Connect with us

GÜNCEL

Savaş, petrol şoku ve Fed faiz kararı: Küresel ekonomi yeni bir sınavda

Ortadoğu’daki çatışma ve son dönemdeki enerji fiyatlarındaki artışa karşılık, savaşın kısa sürmesi ve arz şokunun geçici olması durumunda Fed 18 Mart toplantısında muhtemelen pas geçer. Uzun süreli savaş ihtimalinde ise enflasyon oranı yüzde 3 veya üzerinde kaldığı sürece, durum karışık

Yayınlanma:

|

Enerji, küresel ekonominin işleyişinin merkezinde ama savaş dönemlerinde jeopolitik bir silaha dönüşebiliyor. Savaşın başlamasıyla petrol fiyatlarındaki artış, petrolün geçiş rotası ve arz sorunları bu savı güçlendiriyor.

Dünyanın günlük 100 milyar varil petrole ihtiyacı var. Bu ihtiyacın yaklaşık beşte biri, İran’ın dar bir boğazı olan Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Ortadoğu’da iki haftadır süren savaş nedeniyle boğazda trafik fiilen durdu. Pazara erişimin olmaması ve güvenli depolama imkanlarının bulunmaması nedeniyle, körfez ülkeleri petrol üretimini ve işlenmesini azaltmaya başladı. Hükümetler, akışı sürdürmek ve fiyatların kontrolden çıkmasını önlemek için çözüm arayışında.

Hürmüz Boğazı’ndan geçen yakıtın çok önemli kısmı Asya’ya gidiyor (aşağıdaki görselde görüldüğü gibi). Arz şoku ve yükselen fiyatlar savaşın ekonomik etkilerini kontrol altına almaya çalışan zengin ve fakir ülkelerin bulunduğu Asya’yı sarsıyor.

Savaş, dünyanın en büyük LNG ihracatçılarından olan Katar’dan gelen doğal gaz tedarikini de kesti. Asya ve Avrupa’da fiyatlar hızla yükseldi. Avrupa ise Rusya’nın Ukrayna’yı işgal dönemine kıyasla daha iyi hazırlanmış durumda olduklarını ileri sürerek özellikle doğalgaza erişim konusundaki endişeleri önemsizleştirmeye çalışıyor.

Petrol azındaki sorunlar ve fiyat artışları dünya genelinde derin bir mali bedel ödetebilecek düzeyde.

Petrol fiyatları savaşın ilk gününden itibaren hızla yükseldi. Savaştan on gün önce 70 dolara ulaşan Brent petrolün varil fiyatı, savaşın beşinci gününde 80 doları geçti. Hafta başında 119 doları test etti. Petrol fiyatları yükseldiği seviyede uzun süre kaldığında lojistik maliyetlerindeki artış gıda ve diğer her şeyin maliyetine girecektir. Artan maliyetlerden etkilenen tüketiciler ve işletmeler ise daha az harcama yapmak durumunda kalacaktır. Düşük gelirliler de ağır yük altına girecek kesim olmaya deva edecektir. Sonuçta hem gelir dağılımında adalet bozulacak hem de ekonomik büyüme kısıtlanacaktır.

Petrolün varil fiyatı pazartesi günü bir ara 119 doları test ederek küresel piyasalarda panik yarattı. Bu düzey, petrol fiyatlarında pandemiden (Nisan 2020) bu yana petrol fiyatlarındaki en büyük artıştı.

Pazartesi günü G7 ülkelerinin maliye bakanları acil toplandı. Arzı artırmak için ulusal petrol rezervlerinin kullanımını değerlendirdiler.  Savaş nedeniyle dünyanın yakıt sıkıntısı çekeceğinden henüz endişe duymadıklarını belirttiler.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın verilerine göre G7 ülkeleri de dahil 32 üye ülkenin rezervlerinde 1,2 milyar varilden fazla yakıt bulunuyor. Acil durumda yarısına yani 600 milyon varil daha petrole erişilebilir.

Stratejik rezervlerin serbest bırakılması şu anda masada bekletiliyor. Her an müdahale edilebilecek şekilde hazırda tutulmasına karar verildi.

Bu açıklamalar piyasalardaki paniği yatıştırma ve spekülatif fiyat artışlarını dizginleme açısından sözlü müdahale olarak görülürken Trump’ın “savaş bitmek üzere” açıklamasıyla beraber 119 doları zorlayan Brent petrol, 100 doların altına ve ardından 85-90 dolar bandına geriledi. Ancak asıl mesele, bu düşüşün ne kadar kalıcı olacağı.

Savaş ve ABD’de stagflasyon çıkmazı

Savaş bir yandan enflasyon riskini arttırıyor, diğer yandan büyümeyi ve istihdamı tehdit ediyor. ABD ise yukarı yönlü enflasyon beklentisi ve zayıf istihdam verisiyle stagflasyona doğru sürükleniyor olabilir.

Fed’in 18 Mart’ta faiz kararı var. Bankanın iki amacından biri fiyat istikrarını sağlama, diğeri işsizliğin azaltılması. Bu iki amaç, savaş ve onun yarattığı maliyetler nedeniyle birbiriyle daha sert bir çatışma içinde.

ABD’de şubat ayı enflasyonu aylık yüzde 0,3 ve yıllık yüzde 2,4 oldu. Henüz akaryakıt fiyatlarındaki artış bu enflasyon verisine girmedi. ABD’de ekonominin barometresi gibi bir gösterge var; o da bir galon benzinin ortalama fiyatı. Pazartesi günü yaklaşık 3,48 dolara ulaştı, yani haftalık artış yüzde 16 oldu.

ABD’de şubat ayında istihdam artışı gerilerken 92 bin kişi işten çıkarıldı ve işsizlik oranı yüzde 4,4’e yükseldi. En büyük istihdam kaybı, devam eden grevlerin de etkisiyle sağlık hizmetleri ve sosyal yardım sektöründe yaşandı.

Ancak istihdam, bu verilerle sunulandan daha zayıf. Çünkü resmi istatistik kurumundan aşağı yönlü çok güçlü revizyonlar geldi. Örneğin Aralık ve Ocak aylarına ait iş büyümesi 69 bin aşağı yönlü revize edildi. Hatta Haziran ayında 147 bin iş büyümesi verisinin aslında 20 bin iş kaybı olduğu da altı ay sonra açıklandı. Böyle büyük bir revizyon karşısında ekonomi yönetimi rotasını neye göre belirleyecek?

Ortadoğu’daki çatışma ve son dönemdeki enerji fiyatlarındaki artışa karşılık, savaşın kısa sürmesi ve arz şokunun geçici olması durumunda Fed 18 Mart toplantısında muhtemelen pas geçer. Uzun süreli savaş ihtimalinde ise enflasyon oranı yüzde 3 veya üzerinde kaldığı sürece, durum karışık.

Enflasyonist süreçte faiz indirimi yapmak tehlikeli ama diğer yandan istihdamdaki zayıflık faiz indirimini destekliyor. İşsizlik oranının yüzde 4,4’e yükselmesi, ekonominin soğuduğuna dair ciddi bir alarm. Normal şartlarda Fed bu veriyi gördüğünde ekonomiyi canlandırmak için faiz indirirdi. Ancak normal şartları iki hafta öncesinde bıraktık, şu an savaş ve jeopolitik risk koşulları geçerli.

İşgücü piyasasının zayıflığı konusunda endişelenenler ile Orta Doğu’daki savaşın yarattığı enflasyon riskine daha fazla odaklananlar arasında görüş ayrılıkları şimdiden oluşmuştur.

Daha sıkı bir Fed doları güçlendirir. Trump’ın ikinci dönemi boyunca beklediği ve istediğinin tam tersine hem de. Savaş ile başlayan dolar endeksindeki yükselişi göz önüne almak gerek. Giderek pahalanan petrol için giderek daha fazla dolara ihtiyaç var.

O nedenle Fed’in faiz kararı doların seyri ve küresel likidite koşulları üzerinden yalnızca finansal piyasaları değil, enerji fiyatları ile emtia piyasalarının dinamiklerini ve sermayenin nereye gideceğini de doğrudan etkiliyor.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24

Okumaya devam et

GÜNCEL

Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi: Yönetici İstismarı Bağışları, Kurumsal İtibarı ve Toplumsal Dayanışmayı Nasıl Çökertiyor?

Haber Analiz | Bankavitrini.com

Dernek ve vakıflar, toplumun en önemli sosyal sermaye kurumları arasında yer alır. Eğitimden sağlığa, kültür-sanattan afete kadar birçok alanda kamu hizmetini tamamlayıcı rol üstlenirler. Bu kurumların en büyük sermayesi ise para değil, güvendir.

Ancak son yıllarda gerek Türkiye’de gerekse dünyada bazı dernek ve vakıflarda ortaya çıkan yönetim zafiyetleri, usulsüzlük iddiaları, çıkar çatışmaları ve kişisel menfaat amaçlı uygulamalar yalnızca ilgili kurumu değil, aynı alanda faaliyet gösteren tüm sivil toplum kuruluşlarını olumsuz etkilemektedir.

Araştırmalar, bağışçıların en önemli karar kriterinin “kuruma duyulan güven” olduğunu gösteriyor. Güven kaybı yaşandığında bağışlar azalıyor, gönüllüler uzaklaşıyor, sponsorlar geri çekiliyor ve kurumların uzun yıllarda oluşturduğu itibar kısa sürede yok olabiliyor.

Dernek ve vakıfların gerçek sermayesi paradan önce güvendir

Bir şirket müşteri kaybettiğinde reklam yaparak yeni müşteri bulabilir.

Bir banka sermayesini artırabilir.

Bir sanayi şirketi yeni yatırımcı bulabilir.

Ancak; bir dernek veya vakıf güvenini kaybettiğinde yerine koyması en zor varlığını kaybetmiş olur.

Çünkü bağış;

  • zorunlu değildir,
  • tamamen gönüllülük esasına dayanır,
  • güven ortadan kalktığında ilk kesilen kaynak haline gelir.

Yönetici istismarının en sık görülen biçimleri

Her usulsüzlük mutlaka suç teşkil etmeyebilir; ancak etik açıdan ciddi güven kaybına yol açabilecek uygulamalar şunlardır:

Mali istismar

  • bağışların amacı dışında kullanılması
  • kayıt dışı harcamalar
  • şeffaf olmayan muhasebe
  • belge eksiklikleri

Yetki istismarı

  • kararların tek kişi tarafından alınması
  • yönetim kurulunun devre dışı bırakılması
  • aile bireylerinin yönetimde yoğunlaşması

Çıkar çatışması

  • yöneticilerin kendi şirketlerinden mal veya hizmet alınması
  • yakın akrabalara iş verilmesi
  • ihalesiz alımlar

İtibar istismarı

  • kurum adının kişisel kariyer için kullanılması
  • siyasi veya ticari çıkar sağlanması
  • bağışçı bilgilerinin amacı dışında kullanılması

Güven kaybının ilk etkisi bağışlarda görülür

Bağışçı psikolojisi oldukça nettir.

Bağış yapan kişi şunu düşünür: “Param gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor mu?”

Bu sorunun cevabı net değilse;

  • düzenli bağışlar durur,
  • yeni bağışçı kazanımı zorlaşır,
  • kurumsal sponsorlar uzaklaşır,
  • uluslararası fonlar risk görmeye başlar.

Akademik çalışmalar, dolandırıcılık veya varlık kötüye kullanımı haberlerinin ardından bağışların düştüğünü; etkin şeffaflık, kayıpların telafisi ve yönetişim reformlarının ise güveni kısmen yeniden tesis edebildiğini göstermektedir.

En büyük zarar masum dernek ve vakıflara olur

Bir kurumdaki skandal; aynı alanda çalışan yüzlerce dürüst kuruluşu da etkiler.

Örneğin;

Bir çocuk vakfında yaşanan mali usulsüzlük haberi; diğer çocuk vakıflarının da bağışlarını azaltabilir.

Bir sağlık derneğindeki skandal; tüm sağlık STK’larına duyulan güveni zayıflatabilir.

Bu durum literatürde “güven bulaşıcılığı” olarak da değerlendirilmektedir.

Gönüllüler de kurumdan uzaklaşır

Bağış kadar önemli diğer unsur; gönüllü insan kaynağıdır.

Güven kaybı yaşayan kurumlarda;

  • uzmanlar görev almak istemez,
  • genç gönüllüler ayrılır,
  • yönetim kurullarına kaliteli isim bulmak zorlaşır.

Sonuçta kurum yalnızca finansal değil; aynı zamanda insan sermayesini de kaybeder.

Kurumsal sponsorlar neden çekilir?

Büyük şirketler; Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) bütçelerini aktarırken şu kriterlere bakar:

  • bağımsız denetim
  • mali raporlar
  • yönetişim yapısı
  • itibar riski
  • şeffaflık

Şüpheli görülen kurumlar sponsorluk listelerinden çıkarılabilir.

Çünkü sponsor şirket de kendi marka değerini korumak ister.

Uluslararası fonlar ilk olarak yönetişime bakıyor

Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, uluslararası kalkınma kuruluşları; yalnızca proje kalitesine değil; aynı zamanda;

  • yönetim yapısına,
  • iç kontrol sistemine,
  • etik kurallara,
  • çıkar çatışması politikalarına,
  • bağımsız denetime

büyük önem veriyor. Güçlü iç kontrol, risk yönetimi ve bağımsız denetim mekanizmalarının yolsuzluk ve kaynak israfı riskini azalttığı uluslararası standartlarda vurgulanmaktadır.

Dünyadan dikkat çeken örnekler

Amerikan Kızılhaçı (American Red Cross)

Bazı afet bağışlarının kullanımına ilişkin eleştiriler sonrası kurum uzun süre kamuoyu baskısıyla karşılaştı.

Wounded Warrior Project (ABD)

Yönetim harcamaları ve lüks harcama iddiaları bağışlarda ciddi düşüşe neden oldu.

Oxfam

Bazı ülkelerde yaşanan etik skandallar sonrasında;

  • bağışlarda azalma,
  • üst yönetim değişikliği,
  • kapsamlı yönetişim reformları gündeme geldi.

Bu örnekler, tek bir yönetişim krizinin küresel ölçekte itibar kaybına yol açabileceğini gösteriyor.

İyi yönetişim nasıl sağlanır?

Uzmanlara göre güçlü bir dernek veya vakıfta şu mekanizmalar bulunmalıdır:

  • bağımsız denetim
  • düzenli faaliyet raporları
  • kamuya açık mali tablolar
  • yönetim kurulu etkinliği
  • etik komitesi
  • çıkar çatışması politikası
  • ihbar mekanizması
  • görev sürelerinin sınırlandırılması
  • profesyonel iç kontrol sistemi
  • dijital bağış izleme altyapısı

OECD, dürüstlük kültürünün ve yönetişim mekanizmalarının sadece yasal düzenlemelerden değil, bunların etkin uygulanmasından beslendiğini vurgulamaktadır.

Türkiye açısından çıkarılacak dersler

Türkiye’de binlerce dernek ve vakıf; eğitim, sağlık, afet, kültür, çevre ve sosyal yardım alanlarında çok önemli çalışmalar yürütüyor.

Ancak birkaç olumsuz örnek; bütün sektörün itibarını zedeleyebiliyor.

Bu nedenle;

  • şeffaflık
  • hesap verebilirlik
  • bağımsız denetim
  • profesyonel yöneticilik
  • güçlü iç kontrol

artık bir tercih değil, kurumsal sürdürülebilirliğin temel şartı haline gelmiş durumda.

Sonuç

Dernek ve vakıfların en büyük varlığı sahip oldukları bina, araç veya banka hesapları değildir.

Asıl sermayeleri; toplumun güvenidir.

Bu güvenin kaybedilmesi;

  • bağışların azalmasına,
  • gönüllülerin uzaklaşmasına,
  • kurumsal sponsorların çekilmesine,
  • uluslararası fonların kesilmesine,
  • sosyal projelerin durmasına,
  • en önemlisi ise toplumun dayanışma kültürünün zayıflamasına neden olur.

Bir yöneticinin kısa vadeli kişisel çıkarı için yaptığı hata, yalnızca temsil ettiği kuruma değil; aynı amaca hizmet eden yüzlerce dürüst sivil toplum kuruluşuna da zarar verebilir. Bu nedenle güçlü yönetişim, etik yönetim ve hesap verebilirlik; dernek ve vakıflar için yalnızca hukuki bir yükümlülük değil, varlıklarını sürdürebilmelerinin temel güvencesidir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin

Yayınlanma:

|

Kamu Bankası Çalışanına Yok, Bazı Meslek Gruplarına Var… Tartışma Büyüyor

Türkiye’de yeşil pasaport (hususi damgalı pasaport) uzun yıllardır belirli kamu görevlileri ve bazı özel statülü meslek gruplarına tanınan önemli bir ayrıcalık olarak uygulanıyor. Son dönemde ise bu kapsamın genişletilmesine yönelik peş peşe kanun teklifleri TBMM’ye sunulurken; ülke ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biri olan bankacılık sektörünün bu hakkın tamamen dışında bırakılması sektör içinde yeniden tartışılmaya başlandı. Meclis gündemine mühendislerden mimarlara, diş hekimlerinden veteriner hekimlere kadar birçok meslek grubu için yeşil pasaport teklifleri gelirken, yaklaşık 200 bini aşkın bankacıyı temsil eden sektör için bugüne kadar benzer bir düzenleme bulunmuyor.

Bankacılar neden bu talebi dile getiriyor?

Bankacılık artık yalnızca kredi kullandıran klasik bir sektör olmaktan çıktı.

Bugün bankacılar;

  • Uluslararası finans kuruluşlarıyla çalışıyor,
  • Avrupa ve ABD’deki regülasyonları takip ediyor,
  • Basel kriterleri,
  • AML/KYC,
  • FATF,
  • ESG,
  • Dijital bankacılık,
  • Yapay zeka,
  • Siber güvenlik,
  • SWIFT,
  • uluslararası ödeme sistemleri gibi konularda sürekli yurtdışı temasları yürütüyor.

Özellikle;

  • dış ticaret finansmanı,
  • proje finansmanı,
  • yatırım bankacılığı,
  • sendikasyon kredileri,
  • ihracat finansmanı,
  • fintech iş birlikleri

gibi alanlarda çalışan binlerce bankacı yıl içerisinde çok sayıda uluslararası seyahat gerçekleştirmek zorunda kalıyor.

Bankacılık sektörü temsilcilerine göre bu durum, yeşil pasaport talebinin temel gerekçelerinden biri haline geliyor.

Kamu bankalarında çalışanlar da alamıyor

İşin dikkat çeken yönlerinden biri ise;

Türkiye’nin en büyük kamu bankaları olan;

  • Ziraat Bankası
  • Halkbank
  • VakıfBank

çalışanlarının büyük bölümünün de yeşil pasaport hakkına sahip olmaması.

Sadece özelleştirme öncesi belirli statülerde görev yapan bazı eski personeller için geçmişten gelen özel hükümler bulunurken, günümüzde göreve başlayan kamu bankası çalışanları bu kapsamın dışında kalıyor.

Bu nedenle sektör içinde; “Kamu adına çalışan bankacıya bile yeşil pasaport verilmezken, farklı birçok meslek grubu için yeni teklifler hazırlanıyor” eleştirileri dile getiriliyor.

Kimler bugün Yeşil Pasaport alabiliyor?

Mevcut mevzuata göre başlıca gruplar şunlar:

Kamu kesimi

  • 1., 2. ve 3. derece devlet memurları
  • Aynı derecedeki bazı sözleşmeli kamu görevlileri
  • Emekli olduktan sonra bu hakkı koruyan kamu görevlileri

Siyasi görevler

  • Eski milletvekilleri
  • Eski bakanlar

Yerel yönetimler

  • Büyükşehir belediye başkanları
  • İl ve ilçe belediye başkanları (görev süresince)

Devlet sporcuları

Uluslararası başarı kazanmış devlet sporcuları

İhracatçılar

Belirli ihracat hacmini sağlayan ihracatçı firmaların yetkilileri de belirli kontenjanlar dahilinde hususi damgalı pasaport alabiliyor.

TBMM’de hangi meslek grupları için teklifler var?

Son dönemde Meclis’e sunulan teklifler incelendiğinde kapsamın giderek genişletilmeye çalışıldığı görülüyor.

Mühendisler

En az 15 yıl kıdeme sahip TMMOB üyeleri için yeşil pasaport verilmesini öngören teklif İçişleri Komisyonu’nda bekliyor.

Mimarlar

Mühendislerle birlikte teklif kapsamında yer alıyor.

Diş Hekimleri

15 yıl kıdeme sahip diş hekimleri için teklif verildi.

Veteriner Hekimler

Aynı teklif içerisinde bulunuyor.

Avukatlar

Belirli kıdeme sahip avukatlara yönelik farklı kanun teklifleri de Meclis gündemine taşındı.

Bankacılar neden kapsam dışında?

Aslında bankacılık;

  • Türkiye’nin finansal istikrarını yöneten,
  • ihracatı finanse eden,
  • yatırımları organize eden,
  • dış finansmanı sağlayan,
  • uluslararası sermaye girişlerinde kritik rol oynayan

stratejik sektörlerden biri.

Bugün;

  • sendikasyon kredileri,
  • Eurobond işlemleri,
  • IFC,
  • EBRD,
  • Dünya Bankası,
  • Asya Altyapı Yatırım Bankası,
  • uluslararası yatırım fonları

ile sürekli temas halinde çalışan binlerce bankacı bulunuyor.

Buna rağmen sektör çalışanlarının hiçbirinin meslekleri nedeniyle yeşil pasaport hakkı bulunmuyor.

Dünyadaki uygulamalar ne gösteriyor?

Birçok ülkede pasaport ayrıcalıkları daha çok diplomatik statüye bağlı olarak veriliyor.

Ancak iş insanlarına ve stratejik sektör çalışanlarına;

  • hızlı vize,
  • uzun süreli çok girişli vizeler,
  • fast-track uygulamaları,
  • güvenilir yolcu programları

gibi kolaylıklar sağlanıyor.

Türkiye’de ise bu kolaylıkların önemli bölümü ihracatçılar için uygulanırken bankacılık sektörü aynı kapsamda değerlendirilmiyor.

Sektörün ekonomik büyüklüğü

Türk bankacılık sektörü;

  • yaklaşık 200 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor,
  • Türkiye ekonomisinin finansmanını yürütüyor,
  • yüz milyarlarca dolarlık dış finansman işlemlerini organize ediyor,
  • ihracat finansmanının ana aktörü konumunda bulunuyor.

Bu nedenle sektör temsilcileri; “uluslararası rekabet gücü açısından bankacılara da belirli kriterlerle yeşil pasaport verilmesi gerektiğini” savunuyor.

Olası model ne olabilir?

Tüm bankacılara sınırsız bir hak yerine;

örneğin;

  • en az 15 yıl kıdeme sahip,
  • BDDK lisanslı bankalarda çalışan,
  • uluslararası işlemlerde görev yapan,
  • belirli unvan seviyesine ulaşmış

bankacılar için kademeli bir model oluşturulabileceği ifade ediliyor.

Benzer kriterler ihracatçılar ve bazı meslek grupları için zaten uygulanıyor.

Bankavitrini Analizi

Kamu yönetimi, yeşil pasaportu yıllar içinde yalnızca kamu görevlilerine özgü bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp belirli ekonomik ve mesleki katkı sağlayan grupları da kapsayacak şekilde genişletmeye başladı.

Mühendisler, mimarlar, diş hekimleri, veteriner hekimler ve avukatlar için peş peşe teklifler hazırlanırken; Türkiye ekonomisinin finansmanını sağlayan bankacılık sektörünün bu tartışmaların dışında kalması dikkat çekiyor.

Özellikle kamu bankalarında görev yapan ve kamu adına uluslararası finansal ilişkileri yöneten profesyoneller açısından da bu durum “eşitlik” tartışmasını beraberinde getiriyor.

Bankacılara yeşil pasaport verilmesi, yalnızca bir seyahat kolaylığı değil; Türkiye’nin finans sektörünün uluslararası rekabet gücünü artırabilecek, finans diplomasisini destekleyebilecek ve sektör çalışanlarına verilen kurumsal değerin bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde TBMM gündemine bankacılık sektörü için de benzer bir kanun teklifinin gelip gelmeyeceği, finans çevrelerinin yakından takip edeceği başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çalıştığınız Şirkete Vefa Borcunuz Yok; Kariyerinizi Profesyonelce Yönetmek Zorundasınız

“Hiç kimse vazgeçilmez değildir.”

Bu cümleyi işverenler yıllardır çalışanlara söyler.

Ancak aynı cümlenin diğer tarafı da vardır: Hiçbir şirket de çalışanı için vazgeçilmez değildir.

İş hayatında en sık yapılan hatalardan biri, çalışılan şirketi bir aile, patronu ise hayat boyu yanında olunması gereken bir kişi olarak görmektir. Elbette güçlü kurum kültürü, aidiyet duygusu ve uzun yıllar aynı kurumda çalışmak değerlidir. Ancak bunların tamamı karşılıklı olduğu sürece anlam taşır.

Günümüz iş dünyasında kariyer yönetimi, duygularla değil; yetkinlik, performans ve fırsatlar üzerinden yapılmaktadır.

Dolayısıyla çalışanların da aynı profesyonellikle hareket etmeleri gerekir.

İş Sözleşmesi Duygusal Değil, Profesyonel Bir İlişkidir

İşveren size maaş öder.

Siz de bilgi, zaman, emek ve tecrübenizi sunarsınız.

Aslında yapılan şey son derece basittir.

Bir taraf ücret öder.

Diğer taraf hizmet üretir.

Bu nedenle iş ilişkisini romantikleştirmek çoğu zaman çalışanların zararına sonuçlanır.

Şirketler;

  • Karlılık düştüğünde,
  • Ekonomik kriz başladığında,
  • Teknoloji değiştiğinde,
  • Satışlar azaldığında,
  • Yeni yönetim geldiğinde,

binlerce çalışanıyla yollarını ayırabiliyor.

Çünkü şirketler kararlarını duygularla değil, finansal gerçeklerle alıyor.

O halde çalışanların da kariyer kararlarını aynı profesyonellikle vermeleri gerekir.

Sadakat Tek Taraflı Olduğunda Sömürüye Dönüşebilir

Türkiye’de birçok çalışan yıllarca aynı şirkette kalmayı “vefa” olarak görüyor.

Ancak aynı süre içerisinde;

  • maaşı piyasanın altında kalıyor,
  • terfi alamıyor,
  • eğitim yatırımı yapılmıyor,
  • yeni sorumluluklar yükleniyor,
  • iş yükü artıyor,
  • satın alma gücü düşüyor.

Buna rağmen sadece “vefa” duygusuyla iş değiştirmeyen çok sayıda çalışan bulunuyor.

Ne yazık ki işverenlerin önemli bir kısmı bunu sadakat olarak değil, alternatifsizlik olarak değerlendirebiliyor.

Profesyonel iş hayatında sadakat ödüllendirildiği sürece değerlidir.

Aksi halde kariyer gelişiminin önündeki en büyük engellerden biri haline gelir.

En Büyük Sermayeniz Çalıştığınız Şirket Değil, Kendinizsiniz

Bir şirket kapanabilir. Satılabilir. Birleşebilir. Patron değişebilir. CEO değişebilir.

Yönetim anlayışı tamamen farklılaşabilir.

Ancak sizin bilgi birikiminiz, tecrübeniz ve yetkinlikleriniz sizinle birlikte kalır.

Bu nedenle kariyer boyunca yapılacak en doğru yatırım;

  • yabancı dil öğrenmek,
  • dijital yetkinlik kazanmak,
  • finans okuryazarlığını geliştirmek,
  • liderlik becerilerini artırmak,
  • iletişim kabiliyetini güçlendirmek,
  • sürekli eğitim almaktır.

Şirketler gelir geçer.

Yetkinlik ise ömür boyu sizinle kalır.

Kariyerinizin CEO’su Sizsiniz

Birçok çalışan kariyerini şirketine bırakıyor.

Oysa hiç kimse sizin kariyerinizi sizden daha fazla düşünmez.

İşveren; şirketin geleceğini planlar. Siz ise kendi geleceğinizi planlamak zorundasınız.

Her yıl kendinize şu soruları sormalısınız:

  • Bugün işten ayrılsam piyasada aynı maaşı alabilir miyim?
  • Yerime kaç kişi bulunabilir?
  • Ben kaç şirkette çalışabilecek bilgiye sahibim?
  • Son bir yılda hangi yeni yeteneği kazandım?
  • CV’m geçen yıla göre daha mı güçlü?

Bu soruların cevapları kariyerinizin gerçek performans göstergeleridir.

İş Değiştirmek İhanet Değildir

Bazı çalışanlar iş değiştirirken suçluluk hissediyor.

Oysa daha iyi;

  • maaş,
  • çalışma ortamı,
  • kariyer fırsatı,
  • yan hak,
  • yönetici,
  • kurum kültürü

sunulan bir şirkete geçmek son derece doğal bir kariyer kararıdır.

Nasıl ki şirketler daha iyi yönetici bulduklarında transfer edebiliyorsa, çalışanların da kendileri için en doğru fırsatı değerlendirmesi profesyonel hayatın doğal sonucudur.

Sürekli İş Değiştirmek de Doğru Değildir

Elbette bunun da bir dengesi vardır.

Her altı ayda bir şirket değiştirmek;

  • güven problemi,
  • adaptasyon sorunu,
  • istikrarsızlık,
  • düşük bağlılık algısı

oluşturabilir.

Önemli olan sık iş değiştirmek değil, doğru zamanda doğru değişimi yapabilmektir.

İyi Şirketler Çalışanı Tutmaya Çalışır

Başarılı kurumlar bilir ki; en pahalı yatırım makine değildir. En değerli sermaye insandır.

Bu nedenle güçlü şirketler;

  • rekabetçi ücret sunar,
  • eğitim yatırımı yapar,
  • kariyer planı oluşturur,
  • performansı ödüllendirir,
  • çalışanını dinler,
  • kurumsal kültürü güçlendirir.

Çalışanını elde tutabilen şirketler uzun vadede rakiplerine göre çok daha sürdürülebilir büyüme sağlar.

Sonuç

İş hayatında ne körü körüne sadakat ne de fırsatçılık doğru yaklaşımdır. Doğru olan; karşılıklı güvene, adil ücretlendirmeye, gelişim fırsatlarına ve profesyonelliğe dayalı bir çalışma ilişkisidir. Çalıştığınız kuruma elbette emeğinizin karşılığı olarak en iyi katkıyı sunun.

Ancak kariyerinizi tek bir şirkete emanet etmeyin. Çünkü bir gün şirketiniz değişebilir. Yönetiminiz değişebilir. Sektörünüz değişebilir. Hatta mesleğiniz bile değişebilir.

Değişmemesi gereken tek şey ise kendinize yaptığınız yatırımdır.

Unutmayın: En güvenli kariyer, tek bir şirkete bağlı olan değil; her koşulda değer üretebilen insanın kariyeridir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.