Türkiye’de firmaların çok büyük bir bölümü patron şirketidir. Yetki ve karar tek kişidedir; şirketin kaderi çoğu zaman patronun iki dudağı arasındadır.
Patronluk anlayışı sıklıkla
“Her şeyi ben bilirim, benden akıllı olsaydın sen patron olurdun”
şeklinde tezahür eder. Bu bakış açısı, şirketlerin en temel yapısal sorunudur.
Ortak akıl ve istişare kültürü gelişmemiştir. Kararlar veriye, analize ve rapora değil; kişisel kanaatlere dayanır. Şahsi menfaatler, şirket menfaatlerinin önüne geçebilir. Şirket borç içindeyken patronun kişisel serveti büyüyebilir.
Mali tablolar zayıf, özkaynaklar yetersizdir. Buna karşılık patronların kişisel malvarlıkları güçlüdür. Şirket fakir, patron zengindir.
Kurumsallık çoğu zaman tabelada kalır. Ölçen, izleyen, raporlayan, denetleyen bir yapı yerine alışkanlıklara dayalı geleneksel bir yönetim anlayışı hâkimdir.
Patronlar olumsuz gerçekleri duymak istemez. Gerçekleri söyleyen değil, hayal satan çalışan daha kıymetlidir. Riskleri dile getiren yöneticiler zamanla dışlanır, “ikinci sınıf” muamelesi görür.
Değişime ve gelişime karşı ciddi bir direnç vardır. Bu direnç yalnızca patronlarda değil, üst düzey yöneticilerde de görülür. Kimse patronla çatışmayı göze alamaz; uzman yöneticiler bildikleri doğruları gerektiği açıklıkta ifade edemez.
Yönetim kurullarında bağımsız üye bulunmaz. Denetleyen, sorgulayan, dengeleyen bir mekanizma yoktur. Profesyonel danışmanlık ise ancak işler tamamen bozulduktan sonra gündeme gelir.
Şirket içinde egolar yüksektir. Dedikodu kültürü yaygındır, güven ortamı zayıftır. Düzenli toplantı kültürü yoktur; iletişim kopuktur, birimler arası bilgi paylaşımı sınırlıdır. Ekip ruhu gelişmez, “kraldan çok kralcı” anlayış hâkimdir.
Teknolojiye yatırım düşüktür. Yazılımlar eskidir, süreçler manuel ve dağınıktır. Görev tanımları net değildir; bir kişi aynı anda muhasebe, finans, idari işler ve insan kaynaklarını yürütmeye çalışır.
Eğitim neredeyse yoktur. Çalışana değer verilmez. En iyi çalışan, en düşük maaşa çalışan olarak görülür. Kariyer planlaması yapılmaz; nitelikli çalışan bile bir anda “giden gitsin” anlayışıyla işten çıkarılabilir.
İç denetim ve kontrol mekanizmaları bulunmaz. Kayıp-kaçaklar yüksektir, süreç iyileştirme yapılmaz. Çalışanlar kendilerini değersiz hisseder; söz hakkı verilmez, fikirler dikkate alınmaz. Moral ve motivasyonu artıracak uygulamalar yoktur.
Şirketlerin kısa, orta ve uzun vadeli stratejik planları bulunmaz. Raporlama sistemi zayıftır. Ar-Ge bütçesi yetersizdir; verimlilik ve kalite düşüktür. Alacak takibi, müşteri risk analizi, gider ve maliyet yönetimi sağlıklı yapılmaz.
Finans yönetimi çoğu zaman muhasebe personeline bırakılır. Bankalarla ilişki yönetimi zayıftır. Pazarlama ihmal edilir; muhasebe ise “gereksiz maliyet” olarak görülür.
Bu yapılar krizlerde ayakta kalamaz.
Çünkü sorun bilanço değil, zihniyettir.
Kurumsallaşma tabelayla değil; sistemle, disiplinle ve cesaretle olur.
Ali COŞKUN-Finans Danışmanı
[email protected]