Connect with us

EKONOMİ

Seçim öncesi ve sonrasında ekonomi: Batı’dan bir analiz

‘Son yıllarda pervasızca ihya olan sermaye çevrelerine dönük etkili, uzun dönemli devrimci, sınıfsal bir programın tasarlanması sosyalistlere aittir.’

Yayınlanma:

|

İktisat tarihçisi Adam Tooze Chartbook başlığı altında, dünya ekonomisinin ve belli ülkelerin güncel sorunları üzerinde odaklanan bültenler yayımlıyor. 215 sayılı bülten Türkiye’de Erdoğan döneminin iktisat politikalarına ayrılmış.1

Chartbook 215, şu gözlemlerle başlıyor: “Erdoğan’ın sicilinde ‘şapkadan çıkarılan çok sayıda tavşan’ var. Bugünkü açmazına son verecek hokkabazlık numaraları ise tükenmiş görünüyor.”

Bülten’in sonraki kesimleri, Türkiye’yi Mayıs 2023’teki ekonomik açmaza sürükleyen politikaları, makro-ekonomik sonuçlarını inceliyor; politika seçeneklerini tartışıyor.

Batı’dan gelen bu ilginç Türkiye analizini okurlarımla paylaşmak istedim.

Türkiye’de enflasyon

Adam Tooze’a göre “Türkiye’nin bugünkü politik iktisadını belirleyen etken enflasyondur”. Bu teşhis sonrasında bildiklerimiz tekrarlanıyor: Enflasyon, Eylül 2021’den itibaren hızlanmış; endeks iki misli artmıştır. Kasım 2022 sonrasında tartışmalı resmî verilere göre yüzde 40-50’lik bir tempoya yerleşmiştir. Daha fazla yavaşlaması şimdilik beklenemez.

Tooze’a göre Türkiye enflasyonunun nedeni Erdoğan’ın politikasıdır: “Düşük faizlerle beslenen özel kredilerde ölçüsüz genişleme…”  İsveçli iktisatçı Knut Wicksell’in geliştirdiği “denge oranının altındaki faizlerin sürüklediği kredi genişlemesinden kaynaklanan bir enflasyon türü”, Erdoğan’ın düşük faiz tutkusu sonunda Türkiye’de yaşanmaktadır.

Buna karşılık Türkiye’de malî disiplin geçerlidir. “Sıkı maliye politikalarını” mümkün kılan belirleyici bir etken, AKP döneminde bütçeye aktarılan astronomik özelleştirme gelirleridir. Tooze 2002 sonrasında kamu açığı/millî gelir oranındaki çarpıcı düşmeyi belirliyor ama bu etkeni gözlemiyor.

Enflasyonun hızlandığı 2020 sonrasında dahi merkezî bütçenin birincil fazla vermesi, bugünkü istikrarsızlığın maliye politikalarından kaynaklanmadığını gösteriyor. Covid 19 döneminde “yükselen ekonomilerde” bütçe harcamaları karşılaştırılıyor ve benzer bir tespite yol açıyor: Salgını telafi etmeyi hedefleyen sosyal harcamalarda Türkiye en sonlarda; bütçeden şirketlere kredi aktarımları, teşvikler vb’de ise ön saflarda yer almaktadır.

Reel faiz, mevduat ve kredi hacmi verilerini de izledikten sonra Adam Tooze açıklıyor: “Türkiye çok cömert kredi destekleri ile çok sıkı maliye politikalarını birleştiren; bu bakımdan gerçek popülizmden ayrılan istisnaî bir örnektir.” 

Fazlası da var: Türkiye döviz fiyatlarını da denetlemeyi hedefleyen çok sayıda, karmaşık “makro ihtiyatî” (daha doğrusu “bürokratik”) önlemi de uygulamaktadır. Tooze, TCMB’den derlenen “Nisan 2021 sonrasında seçilmiş parasal önlemler” tablosunu, ayrıca Bloomberg’in bu doğrultudaki bazı tespitlerini aktarıyor.

Tooze’un ulaştığı bilgiler birkaç değişkeni denetlemeye kalkışan bürokratik müdahaleleri eksik yansıtıyor. Son Türkçe kaynaklara, örneğin Murat Kubilay’ın 18 Mayıs tarihli tweet’lerine ve Hayri Kozanoğlu’nun 22 Mayıs’ta Birgün’de yayımlanan “Üç Perdeli Trajedi” yazısına ulaşabilseydi, Türkiye’de yaşananların “istisnaî bir politika” modeli olmaktan çoktan çıktığını, kargaşaya dönüştüğünü fark edecekti.

Bölüşüm uzantıları

Adam Tooze politik iktisat geleneğini izlemektedir. Dolayısıyla ölçüsüz parasal genişleme ile kamu maliyesinde insafsız kemer sıkma politikalarının bölüşüm sonuçlarına bakması beklenir.

Batı dillerindeki kaynakların ve resmî istatistiklerin imkân verdiği ölçüde bunu yapıyor. Ölçüsüz kredi pompalaması kaçınılmaz olarak servet öğelerine yansıyacaktır. Tooze, 2018-2021 arasında TÜFE ile ölçülürse reel konut fiyatlarının yüzde 30 civarında tırmandığını aktarmakla yetiniyor.

Tooze, TÜİK, Tepav ve Türk-İş verilerini kullanarak ücretlilerin göreli, mutlak kayıplarını, yoksulluk göstergelerini aktarıyor.  Bu bilgilerden ve anketlerden hareketle, “Erdoğan’ın enflasyonu, onun sonunu da getirecektir” öngörüsünü yapıyor. “Onu iktidara getiren otoriter pazarlığı çiğnedi” görüşündedir.  Bu tespiti 28 Mayıs sonrasında tartışılabilir. Acemoğlu’ndan etkilenmediğini umarım.

Tooze’un “gerçek popülizmden ayrılan özgün bir model” olarak algıladığı “gevşek para, sıkı maliye politikaları”, aslında son yedi yıla odaklanan sınıfsal bir gaddarlıktır. Aşamalarını, anatomisini, nicel dökümünü çözümlemek bizlere düşmektedir.

Politika seçenekleri

Adam Tooze, 28 Mayıs sonrasındaki politika seçenekleri ile de ilgilenmektedir. Kritik açmaz dış finansman sorunları ile ilgilidir.

2022’den itibaren döviz fiyatları enflasyonun gerisinde seyretmiş, TL reel olarak değerlenmiştir. Yukarıda değindiğim müdahalelerin katkı yaptığı söylenebilir.  Sonuç, 12 aylık dış ticaret açığının 100 milyar dolara tırmanmasıdır.

Bu bilgilere iki eklenti yapılabilir: Cari işlem açığı Ocak-Mart 2023’te bir yıl öncesine göre üçte bir oranında artmıştır ve bu ivme devam ederse 2023 sonunda açığın 65 milyar dolara ulaşması beklenir. 12 ay içinde ödenmesi gereken dış borç yükümlülükleri de 103 milyardır. Sürdürülebilirliği   hesaplanmalıdır.

Erdoğan’ın iktidara gelmesi halinde olası politikaları Adam Tooze bugünkü ortamdan türetmeye çalışıyor: “Erdoğan’ın aleti haline gelmiş olan Merkez Bankası dış açıkların finansmanı için çeşitli iğreti çözümlere başvurmuştur. 2023 baharında rezervler kritik düzeylere düşmüştür. Döviz piyasalarında TL göçmekte, altın talebi tırmanmaktadır. Belli bir noktada dış finansman aniden duracak, Türkiye dış borçlarını döndüremez hale gelecektir. Muhakkak, ama ne zaman?”

Saray’ın IMF’ye başvuracak esnekliği göstermesi beklenir.  Ne kadar “hüsn-ü kabul göreceği” ise belirsizdir.

Tooze, muhalefet kazanırsa Mutabakat Metni’ndeki ekonomik programın uygulanacağını ve olumlu sonuçlar vereceğini öngörüyor: “Türkiye hızlı enflasyonlarla yaşamaya alışkın Arjantin değildir. Toplumun kalabalık bölümleri acı çekmektedir. Düşük faizli özel kredilerden kaynaklanan bir enflasyon, sıkı bir para politikası ile önlenebilir.  Deprem yıkımının gerektirdiği yeniden inşa maliyeti tahminen 100 milyar doları aşacaktır. Özel kredilerle yapılamaz.” 

Bu tespitlerden hareketle Tooze, yeni iktidar için bir devalüasyonla bütünleşecek “sıkı para ve gevşek maliye politikası” bileşkesini öneriyor. Saray iktidarının son beş yılda izlediği politikaların tam zıddı…

Bir benzerini bu köşede ben de önermiştim“Olası bir Millet İttifakı iktidarı için en güvenli seçenek reel döviz kuru hedeflemesi olabilir. AKP’nin getirdiği KKM düzenlemesi araçlardan biri olarak korunmalıdır. Faizler bankalar-arası rekabete bırakılmalı; yükselmesi göze alınmalıdır. Depremin yarattığı zorunluluk ve emekçilerin yaygın yoksullaşması ise gevşek maliye politikalarını gerektiriyor” (soL Haber, 28 Nisan 2023).

İktidar değişikliği gerçekleşirse dış finansman sorunları konusunda Tooze iyimserdir:

“Erdoğan’ın faiz lobisi suçlamaları adeta doğrulanacaktır; Batı’nın Citi Group ve Vanguard gibi  fon yöneticileri milyarlarca doların Türk tahvillerine geri geleceğini  vaat ediyorlar.”   

Sözü edilen “milyarlarca dolar”, aslında, 2018’den sonra borsadan çıkan sıcak paranın iktidar değişikliği ile Türkiye’ye döneceği tahminidir. Batı’nın en büyük fon yöneticisi Blackrock’un Türkiye’ye ilişkin bu iyimserliği paylaşmadığını aynı yazıda aktarmıştım ve en azından yerel seçimlere kadar “Millet İttifakı iktidarının istikrar politikalarına geçişte temkinli olmasını” tavsiye etmiştim. Kur Korumalı Mevduata bağlanmış 110 milyar dolarlık akışkan fonların tümüyle döviz piyasalarına yönelmesi, ekonomiyi krize sürükleyebilir.

Adam Tooze  neoliberal reçetelerle barışık değildir. Referans verdiği “mutabakat metni”nin içeriğine bu açıdan değinmiyor.  Türkiye’nin orta ve uzun vadeli yapısal sorunlarının çözümüyle ilgilenmesi beklenemez.

Bu konuda 28 Nisan tarihli yazıdan bir aktarma ile yetineceğim: “Daha ötesi Saray’ın kalıcı yenilgisi sonrasındadır.  Son yıllarda pervasızca ihya olan sermaye çevrelerine dönük etkili, yüksek oranlı bir servet vergisi ile başlayan, sermaye hareketlerinin kapsamlı denetimini içeren, uzun dönemli devrimci, sınıfsal bir programın tasarlanması sosyalistlere aittir.”

  • 1.Adam Tooze, Chartbook 215, Erdogan’s Inflation: A Swedish Interpretation, 21.V.2023

Prof. Dr. Korkut BORATAV – sol.org.tr

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

CHP’li Gürer: ‘Nüfusun yarısının kredi borcu var’

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, batık kredilere ve yurttaşların banka borçlarına dikkat çekti.

Yayınlanma:

|

Yazan:

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, CHP Grubu tarafından yayınlanan haftalık ekonomi notunda belirtilen batık kredi ve vatandaşların borçlarına ait verileri değerlendirdi.

BATIK KREDİLER ARTTI

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Bankaların vadesinde tahsil edemediği için icra takibine aldığı batık krediler 1,5 milyar lira daha artarak 17 Mayıs itibariyle 208,3 milyar liraya kadar yükseldiğini söyledi. Gürer, “Varlık yönetim şirketlerinin kontrolünde ise 41 milyar liralık batık tüketici kredisi alacağı bulunuyor. Bankaların tahsil edemediği kredilerin toplamının 208,3 milyar liraya yükselmesi, ekonomideki sorunların yansımasının bir göstergesidir. Bu, borçlarını ödeyemeyen kişi ve işletme sayısının artması ve esnafın, vatandaşın ekonomik anlamda yaşadığı zorluklardandır” dedi.

BİREYSEL KREDİ BORCU ARTIYOR

CHP’li  Ömer Fethi Gürer, tüketicilerin bankalara olan borçları 2024 yılı başından bu yana 383 milyar lira (yüzde 14,1 oranında) arttığının verilere yansıdığını ifade etti. Gürer , “Enflasyon oranının yüksek seyretmesi tüketicilerin günlük harcamalarını karşılayabilmek için borçlanmaya yönelmesine neden olmaktadır. Aynı şekilde, gelir artışının enflasyon karşısında yetersiz kalması da borçlanmayı artırmaktadır. Borcu olmayan vatandaş, esnaf, çiftçi sayısı çok az kaldı. Vatandaş borçlanarak hayatını idame ettirmeye çalışıyor.” şeklinde konuştu.

İCRA TAKİBİNE ALINAN BORÇLAR DA ARTTI

Bankalar ve finans kuruluşlarının tüketicilerden zamanında tahsil edilemediği için icra takibine aldıkları bireysel kredi ve kredi kartı alacaklarının ise 10-17 Mayıs haftasında 1,5 milyar lira daha artarak 63,7 milyar liraya ulaştığını belirten Ömer Fethi Gürer, “Vatandaşların yaşadığı ekonomik zorluklar, sosyal sorunlara yol açmaktadır. Özellikle düşük gelirli kesimler, bu tür borç yüklerinden daha fazla etkilenmekte olup bu durum toplumsal anlamda huzursuzluğa yol açmaktadır.” diye konuştu

GÜRER, “ÜLKEMİZİN NEREDEYSE YARISININ KREDİ BORCU VAR”

Bankalar ve finans kuruluşlarına bireysel kredi borcu bulunan vatandaş sayısının son bir yılda 1 milyon 795 bin kişi artarak Mart 2024 sonu itibariyle 40 milyon 331 bin kişiye çıktığını ve aynı dönemde kredi kartı borcu bulunan vatandaş sayısının ise 2 milyon 650 bin kişilik artışla 37 milyon 190 bin kişiye ulaştığını, ayrıca bankalara kredili mevduat borcu bulunanların sayısı da 1 milyon 218 bin kişilik artışla 29 milyon 84 bin kişi olduğunu belirten CHP milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Ülkemizin neredeyse yarı nüfusu kadar vatandaşın kredi borcu bulunuyor. Bu durumun sürdürülebilirliği söz konusu değil. Vatandaş bankalara borçlanıyor, sonrasında borcunu yüksek faiz oranı ile yapılandırıyor. Daha sonra yükselen borcunu ödeyemiyor ve icralık oluyor. Esnaf ve çiftçinin borçlarının değişken faiz oranları gerekçe gösterilerek artırılması ilerleyen süreçte sorunların artmasına neden olacak. Hiç hesapta olmayan bir borç yükü altına giren çiftçi ve esnaflarımız, mevcut durumda zaten günü kurtarma derdine düşmüşken bir de artan kredi faiz oranları üzerinden borçlarını ödeyememe riski ile karşı karşıya kalmışlardır” dedi.

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Prof. Dr. KOZANOĞLU: CARRY TRADE NEDİR?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Son zamanlarda sade yurttaşın anlamakta güçlük çektiği “carry trade”, “swap limitlerinin genişletilmesi”, “TL’de uzun pozisyona geçilmesi” gibi bir takım teknik finansal tabirler üzerinden ekonomik analizler yapılıyor. Zamanında Süleyman Demirel’in diline pelesenk ettiği, “mamur ve müreffeh Türkiye” hayali benzeri; gerçekleşmese bile en azından üretimin artmasına, istihdamın genişlemesi, halkın yaşam standartlarının yükselmesine yönelik bir gelecek vaadi telaffuz dahi edilmiyor.

Elbette yaşamı sırf bu finansal araçlar üzerinden kurgulamayı doğru ve yeterli bulmuyoruz. Ancak madem tartışmalar bu eksende dönüyor; ekonomiyi yönetenlerin asıl amacı nedir, sistemin işleyiş mekanizmaları nelerdir, sıkça kullanılan bu teknik jargon ne anlama geliyor gibi soruların cevaplarını, en azından meraklılarının öğrenmesine katkıda bulunmayı arzuluyoruz. Sonunda da, Mehmet Şimşek hedeflerine ulaşsa bile, bu süreçte kimlerin kazanacağını, kimlerin kaybedeceğini analiz etmekte yarar görüyoruz.

ŞİMŞEK’İN SENARYOSU

Öncelikle, görevi bir yıl önce devraldığından beri Mehmet Şimşek’in temel amacı döviz girişlerini teşvik etmek, böylelikle kur geçişkenliği yoluyla enflasyonun beslenmesini engellemek, bu hedefe ulaşmak için de faizleri ve finansal getirileri “sıcak parayı” tatmin edecek bir düzeye getirmek. Böylece hem döviz kuru kanalıyla, hem de yüksek faizin mal ve hizmet talebini düşürmesi yoluyla enflasyonun düşüş eğilimine girmesi amaçlanıyor. Temmuz ve ağustos aylarında 2013’ün yüzde 10’a yaklaşan enflasyon rakamlarının aradan çıkmasıyla da, yıllık enflasyon göreceli düşük bir düzeye gelecek, bu sayede yüksek fiyat artışı beklentilerinin de kırılması umuluyor.

CARRY TRADE NEDİR?

Şimdi gelelim anahtar kavramlara: “carry trade”, düşük faizli bir para cinsinden, örneğin Japon yeni, Amerikan doları borçlanıp, yüksek faizli para birimine, örneğin TL veya Arjantin pezosuna geçerek yüksek getiri kazanmak anlamı taşıyor. Ancak son tahlilde reel getiri yen veya dolar cinsinden hesaplanacağı için bu süreçte yerel paranın iki ülkenin, örneğin Türkiye ve Amerika’nın faiz farkından daha az değer kaybetmesi gerekiyor. Geçtiğimiz yıllarda tanık olduğumuz üzere, bu durumun güvencesi sağlanamazsa yabancılar ülkenize rağbet etmez. Şimşek’in diline doladığı, Merkez Bankası (TCMB)  faiz metinlerinde de sektirmeden yer alan “Türk lirasında reel değerlenme” ifadesi işte burada kilit önem taşıyor. Reel değerlendirme ile TL’deki değer kaybının enflasyonun altında kalması kastediliyor. Yabancı bizim gibi et, süt, benzin fiyatı ile doğrudan etkilenmediği için, tüketici enflasyonu aslında onun için bir geçiş aracı.

Bu gerçeği politika faizinin öngörülen enflasyonun üzerinde tutulması söylemi ile birleştirince amaç gerçekleşmiş, yüksek getiri garantilenmiş oluyor. Özellikle 31 Mart yerel seçimleri öncesi döviz talebinin artmasıyla, TCMB politika faizinin yüzde 50’ye yükseltilmesi ve seçim sonrası Şimşek politikalarının devam edeceği güvencesinin verilmesiyle, “carry trade” eğilimi arttı, geçmişten aşina olduğumuz bu kavram bir kez daha yaşamımıza girdi.

SWAP NEDEN RİSKLİ?

Dövizin ülkeye girişinin çeşitli yolları var. Devlet iç borçlanma senetlerine (DİBS) ve hisse senetlerine talep yaratmak için, dövizinizi bozdurup, TL’ye geçmek zorundasınız. Aynı rotayı yerliler de izleyerek, döviz mevduatlarını veya yastık altındaki paralarını bozdurup döviz arzını artırabilirler. Diğer bir yöntem de meşhur swap enstrümanının devreye sokulması. Bunu ticari bankalar zaten TCMB ile yapıyorlar. Yani döviz fazlalarını verip TL alıyorlar. Çünkü bilançolarındaki döviz yükümlülükleri, döviz varlıklarından daha yüksek. Bireylere döviz ile borçlanma yolunun kapatılması, dövizde açık pozisyon vermelerinin başlıca nedenleri arasında. Aynı yöntemle yabancılar da dövizlerini satıp TL’ye geçebilir, yani bizim parada uzun pozisyon alabilirler. Sonra da bu TL’lerini bankalarla değiş tokuş edip karşılığında bankaların elindeki sözünü ettiğimiz fazla dövizlere park edebilirler. Ancak swapın 1 ay, 3 ay, 6 ay gibi önceden belirlenmiş vadeleri dolduğunda TL’lerini faiziyle geri alırlar. Sonra başlangıçtaki para birimlerine dönmek için TL’yi satıp, yani kısa pozisyona geçip, döviz almaları gerekir. Giriş sırasında döviz arzı yaratıp kuru aşağı çekme eğilimine katkıda bulunurlarken, çıkış sırasında döviz talebini artırıp kuru sıçratabilirler. Nitekim bu korkuyla 2019 sonundan başlayarak yurtdışı swap limitleri daraltıldı. Ancak düşük TL faizi nedeniyle zaten pek isteklisi de yoktu. Seçim sonrası cazip faiz ortamında yabancıların ağzının suyu akmaya başladı, bankaların özsermayelerine oranlanan swap limitleri neredeyse doldu.

DÖVİZ BORÇLANMA

TL’nin reel değerleneceği güvencesi, yerli aktörleri de döviz borçlanıp TL’ye geçmeye teşvik etti. Böylelikle kredilerin yüksek faizlerinden kurtulmak mümkün olacaktı. Bankalar da, TCMB artık swap yoluyla brüt döviz rezervlerini arttırıp, bunun karşılığında piyasayı likiditeye boğmaya niyetli olmadığı için, ellerindeki dövizi şirketler kesimine plase etmeye oldukça istekliydiler. Döviz borçlanma yabancı para cinsi geliri bulunan firmalarla sınırlandığı için, bu olanak  ihracatçı firmaların yatay seyreden kurlardan şikayetini hafifletiyor.

Aslında Türkiye benzer bir süreci AKP’nin ilk 11 yılında 2013’e kadar yaşamıştı. Dünyada faizlerin düşük, likiditenin bol olmasının da etkisiyle yoğun döviz girişleri gerçekleşmişti. O dönemde TL reel anlamda değer kazandı, faizlerin de göreceli düşük tutulması sayesinde iç talep canlı seyretti. Aynı yıllarda en büyük özelleştirmeler yapılıp, kamu malları haraç mezat satılırken, borsa ve DİBS’lere de büyük rağbet oldu. Tarihin en hızlı dış borç artışı da bu dönemde gözlendi. Rekor cari açıklar verilirken, adeta sanayisizleşmeye davetiye çıkarıldı, özellikle ara mallarda dışa bağımlılık arttı. Ekonomi ekibi işte böyle benzer bir döneme daha kapı aralıyor. Zaten bu “ikinci baharı” Citybank yeniden doğuş anlamına gelen Rönesans diye niteledi.

Firmalardaki, 2018 Rahip Brunson krizi sonrası şiddetlenen döviz borcundan kaçınma refleksi bugün terse dönmüş durumda. Şimdi özel sektör dövizde açık pozisyona geçme, kamu ise TCMB aracılığıyla dövize yönelme eğiliminde. TL gerçekten reel anlamda değerlenirse, bu süreçten tüm döviz borçluları karlı çıkacak, döviz varlığı bulunanlar ise zararla karşılaşacaklar. Bu nedenle hem firmaların döviz mevduatında, hem de KKM hesaplarında yavaş da olsa bir çözülme söz konusu. Doğaldır ki, geçmişte defalarca tanık olduğumuz gibi Şimşek’in kurgusunda bir aksama meydana gelirse veya yetkileri daraltılırsa tekrar dövize yoğun bir rağbet yaşanabilir, ekonomi yeni bir türbülansla burun buruna gelebilir.

FATURA KİME ÇIKACAK?

İşler öngörüldüğü gibi giderse de, bu süreçten zararlı çıkacaklar az değil. Çünkü bu tasarım yüksek faize dayandığı için, kredi kartı ve ihtiyaç kredisi borcu bulunan bireyler ve TL kredi borçlusu küçük ve orta işletmeler büyük bir faiz maliyetine katlanacaklar. Kamu bütçesindeki faiz harcamaları da öngörülenin üzerine çıkacak, bunun bedelini artan vergiler ve tırpanlanan hizmetlerle tüm halk ödeyecek. Belki de asıl önemlisi, yabancılara bu “hikaye” temmuz’da asgari ücretin artırılmayacağı, emekli maaşlarında kayda değer bir iyileştirme yapılmayacağı güvencesiyle pazarlanıyor. Yani “carry trade” istim aldı müjdesi, yabancıların borsaya giriş coşkusu, emeğiyle geçinen sade yurttaş için fazla bir anlam ifade etmiyor. Benzer şekilde, Şimşek’in senaryosunda bir aksama olmaması da, geniş kitlelerin yüzünün güleceği anlamına gelmiyor!

BİRGÜN

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Ortak kredi dönemi başlıyor

Kredi faizlerindeki artışın ardından ortak kredi modeli çözümü bankalar tarafından hayata geçiriliyor. 2ile 5 kişi bir araya gelip ortak Konut Kredisi çekebilecek…

Yayınlanma:

|

Yazan:

Son dönemde alınan ekonomik kararların ardından kredi faizlerinde ciddi artış görülürken, özellikle konut kredisi çekmek vatandaşlar için maddi şartları son derece zorlayan bir hale büründü. Öte yandan Ziraat Bankası, konut sahibi olmak isteyen vatandaşlar için ortak kredi modeli uygulamasını hayata geçirdi. Ortak Kredi uygulamasıyla en az 2, en fazla 5 kişi bir araya gelerek konut kredisi çekebilecek.

Düzenli geliri bulunan en az iki, en fazla beş kişinin bir araya gelerek belirtilen amaç ve nitelikteki konut alımları kredilendirilebilecektir.
Konutu ortaklaşa satın alacak kişilere talep etmeleri halinde ayrı ayrı kredi kullandırılabilecektir. Ortak konut kredileri, KKDF ve BSMV’den muaf olarak kullandırılacaktır. Tapunun müşterek olarak tescil edileceği tüm taleplerde Ortak Konut Kredisi ürünü kullandırılacaktı.

Konutu ortak olarak alacak ve tapusu üzerlerine tescil edilecek kişilerin tümünün gelirleri birleştirilerek kredi limiti tespit edilebilecektir.
Konutu ortaklaşa alacak olan kişilerin her birine ayrı ayrı kredi kullandırılması durumunda her bir kişiye sahip olduğu/olmak istediği pay dikkate alınmak suretiyle, kredi limiti tespit edilebilecektir.

Ortak Konut Kredisi Özellikleri Nelerdir?

Düzenli geliri bulunan en az 2, en fazla 5 kişinin bir araya gelerek konut alımları kredilendirilebilmektedir.
Ortaklardan biri, birkaçı ya da tümüne kullandırılabilmektedir.
Kredi tutarı, satın alınacak konutun SPK lisanslı ekspertiz firmalarınca düzenlenen ekspertiz raporundaki değeri üzerinden, BDDK tarafından belirlenen azami kredi tutarlarına/oranlarına göre belirlenmektedir.
Krediye konu gayrimenkul üzerine ipotek tesis edilir. Banka Şubelerince gerekli görülmesi hâlinde ek teminat istenebilir.
Ziraat Bankası, bireysel kredi kullanan müşterilerine hayat, konut ve zorunlu deprem sigortası ürünlerini sunacak.

Ortak kredi modeliyle konut sahibi olmak isteyen vatandaşların aylık taksit ödemelerinin hafiflemesi bekleniyor.

Okumaya devam et

KATEGORİ

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

ALTIN – DÖVİZ

Altın Fiyatları

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.