Connect with us

GÜNDEM

Yatırım yap Türk vatandaşı ol dönemi

Türkiye “yatırım yoluyla vatandaşlık” liginde birinci sıraya yükseldi. 2018 yılında yatırım sınırının 250 bin dolara çekilmesiyle, Amerika’ya yapılan başvuruları da geçti. Türkiye’ye ve Türkiye dışına da talebin artmasıyla dünyanın en büyük avukatlık şirketlerinden HLG Global Türkiye’de ofis açtı.

Yayınlanma:

|

“Türkiye’nin en popüler yatırım yoluyla vatandaşlık programlarından birine sahip olduğunu biliyor musunuz? Şu anda Türkiye dünyanın bir numarası, rakamlar çok hızlı biçimde artıyor. Herkes Türkiye’den yurt dışına gitmekte yatırım yoluyla vatandaşlık almaktan bahsediyor ama baktığınızda Türkiye’ye olan talep çok büyük. Yatırım yoluyla oturum izni ve vatandaşlık alanında uzmanlaşmış uluslararası hukuk şirketleri arasında en büyüklerinden biri olan Harvey Law Group, Türkiye ofisini İstanbul’da açtı. HLG’nin Türkiye’de ofis açması, Türkiye vatandaşlarının yeni ülkelerde artan yatırım taleplerinin bir göstergesi. Madalyonun diğer yüzünü baktığımızda aslında potansiyelin “tersine göçte” de olduğu dikkat çekiyor.

Yatırım yoluyla oturum izni ve vatandaşlık iznine de dikkat çeken HLG Global Yönetici Ortağı Jean-Francois Harvey şöyle diyor; “Son 10 yılda hangi programların en popüler olduğunu bakarsak Turkey CIP- Turkey Citizenship-By-Investment Program’ı- Yatırımla Türkiye Vatandaşlığı Programı’nda 2018 yılında minimum yatırım gereksiniminin 1 milyon dolardan 250 bin dolara düşürmesinin ardından ani ve dikkate değer bir başarı elde ettiği görülüyor. Türkiye’nin 2020 CIP’si için tam yıl rakamlarına henüz açıklanmış değil. 2020 tahminlerimiz Türkiye’ye yapılan başvuruların ABD’ye yapılan başvuruları da geçtiği yönünde. Pandemi sonrası akım güçlü olacak. “

Türkiye’nin cazibesini küçümsemeyin

Harvey: Türkiye, yatırım yoluyla vatandaşlık için bir numaralı ülkedir. En çok başvuru yapılan ülke. Ve neden böyle? Hükümetin politikaları yüzünden büyük ihtimalle. Çünkü insanlara karşı çok misafirperversin. Yine ülkenin gelir elde etmesi de önemli bir sebep. Para sadece vergi veya gayrimenkul ile üretilmez. Bu insanların çoğu Türkiye’de kalıyor. Tahmin edilenin aksine sadece Orta Doğu değil Tayland, Malezya ve Endonezya’dan çok sayıda müracaat alıyoruz. Türkiye’nin cazibesini küçümsemeyin. Sizi şaşırtabilir ama ABD ile vize konusunda bir anlaşmanız olduğunu unutmayın. Bu, pasaportunuzu daha da popüler hale getiriyor. Evet, Türk vatandaşı oluyorlar ve ardından yeşil kart almak için Amerika›ya gidiyorlar. Ya da vize için Avrupa ve ABD’ye başvuru yapıp seyahat edebiliyorlar”.

21,4 milyar dolar hacme ulaştı

Harvey, pandemi sonrası trendlerle ilgili de şunları söylüyor:

“Dünya çapında her 4 milyonerden 3’ü OECD ülkelerinde (zengin dünya) yaşadığı için, Batı’ya yatırım göçüne yönelik bu iştah açıcı piyasayı yükseltecek. Yatırımcı göçmenlerin ağırlıklı olarak gelişmekte olan ekonomilerden geldiği görülüyor. Bunların akımında da büyük yükselişler yaşanacak.” Yatırım göçünün dünyada büyük bir ekonomi yarattığını söyleyen Harvey: “2019’da analizimiz, doğrudan yatırım göç programlarına yatırılan toplam sermayenin yani, bu pazardaki şirketlerin ücretleri dahil değil, yalnızca çeşitli programların bir parçası olarak doğrudan katkıda bulunan yatırımlar, bağışlar ve ücretler ile birlikte yaklaşık 21,4 milyar ABD dolarlık bir hacme ulaştığını söyleyebiliriz. 2020’de, program katılımının önündeki pratik zorluklar nedeniyle bu toplamda bir düşüş oldu, ancak 2021 toplamının 2019’u aşmasını bekliyoruz”.

Yatırım vizesi rekabeti var

“Yatırım yoluyla vatandaşlık çekmek ülkeler için yeni bir ‘gelir’ yaratma yolu” diyen Harvey bunu şöyle anlatıyor: “Bazı ülkelerde insanlar yaşlanıyor ve ülkeler genç insanlar için savaşıyor. Dolayısıyla, göç bu ülkelerin çoğu için bir varlık-zenginlik haline geliyor ve bu varlıkları elde etmek için giderek daha fazla tanıtım ve imkan oluşuyor. Son yıllarda büyük değişiklik var aslında, belki sadece 6 veya 7 alternatif ülke vardı. Şimdi 2021’de 20 tane hedef var. Çok uzun olmayan bir süre önce 2008 veya 2009’da Kanada, Yeni Zelanda, Avustralya, Ukrayna ve ABD idi. Artık Avrupa’da, Afrika’da ve daha pek çok ülkede yatırım vizesi veren, bunun pazarlaması için savaşmaya başlayan ülkeler var. Kanada, ABD, Ukrayna ve Portekiz birbirleriyle savaşıyor, Japonya bile geçtiğimiz günlerde bu kişilere özel vize vererek savaşa girdi. Göçün gerçekten de, Kanada, Avustralya veya Yeni Zelanda gibi kuruluşlarından beri daha az geleneksel ülkeye göç etmek için bir yarış vardı. Şimdi insanlar seyahat edemiyor ama daha fazla okuyor. Tanıdığı yeni ülkelere de göç etmek istiyor. Düşünmek için bugünlerde daha fazla zamanları var”.

Yatırımcı Türkler, vatandaşlık için yeni alternatifler arıyor

HLG Global Yönetici Ortağı Jean-Francois Harvey Türklerin talepleriyle ilgili soruları şöyle yanıtlıyor:

Biz Türkler Kanada’yı, İngiltere’yi, Portekiz’i seçiyoruz. Sizce Türkler için başka fırsatlar var mı? Bu ülkeleri zaten popüler destinasyonlar oldukları için seçiyorlar. Dünyanın her yerinde birçok fırsat olduğunu biliyoruz. Tabii ki Türkiye’deki ilk sorunumuz Türk pasaportunun vizeye ihtiyaç duyması. Dolayısıyla vizenizi yenilemezseniz seyahat etmek için havalimanına gidemezsiniz, vizenizi sürekli kontrol etmeniz gerekir. Amerika’da, Avrupa’da klasik fırsatların var. Ama bundan daha fazlası var. Singapur’unuz var, biri sizi içeri alıyor, genel olarak iş adamları, Vanuatu gibi güzel yerler var ki bu bir fırsat dolu bir çünkü ülke çok düşük profilden sonra dünyaya açılıyor (Doğu Avrupa elbette açılıyor) Türkiye’de de popüler olmaya başlayan Kuzey Makedonya gibi ülkeler var. – Makedonya bir Avrupa Birliği ülkesi yolunda ilerliyor tabii… Evet, şimdilik değil ama olacak. Yani Kuzey Makedonya bir, o zaman Fransa, Fransa’nın yatırımcılar ve iş adamları için özel bir programı var ve bu durumdan dolayı onları her zamankinden daha fazla imkanlar sunuyor. Ve bu fırsatlar kesinlikle göçmenlikle ilgili değil, buna bağlı birçok iş olasılığı var. Son 29 yıldır gördüğüm şey şu ki, Singapur’da, Kanada’da başka herhangi bir yerde, yeni bir göçmen geldiğinde, fırsatlara o ulusun sakinlerinden farklı bir bakış açısıyla bakıyor farklı bir açıdan bakıyorlar. Bu insanların bu fırsatları görmeleri ve çok başarılı olmaları şaşırtıcı. Ben sadece Kanada’dan akçaağaç şurubu veya somon ihracatından bahsetmiyorum pek çok örnek sayabiliriz.

Merkezi Hong Kong’ta

1992 yılında Avukat Jean-Francois Harvey tarafından Kanada’da kurulan, daha sonra genel merkezi Hong Kong’a taşınan Harvey Law Group (HLG) dünyada Türkiye dahil olmak üzere, Brezilya, Kamboçya, Kanada, Grenada, Fransa, Endonezya, Fildişi Sahili, Malezya, Filipinler, Güney Afrika, Tayland, ve Vietnam gibi 20’den fazla ülkede hizmet veriyor. 29 yıldır bu işi yapıyor. HLG bu işi bireysel yapan acentelerden farklı olarak, dünyada işi bu olan uluslararası çapta birkaç avukatlık bürosu ve güvenilir bir hukuki danışmanlık hizmeti sunulmasını sağlıyor.

“Ülkelerin yetkilisiyiz aracı kullanmıyoruz”

LG Türkiye Ülke Müdür Çiğdem Sarıoğlu Ergut: “HLG 30 yıllık tecrübesiyle dünyada, yatırım yoluyla vatandaşlık ve oturma izni danışmanlığı konusunda uzman ve güvenilir hizmet veren büyük şirketlerden biri. Rakiplerimiz arasında ise Türkiye’de ofis açan tek şirketiz. HLG’nin Türkiye’de ofis açması, Türkiye vatandaşlarının yeni ülkelerde artan yatırım taleplerinin bir göstergesi.Yatırım yolu ile vatandaşlık programlarıyla hem Türk vatandaşlarına hem de Türkiye’de yaşayan yabancılara serbest dolaşım olanakları sunuyoruz. Yatırım yoluyla vatandaşlık veya oturma izni danışmanlığı konusunda çoğu ülke programının resmi yetkilisiyiz. Aracı kullanmıyoruz.”

Dünya

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.