EKONOMİ
‘No’ Stream: Rusya gaz akışını süresiz olarak kesti
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
- Rusya, Avrupa’ya giden ana tedarik boru hatlarından birinin süresiz olarak kapalı kalacağını açıkladı. Halihazırda rekor yüksek fiyatlar ile boğuşan Avrupalı gaz alıcılarını yeni zorlukların beklediği aşikâr. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, Avrupalılara, Rusya’nın ülkesine yönelik saldırısının Moskova’nın petrol ve gaz ihracatında kesintiye yol açması nedeniyle zorlu bir kış beklemeleri gerektiğini söyledi.
- Şubat ayında Ukrayna’yı işgali öncesinde ve sonrasında Rusya’dan gelen düşük gaz akışı, Avrupa fiyatlarını yıl sona göre yaklaşık %400 oranında artırırken, elektrik maliyetlerinin de yükselmesine neden oldu. Aralık ayının sonunda 65 Euro/MWh saat civarında olan Hollanda’da gösterge niteliğindeki TTF gaz fiyatları, Ağustos sonunda 330 Euro/MWh seviyesine yükselmişti. Rusya’nın devlet kontrolündeki enerji devi Gazprom, son duraklamanın ardından akışları %20’de yeniden başlatacağı yönündeki beklenti ile 26 Ağustos’taki rekor yüksek seviyeden yaklaşık %40 gerileyerek Cuma gününü 190 Euro/MWh seviyesinden kapattı.
- Bu arada, AB bakanları, Rusya’nın bloğa gaz dağıtımını durdurmasının ardından, Avrupa endüstrisini zorlayan ve hane halkı faturalarını yükselten gaz ve elektrik fiyatlarındaki artışa yanıt vermek için blok çapında acil önlemleri görüşmek üzere 9 Eylül’de toplanacak. Otoriteler tavan fiyat gibi olağanüstü durum önlemleri almaya hazırlanırken, TTF’nin yeni haftanın ilk işlemlerin nasıl bir seyir izleyeceğini merak ediyoruz.
- Avrupa, Rusya’yı, Ukrayna ihtilafından kaynaklanan sorun yüzünden Batı ile “ekonomik savaş” olarak enerji kaynaklarını ‘silah’ olarak kullanmakla suçlarken, Moskova, arz kesintileri için Batı’nın yaptırımlarını ve teknik sorunları ön plana sürüyor. Baltık Denizi’nin altından Almanya’ya uzanan Kuzey Akımı boru hattı (Nord Stream) artık ‘No’ Stream olarak da okunabilir, tarihsel olarak Rusya’dan Avrupa’ya ihraç edilen gazın yaklaşık üçte birini sağlıyordu, ancak geçen hafta bakım nedeniyle akışlar durdurulmadan önce zaten kapasitenin sadece %20’si ile çalıştığının da altını çizelim.
- Avrupan bir tarafta rekor düzeyde enflasyon ile boğuşurken, Rusya’nın gaz silahını çekmesi ardından baş gösteren durgunluk riski ile ortak para birimi EUR’nun son 2 haftadır peş peşe ‘parite’ seviyesinin altında kapanış yapması da dikkatlerden kaçmadı. Sene başı gerek EUR gerekse de GBP ile ilgili olumlu yorumlarımızı, Ukrayna krizi sonrası terk etmemiz ardından hâlen daha her iki para birimi için de -doların süper güçlü seyrini de dikkate alarak- riski aşağı yönlü görmeye devam ediyoruz.
- EUR haftanın ilk işlemlerinde 0,99 seviyesini aşağı yönlü zorlarken, GBP 1,1450 seviyesine kadar geriledi. Teknik bir bakış açısıyla, EUR’da 0,87 ; GBP’de ise covid döneminde test edilen 35 yılın dibi olan 1,1410 sonrası aşağı yönlü seyrin daha da ivme kazanabileceğini göz ardı etmiyoruz. Bu arada, doların piyasa kuru olan DYX’nin de yeni haftayı 110 seviyesinin hemen kıyısından karşıladığını not edelim. 109,3 seviyesinin üzerini dolar açısında ‘tehlikeli’ sular olarak görerek daha da yukarı potansiyele ihtimal tanıyoruz.
- Doların güçlü seyri ve FED’den bu ay da beklenen 75 baz puanlık faiz artışının tansiyonunu en iyi elinde tutan 2 yıl vadeli gösterge niteliğinde ABD devlet tahvilin getirisi %3,5 seviyesinin eteğinde ve neredeyse son 15 yılın zirvesine işlem görüyor. 10 yıllık devlet tahvilinin getirisinin %3,2 olduğu düşünülürse, piyasalar FED’in agresif duruşunun bir müddet daha devam edeceğini fiyatlıyor.
- Doların getirisi ile ters korelasyona sahip kıymetli madenler son haftalarda sevimsiz bir seyir izliyor. Örneğin altının ons fiyatı 3 hafta önce 1,800 dolar seviyesinin üzerine yükselmesi ardından haftayı 1,711 dolar seviyesinden tamamladı. Teknik mânâda aşağıda 1,695 dolar seviyesine azami dikkat etmek gerekiyor. Benzer bir şekilde, gümüşün de ons fiyatı 20,80 dolar seviyesinde bulunan önemli teknik seviyesinden kırmızı kart görmesi sonrasında haftayı 18 dolardan tamamladı. Kripto para cenahında ise amiral gemi Bitcoin haftalardır 20bin dolar seviyesinin etrafında dolanırken, 28,800 dolar seviyesi geçilmeden risk aşağı yönlü görünmeye devam ediyoruz (daha da aşağıda 19bin dolar seviyesine dikkat etmek gerekiyor).
- İçeride ise USDTRY kuru kamunun desteği ile bebek adımları ile de olsa kuzeye ilerlemeye devam ediyor. Haftayı 18,20 seviyesinin kıyısında kapatan kurda risk yukarı yönlü görünmeye devam ediyor. Cuma günü Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanan dış ticaret verilerine göre, Ağustos ayında dış ticaret açığı ilk kez 11 milyar doların üzerinde gerçekleşti. Açığı fonlamak için de dolar talebinin devam etmesini normal karşılamak gerekiyor.
- Bu arada 2023-25 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) dün Resmî Gazete’de yayımlandı. OVP verilerine de eski gibi önem verilmediğini not etmek gerekiyor. 2022 yılı için enflasyon %9,8 seviyesinden %65 seviyesine revize edildi.
- Borsa cephesinde enflasyondan kaçan yurtiçi yatırımcıların sığındığı ana endeks haftayı 3,222 puan seviyesinden tamamladı. Son haftalarda yükselişe destek veren yabancı yatırımcıların, cuma günü TCMB tarafından açıklanan menkul kıymet istatistiklerine göre alımları hız kesmiş! 26 Ağustos ile biten haftada, yabancı yatırımcı 32 milyon dolar hisse senedi satmış (Ağustos ayının ilk 3 haftasında ise 724 milyon dolar değerinde hisse senedi aldıklarını hatırlatalım).
- Her ayın ilk Cuması ABD’de açıklanan resmî istihdam raporu, Ağustos ayında tarım dışı sektörde beklenenden daha güçlü işe alımlara işaret etmesinin ardından ABD borsaları haftanın son iş gününe keskin bir yükselişle başladı. Lâkin, en büyük 500 şirketin işlem gördüğü S&P500 endeksi, Cuma günü ABD istihdam raporundan elde edilen erken kazanımları, işgücü piyasasının gevşemeye başlayabileceğini gösteren işsizlik oranı ve Avrupa’da patlak veren gaz krizi endişelerine paralel koruyamayarak %1,1 düştü. Haftayı %3,3 kayıpla kapatan S&P500 endeksi, Ağustos ortasından bu yana %9 geriledi. Bu süreçte, FED Başkanı Powell’ın merkez bankasının enflasyona karşı kararlı mücadelesinin ekonomik ‘acıya’ yol açabileceği konusunda uyarmasının ardından yaz toparlanmasını da kısmen tersine çevirmiş oldu.
- Yeni gün ve hafta başında Asya piyasalarında karmaşık bir seyir hâkim. Çin’de açıklanan PMI verisi (büyümenin öncü göstergesi) Ağustos ayında 55 seviyesine gerilerken (Temmuz 55,5) iş güveni dokuz ayın en yüksek seviyesine yükseldi. Bugün piyasaların gündemi oldukça yoğun görünüyor. İlk olarak TÜİK, TSİ10:00’da Ağustos ayı enflasyon rakamlarını açıklayacak (beklenti %81,5). Bugün ayrıca İngiltere’de yeni başbakan açıklanıyor: Dışişleri Bakanı Truss konservatif partinin yeni başbakanı olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Bugün ABD piyasaları tatil nedeniyle kapalı konumda olacak. Hafta genelinde ise Perşembe günü ECB’nin faiz kararı yakından takip edilecek.
>Brent Petrol
Petrol fiyatları yeni haftaya yükselişle başladı. Yatırımcılar, OPEC+ üreticilerinin günün ilerleyen saatlerindeki düzenlenecek olağan toplantıda üretim ve fiyatları destekleme yönündeki olası hamleleri öncesinde kazançlarını genişlettiğini görüyoruz. Enerji darboğazı nedeniyle Brent cinsi petrolde 92 dolar altında haftalık kapanış görmememiz şartıyla, yukarı yönlü hareketin devam edeceğin düşünüyoruz. Hatırlanacağı üzere, ekonomik yavaşlama sinyalleri ile petrol son haftalarda sert gerileme kaydetmişti.
>Avrupa doğalgaz fiyatları
Yıl sonunda 65 Euro/MWh seviyesinde olan Avrupa gaz fiyatları (TTF), Ağustos sonunda yaklaşık %400 oranında yükseliş kaydederek 330 Euro/MWh seviyesine yükselmişti. Avrupa’da enerji krizinin farklı bir boyut alması ardından, AB Bakanları, tavan fiyat gibi olağanüstü durum önlemleri almaya hazırlanırken TTF Cuma gününü 190 Euro/MWh saat seviyesinden tamamladı.
>DTH
26 Ağustos ile biten haftada yurtiçi yerleşik gerçek ve tüzel kişilerin DTH yaklaşık 1,2 milyar dolar düşüşle 212,7 milyar dolar seviyesine geriledi.
>Yabancı alımları duraksadı
TCMB verilerine göre, 26 Ağustos ile biten haftada, yabancı yatırımcı 32 milyon dolar değerinde hisse senedi satmış. (Ağustos ayının ilk 3 haftasında ise 724 milyon dolar değerinde hisse senedi aldığını hatırlatalım). Toplam hisse ve tahvil stoku Temmuz ortasında 15,6 milyar dolara kadar geriledikten sonra 20,1 milyar dolar seviyesine yükseldi.
>TCMB Net Rezervleri
Swap hariç net rezervler 59,4 milyar dolar seviyesinde yer alırken, son haftalarda yatay seyir dikkat çekiyor.
>TCMB Brüt Döviz ve Altın Rezervleri
26 Ağustos ile biten haftada, brüt döviz rezervleri 70,8 milyar dolar seviyesine geriledi (bir önceki haftaya göre yaklaşık 0,7 milyar dolar düşüş). Altın rezervleri ise önemli bir değişim göstermeden 40,8 milyar dolar seviyesinde yer aldı. Böylelikle toplam brüt döviz ve altın rezervleri 111,6 milyar dolar seviyesine geriledi.
>TCMB Net Uluslararası Rezervler
Ağustos ayının ikinci haftasında Rusya hikâyesi ile 15,7 milyar dolar seviyesine yükselen TCMB’nin net uluslararası net rezervleri, 26 Ağustos ile biten haftada 12,6 milyar dolar seviyesine geriledi.
>KKM
Ne kadar ekmek (kur) o kadar köfte (KKM) misali KKM bakiyesi 1,3 trilyon TL seviyesine yaklaşırken, KKM stok bakiyesi ile kurun aynı paralelde yükseldiğinin de altını çizmek gerekiyor. KKM’nin de yabancı paraya endeksli bir valık olduğu düşünülürse, yabancı para mevduatın toplam mevduata oranı yaklaşık %71 seviyesi ile tüm zamanların zirvesinde yer almaya devam ediyor.
>Dış Ticaret İstatistikleri
Ticaret Bakanlığı verilerine göre, geçen yılın aynı ayına göre ihracat %13,2 oranında artışla 21,3 milyar dolar, ithalat ise %40,8 oranında artışla 32,6 milyar dolar oldu. Bu veriler ile dış ticaret açığı Ağustos’ta 11,3 milyar dolar ile rekor kırdı.
>Fiili Faiz Oranları
Yüksek faizli ticari kredilere yönelik TCMB’nin yeni tebliği sonrası, ortalama ticari kredi faizi oranlarının âdeta çakıldığını görüyoruz (mavi kesik çizgi).
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?
Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi
Yayınlanma:
2 gün önce|
20/07/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri
Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.
Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.
Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.
Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?
Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?
Ruj Etkisi Nedir?
“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;
- otomobil,
- konut,
- beyaz eşya,
- tatil,
- lüks saat,
- mücevher
gibi pahalı harcamalarını azaltırken,
kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.
Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”
Bu nedenle;
- ruj,
- parfüm,
- cilt bakım ürünleri,
- kaliteli kahve,
- küçük teknolojik aksesuarlar,
- markalı ayakkabı,
- premium çikolata
gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.
Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?
Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.
Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.
Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”
Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.
Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?
İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.
1. Kontrol Hissi
Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.
İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.
Örneğin;
- yeni bir ruj almak
- kaliteli kahve içmek
- saçını yaptırmak
kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.
2. Kendini Ödüllendirme
Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.
Fakat bütçe sınırlıdır.
Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.
3. Moral Koruma
Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.
Küçük lüksler;
- umut,
- motivasyon,
- özgüven
üretmeye yardımcı olur.
Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?
Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:
Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”
Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”
İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.
Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.
Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler
ABD (2001)
Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.
Lüks otomobil satışları düştü.
ABD (2008 Finans Krizi)
Birçok araştırmada;
- uygun fiyatlı kozmetik,
- kahve zincirleri,
- hızlı moda ürünleri
güçlü satış gerçekleştirdi.
Güney Kore (1997 Asya Krizi)
Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.
Japonya
Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.
Brezilya
Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.
Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?
Aslında evet.
Türkiye’de son yıllarda;
- kozmetik,
- kişisel bakım,
- kahve zincirleri,
- premium kahve,
- online yemek,
- dijital abonelik,
- küçük teknolojik ürünler
birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.
Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,
ancak;
- kaliteli kahve içmeye,
- kişisel bakım ürünlerine,
- küçük elektroniklere,
- kozmetiğe
harcama yapmaya devam etti.
Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.
Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?
En belirgin olarak;
✔ şehirleşmiş toplumlarda
✔ orta gelir grubunda
✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde
✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde
✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda
daha güçlü ortaya çıkar.
Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.
Sosyal Medyanın Etkisi
Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.
Bugün ise;
Instagram,
TikTok,
YouTube,
influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.
Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.
Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları
1. İç Talep Tamamen Çökmez
Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.
2. İstihdam Korunabilir
Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.
3. Vergi Geliri Devam Eder
KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.
4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır
Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.
Olumsuz Tarafları
1. Tasarruf Azalabilir
Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.
2. Borçlanma Artabilir
Kredi kartı kullanımı yükselir.
3. Enflasyon Baskısı Sürebilir
Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.
4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm
Perakende satışlar güçlü görünür.
Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.
Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?
Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.
Asıl çözüm;
- fiyat istikrarı,
- düşük enflasyon,
- güven veren ekonomi yönetimi,
- öngörülebilir para politikası,
- reel gelir artışı,
- istihdam güvenliği,
- üretim ve verimlilik artışı
ile mümkündür.
Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.
Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler
Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.
Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.
Sağlıklı büyümenin göstergesi;
- üretim yatırımlarının artması,
- makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
- ihracat kapasitesinin yükselmesi,
- verimlilik artışı,
- sürdürülebilir gelir büyümesi
olmalıdır.
Sonuç
“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.
Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.
EKONOMİ
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı
Yayınlanma:
5 gün önce|
17/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim
Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.
Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.
Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”
Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.
Normal dönemlerde şirketler;
- satış yaparak,
- stoklarını yöneterek,
- bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
- tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak
işletme sermayelerini çevirebilirler.
Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.
Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.
Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.
Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor
Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.
Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.
Bugün birçok firma;
- üretmeye devam ediyor,
- satış yapıyor,
- cirosunu artırıyor,
ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.
Nakit döngüsü uzadıkça;
- tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
- maaş yükü ağırlaşıyor,
- vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
- kredi geri ödemeleri aksıyor.
Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.
Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi
Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.
Yüksek enflasyon ortamında;
- enerji fiyatları,
- işçilik maliyetleri,
- kira giderleri,
- finansman maliyetleri,
- kur hareketleri,
- hammadde fiyatları
aynı anda değişiyor.
Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.
Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.
Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.
Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor
Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.
90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;
- enflasyon,
- finansman maliyeti,
- kur değişimi,
- işletme giderleri
satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.
Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.
Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.
Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde
Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.
Bu seviyelerde kullanılan krediler;
- yatırım finansmanını,
- işletme sermayesi yönetimini,
- kapasite artırımlarını,
- ihracat hazırlıklarını
ciddi biçimde zorlaştırıyor.
Üstelik krediye erişim de kolay değil.
Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.
Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi
Türkiye sanayisi geçmişte;
- 1994 krizini,
- 2001 finans krizini,
- 2008 küresel krizini,
- pandemi dönemini,
- büyük kur şoklarını
atlattı.
Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.
Şirketler;
- yüksek faiz,
- düşük talep,
- finansmana erişim sorunu,
- artan maliyetler,
- bozulan nakit akışı,
- belirsiz fiyatlama ortamı
ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.
Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.
Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?
Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.
Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.
Asıl ihtiyaç;
- işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
- üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
- ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
- yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
- KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri
oluşturulmasıdır.
Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.
Sözün özü
Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.
Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.
Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.
Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.
EKONOMİ
Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
13/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.
Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.
Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.
Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.
Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.
Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.
Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona
Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.
Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.
Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:
- Üretim kapasiteleri düşüyor.
- Yeni yatırımlar erteleniyor.
- İşletme sermayesi hızla eriyor.
- KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
- Konkordato başvuruları artıyor.
- Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.
Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.
İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.
Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”
Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.
Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.
Özellikle;
- Sanayi üretimindeki daralma,
- İthal girdilere bağımlılık,
- Finansmana erişim güçlüğü,
- Enerji ve lojistik maliyetleri
aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.
Bugünün En Büyük Riski
Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.
Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.
Dengeli Politika Şart
Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.
Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.
Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.039)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu













