Connect with us

GÜNCEL

Prof. Dr. YILMAZ : TÜRKİYE’DE KADININ UMUDU VE MUTLULUĞU

Yayınlanma:

|

Geçmişi işçi hareketlerine dayanan “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü”, 1910 yılından bu yana dünyada, 1921 yılından bu yana da Türkiye’de takvimlere girmişti. O yıllarda sadece  takvim yaprağında “geçmişte bugün”ü hatırlatan bir özel gün olmuştu. Emekçi Kadınlar Gününün varlık gerekçeleri, bugün bizlere çok makul gelen insana yaraşır çalışma şartlarına (eşit işe eşit ücret, cinsiyet farklılığının ücret ve çalışma koşullarına yansımaması, süre ve ortam olarak sağlıklı koşullar), oy kullanma ve seçme/seçilme haklarına sahip olmaktı.

Bu yazıda, hayatın her alanına emek veren kadınların yaşamlarından bir kesitin, Türkiye’de resmi istatistiklere nasıl yansıdığını kısaca değerlendirdim. Öncelikle kadınların emeklerini sundukları işgücü piyasasındaki yerini, ardından yaşamlarına dair umut, mutluluk ve güven göstergelerini inceledim. Bulgularım şöyle:

Kadına Dair Demografik İstatistikler

Türkiye’de kadın ve erkek nüfusu hemen hemen birbirine eşit olsa da doğuşta beklenen yaşam süresi kadınlarda erkeklerden ortalama 5 yıl fazla. 2000-2010 yılları arası hızlı, izleyen yıllarda daha yavaş olmakla beraber kadının doğuşta beklenen yaşam süresi arttı ve 2000 yılında 73,1’den günümüzde 82,2’ye ulaştı.

Türkiye’de kadın başına doğurganlık hızı gitgide düşüyor. Bu oran 2000’de %2,53’den yıllar içinde azalarak 2021’de %2,10’a geriledi. Doğurganlık hızının bu seyrine göre ve bu bilgilerin yanına nüfus artış hızının da 2000’de %14,3’den 2021’de %11,9’a kadar düştüğünü ve düşmeye de devam edeceğini ekleyelim.

Kadına Dair İşgücü Piyasası İstatistikleri

Kadınlar hayatın her alanına emek veriyor. Ancak işgücü piyasasında sunduğu emek ve aldığı karşılık, hala tam arzu edilen düzeyde değil.

TÜİK tarafından Türkiye’de 2021 yılı işsizlik oranı %11,2 ve atıl işsizlik oranı da %22,9 olarak açıklandı. Ancak kadınlar, hem işsizlik oranının yüksekliği hem de eşitsiz işgücü piyasası olanakları ile karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Çünkü erkeklerde işsizlik oranı %9,5 iken kadınlarda bu oran %14,1 ve kadınlarda atıl işsizlik oranı da %30’a yaklaştı. Dolayısıyla kadınlarda işsiz sayısı azalmıyor, tam tersine bir yıl içinde 137.000 kadın daha işsiz kalmış durumda. 2021 yılında işsiz kadın sayısı 1,5 milyona ulaştı.

Kadının eğitim düzeyine göre işsizlik verileri de oldukça yaralayıcı. 2021 yılında üniversite mezunu kadınlarda işsizlik oranı %16,1 ve lise mezunlarında ise %21. Oysa lise ve üniversite mezunu erkeklerde işsizlik oranı 2021’de %8 olarak gerçekleşti.

Kadına Dair Yaşam Memnuniyeti İstatistikleri

TÜİK’in 2021 Yılı Yaşam Memnuniyeti Araştırması’na göre kadınlar erkeklere göre daha mutlu. 2020 yılında erkeklerin %43,2’si, kadınların %53,1’i mutlu olduğunu ifade etti. 2021 yılında ise kadınların %54,6’sı mutlu.

Kendini mutlu hisseden kadınların oranı 2000-2010 yılları arasında %65’e kadar çıkmışken, ancak son on yıl içinde %54,6’ya inmiş durumda 

Kadınlar Mutlu Mu?

Ayrıca 2010-2020 yılları arasında kendini mutsuz hisseden kadınların oranı ortalama %10 iken bu oran 2021’de %13,5’e yükseldi. Ne mutlu ne de mutsuz hissedenlerin oranı da %32 olarak gerçekleşti 

Yukarıda da belirttiğim gibi, TÜİK’in 2021 Yılı Yaşam Memnuniyeti Araştırması’na göre kadınlar erkeklere göre daha mutlu olmakla beraber geleceklerinden umutlu değiller 

Grafik 2. Kadınlar Geleceklerinden Umutlu mu?

Kadınlar artık son yıllarda gelecekten daha umutsuzlar. Geleceğinden umutlu olmayan kadınların oranı 2016-2017 yıllarında %24 düzeyine kadar gerilemişken, 2020 yılında %29,3’e ve 2021 yılında da %37,6’ya kadar yükseldi. Dolayısıyla günümüzde her on kadından hemen hemen dördü geleceğe ilişkin umut taşımıyor.

Kadına Dair Güven Duygusu İstatistikleri

Kadınların umudunu ve mutluluğunu etkileyen faktörler çok çeşitli. En başta yaşamını korumada hala risklerle karşı karşıya olduğu için suiistimal, şiddet vb. nedenlerle yaşamdan kopma ya da sakat kalma olasılığı, emeklerini sunma ve karşılığını almada yaşanan sorunlar, kendilerini bazı ortamlarda güven içinde hissetmemeleri umudu ve mutluluğu gölgeliyor.

TÜİK’in 2021 Yaşam Memnuniyeti Araştırması’na göre yaşadığı çevrede gece yalnız yürürken kendini güvende hisseden kadınların oranı 2019’da %50’den 2021’de %48’e geriledi. Kendilerini güvende hissetmeyenlerin oranı ise 2020 yılında %27,3 iken 2021 yılında %35,5’e kadar çıktı. Bu oran erkeklerde %10,7’dir. Ne güvende ne de güvensiz hisseden kadınların oranı ise 2020 yılında %24’ten %16,3’e düştü (Grafik 3).

Kadınlar Yaşadıkları Çevrede Gece Yalnız Yürürken Güvende Mi?

Kadınlar evde yalnızken de kendilerini tamamen güvende hissetmiyorlar. Kendini evde yalnızken güvende hissetmeyenlerin oranı 2020 yılında %6,2 iken 2021 yılında %9’un üzerine çıkmış durumda (%7,61+%1,45 ). Ne güvende ne de güvensiz hissedenler ise 2020’de %15,3’den 2021’de %12,8’e inmiş durumda.

Kadınlar Evde Yalnızken Güvende Mi? (2021)

Kadına dair resmi kurumların sunduğu verilere ulaşmak oldukça kolay. Peki nihai değerlendirmeyi bu verilere göre yapmamız mümkün mü? Pek değil. Çünkü her birimiz toplumun bir üyesi olarak kadının toplumdaki yerini farklı bölgelerde, farklı zaman dilimlerinde, farklı ekonomik sistemlerde gözlemleyebiliyoruz. Emeğinin değerini, ona duyulan saygıyı, umutlarını, korkularını görüp empati kurabiliyoruz, kurmalıyız.

Hakim ekonomik sistem olan kapitalizmin kusursuz işlemesi için en temel üretim faktörü olan emeğe ihtiyacı olduğu apaçık ortada. Kadın ise kayıt içinde kalarak emeğini arzederken, genellikle birden fazla kadının kayıt dışı emek arzetmesine yol açabiliyor. Özellikle çocuk bakımı, ev işleri için. Kadının bir başka kadının emeğini talep etmesi, hem de kayıt dışılığın bir versiyonunun ortaya çıkması, Dünya Emekçi Kadınlar Gününde tartışılması elzem bir konuyu karşımıza çıkartıyor. Üstelik kapitalist sistemin tatmin edici ücret ve haklarla emeği ne kadar memnun ettiği sorgulanırken. Ayrıca kadına dair kaza/hastalık kadar erkek şiddeti sonucunda suiistimale uğrama/vefat/sakatlık istatistikleri de hiç ümit vermiyor. Yitirilen her can sadece bir rakamdan ibaret değil. Her biri bir evlat, bir anne, bir eş. Böyle bir ortamda hissedilen güvensizlik de umuttan ve mutluluktan uzaklaşılmasına yol açabiliyor.

Bu yıl, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü Ulu Öndermiz Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle kutlayalım: “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın”.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ 08.03.2022

Okumaya devam et

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

KGF Akbank Mobil’de

Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, “Son yıllarda attığımız adımlarla da Akbank Mobil’i KOBİ’lerimizin günlük iş akışının doğal bir parçası haline getirdik ve birçok süreci uçtan uca dijitalleştirdik” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kredi Garanti Fonu (KGF) ve Akbank, KGF kefaletli kredi başvurusunu dijital kanala taşıyan yeni işbirliğini imza töreniyle duyurdu.

İstanbul’da düzenlenen imza törenine, Akbank Genel Müdürü Kaan Gür ile KGF Genel Müdürü Hasan Basri Kurt katıldı.

Törende duyurulan işbirliğiyle KGF kefaletli kredi, uçtan uca dijital kanala taşındı. Akbank’ın Dijital KGF Kredisi sayesinde KOBİ’ler, daha önce yalnızca şubeden yürütülebilen KGF kefaletli kredi süreçlerini artık Akbank Mobil’den tamamlayabilecek.

Yeni uygulama, özellikle teminat desteğine ihtiyaç duyan KOBİ’lerin krediye hızlı ve uçtan uca dijital bir süreçle erişmesini sağlayarak önemli bir kolaylık sunuyor. Şahıs firmaları 2,2 milyon liraya, tüzel firmalarsa 5 milyon liraya kadar sunulan kredilerden 36 aya varan vade imkanıyla Akbank Mobil üzerinden yararlanabiliyor.

KGF kefaletli kredide dijital dönüşüm

Etkinlikte konuşan Akbank Genel Müdürü Gür, teknolojiyi, işletmelerinin hayatını kolaylaştırmak için kullandıklarını söyledi.

Gür, son yıllarda attıkları adımlarla Akbank Mobil’i KOBİ’lerin günlük iş akışının doğal bir parçası haline getirdiklerini ve birçok süreci uçtan uca dijitalleştirdiklerini dile getirdi.

İşbirliğiyle müşterilerinin Dijital KGF kredisine Akbank Mobil üzerinden dakikalar içinde ulaşabildiğine dikkati çeken Gür, böylece KGF kefaletli kredinin Türkiye’de ilk kez tamamen dijital bir süreçle sunulduğunu anlattı.

Gür, KGF’nin bu yenilikçi uygulamayı hayata geçirirken ilk işbirliğini Akbank ile gerçekleştirmesinden dolayı büyük bir mutluluk duyduklarının altını çizdi. ​​​​​​​

KGF Genel Müdürü Hasan Kurt da temel ödevlerinin KOBİ’lerin finansmana etkin erişimini sağlamak olduğunu söyledi.

Türkiye’nin istihdam ve büyümede bel kemiğini oluşturan işletmelerin hem yatırım hem de işletme sermaye ihtiyaçlarını karşılamak üzere bankalarla yoğun bir çalışma yürüttüklerini vurgulayan Kurt, uçtan uca dijital bir kefalet sürecini Akbank ve KGF işbirliği ile hayata geçirmenin mutluluğunu yaşadıklarını kaydetti.

Kurt, yoğun ve titiz bir çalışma sürecini birlikte yürüttüklerini ve bu sonucun ortaya çıktığını dile getirerek, karşılıklı güven ve profesyonel sorumluluk içinde yürüyen süreçte Akbank Genel Müdürü Gür’ün konunun her adımının takipçisi olduğunu sözlerine ekledi.

Okumaya devam et

GÜNCEL

HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yine bir hafta sonu ve YAPAY ZEKA ile keyifli sohbet etme zamanı diyerekten, CFO gözüyle özellikle Dünya genelinde sanayi sektöründe eriyen kârlılıkları da düşünerekten, YAPAY ZEKAYA mevcut kapasiteleri, pazardaki rekabeti ve sürdürülebilir karlılık gibi ana parametreleri baz aldığında hangi sektörlere yatırım yapmaz iken hangi sektörlere yatırım yapardın diye sordum.

Tabi ki bunu da makul gerekçeler ile açıklamasını istedim.Bir çok çarpraz sorular ile de sıkıştırdım ki arada yaptığı gibi yanıltıcı yönlere bizi sürüklemesin…

Yatırım kararını sadece bugünkü kârlılığa değil, önümüzdeki 10-15 yıldaki ROIC (yatırılan sermaye getirisi), fiyatlama gücü ve arz-talep dengesi üzerine kuracağını söyleyerek sorun gördüğü sektörlerin ortak özelliklerini şöyle sıraladı ;

* Kapasite fazlası kronik.
* Ürün farklılaştırması zayıf.
* Fiyatı piyasa belirliyor, üretici değil.
* Sürekli yeni yatırım yapılınca arz daha da artıyor.
* ROIC çoğu zaman sermaye maliyetinin altında kalıyor.

Yatırım yapmakta fayda gördüğü sektörlerin ortak özelliği olarak ise, ürünü değil çözümü satmaları, daha yüksek giriş bariyerlerine sahip olmaları ve fiyatlama güçlerinin daha yüksek olmasını gerekçe olarak gösterdi.

Temel yatırım prensibi olarak da özetle, Fiyatı piyasanın belirlediği sektörlerden ziyade, fiyatını kendi belirleyebilen (yüksek katma değerli, giriş bariyeri yüksek ve farklılaşmış ürün sunan) sektörlere yatırım yapmak uzun vadede daha rasyonel bir strateji olacağını ifade etti.

Peki YAPAY ZEKAYA göre, hangi sektörler “ İN” hangileri “OUT” onun gözünden aşağıda bir tablo ile durumu özetliyoruz.

Not : Sanki bu sektörlerin çoğu şu an Türkiye’nin en temel sanayi kolları olan sektörler ve de son 20 yılda aynı sektörlerde sürekli yeni kapasite oluşturarak kapasite artırılırken, yüksek teknoloji ve patent tabanlı üretime geçişin ise aynı hızda gerçekleşmemesi ana sorun gibi. Sonuç olarak şirketler daha fazla üretir hale geldi ama birim kârlar baskı altında kaldı.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.