EKONOMİ
Prof. Dr. Evren BOLGÜN: Ekonominin Karnesi
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Cumhuriyetimizin ilk yüzyılını tamamlayarak ikinci yüzyılına doğru hızla yol almaya başlayacağız. Atatürk’ün 100 yıl önce bizlere emanet etmiş olduğu Cumhuriyeti onun taşıdığı ruh, azim ve vizyoner görüşleri çizgisinde devam ettirmek her bir Türk evladının yüksek arzusu olmalıdır. 14 Mayıs Pazar günü yapılacak olan seçim bu bakış açısı ile çok büyük önem arz etmektedir. Türk seçmelerinin demokrasiye ne kadar inandıklarını, ülkelerini ne kadar çok sevdiklerini tüm Dünya’ya göstermek üzere herkes oy vermelidir. Genellikle %85 civarında gerçekleşen seçime katılım oranını bu seçimde %90’ın üzerine çıkarmalıyız.
Şimdi sizlere seçim öncesinde halen kararsız olan seçmenlerin çok işine yarayacağını tahmin ettiğim ekonomi ile ilgili olarak bazı bilgileri paylaşmak istiyorum. Özellikle 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmemiz ile birlikte ekonomide yaşananların kapsamlı bir özeti çıkarmakta büyük yarar var. Böylece geçen 5 yılın sonunda ekonominin karne notu değerlendirmesini her bir seçmen kendi özgür iradesi ile rahatlıkla verebilecektir.
İlk olarak “Büyüme” ile başlamak gerekiyor. 2018 yılında geçtiğimiz “Başkanlık Sistemi” ile ekonomik büyümede çok net bir şekilde düşüş yaşanmaktadır. 2020 yılında Covid-19 döneminde yaşanan arz ve talep şokunun etkisi ile görülen ani düşüş ve daha sonrasındaki ani çıkış hareketlerini ayrı tutacak olursak büyümenin ana dinamiklerinde son yıllarda ciddi bozulmalar söz konusudur. Türkiye uzun dönemli bilinen “%5-%5.5” civarındaki büyüme ortalamasından uzaklaşmıştır.
GSYH Büyüme (takvim/mevsimsellikten arındırılmış, 3 aylık,%)
Büyümenin 4 çeyreklik hareketli ortalaması son 1 yılda %1.8’den %0.9 düzeyine gerilemiş durumdadır. 2023 yılının ilk çeyreğinde deprem ve ikinci çeyreğinde de seçim belirsizliğinin yarattığı etkiler göz önüne alındığında 2023 yıl sonu büyüme rakamının da uzun dönemli ortalamanın oldukça altında kalacağı açıktır. Büyümenin ne kadar dengesiz ilerlemekte olduğunu harcamalar yöntemi ile hesaplanan büyüme kaynaklarının dağılımı bizlere göstermektedir.
Büyümenin Kaynakları (harcamalar yöntemiyle, bir önceki yılın GSYH’sına % oranı)

İç talep, ihracat, devlet yatırımları şeklinde geçmişte ilerleyen klasik büyüme kompozisyonu, son dönemde ihracat katkısının da negatif bir katkı vermesi ile beraber sadece iç talep üzerinden sürdürülmeye çalışılmaktadır. Negatif faiz üzerinden şirketleri, hanehalkını yoğun kredilendirme politikası ile nereye kadar gidilebilir ki? Yüksek kur, yüksek üretim, yüksek ihracat, yüksek büyüme ile çıkılan “Türkiye Ekonomi Modelinde” kur haricinde herşey söylenenlerin tam tersi şeklinde gerçekleşmiş bulunmaktadır. Kur tarafında özellikle 2021 Aralık’ta Kur Korumalı Mevduat (KKM) ile başlayan süreç 2022 yılının ortalarından itibaren TCMB’nın ve Kamu Bankalarının arka kapı yöntemleri ile önce döviz ve son dönemde altın satışları ile birlikte “Sabitimsi Döviz Kuru” politikasına doğru evrim geçirmiş durumdadır. Dünya’nın en büyük ilk 10 ekonomisi içerisine gireceğiz şeklinde 2013 yılında verilen ekonomik hedeflerin gerçekleşmemesi karşısında 2023 yılı sonunda Türkiye, G-20 ülkelerinin ekonomik büyüklük sıralaması dışında kalması ile karşı karşıya kalmıştır.
Bir diğer önemli ekonomik dengesizlik durumunu da “Dış Denge” tarafında yaşamaktayız. Ekonomi bakanı Nebati’nin ve öncesinde Berat Albayrak döneminde başlayarak ısrarla sürdürülen heteredoks ekonomi politikasının bugünkü sonucu “Yüksek Dış Ticaret Açığı” (-$118 Milyar) ve “Yüksek Cari Açık” (-$55 Milyar) olmuştur.
Dış Ticaret Dengesi (milyon$,12 aylık toplam)

İzlenen tüm gayri iktisadi ekonomi politikalarının neticesinde özellikle son 2 yıldır dış ticaret açığında aşırı bir bozulma yaşanmıştır. En son açıklanan Mart 2023 verisine göre Cari Açık -$55 Milyar düzeyine yükselmiş bulunmaktadır. Seçim öncesinde ülkenin denizlerinden, topraklarından doğalgaz ve petrol keşifleri yapıldığı ifade edilerek yaratılan tüm algı operasyonlarına rağmen Enerji’de -$76 Milyar açık vermekteyiz!
Cari Denge (12 aylık toplam, milyon$)

Enerji tarafında ayrıca 2022 yılında iktidara Putin tarafından verilen $20 Milyarlık BOTAŞ ödemesinin ertelenmesi de dahil değildir. En son bu hafta öğrendiğimiz habere göre Türkiye, Rusya’ya yapması gereken $600 Milyonluk doğalgaz ödemesini de 2024 yılına ertelemiştir. Dolayısı ile seçim sonrasında geçmiş yıl ve bu yıldan sarkan enerji ödemelerinin 2023 kışında yaşanacak olan enerji faturasının üzerine ilave edileceğini de bilmemiz gerekiyor.
Ekonomide bir başka problemli alan ise, kamu kesiminin hızla artmakta olan borç yükü problemidir. 2017 yılından itibaren Özel Sektör döviz açık pozisyonunu GSYH’ya oranla %10 düzeyinde hızla azaltırken, kamu kesimi ise, dış borç riskini arttırmış bulunmaktadır. Ayrıca kamu tarafından özellikle son yıllarda KOİ şeklinde verilen döviz cinsi uzun vadeli garantiler nedeniyle mevcut toplam %51 düzeyinde bulunan Dış Borç/GSYH oranının önümüzdeki yıllarda %55-%60 aralığına yükseleceğini göreceğiz.
Dış Borç Stoğu (GSYH’ya % oranı)

Son yıllarda ülkenin artan dış borç toplamının ($460 Milyar) yanında iç borç toplamında son 5 yılda yaklaşık “4 misli” bir artış yaşanmıştır. Bütçe açığı başkanlık sistemine geçiş döneminin öncesine göre “7 kat” yükselmiş durumdadır.
Bir diğer oldukça problem alan ise, TCMB’nin döviz rezervi konusudur. Özellikle 2019 Mart Belediye Seçimleri öncesinde Berat Albayrak döneminde başlatılan TCMB döviz rezervi satım hareketi, daha sonra Nabi Ağbal dönemi hariç, ihracatçı dövizlerinin, KKM dövizlerinin piyasaya satışları ile birlikte kararlılıkla tam gaz devam ettirilmiştir.
TCMB Net Uluslararası Rezervleri (milyon$)

5 Mayıs 2023 itibarıyla TCMB’nin “$6.7 Milyar” kadar Net Uluslararası Döviz Rezervi kalmıştır. Özellikle son 1.5 ay içerisinde döviz kurunu seçim öncesinde sabitimsi bir seviyede tutabilmek üzere piyasaya TCMB’nin altın rezervleri de kullanılmak suretiyle müdahale edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Seçim öncesinde bugün TCMB’nin swaplar hariç tutulduğunda net döviz pozisyonu -$70 Milyar ile tarihinin en düşük düzeyine gerilemiş durumdadır.
4 Mayıs 2023 günü TCMB başkanı bu verileri kendi çerçevesinden olumlu yorumlamak üzere tüm gayretiyle bir çaba sarf etmekteydi. Hatta çok enteresan bir şekilde Türkiye’de bankalararası döviz piyasası ile serbest döviz piyasası arasında çift kur fiyatlaması şeklinde herhangi bir durumun söz konusu olmadığını da rahatlıkla söyleyebilmekteydi. Ancak konuşmasını yaptığı sıralarda “%5” civarında olan fark bu hafta itibarıyla “%10’u” aşmış durumdadır.
Çift Kur Sistemi (11 Mayıs 2023)

Son 5 yılda herkesin çok iyi hatırlayacağı üzere “Türkiye Ekonomi Modeli” adı altında vatandaşlara pazarlanan sistem ile cari açığın kapanacağı, dış ticaret açığının azalacağı, döviz kurunda istikrar sağlanacağı ve ihracatın da artacağını ifade edilmişti. Ancak gerçekleşmeler tam aksini göstermiştir. Her ay açıklanan dış ticaret verilerinde ithalatın, ihracattan 2-3 kat daha fazla yükseliş kaydettiğini gördük. Bu süreç sonunda TCMB’nın döviz rezervi tüketildi ve tamamen borç ile ayakta tutulmaya çalışılan bir ekonomik sistem yaratıldı. Bu yıla kadar yakından takip ettiğim 200 civarında %100 yerli ve milli getirilen makro ihtiyati tedbirler ile bankalara, şirketlere yönelik uygulamaların sayısının 2023 yılında 250 adete yaklaşmış olduğunu tahmin ediyorum.
Ekonomide son yıllarda yaşadığımız bir başka absürt uygulama ise, aşırı negatif faiz politikası olmuştur. “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur” şeklinde 2018 yılından itibaren dile getirilerek uygulanan heterodoks, nöroekonomik politikalar ile birlikte, TCMB’nın faizinin piyasalarda gösterge faiz olması özelliğini de hızlı bir şekilde terk etmeyi başarmış olduk!
TCMB Politika Faizi ve TÜFE

Son yıllarda faiz konusundaki tüm takıntılara rağmen yapılan zorlamalara karşılık piyasada özellikle bireysel müşterilere yönelik uygulanan kredi faizlerinde %35 düzeyine kadar yükselen bir trendi görüyoruz. TL Mevduat faizleri %30-%35 aralığına yerleşirken KKM üzerinden döviz opsiyonu şeklinde dövize verilen yıllık faizlerin %20-%30 aralığında gerçekleştiğini söylebilirim.
Kredi Faiz Oranları (%,yıllık)

Özellikle son dönemde bankalara yönelik verilen TL krediler karşılığında bilançolarında orta ve uzun vadeli Hazine’nin ihraç ettiği DİBS’leri portföylerinde tutma zorunluluğu ile birlikte bankacılık sistemi üzerine ilave bir faiz riskini de yüklemiş olduk. Bankalara ortalamada %15 ile ticari, %19 ile konut kredisi verme zorunluluğu getirilirken, TL mevduatlar üzerinden toplanan kaynakların maliyeti son aylarda %30’un üzerine çıkmış bulunmaktadır. Bankaları “negatif faiz marjı” ile çalıştırarak temel bankacılık faaliyetlerini sürdürmek zorunda tutulmasının da kamu otoritesi eliyle yapılmış olması ayrı bir ironi olmuştur.
Peki bu kadar yapılan irrasyonel ekonomi politikarı sonucunda ne oldu? Toplumsal faturamız çok ağırlaştı. TUİK tarafından açıklanan resmi enflasyon 2022 sonu çeyreğinde TÜFE’de %85’e, bağımsız akademisyenler grunu ENAG tarafından açıklanan enflasyon TÜFE’de ise, %155’e yükselmiş bulunmaktadır. Enflasyon da aşırı bir yükseliş yaşanması ile birlikte dar gelirli kesimler başta olmak üzere yeme/içme, barınma, giyinme, ulaşım, eğitim,..vs. gibi bir çok zorunlu harcama kalemlerinde mevcut gelirler aşırı yetersiz kaldı. Bilinçli olarak vatandaşların tasarrufları enflasyon karşısında eritilirken, zaruri harcamaları aşırı ölçüde arttırıldı. Emeğin milli gelirden aldığı pay son yıllarda hızla azalarak sermayenin gelirden daha çok pay almakta olduğu adaletsiz bir ekonomik sistem dayatıldı. Toplumun en zengin %5’lik kesimi ile en yoksul %5’lik kesimi arasındaki gelir farkı “26” kat düzeyine çıktı.
Son olarak size son 10 yıldır düzenli olarak değer kaybetmekte olan ve başkanlık sistemine geçmemizden itibaren de hızlanarak devam eden Türk Lirasının diğer gelişmekte olan ülkelerin para birimlerine karşılık durumunu göstermek istiyorum. Ülkelerin 2013=100 şeklinde endekslenen döviz kurlarının hareketlerine baktığınızda 2013 yılından itibaren Türkiye’nin yanlış yolda ilerlemeye başladığını ancak 2018 yılından itibaren çok yanlış yola saptığını net bir şekilde görebilmekteyiz.
Gelişmekte Olan Ülkeler Döviz Kurları (Nisan 2013=100)

Şimdi tüm bu resimleri elinizi kalbiniz üstüne koyarak, vicdanınızın da sesini dinlediğinizde ülkede değişimin vaktinin çok önceden geldiğini ve haftasonunda önünüzde çok tarihi bir fırsatın bulunduğunu görebileceksiniz.
Son Söz: “Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.”
Şems-i Tebrizi
Prof.Dr.Evren Bolgün | Beykoz Üniversitesi Öğretim Üyesi
Paraanaliz.com
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?
Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi
Yayınlanma:
1 gün önce|
20/07/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri
Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.
Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.
Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.
Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?
Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?
Ruj Etkisi Nedir?
“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;
- otomobil,
- konut,
- beyaz eşya,
- tatil,
- lüks saat,
- mücevher
gibi pahalı harcamalarını azaltırken,
kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.
Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”
Bu nedenle;
- ruj,
- parfüm,
- cilt bakım ürünleri,
- kaliteli kahve,
- küçük teknolojik aksesuarlar,
- markalı ayakkabı,
- premium çikolata
gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.
Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?
Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.
Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.
Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”
Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.
Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?
İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.
1. Kontrol Hissi
Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.
İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.
Örneğin;
- yeni bir ruj almak
- kaliteli kahve içmek
- saçını yaptırmak
kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.
2. Kendini Ödüllendirme
Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.
Fakat bütçe sınırlıdır.
Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.
3. Moral Koruma
Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.
Küçük lüksler;
- umut,
- motivasyon,
- özgüven
üretmeye yardımcı olur.
Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?
Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:
Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”
Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”
İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.
Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.
Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler
ABD (2001)
Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.
Lüks otomobil satışları düştü.
ABD (2008 Finans Krizi)
Birçok araştırmada;
- uygun fiyatlı kozmetik,
- kahve zincirleri,
- hızlı moda ürünleri
güçlü satış gerçekleştirdi.
Güney Kore (1997 Asya Krizi)
Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.
Japonya
Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.
Brezilya
Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.
Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?
Aslında evet.
Türkiye’de son yıllarda;
- kozmetik,
- kişisel bakım,
- kahve zincirleri,
- premium kahve,
- online yemek,
- dijital abonelik,
- küçük teknolojik ürünler
birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.
Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,
ancak;
- kaliteli kahve içmeye,
- kişisel bakım ürünlerine,
- küçük elektroniklere,
- kozmetiğe
harcama yapmaya devam etti.
Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.
Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?
En belirgin olarak;
✔ şehirleşmiş toplumlarda
✔ orta gelir grubunda
✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde
✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde
✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda
daha güçlü ortaya çıkar.
Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.
Sosyal Medyanın Etkisi
Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.
Bugün ise;
Instagram,
TikTok,
YouTube,
influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.
Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.
Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları
1. İç Talep Tamamen Çökmez
Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.
2. İstihdam Korunabilir
Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.
3. Vergi Geliri Devam Eder
KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.
4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır
Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.
Olumsuz Tarafları
1. Tasarruf Azalabilir
Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.
2. Borçlanma Artabilir
Kredi kartı kullanımı yükselir.
3. Enflasyon Baskısı Sürebilir
Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.
4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm
Perakende satışlar güçlü görünür.
Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.
Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?
Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.
Asıl çözüm;
- fiyat istikrarı,
- düşük enflasyon,
- güven veren ekonomi yönetimi,
- öngörülebilir para politikası,
- reel gelir artışı,
- istihdam güvenliği,
- üretim ve verimlilik artışı
ile mümkündür.
Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.
Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler
Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.
Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.
Sağlıklı büyümenin göstergesi;
- üretim yatırımlarının artması,
- makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
- ihracat kapasitesinin yükselmesi,
- verimlilik artışı,
- sürdürülebilir gelir büyümesi
olmalıdır.
Sonuç
“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.
Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.
EKONOMİ
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı
Yayınlanma:
4 gün önce|
17/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim
Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.
Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.
Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”
Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.
Normal dönemlerde şirketler;
- satış yaparak,
- stoklarını yöneterek,
- bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
- tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak
işletme sermayelerini çevirebilirler.
Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.
Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.
Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.
Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor
Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.
Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.
Bugün birçok firma;
- üretmeye devam ediyor,
- satış yapıyor,
- cirosunu artırıyor,
ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.
Nakit döngüsü uzadıkça;
- tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
- maaş yükü ağırlaşıyor,
- vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
- kredi geri ödemeleri aksıyor.
Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.
Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi
Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.
Yüksek enflasyon ortamında;
- enerji fiyatları,
- işçilik maliyetleri,
- kira giderleri,
- finansman maliyetleri,
- kur hareketleri,
- hammadde fiyatları
aynı anda değişiyor.
Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.
Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.
Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.
Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor
Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.
90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;
- enflasyon,
- finansman maliyeti,
- kur değişimi,
- işletme giderleri
satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.
Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.
Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.
Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde
Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.
Bu seviyelerde kullanılan krediler;
- yatırım finansmanını,
- işletme sermayesi yönetimini,
- kapasite artırımlarını,
- ihracat hazırlıklarını
ciddi biçimde zorlaştırıyor.
Üstelik krediye erişim de kolay değil.
Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.
Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi
Türkiye sanayisi geçmişte;
- 1994 krizini,
- 2001 finans krizini,
- 2008 küresel krizini,
- pandemi dönemini,
- büyük kur şoklarını
atlattı.
Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.
Şirketler;
- yüksek faiz,
- düşük talep,
- finansmana erişim sorunu,
- artan maliyetler,
- bozulan nakit akışı,
- belirsiz fiyatlama ortamı
ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.
Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.
Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?
Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.
Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.
Asıl ihtiyaç;
- işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
- üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
- ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
- yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
- KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri
oluşturulmasıdır.
Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.
Sözün özü
Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.
Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.
Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.
Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.
EKONOMİ
Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
13/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.
Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.
Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.
Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.
Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.
Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.
Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona
Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.
Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.
Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:
- Üretim kapasiteleri düşüyor.
- Yeni yatırımlar erteleniyor.
- İşletme sermayesi hızla eriyor.
- KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
- Konkordato başvuruları artıyor.
- Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.
Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.
İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.
Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”
Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.
Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.
Özellikle;
- Sanayi üretimindeki daralma,
- İthal girdilere bağımlılık,
- Finansmana erişim güçlüğü,
- Enerji ve lojistik maliyetleri
aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.
Bugünün En Büyük Riski
Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.
Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.
Dengeli Politika Şart
Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.
Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.
Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.038)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.521)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Dünya Kupası'nda devlerin savaşında muazzam ekonomik başarı 19/07/2026
- Merz'den kapsamlı kabine değişikliği mesajı 19/07/2026
- Dr. Can Fuat Gürlesel hayatını kaybetti 19/07/2026
- MÜSİAD Başkanı Özdemir, yılın ikinci yarısına ilişkin beklentilerini açıkladı 19/07/2026
- Trump'tan İran'ın mutabakat açıklamasına yanıt 19/07/2026
- Engelli araç ithal işlemlerinde randevu sistemi geliyor 19/07/2026
- Elektrikli araç şarj hizmetlerinde büyük artış 19/07/2026
- İran'dan Kuveyt'teki ABD hedeflerine saldırı 19/07/2026
- Ekonomi ve siyaset gündemi - 19 Temmuz 2026 19/07/2026
- ABD'den ölen askerleri için misilleme saldırısı 19/07/2026
SON YAZILAR
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
- Yurt Dışı Eğitim mağdurları: Chargeback ile Para İadesi Alabilir 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
