ay vadeli yapalım.

– Tamam Muhittin amca. Hemen detayları veriyorum, 750.000 dolarınızı 13,33’ten bozduk. Hesabınıza geçen 10 milyon TL’yi 2 Ağustos vadeli yüzde 20 faiz ile KKM’ye bağladık.

3 Şubat 2022 – Selin Hanım

– Selin Hanım merhaba. TL mevduatta bugün vadesi gelen 3 milyon TL dönüşünüz var. Biliyorsunuz bir tarafta enflasyon, bir tarafta artan kurlar. Bu faizlerle Türk lirasında kalmanın bir anlamı kalmadı. Size KKM yapalım mı? Faizi yüzde 17. Kur farkı bu faiz tutarını aşarsa aradaki farkı Hazine ödeyecek.

– Lafı ağzımdan aldınız. Ben de sizi arayıp KKM yapalım diyecektim.

– Tamam Selin Hanım, 3 milyon TL’niz ile KKM yaptık. Faizi yüzde 17, vadesi 5 Mayıs 2022. Hayırlı olsun.

(Selin Hanım 5 Mayıs’ta KKM’yi 8 Ağustos tarihine yeniledi.)

11 Şubat 2022 – Tuna Bey

-Tuna Bey merhaba. Şirketiniz için geçen hafta konuşup işlemlerini başlattığımız krediniz onaylandı. Ancak artık kredi kullanırken bize bu krediyle döviz almayacağınızı taahhüt etmeniz gerekiyor. Onu imzaladığınız zaman kredinizi hesabınıza geçebileceğim.

– Çok teşekkür ederim. Aslında hesabımızda bulunan dövizi bozup bu ödemeyi yapacaktık. Ancak büyük hissedarımız kredi faizleri enflasyonun çok altında olduğu için döviz bozmayıp kredi kullanmamızı istedi. Bu krediyi fabrikanın hammadde tedariki için kullanacağız. Tedarikçimiz de zaten Türkiye’nin en büyük şirketlerinden biri. Proforma faturayı ve taahhütnameyi de birazdan gönderiyoruz.

– Tamam Tuna Bey, evraklarınız gelir gelmez 40 milyon TL 6 ay vadeli yıllık yüzde 22 faizli kredinizi hesaba geçeceğim. Komisyon ve vergi dahil maliyetiniz yüzde 25 olacak. Vadeniz 15 Ağustos. Hayırlı olsun.

14 Şubat 2022 – Mehmet Bey

– Mehmet Bey merhaba. İthalat ödemeniz için yolladığınız 3,7 milyon dolarlık döviz transfer emri önümde. Belki duymuşsunuzdur artık şirketler de KKM yapabiliyor. Üstelik bunu bu hafta geçici vergi süresi geçmeden yaparsanız, yaptığınız KKM kadarı için geçtiğimiz Eylül ile Aralık arasındaki kur farkından vergi ödemeyeceksiniz.

– Bunu duymuştuk, gerçekten çok cazip. Ancak bizim bu ithalatı ödememiz lazım. Bunu ödedikten sonra da KKM yapabileceğimiz bir dövizimiz kalmayacak.

– Mehmet Bey, biliyorsunuz banka olarak belli bir tarihe kadar belli tutarda KKM yapmazsak devlet bizden de yüklü komisyon alacak. O nedenle ithalatçı müşterilerimiz için şöyle bir teklifimiz var:

Normalde kredi verdiğimiz müşterilerin döviz almaması için taahhütname alıyoruz. Ancak faturalı ithalat ödemesi olan müşterilerde böyle bir zorunluluk yok. Bu nedenle ithalat tutarınız kadar dövizi bankamızda 6 ay vadeli KKM yapalım. Buna yüzde 20 TL faizi alacaksınız. Kur bundan fazla artarsa üstünü zaten Merkez Bankası ödeyecek. Buna ek olarak bu mevduatı yapınca geçen yılki kur farkınız kadar vergi indirimine hak kazanacaksınız. İthalatınızı ödemek içinse mevduatınızı teminata alıp size yüzde 22 faizli 6 ay TL kredi vereceğiz. Bu kredi tutarı ile size döviz satacağız, onunla da ithalat ödemenizi yaparız.

– Vallahi bunu düşünmemiştik. Siz anlatırken ikna olduk bile. Hemen yapalım.

– Tamamdır. 3,7 milyon dolar karşılığı 6 ay vadeli 50 milyon TL tutarlı 19 Ağustos vadeli KKM’niz ve aynı tutarlı krediniz hayırlı olsun Mehmet Bey. Döviz satışınızı ve ithalat ödemenizi de hemen yapıyoruz.

18 Şubat 2022 – Şebnem Hanım

– Şebnem Hanım konut krediniz onaylandı. Biliyorsunuz Genel Müdürlük aylık yüzde 1,20 faiz ile ancak 1 milyon TL’ye kadar kredi kullandırmamıza izin veriyor. Ancak sizin için 2 milyon TL olacak şekilde izin aldık.

– Tamamdır. Evin alım fiyatı biliyorsunuz, 4 milyon TL. Hesabımdaki 2 milyon TL’yi kredinin üstüne ekleriz. O zaman siz evrakları hazırlayın biz tapuda işlemlere başlayalım. Teşekkür ederim.

Ağustos 2022

Muhittin Bey’in yatırdığı 10 milyon TL karşılığı KKM mevduatı 2 Ağustos’ta 13,4 milyon TL olarak geri döndü. Kazandığı 3,4 Milyon TL’nin 1 milyon TL’sini bankası ödedi. 2,4 milyon TL’yi ise Merkez Bankası ödedi. Muhittin Bey’in hesabına geçen para ancak 750.000 dolarını geri almasına yetti.

Selin Hanım’ın 3 milyon TL’si 6 ay sonunda 4 milyon TL’ye ulaştı. Kazandığı 1 milyon TL’nin 300.000 TL’sini bankası öderken, kalan 700.000 TL’yi Hazine ödedi.

Tuna Bey’in şirketi aldığı 40 milyon TL krediyi vadede bankasına 45 milyon TL olarak geri ödedi. O tarihte aldığı hammaddenin bugünkü değeri şimdi 53 milyon TL oldu. Ürün satış fiyatlarını da buna göre güncellediler. Bu hammaddeyi büyük hissedarın önerdiği gibi döviz bozmak yerine krediyle almaları sayesinde şirketin kârı 8 milyon TL arttı.

Mehmet Bey’in şirket hesabına 50 milyon TL’lik KKM için vadede 67 milyon TL geçti. Aradaki 17 milyon TL’nin 5 milyon TL’sini bankası faiz olarak ödedi. Kalan 12 milyon TL’yi hazine ödedi.

Şirketi kullandığı kredi için 5,7 milyon TL faiz ödedi.

Buna ilaveten şirket, yaptığı 3,7 milyon dolar eşdeğeri KKM için dolar başına 4,45 TL vergi indirimine hak kazandı. Böylece 2021 yılı için 3,4 milyon TL daha az vergi ödedi.

Şebnem Hanım’ın 4 milyon TL’ye aldığı konutun değeri şimdi 6,5 milyon TL oldu. Sadece 2 milyon TL peşin verdi, 2 milyon TL kredi aldı. Bugün evini satıp kredisini kapatırsa en başta yatırdığı 2 milyon TL’si 4,4 milyon TL’ye yükselmiş olacak.

5 Hikâyede 5 Servet Transferi

Yukarıda okuduğunuz beş kısa finansal hikâyenin sonunda kamu kaynaklarından 15,1 milyon TL ödendi. Buna ilaveten 3,4 milyon TL vergiden vazgeçildi.

Bu beş hikâyedeki beş şahıs ve şirketin elde ettiği toplam 31 milyon TL kazancın 18,5 milyon TL’si, 85 milyon vatandaşın üzerinde hakkı olan kamu kaynaklarından karşılandı.

Bu banka müşterilerinin hiçbiri bundan 6 ay önce ne kamu kaynaklarından bir para almayı talep ediyorlardı, ne de spekülatif bir işlem peşinde koşuyorlardı. Birikimi olanlar sadece paralarını enflasyona karşı koruma arzusundaydılar. Kredi talep eden şahıslar tasarruf açıklarını, şirketler ise işletme sermayesi ihtiyaçlarını karşılamak istiyorlardı.

Üretici enflasyonunun yüzde 145’e, tüketici enflasyonunun yüzde 80’e ulaştığı yerde yüzde 20-30 faizle kredi kullanan şirketler hayal bile etmedikleri kazançlar elde ettiler. Sonunda kredi ihtiyacı olmayan şirketler ve şahıslar bile kredi talep eder hale geldiler.

TL birikimlerin enflasyona karşı eridiği bir ortamda gayrimenkul bir tasarruf aracı haline geldi. Konut kredisi alabilenler kısa sürede anaparalarına enflasyonun çok üstünde bir getiri elde etme şansına kavuştular.

Birikimlerini KKM’ye yatıranlar ise enflasyona karşı yenik düşmelerine rağmen hesaplarına geçen paranın çok önemli kısmını Hazine ve Merkez Bankası ödedi (Yılbaşından bu yana enflasyon yüzde 46 olurken, dolar TL’ye karşı yüzde 36 yükseldi).

Kaybedenler Kulübü

Bu hikâyenin asıl kaybedenleri ise bu hikâyenin içine giremeyenler oldu.

Herhangi bir birikimi olmayanlar kaybetti.

Kredi alma imkânı olmayanlar kaybetti.

Sabit ücretliler ve dar gelirliler kaybetti.

Markette, tekel bayisinde ve benzin istasyonunda harcama yaparak vergi ödeyenler kaybetti.

Tasarruflarını Türk lirasında tutanlar kaybetti.

Bu hikâyenin kazananları Cumhurbaşkanı’nın “Vatandaşlarımızdan ve iş dünyamızdan tek ricam, kendi ülkelerine ve dolayısıyla kendi paralarına güvenmeleridir” sözünü dinlemeyenler oldu.

Bu hikâyenin kazananları “Türk lirası ile tasarruf edilmez, kredi kullanılır” diyenler oldu.

Faizleri sözde düşük tutmak uğruna kamu kaynakları heba edilirken dar gelirliden varlıklı kesime ve kredi kullanabilen şirketlere korkunç ve vahşi bir servet transferi yapılıyor. Bugünün kazananları, bundan sonra da kazanacaklarını hayal edebilirler. Oysa enflasyonun kazananı olmaz. Enflasyon eninde sonunda gelirleri, servetleri ve sermayeleri eriterek kaybedenler kulübünü genişletir. Kendini büyütüp besleyen ve kendisiyle iş tutan siyasetçileri de tarihin tozlu sayfalarına gömer.

Kerim Rota – www.perspektif.online

Okumaya devam et

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  1. Üretim kapasiteleri düşüyor.
  2. Yeni yatırımlar erteleniyor.
  3. İşletme sermayesi hızla eriyor.
  4. KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  5. Konkordato başvuruları artıyor.
  6. Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  1. Sanayi üretimindeki daralma,
  2. İthal girdilere bağımlılık,
  3. Finansmana erişim güçlüğü,
  4. Enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.