Connect with us

Erol Taşdelen

MERKEZ BANKASI bankalara : “Ticari kredilerde frene basın” dedi

“Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda finansal istikrarın desteklenmesi ve liralaşmanın teşvik edilmesi kapsamında makro ihtiyati politika setini güçlendirerek zorunlu karşılık düzenlemesinde değişikliğe gitmiştir” açıklaması ile başlayan duyuruda gerekçenin MAKRO İHTİYATI POLİTİKA SETİNİ güçlendirme olduğu belirtiyor.

Yayınlanma:

|

MERKEZ BANKASI Ticari kredilerde “zorunlu karşılık” oranlarını artırdı. Ticari Kredilerde büyüyen bankalara ek karşılık yaptırım uygulayacağını açıkladı. Bu durum açıkça “Ticari Kredilerde frene basın” demektir. Yeni karşılıklar duyurusuna göre Ticari Kredilerde bankalara dolayısı ile kredili Ticari Müşterilere yıllık en az %2 ile %3 ek artış maliyeti getirir. Zira, piyasada Rotatif/BCH krediler %20‘ler üzerinde iken çok az bankada olan yıllık Spot krediler de %30‘lara yükselmiş durumda.

Gerekçeyi Merkez Bankası açıklamasında; “MAKRO İHTİYATI POLİTİKA SETİNİ güçlendirerek zorunlu karşılık düzenlemesinde değişikliğe gitmiştir” şeklinde açıkladı. Zira; bankacılık sektörü yurtiçi kredi hacmindeki %1’lik artışın; cari açığın milli gelire oranını uzun dönemde %0.21, kısa dönemde %0.09 puan artırdığı sonucuna ulaşıldığı genel kabul edilmekle birlikte bu durumun güncel koşullarda TİCARİ KREDİLERDEN kaynaklandığı fikrine katılmadığımı belirtmem gerekir. Açıklamanın devamında “Fiyat İstikrarı sağlanması” hedeflendiği belirtildiğine göre bunun Ticari Kredi hacimleri ile nasıl bağlantı kurulduğu ise açık ve net değil.

DÜZENLEME NELERİ KAPSIYOR?

Merkez Bankası, yaptığı açıklama ile ticari krediler için ‘zorunlu karşılık’ oranlarında değişikliğe gittiğini açıkladı. Açıklamada, söz konusu çerçevede, 1 Nisan 2022 tarihinden itibaren dörder haftalık dönemlerde kullandırılan ticari kredilerin yüzde 10’u oranında zorunlu karşılığın aynı sürelerde tesis edilmesine, 31 Mayıs 2022 tarihi itibarıyla 31 Aralık 2021 tarihine göre kredi büyüme oranı yüzde 20’nin üzerinde olan bankaların, 31 Mart 2022 ve 31 Aralık 2021 tarihlerinde mevcut kredi bakiyeleri arasındaki farkın yüzde 20’si oranında zorunlu karşılığı 6 ay boyunca tesis etmesine karar verildiği bildirildi.

TİCARİ KREDİLER NE KADAR ARTTI?

MERKEZ BANKASI’nın yeni karşılıklar ile ilgili düzenleme KOBİ Dışı firmaları kapsam dışında tuttu. TİCARİ KREDİ olarak kastettiği o zaman KOBİ dışında kalan Ticari Krediler anlamına geliyor.

2021 sonunda 3,9 trilyon olan KOBİ kredileri dahil toplam Ticari Krediler 15 Nisan 2022 itibarıyla %14,57 artarak 4,5 trilyon TL’ye yükseldi. KOBİ Kredileri mahsup edildiğinde kalan KABİ dışı Ticari Krediler ise 2,8 trilyon TL’den 357 milyar TL %12,59 artarak 3,2 trilyon TL’ye yükselmiş durumda. Merkez Bankası gerekçe olarak gösterdiği ve MAKRO İHTİYATI POLİTİKA SETİNİ güçlendirerek için yaptığını belirttiği zorunlu karşılık düzenlemesinde değişikliğe açıklamaya göre bu kredilerdeki artıştan kaynaklandı. Oysa kapsam dışında tutulan KOBİ Kredileri 1 trilyon 77 milyar TL’den %19,77 artarak 1 trilyon 290 milyar TL’ye yükseldi.

MERKEZ BANKASI açıklamasında diğer bir kafa karıştıran durum ise sadece TL Kredileri içermesi. Oysa, gerekçe ve amaç düşünüldüğünde dövize talebi kısması için asıl döviz kredilerinde zorunlu karşılıkları artırması gerekirdi.

“TİCARİ KREDİLER DÖVİZE GİDİYORDUR” TEZİ GEREKÇE OLABİLİR Mİ?

Ticari Kredilere frene basmasının gerekçelerinden biri de son günlerde dillendirilen “Ticari firmalar döviz alıyor” tezi ise baştan söyleyeyim “içi boş bir tez ve bu piyasa dinamiklerini bilmeme nedeniyle böyle bir sonuç çıkarılıyor” derim. Zira toplam ithalatın %83,7 olduğu bir ülkeden nasıl olur da gerçeklikten uzak, Ticari işletmeler döviz alamsın tezi kendine yer bulur?

Ticari firmalar döviz alıyor ise finansal işlemlerden kar etmek için almıyor, birinci gerekçe ithalat ödemelerini yapmak için bu biline. İkinci gerekçe de USD/TL kurunun 14 TL altına inmeyeceği sonucuna vardığı içindir. Döviz kurunun enflasyona göre kendini revize etmesi halinde yıl sonunda USD/TL 18-20 bandına oturması kimseyi şaşırtmaz artık. KOBİ dahil Ticari TL Kredilerde 15 Nisan’a kadar artan 570 milyar TL’lik kredinin dövize gittiği tezi de gerçekçi değil. 570 milyar TL kredi artışı USD/TL 14,70 kurundan 38,8 milyar USD yaparken mevduat sadece 7,2 milyar USD arttı.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı image-19.png

KOBİ Kredili hesaplar dahil tüm Ticari hesaplardaki Döviz Mevduat 2021 sonunda 133,3 milyar USD idi. 15 Nisan itibarıyla 140,6 milyar USD oldu, başka bir ifade ile 7,2 milyar USD arttı. Oysa 2021 sonunda Ticari TL kredilerin USD karşılığı 139,6 milyar USD idi, 15 Nisana gelindiğinde 154,8 milyar USD oldu. Diğer bir ifade ile KOBİ dahil Ticarilerin kredileri 15,2 milyar SUD karşılığı artmasına rağmen mevduat sadece 7,2 milyar USD arttı. Demek ki krediler ile döviz alınıyor tezi gerçekçi değil. Üstelik artan mevduatta artan ihracattan gelen para da olduğunu belirtmek isterim.

ZORUNLU KARLILIK HANGİ KREDİLERİ KAPSIYOR?

Bu kapsamda, bankalar ile finansman şirketlerinin aşağıdaki kredi türleri hariç olmak üzere Türk lirası cinsinden ticari nitelikteki nakdi kredileri zorunlu karşılığa tabi tutulmuştur. 

  • KOBİ tanımına giren işletmelere kullandırılan krediler
  • Esnaf kredileri
  • İhracat ve yatırım kredileri
  • Tarımsal krediler
  • 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ekindeki (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kurum ve kuruluşlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların müessese, bağlı ortaklık ve iştiraklerine kullandırılan krediler
  • Kurumsal kredi kartları
  • Mali kuruluşlara kullandırılan krediler

Bu çerçevede;

  • 1 Nisan 2022 tarihinden itibaren dörder haftalık dönemlerde kullandırılan ticari kredilerin %10’u oranında zorunlu karşılığın aynı sürelerde tesis edilmesine
  • 31 Mayıs 2022 tarihi itibarıyla 31 Aralık 2021 tarihine göre kredi büyüme oranı yüzde 20’nin üzerinde olan bankaların, 31 Mart 2022 ve 31 Aralık 2021 tarihlerinde mevcut kredi bakiyeleri arasındaki farkın yüzde 20’si oranında zorunlu karşılığı 6 ay boyunca tesis etmesine

karar verilmiştir, açıklaması yapıldı.

“Diğer yandan, finansman şirketlerinin yüzde sıfır olan zorunlu karşılık oranları bankalar ile aynı seviyeye getirilmiş, yurt içi bankalara olan yükümlülükleri zorunlu karşılık kapsamında alınmıştır. Bu değişiklik, tesisi 13 Mayıs 2022 tarihinde başlayacak olan 29 Nisan 2022 tarihli hesaplama döneminden itibaren geçerli olacaktır”, açıklamada yer aldı.

BU NE ANLAMA GELİYOR?

MERKEZ BANKASI Ticari kredilere karşılıkları artırmak ile bankaların Ticari Kredilerdeki maliyetlerini otomatikman artırmış olacak. Bu da doğal olarak Ticari Kredi faiz oranlarının artması anlamına gelecek. Belli ki Ticari Kredilerde frene basılmak isteniyor ve bankalara “Ticari Kredilerde büyüme” mesajı veriliyor. Bu durumda Ticari Firmalara da kredi faiz oranlarının artmasından dolayı, ek finansal maliyet yükü anlamına geliyor. Merkez Bankası Ticari Kredi Karşılıkları artırması ile kendisine ek kaynak yaratmış oluyor fakat duyuruda amacın “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda finansal istikrarın desteklenmesi ve liralaşmanın teşvik edilmesi kapsamında makro ihtiyati politika setini güçlendirerek zorunlu karşılık düzenlemesinde değişikliğe gitmiştir” demesine rağmen bunu niçin Ticari Kredi maliyetlerini artıracak şekilde yaptığı ise anlaşılmadı. Zira; amaç fiyat istikrarı ile bunu Ticari işletmelerde maliyeti artıracak Ticari Kredi Zorunlu Karşılık artırmakla değil iç talebi kısmak için Tüketici Kredisi veya Kredi Kart kredisi karşılıklarını artırarak yapmalı idi. Zira, ÜFE %106,55 olmuşken ve bu oran zaman içinde piyasaya yansıyıp TÜFE oranını artıracağı bilinirken Ticari İşletmelerin kredi maliyetini artıracak kredi zorunlu karşılık oranlarının artırılması ile amacın örtüşmediği görüldü. Bu durum Ticari Firmaların finansal maliyetlerini de otomatikman artırmış oldu.

Açıklamada 6 ay süre belirlenmiş. Altı ay sonu Kasım başı demektir. Belli ki kış hazırlıkları erken başladı.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak?

Yayınlanma:

|

Bankacılıkta Don Kişot Olmak: İmkânsızı Zorlayanlar mı Kazanır, Gerçekçiler mi?

Miguel de Cervantes’in ölümsüz kahramanı Don Kişot, yel değirmenlerini dev sanarak onlarla savaşan hayalperest bir şövalye olarak bilinir. Ancak modern yönetim biliminde ve iş dünyasında Don Kişot sadece bir roman karakteri değildir; vizyon, cesaret, değişim ve statükoya meydan okumanın sembolüdür. Peki Don Kişot yaklaşımı bankacılık sektöründe ne işe yarar? Ne zaman avantaj, ne zaman risk yaratır?

Don Kişot Teorisi Nedir?

İş dünyasında “Don Kişot Etkisi” veya “Don Kişot Yaklaşımı”, çoğunluğun imkânsız gördüğü hedeflerin peşinden gitmeyi ifade eder.

Bu yaklaşımın temelinde:

  • Büyük hayaller kurmak
  • Mevcut düzeni sorgulamak
  • Risk almaktan korkmamak
  • Yenilik peşinde koşmak
  • Toplumun kabul ettiği sınırları zorlamak vardır.

Ancak teori aynı zamanda şu soruyu da sorar: “Hayal kurmak ile gerçeklerden kopmak arasındaki çizgi nerede başlıyor?”

Bankacılıkta Don Kişotlar Kimlerdir?

Bankacılık tarihi incelendiğinde sektörde büyük dönüşümleri başlatanların çoğu aslında dönemin “Don Kişotları” olmuştur.

1. Dijital Bankacılığı İlk Savunanlar

1990’larda birçok yönetici: “Müşteri şubeden vazgeçmez” diyordu.

Bugün ise mobil bankacılık milyonlarca müşterinin temel işlem kanalı haline geldi. O dönemde dijitalleşmeyi savunan yöneticiler sektörde “hayalci” olarak görülüyordu.

2. Şubesiz Banka Fikrini Savunanlar

Bir dönem:

  • Şubesiz banka olmaz
  • Müşteri yüz yüze görüşmek ister
  • Krediler uzaktan verilemez

deniliyordu.

Bugün dijital bankalar birçok ülkede milyarlarca dolarlık değerlemelere ulaştı.

3. Yapay Zekâ ve Açık Bankacılık Savunucuları

Bugün halen bazı kurumlarda:

  • Yapay zekâ risklidir
  • Açık bankacılık müşteri kaybettirir
  • Veri paylaşımı tehlikelidir

görüşleri hakim.

Ancak geleceğin bankaları bu alanlarda şekilleniyor. Yani bugünün Don Kişotları yarının sektör liderleri olabilir.

Bankacılıkta Don Kişot Yaklaşımının Faydaları

1. Yenilikçilik Kültürü Oluşturur

Sektörün en büyük düşmanı bazen rakipler değil, alışkanlıklardır.

Don Kişot bakış açısı:

  • Yeni ürünler
  • Yeni gelir modelleri
  • Yeni müşteri deneyimleri oluşturur.

2. Kriz Dönemlerinde Çıkış Yolu Bulur

Kriz zamanlarında çoğu kurum savunmaya geçer.

Don Kişot yaklaşımına sahip liderler ise:

  • Yeni pazarlar arar
  • Yeni teknolojilere yatırım yapar
  • Rakiplerin görmediği fırsatları görür

3. Kurum İçinde Motivasyonu Artırır

İnsanlar sadece maaş için değil, anlamlı hedefler için de çalışır.

Büyük vizyonlar:

  • Yetenekli çalışanları çeker
  • Kurumsal bağlılığı artırır
  • Yenilikçi ekiplerin oluşmasını sağlar

Don Kişot Olmanın Tehlikeleri

Her Don Kişot hikâyesi başarıyla bitmez. Bankacılıkta aşırı hayalcilik ciddi riskler yaratabilir.

1. Risk Yönetimini Zayıflatabilir

Bankacılık sektörünün temeli:

  • Sermaye yeterliliği
  • Likidite
  • Risk kontrolü

üzerine kuruludur.

Gerçeklerden kopuk büyüme stratejileri bankaları krizlere sürükleyebilir.

2. Teknoloji Fetişizmi Oluşturabilir

Her yeni teknoloji yatırım yapılacak alan değildir.

Birçok banka:

  • Metaverse
  • NFT
  • Kripto projeleri

konusunda büyük yatırımlar yaptı ancak beklediği sonucu alamadı.

3. Kurumsal Körlüğe Yol Açabilir

Liderler bazen kendi vizyonlarına o kadar inanırlar ki:

  • Piyasa sinyallerini
  • Müşteri geri bildirimlerini
  • Finansal göstergeleri

görmez hale gelirler.

Bu durum “Don Kişot Sendromu” olarak da tanımlanır.

Türk Bankacılık Sektörü İçin Dersler

Türk bankacılığı bugün iki uç arasında denge kurmak zorunda:

Aşırı Muhafazakârlık

  • Yeni ürün geliştirmemek
  • Risk almamak
  • Teknoloji yatırımlarını ertelemek

Aşırı Don Kişotluk

  • Kontrolsüz büyüme
  • Yetersiz risk analizi
  • Gerçeklerden kopuk projeler

Doğru model ise: “Veriyle desteklenen Don Kişotluk

Yani:

  • Hayal kurmak
  • Yenilik yapmak
  • Büyük hedef koymak

ama aynı zamanda:

  • Risk ölçmek
  • Veriye dayanmak
  • Senaryo analizi yapmak zorundasınız.

Bankaların Don Kişotlara İhtiyacı Var mı?

Evet.

Çünkü sektör sadece muhasebecilerle büyümez. Ama sadece hayalperestlerle de ayakta kalamaz. Bankacılık tarihine bakıldığında en başarılı kurumlar, Don Kişot’un cesaretini Sancho Panza’nın gerçekçiliğiyle birleştirenler olmuştur. Bugün yapay zekâ, açık bankacılık, dijital para ve fintech rekabeti çağında Türk bankalarının ihtiyacı olan şey de tam olarak budur:

Yel değirmenlerine saldıran değil, hangi değirmenin gerçekten dev olduğunu anlayabilen Don Kişotlar…

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras

Yayınlanma:

|

Carl Friedrich Gauss, matematik tarihinin en büyük dahilerinden biri olarak kabul edilir. Hatta birçok bilim insanı onu “Matematiğin Prensi” (Princeps Mathematicorum) olarak anmıştır. 1777-1855 yılları arasında yaşamış olmasına rağmen, bugün kullandığımız birçok matematiksel yöntem, teknoloji ve mühendislik uygulaması onun çalışmalarına dayanır.

Gauss’un Matematiğe En Büyük Katkıları

1. Normal Dağılım (Gauss Eğrisi)

Bugün istatistikte, yapay zekâda, bankacılıkta, sigortacılıkta ve ekonomide kullanılan çan eğrisi onun adıyla anılır.

Bu eğri;
  • Kredi risk analizlerinde
  • Sigorta prim hesaplamalarında
  • Kalite kontrol süreçlerinde
  • Yapay zekâ algoritmalarında
  • Borsa ve finansal modellemelerde

temel araçlardan biridir.

2. En Küçük Kareler Yöntemi

Gauss, gözlem hatalarını azaltmak için “En Küçük Kareler Yöntemi”ni geliştirdi.

Bugün:

  • Ekonomik tahminlerde
  • Finansal modellemelerde
  • Makine öğrenmesinde
  • Yapay zekâ algoritmalarında

kullanılan regresyon analizlerinin temelini oluşturur.

3. Sayılar Teorisi

1801 yılında yayımladığı Disquisitiones Arithmeticae adlı eser, modern sayı teorisinin temel kitabı kabul edilir.

Bugün:

  • Kriptografi
  • Dijital imza sistemleri
  • Blockchain teknolojileri
  • İnternet güvenliği

bu çalışmalar üzerine kuruludur.

4. Modüler Aritmetik

Gauss’un geliştirdiği modüler aritmetik sistemi günümüzde:

  • Şifreleme sistemleri
  • Bankacılık güvenliği
  • ATM işlemleri
  • Kredi kartı doğrulama sistemleri

için kritik öneme sahiptir.

Aslında internet bankacılığının matematiksel temellerinden biri Gauss’a dayanır.

5. Jeodezi ve Haritacılık

Gauss, Dünya’nın ölçülmesi ve haritalanması konusunda devrim yarattı.

Bugün:

  • GPS sistemleri
  • Uydu navigasyonu
  • Coğrafi bilgi sistemleri

onun geliştirdiği yöntemlerden yararlanır.

6. Karmaşık Sayılar

Gauss, karmaşık sayıların matematikteki kullanımını sistematik hale getirdi.

Bugün:

  • Elektrik mühendisliği
  • Telekomünikasyon
  • Radar sistemleri
  • 5G haberleşme teknolojileri

bu çalışmaların üzerine inşa edilmiştir.

7. Gauss Yasası

Elektromanyetizmanın temel yasalarından biridir.

Bu yasa olmadan:

  • Elektrik şebekeleri
  • Mikroçipler
  • Bilgisayarlar
  • Cep telefonları

geliştirilemezdi.

8. Astronomi ve Uzay Çalışmaları

1801 yılında keşfedilen Ceres kaybolduğunda, Gauss kendi geliştirdiği yöntemlerle yeniden yerini hesapladı.

Bu çalışma modern:

  • Uydu takip sistemlerinin
  • Yörünge hesaplamalarının
  • Uzay görevlerinin

başlangıcı kabul edilir.

Bankacılık ve Finans Açısından Gauss

Sizin ilgi alanınıza daha yakın bir örnek vermek gerekirse;

Bugün bankaların kullandığı:

  • Kredi skorlama modelleri
  • Risk ölçümleri
  • VAR (Value at Risk) hesaplamaları
  • Portföy optimizasyonu
  • Sigorta aktüeryası
  • Yapay zekâ destekli kredi değerlendirmeleri

doğrudan veya dolaylı olarak Gauss’un istatistik ve olasılık çalışmalarına dayanır.

Bir anlamda, modern bankacılıkta kullanılan risk yönetimi matematiğinin temel taşlarından biri Gauss’tur.

İlginç Bir Hikâye

Gauss henüz 7 yaşındayken öğretmeni sınıfa ceza olsun diye 1’den 100’e kadar sayıların toplamını vermişti.

Diğer öğrenciler hesap yaparken Gauss birkaç saniyede sonucu buldu:

1+2+3+⋯+100=(100×101)/2=5050

Çünkü sayıları şu şekilde eşleştirmişti:

  • 1 + 100 = 101
  • 2 + 99 = 101
  • 3 + 98 = 101

Toplam 50 adet 101 vardı.

Bu olay onun dehasını dünyaya duyuran ilk hikâyelerden biri olarak anlatılır.

Teorileri halen kullanılıyor

Gauss yalnızca matematiğe katkı yapmadı; bugün kullandığımız internet bankacılığından GPS’e, yapay zekâdan kriptografiye, uydu sistemlerinden finansal risk yönetimine kadar uzanan dijital dünyanın matematiksel altyapısını şekillendiren isimlerden biri oldu. Eğer bugün bir banka kredi riski hesaplayabiliyor, bir telefon konumunuzu bulabiliyor veya bir internet işlemi güvenli şekilde yapılabiliyorsa, bunun arkasında bir yerde Gauss’un matematiği vardır.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Yayınlanma:

|

Sanayide iş var, çalışacak insan yok: Eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Türkiye sanayisi uzun süredir nitelikli teknik eleman bulmakta zorlanıyordu. Ancak son dönemde sorun yalnızca kaynakçı, CNC operatörü, dikiş makinecisi, bakım teknisyeni gibi ara elemanlarla sınırlı kalmadı; fabrikalar artık vasıfsız/düz işçi bulmakta da zorlanıyor.

Bu tablo, klasik “işsizlik var ama işçi yok” çelişkisini yeniden gündeme taşıdı. Bir yanda iş arayan milyonlarca kişi, diğer yanda üretim hattını döndürecek çalışan bulamayan fabrikalar var. Sorunun temelinde yalnızca ücret değil; çalışma koşulları, vardiya düzeni, ulaşım, barınma, genç kuşağın iş tercihleri, mesleki eğitim yetersizliği ve sanayinin sosyal cazibesini kaybetmesi bulunuyor.

Asgari ücret artık sanayi işi için yeterli motivasyon oluşturmuyor

Sanayide özellikle mavi yaka işler ağır çalışma temposu, vardiya sistemi, fiziki yıpranma, servis bağımlılığı ve kimi zaman sağlıksız çalışma ortamlarıyla öne çıkıyor. Buna karşılık çalışanların eline geçen ücret, yaşam maliyetleri karşısında tatmin edici bulunmuyor.

Asgari ücretin biraz üzerinde teklif edilen ücretler dahi birçok çalışan için yeterli görülmüyor. Çünkü kira, ulaşım, gıda ve temel ihtiyaçlardaki artış, sanayi ücretlerini reel olarak zayıflatıyor. Çalışan açısından soru artık şu hale geldi: “Bu tempoya, bu yıpranmaya, bu ücrete değer mi?”

Yeni kuşak fabrika düzeninden uzaklaşıyor

Genç kuşak için iş yalnızca gelir kapısı değil; yaşam kalitesi, esneklik, sosyal çevre, statü ve psikolojik tatmin anlamına da geliyor. Fabrika ortamı ise birçok genç tarafından ağır, tekdüze, baskılı ve gelecek vadetmeyen bir alan olarak görülüyor.

Kurye, e-ticaret, kafe, güvenlik, hizmet sektörü veya dijital platform işleri daha esnek ve daha görünür seçenekler sunuyor. Sanayide kariyer basamağı, sosyal itibar ve gelir artışı beklentisi zayıf kaldıkça gençler üretim hattından uzaklaşıyor.

Sorun teknik elemandan düz işçiye indi

Geçmişte sanayicinin ana şikâyeti “nitelikli ara eleman yok” şeklindeydi. Bugün tablo değişti. Artık paketleme, yükleme-boşaltma, üretim destek, temizlik, depo, montaj ve vardiyalı hat işlerinde de ciddi açık oluşuyor.

Bu durum sanayi için kritik bir eşik anlamına geliyor. Çünkü teknik eleman eksikliği verimliliği düşürürken, düz işçi eksikliği doğrudan üretim hattını durdurabiliyor. Fabrika kapasitesi kâğıt üzerinde var olsa bile, çalışan bulunamadığında makine, sipariş ve yatırım boşa düşüyor.

Yabancı işçi yeni çıkış kapısı oldu

Bazı fabrikalar çözümü yabancı işgücünde aramaya başladı. Suriyeli çalışanların ardından Türkmenistan, Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerinden gelen işçiler birçok sektörde daha görünür hale geldi. Tavukçuluk, tekstil, gıda, inşaat, lojistik ve bazı ağır sanayi kollarında yabancı işçi kullanımı artıyor.

Son dönemde Uzak Doğu ve Afrika ülkelerinden işçi getirilmesi de tartışma konusu oldu. Özellikle tavukçuluk gibi çalışma koşulları ağır, vardiya düzeni yoğun ve işgücü devri yüksek sektörlerde yabancı çalışanlar daha fazla gündeme geliyor.

Ancak bu yöntem kalıcı çözüm değil. Yabancı işçi kısa vadede üretim hattını döndürebilir; fakat yerli işgücünün sanayiden kopuşunu, ücret dengesizliğini ve çalışma koşullarındaki yapısal sorunu çözmez.

İşverenin sorunu yalnızca “eleman yok” değil

Sanayici açısından bakıldığında işgücü sorunu üretim planlamasını, sipariş teslimini, ihracat kapasitesini ve yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. İşçi bulunamadığında makineler boş kalıyor, vardiya düşüyor, teslim süresi uzuyor, maliyet artıyor.

Ancak çalışan açısından bakıldığında da sorun net: düşük ücret, ağır koşul, sınırlı sosyal hak, belirsiz kariyer ve düşük motivasyon. Bu nedenle mesele yalnızca “gençler çalışmak istemiyor” basitliğine indirgenemez. Asıl sorun, sanayi işlerinin çalışan açısından cazibesini kaybetmesidir.

Sanayi için yeni sosyal sözleşme şart

Türkiye üretim ekonomisini büyütmek istiyorsa, sanayi işçiliğini yeniden cazip hale getirmek zorunda. Bunun için yalnızca ücret artışı değil, bütüncül bir çalışma hayatı reformu gerekiyor.

Öncelikli adımlar şunlar olmalı:

  1. Sanayide ücretler asgari ücretin anlamlı biçimde üzerine çıkarılmalı.
  2. Vardiya, servis, yemek, barınma ve yan haklar yeniden düzenlenmeli.
  3. Mesleki eğitim fabrikalarla entegre edilmeli.
  4. Gençlere üretimde kariyer yolu gösterilmeli.
  5. Tehlikeli ve ağır işlerde çalışma koşulları iyileştirilmeli.
  6. Yabancı işçi kullanımı kayıtlı, denetimli ve adil ücret ilkesiyle yürütülmeli.
  7. Sanayi bölgelerinde sosyal yaşam, ulaşım ve barınma altyapısı güçlendirilmeli.

Türkiye üretmek istiyorsa işçiyi yeniden kazanmalı

Sanayide eleman bulamama sorunu artık geçici bir insan kaynakları problemi değil; üretim ekonomisinin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal bir krize dönüşüyor.

Fabrika açmak, makine almak, ihracat bağlantısı kurmak tek başına yeterli değil. O makineleri çalıştıracak, üretim hattını sürdürecek, işi sahiplenip meslek haline getirecek insan kaynağı yoksa sanayi büyüyemez.

Türkiye’nin önündeki soru şudur: Sanayi, gençler ve çalışanlar için yeniden cazip bir gelecek sunabilecek mi?

Bu soruya güçlü bir cevap verilemezse, üretim hattındaki açık yalnızca yabancı işçiyle kapatılmaya çalışılır. Ancak bu da Türkiye’nin asıl ihtiyacını karşılamaz: nitelikli, kalıcı, motive ve yerli üretim kültürüne bağlı bir sanayi işgücü.

*************

Kaynak notu: İŞKUR’un 2025 araştırmasında 1 milyon 730 bin işyeri içinde 166 bin işyerinde 398 bin 618 kişi için eleman temininde güçlük çekildiği; nedenler arasında mesleki beceri eksikliği, yeterli başvuru olmaması, talep edilen ücretin yüksek bulunması ve çalışma şartlarının beğenilmemesi yer alıyor. TÜİK verilerinde 2025’te sanayi istihdamı 6 milyon 578 bin kişi olarak görülürken sanayinin istihdam payı geriliyor. Çalışma Bakanlığı yabancı çalışma izinleri istatistikleri de işgücü açığında yabancı çalışan kanalının büyüdüğünü gösteriyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.