BANKA HABERLERİ
Türkiye’de uygulanan politikalar krizi derinleştiriyor
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Yazının amacı, Türkiye’nin içinde bulunduğu kriz ortamı ile ilgili düşüncelerimi aktarmak ve durumu daha çok para politikası açısından değerlendirmektir.

Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi, 2021 Mayıs ayına kadar kur 7.30-8.30 civarında dalgalanırken, enflasyon %15-%17 dolaylarında seyretmiştir. Haziran ayında “faiz neden enflasyon sonuç” tezi ortaya atılmış ve tezin gerektirdiği faiz indirimleri Eylül 2021’de başlamıştır. Merkez Bankası (TCMB) Para Piyasası Kurulu (PPK) bir haftalık repo ihale faiz oranını (politika faizi) 23 Eylül’de %19’dan %18’e, Ekim ayında %16’ya, Kasım ayında %15’e, ve Aralık ayında %14’e indirmiştir. (Halbuki 2021 yılı başında PPK yılın ilk toplantısında politika faizini %15’ten %17’ye, 18 Mart’ta da %19’a yükseltmişti. O sıralarda enflasyon oranı %15-16 düzeyinde seyrediyordu.)
Laboratuvar olarak kullanılan Türkiye’de test edilen hipotezin öngörüsünün aksine, hem enflasyon, hem kur yükselmeye başlamış, Aralık 2021’den itibaren enflasyonun artış hızı yükselmiştir. Kur ise örtülü müdahaleler sayesinde 2022 Mayıs ayına kadar 15 TL’nin altında kalmıştır. Tabii bu gelişmelerde Türkiye’nin üretimden uzaklaşıp daha çok dışa bağımlı hale gelmesi, 20 Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşı ve neden olduğu petrol ve gıda ürünlerinde fiyat artışları, ve diğer global faktörlerin de önemli rolü vardır. Ancak Türkiye’de gerek enflasyon oranı, gerek kur artış oranı diğer ülkelerde olduğundan çok daha yüksek seyretmektedir (Ocak 2001-Ocak 2022 arası Türkiye’de dolar %95 değer kazanmıştır.) Bu farkın başlıca nedeni, Türkiye’de izlenen yanlış para politikalarıdır. Benzer sorunlarla karşılaşan diğer ülkeler önlem amaçlı faiz artırımına ve parasal daralmaya giderken, Türkiye tam aksini yapıp, ekonomi biliminin kabul etmediği bir hipotez doğrultusunda, faiz oranını düşürmüştür (Eylül-Aralık döneminde politika faizi 5 puan düşürülmüştür).
Bankaya yatırılan mevduata verilen negatif reel faiz (%14 faiz oranı-%36 Aralık enflasyonu = -%22 reel faiz), birikimlerinin satınalma gücünü korumak saikiyle insanları döviz, altın gibi farklı yatırımlara yöneltmiştir. Aralık 2021’de Kur Korumalı Mevduat (KKM) çıkarılmıştır. Ters dolarizasyonu sağlamak amacıyla çıkarılan KKM, kura endeksli olduğu için kurdan doğrudan etkilenen bir enstrüman niteliğindedir. Bu nedenle “örtülü dolarizasyon” şeklinde de düşünülebilir. 27 Mayıs 2022 itibarıyla “açık ve örtülü dolarizasyon”un toplam banka mevduatındaki payı %72’ye ulaşmıştır. TL’nin payı ise %28’e gerilemiştir. 27 Mayıs haftasında yalnız KKM’nin toplam mevduat içindeki payı %14 civarındadır. Döviz kurundan etkilenen mevduatların toplam mevduat içindeki payının yüksek olması, para politikasının etkinliğini kısıtlamaktadır.
Kur Korumalı Mevduat (KKM)
KKM’ye ilk girişler 22 Aralık 2021 tarihinde, 1 Dolar 11.3 TL iken başlamıştır. 24 Aralık itibarıyla katılım 29 milyar düzeyine gelmiştir. 3 aylık KKM’ın vadesi dolduğunda dolar kuru 14.84’e yükselmiştir. KKM’ın bu dönemdeki getirisi %27 olmuştur. (Vadeli mevduata stopaj uygulanırken, KKM’ler vergiden muaf tutulmaktadır.)
KKM getirisinin nasıl hesaplandığını bir örnekle gösterelim..
Örnek
10 000 TL tutarındaki KKM, 22 Aralık 2021 tarihinde, kur 11.63 TL iken açılıyor.
Banka %14 faiz veriyor. Bu 3 ayda %3.5 faiz demek.
Yatırılan 10 000 TL; başlangıçta, 10 000/11.3 = 860 dolar’a tekabül ediyor.
3 ay sonra dolar kuru 14.84 TL olunca 860 dolar, 860 x 14.84 = 12 750 TL’ye alınabiliyor.
Bu durumda mevduat sahibine 2750 TL ödemek gerekiyor. Bunun 350 TL’si (10 000 x 0.035 = 350) banka, 2400 TL’si Hazine tarafından karşılanıyor.
(Not: Kurun sabit kalması veya düşmesi halinde, mevduata ödenen getiri bankanın verdiği faiz oranı ile sınırlı kalıyor. KKM’nin vadesinden önce bozdurulması halinde, kur düşmüşse ana para kaybı söz konusu.)
KKM Uygulamasında Hazine’nin Yükünün Artmasında Bankaların Rolü
Aslında Hazine’nin yükünün artmasında bankaların da rolü var. Örneğin, 200.000 TL’ye yakın bir KKM’a banka %14 veriyor. Halbuki normal bir vadeli mevduata aynı tarihte, aynı vade, aynı miktar için %16 veriyor. Mevduat sahibi kur riskine karşı KKM’yi tercih ediyor. Kur artıyor ve diyelim KKM’ın getirisi %20 oluyor. Banka bunun sadece %14’ünü, Hazine ise %6’sını karşılıyor. Halbuki banka normal vadeliye verdiği %16’yı KKM’a da uygulasa, Hazine’ye düşen kısım sadece %4 olacak. Hazine’ye yansıyan yükün azaltılması için hükümet en azından bankaların KKM’a uygulayacağı faize bir alt sınır getirebilir diye düşünüyorum. (Aslında KKM’ye verilecek faiz oranı politika faizi + 3 puan olarak belirlenmiştir. Ancak bu sadece döviz bozdurarak açılan KKM’ler için geçerlidir.)
Haziran 2022’nin ilk haftasında, KKM hesapları 848.9 milyar TL’ye ulaşmıştır. KKM’lerin vade hitamında %90 oranında yenilendiği ifade edilmektedir. Aynı tarihte Merkez Bankası net rezervleri, swap hariç, eksi 52.2 milyar dolar düzeyindedir. Bu durumda döviz satışı ile kurları baskı altında tutmaya devam etmek mümkün olamayacaktır. Kur artışları kaçınılmaz görülmektedir. Bunun sonucunda da KKM’nin Hazine üzerindeki yükü giderek artacak, bütçe açıkları olumsuz etkilenecek, para basma gereksinimi artacaktır. KKM uzun vadede enflasyonu körükleyecek bir uygulamadır. İlâveten, uygulama gelir transferine, bu yolla da gelir dağılımındaki adaletsizliğin artmasına neden olacaktır.
Kur artışları ile ilgili bir öngörü yapmaya çalışalım. (Örnekte ABD doları kullanılmıştır.)
Serbest kambiyor rejiminde, kura müdahale olmadığı/gerekmediği bir ortamda, kur artış oranı kabaca, ”Türkiye’nin enflasyon oranı eksi ABD enflasyon oranı” şeklinde belirlenir. Türkiye için iki ayrı şekilde hesaplanan enflasyon oranını kullanarak kur tahmininde bulunalım.
TUİK , Mayıs 2021-Mayıs 2022 yıllık TÜFE enflasyon oranını %73.50 olarak açıklamıştır. Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise, enflasyonu %160.76 olarak hesaplamıştır.
Mayıs 2021’de 1 Dolar = 8.30 TL.
ABD enflasyonunu %9 kabul edelim.
Kur Tahmini
Kabaca tahmin için aşağıdaki formülü kullanacağız.
30 Mayıs 2022 kur tahmini = ((Türkiye enflasyon oranı-ABD enflasyon oranı)+1) x Mayıs 2021 dolar kuru
TUİK enflasyon oranını kullandığımızda 30 Mayıs 2022 kur öngörümüz;
((0.735-0.09) + 1) x 8.30 = 13.65 TL olarak hesaplanmaktadır.
ENAG’ın enflasyon oranı kullanıldığında ise; 30 Mayıs 2022 tarihinde kurun kabaca,
((1.6076-0.09) + 1) x 8.30 = 20.89 TL olacağı öngörülebilir.
Haziran’ın ilk haftası itibarıyla Merkez Bankası net rezervlerinin swap hariç eksi 52.2 milyar dolar düzeyinde olduğunu belirtmiştik. Bu da Merkez Bankası’nın kura müdahale imkânının kalmadığını göstermektedir. Bu durumda daha gerçekçi olduğu düşünülen ENAG enflasyon oranı kullanılarak elde edilen 1 Dolar = 20 TL öngörüsünün gerçekleşme olasılığının yüksek olduğunu söyleyebiliriz.
Bir de kısaca 2022 Haziran ayında açıklanan Gelire Endeksli Senet’ten (GES) bahsedelim.
GES UYGULAMASI (1)
10 Haziran 2022 tarihinde ilan edilen Gelire Endeksli Senet (GES), 3 ayda bir kupon ödemeli, 6 ay vadeli bir Devlet iç borçlanma senedidir.. Üç ayda bir kupon ödemesi hesaplamasında, 2022 Yılı Bütçe Kanunu’nda 2022 yılı için, Devlet Hava Meydanları İşletmeleri (DHMİ) ve Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğü (KEGM)’ne ait gelir tahmini, baz olarak kullanılmaktadır. Kupon getirisi ile ilgili olarak bir de asgari ve azami sınırlar belirlenmiştir. İlan edilen kupon oranına baz teşkil edecek olan endeks değeri, asgari 95 ve azami 110 düzeyinde olabilecektir. İlan edilen kupon oranının asgari %95’ine denk gelen getiri garantisi verilmektedir. Hazine senet için 3 aylık dönemsel getiriyi %5.32, yıllık bileşik getiriyi ise %23.04 olarak belirlemiştir. Hasılat payı gerçekleşmesinin projeksiyonun üzerinde olması halinde daha yüksek getiri elde edilebilecektir. Ancak bu getiri, ilan edilen kupon getirisinin 1.10 katını geçemez. Bu durumda azami dönemsel getiri = %5.32 x 1.10 = %5.85 (yıllık %25.5) olmaktadır. Diğer bir deyişle dönemsel getiri %5.85’i (yıllık %25.5) geçemez.
GES’in dolarizasyonu önleyebilecek bir enstrüman olabileceğini düşünmüyoruz.
Türkiye’nin şu anda içinde bulunduğu durumun kısmen dolarizasyon menşeli olduğu düşünülüyor. Tasarruflarını dolar veya dolardan etkilenen enstrümanlarda tutan insanlar, olumsuz gidişattan sorumlu tutuluyor. Bunun büyük haksızlık olduğunu düşünüyorum. Küçük tasarruf sahipleri de var bu suçlanan grupta. Tasarruflarının değerini korumaya çalışmak bu insanların en doğal hakkı. Türkiye’de yaşanan göreceli aşırı enflasyon ve kur artışlarının nedeni büyük ölçüde politika yapıcılarının yanlış kararlarıdır. Suçu kendilerinde arayıp, gelişmelerin gerçek nedenini doğru teşhis edip, ekonominin emrettiği doğru politikalara dönmeleri gerekmektedir. Halbuki yönetim inatla yanlış hipotezinde israr etmekte, günü palyatif tedbirlerle kurtarmaya çalışmaktadır. KKM gibi, GES gibi uygulamaların Hazine’ye getireceği yük, uzun vadede enflasyonu körükleyebilecek niteliktedir. GES’lerin bir sonucu da paranın banka mevduatından çekilip, Hazine finansmanına yönlendirilmesi şeklinde olacaktır.
Politika faizinin ısrarla düşük tutulması, insanları yanıltmaktan başka birşey değildir. Politika faizi %14 iken, bazı bankalar mevduata %22 faiz vermekte, aynı şekilde kredi faiz oranları da yüksek seyretmektedir. Yeni çıkarılan GES üzerinden bile Hazine, asgari %23.04 getiriyi garanti etmiştir.
Kriz dönemlerinde gerek içerde gerek dışarda “güven” ortamı çok önemli bir rol oynamaktadır. İçte ve dışta güven kazanmak için yönetim gayret sarfetmelidir. Burada şeffaflık ve hesap verebilirlik önemlidir. Şayet siz faizi düşürüyorum deyip, çıkardığınız senetler üzerinde %23’lerde faiz garantisi verirseniz, “gelire endeksliyorum” deyip sonra GES getirisine üst sınır koyup (%25.5), gelirin etkisini çok aza indirirseniz, şeffaflığı önleyerek pek çok verinin halka ulaşmasını engellerseniz, adrese teslim ihaleler düzenlerseniz, gereken güven maalesef geri gelmeyecek, insanlar dolarizasyondan vazgeçmeyeceklerdir.
Aralık ayında bir de halk arasında “keriz silkeleme operasyonu” diye tanımlanan bir olay yaşandı. 17 Aralık 2021 Cuma günü dolar kuru 17.14 TL. 20 Aralık Pazartesi günü saat 19:40’da kur 18 TL’ye tırmanıyor ve bu yükselişe göz yumuluyor. Aynı gün Cumhurbaşkanı KKM’yi açıklıyor ve arka kapıdan dolar satılarak gecikmeli bir müdahale ile kurda aşırı bir düşme sağlanıyor. 21 Aralıkta kur 12.18 TL … Bu “keriz silkeleme operasyonu”, özellikle, korunmaya muhtaç küçük yatırımcıyı büyük kayıplara uğratmış, güvenin daha da sarsılmasına neden olmuştur.
Türkiye çok zor zamanlardan geçmekte. 2001 krizini hatırlatıyor gidişat. Ülkeyi yeniden ayağa kaldırmak için büyük çaba sarfedilmesi gerekecek. Yüksek bütçe açıkları, yüksek cari açık, yüksek düzeyde iç ve dış borç, dış borçlanmada zorluk ve Kredi Risk Priminin (CDS) %8’lere yükselmesi, hayati ürünlerde dışa bağımlılık, üretimin ihmal edilmiş olması, çok önemli fabrikaların ve kuruluşların yabancılara satılmış olması, yetişmiş elemanların ülkeyi terketmesi, itibara verilen önem nedeniyle ertelenebilir yatırımlara devam edilmesi, teşviklerin doğru yere ulaşmaması ve bir de göçmen sorunu.. Bunlar Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı güçlüklerden sadece birkaçı. Hastane, hava meydanları, paralı yollar gibi yatırımlar ülke için önemli kazanımlar. Ancak bunlarla ilgili yapılan anlaşmalarda Türkiye’nin menfaatinin ön planda tutulmamış olması ilâve bir sorun.
İşimiz zor, ama başarı imkânsız değil.
Tarıma elverişli topraklarımız, iklimimiz var. İşi bilen kişilerin önderliğinde, planlı bir üretim seferberliğine en kısa zamanda başlanmalıdır. Turizm potansiyeli de unutulmamalı.
Hak-hukuk-adalet ile başlayıp, demokrasi-özgürlük ile devam edip, kaybedilen zenginlikleri yeniden inşa edebiliriz. Bilim odaklı eğitim, israfa son, liyakata öncelik, milleti kucaklayan, birleştiren bir yönetim, yapısal reformların hayata geçirilmesi, Merkez Bankası’nın yeniden bağımsızlığına kavuşması ve doğru politikalar izlemesi, yapılması gereken işlerden sadece birkaçı.. Hepsi mümkün, yeter ki isteyelim, inanalım, azmedelim…
Prof. Dr. Nur KEYDER – ODTÜ emekli öğretim üyesi.
(1)GES hakkında etraflı bilgi ve getirisinin hesaplanması için bkz. Nur Keyder, “Gelire Endeksli Devlet İç Borçlanma Senedi”, BİRGÜN Gazetesi, 12 Haziran 2022.
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem
İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi
Yayınlanma:
1 gün önce|
05/09/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.
İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.
Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.
Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.
Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95
Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.
TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.
Bunun yanında;
- Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
- Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
- Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
- Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
- Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
- Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.
TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.
Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında
Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.
Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.
Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.
Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.
Örneğin:
Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.
Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.
5 milyar TL günlük limit önemli
Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.
300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.
Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.
TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.
İhracatçı açısından ne değişiyor?
Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.
Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:
1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.
2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.
3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.
Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.
“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?
Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.
Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.
Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.
TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.
Bankalar açısından da önemli
Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.
Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.
Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.
Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.
Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor
Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:
Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.
Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.
Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.
Bankavitrini yorumu
Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.
Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”
Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.
Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.
BANKA HABERLERİ
Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler
Bankaların yumuşak karnı: Nakit karşılıklı krediler gerçekten yeterince denetlendi mi? Para bankada, kredi yine bankadan… Peki paranın gerçek kaynağını kim araştırıyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
30/08/2026Yazan:
Erol Taşdelen
25 yıl Bankacılık deneyimi, 7 yıllık Mahkemelere Bankacı Bilirkişisi olarak yüzlerce ağırlıklı Dolandırıcılık Raporları hazırlamış biri olarak Kara Para aklama yöntemlerinden biri olan Bankalardaki “Nakit Karşılıklı Kredileri” mercek altınması gerektiğini yıllardır yazdım. Bu konuyu biraz daha derinlemesine ele alalım:
Bankacılık sisteminde en risksiz kredilerden biri gibi görünen bir kredi türü vardır: nakit karşılıklı, mevduat rehni karşılığı veya nakit teminatlı krediler.
Müşterinin bankada parası vardır. Bu para mevduat, döviz hesabı, vadeli hesap veya başka bir likit finansal varlık olarak bankaya rehnedilir. Banka da bu varlığın belli bir oranına kadar müşteriye kredi açar. Klasik kredi riski açısından bakıldığında banka için son derece güvenli bir işlemdir.
Çünkü müşteri krediyi ödemezse banka elindeki nakit teminatı kullanabilir.
Tam da burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Banka kredi riskini çok iyi kontrol ederken, teminat olarak aldığı nakdin nereden geldiğini aynı derinlikte kontrol ediyor mu?
Daha önemlisi: BDDK denetimleri, banka teftiş kurulları, iç kontrol birimleri ve MASAK uyum mekanizmaları nakit karşılıklı kredileri yalnızca “kredi riski düşük işlemler” olarak mı görüyor, yoksa fonun gerçek kaynağına kadar gidiyor mu?
Çünkü uluslararası kara para aklama literatürü bize çok önemli bir şey söylüyor: Bir kredi gerçek bir banka tarafından kullandırılmış olabilir; ama kredinin arkasındaki teminatın kaynağı suç geliri ise kredi işlemi paranın geçmişini temizleyen bir perdeye dönüşebilir.
MASAK’ın kendi yayımladığı aklama yöntemleri arasında da “oto-finans borç yöntemi – loan-back” açık biçimde bulunuyor. MASAK, offshore yapılara taşınan suç gelirinin daha sonra kredi görüntüsü altında sahibine geri döndürülmesini bilinen aklama yöntemlerinden biri olarak tanımlıyor.
OECD ve FATF kaynaklarında bunun bir başka versiyonu “back-to-back loan”, yani karşılıklı/arka arkaya kredi yapıları olarak karşımıza çıkıyor. OECD’ye göre mevcut bir banka mevduatının veya başka bir nakit varlığın teminat gösterilmesiyle üçüncü taraf finans kuruluşundan alınan kredi, teminatın suç gelirinden oluşması halinde aklama mekanizmasının parçası haline gelebiliyor.
Dolayısıyla sorun kredi değil.
Sorun, krediye kaynak teşkil eden teminatın ekonomik kökenidir.
Nakit karşılıklı kredi nasıl bir “kaynak maskeleme aracına” dönüşebilir?
Basit bir örnek düşünelim:
Bir şirketin veya kişinin banka hesabında 10 milyon dolar bulunuyor. Paranın ekonomik kaynağı konusunda soru işaretleri olduğunu varsayalım. Bu kişi 10 milyon doları doğrudan başka bir ülkeye gönderdiğinde karşı taraftaki banka şu soruyu sorabilir:
“Bu 10 milyon dolar nereden geldi?”
Ticaret mi? Mal satışı mı? Şirket sermayesi mi? Gayrimenkul satışı mı? Temettü mü? Miras mı? Borç mu? Başka bir ekonomik faaliyet mi?
Ancak aynı para bir Türk bankasında teminat haline getirilip bunun karşılığında kredi kullandırıldığında müşterinin bilançosunda ve banka hareketlerinde yeni bir katman ortaya çıkar: BANKA KREDİSİ.
Yurt dışına giden fonun işlem açıklamasında veya şirket kayıtlarında artık “kredi” bulunabilir.
Karşı ülkedeki banka açısından bakıldığında da görünürde düzenli bir finansal kaynak vardır: Türkiye’de lisanslı bir banka tarafından kullandırılmış kredi.
Fakat kritik AML sorusu hâlâ cevaplanmamıştır: Kredinin kaynağı banka olabilir; peki bankanın krediyi verirken aldığı nakit teminatın kaynağı nedir? İşte finansal suçlarla mücadelede source of funds ile source of wealth ayrımı burada önem kazanıyor. Paranın son çıktığı hesap yalnızca ilk katmandır.
Gerçek bir AML incelemesi paranın ekonomik kökenine kadar gitmek zorundadır.
MASAK’ın şüpheli işlem göstergeleri aslında tehlikeyi yıllardır tarif ediyor
MASAK’ın yayımladığı şüpheli işlem göstergelerinde bu dosya açısından son derece dikkat çekici başlıklar bulunuyor.
Örneğin; yüksek meblağlı kredi veya borcun makul açıklama olmadan kısa sürede kapatılması, kredinin nerede kullanılacağı konusunda ikna edici bilgi sunulamaması, işletmenin faaliyetiyle orantısız hesap hareketleri, olağan dışı sınır ötesi para transferleri, birbirine yakın tutarlardaki paraların kısa aralıklarla ülkeye girip çıkması, yurt dışındaki hesapların kredi ilişkilerinde teminat olarak kullanılması şüpheli işlemler arasında sayılıyor.
Bu göstergeler yan yana konulduğunda aslında şu prensip ortaya çıkıyor: Bankanın “müşterim kredi kullandı” demesi AML incelemesini bitirmemeli; tam tersine bazı durumlarda incelemenin başlangıcı olmalıdır.
ABD bankacılık sisteminin AML denetim rehberlerinde de nakit teminatlı krediler özel risk göstergeleri arasında.
FFIEC rehberinde; üçüncü kişiye ait mevduatla teminatlandırılan krediler, kaynağı bilinmeyen fonla oluşturulan mevduata karşı kredi verilmesi, ekonomik amacı olmayan ve bankaya hemen hemen hiç kredi riski yaratmadan yüksek komisyon kazandıran krediler şüpheli işlem göstergeleri arasında sıralanıyor.
Asıl denetlenmesi gereken şey kredi dosyası değil, paranın yolculuğu
Klasik banka teftiş mantığında kredi dosyasına bakılır: Müşteri kim? Limit ne? Teminat yeterli mi? Rehin düzgün kurulmuş mu? Kredi sınıflandırması doğru mu? Karşılık ayrılması gerekiyor mu? Yetki limitlerine uyulmuş mu?
Bunlar elbette önemlidir.
Fakat nakit karşılıklı kredilerde denetimin bundan çok daha ileri gitmesi gerekir. Çünkü kredi riski neredeyse sıfırken AML riski yüksek olabilir.
Denetçinin sorması gereken asıl sorular şunlardır: Teminat olan para bankaya nereden geldi?
Kaç gün önce geldi? Yurt dışından mı geldi? Başka bankadan mı aktarıldı? Başka bir krediden mi oluştu? Şirketin ticari faaliyetleri bu büyüklükte para yaratabilecek durumda mı? Para geldikten ne kadar sonra rehnedildi? Rehin karşılığında kredi hangi hesaba geçti? Kredi aynı gün başka bankaya aktarıldı mı? Orada tekrar mevduat veya teminat oldu mu? Kredi başka bir finansal ürüne yatırıldı mı? Aynı nihai faydalanıcı farklı şirketlerle zinciri tekrarladı mı?
İşte gerçek denetim burada başlıyor.
Son söz
Nakit karşılıklı kredi bankanın bilançosu açısından belki de en güvenli kredi türlerinden biridir.
Fakat kara para aklama ve finansal kaldıraç açısından en fazla dikkat edilmesi gereken kredi türlerinden biri de olabilir.
Çünkü bankanın açısından güvenli olan şu formül: “Param teminatta, dolayısıyla kredim güvende” kamu otoritesi açısından yeterli değildir.
Kamu otoritesinin sorması gereken soru şudur: “Teminattaki o para nereden geldi?”
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
BANKA HABERLERİ
DenizBank’tan karbon yoğun sektörlere dönüşüm finansmanı
DenizBank, sürdürülebilir finansman kapsamını genişletmek ve emisyon yoğun sektörlerin dönüşümünü desteklemek üzere, ana hissedarı Emirates NBD ile birlikte Geçiş Finansmanı Çerçevesi’ni yayımladı.
Yayınlanma:
3 hafta önce|
19/08/2026Yazan:
BankaVitriniTürkiye’de ilk kez ayrı bir kılavuz doküman olarak yayımlanan Geçiş Finansmanı Çerçevesi; yüksek emisyonlu sektörlerin karbonsuzlaşmasına katkı sağlayan faaliyetlerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve sınıflandırılması için sistematik bir metodoloji ortaya koyuyor.
DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Düşük karbonlu ekonomiye geçiş, bugün yalnızca iklim hedefi değil; ülkelerin büyüme modelleri ve rekabet gücü üzerinde belirleyici bir unsur. Ülkemizde de özellikle AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülüklerinin başlamasıyla, ihracatçı sektörlerimiz açısından dönüşüm ihtiyacı daha kritik hale geldi. Bu noktadaki rolümüz ve amacımız, uzun soluklu bir finansman ortağı olarak dönüşüm sürecindeki şirketlerin yanında yer almak. Ana hissedarımız ile birlikte hayata geçirdiğimiz Geçiş Finansmanı Çerçevemizle, özellikle yeşil dönüşümü zor sektörlerdeki şirketlerin kendi somut dönüşüm hedeflerini finanse etmesine imkan tanıyan bir yaklaşım sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de düşük karbonlu ekonomiye adil ve kapsayıcı geçiş için reel sektörün uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi sürdüreceğiz.”
Geçiş Finansmanı Çerçevesi Hakkında
Geçiş Finansmanı Çerçevesi, üretim, demir-çelik, çimento, madencilik, gayrimenkul, ulaştırma ve tarım başta olmak üzere karbon yoğun ve emisyon azaltımı zor sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu geçiş yolları doğrultusunda karbonsuzlaşmasını desteklemeyi amaçlıyor.
ICMA İklim Geçiş Finansmanı El Kitabı ve İklim Geçiş Tahvili Kılavuzu ile Kredi Piyasası Birliği (LMA), Asya Pasifik Kredi Piyasası Birliği (APLMA) ve Kredi Sendikasyonları ve Alım Satım Birliği (LSTA) tarafından yayımlanan uluslararası rehberler dikkate alınarak hazırlanan Çerçeve’nin uluslararası standartlarla uyumu, bağımsız dış değerlendirici DNV tarafından sağlanan İkinci Taraf Görüşü ile destekleniyor.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.053)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.625)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (597)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.981)
- GÜNCEL (4.584)
- GÜNDEM (3.567)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.737)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.486)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (831)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (61)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (94)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- OpenAI'da yaprak dökümü sürüyor: Bir yönetici daha ayrıldı 25/08/2026
- İran'dan kritik iki temas 25/08/2026
- Halkbank'a 1,1 milyar dolarlık ilave kaynak 25/08/2026
- IMF Başkanı Georgieva: Küresel ekonomi enerji şokuna direniyor 25/08/2026
- İran'dan ekonomik savaş çıkışı 25/08/2026
- SpaceX'te yeni üs yatırımı planı 25/08/2026
- Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kabine toplantısı sonrası açıklamalar 25/08/2026
- Anthropic'ten yatırımcılara devasa 'pazar' sunumu 25/08/2026
- "Hürmüz'deki mayınlar temizlendi" 25/08/2026
- Sektörel güven endeksleri geriledi 25/08/2026
SON YAZILAR
- Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor 05/09/2026
- İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem 05/09/2026
- Fonlarda vergi ayarı: Yüzde 10 stopaj resmen başladı 05/09/2026
- Enflasyon düşüyor ama hayat pahalılığı bitmiyor 03/09/2026
- Piyasalar soluklandı: Zayıf istihdam Fed korkusunu törpüledi. Gözler TÜİK’te 03/09/2026
- Perakende devlerinde kârlılık alarmı: BİM pozitif ayrıştı 01/09/2026
- SPK’dan patron satışlarına fren 01/09/2026
- Yeni SPK düzenlemesinde hangi hisseler öne çıkabilir? 31/08/2026
- Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler 30/08/2026
- Takas İstanbul risk yönetiminde kuralları değiştiriyor 29/08/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
