EKONOMİ
Tarihi günler: Japonya YEN’e müdahale etti, TCMB faiz indirdi, dünya bindirdi!
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
- Dün oldukça ilginç bir o kadar da hareketli bir günü geride bıraktık. Ana eğilimin tersi yönünde para politikası duruşuna sahip Türkiye ve Japonya Merkez Bankaları hariç, dünyanın büyük bir bölümü enflasyonla mücadeleye seri faiz artırımları ile dün de devam ederken, finansal fiyatlamalar tarafında ise âdeta tarihi günlerden geçtiğimizi itiraf etmek gerekiyor!
- FED’in enflasyonu dizginlemek adına istihdam ve büyümeden feragat ederek daha fazla ‘acı’ kaçınılmaz sloganı ile faiz artırımına devam sinyali vermesi ardından sonucu merakla beklenen Japon Merkez Bankası (BoJ), dün sabah erken saatlerde sahneye çıkarak, para birimleri YEN’in dolar karşısında 24 yılın en zayıf seviyesine geldiği bir ortamda faiz oranlarını sabit tutma kararına imza attı. Gelişmiş ekonomiler içerisinde faiz artırımına gitmeyen tek ülkenin Japonya olduğunu not edelim. Hatırlanacağı üzere, geride bıraktığımız hafta açıklanan enflasyon son 8 yılın zirvesine yükselmişti. BoJ’un faiz oranlarını değiştirmeyerek % – 0,10 seviyesinde tutması reel anlamda oldukça sorunlu bir tabloya işaret ederken, amiral gemi dolar ile aradaki getiri makasının daha da açılması, Japon Yeni’ndeki değer kaybının daha da pekişmesine neden oldu.
- USDJPY paritesi dün sabah saatlerinde 146 seviyesine dayaranak 24 yılın yeni en düşük seviyesini test ertmesi ardından, BoJ piyasaya doğrudan müdahale etti. Okurlarımız bu ihtimale haftalardır bültenlerimizde yer verdiğimiz hatırlayacaklardır. 1998 yılından bu yana yapılan ilk müdahale ardından USDJPY paritesi 142 seviyesinin altına geriledi. Japonya Başbakanı Fumio Kishida, spekülasyonlar nedeniyle YEN cephesinde aşırı hareketin göz ardı edilemeyeceğini ve hükümetinin “yüksek düzeyde ihtiyatla” hareket edeceğini ve gerekirse para birimini desteklemek için tekrar müdahale edeceğini söyledi.
- Finansal piyasalarda aktif bir oyuncu ve 20 yılı aşkın bir tecrübe birikimine sahip biri olarak, çok rahatlıkla itiraf edebilirim ki, tarih finansal piyasalara yapılan gerek alım gerekse de satım yönünde müdahalelerin ekseriyetle başarısızlıkla sonuçlandığını yazmaktadır. Bunu en yakın örneğini Türk mali piyasalarında son bir yıllık zaman zarfında hep birlikte tecrübe ettik. Yüksek enflasyona karşı BoJ’un faiz artırmaması ya da artıramaması sonucunda doğrudan müdahale seçeneği ile sonuç almasının pek de mümkün olmadığını düşünüyoruz. Antibiyotik tedavisi bekleyen ağır hastaya aspirin vererek soruna sadece kısa bir süre çözüm sağlayabilirsiniz. BOJ’un da önde gelen merkez bankaları gibi enflasyona karşı faiz artırması gerekirken, TCMB gibi büyüme yanlısı para politikası tercihi, nihayetinde yerel para biriminin daha da değer kaybetmesine, enflasyonun daha da artmasına ve bunun da farkirleşmeye sebebiyet vereceğini düşünmeye devam ediyoruz.
- Öğle saatlerinde ise sahneye çıkan TCMB, Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düşük faiz talebinin yanı sıra, bu yıl enflasyon yerine büyümeyi ön plana alması ile beklentimize paralel dün de oyunu faiz indirim yönünde kullandı. Elbette, peşinen altını çizmekte fayda görüyorum ki, TCMB’nin dün atmış olduğu karara yönelik tahminimiz, olması gerekenden ziyade ne olacağına yönelik bir düşünce olarak okunmalıdır. Hûlasa, TCMB PPK, dün sonuçlanan olağan toplantısında, politika faizini 100 baz puan indirerek %12’ye getirdi. Karar ardından yayınlanan kısa politika metninde, faiz indirim kararının arkası iktisadi faaliyette ‘ivme kaybının’ devam ettiği gerekçesi ile doldurulmuş.
- TCMB kararı sonrası USDTRY kuru 18,42 seviyesine kadar yükselerek tarihi zirvesini bir adım daha kuzeye taşırken, ilk tepkinin savuşturulması ardından, kurun günü 18,35’li seviyelerde tamamladığını not etmek gerekiyor. Dün de ele aldığımız üzere, kısa vadede kur cephesinde yukarı yönlü bir baskı görmüyoruz. Enflasyon ile politika faizi arasındaki makasın % – 67 ile % – 68 olması çok da bir mânâ ifade etmiyor. TCMB’nin politika faizini tek haneye indirene kadar yoluna devam edeceğini; TL’de değer kaybının kontrollü bir şekilde devam etmesi ise kısa vadede ana beklentimizi oluşturuyor.
- Dün sahneye TCMB ile aynı anda çıkan İngiltere Merkez Bankası (BoE), art arda 7. kez faiz artırımına imza atarak politika faiz oranını (50 baz puan artırarak) %2,25 seviyesine yükseltti. Gelişmiş ülkeler arasında en yüksek enflasyona sahip olması, ekonomisinin stagflasyona girmesi ve kıta Avrupasını bekleyen zor kışını (enerji krizi) bir araya getirdiğimizde, Sterlinin işinin hiç de kolay olmadığını dün de paylaşmış. Atılan adımı ekonomiyi soğutma yönünde ele alırken, GBPUSD paritesinde riski hâlen daha aşağı yönlü görüyoruz. Radar menzilinde ise 1,05 seviyesi görülüyor.
- EURUSD paritesi FED kararı ardından 0,98 seviyesinin diplerine kadar gerileyerek son 20 yılın en düşük seviyesini test ederken, doların güçlü seyri de korunmaya devam ediyor. FED’in para politikası beklentilerindeki değişimlere karşı oldukça hassas olan ABD’nin 2 yıl vadeli devlet tahvili getirisi %4,12 seviyesine ulaşarak son 15 yılın zirvesinde yer alırken, 10 yıl vadeli gösterge tahvil de bu sabah %3,72 seviyesine gelerek son 11 yılın zirvesini test etti. 2 ile 10 yıl vadeli tahviller arasındaki makas ise bu sabah – 0,40 baz puanda.
- FED’in kayda değer ölçüde daha yüksek işsizlik ve daha yavaş ekonomik büyüme pahasına faiz oranlarını enflasyon soğuyana kadar artırmadan çekinmeyeceği görüşünün artık iyice oturması ardından hisse senedi ve tahvil piyasalarında olumsuz hava korunmaya devam ediyor. FED’in aşırı şahin bir patika geçmesi ardından küresel mali piyasalarda pekişen satış baskısına paralel, ABD borsaları geceyi yine düşüşle tamamlarken (gösterge endeks Nasdaq %1,4 geriledi) yeni gün başlangıcında Asya piyasalarından da hava olabildiğince tatsız. Gösterge endeks Tokyo borsası %0,6 aşağıda işlem görürken, bölge borsalarında %1’in üzerinde kayıplar görülüyor. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde de benzer bir tablo hâkim.
- Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı teknik anlamda büyük bir öneme sahip 92,10 dolar seviyesini altında haftayı kapatmaya hazırlanıyor. Bu sabah 90 doları da altına sarktığını görüyoruz. Teknik bir bakış açısıyla, daha da aşağıda 78 dolar seviyesine varan büyük bir boşluğun bizleri beklediğini düşünüyoruz. Altın ise pandemi döneminden bu yana kritik bir destek görevi üstlenen 1,685 dolar seviyesinin altında ikinci haftayı da tamamlamaya aday görünüyor. Teknik mânâda aşağıda 1,600 dolar seviyesini hedefliyoruz. Kripto paralar cenahında ise, artan faiz ortamında, yatırımcıların küresel olarak riskli varlıklara karşı mesafeli davranması ile amiral gemi bitcoin üç ayın dip seviyesine yakın işlem görürken, teknik mânâda kısa bakış açısıyla 23bin; daha geniş çerçevede ise 28,800 seviyesi geçilmeden anlamlı bir hareket beklemediğimiz bir kez daha belirtmiş olalım.
- Reuters’in dün geçtiği habere göre, Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün İstanbul’da ekonomi gündemi odağında bir toplantı düzenleyecek. Toplantıda Rusya ile mutabakatlar, ekonomideki genel durum, borsa, yaptırım ve Mir sistemi masada olacak. Ukrayna’nın Rusya ve Moskova yanlısı güçler tarafından kontrol edilen dört bölgesi, Cuma günü Rusya’ya katılmak için referandum düzenlemeye hazırlanıyordu, oylar Batı tarafından gayrimeşru ve yasadışı ilhakın habercisi olarak geniş çapta kınandı. Ukrayna topraklarının yaklaşık %15’ini temsil eden Luhansk, Donetsk, Kherson ve Zaporizhzhia eyaletlerinde oylama Cuma’dan Salı’ya yapılacak.
- Mali piyasaların gündeminde bugün Almanya, Euro Bölgesi ve ABD’de imalat PMI verileri takip edilebilir.
>TCMB Rezervleri
16 Eylül ile biten haftada, TCMB’nin brüt döviz rezervleri 1,14 milyar dolar artışla 74,8 milyar dolar; altın rezervlerinde ise fiyat hareketi kaynaklı olarak 0,1 milyar dolar azalışa 39,9 milyar seviyesine geriledi. Böylelikle toplam brüt döviz ve altın rezervleri 114,7 milyar dolara yükseldi.
>TCMB Net Rezervleri
Emanet dövizler düşüldükten sonra (swap), TCMB’nin net rezervlerinin yaklaşık eksi 61,2 milyar dolar ile son 6 haftanın zirvesinde.
>TCMB Net Uluslararası Rezervler
Net uluslararası rezervler yaklaşık 2 milyar dolar düşüşle 12,1 milyar dolar seviyesine geriledi.
>DTH
16 Eylül ile biten haftada, parite/fiyat etkisinden arındırılmış rakamlara göre, gerçek kişilerin döviz mevduatları (DTH) önceki haftaya göre 0,1 milyar dolar artış kaydederken, tüzel kişilerin ise 1,54 milyar dolar artış kaydetti. Arındırılmamış verilere göre ise, gerçek kişilerin DTH’i 1 milyar dolar azalırken, tüzel kişilerin ise 1,33 milyar dolar arttı. Toplam stok 213,2 milyar dolar ile bir önceki haftaya göre 0,35 milyar dolar artış kaydetti.
>Yabancı yine almamış!
16 Eylül ile biten haftada, yurtdışı yerleşikler 34 milyon dolar değerinde hisse senedi, 48,7 milyon dolar tutarında ise devlet tahvili satmışlar. Borsa İstanbul Bankacılık endeksinde (çöküş öncesi) son haftalarda yaşanan bayram havasını bu rakamların desteklemediğini zaten söylemiştik. Toplam hisse ve tahvil stoku: 19,8 milyar dolar.
>KKM’de ivme kaybı var
BDDK verisine göre KKM stoku 16 Eylül itibariyle 1,348 milyon TL seviyesine ulaştı. Artış hızında son 4 haftadır ivme kaybı görülse de, artış devam ediyor. KKM’nin de bir nevi yabancı para enstrümanı olduğu düşünülürse, toplam yabancı para mevduatın toplam mevduat içindeki payı ~ %71 ile rekor seviyelerde salınmaya devam ediyor.
>Fiili faiz oranları
TCMB’nin yüksek faizli ticari kredilere karşı menkul kıymet tesis etme zorunluluğu ardından ticari kredilerde (mavi kesik çizgi) sert düşüş devam ediyor.
>Tüketici Güven Endeksi
Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen (mevsim etkilerinden arındırılmış) tüketici güven endeksi, Eylül ayında bir önceki aya göre %0,3 oranında arttı; Ağustos ayında 72,2 olan endeks, Eylül ayında 72,4 oldu. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu,100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir. Detaylara baktığımızda ise, 12 ay öncesine göre hanenin mevcut dönemde maddi durum beklentisi ve gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisinin bir miktar da olsun Ağustos ayına göre kötüleştiğini görüyoruz.
İKTİSATBANK
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?
Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi
Yayınlanma:
3 gün önce|
20/07/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri
Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.
Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.
Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.
Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?
Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?
Ruj Etkisi Nedir?
“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;
- otomobil,
- konut,
- beyaz eşya,
- tatil,
- lüks saat,
- mücevher
gibi pahalı harcamalarını azaltırken,
kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.
Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”
Bu nedenle;
- ruj,
- parfüm,
- cilt bakım ürünleri,
- kaliteli kahve,
- küçük teknolojik aksesuarlar,
- markalı ayakkabı,
- premium çikolata
gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.
Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?
Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.
Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.
Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”
Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.
Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?
İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.
1. Kontrol Hissi
Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.
İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.
Örneğin;
- yeni bir ruj almak
- kaliteli kahve içmek
- saçını yaptırmak
kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.
2. Kendini Ödüllendirme
Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.
Fakat bütçe sınırlıdır.
Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.
3. Moral Koruma
Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.
Küçük lüksler;
- umut,
- motivasyon,
- özgüven
üretmeye yardımcı olur.
Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?
Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:
Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”
Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”
İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.
Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.
Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler
ABD (2001)
Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.
Lüks otomobil satışları düştü.
ABD (2008 Finans Krizi)
Birçok araştırmada;
- uygun fiyatlı kozmetik,
- kahve zincirleri,
- hızlı moda ürünleri
güçlü satış gerçekleştirdi.
Güney Kore (1997 Asya Krizi)
Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.
Japonya
Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.
Brezilya
Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.
Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?
Aslında evet.
Türkiye’de son yıllarda;
- kozmetik,
- kişisel bakım,
- kahve zincirleri,
- premium kahve,
- online yemek,
- dijital abonelik,
- küçük teknolojik ürünler
birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.
Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,
ancak;
- kaliteli kahve içmeye,
- kişisel bakım ürünlerine,
- küçük elektroniklere,
- kozmetiğe
harcama yapmaya devam etti.
Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.
Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?
En belirgin olarak;
✔ şehirleşmiş toplumlarda
✔ orta gelir grubunda
✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde
✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde
✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda
daha güçlü ortaya çıkar.
Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.
Sosyal Medyanın Etkisi
Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.
Bugün ise;
Instagram,
TikTok,
YouTube,
influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.
Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.
Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları
1. İç Talep Tamamen Çökmez
Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.
2. İstihdam Korunabilir
Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.
3. Vergi Geliri Devam Eder
KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.
4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır
Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.
Olumsuz Tarafları
1. Tasarruf Azalabilir
Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.
2. Borçlanma Artabilir
Kredi kartı kullanımı yükselir.
3. Enflasyon Baskısı Sürebilir
Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.
4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm
Perakende satışlar güçlü görünür.
Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.
Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?
Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.
Asıl çözüm;
- fiyat istikrarı,
- düşük enflasyon,
- güven veren ekonomi yönetimi,
- öngörülebilir para politikası,
- reel gelir artışı,
- istihdam güvenliği,
- üretim ve verimlilik artışı
ile mümkündür.
Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.
Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler
Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.
Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.
Sağlıklı büyümenin göstergesi;
- üretim yatırımlarının artması,
- makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
- ihracat kapasitesinin yükselmesi,
- verimlilik artışı,
- sürdürülebilir gelir büyümesi
olmalıdır.
Sonuç
“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.
Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.
EKONOMİ
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı
Yayınlanma:
5 gün önce|
17/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim
Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.
Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.
Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”
Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.
Normal dönemlerde şirketler;
- satış yaparak,
- stoklarını yöneterek,
- bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
- tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak
işletme sermayelerini çevirebilirler.
Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.
Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.
Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.
Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor
Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.
Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.
Bugün birçok firma;
- üretmeye devam ediyor,
- satış yapıyor,
- cirosunu artırıyor,
ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.
Nakit döngüsü uzadıkça;
- tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
- maaş yükü ağırlaşıyor,
- vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
- kredi geri ödemeleri aksıyor.
Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.
Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi
Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.
Yüksek enflasyon ortamında;
- enerji fiyatları,
- işçilik maliyetleri,
- kira giderleri,
- finansman maliyetleri,
- kur hareketleri,
- hammadde fiyatları
aynı anda değişiyor.
Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.
Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.
Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.
Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor
Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.
90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;
- enflasyon,
- finansman maliyeti,
- kur değişimi,
- işletme giderleri
satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.
Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.
Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.
Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde
Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.
Bu seviyelerde kullanılan krediler;
- yatırım finansmanını,
- işletme sermayesi yönetimini,
- kapasite artırımlarını,
- ihracat hazırlıklarını
ciddi biçimde zorlaştırıyor.
Üstelik krediye erişim de kolay değil.
Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.
Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi
Türkiye sanayisi geçmişte;
- 1994 krizini,
- 2001 finans krizini,
- 2008 küresel krizini,
- pandemi dönemini,
- büyük kur şoklarını
atlattı.
Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.
Şirketler;
- yüksek faiz,
- düşük talep,
- finansmana erişim sorunu,
- artan maliyetler,
- bozulan nakit akışı,
- belirsiz fiyatlama ortamı
ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.
Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.
Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?
Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.
Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.
Asıl ihtiyaç;
- işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
- üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
- ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
- yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
- KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri
oluşturulmasıdır.
Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.
Sözün özü
Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.
Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.
Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.
Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.
EKONOMİ
Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
13/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.
Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.
Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.
Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.
Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.
Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.
Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona
Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.
Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.
Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:
- Üretim kapasiteleri düşüyor.
- Yeni yatırımlar erteleniyor.
- İşletme sermayesi hızla eriyor.
- KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
- Konkordato başvuruları artıyor.
- Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.
Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.
İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.
Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”
Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.
Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.
Özellikle;
- Sanayi üretimindeki daralma,
- İthal girdilere bağımlılık,
- Finansmana erişim güçlüğü,
- Enerji ve lojistik maliyetleri
aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.
Bugünün En Büyük Riski
Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.
Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.
Dengeli Politika Şart
Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.
Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.
Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.039)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu








