Connect with us

ŞİRKETLER

MİGROS, CarrefourSA, BİM ve ŞOK cezaya itiraz için yargıya gidiyor

Yayınlanma:

|

Son günlerin önemli gündem maddelerinden biri olan zincir marketler ve ceza konusunda önemli gelişmeler yaşanmaya devam ediyor. Son olarak MİGROS, BİM ve ŞOK ceza kararına ilişkin açıklamalar yaptı.

Soruşturmasını tamamlayan Rekabet Kurumu, 5 zincir market ile 1 tedarikçiye toplamda 2,6 milyar TL idari para cezası kesti. Birbirleriyle ve tedarikçi şirketlerle iş birliği yaparak, eş zamanlı fiyat artışı yaptığı bilgisinin yer aldığı raporda kesilen rekor seviyede cezaların ardından ilk açıklama Migros’tan geldi. Migros, iddiaları reddederek karara itiraz edeceklerini ve dava açacaklarını ifade etti.

MİGROS : “aleyhimize yöneltilen hususları kabul etmiyoruz”

Açıklanan kararda aleyhimize yöneltilen hususlar Şirketimiz tarafından kesinlikle kabul edilmemektedir. Bu çerçevede, gerekçeli kararın tarafımıza tebliğini takiben, yasal haklarımız süresi içinde kullanılarak kararın iptali için dava açılacaktır.

Migros Ticaret A.Ş., faaliyetlerini dürüstlük ve güvenilirlik ilkelerine bağlı olarak her zaman kanunlara ve yasal düzenlemelere uygun şekilde sürdürmektedir. 67 yıldır koruduğumuz, müşterilerimize en kaliteli ürün ve hizmetleri en uygun fiyatlarla sunma irademiz kesintisiz devam edecektir.”

CarrefourSA ceza kabul edilemez!

Şirketten yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı : Şirketimiz hakkında 142.469.772,07 TL idari para cezası uygulanmasına karar verilmiştir.

Söz konusu karar ile Şirketimiz aleyhine ileri sürülen hususların hiçbiri Şirketimiz tarafından kabul edilmemekte olup yasal haklarımız süresi içinde kullanılarak kararın iptali için yargı yoluna başvurulacaktır.

CarrefourSA olarak ilk mağazamızın açıldığı 1993’ten bu yana doğru ürün doğru fiyat doğru hizmet misyonumuz ile hizmet ettiğimizi 11 bin çalışanımız ile günde 500 bin kişiye mağazalarımızda hizmet verirken ayda 8 milyon ziyaretçi ile online operasyonlarımıza devam ediyoruz. Müşterilerimize fiyatın, kalitenin, hizmetin doğrusunu ulaştırmayı kendimize misyon edinirken şirketimiz bu doğrultuda çalışmalarına hız kesmeden devam etmektedir.

BİM ve Şok da karara tepkili

Kesilen yüksek cezalara ve iddialara tepki gösteren BİM ve Şok, söz konusu cezaların verilmesine sebep olan iddiaları reddetti. Dava açacaklarını ifade eden zincir marketler, aynı zamanda Rekabet Kurumu’nun kararını eleştirdi. 

BİM, yaptığı açıklamada ”BİM düşük kar marjı ve düşük fiyat politikasıyla son 25 yılda Türkiye’de enflasyonun düşmesine önemli katkılarda bulunmuştur. Buna rağmen ‘pahalılığın sorumlusu’ olarak gösterilmesi ve kartel iddiasıyla tarihte görülmedik büyüklükte bir ceza verilmesi, ülkemizde yatırım ortamının ve serbest piyasanın gelişimine hizmet etmeyen, haksız ve adaletsiz bir karardır. Bu nedenledir ki, BİM sonuna kadar haklarını savunacak, kapsamlı bir şekilde kararı yargıya taşıyacaktır. Bağımsız ve adil yargımızın uğradığımız haksızlığa sessiz kalmayacağını ümit etmekteyiz.” ifadelerine yer verdi.

Aynı zamanda verilen kararın tarafsız ve bağımsız bir karar olmadığına yönelik ifadeler de kullanan BİM açıklamasında ”Fahiş fiyat’ iddialarını indirim market zincirleriyle ilişkilendirmek amacıyla verilen cezalar, siyasi yönlendirmelerden bağımsız, tarafsız ve düzenleyici bir rol üstlenmesi gereken Rekabet Kurumu adına kötü bir emsal teşkil edecek, uluslararası itibarına gölge düşürecektir. Hukuki savunma sürecinde, zikredilen unsurlardan hiçbirinin şirketimizin herhangi bir rekabet ihlalini ortaya koyacak nitelikte olmadığı somut veriler ışığında şeffaflıkla ortaya konulmuştur. Buna rağmen Rekabet Kurumu haksız bir karar alarak, bu kararı marketlerin tedarikçileriyle gerçekleştirdikleri gündelik iletişimler ve e-posta yazışmalarına, bakanlık ve şirket yetkilileri arasında yapılan toplantı notlarına, olağan raf fiyat geçişlerine dayandırmıştır” ifadelerini kullandı.

Şok da durumu yargıya taşıyacak

Şok cephesinden gelen açıklama da karara itiraz edileceği yönünde oldu. Açıklamada “Rekabet Kurumu tarafından, zincir marketler arasında fiyat artışları ile ilgili soruşturma neticesinde tarafımıza yapılan haksız suçlamalar ve neticesinde tayin edilen ceza hakkında milletimizi bilgilendirme zarureti doğmuştur. Öncelikle belirtmek isteriz ki, verilen para cezasının ötesinde, müşterilerimiz aleyhine eylemde bulunduğumuza ilişkin haksız suçlama bizi derinden üzmüştür” ifadelerine yer veren Şok, haklarını arayacaklarını bildirdi.İLGİLİ HABER

Zincir Marketlerin Kendi Aralarındaki Mesajlaşmaları Ortaya Çıktı

 “Gayr-i adil cezaya karşı, Türk yargısı ve hukukunun bize verdiği tüm imkanları kullanarak itiraz edeceğimizi ve müşterilerimizin haklarını sonuna kadar arayacağımızın bilinmesini isteriz” sözleriyle durumu yargıya taşıyacaklarını belirten marketler zinciri, ”Şok Marketler’in, her zaman TÜİK tarafından açıklanan “gıda ve alkolsüz içecekler” enflasyon ortalamasının çok altında kalan fiyat artışları ve halka açık bir şirket olarak herkesin erişebildiği finansal verileri bunun en güzel ispatıdır” diyerek iddiaların gerçeği yansıtmadığını vurguladı.

Okumaya devam et

BORSA

SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü

SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.

Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?

SASA ne yaptı?

Şirketin açıklamasına göre;

  • Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
  • 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
  • Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
  • Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
  • Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.

Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.

Şirket açısından olumlu sonuçlar

PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:

1. Döviz borcu azaldı

Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.

2. Finansal kaldıraç düştü

Borç/özkaynak dengesi iyileşti.

3. Faiz yükü azaldı

Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.

4. Nakit çıkışı önlendi

Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.

Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.

Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?

Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.

Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.

Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.

Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:

  • Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
  • Arz edilen pay miktarı arttı.
  • Satış baskısı oluştu.
  • Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
  • Portföy değerleri eridi.

Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?

Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.

Tahvil yatırımcısı:

  • Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
  • Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
  • Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.

Borsa yatırımcısı ise:

  • Açık piyasadan hisse aldı.
  • Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
  • Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.

Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”

İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?

Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.

Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu

PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.

2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı

Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.

3. Satış baskısı öngörülemedi

Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.

4. Güven sorunu oluştu

Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.

Yatırımcılar yanıltıldı mı?

Bu soru bugün en çok tartışılan konu.

Ancak hukuki açıdan bakıldığında;

“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.

Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.

Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.

Asıl sorun ne?

Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.

Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.

Ancak bu kararların;

  • Küçük yatırımcıya etkileri,
  • Riskleri,
  • Olası fiyat baskıları,
  • Seyrelme sonuçları,

yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.

Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.

Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.

Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.

Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.

Bankavitrini.com Analiz

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Yayınlanma:

|

Sanayide iş var, çalışacak insan yok: Eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Türkiye sanayisi uzun süredir nitelikli teknik eleman bulmakta zorlanıyordu. Ancak son dönemde sorun yalnızca kaynakçı, CNC operatörü, dikiş makinecisi, bakım teknisyeni gibi ara elemanlarla sınırlı kalmadı; fabrikalar artık vasıfsız/düz işçi bulmakta da zorlanıyor.

Bu tablo, klasik “işsizlik var ama işçi yok” çelişkisini yeniden gündeme taşıdı. Bir yanda iş arayan milyonlarca kişi, diğer yanda üretim hattını döndürecek çalışan bulamayan fabrikalar var. Sorunun temelinde yalnızca ücret değil; çalışma koşulları, vardiya düzeni, ulaşım, barınma, genç kuşağın iş tercihleri, mesleki eğitim yetersizliği ve sanayinin sosyal cazibesini kaybetmesi bulunuyor.

Asgari ücret artık sanayi işi için yeterli motivasyon oluşturmuyor

Sanayide özellikle mavi yaka işler ağır çalışma temposu, vardiya sistemi, fiziki yıpranma, servis bağımlılığı ve kimi zaman sağlıksız çalışma ortamlarıyla öne çıkıyor. Buna karşılık çalışanların eline geçen ücret, yaşam maliyetleri karşısında tatmin edici bulunmuyor.

Asgari ücretin biraz üzerinde teklif edilen ücretler dahi birçok çalışan için yeterli görülmüyor. Çünkü kira, ulaşım, gıda ve temel ihtiyaçlardaki artış, sanayi ücretlerini reel olarak zayıflatıyor. Çalışan açısından soru artık şu hale geldi: “Bu tempoya, bu yıpranmaya, bu ücrete değer mi?”

Yeni kuşak fabrika düzeninden uzaklaşıyor

Genç kuşak için iş yalnızca gelir kapısı değil; yaşam kalitesi, esneklik, sosyal çevre, statü ve psikolojik tatmin anlamına da geliyor. Fabrika ortamı ise birçok genç tarafından ağır, tekdüze, baskılı ve gelecek vadetmeyen bir alan olarak görülüyor.

Kurye, e-ticaret, kafe, güvenlik, hizmet sektörü veya dijital platform işleri daha esnek ve daha görünür seçenekler sunuyor. Sanayide kariyer basamağı, sosyal itibar ve gelir artışı beklentisi zayıf kaldıkça gençler üretim hattından uzaklaşıyor.

Sorun teknik elemandan düz işçiye indi

Geçmişte sanayicinin ana şikâyeti “nitelikli ara eleman yok” şeklindeydi. Bugün tablo değişti. Artık paketleme, yükleme-boşaltma, üretim destek, temizlik, depo, montaj ve vardiyalı hat işlerinde de ciddi açık oluşuyor.

Bu durum sanayi için kritik bir eşik anlamına geliyor. Çünkü teknik eleman eksikliği verimliliği düşürürken, düz işçi eksikliği doğrudan üretim hattını durdurabiliyor. Fabrika kapasitesi kâğıt üzerinde var olsa bile, çalışan bulunamadığında makine, sipariş ve yatırım boşa düşüyor.

Yabancı işçi yeni çıkış kapısı oldu

Bazı fabrikalar çözümü yabancı işgücünde aramaya başladı. Suriyeli çalışanların ardından Türkmenistan, Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerinden gelen işçiler birçok sektörde daha görünür hale geldi. Tavukçuluk, tekstil, gıda, inşaat, lojistik ve bazı ağır sanayi kollarında yabancı işçi kullanımı artıyor.

Son dönemde Uzak Doğu ve Afrika ülkelerinden işçi getirilmesi de tartışma konusu oldu. Özellikle tavukçuluk gibi çalışma koşulları ağır, vardiya düzeni yoğun ve işgücü devri yüksek sektörlerde yabancı çalışanlar daha fazla gündeme geliyor.

Ancak bu yöntem kalıcı çözüm değil. Yabancı işçi kısa vadede üretim hattını döndürebilir; fakat yerli işgücünün sanayiden kopuşunu, ücret dengesizliğini ve çalışma koşullarındaki yapısal sorunu çözmez.

İşverenin sorunu yalnızca “eleman yok” değil

Sanayici açısından bakıldığında işgücü sorunu üretim planlamasını, sipariş teslimini, ihracat kapasitesini ve yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. İşçi bulunamadığında makineler boş kalıyor, vardiya düşüyor, teslim süresi uzuyor, maliyet artıyor.

Ancak çalışan açısından bakıldığında da sorun net: düşük ücret, ağır koşul, sınırlı sosyal hak, belirsiz kariyer ve düşük motivasyon. Bu nedenle mesele yalnızca “gençler çalışmak istemiyor” basitliğine indirgenemez. Asıl sorun, sanayi işlerinin çalışan açısından cazibesini kaybetmesidir.

Sanayi için yeni sosyal sözleşme şart

Türkiye üretim ekonomisini büyütmek istiyorsa, sanayi işçiliğini yeniden cazip hale getirmek zorunda. Bunun için yalnızca ücret artışı değil, bütüncül bir çalışma hayatı reformu gerekiyor.

Öncelikli adımlar şunlar olmalı:

  1. Sanayide ücretler asgari ücretin anlamlı biçimde üzerine çıkarılmalı.
  2. Vardiya, servis, yemek, barınma ve yan haklar yeniden düzenlenmeli.
  3. Mesleki eğitim fabrikalarla entegre edilmeli.
  4. Gençlere üretimde kariyer yolu gösterilmeli.
  5. Tehlikeli ve ağır işlerde çalışma koşulları iyileştirilmeli.
  6. Yabancı işçi kullanımı kayıtlı, denetimli ve adil ücret ilkesiyle yürütülmeli.
  7. Sanayi bölgelerinde sosyal yaşam, ulaşım ve barınma altyapısı güçlendirilmeli.

Türkiye üretmek istiyorsa işçiyi yeniden kazanmalı

Sanayide eleman bulamama sorunu artık geçici bir insan kaynakları problemi değil; üretim ekonomisinin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal bir krize dönüşüyor.

Fabrika açmak, makine almak, ihracat bağlantısı kurmak tek başına yeterli değil. O makineleri çalıştıracak, üretim hattını sürdürecek, işi sahiplenip meslek haline getirecek insan kaynağı yoksa sanayi büyüyemez.

Türkiye’nin önündeki soru şudur: Sanayi, gençler ve çalışanlar için yeniden cazip bir gelecek sunabilecek mi?

Bu soruya güçlü bir cevap verilemezse, üretim hattındaki açık yalnızca yabancı işçiyle kapatılmaya çalışılır. Ancak bu da Türkiye’nin asıl ihtiyacını karşılamaz: nitelikli, kalıcı, motive ve yerli üretim kültürüne bağlı bir sanayi işgücü.

*************

Kaynak notu: İŞKUR’un 2025 araştırmasında 1 milyon 730 bin işyeri içinde 166 bin işyerinde 398 bin 618 kişi için eleman temininde güçlük çekildiği; nedenler arasında mesleki beceri eksikliği, yeterli başvuru olmaması, talep edilen ücretin yüksek bulunması ve çalışma şartlarının beğenilmemesi yer alıyor. TÜİK verilerinde 2025’te sanayi istihdamı 6 milyon 578 bin kişi olarak görülürken sanayinin istihdam payı geriliyor. Çalışma Bakanlığı yabancı çalışma izinleri istatistikleri de işgücü açığında yabancı çalışan kanalının büyüdüğünü gösteriyor.

Okumaya devam et

GÜNCEL

TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA

Yayınlanma:

|

Yazan:

SEKTÖR NEDEN SIKIŞTI? Artan maliyetler, yüksek faizler, savaş riski ve rekabet kaybı turizm sektörünü zorluyor

BANKAVİTRİNİ ÖZEL ANALİZ

Türkiye ekonomisinin döviz kazandıran en önemli sektörlerinden biri olan turizm, son yılların en zor dönemlerinden birini yaşıyor. Bir yandan turizm gelirleri artmaya devam ederken, diğer yandan sektörün önemli bir bölümünde kârlılık eriyor, nakit akışı bozuluyor ve işletmeler finansman baskısı altında eziliyor.

Son dönemde kamuoyuna yansıyan verilere göre Türkiye genelinde yaklaşık 1.500 otelin satışa çıkarılmış olması, yaşanan sıkışıklığın boyutunu gözler önüne seriyor. Satışa çıkan tesislerin önemli bölümü Antalya, Muğla, Aydın, İzmir ve İstanbul gibi turizmin lokomotif bölgelerinde bulunuyor.

Bu tablo, ilk bakışta bir çelişki gibi görünüyor:

Turist geliyor.

Turizm geliri artıyor.

Ancak oteller satılıyor.

Peki neden?

Asıl sorun turist sayısı değil, kârlılık

Turizm sektöründe yaşanan sıkıntının temelinde turist sayısındaki düşüş değil, maliyetlerdeki kontrolsüz artış bulunuyor.

Son üç yılda;

  • Personel giderleri,
  • Enerji maliyetleri,
  • Gıda ve içecek maliyetleri,
  • Sigorta giderleri,
  • Bakım-onarım harcamaları,
  • Finansman maliyetleri

olağanüstü yükseldi.

Özellikle yüksek faiz ortamında yatırım kredileri kullanan tesisler için borç servis yükü ciddi seviyelere ulaştı. Birçok otel dolu çalışmasına rağmen beklediği kârlılığı sağlayamıyor.

Turistler neden Yunanistan’a yöneliyor?

Türkiye uzun yıllar boyunca Akdeniz çanağının en avantajlı fiyat-performans destinasyonu olarak öne çıktı.

Ancak son dönemde bu avantaj giderek zayıflıyor.

Özellikle Yunanistan;

  • Ada turizmi,
  • Vize kolaylığı,
  • Daha sade fiyat politikası,
  • Küçük ölçekli butik işletmeler,
  • Alternatif turizm seçenekleri

ile önemli avantaj elde etmiş durumda.

Birçok Avrupalı turist artık Türkiye ile Yunanistan arasında fiyat farkının önemli ölçüde kapandığını düşünüyor. Türk turist açısından da tablo farklı değil.

Son iki yılda Yunan adalarına yönelik talepte ciddi artış yaşanması dikkat çekiyor.

Savaşların görünmeyen faturası

Turizm sektörünü etkileyen bir diğer önemli unsur ise jeopolitik riskler.

İsrail-İran gerilimi, Orta Doğu’daki çatışmalar ve bölgesel güvenlik sorunları doğrudan Türkiye’de yaşanmasa bile turist algısını etkiliyor.

Uluslararası tur operatörleri ve sigorta şirketleri;

  • Bölgesel riskleri,
  • Uçuş güvenliğini,
  • Politik istikrarı

yakından takip ediyor.

Bu nedenle bazı turistler rezervasyonlarını erteliyor veya alternatif destinasyonlara yöneliyor. Turizm sektöründe algı çoğu zaman gerçeklerden daha güçlü sonuçlar doğurabiliyor.

Yüksek faiz turizmi vuruyor

Turizm sektörünün bugün karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri de finansmana erişim.

Birçok tesis pandemi sonrası dönemde kullandığı kredilerin yükünü hâlâ taşıyor.

Buna ek olarak;

  • Yüksek faiz oranları,
  • İşletme sermayesi ihtiyacı,
  • Artan yatırım maliyetleri

otel bilançolarını zorluyor.

Bu nedenle bazı işletmeler yatırımcı arayışına girerken, bazıları ise satış seçeneğini değerlendiriyor.

Bankalar için yeni risk alanı

Turizm sektöründeki sıkışıklık yalnızca otel sahiplerini değil bankacılık sektörünü de ilgilendiriyor.

Çünkü turizm yatırımları;

  • Uzun vadeli krediler,
  • Büyük tutarlı finansmanlar,
  • Gayrimenkul teminatları

üzerine kurulu bir yapıya sahip.

Eğer satış dalgası büyür ve sektör kârlılığı daha fazla bozulursa;

  • Takipteki kredi oranları,
  • Yeniden yapılandırma talepleri,
  • Finansal yeniden yapılandırma dosyaları

önümüzdeki dönemde artabilir.

Bu nedenle bankaların turizm kredilerini yalnızca teminat değeri üzerinden değil, işletmenin nakit üretme kapasitesi üzerinden değerlendirmesi gerekiyor.

Turizm sektörü bu krizden nasıl çıkabilir?

Sektör temsilcilerine göre çözüm yalnızca daha fazla turist çekmek değil.

Asıl ihtiyaç;

✓ Maliyetlerin kontrol altına alınması

✓ Finansman yükünün azaltılması

✓ Turizmin 12 aya yayılması

✓ Sağlık ve kongre turizminin geliştirilmesi

✓ Enerji maliyetlerinin düşürülmesi

✓ Rekabet gücünün yeniden kazanılması olarak öne çıkıyor.

Sonuç

Türkiye turizmi hâlâ dünyanın en güçlü destinasyonlarından biri olmayı sürdürüyor. Ancak sektör artık “turist sayısı” ile değil, “kârlılık” ile sınanıyor.

1.500 otelin satışa çıkması, turizmde yapısal sorunların büyüdüğüne işaret ediyor. Bugün oteller satılıyor. Yarın ise aynı sorunlar bankaların kredi portföylerine yansıyabilir.

Bu nedenle turizmde yaşanan gelişmeler yalnızca sektörün değil, bankacılık sisteminin ve reel ekonominin de yakından izlemesi gereken bir erken uyarı sinyali niteliği taşıyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.