Connect with us

EKONOMİ

Planlı ve plansız yıllarda Türkiye ekonomisinin büyüme başarımı

Yayınlanma:

|

İkinci Dünya Savaşı ile başlayan ancak esas olarak 1950 sonrasında gündeme gelecek olan planlı kalkınma sayesinde birçok azgelişmiş ülke kalkınmada önemli gelişmeler sağladı. Azgelişmiş ülkelerde uluslararası Keynesciliğin bir sonucu olarak uygulanan planlamaya ve ithal ikamesine dayalı kalkınma stratejisinden çok önce, Türkiye 1930’lu yıllarda kalkınmacı devletin uyguladığı planlı sanayileşme yoluyla sanayide önemli gelişmeler gerçekleştirdi. 1929 büyük bunalımının etkisiyle gündeme gelen ve dünyada ilk planlama deneyimlerinden biri olması açısından “özgün” bir yönü bulunan 1930-39 dönemindeki sanayileşme deneyimi, İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile birlikte sona erdi.

1930-1939 döneminden sonra, Cumhuriyet tarihinin en temel ikinci sanayileşme deneyimi 1963-79 döneminde planlamaya ve ithal ikamesine dayalı sanayileşme stratejisi sayesinde gerçekleştirildi. Planlı dönemde sanayide sağlanan gelişmeler, Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı ile daha da derinleştirilmek istendi. Ancak, Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı da tıpkı 1946 İvedili Sanayi Planı gibi tasfiye edilerek uygulanamadı.

Türkiye, Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın tasfiye edilmesi sonucunda uygulamaya konan 24 Ocak İstikrar Programı ile birlikte, sanayileşme hedefinden vazgeçerek uluslararası işbölümünün öngördüğü düşük teknoloji yoğunluklu, harc-ı alem sektörler (tekstil, gıda vs.) temelinde küresel katma değer zincirine eklemlendi.

Erken sanayisizleşme sorunu, ekonominin ithalata bağımlılığını artırdı

Türkiye ve diğer birçok azgelişmiş ülke; 1980’li yıllardan itibaren uygulamaya konan plansız, programsız, piyasa fundamentalizmine dayalı neoliberal düzenleme rejimi altında üretim yapısını dönüştüremedi, neyi ucuza üretiyorsa o sektörlere uzmanlaşmayı sürdürdü ve ortaya düşük profilli bir üretim ve ihracat yapısı çıktı. Finansal birikim dayalı politikalar sonucunda başta imalat sanayi olmak üzere üretken sektörlerin ulusal katma değer payları düştü ya da durgunluğa sürüklenerek dinamizmlerini kaybetti. Sanayide derinleşme sağlanamadan, özellikle imalat sanayiinde yaşanan sorunlar ve hizmetler sektörünün zaten şişkin olan ulusal gelir payının daha da yükselmesi sonucunda erken sanayisizleşme sorunu gündeme geldi. Sanayiinin öncü sektör olma niteliğinin aşınması ve hizmetlerin öne çıkması, kalıcı ve tempolu büyümeyi engellerken, istihdam ve verimlilik artışlarında da sorunlara neden oldu. Planlamanın iktisat politikalarından tümüyle dışlanması sonucunda kaynaklar esas olarak kısa erimli ve yüksek kâr getiren üretken olmayan sektörlerde yoğunlaştı. Türkiye sanayileşmede ve yüksek teknoloji üretiminde tökezledi. İmalat sanayiinde yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin üretim payı yüzde 3,1 ile sınırlı kalırken, düşük teknoloji yoğunluklu sektörlerin payı yüzde 35 oranında gerçekleşti. Üretimde ve ihracatta yurt içi katma değer oranları aşındı, ekonominin ithalata bağımlılığı arttı.

Planlı yıllarda sanayiinin ve GSYH’nın büyüme hızları daha yüksek

Türkiye ekonomisinde 1924 ile 2022 yılları arasındaki 98 yılın sadece 27 yılında planlı, programlı bir kalkınma stratejisi izlendi. Geriye kalan 71 yılda plansız, programsız, uluslararası işbölümünün öngördüğü sektörlere dayalı bir strateji izlendi. Başka bir deyişe, planlı kalkınma yıllarının 98 yıl içindeki payı yüzde 27,6 ile sınırlı kaldı.

Peki, planlı kalkınma yılları mı ya da plansız, programsız, “serbest piyasa” yılları mı daha başarılı? Şekil planlı kalkınma yıllarının özellikle sanayide son derece başarılı olduğunu göstermekte. Sanayide planlı yıllarda sağlanan yüzde 9,5 oranındaki yıllık ortalama büyüme hızının gerek Cumhuriyet dönemi ortalamasından (yüzde 6,5), gerek plansız yıllardan (yüzde 5,4) yüksek gerçekleştiğini göstermekte. Şekil aynı zamanda planlı yıllardaki GSYH’nın yıllık ortalama büyüme hızının da (yüzde 5,5 ile) Cumhuriyet ortalamasından (yüzde 5,1) ve plansız yıllardan (yüzde 4,9) daha başarılı olduğunu ortaya koyuyor.

Planlı yıllarda sanayi 4 yıl küçülürken, plansız yıllarda 15 yıl küçüldü

Sanayi sektörü planlı, programlı yıllarda dört yıl küçülürken (1935’de yüzde 0,1; 1936’da yüzde 3,4, 1970’de yüzde 0,5 ve 1979’da yüzde 5,0), dış şoklara duyarlı, dışa açık, plansız yıllarda 15 kez küçüldü. Bu 15 yılın altı yılı neoliberal düzenleme rejimi (1980-2022) altında gerçekleşti. GSYH ise planlı yıllarda 3 yıl küçülürken, plansız, serbest piyasa yıllarında tam 13 kez küçüldü. Plansız yılların neoliberal düzenleme aşamasında, GSYH ve sanayide yaşanan küçülmede 1989’da gündeme gelen ve her türlü sermaye hareketlerini serbestleştiren 32 Sayılı Karar sonrasında yaşanan krizlerin etkisini özellikle belirtmek gerekir.

Planlı yıllarda sanayide ve GSYH ’da yaşanan aşınmanın yıllık ortalama büyüme hızları plansız yıllara göre düşük kaldı. Buna göre planlı yıllarda sanayide yaşanan daralmanın yıllık ortalama büyüme hızı eksi yüzde 2,3 ile sınırlı kalırken, plansız yıllarda eksi yüzde 5,8 gibi görece yüksek bir oranda gerçekleşti.  Benzer bir bulgu ekonominin bütününü temsil eden GSYH için de geçerlidir. Planlı yıllarda GSYH’daki aşınma yıllık ortalama yüzde 4,8 oranında tespit edilirken, plansız yıllarda yüzde 6,8 oranında gerçekleşmiştir. Planlı yıllarda GSYH’daki en yüksek aşınmayı temsil eden 1932 yılındaki yüzde10,6 oranındaki aşınma sanayiden değil tarımda yaşanan yüzde 28,8 gibi yüksek orandaki daralmadan kaynaklanmıştır. 1932’de sanayiinin büyüme hızı yüzde 17,8 gibi son derece yüksek bir oranda gerçekleşmiştir.

Kısaca her türlü sermaye hareketinin liberalizasyonu ile birlikte krizler daha sık gündeme gelmektedir. 1989 yılını izleyen 1994, 1999, 2001 ve 2009 krizleri bu türden krizlerdir. Sermaye girişlerinin yoğunlaştığı yıllarda ulusal para değerlenmekte (döviz ucuzlamakta), bunun sonucunda yaşanan bir dizi gelişme sonucunda (dış ticaret açıklarının neden olduğu cari açık başta olmak üzere) ekonomide kırılganlıklar artmaktadır. Ekonomide artan kırılganlıkların tetiklediği ani sermaye çıkışları giderek artan krizlerle sonuçlanmaktadır.

Türkiye’nin 1924-2022 arasındaki yıllık ortalama yüzde 5,1 oranındaki büyüme oranı dünya ekonomisinde aynı dönemde gerçekleşen ortalama büyüme oranı dikkate alındığında “orta” düzeyde bir başarım anlamına gelir. Başka bir ifadeyle, Türkiye ekonomisinde 1924-2022 döneminde gerçekleşen ortalama büyüme hızı Türkiye’nin gelişmiş ülkeler ile kalkınma açığını kapatacak (onlara yakınsayacak) bir büyüme oranını temsil etmemektedir. Yakınsamayı engelleyen en temel ögelerin başında planlı bir sanayileşme stratejisinin uygulanmaması gelmektedir.

Sonuç olarak, 20. yüzyılda kalkınma sürecinde başarılı olmuş ülke deneyimleri incelendiğinde, kısa zamanda sanayileşerek az gelişmişlik sorununu aşmak isteyen, sanayileşmeye geç katılan bir ülkenin salt piyasa sinyallerine dayalı kaynak tahsis süreci ile bu hedefi gerçekleştirmesi gerçekçi değildir. Piyasa esas olarak kısa erimli ve yüksek kâr getiren, üretken olmayan sektörler lehine yatırım tercihlerini yaptığı ölçüde yapısal değişmede ve sanayileşmede başarısız olur. Ülke deneyimleri incelendiğinde kaynak tahsis sürecinde piyasa ve planlamanın senkronize olduğu bir model daha başarılı olmaktadır. Büyük ölçekli işletmelerin planlama yaptığı bir dünyada, Türkiye’nin planlamayı iktisat politikalarından tümüyle çıkarmış olması büyük bir çelişkidir.

Bayram Ali Eşiyol – Ekonomim

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

HAKAN ARAN: “2025 yılı sonuna kadar rahatlama beklemeyin”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, 2025 yılı için gördüğü tablo üzerinde durdu:

– 2025’te enflasyonun yüzde 42 olduğu ama Merkez Bankası’nın hedefi nin yüzde 14- 21 bandında yer aldığı bir yıl başlayacak. Merkez Bankası, 42’yi 14-21’e nasıl getirecek? Ekonomiyi gevşetemez. Kredi büyümesinde yüzde 2 sınırını artıramaz.

Kredi tarafında sıkışıklığın ve pahalılığın yıl boyu süreceğine işaret etti:

– Yüzde 45 enflasyon varken, yüzde 50 pahalı iken, yüzde 25 enflasyonda da yüzde 30 pahalı olacak. Yani, kredide pahalılık devam edecek.

Bu noktada şu uyarıyı yaptı:

– 2025 yıl boyunca rahatlama bekleyen, “Nasıl olsa biraz hafifl er, ben de paraya erişirim” diye düşünenler, nefesini 2025 sonuna kadar tutamayanlar da muhtemelen çok zorluk yaşayacaklar.

Bu durumda KOBİ’lerden büyüklere tüm şirketlerin vardiya azaltmaya, sonrasında verimlilik artışı için robotlaşmaya ağırlık vereceğini kaydetti:

– 2025 yılında işsizlik artacak, yani istihdam piyasasına olumsuz yansıyacak. Bunun da Merkez Bankası’nın elini daha çabuk tutacağı ve artık sıkılaşmayı, istihdamı da belli bir oranda gözeterek yapacağı noktaya getirecektir diye tahmin ediyorum.

2025’te enflasyonun yüzde 14-21 bandının üzerinde, 20-21 arasındaki bir noktada bitmesini beklediğini bildirdi:

– Bu durumda da yüzde 45 olan politika faizinin 25’e kadar düşürülme imkanı olacağını düşünüyorum. İzin verildiği kadar büyüyen krediye erişip akıllıca kullanan, iş yerinde verimliliği artırmaya yönlendirenin güçleneceği bir yıl olacak 2025.

Sonra ekledi:

– Ama sorunlu alacak oranlarının, bankadaki donuk alacak oranlarının ticari tarafı da içine alacak şekilde artacağı bir 2025 yılı göreceğimiz kanaatindeyim.

Enflasyon yüzde 10’lara inene kadar üretici ve ihracatçı rahat yüzü göremez

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, ihracat konusunda şu saptamayı yaptı:

– Merkez Bankası döviz rezervlerini “kasa doldu” denecek düzeyde artırana kadar ve enflasyon yüzde 10’lu seviyelere gelene kadar bir denge noktası oluşmayacağı için ne ihracatçının ne üreticinin rahat yüzü göremeyeceği düşüncesindeyim.

Saptamasına şu eklemeyi yaptı:

– Onlar sıkıntı yaşamaya, kurdan şikayet etmeye, “Ben artık üretemiyorum, ihraç edemiyorum, maliyetim daha fazla” deyip “Sattığımdan zarar ediyorum” şikayetine maalesef bu söylediğim konjonktür boyunca devam edecek. Bu şikayetlerin önüne geçebilecek bir mekanizma yok.

Şu noktanın altını çizdi:

– Eğer siz bir yanlış yaptıysanız, yanlışınızla yüzleşmeniz gerekiyor. Biz ekonomide yanlış politika izledik. Şu andaki sıkıntılarla yüzleşmeden düzelme olmaz.

Şu soruyu ortaya attı:

– Biz onu yaptık tamam geçmişte kaldı? Şimdi çaresi yok mu?

Soruyu şöyle yanıtladı:

– O yanlış yapılırken ihracatçı çok kazandı. Yanlış yapılırken yatırım yapan iş insanı çok kazandı. Yani, çok ciddi miktarda ucuz TL ihracatçıya, üreticiye, yatırım yapana verildi. Uzun vadelerle verildi. Yüzde 8.5, 10, 12.5’ten verildi.

Bu noktada yine sordu:

– Bu kaynakları alıp ne yaptılar?

Soruları sıraladı:

– Bu kaynaklarla kendilerinin daha verimli olmaları, daha rekabetçi olmaları için mi yatırım yaptılar? Yoksa zaten aslında her an rekabette, fiyatta sorun yaşayabilecekleri üretim bandını çoklayıp 5 üretirken 10 üretip 10 satacağım şeklinde mi hareket ettiler?

Bu dönemde genelde kapasite artırıldığına işaret etti:

– Şu anda öyle bir tabloya gelindi ki, elde çok yüksek kapasite var ama kârlı değil. İşte şu andaki en büyük problem bu.

Çözüm yolunu irdeledi:

– Bu problemi her seferinde yaşamamak için Türkiye’nin toplam faktör verimliliğini artıracak olan projeler üzerinde kümelenmesi lazım. Bu da 5 yıllık bir planla olur. Ancak bu şekilde Türkiye rekabetçi bir yapıya gelebilir.

Müşterisi aç iken banka tok yatamaz

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, sağlıklı kredi kullandırılmaması halinde finans kesiminin de olumsuz tablodan nasibini alacağını bildirdi:

– Hepimiz için düzlüğe çıkmanın tek koşulu, hatayı yaptığımız ilk noktaya geri dönmek. O yer de, kabul edilebilir bir enflasyon, hane halkının, çalışanın, ücretlinin enflasyona ezdirilmediği, o düzeydeki ücret artışının sanayiciyi yormayacak noktaya gelmesi.

Ardından ekledi:

– Sen fiyatını artıramayan ihracatçıyı, üreticiyi her sene yüzde 50, 70 ücret artışıyla yüz yüze getirirsen bu insan batar. O yüzden tekrar yüzde 10’lu seviyelere getirmemiz lazım ki bu kişiler rekabet gücünü koruyabilsin.

Bu noktada bankaların kârlarındaki düşüşü nasıl değerlendirdiğini sordum, şu yanıtı verdi:

– Reel sektörde sorun varken, ülkede kârlılık düşerken bankaların kârlılığının artması bence sorun olurdu. Eğer siz içinde bulunduğunuz bu koşullardan aynı şekilde etkilenmiyorsanız zaten yanlış bir şeyler yapıyorsunuz demektir.

Sorunların, sıkıntıların herkes tarafından paylaşılmasının iyi bir gösterge olduğunu kaydetti:

– Müşteriyle her zaman yüz yüze bakan bir kurum olarak müşterimiz açken biz tok yatan konumda olmak istemeyiz. Bizim de bu dönemde sıkıntı yaşamamız kadar doğal bir şey yok.

ekonomim-Vahap Munyar

Okumaya devam et

EKONOMİ

DİSKAR: TÜİK’in sansürlediği listeyi yayımladı

TÜİK tarafından TÜİK internet sitesinden silinen ve kamuoyundan gizlenmek istenen enflasyona esas madde sepeti fiyat listesi (Ocak 2003-Nisan 2022) artık DİSK-AR internet sitesinde yayınlandı.
Yargı kararlarına rağmen Anayasa ve yasaları çiğneyerek suç işleme ısrarını sürdüren TÜİK Başkanlığı, geçmiş verileri internet sitesinden kaldırarak enflasyona esas madde fiyat listesinin karartılmasının sebebinin verileri gizlemek olduğunu bir kez daha ortaya koydu

❗️TÜİK sansürünü kabul etmiyoruz.
❗️TÜİK’in geçmişi silme girişimini kabul etmiyoruz!
🔗TÜİK tarafından sansürlenen ve silinen 2003-2022 arası madde fiyat listesine haberden erişebilirsiniz:

Yayınlanma:

|

Yazan:

Bilindiği gibi Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) fiyatlarda ciddi artışların yaşanmaya başladığı dönem olan Haziran 2022 itibarıyla enflasyona esas ortalama madde fiyat listesini yayımlamaktan vazgeçmişti. Bunun üzerine DİSK tarafından başlatılan hukuk mücadelesinde idari yargı madde fiyat listesinin açıklanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmişti.  

Ancak kesinleşmiş yargı kararına rağmen TÜİK yönetimi Haziran 2022 sonrası madde fiyat listesini açıklamamakta direniyor ve yargı kararlarını hiçe sayıyor.

TÜİK kesinleşen yargı kararı gereği Haziran 2022 sonrası verileri açıklamak zorundayken akıl almaz biçimde geçmişe dönük fiyat listesini de sildi.

TÜİK Başkanı Erhan Çetinkaya’nın  9 Temmuz 2024 tarihinde yaptığı basın toplantısının ardından, Ocak 2003-Nisan 2022 dönemine ait enflasyona esas madde sepeti fiyat listesi TÜİK internet sitesinden kaldırıldı. Geçmişe dönük haber bültenleri ekleri değiştirildi, geçmişe dönük kayıtlarda değişiklik ve tahrifat yapıldı.

Resmi veri niteliği taşıyan bilgilerin ve listelerin silinmesi açıkça sansürdür ve resmi evrakın değiştirilmesidir.

Yargı kararlarına rağmen Anayasa ve yasaları çiğneyerek suç işleme ısrarını sürdüren TÜİK Başkanlığı, geçmiş verileri internet sitesinden kaldırarak enflasyona esas madde fiyat listesinin karartılmasının sebebinin verileri gizlemek olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

TÜİK tarafından sansürlenen ve silinen 2003-2022 arası madde fiyat listesini DİSK-AR olarak arşivlemiştik. Bu önemli belgeye aşağıda yer alan bağlantı ile erişebilirsiniz.

DİSK açıklamasında, “Bir kez daha hatırlatıyoruz: TÜİK yönetimi kesinleşmiş yargı kararlarının, Anayasa ve yasaların gereği olan madde sepeti ortalama madde fiyat listesini derhal açıklamak zorundadır. Yargı kararlarına uymamak suçtur” ifadesini kullandı.

Enflasyon hesaplamasına esas madde sepeti ortalama fiyat listesi (Ocak 2003-Nisan 2022)

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Fatih Karahan: Türkiye kalıcı dezenflasyonist sürecinin eşiğinde

Yayınlanma:

|

Yazan:

JP Morgan’ın bugünkü yatırımcı toplantısında sunum yapan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan Türkiye’nin kalıcı bir dezenflasyonist sürecinin eşiğinde olduğunu söyledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, yurt içi swaplardaki düşüşün parasal aktarım mekanizmasını güçlendirdiğini belirtti.

Karahan, JP Morgan’ın bugünkü yatırımcı toplantısında sunum yaptı.

Karahan, Türkiye ekonomisine ilişkin makroekonomik verilerdeki iyileşmeye dikkati çekerek, özellikle Mayıs 2023’ten bu yana kredi büyümesindeki yavaşlama, net ihracattaki artış ile iç talepteki yavaşlama, cari açıktaki normalleşme ve Merkez Bankasının rezervlerindeki artışa işaret etti.

Türkiye’nin kalıcı bir dezenflasyonist sürecinin eşiğinde olduğunu aktaran Karahan, “Sıkı para politikası duruşu devam ediyor” dedi.

Son dönemdeki niceliksel ve makroihtiyati sıkılaştırma tedbirlerine değinen Karahan, çeşitli araçlar kullanarak fazla likiditeyi de sterilize ettiklerini bildirdi.

Yurt içi swaplardaki düşüşün parasal aktarım mekanizmasını güçlendirdiğini belirten Karahan, finansal koşulların sıkı olmaya devam ettiğini kaydetti.

Karahan, bireysel kredi büyümesindeki yavaşlamaya dikkati çekerek, TL kredilerin etkisiyle ticari kredi büyümesinin de önemli ölçüde gerilediğini aktardı.3652

TL mevduatın payının yıl sonu hedefinin üzerinde gerçekleştiğini dile getiren Karahan, döviz rezervlerindeki hızlı artışı vurguladı.

“Cari denge iyileşmeye devam ediyor”

Fatih Karahan, yurt içi talepte de normalleşme işaretlerinin görüldüğünü ifade ederek, cari dengenin iyileşmeye devam ettiğini bildirdi.

Ülke risk primlerindeki düşüşün altını çizen Karahan, haziranda yıllık enflasyonun 3,8 puan azalarak yüzde 71,6 ya gerilediğini ve enflasyon göstergelerinin ana eğiliminin enflasyondaki yavaşlamaya işaret ettiğini söyledi.

Karahan, hizmet enflasyonunda zorlu bir süreç olduğunu ifade ederek, çeşitli öncü göstergelerden kira enflasyonunda yumuşamanın başladığı sinyalini aldıklarını kaydetti.

Enflasyonun yılın ikinci yarısında düşeceğine dair artan bir konsensüsün olduğu aktaran Karahan, haziranda dezenflasyon döneminin başladığını bildirdi. (AA)

Okumaya devam et

KATEGORİ

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

ALTIN – DÖVİZ

Altın Fiyatları

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.