Connect with us

BANKA HABERLERİ

SPK Dijitalleşiyor: Süreçler Yeniden Yazıldı

SPK’nın Yeni Çalışma Yönetmeliği: Düzenleyici Kurumun “Motoru” Baştan Yazılıyor

Yayınlanma:

|

19 Kasım 2025 tarihli Resmî Gazete’de (Sayı: 33082) yayımlanan “Sermaye Piyasası Kurulu Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik”, SPK’nın piyasayı değil, bizzat kendi iç işleyişini baştan sona yeniden tanımlıyor.

Yeni düzenleme; SPK’nın evrak süreçlerinden raporlama mimarisine, meslek personelinin yetki ve sorumluluklarından yerinde denetim esaslarına kadar pek çok başlığı güncelliyor. Kısacası, bu yönetmelik “yatırımcıyı nasıl koruyacağız?”dan ziyade “SPK içeride nasıl çalışacak?” sorusuna cevap veriyor. Ama bunun, piyasanın tamamı açısından dolaylı ama güçlü sonuçları var.

1. Ne Değişti? Yönetmeliğin Çerçevesi

Yönetmelik, amacını açık koyuyor: SPK’nın işleyişi, görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usul ve esaslarını belirlemek.

Ancak önemli bir istisna içeriyor:

  • Kurul Karar Organı toplantıları bu yönetmeliğin kapsamı dışında.

Yani:

  • Kurulun nasıl toplanacağı, gündem, oylama usulleri gibi başlıklar başka düzenlemelere ve 6362 sayılı Kanun’a dayanıyor,

  • Bu yönetmelik ise Kurul kararının arka planında çalışan tüm mekanizmayı – evrak, rapor, personel, denetim, iç işleyiş – yeniden tanımlıyor.

SPK’nın, aynı gün yayımlanan teşkilat düzenlemesiyle birlikte düşündüğümüzde, kurumsal mimarisinin hem “iskeleti” (teşkilat) hem “kasları” (çalışma usulü) güncellenmiş durumda.

2. EBYS ve E-Başvuru ile Tam Dijitalleşme: Kağıt Dosya Devri Bitiyor

Yönetmeliğin ilk dikkati çeken boyutu, evrak ve haberleşme süreçlerinin dijital sistemler üzerinden yürütülmesinin artık istisna değil, kural hâline getirilmesi.

  • Kurula gelen ve Kuruldan giden her türlü evrakın kaydı ve izlenmesi esas olarak EBYS üzerinden yapılacak.

  • Elektronik ortamda kaydın mümkün olmadığı çok sınırlı hâllerde fiziki defter devreye girecek.

Daha da kritiği:

  • MERSİS kapsamındaki ihraççılar, sermaye piyasası kurumları ve Kanun kapsamındaki diğer başvuru sahipleri için “esas başvuru yolu” E-Başvuru Sistemi.

  • Mahkeme yazıları, savcılık talepleri, ihbar/şikâyet ve dilekçe hakkı kapsamına giren başvurular gibi sınırlı istisnalar dışında, SPK’ya başvuran piyasa oyuncuları artık dijital kapıdan girmek zorunda.

Bu ne anlama geliyor?

  1. Başvurular standardize oluyor.
    Her kurumun farklı formatlarda yazdığı dilekçe ve eklerle ilerleyen süreç yerine, önceden tanımlı şablonlar, alanlar ve doküman listeleri üzerinden yürüyen bir başvuru mimarisi geliyor.

  2. Süreç izlenebilirliği artıyor.
    EBYS ve E-Başvuru üzerinden yürüyen süreçte, hem SPK içi hem başvuru sahibi açısından, dosyanın hangi aşamada olduğu daha net takip edilebilir hâle geliyor.

  3. İç denetim ve hesap verebilirlik güçleniyor.
    Fiziki dosyadan elektronik iz kayıtlarına geçiş, SPK’nın kendi iç denetimi ve olası yargısal incelemelerde dosya bütünlüğünün korunmasını kolaylaştırıyor.

Piyasa oyuncuları için mesaj net:
“SPK’ya kâğıt dosya gönderdiğiniz dönem kapanıyor; süreçlerinizi E-Başvuru uyumlu hâle getirmek zorundasınız.”

3. Rapor Rejimi Yeniden Kurgulanıyor: İnceleme, Denetim, Soruşturma Ayrışıyor

Yönetmelik, SPK meslek personeli tarafından hazırlanacak raporları net kategorilere ayırıyor. Bu ayrım, hem içeride iş akışını disipline ediyor hem de dışarıdan bakıldığında hangi raporun ne anlama geldiğini daha öngörülebilir kılıyor.

3.1. Beş temel rapor türü

  1. İnceleme raporları

    • Kurula yapılan başvuruların incelenip sonuçlarının gösterildiği,

    • Gözetim faaliyetleri, basın/medya taraması veya Kurula tevdi edilen bilgiler üzerinden yapılan değerlendirmelerin yer aldığı,

    • Kurul kararı veya dairelerce sonuçlandırılan işlemler için dayanak teşkil eden raporlar.

  2. Denetim raporları

    • Defter, kayıt, belge, maddi olay ve gözlemlere dayanan,

    • Mevzuata aykırı işlem ve eylemleri, sorumluları ve delilleriyle birlikte ortaya koyan raporlar.
      Bu raporlar, idari yaptırım ve ceza süreçlerinin ana referansı konumunda.

  3. Araştırma raporları ve sermaye piyasası raporları

    • Mevzuattaki aksaklık ve eksiklikler, yeni düzenleme önerileri, bilimsel/mali/ekonomik analizler,

    • Günlük, haftalık, aylık sermaye piyasası verileri ve analizlerine dayanan raporlar.

  4. Soruşturma raporları

    • SPK hizmet birimleri ve personeli hakkında yapılan inceleme ve disiplin soruşturması sonuçlarını içeriyor,

    • 4483 sayılı Kanun kapsamındaki ön inceleme raporları da bu grupta.

  5. İç denetim ve Kurul içi raporlar

    • Özellikle kişisel verilerin korunması, bilgi güvenliği ve siber güvenlik alanındaki iç denetim faaliyetlerini kapsıyor.

3.2. Rapor dili ve biçimi: “Muğlak telkin” devri bitiyor

Yönetmelik, raporların biçimini ve dilini de ayrıntılı şekilde tanımlıyor:

  • Raporlar, başlık – metin – sonuç yapısıyla yazılacak.

  • Dil; sade, resmî, açık ve objektif olacak; ima, yönlendirme ve kişiyi/kurumu rencide edici sıfatlardan kaçınılacak.

  • Maddi veya hukuki dayanağı olmayan soyut değerlendirmelere yer verilmeyecek.

  • Kurul Karar Organı’nın karar vermesini güçleştirecek muğlak ifade ve telkinler yasaklanıyor.

Bu nokta, özellikle yargı denetimine giden SPK kararlarının savunulabilirliği açısından kritik.
Artık “rapor böyle yazmıştı” demek yeterli olmayacak; raporun arkasında somut, tutarlı ve açık bir gerekçelendirme aranacak.

4. Öneri Yazıları ve Kurul Kararı: Farklı Görüşler Masaya Yazılı Geliyor

Rapor sonrası süreçte, dosyalar bir “öneri yazısı” ile Başkanlığa sunulacak. Burada önemli bir yenilik var:

  • Daire başkanlığı veya ilgili Kurul başkan yardımcısı, raporda ulaşılan sonuca katılmıyorsa,

    • Hem meslek personelinin rapordaki görüşü hem de dairenin farklı görüşü aynı öneri yazısında yer alacak.

Bu, üç açıdan önemli:

  1. Kurul, tek ağızdan filtrelenmiş bir kanaatle değil, farklı bakış açılarıyla dosyaya bakma imkânı buluyor.

  2. Meslek personelinin teknik değerlendirmesi, bürokratik süzgeçte kaybolmadan Kurulun önüne geliyor.

  3. Karar sonrası oluşabilecek iç tartışmalarda, “kim ne demişti?” sorusunun cevabı yazılı kayda bağlanmış oluyor.

Ayrıca, başvurunun veya incelemenin konusunun KAP veya başka mecralar üzerinden kamuya açıklandığı tespit edilmişse, bu durum öneri yazısında mutlaka belirtiliyor. Kurul aksi yönde bir karar almadıkça da incelemenin sonucu Bülten’de yayımlanıyor.

Bu, piyasa tarafı için şu anlama geliyor:
Kamuya mal olmuş bir konuda SPK incelemesi varsa, sonucunun da kamuya yansıması artık kural.

5. Meslek Personelinin Yetki, Görev ve Sorumlulukları Netleşiyor

Yönetmelik, SPK meslek personelini geniş bir çerçevede tanımlıyor:
Başkan yardımcıları, daire başkanları, uzman ve başuzmanlar, hukukçular ve bilişim uzmanları dahil; önceki dönemde meslek personeli unvanını almış başkanlık danışmanları ve müdürler de bu kapsama dahil ediliyor.

5.1. Görev alanı

Meslek personelinin görevleri arasında:

  • Kanun ve sermaye piyasası mevzuatını uygulamak ve denetlemek,

  • SPK’ya tabi kuruluşların mali yapılarını analiz etmek,

  • Kurul kararlarına dayanak raporları hazırlamak,

  • Mevzuat taslakları ve düzenleme önerilerinde çalışmak,

  • Meslek içi, bilimsel ve lisansüstü çalışmalarda bulunmak,

  • Uzman yardımcılarını yetiştirmek

yer alıyor.

5.2. Denetim yetkisi: Bilgi sistemlerine erişim vurgusu

Denetimle görevlendirilen meslek personeli, ilgili kişilerden:

  • Defter, kayıt, belge,

  • Vergi kayıtları,

  • Elektronik ortamda tutulan tüm kayıtlar,

  • Bilgi sistemleri ve sair bilgi içeren araçlar

üzerinde inceleme yapmaya, erişim istemeye, örnek almaya, yazılı/sözlü bilgi talep etmeye yetkili.

Özellikle “bilgi sistemleri” ve “elektronik kayıt” vurgusu, SPK denetimlerinin IT ve veri tarafını güçlendiriyor.

Bir diğer sınırlayıcı hüküm ise şu:
Kurul personeli, Başkan tarafından görevlendirilmedikçe resen inceleme/denetim yapamıyor; bu da kişisel inisiyatifle “soruşturma” başlatılmasının önüne geçen kurumsal bir fren mekanizması.

6. Yıllık Programlar, Yerinde Denetim ve Sır Saklama

6.1. Yıllık çalışma programları ve raporlar

Meslek personelinin çalışmaları, gerek görülmesi hâlinde yıllık çalışma programlarına bağlanacak. Bu programlarda:

  • Denetim, inceleme ve araştırmaların konusu,

  • Sayısı, süresi, yeri,

  • Hangi hizmet birimi tarafından yapılacağı

ayrıntılı olarak gösterilecek.

Daha sonra bu programların gerçekleşme durumu, yıllık çalışma raporu ile değerlendirilecek ve gelecek döneme ilişkin önerilerle birlikte Başkanlığa sunulacak.

Bu yapı, SPK’nın denetim gündemini daha planlı ve öngörülebilir hâle getiriyor.

6.2. Yerinde denetim ve çalışma kültürü

Yerinde denetim ve incelemede:

  • Görevlendirmelerin en az iki meslek personeli ile yapılması esası benimseniyor,

  • Gerekirse Kurul dışından danışmanlık/bilgi/teknik destek alınabileceği düzenleniyor,

  • Meslek personelinin tavrına ilişkin; ciddi, vakarlı, soğukkanlı, tartışmadan kaçınan ve mevzuat uygulamasında öğretici/rehberlik edici bir üslup benimsenmesi şartı getiriliyor.

Bu hükümler, özellikle denetime konu olan kurumların SPK deneyimini de şekillendirecek.

6.3. Sır saklama yükümlülüğü

Yönetmeliğin son bölümlerinde, sır saklama yükümlülüğü yeniden ve geniş tanımlanıyor:

  • Başkan, üyeler ve Kurul personeli; dışarıdan destek alınan kişi ve kuruluşların çalışanları;

    • Görev sırasında öğrendikleri sırları yetkili makamlar dışında kimseye açıklayamaz,

    • Kendi veya başkasının çıkarına kullanamaz.

  • Elde edilen her türlü belge, fotokopi, elektronik veri korunmak zorunda; başkalarının eline geçmemesi için gerekli tedbirler alınacak.

  • Bu yükümlülük, görevden ayrıldıktan sonra da devam ediyor.

Finansal sırların ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin genel mevzuatla uyumlu bu hüküm, SPK’nın elindeki veri setlerinin güvenliği açısından kritik öneme sahip.

7. Piyasa Açısından Sonuç: “İç Yönetmelik” Görünümlü Stratejik Güncelleme

Kâğıt üzerinde bu yönetmelik, SPK’nın “iç çalışma usulü”nü düzenleyen teknik bir mevzuat gibi görünebilir. Ancak, hem Kurulun piyasaya bakışını hem de piyasa oyuncularının kuruma yaklaşımını etkileyecek kritik unsurlar barındırıyor:

  • Dijitalleşme zorunluluğu:
    E-Başvuru ve EBYS merkezli yapı, ihraççı ve aracı kurumları süreçlerini SPK’nın dijital altyapısıyla uyumlu hâle getirmeye zorluyor.

  • Raporlama standartlarının yükselmesi:
    İnceleme/denetim/soruşturma raporlarında objektiflik, somut dayanak, açık dil ve muğlaklıktan kaçınma ilkeleri, hem SPK kararlarının kalitesini hem de yargı denetimindeki duruşunu güçlendirecek.

  • Şeffaflık boyutu:
    KAP veya başka yollarla kamuya mal olmuş konularda, SPK incelemesinin sonucunun Bülten’de yayımlanmasının kural hâline gelmesi, reputasyon riskini yeni bir seviyeye taşıyor.

  • Denetimlerin veri ve sistem odaklılaşması:
    Bilgi sistemlerine erişim yetkisinin özel olarak vurgulanması, kurumların IT altyapısı ve kayıt düzeninin SPK gözetimi altında daha fazla gündeme geleceğini gösteriyor.

Sonuç olarak; SPK’nın yeni “Çalışma Usul ve Esasları” yönetmeliği, sermaye piyasası oyuncularına dolaylı ama net bir mesaj veriyor:

“Biz içeride kendimizi yeniden organize ediyoruz; siz de başvuru, kayıt ve uyum süreçlerinizi bu yeni kurumsal standartlara göre gözden geçirin.”

İhraççı ve aracı kurumlar için bir sonraki adım, bu yönetmeliğe uyumlu bir “SPK süreçleri kontrol listesi” çıkarmak olacak: E-Başvuru uyumu, denetim hazır bulunuşluğu, kayıt ve bilgi sistemlerinin SPK denetimine elverişliliği, KAP–SPK–Bülten üçgeninde itibar yönetimi gibi başlıklar bu listenin ilk satırlarını oluşturmalı.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem

İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi

Yayınlanma:

|

Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.

İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.

Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.

Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.

Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95

Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.

TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.

Bunun yanında;

  • Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
  • Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
  • Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
  • Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
  • Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
  • Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.

TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.

Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında

Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.

Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.

Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.

Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.

Örneğin:

Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.

Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.

5 milyar TL günlük limit önemli

Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.

300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.

Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.

TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.

İhracatçı açısından ne değişiyor?

Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.

Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:

1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.

2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.

3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.

Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.

“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?

Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.

Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.

Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.

TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.

Bankalar açısından da önemli

Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.

Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.

Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.

Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.

Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor

Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:

Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.

Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.

Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.

Bankavitrini yorumu

Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.

Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”

Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.

Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.

Ticaret Bakanlığı · TCMB

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler

Bankaların yumuşak karnı: Nakit karşılıklı krediler gerçekten yeterince denetlendi mi? Para bankada, kredi yine bankadan… Peki paranın gerçek kaynağını kim araştırıyor?

Yayınlanma:

|

25 yıl Bankacılık deneyimi, 7 yıllık Mahkemelere Bankacı Bilirkişisi olarak yüzlerce ağırlıklı Dolandırıcılık Raporları hazırlamış biri olarak Kara Para aklama yöntemlerinden biri olan Bankalardaki “Nakit Karşılıklı Kredileri” mercek altınması gerektiğini yıllardır yazdım. Bu konuyu biraz daha derinlemesine ele alalım:

Bankacılık sisteminde en risksiz kredilerden biri gibi görünen bir kredi türü vardır: nakit karşılıklı, mevduat rehni karşılığı veya nakit teminatlı krediler.

Müşterinin bankada parası vardır. Bu para mevduat, döviz hesabı, vadeli hesap veya başka bir likit finansal varlık olarak bankaya rehnedilir. Banka da bu varlığın belli bir oranına kadar müşteriye kredi açar. Klasik kredi riski açısından bakıldığında banka için son derece güvenli bir işlemdir.

Çünkü müşteri krediyi ödemezse banka elindeki nakit teminatı kullanabilir.

Tam da burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Banka kredi riskini çok iyi kontrol ederken, teminat olarak aldığı nakdin nereden geldiğini aynı derinlikte kontrol ediyor mu?

Daha önemlisi: BDDK denetimleri, banka teftiş kurulları, iç kontrol birimleri ve MASAK uyum mekanizmaları nakit karşılıklı kredileri yalnızca “kredi riski düşük işlemler” olarak mı görüyor, yoksa fonun gerçek kaynağına kadar gidiyor mu?

Çünkü uluslararası kara para aklama literatürü bize çok önemli bir şey söylüyor: Bir kredi gerçek bir banka tarafından kullandırılmış olabilir; ama kredinin arkasındaki teminatın kaynağı suç geliri ise kredi işlemi paranın geçmişini temizleyen bir perdeye dönüşebilir.

MASAK’ın kendi yayımladığı aklama yöntemleri arasında da “oto-finans borç yöntemi – loan-back” açık biçimde bulunuyor. MASAK, offshore yapılara taşınan suç gelirinin daha sonra kredi görüntüsü altında sahibine geri döndürülmesini bilinen aklama yöntemlerinden biri olarak tanımlıyor.

OECD ve FATF kaynaklarında bunun bir başka versiyonu “back-to-back loan”, yani karşılıklı/arka arkaya kredi yapıları olarak karşımıza çıkıyor. OECD’ye göre mevcut bir banka mevduatının veya başka bir nakit varlığın teminat gösterilmesiyle üçüncü taraf finans kuruluşundan alınan kredi, teminatın suç gelirinden oluşması halinde aklama mekanizmasının parçası haline gelebiliyor.

Dolayısıyla sorun kredi değil.

Sorun, krediye kaynak teşkil eden teminatın ekonomik kökenidir.

Nakit karşılıklı kredi nasıl bir “kaynak maskeleme aracına” dönüşebilir?

Basit bir örnek düşünelim:

Bir şirketin veya kişinin banka hesabında 10 milyon dolar bulunuyor. Paranın ekonomik kaynağı konusunda soru işaretleri olduğunu varsayalım. Bu kişi 10 milyon doları doğrudan başka bir ülkeye gönderdiğinde karşı taraftaki banka şu soruyu sorabilir:

“Bu 10 milyon dolar nereden geldi?”

Ticaret mi? Mal satışı mı? Şirket sermayesi mi? Gayrimenkul satışı mı? Temettü mü? Miras mı? Borç mu? Başka bir ekonomik faaliyet mi?

Ancak aynı para bir Türk bankasında teminat haline getirilip bunun karşılığında kredi kullandırıldığında müşterinin bilançosunda ve banka hareketlerinde yeni bir katman ortaya çıkar: BANKA KREDİSİ.

Yurt dışına giden fonun işlem açıklamasında veya şirket kayıtlarında artık “kredi” bulunabilir.

Karşı ülkedeki banka açısından bakıldığında da görünürde düzenli bir finansal kaynak vardır: Türkiye’de lisanslı bir banka tarafından kullandırılmış kredi.

Fakat kritik AML sorusu hâlâ cevaplanmamıştır: Kredinin kaynağı banka olabilir; peki bankanın krediyi verirken aldığı nakit teminatın kaynağı nedir? İşte finansal suçlarla mücadelede source of funds ile source of wealth ayrımı burada önem kazanıyor. Paranın son çıktığı hesap yalnızca ilk katmandır.

Gerçek bir AML incelemesi paranın ekonomik kökenine kadar gitmek zorundadır.

MASAK’ın şüpheli işlem göstergeleri aslında tehlikeyi yıllardır tarif ediyor

MASAK’ın yayımladığı şüpheli işlem göstergelerinde bu dosya açısından son derece dikkat çekici başlıklar bulunuyor.

Örneğin; yüksek meblağlı kredi veya borcun makul açıklama olmadan kısa sürede kapatılması, kredinin nerede kullanılacağı konusunda ikna edici bilgi sunulamaması, işletmenin faaliyetiyle orantısız hesap hareketleri, olağan dışı sınır ötesi para transferleri, birbirine yakın tutarlardaki paraların kısa aralıklarla ülkeye girip çıkması, yurt dışındaki hesapların kredi ilişkilerinde teminat olarak kullanılması şüpheli işlemler arasında sayılıyor.

Bu göstergeler yan yana konulduğunda aslında şu prensip ortaya çıkıyor: Bankanın “müşterim kredi kullandı” demesi AML incelemesini bitirmemeli; tam tersine bazı durumlarda incelemenin başlangıcı olmalıdır.

ABD bankacılık sisteminin AML denetim rehberlerinde de nakit teminatlı krediler özel risk göstergeleri arasında.

FFIEC rehberinde; üçüncü kişiye ait mevduatla teminatlandırılan krediler, kaynağı bilinmeyen fonla oluşturulan mevduata karşı kredi verilmesi, ekonomik amacı olmayan ve bankaya hemen hemen hiç kredi riski yaratmadan yüksek komisyon kazandıran krediler şüpheli işlem göstergeleri arasında sıralanıyor.

Asıl denetlenmesi gereken şey kredi dosyası değil, paranın yolculuğu

Klasik banka teftiş mantığında kredi dosyasına bakılır: Müşteri kim? Limit ne? Teminat yeterli mi? Rehin düzgün kurulmuş mu? Kredi sınıflandırması doğru mu? Karşılık ayrılması gerekiyor mu?  Yetki limitlerine uyulmuş mu?

Bunlar elbette önemlidir.

Fakat nakit karşılıklı kredilerde denetimin bundan çok daha ileri gitmesi gerekir. Çünkü kredi riski neredeyse sıfırken AML riski yüksek olabilir.

Denetçinin sorması gereken asıl sorular şunlardır: Teminat olan para bankaya nereden geldi?

Kaç gün önce geldi? Yurt dışından mı geldi? Başka bankadan mı aktarıldı? Başka bir krediden mi oluştu? Şirketin ticari faaliyetleri bu büyüklükte para yaratabilecek durumda mı? Para geldikten ne kadar sonra rehnedildi? Rehin karşılığında kredi hangi hesaba geçti? Kredi aynı gün başka bankaya aktarıldı mı? Orada tekrar mevduat veya teminat oldu mu? Kredi başka bir finansal ürüne yatırıldı mı? Aynı nihai faydalanıcı farklı şirketlerle zinciri tekrarladı mı?

İşte gerçek denetim burada başlıyor.

Son söz

Nakit karşılıklı kredi bankanın bilançosu açısından belki de en güvenli kredi türlerinden biridir.

Fakat kara para aklama ve finansal kaldıraç açısından en fazla dikkat edilmesi gereken kredi türlerinden biri de olabilir.

Çünkü bankanın açısından güvenli olan şu formül: “Param teminatta, dolayısıyla kredim güvende” kamu otoritesi açısından yeterli değildir.

Kamu otoritesinin sorması gereken soru şudur: “Teminattaki o para nereden geldi?”

Erol TAŞDELEN – Ekonomist   www.bankavitrini.com

 

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

DenizBank’tan karbon yoğun sektörlere dönüşüm finansmanı

DenizBank, sürdürülebilir finansman kapsamını genişletmek ve emisyon yoğun sektörlerin dönüşümünü desteklemek üzere, ana hissedarı Emirates NBD ile birlikte Geçiş Finansmanı Çerçevesi’ni yayımladı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

 Türkiye’de ilk kez ayrı bir kılavuz doküman olarak yayımlanan Geçiş Finansmanı Çerçevesi; yüksek emisyonlu sektörlerin karbonsuzlaşmasına katkı sağlayan faaliyetlerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve sınıflandırılması için sistematik bir metodoloji ortaya koyuyor.

DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Düşük karbonlu ekonomiye geçiş, bugün yalnızca iklim hedefi değil; ülkelerin büyüme modelleri ve rekabet gücü üzerinde belirleyici bir unsur. Ülkemizde de özellikle AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülüklerinin başlamasıyla, ihracatçı sektörlerimiz açısından dönüşüm ihtiyacı daha kritik hale geldi. Bu noktadaki rolümüz ve amacımız, uzun soluklu bir finansman ortağı olarak dönüşüm sürecindeki şirketlerin yanında yer almak. Ana hissedarımız ile birlikte hayata geçirdiğimiz Geçiş Finansmanı Çerçevemizle, özellikle yeşil dönüşümü zor sektörlerdeki şirketlerin kendi somut dönüşüm hedeflerini finanse etmesine imkan tanıyan bir yaklaşım sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de düşük karbonlu ekonomiye adil ve kapsayıcı geçiş için reel sektörün uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi sürdüreceğiz.”

Geçiş Finansmanı Çerçevesi Hakkında

Geçiş Finansmanı Çerçevesi, üretim, demir-çelik, çimento, madencilik, gayrimenkul, ulaştırma ve tarım başta olmak üzere karbon yoğun ve emisyon azaltımı zor sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu geçiş yolları doğrultusunda karbonsuzlaşmasını desteklemeyi amaçlıyor.

ICMA İklim Geçiş Finansmanı El Kitabı ve İklim Geçiş Tahvili Kılavuzu ile Kredi Piyasası Birliği (LMA), Asya Pasifik Kredi Piyasası Birliği (APLMA) ve Kredi Sendikasyonları ve Alım Satım Birliği (LSTA) tarafından yayımlanan uluslararası rehberler dikkate alınarak hazırlanan Çerçeve’nin uluslararası standartlarla uyumu, bağımsız dış değerlendirici DNV tarafından sağlanan İkinci Taraf Görüşü ile destekleniyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.