EKONOMİ
Sanayicide kur paniği
Uzun süredir hammadde sıkıntısı nedeni ile zor günler yaşayan sanayiciye bir darbe de kurdan geldi. Son birkaç gündür yaşanan aşırı volatilite nedeni ile fiyat tutturmakta zorlanan ve önünü göremeyen sanayici, piyasaya ürün veremez duruma geldi
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Hammadde sıkıntısı nedeniyle zor günler yaşayan sanayici kurdaki hızlı artış ile birlikte aşırı oynaklıktan da etkilendi. Fiyat tutturamama endişesiyle bazı sektörlerde piyasaya ürün verilemedi. Faiz artışının yanı sıra kurdaki yükselişin de maliyetleri yukarı çekeceğine işaret eden sektör temsilcileri, “satılan ürünü yerine koymak zor olacak” değerlendirmesini yaptı. Merkez Bankası Başkanı değişikliğinin ardından, piyasalar haftaya sert hareketlerle başladı. Önceki gece hacimsiz piyasada 8,45’leri gören dolar/TL, dün bankalararası işlemlerin başlamasıyla bir ara 7,80’in altına kadar geriledi. Kurda yaşanan aşırı volatilite, sanayicide de paniğe yol açtı. Uzun süredir hammaddede fiyat ve tedarikte sıkıntı nedeni ile zor günler yaşayan sektör temsilcileri, fiyat tutturma endişesi nedeni ile piyasaya ürün vermekten imtina eder duruma geldi.
Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Hadi Karasu, kurdaki seviyenin ihracatçı için her ne kadar olumlu bir gelişme gibi görünse de sağlıklı ve genel geçer ekonomik kriterlere bağlı olarak gelişmediği için sıkıntıya yol açtığını anlattı. Karasu, “Yüksek tansiyon ya da şeker gibi bir tavan bir taban yapıyor. Roller coaster gibi. Vücut nasıl buna dayanamazsa sanayici de dayanamaz. Böyle bir ortamda fiyat tutturma ve rekabetçi olma gibi bir şansınız yok. Biz rekabetçi döviz kuru olsun isteriz, bunu tercih ederiz ama rekabetçi döviz kurunun tanımı uluslararası iktisat kurallarına göre bellidir. Bu durum şeker ya da yüksek tansiyon gibi bir hale geldi. Bu durum üreticilerin iç piyasaya ürün vermesine engel olacaktır. Fiyat tutturmakta zorluk yaşayan sanayici ürün veremeyecek duruma geldi. iç piyasaya çalışan arkadaşlarımız yerine ürün koyamayacak” diye konuştu.
İhracatçı böyle artışa karşı
Kurun ihracata etkisini değerlendiren İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ahmet Öksüz de, ihracatçı bir sektör olarak dövize endeksli ödemeler yapıldığı için kısa vadede ihracatta bir sıkıntı yaşanmayacağını anlattı. İç piyasaya yönelik endişelerini dile getiren Öksüz, “Her ne kadar kurdaki artış ihracata olumlu yansısa da kurun bu şekilde artması çok sağlıklı bir durum değil. Kur ciddi bir faiz yükü ile bu seviyeye geldi. Bu bizim de çok istediğimiz bir durum değil. Rekabetçi kur aslında buralar ama faiz artırımı ile beraber olduğu için iyi olmadı” açıklamasında bulundu.
Alıcı-satıcı ilişkisi bozuldu
Türk Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu da hammadde tedarikinde yaşanan problemlerle başlayan sürecin, kur farkı ile tavan yaptığını belirtti. Eroğlu, “Sektörümüzdeki hammadde fiyatları dolar bazında gerçekleşiyor. Yaşanan artışlar da yüzde 150’yi geçti. Hammaddenin fiyatının bitmiş ürüne etkisi yüzde 90 civarında. Üreticilerimiz, marketlerle senelik sözleşme yapıyor. Bu yüzde 90’lık maliyet artışını fiyatlara yansıtsalar marketler kabul etmiyor. Alıcılar ve satıcılar arasında fiyat rekabeti bozulmuş durumda” dedi.
İstikrar için stabil kur
İklimlendirme Sanayi İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Şanal, müşterilerin ani kur dalgalanmasından dolayı ürünlerini bu günlerde almakta imtina ettiğini doğruladı. Birkaç gün içinde yüzde 10’u aşan dalgalanma sonrası bu durumun gayet normal olduğunu dile getiren Şanal, “Müşteriler yüklü alımlar yapmak istemez. Kurda sürekli iniş çıkışların olması ticaretteki ahenk ve düzeni bozuyor. Son iki ay içinde sürekli dalgalanmalar oldu, kurun stabil olması ticari hayatta istikrarı getirir. Bu haftayı müşteriler bekleyip kura göre hareket ederek geçirecek. Şu anda ben de alıcı olduğum hammadde konusunda bugün almak istemem. Genel formatta bu durum tüm sektörler için geçerli. Sektörde alış ve satışlarda bu hafta için bir durağanlık söz konusu olacak. Kurun normal bir dengede stabil kaldığını hissedince fiyatta da güven oluşacak. Bu doğrultuda sektörde bir hareketlenme olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Sektörlerin dengeleri bozuldu
Yüksek kurun ihracat için ise olumlu bir gelişme olduğuna dikkat çeken Şanal, “Ancak istikrarın olmadığı bir kurda düzenli ticaretin yapılması mümkün değil. İstikrarlı bir artış olabilir, sektör ona göre planları yapar. Sürekli bir çıkış iniş grafiği bizim sektörde olduğu gibi tüm sektörlerin dengelerini bozar” dedi.
Mobilya Sanayi İşadamları Derneği Başkanı Nuri Gürcan da döviz kurlarındaki oynaklığın ürün tedarikinde sıkıntıya yol açacağını anlattı. Gürcan, “Döviz kurlarının oynaklığından dolayı özellikle hammaddeciler birkaç gün sipariş almayabilirler. Birkaç gün içerisinde sistem rayına oturur. Satış yaparlar” diye konuştu.
Kimse fiyat vermek istemiyor
Hammadde konusunda uzun süredir sıkıntı yaşayan bir başka sektör de zücaciye… Bu dönemde stok yapan üreticilerin bulunduğunu anlatan Zücaciyeciler Derneği (ZÜCDER) Başkanı Mesut Öksüz, “Günü birlik dönenlerin hammaddeye ulaşması mümkün değil. Şu an bu şirketler doların belirsizliği yüzünden fiyat vermek istemiyorlar. Dünyada da üretimde bir azalma var. Hammaddeye ulaşmak çok zordu, daha da zor duruma geldi. Bir iki hafta içerisinde sorun çözülür” açıklamasında bulundu.
Gümrüklü Antrepo İşletmeciler Derneği Başkanı Cavit Değirmenci gelişmenin gümrüklere de yansıdığını söyledi. Değirmenci, “Antrepoya ürün girişleri oluyor ancak kurdan dolayı çıkış sıfıra yakın. Belirsizliğin üzerindeki sis perdesinin aralanması bekleniyor” açıklamasında bulundu. Belirsizlik piyasayı kilitliyor.
Belirsizlik piyasayı kilitliyor
İstanbul Ticaret Odası Kimyevi Madde Komitesi Başkanı Nafiz Güngör, sektörde hammaddenin önemli bir kısmının dövize endeksli olduğunu ve uzun süredir de bu alanda hem fiyat hem de erişimde sıkıntı yaşadıklarını belirtti. Güngör, “Firmalar, kurdaki hareketlilik yüzünden şu an sipariş almak istemiyor. Ama bu bize göre birkaç gün sürer sonra açılır. Ya zam yaparlar ya da başka bir çözüm bulurlar. Firmalar ayrıca yurtdışından mal da almıyorlar. Belirsizlik piyasaları kilitliyor” diye konuştu.
İş dünyası temsilcileri: Önce güven
Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Davut Çetin: Ekonomi genellikle uzlaşmayla yönetilmeli
“Naci Ağbal’ın Merkez Bankası Başkanlığına atanmasıyla ekonomiye güven geldi diye seviniyorduk. Ağbal’ın bir gece yarısı görevden alınmasıyla yine güvensizlik yaratıldı. Ekonominin temeli güvendir. Güven yeniden bozuldu. Zaten pandemi var. Hammadde sıkıntısı yaşıyoruz. Döviz de bu hale gelince daha büyük sıkıntı yaratacak. Siyaset biraz ekonomiyi sakinlikle ve uzlaşmayla yönetmeli. Ekonomi gerginlikle yönetilmemeli. Döviz artışı her şeyi alt üst edecek.”
Denizli Genç İş İnsanları Derneği Başkanı Hakan Urhan: Geçmişte yapılan yanlışların sonucu
“Ekonomi yönetiminde istikrarlı ve uzun vadeli yaklaşımla atılacak adımlara ihtiyaç duyulan bir dönemde, Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın göreve geldikten sadece 4 ay sonra görevden alınması, makro ekonomik istikrar konusundaki endişelerimizi artırmıştır. Ekonomi yönetimindeki kısa vadeli görevlendirmeler, ülkemiz risk primini arttırmakta ve piyasa faizlerini daha da yukarı itmektedir. Hali hazırda Merkez Bankası net rezervlerinin ekside olması bu endişelerimizi daha da arttırmaktadır. Faizlerin yüksek seyrinin büyüme için kaynak ihtiyacı duyan müteşebbisler açısından olumsuz olduğu muhakkaktır. Ancak; yüksek faizin enflasyona yol açan sebep olmadığı, bilakis geçmiş dönemlerdeki ekonomi ve yatırım politikalarında yapılan yanlışların bir sonucu olduğu unutulmamalıdır.”
Aydın Sanayi Odası Başkanı Mehmet Yunus Şahin: Kurda hareketlilik sıkıntıya neden oluyor
“Döviz kurundaki hareketlilik girdi maliyetlerinde artışa, dolayısıyla yurtiçi ve dışı pazarlarda öngörülebilir fiyat oluşturma konusunda sıkıntılara neden olmaktadır. Aydın, geçtiğimiz yıl 771 milyon dolar ihracat, 200 milyon dolar ithalat yaptı. Rakamlara baktığımızda net ihracatçı bir kent ve sanayi görünümü söz konusu. Ancak, Aydın sanayisi bu üretimi yaparken ithal girdi kullanıyor. Dolayısıyla öngörülebilir bir fiyatlandırma için dövizde istikrar temenni ediyoruz.”
Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru: Kurların yükselmesi tarımı zorda bırakıyor
“Kurların yükselmesi tarımda girdi maliyetlerinin yükselmesine neden olduğu için üreticiyi de zor durumda bırakıyor. Zirai ilaç, gübre, hayvancılıkta yem hammaddelerinin yarısı ithal ediliyor. Kur yükseldiğinde girdi maliyetleri anormal artıyor. Bu nedenle hiçbir zaman kurların yükselmesini arzu etmiyoruz.”
Otomotivciler bine yakın aracı gümrükten çekti
Kurdaki artış, otomotivde ithal markaları harekete geçirdi. Birçok marka kurdaki artışın süreceği endişesi ile gümrüklerde bekleyen araçları çekti. Bazı markaların sabah saatlerinde bine yakın aracı gümrükten çektiği aktarıldı. Otomotiv Yetkili Satıcıları Derneği (OYDER) Başkanı Murat Şahsuvaroğlu, kur artışının otomobil fiyatlarına hemen yansıdığını ve satışları olumsuz etkilediğini hatırlatarak, “Özellikle sabah saatlerinde kurdaki artışla sektörde gümrüklerden araç çekildi. Ancak akşama doğru panik azaldı. Kurdaki artışın bu hızda devam etmeyeceğini umuyoruz” dedi. Sektör temsilcileri, kur artışının ilk etapta sıfır, ardından ikinci el otomobil fiyatlarını yukarı çekeceğini belirtti. Kur artışının düşük ÖTV matrahına giren araç sayısını da azaltacağını belirten yetkililer, bu durumun son dönemde rekor seviyelerde olan otomobil satışlarını da frenleyeceğini söylüyor.
Dünya
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?
Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi
Yayınlanma:
3 gün önce|
20/07/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri
Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.
Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.
Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.
Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?
Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?
Ruj Etkisi Nedir?
“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;
- otomobil,
- konut,
- beyaz eşya,
- tatil,
- lüks saat,
- mücevher
gibi pahalı harcamalarını azaltırken,
kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.
Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”
Bu nedenle;
- ruj,
- parfüm,
- cilt bakım ürünleri,
- kaliteli kahve,
- küçük teknolojik aksesuarlar,
- markalı ayakkabı,
- premium çikolata
gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.
Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?
Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.
Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.
Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”
Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.
Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?
İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.
1. Kontrol Hissi
Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.
İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.
Örneğin;
- yeni bir ruj almak
- kaliteli kahve içmek
- saçını yaptırmak
kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.
2. Kendini Ödüllendirme
Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.
Fakat bütçe sınırlıdır.
Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.
3. Moral Koruma
Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.
Küçük lüksler;
- umut,
- motivasyon,
- özgüven
üretmeye yardımcı olur.
Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?
Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:
Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”
Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”
İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.
Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.
Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler
ABD (2001)
Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.
Lüks otomobil satışları düştü.
ABD (2008 Finans Krizi)
Birçok araştırmada;
- uygun fiyatlı kozmetik,
- kahve zincirleri,
- hızlı moda ürünleri
güçlü satış gerçekleştirdi.
Güney Kore (1997 Asya Krizi)
Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.
Japonya
Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.
Brezilya
Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.
Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?
Aslında evet.
Türkiye’de son yıllarda;
- kozmetik,
- kişisel bakım,
- kahve zincirleri,
- premium kahve,
- online yemek,
- dijital abonelik,
- küçük teknolojik ürünler
birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.
Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,
ancak;
- kaliteli kahve içmeye,
- kişisel bakım ürünlerine,
- küçük elektroniklere,
- kozmetiğe
harcama yapmaya devam etti.
Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.
Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?
En belirgin olarak;
✔ şehirleşmiş toplumlarda
✔ orta gelir grubunda
✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde
✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde
✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda
daha güçlü ortaya çıkar.
Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.
Sosyal Medyanın Etkisi
Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.
Bugün ise;
Instagram,
TikTok,
YouTube,
influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.
Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.
Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları
1. İç Talep Tamamen Çökmez
Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.
2. İstihdam Korunabilir
Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.
3. Vergi Geliri Devam Eder
KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.
4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır
Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.
Olumsuz Tarafları
1. Tasarruf Azalabilir
Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.
2. Borçlanma Artabilir
Kredi kartı kullanımı yükselir.
3. Enflasyon Baskısı Sürebilir
Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.
4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm
Perakende satışlar güçlü görünür.
Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.
Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?
Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.
Asıl çözüm;
- fiyat istikrarı,
- düşük enflasyon,
- güven veren ekonomi yönetimi,
- öngörülebilir para politikası,
- reel gelir artışı,
- istihdam güvenliği,
- üretim ve verimlilik artışı
ile mümkündür.
Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.
Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler
Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.
Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.
Sağlıklı büyümenin göstergesi;
- üretim yatırımlarının artması,
- makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
- ihracat kapasitesinin yükselmesi,
- verimlilik artışı,
- sürdürülebilir gelir büyümesi
olmalıdır.
Sonuç
“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.
Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.
EKONOMİ
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı
Yayınlanma:
5 gün önce|
17/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim
Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.
Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.
Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”
Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.
Normal dönemlerde şirketler;
- satış yaparak,
- stoklarını yöneterek,
- bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
- tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak
işletme sermayelerini çevirebilirler.
Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.
Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.
Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.
Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor
Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.
Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.
Bugün birçok firma;
- üretmeye devam ediyor,
- satış yapıyor,
- cirosunu artırıyor,
ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.
Nakit döngüsü uzadıkça;
- tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
- maaş yükü ağırlaşıyor,
- vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
- kredi geri ödemeleri aksıyor.
Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.
Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi
Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.
Yüksek enflasyon ortamında;
- enerji fiyatları,
- işçilik maliyetleri,
- kira giderleri,
- finansman maliyetleri,
- kur hareketleri,
- hammadde fiyatları
aynı anda değişiyor.
Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.
Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.
Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.
Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor
Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.
90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;
- enflasyon,
- finansman maliyeti,
- kur değişimi,
- işletme giderleri
satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.
Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.
Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.
Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde
Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.
Bu seviyelerde kullanılan krediler;
- yatırım finansmanını,
- işletme sermayesi yönetimini,
- kapasite artırımlarını,
- ihracat hazırlıklarını
ciddi biçimde zorlaştırıyor.
Üstelik krediye erişim de kolay değil.
Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.
Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi
Türkiye sanayisi geçmişte;
- 1994 krizini,
- 2001 finans krizini,
- 2008 küresel krizini,
- pandemi dönemini,
- büyük kur şoklarını
atlattı.
Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.
Şirketler;
- yüksek faiz,
- düşük talep,
- finansmana erişim sorunu,
- artan maliyetler,
- bozulan nakit akışı,
- belirsiz fiyatlama ortamı
ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.
Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.
Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?
Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.
Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.
Asıl ihtiyaç;
- işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
- üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
- ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
- yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
- KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri
oluşturulmasıdır.
Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.
Sözün özü
Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.
Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.
Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.
Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.
EKONOMİ
Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
13/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.
Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.
Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.
Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.
Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.
Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.
Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona
Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.
Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.
Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:
- Üretim kapasiteleri düşüyor.
- Yeni yatırımlar erteleniyor.
- İşletme sermayesi hızla eriyor.
- KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
- Konkordato başvuruları artıyor.
- Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.
Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.
İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.
Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”
Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.
Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.
Özellikle;
- Sanayi üretimindeki daralma,
- İthal girdilere bağımlılık,
- Finansmana erişim güçlüğü,
- Enerji ve lojistik maliyetleri
aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.
Bugünün En Büyük Riski
Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.
Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.
Dengeli Politika Şart
Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.
Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.
Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.039)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
