BANKA HABERLERİ
TÜRKİYE TARİHİNİN EN BÜYÜK MANİPÜLASYONUNUN KISA HİKAYESİ
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
**
Haberin yapıldığı tarihten sonra da borsa endeksinde, bilhassa da borsanın ana endeksi olan BİST-100 endeksini asıl sürükleyen alt endeks olan Bankacılık Endeksindeki (XBank) kayıp devam etti ve bu hesapla yatırımcıların kaybı yukarıda zikredilen 5,1 milyar doların da üzerine çıktı.
Bu haliyle yaşanan çöküş ve ona yol açan manipülasyon nicel olarak Türkiye tarihinin belki de en büyük manipülasyonu… Nitel olarak ise şüphesiz en büyük manipülasyonu…
Zira Türkiye tarihinde bir araya gelen bazı manipülatörlerin bir şirketin hisselerini suni olarak yukarı çıkarttığı ve astronomik rakamlara yükselttiği, evet vakidir. Bazen bu manipülasyonun bir yayılma ile benzer bazı şirketleri de yukarıya taşıdığı da görülmemiş değildir. Ancak bankacılık hisseleri gibi devasa piyasa değerindeki hisselerin tamamının aynı anda yukarı taşındığı bir manipülasyon ilk kez görülüyor.
Bu çapta bir manipülasyon büyük sermaye konularak yapılabilirdi ve birkaç spekülatörün normal şartlarda bunu başarması mümkün değildi.
Peki nasıl oldu da, oldu?
HADİ BİR SENARYO YAZALIM
Önce şunu söyleyelim bu aşağıda yazacağımız senaryoda deliller yeterince yoktur; olsa zaten senaryo olmazdı adı… Ama karineler boldur.
Hadi öyleyse başlayalım yazmaya…
Bir ülkede bir saray varmış. O ülkedeki sarayın sahibinin bir damadı varmış. O damat Amerikalarda üniversiteler okumuş. Finans minans, piyasa miyasa, türev mürev öğrenmiş, etmiş ezber.
O ülkenin ekonomisi yıllarca süren yanlış politikalar sonucu artık normal yollarla yönetilemeyecek derecede çıkmaza girince, tık nefes olup oturduğu yere çökünce; atılmış ortaya, demiş “çekilin ben doktorum!”
“Nası yapcan” demişler “Türev, mürev” demiş… Siz bilmezsiniz ben gördü kurs aldı eğitim demiş… “Vadeli piyasaları kullanacam, şapkadan tavşan çıkaracam.” demiş.
“E, peki yap” demişler… Yapmış!
Fakat türevden ziyade hızlı eğitimden olsa gerek türevler mürev işine dönmüş, piyasa da miyasaya dönmüş…
Arkasından ikide bir açıkladığı “yeni” ekonomi programları 2018’de karaya oturunca, “bir sürçen atın başı kesilmez” misali affolunmuş. Londra TL swap piyasasını sıkıştırmakla başlayan vadeli piyasadan tavşan çıkarma operasyonları, bankalarla TCMB arasında yine bir çeşit swapla yani Con Ahmet’in Devri Daim Makinesi yöntemiyle TCMB rezervlerini bir yandan satarken diğer yandan geri kiralama operasyonlarıyla devam etmişti.
Evliya Çelebi ağzıyla yazacak olsak “Bir zamanlar, gavur borsasında meşhur Buffet nam kefere şöyle dememiş mi idü?”:
Türev piyasaları finans dünyasının kitle imha silahlarıdır! deyu…
Çoluk çocuğun eline atom bombası verirsen ne olur? İşte o oldu Türkiye’de de…
Skandallar arş-ı âlâya çıkıp, ekonomi de bütün tavşanlara rağmen ikide bir kalp sektesi geçirmeye başlayınca bir bakıldı ki ortalıkta “at izi it izine karışmış!”
Yerine gelen ekip ekonomiyi bildiği gibi düzeltmeye kalktı. İlk sonuçlar başarılıydı. Ne var ki rayından çıkmış ekonomiyi raya sokmak o kadar kolay değildi.
Damadın ekibi de toptan tasfiye edilememişti. “Çalışıyorlardı” doğrusu… Ekonominin yeni vezirlerinin kavukları da bu çalışmalar sonucu bir gün aniden devriliverdi.
Damat Paşa sadarete gelemedi ama ona yakın ekipler geldi.
Sonra yeniden “a la damat” tavşan çıkarma operasyonları başladı. Kendisi değilse de fikirleri iktidardaydı!
Ekonomi yürümüyor muydu; kolayı var. “Bas bas paraları piyasaya” yürür her nasıl olsa!
İsterse o paralar karşılıksız olsun… İsterse büyüme zorla verdirilen iç kredilerle imal edilen bir hormonlu büyüme olsun.
Yok bu tür büyüme cari açığı mı patlatıyor? O zaman gelsin bir zamanların Reza Zarrab usulü yeni “cari açık kapatma” formülleri.
Maksat seçime kadar her formüle, her yola başvurmak… Yeter ki seçime kadar döviz kuru bir kez daha patlamasın.
Ne var ki şapkadan çıkan tavşanların çektiği büyüme katarı ikide bir yolda kalıyordu; sebebi de patlamış enflasyon ile beraberce gelen şiddetli iç-dış döviz talebiydi.
İç döviz talebi için katara bir tavşan daha eklendi; adına Kur Korumalı Mevduat dendi. İşin aslı bir cins devlet garantili “çıplak opsiyon”dan ibaretti. Riskin sınırı gökyüzü kadardı.
KKM’nin nefesi dövizi tutmaya bir yere kadar yetiyordu.
Putin’in paraları devreye girdi ama yine yeni tavşan lazımdı.
Saray çevresinde borsayı ve türevleri mürevleri bilen, bilmekle kalmayıp seven başka damatlar da vardı. Padişahın damatları değil belki ama onlar da birilerinin bir zamanlar damadıydı, yakışıklıydı, şimdi ama biraz kiloluydu; olsundu.
Neyse efendim uzatmayalım… Elbirliğiyle, kafa kafaya verip son ve en yeni tavşanı bu kez borsadan çıkarmaya karar verdiler.
Öyle ya, KKM’nin git gide tutamayacağı, tutsa da çok maliyetli olacağı paraların tam seçim öncesi dövize kaymasını ne önlerdi?
Bildiniz: Borsa!
“BURASI BORSA…” MI?
Fakat bunun için ama borsada sıkı bir “ralli”nin başladığının gösterilmesi gerekirdi. Böylece para dövize gitmeyecek, borsada TL’de kalacaktı.
Hem bir taşla iki kuş vurulacaktı. Bu seferki tavşan ikiz doğuran tavşandı.
Bakın ekonomi ne kadar iyi; hiç iyi olmasa borsa böyle gider mi denecekti.
Borsaya son 2 yılda yeni gelen 1,5 milyon civarındaki “yatırımcı”nın da eli bir süre beleşten para görecek, bunlar seçimde iktidar partisinin elini rahatlatacaktı.
Formül “Beyefendi”ye de pazarlanmıştı. Hem o hem de son Hazine Kethüdası ileride hem de pek şanssız bir zamanda borsadaki yükselişe kamuoyu önünde açıkça kefil bile olacaklardı.
Fakat bir sorun vardı.
Daha önce bu metot “Halka Arz Seferberliği” adı altında denenmiş, bir sürü borsaya açılma ehliyeti olmayan “hamili kart yakînimdir” şirketi borsaya açtırılarak “halk” -affınıza sığınarak, hicap eyleyerek söylüyorum- biraz şey edilmişti.
Ne de olsa meşhur Borsa argo deyişiyle “Burası Borsa…” idi “Kim kime…” idi! Olacak idi artık o kadar.
Ne var ki okşanırken biraz ürkmüş o ördekler bir daha aynı kümese nasıl sokulacaktı ki?
Devletlerin bazen pis işleri yaptırırken, haydutlarla, hırsızlarla, eşkıya ile çalıştıkları vaki değil miydi?
Borsanın da bu çeşitten sayılabilecek biraz “avantür” insanları vardı; adlarına güzel söylemek gerektiğinde “spekülatör”, kötü söylemek gerektiğinde “manipülatör” denirdi.
İktidar partisine yakın, ördek yolmakta ustalaşmış, yıllardır kümese dadanmış bu tilkilere nedense kimse dokunamıyordu.
Eh o zaman onlara gidilmeliydi.
Peki ama bu borsa operasyonu madem siyasi sonuçlar doğurmalıydı; o zaman o çapta büyük bir operasyon olmalıydı.
Hiç olmadığı, hiç görülmediği kadar büyük!
BANKA HİSSELERİNİN SİHİRİ
Borsanın ana endeksini uzun süreli kaldırmak gerekliydi; ama nasıl? Evvelce küçük şirketlerle denenmiş, savunma sanayi başta sanayi şirketleriyle denenmiş olmamıştı. Endeksi yukarı kaldırmak için uzun etkili bir “iktidar hapı” gerekiyordu. İktidar işin arkasındaydı, hap ise bankacılık hisselerinde bulundu.
Dört avantajı vardı banka hisselerinin: 1. Banka hisseleri yukarı kalkarsa endeks te başka hiçbir grup hissenin kaldıramadığı kadar yukarı kalkardı. Bankaların ana endeksteki ağırlığı bunu sağlıyordu. 2. Bankaların piyasa değerindeki bir yükseliş istenilen çapta büyük bir operasyonu mümkün kılacaktı. Başka hiçbir grup hisse o büyüklüğü sağlayamazdı. 3. Banka hisseleri uzun süreden beri özellikle iktidarın baskıları yüzünden üvey evlat muamelesi görmüş, çok ucuz kalmışlardı. İşe başlamak için o ucuzluk kullanılabilirdi. Dahası şimdiki güya “faiz lobisine karşı” YEM’leme nedeniyle “faiz lobisi” hiç olmadığı kadar semirmiş, kârları rekor kırmaktaydı. Yani o hisseler bir spekülasyon için idealdi. 4. İşin başını çekecek kamu banka hisseleriydi ve bunların halka açıklık ve takas durumu zaten iktidarın elindeydi. Yani, hiç değilse işin başında, manipülasyona taş koyacak hariçten gazelciler el yükseltemezdi.
Ha, işler ya ters giderse? Öyle ya uzun soluklu büyük bir operasyonda işlerin ters gitme ihtimali de git gide büyürdü.
Demek önlem almak gerekiyordu. Önce hızlı olmalıydılar ve çabuk sonuç alınmalıydı. Bu ise yüksek kredili çalışmayı gerektiriyordu. Borsa deyimiyle yüksek kaldıraçlı…
Fakat iktidarın bir planı vardı belki ama kiralık manipülatörlerin de vardı bir planı, üstelik onların peşine takılan daha küçük maceracıların da bir planı… Ve bu planların birbirine uyması doğrusu hiç de gerekmiyordu.
Yine de iktidar kanadı hepten tedbirsiz değildi. Borsanın kalabalıklaşmaya başladığı daha 2020 yılından kimi kamu bankası bu tür operasyonlarda işlerin ters gitme ihtimali karşısında devasa boyutta hisse geri alma kararlarını yönetim kurullarından geçirmiş, hîn-i hacette kullanmak üzere raflarına koymuşlardı.
Düğmeye basıldı…
Temmuz ortasından itibaren ama daha çok ağustostan bu yana bütün bir bankacılık hisseleri neredeyse 1 ay içinde % 150 şişirildi. Aynı dönemde Borsa İstanbul’un ana endeksi sadece % 50 civarı artmıştı ve bunun bile bir kısmı bankacılık hisselerindeki artışın katkısıydı.
Dediğimiz kiralık manipülatörler, söylentilere göre başlıca 2 gruptu.
Bunlardan biri “mütedeyyin paraların spekülatörü” olarak bilinen kimi “Mübarek”lerdi.
Bunların on yıllardır borsada kırmadığı ceviz kalmamış olmasına karşın sanki birileri tarafından korunuyorlarmış gibi daima piyasada kalmayı başarmışlardı.
Yek diğeri belki de ilk kez borsa tarihinde görüldüğü üzere, işler sarpa sarınca bizzat çalıştığı aracı kurum tarafından ismi afişe edilen bir spekülatördü; ne de olsa borsanın “dere”lerin artık yukarı aktığı zamanlardı ve o afişe ekibin afişe edilmeyen kişisinin parası da bu gidişle “yel” olup uçacaktı.
Ama hadi gelin biz şimdilik o ilk güzel günlere geri dönelim.
Hareketin ivmesi şöyle olacaktı: Katar’dan, Birleşik Arap Emirlikleri şeyhinden, hem de Putin Hazretleri’nden oluk gibi para gelecekti güya…
Bu paralar biraz sanayiye, biraz gayrimenkule gitse de hiç mi borsaya girmeyecekti canım!
Önce minik spekülatörlere, sonra halka söylenecek şey şuydu: Elinizi çabuk tutun, yoksa havanızı alır bu fırsatı kaçırırsınız.
İlk ikna edici hareket güya yabancı parası olarak borsaya giren bazı paralardı. “İşte başladı; hadi, hadi çabuk” deniyordu.
Sonra işler yavaş yavaş karışmaya başladı. Borsa, morsa; türev mürev meselelerinde doğası gereği ifrata kaçma eğilimi kendini gösterdi. İşlemler hem Vadeli borsada (VİOP) hem spot borsada geleneksel BİST pay senetleri piyasasında eş zamanlı yürütülüyordu.
KALDIRAÇLA DÜNYAYI YERİNDEN OYNATABİLİRSİN AMA…
Daha aylar öncesinde borsa operasyonları kolay yürüsün diye bir “offset”leme kararı çıkarılmıştı. Spot hisse senetleri büyük oranda teminat gösterilebiliyordu artık vadeli kontratlarda. İşler kolaylaşmış, kredi ilmikleri daha kolay örülür hale gelmişti.
Ötesi vadeli piyasalarda kredi kullanmak çok kolaydı. Zira kontratların kendisinde bizzat bir “içsel kaldıraç” mevcuttu. Böylece mesela 100 liralık kendi paranızla vadeli borsada 700 liraya varan bir “mal” almak mümkündü.
Fakat bu da spekülasyon hırsına kafi gelmedi. (Hiç gelmez!) Hisse ve kontrat fiyatları yükseldikçe bu değer artışı teminat gösterilerek yeni hisseler alındı ve bu da hisselerin hem spot hem vadelide fiyatlarını yükseltti.
Fakat böyle böyle piyasadaki bu birkaç hissedeki kaldıraç oranı yani kredili alım miktarı bazı durumlarda 1’e 20’ye kadar çıktı. Yani 100 liranızla 2 bin liralık hisse alabiliyordunuz. Bunun bir kısmı vadelide gözüken bu “piramitleme” yöntemiyle yapılırken aracı kurumlar spotta da doğrudan geleneksel metotlarla kredilendiriyorlardı manipülatörleri…
Piyasada risk büyüyor, git gide yükselen fiyatları desteklemek için git gide daha fazla yeni para ihtiyacı hâsıl oluyordu.
Halkı buraya daha fazla sokmak gerekiyordu; onun için Sarayı ve Kethuda’yı ikna edip doğrudan borsanın reklamı yaptırıldı ve halkın oraya yatırım yapması en yetkili ağızlardan talep edildi.
Bir siyasetçi ve bakan için manipülasyona alet olmak ne büyük talihsizlik!
Nitekim Hazine Kethüdası’nın çağrısından hemen sonra borsada çöküş başlayacak ve ona inanıp borsaya girenler birkaç gün içinde paralarının üçte birinin buharlaştığına şahit olacaklardı.
İşte o günler yaklaşırken henüz her şey daha iyi iken emme basma tulumba işliyordu.
Alımlar hızlandıkça, kredili işlemlerin payı arttıkça o piyasada faizler de yükseliyordu. Arbitraj fonları, ya da arbitraj masaları denen profesyoneller için bu ortam muhteşem bir ortamdı. Malum hisseleri VİOP’ta açığa satıp kendilerini “hedge” etmek için aynı anda spotta satın almaya başladılar.
Böylece spotta hisse fiyatları olduğundan da hızlı artmaya başladı. Arbitrajcılar da yıllık %80-100 arası tatlı faiz kârı ile memnundu.
Bütün bu işler hem birkaç yıldan beri çok daha kolaydı. Tüm dünyada borsa işlemlerinin büyük kısmı yazılım “robotları” tarafından yapılıyordu. Kimin “yazılımı daha hızlı ve daha akıllıysa o kraldı.
Bizim borsa da geri kalacak değil ya!
Profesyoneller, robotlar vasıtasıyla BİST 30 endeksinde aynı anda hem spotta hem vadeli de saliseler içinde eş zamanlı işlem yaparak piyasa tabiriyle “basket atmaya” başladılar.
Kârlar, kredili işlemler ve yukarda verdiğim teknikler sayesinde astronomik düzeylerdeydi. 100 TL sermayeniz ile 2 bin lira mal alırsanız, piyasa bir tavanla %10 artsa günlük kazancınız kredisiz bir işlemde 10 lira yani %10 olacak iken kredili işlemde neredeyse 200 lira yani %200 olabiliyordu.
ÖZETLE… Her şey gerçek olmak için fazla iyiydi!
ERİME BAŞLIYOR
Kiralık manipülatörler işlerini görürken elbette “piyasanın polisleri”nin gözelerini başka tarafa çevirmesi gerekliydi. Bir hisse 2-3 tavan yapsa müdahale eden “brüt takas uygulaması”nı spekülatörün burnuna dayayıveren SPK 10-11 tavan yapan hisselere gözünü kapattı ve zerre müdahale etmedi.
Piyasadaki usulsüzlükler işte böyle kartopu gibi beslendi. SPK bu ihmaliyle bir nevi manipülatör koalisyonunun gizli ortağı gibi oldu.
Bir denetim kuruluşu bu kadar aşikar bir “ihmal”i neden yapar?
Sedat Peker’in kimi iddialarını ve benim Youtube kanalımda anlattığım eski bazı yolsuzlukları göz önüne alacak olursak, bazı SPK yetkilileri maddi çıkar karşılığı bu manipülasyonlara göz yumabilir; hatta buna ortak olabilirdi. Geçmişte benzerleri görülmüştü. Fakat bu çapta büyük bir ihmalin asıl sebebi bu olamazdı. Zira böyle bir durumda SPK’nın hâttâ en üst yetkilisinin bile, farz edelim ki işin içinde olsun, buna gücü yetmezdi. Çünkü başka denetim kurumları da vardır devletin ve bizzat siyaset kurumu normalde olaya el atabilirdi. Hiç birisi farkına varmasa Borsa İstanbul yetkililerinin bu manipülasyonu fark etmemesi mümkün değildi.
Demek ki hepsini susturacak, engelleyecek daha büyük bir güç vardı ortada!
BORSANIN “MURPHY KURALI” DEVREDE
Gene de bu borsa işlerinde işi nereden bağlarsanız bağlayın yine de ters gidecek bir şeyler vardır.
Büyük iki manipülatör grubumuz işi sürdürmek için başka daha ufak spekülatörlerin parasına muhtaçtı. Onlar da iyi kârlar için memnuniyetle para soktular bu oyuna…
Ne var ki fiyatlar aşırı şiştikçe, piyasanın likiditesi o şişkin fiyatları desteklemek için daha fazla yeni paraya ve krediye ihtiyaç duydukça, bunların bazıları böyle durumlarda hep olduğu gibi anlaşmayı bozmaya başladı. Bu kadar kâr bana yeter deyip, el altından hisseleri satmaya gidip yat, kat filan almaya başladılar. Ne de olsa Brecht’in deyimiyle: “Eldeki bir kuş daha kuştur; daldaki iki baykuştan!”
Aşırı şişmiş hisselerde marjinal para çıkışları bile satışları tetikleyebilir. Hele bir de bazı büyük ortakların bu çok karlı fiyatlardan yeni hisse satışı yapacakları dedikoduları yükselirse…
Kamu bankaları, tamam elde garantiydi. İktidar desteği orayı sağlam saymaya yetiyordu ama ya hisseleri şişmiş özel bankalar?
Ya mesela Koç Grubu “Yahu bu fiyat çok iyi deyip bir miktar YKB hissesini borsaya açma kararı verse, ya da Sabancı Grubu Akbank’ta aynı şeyi yapsa?..
Derken korkulan oldu. Akbank emekli sandığının 150 milyon liralık Akbank hissesi satışı paniği tetikledi. Arkası gelebilirdi. Bu fiyatları şimdi kim tutacaktı. Satışlar birbirini takip etti ve bütün banka hisselerine yayıldı.
Manipülatör grubu karşı alımlarla pozisyonlarını güçlendirmek ve satışları dengelemek istedi ama bu onların daha da zarara girmelerinden başka işe yaramadı.
KAHROLASI FEDERALLER!
İlk öldürücü darbeyi 13 Eylül Çarşamba günü ABD enflasyonunun beklenenden yüksek çıkması vurdu. Demek ki ABD Merkez Bankası “Federal Reserve”, çok değil bir hafta sonra sert faiz artırımına gidebilirdi. Bizim gibi ülkelerin borsaları için kötü haberdi. Satışlar daha da hızlandı.
Perşembe günü banka endeksi ve bunun etkisiyle de BİST-100 endeksi çöktü.
Günün sonu “Kahrolası Federal Reserve” idi!
KİMİN KIÇI ÇIPLAK, SULAR ÇEKİLDİĞİNDE…
Bütün bunlar olunca zararlar teminat açığına, o da teminat çağrılarına yol açtı. Zaten elde para kalmamıştı (“mal” vardı ama para yoktu; bütün para “mal”da yani hisselerdeydi) şimdi bir de teminat tamamlama için ekstra paraya ihtiyaç vardı. Birçoğu ödeyemediler.
Ödenemeyen teminatlar bu kez aracı kurumları zora sokuyordu.
Meşhur bir laf vardır: Kimin kıçında mayo olmadığı sular çekilince anlaşılır diye.
Fiyatlar düşünce aracı kurumların zararları ortaya çıktı. Manipülatörler temerrüde düşüyor bu da onlarla çok yoğun işlem yapmış aracı kurumları zor duruma sokuyordu. Piyasada altı aracı kurumun ismi geçiyordu ve bahsedilen nakit açıkları milyarlarca lira boyutundaydı.
Finansçı tabiriyle “sistemik risk” oluşmaya başlamıştı. SPK yetkilisi uluslararası basına konuştu: “Korkmayın sistemik risk yok. Müdahaleye de gerek yok!” diye.
Gerçekte ise “müdahale” için düğmeye basılmıştı bile.
BORSADA PANİK HAYAT KURTARIR BORSAYI DA BATIRIR
Ama önce birkaç gün geriye gidelim. O çöküş gününden sonraki gün manipülatörle bir miktar para ile günü idare etmeye çalışsalar bile ilk re’sen yani zoraki hisse satışlarının başladığı da konuşuluyordu. Bu sonraki hafta başı da devam etti. Re’sen hisse satışı, manipülatör teminatını veya ödemesini tamamlayamazsa onun hisselerinin aracı kurum tarafından ona sormadan satılmasıdır. Bu tür hisse satışları genellikle “ilk satan kurtulur” mantığıyla yapıldığından alım satım (trading) kurallarına uyularak yapılmaz tabana kadar verilir. Bu durumda da panik hızla yayılır.
TOPLANTI ÜSTÜNE TOPLANTI
İlk müdahale toplantısı manipülatörlerin kendi arasında geçtiğimiz cumartesi yapıldı. Bir “çıkış planı” yaptılar. . Buna göre bu pazartesi son bir çıkış hareketiyle bankaları yükseltecek ve o arada yeni gelenlere kendileri satıp çıkmaya çalışacaktı ya da aracı kurumlarca geçen cuma re’sen satılmaya başlanan kendi hisseleri daha uygun fiyattan satılacaktı.
Bütün bunlar olurken Borsa İstanbul da “devre kesiciler” ve açığa satışta “yukarı adım kuralı” gibi kısıtlamalarla düşüşün hızını kesmeye çalışıyordu. Daha sonra yasal teminat oranları da düşürüldü. Böylece teminat borçları da bir miktar azalıyordu. Ne var ki bu tür adımlar genel çöküşü durdurmak için çok yetersizdi. Fazlası, çok daha fazlası gerekiyordu.
Pazartesi günü seans açılışında tam bu plan yürürlüğe konmuştu ki İş Bankası’nın ABD Hazine Bakanlığı’nın uyarısı yüzünden daha önce girmeyi kabul ettiği Rus ödeme sistemi MİR’den çıktığı haberi planı bozdu. İş Bankası’nın kararını Deniz Bank takip etti. Fakat kamu bankaları geri adım atmadı ve bu da olası bir yaptırım riski nedeniyle bankacılık endeksi üzerine ekstra bir yük bindirdi.
Bunu üzerine ikinci bir toplantı yapıldı. Bu kez toplantı SPK binasında ve devlet yetkilileri ile zor durumdaki aracı kurumlar arasında yapıldı.
Rivayet muhtelif… Bir önerinin VİOP kontratlarında vadeyi erkene çekip erken uzlaşma yapılması olduğu söylentisi çıktı. Buna göre şu formül de uygulanabilecekti: “Aracı kurumların elindeki uzun pozisyon karşısında arbitraj fonların elinde spot hisse senetleri var. Sen bu kontratları kapat, aracı kurumu kurtar, senin elindeki spot malı da kendi hisselerini geri satın alım (buy-back) yolu ile bankalar alsın.
İlk etapta bu ve benzeri önerilerin devlet kurumları tarafından reddedildiği söylendi.
Söylenen o ki “biz bunu piyasaya anlatamayız iltimas derler” demişler.
KİMİN PARASIYLA KİMİ KURTARIYORSUNUZ?
Fakat ertesi gün olan şeyler işin tam da öyle olmadığını gösteriyordu. Oraya gelmeden önce olası bir çözümün de -yine söylenti şeklinde- ortada şöyle dolaştığını anlatalım: Zararda olan hisseleri banka ve aracı kurum yatırım fonları alsın ve zararı oralara park edelim, satış dalgası böyle karşılansın; olan da mesela o fonları bünyesine almış BES sistemine, yani bu manipülasyona hiç dahli olmayan sıradan bireysel emeklilere olsun.
Her neyse, hangi yöntemlerin manipülatör kurtarma sevdası uğruna kullanıldığı önümüzdeki günlerde daha iyi ortaya çıkacak.
Ama daha şimdiden dün (20 Eylül Salı) itibarıyla ortaya çıktı. Halk Bankası kendi hisselerini 8.06-8.58’den 8.850.000 adet hisse geri alımı yaptı. Yukarıda belirttiğim gibi zaten minarenin kılıfı ta 2020’de hazırlanmıştı ve daha neredeyse bunun 10 katı geri alış kararı cepteydi.
Gece aynı geri alımın özel bankalara da yaptırılması için baskı yapıldığı iddiaları ortada dolaştı.
Ertesi gün yani çarşamba bu kez İş Bankası ile ilgili bir geri alım haberi düştü Kamu Aydınlatma Platformu’na (KAP): “İş Bankası Mensupları Munzam Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Sandığı Vakfı 20 Eylül tarihinde 8,00-8,19 TL fiyat aralığından 5 milyon lotluk hisse alımı yapmıştır.”
Görüldüğü üzere söylentilerin bir kısmı çok çabuk doğrulandı; geri kalanının da gerçekliğini bir süre sonra göreceğiz.
BU HİKAYEDEN ÇIKAN DERS NE OLMALI?
Şimdi gelelim senaryomuzun ana fikrine…
Kötü bir ekonomi yönetiminin yarattığı riskler, seçim kaybettirme noktasına yaklaşınca eldeki her araçla ekonominin aslında iyi gittiği propagandasına girişilmişti.
Birileri bu yolda borsayı da kullanma fikrini Saray’a sattı. Olağan Şüpheliler üzerine “spekülasyon” yapabiliriz tabi ama ille aklımıza gelen o olağan şüphelinin bildiğimiz Kayser Söze çıkması şart değil elbet. Orası bir senaryo…
Fakat sonrası senaryo değil alabildiğine gerçek bir belgesel!
Belgeselin sonu, bu borsa operasyonu ile birilerinin çok zengin olması, “papazın” ise son anda bizzat devlet yönetimin ağzıyla borsaya davet edilen halkın eline bırakılması ile bitiyor gibi gözüküyor.
Son kurtarma operasyonu ise bazı manipülatörlerin ve/veya tedbirsiz bazı finans kuruluşlarının kamu bankalarının zararı ile yani halkın parası ile kurtarılması anlamına geliyor.
Bunun kendisi ayrı bir soruşturma konusu olmalı. Tabi önce eğer Türkiye tarihinin bu en büyük manipülasyonunun soruşturulmasına başlanabilirse…
Yok başlanamazsa, burasının borsa değil, hâttâ borsaya sıklıkla yakıştırıldığı gibi bir kumarhane bir casino bile değil, ruletlerin mıknatıslı, kağıtların işaretli olduğu bir merdiven altı batakhanesi haline geldiği anlaşılacak. On yıllardır birbirini kovalayan bu borsa yolsuzlukları ve hırsızlıklarının, sistemin sahipleri için bile kötü yanı ne biliyor musunuz?
Birilerinin 300-500 milyon TL kazanması için ülkenin sermaye piyasası her başını kaldırdığında yere çarpılıyor ve ülkenin bundan kaybı 300-500 milyar dolar mertebesinde oluyor….
Uzun vadeli sermaye ihtiyacının karşılanacağı umuduyla adı sermaye piyasası olan bu yer; asla bu görevini yapamıyor. Sermaye piyasası düzgün çalışmayan bir kapitalist ekonominin kapitalist metotlarla kalkınması mümkün olmadığı için ülke ekonomisi de on yıllardır olduğu yerde patinaj çekiyor.
Bir avuç borsa çakalı yüzünden ülkenin sanayisi ticareti bir adım ileri gidemiyor.
CÜNEYT AKMAN – paraanaliz.com
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL
FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”
Yayınlanma:
13 dakika önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.
Bankavitrini.com | Gündem
Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.
Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı
Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.
Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.
Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.
DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil
DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.
DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.
Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”
DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.
Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?
Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.
Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.
Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.
Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu
Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.
Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.
Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
BANKA HABERLERİ
AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ?
Yayınlanma:
5 gün önce|
16/10/2026Yazan:
BankaVitrini
BANKALAR ÇALIŞANLARIN MAAŞ REKABETİNİ Mİ SINIRLADI?
Bankavitrini.com | Bankacılık ve Finans Analizi
Akbank, Rekabet Kurulu tarafından yürütülen iş gücü piyasasına yönelik soruşturmanın uzlaşmayla sonuçlandırılması kapsamında 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL idari para cezası ödeyecek. Peki, Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri neden bu kadar yüksek bir ceza ile karşı karşıya kaldı? Soruşturmanın arkasında hangi iddialar bulunuyor? Bu olay, bankacılık sektöründe çalışanların ücretlerini ve iş değiştirme özgürlüğünü nasıl etkileyebilir?
CEZA KREDİ VE MEVDUAT FAİZLERİYLE İLGİLİ DEĞİL
Akbank’a verilen cezanın konusu, bankanın müşterilerine uyguladığı kredi faizleri veya mevduat oranları değil. Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihinde duyurduğu soruşturma, bankacılık, sigortacılık ve bilişim teknolojileri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin iş gücü piyasasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalarını inceliyor.
Rekabet Kurumu, aralarında Akbank’ın da bulunduğu 26 teşebbüs hakkında çalışan ayartmama anlaşmaları ve/veya iş gücü piyasasına yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımı iddiaları kapsamında soruşturma başlatmıştı.
Akbank, 12 Ekim 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında, Rekabet Kurulu’nun 26-30/899-383 sayılı kararı doğrultusunda soruşturmanın banka bakımından uzlaşmayla sonuçlandırıldığını bildirdi.
Açıklanan idari para cezası 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL oldu.
ÇALIŞAN AYARTMAMA ANLAŞMASI NE DEMEK?
Soruşturmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, şirketlerin birbirlerinin çalışanlarını işe almamak veya çalışan transferlerini kısıtlamak konusunda anlaşmış olabileceği iddiası.
Örneğin aynı sektörde faaliyet gösteren iki banka düşünelim. Bu bankaların birbirlerinin çalışanlarına iş teklifi yapmamak ya da çalışan transferlerini sınırlandırmak konusunda anlaşmaları, iş gücü piyasasındaki rekabeti bozabilecek uygulamalar arasında değerlendirilebilir.
Böyle bir durumda çalışan, yalnızca mevcut işvereninin ücret politikasıyla karşı karşıya kalmaz. Rakip bankaların daha yüksek ücret veya daha iyi çalışma koşulları sunmasıyla ortaya çıkabilecek alternatifler de daralabilir.
Oysa rekabetçi bir iş gücü piyasasında bankalar nitelikli çalışanları bünyelerine katabilmek için ücret, prim, yan haklar, kariyer olanakları ve çalışma koşulları üzerinden birbirleriyle yarışır.
Bu rekabetin kısıtlanması, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.
Ancak önemli bir ayrıntı var: Rekabet Kurumu’nun soruşturma duyurusu, bu tür uygulamalara ilişkin iddiaların araştırıldığını gösteriyor. Akbank’ın hangi somut davranışının cezaya esas alındığına ilişkin ayrıntılar, bankanın KAP açıklamasında yer almıyor.
MAAŞ BİLGİLERİNİN PAYLAŞILMASI NEDEN SORUN OLABİLİR?
Soruşturmanın ikinci önemli boyutu, iş gücü piyasasında rekabete hassas bilgilerin paylaşılması iddiası.
Çalışan ücretleri, maaş artışları, işe alım koşulları ve gelecekteki istihdam planları gibi bilgiler, şirketlerin birbirleriyle rekabet etme biçimini etkileyebilir.
Örneğin rakip işverenlerin gelecekteki ücret artışlarına ilişkin hassas bilgileri paylaşması, ücret politikalarının bağımsız biçimde belirlenmesini zayıflatabilir. İşverenler arasındaki rekabetin azalması da çalışanların daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etme olanaklarını olumsuz etkileyebilir.
Buradaki temel mesele, şirketlerin insan kaynakları alanında her türlü bilgi alışverişinin yasak olması değil. Rekabeti kısıtlayabilecek nitelikteki anlaşmalar ve bilgi paylaşımlarının, somut koşullar çerçevesinde rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesidir.
AKBANK BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?
Bu sorunun kesin yanıtını verebilmek için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki somut tespitlerin görülmesi gerekir. Bankanın kamuya açık KAP açıklaması, cezanın arkasındaki yönetimsel motivasyonu veya belirli bir uygulamanın nedenini açıklamıyor.
Bununla birlikte, çalışan transferlerini sınırlandıran veya ücret rekabetini zayıflatan uygulamaların işverenler açısından olası ekonomik motivasyonları bulunuyor.
Birincisi, personel maliyetlerini kontrol altında tutmak. Bankacılık sektöründe deneyimli çalışanların ücretleri, primleri ve yan hakları önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. İşverenler arasındaki ücret rekabetinin zayıflaması, ücret artışı baskısını azaltabilecek bir sonuç doğurabilir.
İkincisi, nitelikli personeli elde tutmak. Deneyimli bankacılar, risk yönetimi uzmanları, yazılım çalışanları ve yöneticiler, rakip kuruluşlar açısından değerli insan kaynağıdır. Çalışan hareketlerini kısıtlayan anlaşmalar, işverenler açısından personel kaybını azaltıyor gibi görünse de rekabet hukuku bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.
Üçüncüsü, insan kaynakları maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlamak. Bankalar ücret artışlarını ve işe alım maliyetlerini yönetmek ister. Ancak bu amaç, rakiplerle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yapılmasını hukuken meşru hâle getirmez.
Bunlar olası ekonomik açıklamalardır; Akbank’ın bu amaçlarla hareket ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez.
BU BİR İŞ HUKUKU İHLALİ Mİ?
Burada iki ayrı hukuk alanını birbirinden ayırmak gerekiyor.
İş hukuku; işçinin ücreti, iş sözleşmesi, çalışma koşulları, kıdem ve ihbar tazminatı gibi konuları düzenler.
Rekabet hukuku ise şirketlerin piyasalarda rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmalarını ve davranışlarını denetler.
Akbank’a ilişkin soruşturmanın hukuki dayanağı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında iş gücü piyasasındaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığının incelenmesidir.
Dolayısıyla bu olay, doğrudan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi veya kıdem tazminatı haklarının ihlali nedeniyle verilen bir iş hukuku cezası değildir.
Bununla birlikte, işverenler arasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalar çalışanların iş değiştirme ve ücret pazarlığı imkânlarını etkileyebildiğinden, konu çalışma hayatı açısından da önem taşıyor.
AKBANK NEDEN UZLAŞMAYI KABUL ETTİ?
Akbank’ın KAP açıklamasında, soruşturmanın Rekabet Kurulu kararı doğrultusunda uzlaşma usulüyle sonuçlandırıldığı bildirildi.
Rekabet hukukunda uzlaşma, soruşturmanın kanunda belirlenen koşullar çerçevesinde sonuçlandırılmasına imkân veren bir yöntemdir. Bu yol, sürecin daha kısa sürede tamamlanması ve hukuki belirsizliğin azaltılması gibi avantajlar sağlayabilir.
Ancak Akbank’ın uzlaşmayı hangi özel gerekçelerle tercih ettiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bankanın uzlaşma kararını hangi yönetimsel veya hukuki değerlendirmelerle aldığı konusunda kesin bir neden ileri sürmek doğru olmaz.
BANKACILIK SEKTÖRÜNDE NE DEĞİŞEBİLİR?
Bu soruşturmanın önemi yalnızca Akbank’ın ödeyeceği para cezasıyla sınırlı değil.
Bankalar ve diğer finans kuruluşları açısından insan kaynakları uygulamalarının da rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi, sektörde yeni bir hassasiyet alanı oluşturuyor.
Özellikle şu konuların önem kazanması beklenebilir:
- Rakip kuruluşların çalışanlarını işe almama yönünde anlaşmalardan kaçınılması.
- Ücret politikaları ve gelecekteki maaş artışları gibi rekabete hassas bilgilerin paylaşımının dikkatle değerlendirilmesi.
- İnsan kaynakları toplantılarında ve sektör içi görüşmelerde rekabet hukuku kurallarına uyumun güçlendirilmesi.
- Çalışanların iş değiştirme ve daha iyi çalışma koşulları için pazarlık yapma imkânlarının korunması.
Bunun çalışanların ücretlerine doğrudan ne ölçüde yansıyacağı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.
SONUÇ: MESELE SADECE 1,7 MİLYAR TL DEĞİL
Akbank’a açıklanan 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL’lik idari para cezası, iş gücü piyasasındaki rekabetin de bankacılık sektöründe ciddi bir denetim konusu olduğunu gösteriyor.
Çalışanların serbestçe iş değiştirebilmesi, işverenlerin nitelikli personel için rekabet etmesi ve ücretlerin bağımsız piyasa koşullarında belirlenmesi, rekabetçi bir iş gücü piyasasının temel unsurları arasında yer alıyor.
Burada asıl yanıtlanması gereken soru şu: Bankalar müşterilerine kredi ve mevduat ürünleri sunarken rekabet etmek zorundayken, çalışanları işe alma ve ücret belirleme konusunda da aynı rekabet anlayışıyla hareket ediyor mu?
Bu sorunun Akbank özelindeki somut yanıtı için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki tespitlerin incelenmesi gerekiyor. Ancak olayın kendisi, bankacılık sektöründe rekabet hukukunun yalnızca müşteri ve ürün piyasalarıyla sınırlı olmadığını, çalışma hayatına da uzandığını ortaya koyuyor.
Kaynaklar: Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihli soruşturma duyurusu; Akbank’ın 12 Ekim 2026 tarihli KAP açıklaması.
BANKA HABERLERİ
Enpara Bank’ın ilk faaliyet raporuna uluslararası platformlardan ödül
Enpara Bank Marka Yönetimi, İşbirlikleri ve Sürdürülebilirlik Direktörü Ayşegül Sınar: “İlk faaliyet raporumuzu hazırlarken yalnızca finansal ve finansal olmayan performansımızı aktarmayı değil, Enpara Bank’ın yenilikçi, sade ve dijital marka deneyimini raporun tamamında hissettirmeyi hedefledik” dedi
Yayınlanma:
1 hafta önce|
14/10/2026Yazan:
BankaVitriniEnpara Bank, 2025 Faaliyet Raporu ile uluslararası raporlama platformları Amerikan İletişim Profesyonelleri Ligi (LACP) Vision Awards ve ARC Awards değerlendirmelerinde ödüllere layık görüldü.
Bankadan yapılan açıklamaya göre, 2025 yılı performansını ortaya koyan ve bankanın ilk faaliyet raporu olma özelliğini taşıyan rapor, LACP Vision Awards kapsamında 5 farklı ödül alırken, ARC Awards kapsamında da ‘Fotoğraf-Video’ kategorisinde ödül kazandı.
LACP Vision Awards kapsamında dünya çapında altın ödüle layık görülen bankanın raporu, küresel ölçekte ve Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesinde en iyi finansal raporlar ile en iyi 100 rapor arasında gösterilirken, Türkiye’de de en iyi 25 rapor arasına girdi.
İçerik ve tasarım bütünlüğüyle bankanın marka kimliğini yansıtacak şekilde kurgulanan raporun görsel dünyası, söz konusu yaklaşımıyla ARC Awards kapsamında ilgili kategoride de bankaya ödül getirdi.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Enpara Bank Marka Yönetimi, İşbirlikleri ve Sürdürülebilirlik Direktörü Ayşegül Sınar, 2025 Faaliyet Raporunun uluslararası ölçekte aldığı ödüllerin, Enpara Bank’ın güçlü marka kimliğini ve iletişim yaklaşımını raporlama alanına da yansıttığının önemli bir göstergesi olduğunu belirtti.
İlk faaliyet raporunu hazırlarken yalnızca finansal ve finansal olmayan performansı aktarmayı değil, Enpara Bank’ın yenilikçi, sade ve dijital marka deneyimini raporun tamamında hissettirmeyi hedeflediklerini aktaran Sınar, ‘LACP Vision Awards ve ARC Awards kapsamında elde ettiğimiz bu başarıların, bu yaklaşımımızın uluslararası platformlarda da karşılık bulduğunu görmekten büyük mutluluk duyuyoruz.’ değerlendirmesini yaptı.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.643)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (603)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.987)
- GÜNCEL (4.635)
- GÜNDEM (3.590)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.747)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.500)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (841)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (120)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (20)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Erdoğan'dan fon açıklaması: Ödeme işlemleri biraz daha hızlanacak 21/10/2026
- Rusya'dan ABD'ye dizel taşıyan ilk tanker yola çıkıyor 21/10/2026
- Mercedes CEO'sundan 'Made in Europe' uyarısı 21/10/2026
- Elektrik piyasasında yeni teminat kuralları getirildi 21/10/2026
- Sigorta sektörünün prim üretimi 9 ayda 1 trilyon lirayı aştı 21/10/2026
- Türkiye'nin en güvenilir markaları Global Marketing Summit'te açıklandı 21/10/2026
- Brezilya'nın kanatlı ihracatında virüs engeli 21/10/2026
- Çin Merkez Bankası'ndan sessiz faiz adımı 21/10/2026
- Deutsche Bank CEO'su Sewing: Yapay zekada balon görmüyorum 21/10/2026
- Eski Macaristan Merkez Bankası Başkanı gözaltına alındı 21/10/2026
SON YAZILAR
- AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL 21/10/2026
- Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda 20/10/2026
- FİTCH’TEN TÜRKİYE’DE LEASİNG VE FAKTORİNG SEKTÖRÜNE ÇİFTE RİSK UYARISI 19/10/2026
- AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE? 19/10/2026
- Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor 19/10/2026
- AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ? 16/10/2026
- MSCI’DEN TÜRKİYE BORSASINA FREN! 16/10/2026
- KREDİ KARTINDA 12 AY SINIRI KALKTI MI? TAKSİTLİ ALIŞVERİŞTE YENİ DÖNEM! 16/10/2026
- VERGİLERİN HER 100 LİRASININ 21,6 LİRASI FAİZE GİDİYOR! 16/10/2026
- MSCI’den Endonezya’ya sert uyarı, Türkiye de mercek altında 16/10/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
