GÜNDEM
Murat Yetkin : Bu fotoğrafa iyi bakın; kötülüğün sıfır noktası
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Bu fotoğraf 2 Şubat 1983’de ABD Başkanlık Sarayında, Beyaz Saray’da çekilmiş. Başkan Ronald Reagan, o zamanki deyimleriyle “Afgan özgürlük savaşçılarını” ağırlıyor. Gündem, Sovyet işgaline karşı birlikte mücadele. Kötülüğün sıfır noktası olarak belki Sovyetler Birliğinin 1979’da Afganistan’ı işgali de alınabilir. Ama Sovyet işgali, birincisi Afganistan küresel bir sorun haline getirmeyebilirdi ama ikincisi, Sovyetlerin kendi sonunu getirdi. Bu fotoğrafsa bugün dünya çapında yaşanmakta olan kötülüğün sıfır noktası sayılabilir.
ABD Başkanı tarafından Beyaz Saray’da kabul edilenler, soldan sağa Mir Nimetullah, Habib Urrahman Haşemi, Gül-Mohammed, Ömer Babrakzai, Muhammed Suaffor Yusufzai, tercüman ise ileride Afgan kadınlarının içine düşürüleceği felakette istemeden payı olan Feride Ahmedi.
Reagan’ın yanındaki takım elbiseli kişi Gust Avrakotos, Amerikan istihbaratı CIA’nın Afganistan masası şefi. İslamcı aşiret liderlerini toplayıp Beyaz Saray’a getiren ve yakın zaman sonra “Mücahit Direnişi” adı altında Afganistan’da CIA dosyalarında “Operation Cyclone – Kasırga Harekâtı” olarak anılan harekatın silahlanma ve saha örgütlenmesi kısmını yürüten kişi.
Avrakotos’un CIA içindeki lakabı “Dr. Dirty – Doktor Kirli”; adı üstünde kirli, başka kimsenin üstlenmekten hoşlanmayacağı işlere gönüllü olanlardan. Yunan asıllı Amerikalı bir aileden gelen Avrakotos, CIA Atina istasyonunda görevliyken 1967 Yunanistan darbesindeki rolüyle tanınıyor; Albaylar Cuntasıyla Washington arasındaki köprüyü o kurmuş. Kötülüğün önemli aktörlerinden.
CIA, Pakistan istihbaratı ve Hikmetyar
ABD, Sovyetlere karşı İslamcı aşiretleri kullanmaya aslında Reagan’dan önce, Demokrat Partili Başkan Jimmy Carter döneminde karar veriyor. Hatta Sovyetlerin Afganistan’ı resmen işgale başladığı 24 Aralık 1979 tarihinden önce, 3 Temmuz 1979’da Carter imzasıyla başlatılıyor Kasırga Harekâtı. Ulusal Güvenlik Danışmanı, Sovyetler’i güneyden İslami bir “Yeşil Kuşak” ile kuşatmak projesinin fikir babası Zbigniew Brzezinski olan Carter’a göre, İran’ın 1 Şubat’taki İslam Devrimiyle ABD saflarından çıkması ardından Afganistan’ın Sovyet etkisine girmesi kabul edilemezdi. 1977’de bir darbeyle Pakistan’ın seçilmiş cumhurbaşkanı Zülfikâr Ali Butto’yu deviren Ziya ül-Hak ile temas kuruldu. Pakistan ordu istihbaratı ISI, CIA’yı kendi irtibatlarının bulunduğu (1975’te kurulmuş olan) Hizb-i İslami lideri Gülbeddin Hikmetyar ile tanıştırdı. Hikmetyar, daha sonraları iki defa Afganistan Başbaknı da olacak Hikmetyar, Amerikan kayıtlarında en fazla CIA fonu kullanan, (toplamda en az 600 milyon dolar tahmin ediliyor) para alan Mücahit lider olarak geçiyor.
Hikmetyar ve diğer Afgan mücahit gruplar ve aşiretlerden ABD işbirlikçisi devşirme operasyonuna katılanlar arasında (artık emeklilik yaşına gelmiş olasına rağmen) Özbek Türkü Ruzi Nazar’ın da bulunduğunu Meraklısı İçin Entrikalar Kitabı’nda yazmıştım. Nazar 1959-1971 yıllarında, 27 Mayıs 1960 ve 12 Mart 1971 darbelerini de kapsayan dönemde CIA’nın İran-Turan coğrafyasından da sorumlu olan Ankara İstasyon şefiydi. CIA’nın Müslümanlığı Sovyetler’i yıkmak için kullandığı ilk eylem olan 1954 Hac eyleminin de aktörüydü; ayrıntıları kitapta var. Kötülüğün kökleri derinlerdeydi.
Peki Suudi-Vahabi etkisi bu coğrafyalarda nasıl bu kadar kökleşmişti?
Suud ve Amerikan parası var
Rabıtatül Alemi İslami, kısaca Rabıta 1962’de Suudi Arabistan’da kuruldu. Amacı İslam Birliğini sağlamaktı. Parası, Suud krallığıyla ABD şirketlerinin birlikte kurduğu ARAMCO petrol şirketinden, ideolojik ve siyasi kaynakları ise Vahabilik ve Müslüman Kardeşlerden geliyordu. (Şimdi İhvan-ı Müslimin, Müslüman Kardeşler’i terörist sayan Suudi Arabistan, o zaman baş destekçisiydi.) Mekke’de yayınlanan kuruluş bildirisinde, İhvan’ın kurucusu Mısırlı Hasan el-Benna’nın özel kalem müdürü ve damadı Said Ramazan ile İhvan’ın Pakistanlı ideologlarından Abul Âlâ el-Mevdudi’nin imzaları vardı. Rabıta’nın önemli hedefleri arasında Kuran’ın Arapçadan ezberlenerek öğrenimini sağlamak, Kuran Kurslarının yaygınlaştırılması ve din derslerinin zorunlu kılınması da vardı. ARAMCO parası, mutemetler kanalıyla dünyanın her köşesindeki Müslüman topluluklara akıtılmaya başladı.
İlk kez Uğur Mumcu’nun “Rabıta” kitabında yazdığı üzere, Rabıta yönetiminde Türkiye’den giden temsilci, Nurculuğun kurucusu Said-i Nursi’nin “dışişleri bakanı” diye bilinen Salih Özcan idi.
1964’te yönetimi bir saray darbesiyle ele geçiren Veliaht Prens Faysal, Rabıta faaliyetlerini artırdı. Faysal 1966’da Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ı 30 Ağustos tebriki gerekçesiyle arayarak Türkiye’nin de ülke olarak Rabıta’ya dahil olmasını istemiş, şunları söylemişti: “Türk ve İslam dünyasında komünizme karşı ortak mücadele zaruridir. Kim Allah’a inanıyorsa, kâfirlere ve komünistlere karşı birlikte mücadele etmelidir.”
Sunay’ın girmediği o topa, 12 Eylül 1980 darbesi ardından Kenan Evren, üstelik Atatürkçülük kisvesi altında girecekti. Suudi sermayesi ve İslami bankacılığın Türkiye’ye girmesi de 12 Eylül sonrasındaydı; bu konuda Turgut Özal ve yarı-zamanlı Suudi Arabistan’da yaşayan Korkut Özal adeta başrollerdeydi. Zaten Rabıta da o zamana dek İslam Konferansı Örgütü adını almış, gömlek değiştirmişti.
ABD, Pakistan, Suudi Arabistan, İngiltere ve Çin
CIA, Afganistan operasyonunu temel olarak üç gizli servisler iş birliği içinde yürüttü. Bunlar ISI, İngiliz gizli servisi MI6 ve Suudi Arabistan İstihbarat Başkanlığı (RİA) idi. Suud istihbaratının başında o dönem Faysal el-Türki bulunuyordu. 2 Ekim 2018’de Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda öldürülen Cemal Kaşıkçı, Türki’nin uzun yıllar değişmeyecek basın müşaviri ve açık operasyonlar şefiydi. Suudi Arabistan, Afganistan Harekâtına para ve asker sağlıyordu. CIA koordinasyonundaki Afgan savaşına bizzat devşirdiği militan gençler arasında, ileride El-Kaide örgütünü kurup başına geçecek olan Usame bin Ladin’in de bulunduğunu Richard Clark “Against All Enemies – Bütün Düşmanlara Karşı” kitabında yazar. Sovyetler’e karşı savaşan Mücahitlerden Hikmetyar ABD, daha ılımlı sayılan Kuzey İttifakının başındaki Ahmed Şah Mesud ise İngiltere ile irtibatlıydı. (Hikmetyar, bir ABD sehayatinden dönüşteyken, 1985’te İstanbul’a da uğramıştı. O zaman Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın davetlisi olarak Necmettin Erbakan’ın izleyicilerine konuştu, zafer vaat etti. Erdoğan’ın Hikmetyar’la fotoğrafı o temastan kalmadır.)
İşin belki de en ilginç yanlarından birisi de Çin Komünist Partisinin CIA operasyonuna verdiği destekti. Çin iki koldan destek sağlıyordu. Hem Pakistan üzerinden Mücahitlere silah ve cephane sağlıyor hem de Pakistan, Hindistan ve diğer Güney Asya ülkelerindeki Maocu gerilla hareketlerinin Afganistan’a giderek Sovyetler Birliği Komünist Partisi yönetimindeki işgale karşı İslamcı gerillalarla omuz omuz savaşmasını sağlıyordu. Aslında Afganistan’daki olaylar zincirini başlatan 1978 darbesinin Moskova yanlısı olduğunu dünyaya duyuran da Pekin radyosu olmuştu.
Dünden bugüne Taliban
Kötülüğün doğuşunu sağlayan sadece ABD olmamıştı, o başlatmış, ama Suudi Arabistan’dan Pakistan’a, Çin’e dek suç ortakları bulmuştu. Bu ortakların (o sırada henüz NATO üyesi olmasına rağmen Türkiye’nin elinde dahi bulunmayan Stinger füzeleri dahil) silah, para ve eğitim verdiği Mücahit hareketi içinden sadece (1988’de) El Kaide çıkmadı, Molla Ömer Muhammed liderliğinde Taliban adı verilen radikal İslamcı medrese talebeleri hareketi de doğdu.
ABD ve ortaklarının gayretiyle Mücahitler Sovyet işgaline son verdi. 1989’da Sovyet orduları çekildi. Afganistan, Sovyetlerin Vietnam’ı oldu. Aynı yıl Sovyet Blokunun ve Soğuk Savaş’ın simgesi sayılan Berlin Duvarı yıkıldı. Bu kadar travma Sovyetlere fazla gelecek, Sovyetler 1991 sonunda dağılacak, cumhuriyetler ayrılacak, Rusya Federasyonu kurulacaktı.
Sovyetler dağılınca ABD Kongresi Afgan mücahitlerin eğitim ve silahlanmasına ayrılan bütçeyi kesti, Kasırga Harekâtı bitirildi. Para kesilince El Kaide’den Taliban’a Hizb-i İslamiye dek ABD ve ortakları tarafından üst düzey askeri eğitim verilip silahlandırılan mücahitler silahlarını ABD ve ortaklarına çevirdi.
Taliban, 1996’da, Hikmetyar’ın da içinde olduğu Burhaneddin Rabbani hükümetini devirerek Afganistan yönetimine geldi. El Kaide’nin 9 Eylül 2001’de Mesud’u öldürüp 11 Eylül’de ABD’ye yolcu uçaklarıyla saldırması ardından BM ve NATO kararlarıyla bu defa ABD önderliğinde NATO güçleri Afganistan’ı işgale başladı. Bu kanlı macera, Taliban’ın 15 Ağutsos 2021’de başkent Kabil’e girip ABD destekli Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin Tacikistan’a kaçmasıyla son buldu. Taliban yeniden yönetimdeydi. Bu arada Hikmetyar’ın 2015’te sırf Taliban onu devirdiği için Taliban’dan kaçıp IŞİD’e katılan mücahitlere tam destek ilan ettiğini de hatırlatalım.
Türkiye ne yapıyor, ne yapacak?
ABD, Vietnam ve Irak’tan sonra Afganistan’ın da geride bir harabe bırakarak terk ediyor. Üstelik bu defa tahribat kötülüğün bütün dünyaya yayılmasına neden olacak şekilde; evet Irak’tan da fazla.
Taliban yönetimine ilk olumlu mesajı veren ülkenin Çin olması şaşırtıcı değil. Çin Komünist Partisi diğer ülke yönetimlerinin ne olduğuyla filan ilgilenmiyor, bir tek hedefi var, o da ABD. Çin Afganistan’ın altından uranyuma değerli madenleri ve rakibi Hindistan’a coğrafi yakınlığıyla ilgileniyor.
Taliban daha ilk anda hem kurnazlığını hem gaddarlığını gösterdi. Kız öğrenciler, erkek öğretmenler ve öğrencilerle aynı okula gidemeyecek. Kadın ve çocukların hayatını daha da cehenneme çevirecek bir dönem başlıyor. Kötülüğün sınırlarını görmeye hazır olun. Ancak bunun karşılığında Taliban dış dünyaya “yatırımlara ve ticarete açığız” mesajı veriyor: gelin beraber yiyelim, ama benim içeride halkıma nasıl davrandığıma karışmayacaksınız. Kaybeden insan hakları olacak, özellikle de kadın ve çocukların; demokrasiden zaten söz eden yok.
Taliban ülkeyi beklenenden çabuk ele geçirmeseydi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Joe Biden’ın teklifiyle bu tabloyla karşı karşıya kalma ihtimali vardı. Şimdi sadece kaçan Afgan göçmenler sorunu var ki o da az bir şey değil.
Şimdi bu özet ışığında lütfen yukarıdaki fotoğrafa bir daha bakın. Kötülüğün kaynaklarını göreceksiniz.
YetkibReport
İlginizi Çekebilir
GÜNCEL
Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor
Yayınlanma:
1 hafta önce|
27/05/2026Yazan:
BankaVitrini
Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.
Madde madde anlatalım:
ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?
1. GPS yerine BeiDou
Bu büyük ölçüde doğru.
BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:
- Çin ordusu
- lojistik şirketleri
- akıllı telefon üreticileri
- Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.
Ama:
- Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
- Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
- GPS
- GLONASS
- Galileo
- BeiDou birlikte çalışıyor.
Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.
2. Boeing yerine COMAC C919
Burada da gerçek eğilim var.
COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.
Ama kritik detay:
- Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
- Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
- Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.
Dolayısıyla:
- Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
- Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.
3. Amerikan çiplerini terk etti
Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.
Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.
Ancak:
- Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
- ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
- Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.
Fakat ABD yaptırımları Çin’i:
- “ithal et” modelinden
- “yerli üret” modeline zorladı.
Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.
4. Windows yerine UOS
UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.
Ama:
- Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
- Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.
Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.
5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları
Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.
United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.
Ama:
- Siemens
- GE Healthcare
- Philips
hâlâ üst segmentte çok güçlü.
Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.
6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi
Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.
BYD bugün:
- batarya
- EV üretimi
- tedarik zinciri
- nadir toprak elementleri
alanlarında dev güç.
Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:
- faizler
- rekabet
- marj düşüşü
- satış yavaşlaması da etkili.
Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.
7. Oracle yerine OceanBase
Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.
Bu alan kritik çünkü:
- veri egemenliği
- yaptırım riski
- SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.
8. CAD ve endüstriyel yazılım
Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.
Ancak:
- Siemens NX
- CATIA
- SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.
Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”
Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.
9. Dolar yerine RMB
Bu en kritik maddelerden biri.
Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.
Özellikle:
- Rusya
- İran
- Körfez
- BRICS hattı
dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.
Ama gerçek tablo:
- Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
- SWIFT sistemi hâlâ dominant.
- ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.
Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.
10. GMO tohumları terk etti
Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.
Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.
Ama:
- Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
- Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.
Tam bağımsızlık henüz yok.
11. Amerikan sosyal medyasını terk etti
Bu ifade yanıltıcı.
Çin zaten:
- X
- YouTube
gibi platformları uzun süredir engelliyor.
Onun yerine:
- Douyin
- Xiaohongshu
gibi kendi ekosistemini kurdu.
Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.
12. Batı askeri teknolojisini terk etti
Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.
Özellikle:
- hipersonik füze
- drone
- deniz gücü
- elektronik harp alanlarında.
Ancak ABD:
- uçak motorları
- denizaltılar
- küresel üs ağı
- savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.
ASIL MESELE NE?
Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.
Hedef:
- teknoloji sahibi olmak
- finansal altyapıyı kontrol etmek
- enerji zincirini yönetmek
- dolar bağımlılığını azaltmak
- yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.
Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.
BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?
Bu kadar hızlı değil.
Ama dünya:
- tek kutuplu Amerikan sisteminden
- çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.
Yeni mücadele:
- çip
- veri
- ödeme sistemi
- yapay zekâ
- enerji
- tedarik zinciri
- rezerv para üzerinden yaşanıyor.
Yani artık savaş sadece tankla değil:
- işletim sistemiyle,
- veri merkeziyle,
- batarya teknolojisiyle,
- ödeme altyapısıyla yapılıyor.
TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU
Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?
- ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
- Çin merkezli alternatif blok mu?
- Yoksa ikisi arasında denge mi?
Önümüzdeki 10 yılda:
- bankacılık,
- ödeme sistemleri,
- enerji,
- savunma,
- otomotiv,
- çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.
Gülbeyaz Gergün
ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru
Yayınlanma:
1 hafta önce|
27/05/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.
Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?
2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;
- Birleşik Arap Emirliği
- Bahreyn
- Fas
- Sudan
İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.
ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.
Asıl hedefler:
- İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
- İran’a karşı ortak blok oluşturmak
- Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
- Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
- Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
- Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
- Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.
Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?
1. Diplomatik Normalleşme
- Büyükelçilik açılması
- Resmi ilişkiler
- Vize ve uçuş anlaşmaları
- Turizm ve ticaret
2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği
Asıl kritik bölüm burasıdır.
- Ortak hava savunma sistemi
- İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
- İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
- Siber güvenlik paylaşımı
- İstihbarat koordinasyonu
Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.
3. Enerji ve Ticaret Koridorları
Projelerin temelinde şu düşünce var:
Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi
Bu nedenle:
- Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
- liman projeleri,
- demiryolu hatları,
- enerji boru hatları,
- veri merkezleri,
- finans merkezleri
bu planın parçası olarak görülüyor.
İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.
4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi
En tartışmalı boyut budur.
Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”
Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”
Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.
ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?
2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:
- ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
- İran tamamen çökmedi
- Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
- Çin ekonomik olarak çok güçlendi
- Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor
Bu nedenle ABD:
- İsrail’i merkeze koyan,
- Arap sermayesini entegre eden,
- İran’ı çevreleyen,
- Çin’i sınırlayan
yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.
Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?
1. İsrail
En büyük stratejik kazanan.
Kazanımları:
- Bölgesel meşruiyet
- Yeni pazarlar
- Körfez sermayesi
- Güvenlik işbirliği
- İran’a karşı geniş cephe
- Enerji ve lojistik merkez olma şansı
İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.
2. Birleşik Arap Emirliği
Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.
Özellikle:
- teknoloji,
- yapay zekâ,
- savunma sanayi,
- finans,
- siber güvenlik,
- turizm
alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.
Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.
3. Suudi Arabistan
Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.
Sudi Arabistan:
- ABD’den güvenlik garantisi,
- gelişmiş silah sistemleri,
- nükleer teknoloji,
- yatırım avantajları
karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.
Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.
4. Hindistan
Sessiz kazananlardan biri olabilir.
Çünkü:
- Körfez bağlantısı güçlenir
- Avrupa ticaret koridoru açılır
- Çin’e alternatif lojistik rota oluşur
Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar
1. İran
En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.
Çünkü:
- çevrelenme riski artıyor
- Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
- İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor
Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.
2. Filistin Yönetimi ve Hamas
En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.
Çünkü:
- Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
- Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
- ekonomik ve diplomatik baskı artıyor
Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.
3. Türkiye
Türkiye açısından tablo karmaşık.
Olası avantajlar:
- Bölgesel ticaret entegrasyonu
- Enerji projeleri
- Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
- ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı
Riskler:
- İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
- Doğu Akdeniz’de denge kaybı
- Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
- İran ile denge siyasetinin zorlaşması
Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.
Bu plan başarılı olur mu?
En büyük sorun:
- halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
- Gazze savaşlarının yarattığı öfke
- İran faktörü
- mezhep ve jeopolitik rekabetler
Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.
Bu nedenle anlaşmalar:
- ekonomik olarak ilerleyebilir,
- güvenlik alanında derinleşebilir,
- fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.
Özetle
Abraham / İbrahim Anlaşmaları:
- sadece “barış anlaşması” değil,
- Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.
Merkezinde:
- İsrail’in korunması,
- İran’ın dengelenmesi,
- Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
- enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.
Kazananlar:
- İsrail
- Körfez finans merkezleri
- ABD savunma-sanayi sistemi
- Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları
Risk yaşayanlar:
- İran
- Filistin hareketleri
- bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
- halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.
GÜNCEL
Medeni Kanundan Siyasete: “Mutlak Butlan” CHP’ye Nasıl Uygulandı?
CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: 3 Yıl Sonra Yönetim Nasıl Düştü? Türkiye Siyasetinde Bir İlk: Mahkeme Kararıyla Parti Yönetimi Değişti… Kurultay İptali Krizi: CHP’de Hukuk mu, Siyaset mi Kazandı? CHP Kararında Son Sözü Kim Söyleyecek? Yargıtay, AYM ve AİHM Süreci…
Yayınlanma:
1 hafta önce|
26/05/2026Yazan:
BankaVitrini
CHP’de yaşanan “mutlak butlan” krizi, Türkiye siyasi tarihinin en sıra dışı hukuk-siyaset krizlerinden biri haline geldi. Çünkü ilk kez büyük bir siyasi partinin kurultayı, Medeni Hukuk’taki “kesin hükümsüzlük” kavramı üzerinden tartışmaya açıldı.
“Mutlak Butlan” Ne Demek?
“Mutlak butlan”, bir hukuki işlemin daha doğduğu anda ağır hukuka aykırılık taşıdığı için baştan itibaren geçersiz sayılması anlamına gelir. Yani hukuk açısından “hiç doğmamış” kabul edilir. Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Hukuku’nda sık kullanılan bu kavram; irade fesadı, emredici hukuk kurallarına aykırılık, kamu düzeninin ihlali gibi durumlarda uygulanır.
Normalde bu kavram daha çok:
- evlilik işlemleri,
- şirket genel kurulları,
- dernek-vakıf kararları,
- ticari işlemler
için kullanılırdı.
CHP davasıyla birlikte ilk kez bu kadar güçlü biçimde bir siyasi parti kurultayına uygulanması tartışması ortaya çıktı. Çünkü siyasi partiler özel hukuk tüzel kişisi sayılsa da aynı zamanda anayasal kurum niteliği taşıyor. Bu nedenle “Medeni Kanun mantığı siyasi partilere uygulanabilir mi?” sorusu hukukun merkezine oturdu.
Süreç Nasıl Başladı? Kronolojik Özet
1. 4-5 Kasım 2023 Kurultayı
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı yapıldı.
Kurultayda:
- Özgür Özel genel başkan seçildi.
- Kemal Kılıçdaroğlu seçimleri kaybetti.
Ancak kurultayın hemen ardından:
- bazı delegelerin yönlendirildiği,
- oy karşılığı menfaat sağlandığı,
- para dağıtıldığı,
- siyasi vaatlerde bulunulduğu
iddiaları ortaya atıldı.
2. İl Kongreleri de Tartışmaya Açıldı
Dava sadece genel kurultayla sınırlı kalmadı.
Özellikle:
- İstanbul İl Kongresi,
- bazı delegasyon seçimleri,
- liste süreçleri
mahkemeye taşındı.
Davacılar şunu savundu: “Delege iradesi sakatlanmıştır.”
Yani delegelerin özgür iradesiyle oy kullanmadığı iddia edildi.
3. Asliye Hukuk Süreci
İlk derece mahkemesinde dava görüldü.
İlk aşamada:
- bazı talepler reddedildi,
- bazıları usul yönünden değerlendirildi.
Ancak dosya daha sonra istinafa taşındı.
4. 2025-2026 Döneminde “Mutlak Butlan” Tartışması Büyüdü
2025 boyunca:
- hukukçular,
- siyasetçiler,
- eski yargı mensupları
şu soruyu tartıştı: “Bir siyasi partinin kurultayı mutlak butlanla iptal edilebilir mi?”
Bir görüş: “Siyasi Partiler Kanunu buna izin vermez” dedi.
Diğer görüş: “Siyasi partiler de hukuk tüzel kişisidir; ağır usulsüzlük varsa butlan uygulanabilir” görüşünü savundu.
Mahkeme Neye Karar Verdi?
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 2026 Mayıs ayında kritik karar verdi.
Kararda:
- 38. Olağan Kurultay’ın mutlak butlanla sakat olduğu,
- yani baştan itibaren geçersiz sayıldığı,
- sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların da iptal edildiği belirtildi.
Mahkeme ayrıca:
- mevcut yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına,
- kurultay öncesi yönetimin göreve dönmesine hükmetti.
Peki “3 Yıl Sonra Nasıl Görevden Alındılar?”
Asıl kritik nokta bu.
Çünkü mahkeme: “Kurultay en başından itibaren yok hükmündedir” yorumu yaptı.
Bu nedenle hukuk tekniğinde şöyle bir sonuç doğdu:
Eğer işlem “mutlak butlan” ise:
- süre işlemez,
- işlem sonradan meşrulaşmaz,
- aradan zaman geçmesi geçersizliği ortadan kaldırmaz.
Yani mahkeme: “Bu yönetim aslında hukuken hiç doğmamıştı” mantığıyla hareket etti.
İtirazlar Neden Yapılıyor?
Karara yönelik çok ciddi hukuki itirazlar var.
1. “Siyasi Partiler Kanunu’nda Butlan Yok” İtirazı
Muhalif hukukçular diyor ki:
- Siyasi partiler özel statülüdür.
- Parti kurultayları Medeni Kanun’daki şirket genel kurulu gibi değerlendirilemez.
- Siyasi Partiler Kanunu’nda “mutlak butlan” açıkça düzenlenmemiştir.
Bu yüzden kararın “kanuni dayanağının zayıf olduğu” savunuluyor.
2. “İstinaf Mahkemesi Bu Kararı Veremezdi” İtirazı
En büyük tartışmalardan biri de bu.
Eleştirilere göre:
- istinaf mahkemesi,
- ilk derece mahkemesi gibi davranarak,
- yönetim değişikliği doğuran tedbir kararı verdi.
Bazı hukukçular bunun:
- usule aykırı,
- yetki aşımı,
- içtihat çelişkisi olduğunu söylüyor.
3. “Demokrasiye Yargı Müdahalesi” Eleştirisi
Karşı çıkanlar ayrıca:
- milyonlarca seçmenin iradesinin,
- mahkeme yoluyla şekillendirildiğini,
- bunun siyasal alanı daralttığını savunuyor.
Kararı Savunanlar Ne Diyor?
Kararı savunan hukuk çevreleri ise:
- delegelerin iradesinin fesada uğratıldığını,
- seçim sürecinin demokratik olmadığını,
- kamu düzeninin ihlal edildiğini iddia ediyor.
Onlara göre: “Demokrasi sadece sandık değildir; temiz seçim süreci gerekir.”
Mahkeme de kararında:
- emredici hukuk kurallarına aykırılık,
- delege iradesinin sakatlanması,
- usulsüzlük iddiaları üzerinde durdu.
Son Kararı Kim Verecek?
Şu an hukuki süreç tam anlamıyla bitmiş değil.
Muhtemel aşamalar:
- Bölge Adliye Mahkemesi süreci
- Yargıtay incelemesi
- Gerekirse Anayasa Mahkemesi başvurusu
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci
özellikle:
- siyasi örgütlenme hakkı,
- seçme-seçilme hakkı,
- parti içi demokrasi başlıklarında yeni tartışmalar doğurabilir.
Nihai anlamda iç hukukta son sözü büyük ölçüde Yargıtay söyleyecek gibi görünüyor.
Ancak konu anayasal hak boyutuna taşınırsa: Anayasa Mahkemesi ve ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürece dahil olabilir.
Bu Karar Neden Tarihi?
Çünkü Türkiye’de ilk kez:
- bir ana muhalefet partisinin kurultayı,
- “mutlak butlan” kavramıyla,
- geriye etkili biçimde yok sayıldı.
Bu nedenle karar:
- sadece CHP meselesi değil,
- Türkiye’de siyasi partilerin hukuk statüsü,
- yargının siyasal alana müdahalesi,
- parti içi demokrasi,
- seçim meşruiyeti açısından da emsal niteliği taşıyan tarihi bir kırılma olarak değerlendiriliyor.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.022)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (559)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.403)
- GÜNDEM (3.549)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.669)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.415)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (90)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (04.06.2026) 03/06/2026
- İran: Müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadı 03/06/2026
- Fed'in Bej Kitap raporunda yüksek enflasyon vurgusu 03/06/2026
- Morgan Stanley ve UniCredit'ten ‘Warsh’ uyarısı 03/06/2026
- Bessent: Enflasyondaki yükseliş kısa vadeli olacak 03/06/2026
- Otokar, Automecanica'nın yüzde 96,77'sini devraldı 03/06/2026
- Trump Ankara'daki NATO zirvesine katılacak 03/06/2026
- ABD fabrika siparişlerinde 11 ayın en büyük artışı 03/06/2026
- ABD'de hizmet faaliyetleri toparlandı 03/06/2026
- ABD-İran geçici anlaşma görüşmelerindeki temel anlaşmazlık konuları 03/06/2026
SON YAZILAR
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
- Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras 31/05/2026
- Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı 30/05/2026
- Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor 30/05/2026
- TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA 29/05/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
