Connect with us

EKONOMİ

Türkiye İşsizlik, Enflasyon, Adaletsiz Gelir Dağılımı kıskacında

Yayınlanma:

|

Çalışabilir yaşta olanların neredeyse yarısı ya işsiz ya da iş aramaktan vaz geçti. Hayat pahalılığı dayanılmaz noktaya geldi. Tüm bunlar yetmezmiş gibi küçük bir azınlık tüm kaynakları emiyor. Gelir adaletinde uçurum yaşanıyor. Yaşananlar ise AKP iktidarının uygulamalarının sonucu. Erdoğan hükümetleri tüm kaynağı kendilerinin de içinde bulunduğu küçük bir azınlığa vermeyi tercih etti. Muhalefet partileri ise yakınmanın bir adım ötesine geçmiş değil.

Ülke tarihinde yaşanmamış büyük bir yıkımla karşı karşıyayız. Bir yandan ülke kaynaklarını azgın bir biçimde sömüren ve sürekli zenginleşen mutlu bir azınlık var. Diğer taraftan ise bir işi olan, küçük dükkanı olan ya da tarlası olan milyonların adım adım yoksullaştığı günlerden geçiyoruz. Ülke insanı çalışırken bile yoksullaşıyor. Gelir adaletsizliği tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar arttı. Tüm üretimi sağlayan, Avrupa’nın en uzun süre çalışan işçisinin ülkenin toplam gelirinden aldığı pay her geçen gün azalıyor. GSMH’daki payı üç yıl içinde yüzde 37’lerden 30’un altına kadar indi.

BİRGÜN’den Uğur Serdaroğlu haberine göre; bu rakamlar ülkede iş bulabilen insanların karşılaştığı muameleyi gösteriyor. Bir de hiç iş bulamayanlar var. Çalışabilir nüfusu içinde yer alan 8 milyon insan işsiz durumda. Bunların önemli bölümü iş bulma umudunu bile yitirdi. Kadınlarda işsizlik oranı yüzde 30’ları bulurken gençlerde durum farklı değil. Tüm bunlar yetmezmiş gibi ülke tarihinin en büyük enflasyonu ile karşı karşıyayız. TÜİK verilerine göre yüzde 70’i geçen enflasyon rakamı ile dünyada ilk 5’in içine girdik. ENAG’a göre bu rakam yüzde 150’nin üstünde.

Vatandaşın başta gıda, konut, ulaşım gibi temek kalemlerde fiyat artışları yüzde 200 düzeyine ulaştı.

AKP iktidarı ülkeyi milyonlarca insanla birlikte bir girdabın içine soktu. Her geçen gün o girdap ülkeyi yutmaya devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan meseleyi sadece hayat pahalılığı penceresinden -o da son derece kısıtlı biçimde- görüp pembe tablo çizmeye devam ediyor.

Muhalefetin altı masalı yapısının dün açıkladığı öneri seçim sonrası oluşturulacak “hasar tespit masası” oldu. Milyonlarca yurttaş bir sonraki günü görmeden ayakta kalmaya çalışırken bu değerlendirmenin çok ikna edici olma şansı yok.

80 milyon yurttaş üç temel sorunla boğuşuyor ve bugün acil çözüm bekliyor. Konuşulacak bir yarının olması bugün atılacak adımlara bağlı.

İŞSİZLİK

Kronikleşen sorun işsizlik​

İşsizlik, Türkiye’nin en önemli ve giderek kronikleşen sorunu. O kadar ki artık TÜİK bile saklayamayacak durumda. Son olarak nisan ayı işsizlik verilerini açıklaya TÜİK oranı yüzde 11,3 seviyesinde verdi. Toplam işsiz sayısı 3 milyon 853 bin kişi olumlu oldu. TÜİK kalem oyunu ile 2019 Nisan’ında yüzde 13,8 olan işsizlik oranını 2022 Nisan ayında 11,3’e kadar geriletse de gerçeği saklayamadı. DİSK’in çabalarıyla hesaplamaya giren geniş tanımlı işsizlik 19,1’den 21,7’ye yükseldi. Yine önemli bir başka veri de genç nüfusta yaşanan işsizlik. 15-24 yaş grubunda olan her 5 gençten 1’i işsiz durumda.

Türkiye öyle bir hale geldi ki hiçbir konu ile ilgili sağlıklı verilere ulaşmak mümkün olmuyor. İşsizlik de bile durum değişmiyor. TÜİK verilerine karşı İŞKUR başka bir gerçeğe işaret ediyor. İŞKUR’a göre işsizlik sadece son 1 yılda 674 bin kişi arttı. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) iki kamu kurumunun raporunu inceleyip yeni bir fotoğraf ortaya koydu.

DİSK-AR’ın raporuna göre:

•TÜİK ve İŞKUR verileri arasında 1 milyon 288 bin fark var.
•Geniş tanımlı işsiz sayısı 8 milyon 107 bin.
•Kadın işsizliği yüzde 29,5.
•Geniş tanımlı kadın işsizliği işsizlik türleri arasında en yüksek kategori oldu.
•Geniş tanımlı ve dar tanımlı işsizlik arasındaki fark 10,4 puan.

HAYAT PAHALILIĞI

Geri dönüşü olmayabilir​

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en yüksek enflasyon artışıyla karşı karşıya kalırken ülkede yurttaş kirasını ödeyemez, evine ekmek götüremez oldu. Yoksulluğu yaratan, hayat pahalılığını hiç olmadığı kadar yükselten, daha doğrusu ülkeyi büyük bir uçuruma hızlıca sürükleyen ekonomik krizin sorumlusu olarak pandemiden ziyade Saray İktidarı ve ardı arkası kesilmeyen yanlış ekonomi politikaları olarak gösterilebilir.

Diğer taraftan Erdoğan’ın ‘‘Faizi düşürmeye devam edeceğiz’’ inadı enflasyonun da katlanarak artmasına zemin hazırladı. Politika faizinin düşürülmeye devam etmesi aynı zamanda döviz kurunu da artırırken alım gücü ülke tarihinin son 20 yılının özeti niteliğinde halkın karşısına çıktı. Son bir yıl içerisinde enflasyondaki artış TL’nin değerinin tamamen erimesine yol açtı. Güvenilirliğini yitiren Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine bakıldığında bile son bir yıl içerisindeki tablo net bir şekilde görülüyor. TÜİK verilerine göre, Mayıs 2021 tarihinde yıllık enflasyon yüzde 16,59 iken bu rakam Mayıs 2022’de 73,50’yi buldu. Kasım 2021’de 21,31 olan yıllık enflasyon rakamları adeta onar onar saymaya başlayarak Aralık 2021’de 36,08, Ocak’ta 48,69, Şubat’ta 54,44, Mart’ta 61,14, Nisan’da 69,97’yi gördü. Diğer taraftan AKP’ye yakın isimler bile TÜİK’in güvenilirliğini sorgulamaya başladı. Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç da TÜİK verileri için, “Hayat pahalılığı bütün kitleleri üzecek noktaya ulaştı. Çarşı pazara gidiyorum. Benim gördüğüm enflasyon TÜİK’e benzemiyor” demişti.

Akademisyenlerin ve ekonomistlerin oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise enflasyonun son 12 aylık artışını yüzde 160,76 olarak verdi. Enflasyon verilerini TÜİK’ten önce açıklayan ENAG hesaplamasına göre mayısta aylık bazda enflasyon artışı ise yüzde 5,46 oldu. ENAG, nisan ayında da yıllık enflasyon artışını yüzde 156,86 olarak vermişti.

uc-baslikli-mengene-1028168-1.

“Ben ekonomistim” diyen, “Bizim ülkemizde teknik anlamda enflasyon değil fiili bir hayat pahalılığı sorunu vardır” açıklamasını yapan Erdoğan’ın politika faizini düşürmeye devam etme isteği ise ülkeyi her an geri dönüşü olmayan bir yola sokabilir.

GELİR ADALETSİZLİĞİ

Milyonlarca yoksul yarattı​

2018 yılından bu yana devam eden ekonomik kriz pandemi ile birlikte kalıcı hale geldi. Üzerine bir de iktidarın yanlış politikaları eklenince ülke tarihide görülmeyen (2’nci Dünya Savaşı dahil) yaygın bir yoksullaşma yaşanıyor.

uc-baslikli-mengene-1028169-1.

Bu deri krizin en önemli sonuçlarından biri her geçen gün artarak devam eden gelir adaletsizliği. Güvenilirliği tartışma konusu olan Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), 2019, 2020, 2021 yıllarına ait Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’nın sonuçları bile tek başına bu tabloyu göstermeye yetecek boyutta. Yıl bazında gelirlere göre yapılan araştırmada en yüksek gelir grubuna sahip nüfusun yüzde 20’lik bölümüne sahip kesiminin elinde tuttuğu toplam gelir yüzde 50’ye yaklaşırken en düşük gelire sahip yüzde 20’lik nüfus ise toplam gelirin yalnızca yüzde 5,5’ini alabiliyor. Ülkedeki gelir adaletsizliğinin tek göstergesi de bu değil. Yine TÜİK verilerine göre, Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYiH) 2022 yılı birinci çeyreğinde yüzde 7,3 arttı. Buna rağmen büyümeden ücretli kesimlerin aldığı pay 2022 yılının ilk çeyreğinde de azaldı. 2022 yılının ilk çeyreğinde ücretli kesimlerin milli gelirden aldığı pay önceki yıl kaydedilen yüzde 35,5’den yüzde 31,5’e geriledi. Sermayenin payı ise 45,6’dan yüzde 47,6’ye çıktı. Gelir dağılımında yaşanan bozulmanın arkasın iktidarın sermayeyi destekleyen politikaları yattığı açık. Uzmanlara göre 2022’nin ikinci çeyrek diliminde tablonun daha da ağırlaşacağı ifade ediliyor. Hatta bugünlerde yapılan hesaplamalara göre ücretli kesimin GSMH’dan aldığı payın şimdiden yüzde 30’un altına düştüğü belirtiliyor. İktidar sürekli büyüme rakamlarıyla övünürken asıl yalın gerçeği görmüyor.

2021 sonbaharı ile birlikte yeni ekonomik modeller deneyen iktidar her uygulamada milyonlarca yeni yoksul yaratıyor. Son olarak devreye soktuğu Kur Korumalı Mevduat (KKM) da bunlardan biri. Bugüne kadar kamuya maliyetinin yaklaşıl 100 milyar lira olduğu tahmin edilen KKM aynı zamanda yeni milyarderler de yarattı. Toplumun yüzde 60’ı yoksulluk sınırının altında bir ücretle hayata tutunmaya çalışırken bu ekonomik sistem yeni milyonerler de yaratmayı ihmal etmedi. Ekonomik krizin buhrana döndüğü son beş ayda Türkiye 89 bine yakın yeni milyoner kazanırken, milyonerlerin toplam serveti 3,9 trilyon liraya ulaştı.

6’lı Masa’da çözüm seçim sonrasına ertelendi

6 muhalefet partisinin bir araya geldiği 6’lı Masa kapsamında oluşturulan ‘Kurumsal Reformlar Komisyonu’ yaptıkları çalışmaları kamuoyuna açıkladı. Komisyon raporunda, kamu maliyesindeki durum ve geleceğe yönelik yükümlülüklerin yanı sıra Stratejik Planlama Teşkilatı kurulması, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) kurumsal yapısının güçlendirilmesi başlıkları yer aldı. Komisyonun açıkladığı başlıklar arasında kamu maliyesine yönelik öneriler yer aldı. Partilerin adayının cumhurbaşkanlığını kazanmaları durumunda atacakları adımlar raporda sıralandı. Komisyonun raporunda atılacak adımlar arasında ilk olarak Durum ve Hasar Tespit Komisyonu kurulacak. Kurul kurumlardan veri ve bilgi talep etme konusunda tam yetkili olacak. Komisyon veri kalitesiyle ilgili sorunları, kamu zararlarını, riskleri Cumhurbaşkanı’na rapor edecek. Komisyon raporundan Ekonomik ve Sosyal Konsey’e işlev kazandırmak için alınan önlemlerde sıralandı. Konsey istikrar, kaynak tahsislerinden etkinlik, rekabet gücünün artırılması, tarımsal üretimin artırılması, gıda güvenliği ve yeterlilik, yeşil ve dijital dönüşünün sağlanması, çevre, istihdam, toplumsal yaşam gibi konularda önerilerde bulunacak. Komisyonun raporunda yer alan başlıklardan bir diğeri ise Strateji ve Planlama Teşkilatı’nın kurulması oldu. Kısa, orta ve uzun vadeli plan ve programa dayalı, kurumlar arası koordinasyonu esas alacak olan teşkilat başlangıçta cumhurbaşkanına, parlamenter sisteme geçişten sonra ise başbakana bağlı olarak çalışacak. Teşkilat çalışmalarında akademi, STK ve özel kesimlerle yakın iş birliği içinde olacak.

Raporda; Merkez Bankası’nın enflasyonun kalıcı olarak tek haneli rakamlara indirilmesi hedefine yönelik olarak hükümet ile belirlediği enflasyon hedefi ve kur rejimi çerçevesinde elindeki araçları bağımsız şekilde kullanan ve karar alan itibarlı bir kurum olmasının hedeflendiği vurgulandı. Merkez Bankası başkanın atanmasına yönelik de değişiklikler öngörüldü. Buna göre; Merkez Bankası’nın üst yönetimini 5 yıllık süre için atanacak. Başkan Bakanlar Kurulu kararıyla, başkan yardımcıları ise başkanın teklifi üzerine üçlü kararname ile atanacak. Başkan atanmadan önce TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda açık bir değerlendirmeye tabi tutulacak.

ASGARİ ÜCRET GÜN GEÇTİKÇE ERİYOR

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonları Araştırma Merkezi, (DİSK-AR) “Asgari ücret araştırma raporu” hazırladı. Raporda, asgari ücretin enflasyon ve gıda enflasyonu karşısında 5 ayda 5 bin liralık kayıp yaşadığı ortaya çıktı. Kayıp nedeniyle asgari ücretin yılda 4 kez belirlenmesi gerektiğine dikkat çekilirken enflasyon artışı karşısında memur ve emeklilere 6 ayda bir yapılan zammın yetersiz olduğu vurgulandı. Diğer taraftan Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilerin doğru olmadığına değinilirken “TÜİK, Mayıs 2022 dönemine ait Tüketici Fiyat Endeksi’ni (TÜFE) yıllık yüzde 73,5, 2022 yılının ilk beş ayı için yüzde 35,64 olarak açıkladı. Yıllık gıda enflasyonu ise yüzde 91,6 olarak açıklandı. Ancak bu enflasyon oranları farklı gelir gruplarının gerçeğini yansıtmıyor. DİSK-AR tarafından yapılan hesaplamaya göre asgari ücretlilerin gıda enflasyonu Mayıs 2022’de yüzde 119-135 bandında gerçekleşti” ifadelerine yer verildi.

Diğer taraftan DİSK üyeleri, İstanbul Tophane’deki İl Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü önünde toplanarak 5 acil talep sıraladı. Düzenlenen basın açıklamasında konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Asgari Ücret Tespit Komisyonunun toplanmasının önündeki tek engelin AKP iktidarının politik tercihleri olduğunu söyledi.

SERMAYELER KAZANDI

Çerkezoğlu, “Aralık ayında 4 bin 253 lira olarak belirlenen asgari ücretin mayıs ayında 1516 lira erdiğinii belirterek, “Enflasyon nedeniyle yılın ilk 5 ayında 5 bin liramız cebimizden uçtu gitti. Gerçek enflasyon oranına göre değil, TÜİK verileriyle 5 bin liramız buharlaştı. Dar gelirliler kaybetti. Bir avuç sermayedar kazandı” dedi. AKP iktidarının uyguladığı politikalarla emeği daha da ucuzlatmak istediğini söyleyen Çerkezoğlu TÜİK’in açıkladığı verileri eleştirerek, “Bunun adı hata değildir, bu teknik bir sorun değildir. Bunun adı hırsızlıktır. Fakirden alıp zengine vermektir. Bizler fakirden alıp zengine veren bu düzene karşı da hakikat mücadelesini yükseltmeye devam edeceğiz” diye konuştu. Aynı zamanda Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun derhal toplanarak yeni asgari ücret belirlemesi gerektiğini söyleyen Çerkezoğlu DİSK adına taleplerini şöyle sıraladı:

•Asgari ücret yüksek enflasyon dönemlerinde yılda dört kez belirlenmeli
•Asgari ücret tespitinde sadece enflasyon değil büyüme oranı ve yoksulluk sınırı da esas alınmalı
•Asgari ücret üzerindeki sigorta prim yükü azaltılmalı, işverenlere verilen SGK prim desteği işçiler için de sağlanmalı
•Asgari ücrete paralel olarak diğer tüm ücretler ve emekli aylıkları da arttırılmalı
•En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine çekilmeli, EYT’lilerin emeklilik hakları verilmeli

Okumaya devam et

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  1. Üretim kapasiteleri düşüyor.
  2. Yeni yatırımlar erteleniyor.
  3. İşletme sermayesi hızla eriyor.
  4. KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  5. Konkordato başvuruları artıyor.
  6. Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  1. Sanayi üretimindeki daralma,
  2. İthal girdilere bağımlılık,
  3. Finansmana erişim güçlüğü,
  4. Enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.