GÜNCEL
TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK 500 SANAYİ KURULUŞU (İSO500) AÇIKLANDI
İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı ERDAL BAHÇIVAN’ın sunum kpnuşması ile Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2023 açıklandı.
Yayınlanma:
2 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Sunum açılığında İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı ERDAL BAHÇIVAN aşağıdaki ifadeleri kullandı.
iSO 500, bunlar ve daha birçok veri ile bir anlamda sanayimizin bugününe ve geleceğine ilişkin çok değerli bilgileri bizlere ve ekonomi kamuoyuna yıllardır fısıldıyor. Ülkemizin teknolojiye dayalı, nitelikli, rekabet edebilir ve katma değerli üretim için ne yapması gerektiğini görmek isteyenler için, “İSO-Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırmaları”nın geçmişten bugüne eşi bulunmaz ve yararlı bir veri setini ortaya koyduğunu düşünüyorum.
Bu bilgiler bir anlamda büyüklerimizin bizlere bıraktığı, bizlerin devam ettirdiği bir miras. …Ve bence mirasların en kıymetlisi. 1968 yılında bu kıymetli araştırma vizyonunu ortaya koyarak ilk adımı atan, bugün aramızda olmayan tüm değerli sanayici büyüklerimizi ve İSO çalışanlarımızı, İSO 500’ün bugünlere aynı saygınlıkla gelmesinde emeği olan herkesi buradan saygıyla yad ediyorum.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da İSO 500 için adeta aylar öncesinden kampa girerek, sanayi şirketlerimizden gelen verileri bilimsel bir özen ve titizlikle değerlendiren ve tamamlayan; öncelikle İSO Ekonomik Araştırmalar ve Kurumsal Finans Şubemiz olmak üzere danışmanlarımıza da ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.
Tabii bir teşekkür de sanayi şirketlerimize… Türkiye ekonomisinin bu tarihsel arşivine her yıl bizimle paylaştıkları bilgileri ile çok değerli katkıda bulunan; İSO 500 araştırmamızın ortaya çıkmasındaki en kıymetli paydaşımız olan sanayi kuruluşlarımıza da buradan şükranlarımızı gönderiyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar.
Değerli Basın Mensupları,
Araştırmamıza geçmeden önce, sonuçları daha iyi analiz edebilmemiz için 2023’te sanayi sektörümüzü etkileyen yurt içi ve yurt dışı ekonomik gelişmelere kısaca değinmenin yararlı olacağını düşünüyorum.
Öncelikle dış gelişmelere baktığımızda; 2023 yılında dünyada üretim ve ticaretin önemli ölçüde yavaşladığını ve büyümenin tarihsel ortalamalara göre zayıf kaldığını görüyoruz.

Yıl boyunca jeopolitik gerilimlerin yüksek seyri, dünya ekonomisinde derinleşen teknolojik rekabet, artan korumacılık ve kutuplaşma eğilimleri büyümeyi baskıladı. Bu zayıflık dünya genelinde sektörel olarak sanayiyi, bölgesel olarak da Avrupa’yı olumsuz ayrıştırdı.
Türkiye ekonomisi ve sanayimiz, başta Avrupa talebinin zayıflığı ve jeopolitik gerilimler olmak üzere tüm küresel faktörlerden etkilenirken, kendi içinde de önemli gelişmeler yaşadı. Hepimizi yasa boğan 6 Şubat Kahramanmaraş depremleri, yol açtığı insani kayıpların yanı sıra bölge ekonomisine de darbe vurdu. Bölgenin yeniden inşası önemli bir kaynak gereksinimini ortaya çıkardı.
Ekonomi politikalarına baktığımızda, hatırlayacağımız üzere yılın ilk yarısı boyunca büyüme önceliği korunarak enflasyon ve cari açık gibi kırılganlıkların geri planda kaldığı yaklaşım devam etti. Seçimlerden sonra, yani yılın ikinci yarısında ise büyük bir değişim yaşanarak enflasyonla mücadele merkezli bir normalleşme programı devreye alındı.
Öte yandan bu değişim süreci, sanayimiz açısından kaçınılmaz olarak daha sıkı finansman koşullarına ve daha zorlu bir iş yapma ortamına yol açtı. Bu bağlamda hem büyüme performansı hem de ekonomi politikaları açısından adeta “iki ayrı yıl” yaşandığını vurgulamamız gerekiyor.

Sonuç itibarıyla 2023 yılında ekonomik büyümemiz yüzde 4,5 büyümeyi başardı ise de bu büyümenin yapı olarak sağlıklı olduğunu söylememiz mümkün değil. Sanayi sektörümüz yüzde 0,8, imalat sanayi ise yüzde 1,6 büyüme ile genel ekonomik performansın gerisinde kaldı. İhracat ise Türkiye genelinde zayıf bir artış, sanayi sektöründe ise hafif bir düşüş kaydetti.
Buna ithalattaki sert artışın da eklenmesiyle dış talebin büyümeye katkısı negatif gerçekleşti. Dolayısıyla, 2023’ün sanayi sektörümüz için daha zorlu bir yıl olduğunu da söylememiz abartılı olmayacaktır. Nitekim İSO 500 araştırmamızın 2023 sonuçları da sanayimizin içerisinde faaliyet gösterdiği bu ekonomik arka planı yansıtması bakımından oldukça değerli bulgular içeriyor.
Sonuçlara geçmeden önce son olarak önemli bir konuya daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Bildiğiniz gibi yüksek enflasyon nedeniyle, 2023 yılında enflasyon muhasebesi uygulaması yıllar sonra yeniden hayatımıza girdi. Az sonra detaylı şekilde göreceğimiz gibi; parasal olmayan kıymetler üzerinde uygulanan enflasyon düzeltmesi, İSO 500 firmalarının özkaynak ve aktif toplamı büyüklüklerini de önemli ölçüde etkilemiştir.
İSO 500, enflasyon düzeltmesi uygulamasının sanayi kuruluşlarına etkilerini geniş bir veri setiyle ölçerek analiz eden öncü ve bilimsel bir araştırma olması açısından da büyük değer taşıyor.
Değerli Basın Mensupları,
Kıymetli Misafirler,
Bu kısa değerlendirmemizin ardından şimdi “İSO Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2023” araştırmamızın sonuçlarına geçebiliriz.

İSO 500’de üretimden satışlar 2023 yılında yüzde 42,1 oranında artarak 4 trilyon 485 milyar liradan 6 trilyon 375 milyar liraya çıktı.
Az önce de nedenlerine kısaca değindiğim gibi; 2021 ve 2022 yıllarına göre zayıf bir performansa işaret eden bu artışın 2022 yılının sonundan itibaren geliyor olduğunu tahmin etmek zor değildi.
Üretimden satışlarda büyüme bir önceki yıl yüzde 119 iken, 2023 yılında yüzde 42,1’e gerilemesinin nedenlerine baktığımızda, yavaşlayan küresel talep, 6 Şubat’ta ardı ardına yaşadığımız deprem felaketleri ve seçimler sonrasında ekonomi politikalarında yaşanan değişimin belirleyici rol oynadığını söyleyebiliriz.

Üretimden net satışlardaki asıl dramatik görüntüyü reel değişimlerde görmemiz mümkün. İSO 500 Büyük kuruluşlarının üretimden satışlardaki reel değişimlerine baktığımızda şu sonuç dikkat çekiyor: 2023 verileri yıl sonu tüketici enflasyonu ile arındırıldığında, üretimden satışların 2022 yılına göre reel olarak yüzde 13,8 oranında gerilediği görülüyor.
Reel değişimleri hesaplarken son yıllarda hep yaptığımız gibi bu yıl da, yıl sonu TÜFE enflasyonunu kullandık. Fakat diğer taraftan biliyoruz ki 2023 yılı boyunca yıllık enflasyon oldukça değişken bir seyir izledi. Hatırlatmak gerekirse, yıl sonu enflasyonu TÜFE’de yüzde 64,77 iken, ÜFE’de yüzde 44,22 ile daha düşüktü. Yıllık ortalama enflasyon ise TÜFE’de yüzde 53,86, ÜFE’de yüzde 49,93 olarak gerçekleşti.
Sonuç olarak hangi göstergeyi kullanırsak kullanalım, 2023 yılında İSO 500’ün üretimden satışları enflasyonun altında kalmış ve reel olarak gerileme göstermiş bulunuyor. Eğer bu hesaplama, ortalama TÜFE enflasyonu kullanılarak yapılsaydı reel gerileme yüzde 7,6 olacaktı.

Üretimden satışların 50’lik gruplara göre dağılımına bakacak olursak; ilk 50 kuruluşun uzun yıllardır yüzde 50 bandında seyreden ağırlığının bu yıl da sürdüğü görülüyor.

Değerli Basın Mensupları,
İhracat performansına baktığımızda, zorlu küresel rekabet koşullarının etkisiyle İSO 500’ün ihracatının 2022 yılına göre yüzde 2,9 düşüş ile 95,1 milyar dolara gerilediğini görüyoruz.
Hatırlayacak olursak, 2023 yılında zayıflayan küresel büyüme dinamiklerine rağmen ülkemizin ihracatı binde 5 oranında artarak 255,4 milyar dolara ulaşmıştı. Aynı yılda Türkiye sanayi ihracatı ise binde 2 düşüşle 245,6 milyar dolara gerilemişti.
Görüldüğü üzere 2023 yılında İSO 500 ve genel olarak Türkiye sanayi sektörü, ihracat pazarlarındaki durgunluktan olumsuz etkilenmiş gözüküyor.

Yine de İSO 500’ün Türkiye sanayi ihracatı içindeki payına baktığımızda; bu oranın yüzde 38,7 ile yüzde 40 bandına yakın seyrettiğini görüyoruz.

Şu an görmekte olduğunuz veriler, İSO 500’ün her yıl dikkatle incelediğimiz ve ekonomi kamuoyu tarafından da merakla beklenen bazı “temel göstergeleri”ni içeriyor.
Bu tablo, ilk olarak, 2023 yılında İSO 500’ün satışlarının yanı sıra karlılıklarının da zayıf kaldığına işaret ediyor.
Şöyle ki; 2023’te İSO 500’ün faaliyet karı yüzde 39,7 oranında artarak; 671 milyar liradan 937 milyar liraya çıktı. Buna karşılık faaliyet karlılığı oranı, 0,3 puan düşüşle yüzde 12,8’den yüzde 12,5’e geriledi.
İSO 500 kuruluşlarının bir diğer karlılık göstergesi olan faiz, amortisman ve vergi öncesi karı yüzde 45,5 artışla 808 milyar liradan 1 trilyon 175 milyar liraya yükseldi. Aynı yılda FAVÖK karlılığı oranı 0,3 puan artışla yüzde 15,4’ten yüzde 15,7’ye çıktı.
Son olarak, İSO 500’deki vergi öncesi kar ve zarar toplamının yüzde 32,9 artarak 485 milyar liradan 645 milyar liraya yükseldiğini görüyoruz. Ancak satış karlılığı oranının 0,7 puan düşüşle yüzde 9,3’ten yüzde 8,6’ya inmesi dikkat çekiyor.
Görüldüğü üzere tüm kar büyüklüklerindeki artışlar, 2023 yılı enflasyonunun altında kalmış bulunuyor ve bu da reel olarak gerilemeye işaret ediyor.
Ayrıca FAVÖK haricindeki diğer tüm karlılık rasyoları da geçen yıla göre daha düşük bir kar yılı geçirildiğini göstermesi açısından dikkat çekici bir veri olarak görülebilir.

2023 yılının sanayideki olumsuz etkilerini kar ve zarar eden kuruluşlar tablomuzda daha anlaşılır bir şekilde görebiliriz.
İSO 500’de vergi öncesi dönem kar ve zarar büyüklüğüne göre 2022 yılında kar eden kuruluş sayısı 442 iken, bu sayının 2023 yılında 404’e indiğini görüyoruz. Zarar eden kuruluş sayısı da 58’den 96’ya yükselmiş durumda. Bu sayı, 2018 sonrasındaki en yüksek değer olarak dikkat çekiyor.
Diğer taraftan, operasyonel karlılığı gösteren faiz, amortisman ve vergi öncesi kar ve zarar büyüklüğünü esas aldığımızda ise kar elde eden firma sayısının 1 adet artışla 490’a çıkarak yüksek seviyesini koruduğunu görüyoruz.

Bu tablomuz İSO 500’ün karlılık bileşenlerini yansıtıyor. Tabloyu geçen yıl ile kıyasladığımızda, 2023’ün en çarpıcı gelişmesinin, uzun yıllardır ilk kez net kambiyo zararının ortaya çıkması olduğunu söylememiz mümkün.
Buna karşılık kambiyo işlemleri haricindeki diğer gelirlerden elde edilen net kar, 282 milyar liraya çıkarak kur zararını fazlasıyla telafi etmiş. Bu sayede toplam faaliyet dışı gelirlerin net satışlara oranının yüzde 2,1’den yüzde 3,6’ya çıktığı anlaşılıyor. Bu noktada, söz konusu gelirler içerisinde faiz, temettü, iştirak, menkul kıymet, duran varlık satışı, komisyon vb. gibi kalemlerin yer aldığını hatırlatmak isterim.

Yeri gelmişken, sanayinin son 10 yıldaki üretim faaliyeti dışı gelirlerinin dönem kar ve zarar toplamı içindeki paylarına da dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu pay, üst üste dört yıl düşüşle 2022’de yüzde 22,9’a kadar geriledikten sonra 2023’te yüzde 41,3’e çıkmış ve geçmiş yıllardaki ortalamasına yaklaşmış gözüküyor.

İSO 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’nun finansman giderleri, uzun yıllardan beri bu araştırmanın en dikkat edilen tablolarından ve sanayi kuruluşlarının en büyük mücadele alanlarından biri.
Buraya baktığımızda; İSO 500’ün finansman giderlerinin 2023’te yüzde 92,5 oranında artarak 277 milyar liradan 533 milyar liraya yükseldiğini görüyoruz.
Böylece finansman giderlerinin faaliyet karına oranı 15,6 puan artışla yüzde 41,3’ten yüzde 56,9’a çıkmış durumda. Son 12 yıllık ortalamanın yüzde 57 olduğu düşünüldüğünde; yıllardan beri hep işaret ettiğimiz üzere sanayicinin elde ettiği karın yarısından fazlasını finansman giderlerine ayırmak gerçeği ile yüz yüze kalmaya devam ettiğinin altını bir kez daha çiziyoruz.

Değerli Basın Mensupları,
Bu tabloyla firmaların varlık ve kaynak yapısındaki gelişmeleri inceliyoruz. Ayrıntılara geçmeden önce, az önce de belirttiğim gibi 2023 yılında hayatımıza giren “enflasyon düzeltmesi”nin yansımalarını burada görmekteyiz. Söz konusu uygulama nedeniyle firmaların bilanço büyüklüklerinin önemli ölçüde etkilendiğini hatırlatmak istiyorum.
Nitekim 2023 yılında enflasyon düzeltmesi sonrası verilere bakıldığında, İSO 500’ün aktif toplamının yüzde 126 artarak 3,9 trilyon liradan 8,8 trilyon liraya yükseldiği görülüyor. Bu artışın 2,9 trilyona yakın kısmı enflasyon düzeltmesinden kaynaklanıyor.
Aktiflerin alt kalemlerine indiğimizde, enflasyon düzeltmesinin esas olarak duran varlıkları etkilediğini görüyoruz. Duran varlıklar yüzde 242 artarak 1,4 trilyon liradan 4,7 trilyon liraya ulaşmış görünüyor. Bu artışın 2,7 trilyonluk kısmı enflasyon düzeltmesine bağlı olarak gerçekleşmiş.
Dönen varlıklardaki artış ise yüzde 63 ile çok daha düşük kalmış ve enflasyon düzeltmesi bu kalemde sadece 173 milyar liralık katkı yapmış gözüküyor.
Pasif tarafa baktığımızda, özkaynaklar 2023’te enflasyon düzeltmesi sonrası verilerle yüzde 245 oranında artarak 1,4 trilyon liradan 4,8 trilyon liraya çıkmış durumda. Bu kalemde enflasyon düzeltmesinin etkisi 2,8 trilyon ile oldukça yüksek.
Toplam borçlardaki etki ise, düzeltmenin parasal olmayan kıymetlere uygulanmış olması nedeniyle çok daha düşük düzeyde gerçekleşmiş. Şöyle ki; düzeltme sonrası verilerle toplam borçlar yaklaşık yüzde 60 artarak 2,5 trilyon liradan 4 trilyon liraya çıkarken, düzeltmenin etkisi 31 milyar lira ile sınırlı kalmış.

Burada gördüğünüz borç/özkaynak ilişkisi tablosunda; enflasyon düzeltmesinin etkisiyle İSO 500’ün kaynak yapısında özkaynaklar lehine önemli bir gelişme sağlandığı açıkça görülüyor.
2022’de yüzde 35,7 olan özkaynak payı, 2023’te düzeltme yapılmaması halinde yüzde 33,2’ye düşecek iken, düzeltme sonrası yüzde 54,5’e yükseliyor. Başka bir ifadeyle enflasyon düzeltmesi İSO 500’ün bilançosunda özkaynak payını 21,3 puan artırarak toplam borçların üzerine çıkarıyor.
Bu noktada enflasyon düzeltmesi uygulamasının, işletme bilançolarının gerçeğe yaklaşması ve finansal göstergelerin daha sağlıklı bir şekilde yorumlanması açısından önemi de ortaya çıkmış oluyor.

Borçların alt kalemlerindeki gelişmeleri gösteren bu tabloyu incelediğimizde, İSO 500’de mali borçların yüzde 54 artışla 1,3 trilyon liradan 2 trilyon liraya çıktığını görüyoruz. Diğer borçlarda ise yüzde 66’ya yakın bir artışla 1,2 trilyon liradan yine 2 trilyon liraya yükseliş söz konusu.
Biraz önce de belirttiğim üzere enflasyon düzeltmesinin yalnızca parasal olmayan kıymetlere uygulanması nedeniyle mali borçlar hiç etkilenmezken diğer borçlardaki etki ise yüzde 1,6 ile oldukça sınırlı kalmış gözüküyor.
Son üç tablomuz gösteriyor ki enflasyon düzeltmesi, bilançoların aktif tarafında duran varlıklar, pasif tarafında ise özkaynaklar üzerinden önemli bir değişim yaratmıştır. Bu da, daha güçlü bir kaynak yapısının ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Borçların gelişimine baktığımızda, 2021 ve 2022 yıllarına benzer şekilde 2023’te de diğer borçların mali borçlardan daha hızlı arttığını görüyoruz. Bu durum muhtemelen geçtiğimiz yılın ikinci yarısında finansmana erişim koşullarında yaşanan sıkılaşmanın etkilerini yansıtıyor.
Diğer taraftan vade yapıları incelendiğinde ise kısa vadeli mali borçlardaki artışın yüzde 53 ile uzun vadeli mali borçlardaki yüzde 56’lık artışın hafif altında kaldığı dikkat çekiyor.

Bununla birlikte, bu tabloda da gördüğümüz üzere kısa vadeli mali borçların toplam borçlar içerisindeki payı yüzde 51,7 ile uzun vadeli borçların üzerinde kalmış ve önceki yıla göre önemli bir değişim kaydetmemiş durumda.

Sayın Basın Mensupları,
İSO olarak her fırsatta dile getirdiğimiz “devreden KDV” sorunumuz hala devam ediyor. 2023 yılında İSO 500’ün devreden KDV yükü, enflasyon düzeltmesi sonrası verilerle yüzde 36,5 oranında artarak 67 milyar liraya yaklaşmış durumda.
Söz konusu artış, enflasyonun altında kalması bakımından geçtiğimiz yıllara göre bir nebze daha pozitif tablo sunsa da biz bu döngüyü, sanayi kuruluşlarımızın, devlete sıfır faiz ve sonsuz vade ile borç vermesi olarak tanımlamayı sürdürüyoruz.
Özellikle enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde, KDV alacaklarının iadesi geciktikçe bu durum firmalarımızın nakit akışı açısından daha önemli bir yük haline geliyor.

Konuşmamın başında belirttiğim gibi İSO 500’ün bu yıl bizi en çok mutlu eden ve gelecek adına umutlandıran verisine geldi sıra. Sanayimizin teknolojik yapısı hakkında önemli ipuçları veren bu tabloya baktığımızda, 2023 yılında yaratılan katma değer içerisinde en yüksek payı yine yüzde 33,9 ile orta-düşük teknoloji yoğunluklu sektörlerin aldığı görülüyor. Ancak bu grubun payı bir önceki yıla göre 3,8 puan azalmış. Benzer şekilde düşük teknoloji yoğunluklu sanayilerin payı da 0,2 puan düşüşle yüzde 28,7’ye gerilemiş durumda.
Buna karşılık orta-yüksek teknolojili sanayiler grubunun payı 3,1 puan artışla yüzde 30,3’e yükselirken, yüksek teknoloji yoğunluklu sanayiler grubunun payı ise 0,9 puan artışla yüzde 7,1 çıkarak belirli bir ivmelenmeye işaret etti.
Sonuç olarak orta-yüksek ve yüksek teknolojili sanayilerin toplam payının yüzde 37,4’e çıkarak şimdiye kadarki en yüksek düzeyine ulaşması, sanayi sektörümüz için uzun süredir arzu ettiğimiz teknolojik dönüşüm konusunda bizlere umut ışığı oldu. Yine de günümüzün dijital ve yeşil dönüşüme dayalı uluslararası rekabet ortamında bunun henüz bir başlangıç olduğu ve arttırılması için daha çok çaba sarf etmemiz gerektiği gerçeğini de göz ardı etmemeliyiz.

İSO 500’deki AR-GE harcaması yapan kuruluşların sayısına baktığımızda, sanayimizin bu alanda daha istekli olması gerektiği açıkça görülüyor. İSO 500’de AR-GE yapan kuruluş sayısı 2018’e kadar kademeli bir artış gösterdikten sonra durağanlaşmış gözüküyor.
2021’de 265 olan AR-GE yapan kuruluş sayısı, 2022’de 260’a geriledikten sonra 2023’te yeniden 265’e çıkmış olsa da az önce ifade ettiğim teknolojiye dayalı nitelikli ve katma değer üretebilen bir sanayi için sanayi kuruluşlarının AR-GE’yi daha çok odaklarına almaları gerekiyor.

Bu tablo da AR-GE yapan kuruluşlarımızın 2023 yılında yaptıkları AR-GE harcamalarını gösteriyor. Bu harcamalar, önceki yıla göre yüzde 87,5’lik artışla 30 milyar TL’yi aşmış durumda. Benzer şekilde AR-GE harcamalarının üretimden satışlara oranının halen binde 4,8 olması, geçen iki yıla göre yaşanan artışa rağmen henüz bu alanda kat etmemiz gereken çok yol olduğunu ortaya koyuyor.

Bu tablomuzda, İSO 500’ün istihdamının 2023 yılında yüzde 1,9 artarak yaklaşık 804 bin kişiye yaklaştığını görmekteyiz. Aynı yılda ödenen maaş ve ücretlerdeki artış da yüzde 120 civarında gerçekleşmiş görünüyor.

Sermayenin tabana yayılması ve özellikle sanayi kuruluşlarının kaliteli finansal kaynağa erişimi açısından şirketlerin halka açılmaları önemli. Konuşmamın başında bizi mutlu eden diğer İSO 500 verisinin de bu olduğunu söylemiştim.
Çünkü son yıllarda sanayi kuruluşlarında nitelikli finansmana erişim bağlamında hisselerini halka açma seçeneğini kullanma eğiliminin arttığını görüyoruz. 2023 verileri, bu eğilimin İSO 500 kuruluşlarına da yansıdığına işaret ediyor.
İSO 500 içinde halka açık kuruluşların sayısı 2017-2021 döneminde 65-69 bandında seyrettikten sonra 2022’de 8 adet, 2023’te 12 adet artarak 85’e yükseldi. Böylece İSO 500 içinde halka açık kuruluş sayısı bugüne kadarki en yüksek düzeyine ulaştı.
Sanayi şirketlerimizin halka açılmaya dönük ilgisinin 2024’te de sürdüğünü görüyoruz ve bu süreci sanayi firmalarımızın sermaye piyasası araçlarını daha fazla kullanması açısından olumlu buluyoruz.

Türk sanayi sektöründe yabancı sermaye paylı kuruluşlar önemli bir rol oynamaya devam ediyor. Bu grafiğimizde İSO 500 içindeki yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısı yer alıyor.
2010’lu yıllarla birlikte düşüş eğilimi gösteren yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısı 2023 yılında 8 adet artışla 116’ya yükselmesini, İSO 500’ün olumlu göstergelerinden biri olarak görüyoruz. Bu artıştan yabancı sermaye paylı kuruluşların temel göstergeler içindeki payları da pozitif etkilenmiş gözüküyor.

İSO 500’de yer alan kuruluşları bağlı olduğu oda bilgilerine göre sıraladığımızda, dağılımın Anadolu lehine değişmeye devam ettiğini görüyoruz.
Son yıllarda sayısal olarak düşüş eğiliminde olmasına karşın en büyük pay 151 firma ile halen İstanbul Sanayi Odası’na ait. İstanbul’u 45 kuruluş ile Ankara Sanayi Odası izliyor.
Bu odalarımızın ardından Ege Bölgesi Sanayi Odası ve Kocaeli Sanayi Odası 38’er kuruluşla sıralamada yer alıyor. Daha sonra 29 kuruluş ile Gaziantep Sanayi Odası, 16 kuruluş ile Bursa Ticaret ve Sanayi Odası, 14 kuruluş ile de Kayseri Sanayi Odası geliyor.

İSO 500’ün sektörel dağılımına baktığımızda Odamız tarafından oluşturulmuş olan 10’lu sektör gruplandırmasına göre şöyle bir dağılım ortaya çıkıyor:
2023’te üretimden satışlara göre en yüksek paya sahip olan sektör yüzde 22,5 ile “ana metaller ve makine imalatı sanayii” olurken bu sektörün payı geçen yıla göre 0,9 puan azalmış durumda.
Yüzde 19,7 ile ikinci sırada yer alan “kimyasal ürünler, plastik ve kauçuk ürünleri” sektörünün payı da geçen yılın 3,6 puan altında kaldı.
Üçüncü sırada ise geçen yıla göre payını 3,7 puan artırarak yüzde 17,7’ye çıkaran “kara, deniz taşıtları ve yan sanayii” bulunuyor.
Saygıdeğer Basın Mensupları,
Şimdi merakla beklenen İSO 500 sıralamasına geçiyoruz. Sizlere dağıttığımız raporda, 500 şirketin tümünün üretimden satışlara sıralamasını detaylı bir şekilde görebilirsiniz. Tablomuzda her yıl olduğu gibi ilk 10 şirketimizi sizlerle paylaşıyoruz.

İSO 500 çalışmasında 2023 yılında üretimden satışlara göre en büyük kuruluşumuz 484 milyar liralık satışlarıyla Tüpraş oldu. Bu kuruluş uzun yıllardır sürdürdüğü liderliğini 2023 yılında da korudu.
2023 yılında üretimden satışlara göre ikinci büyük kuruluş 238 milyar lira ile Ford Otomotiv oldu.
Üçüncü sırada ise yaklaşık 227 milyar liralık üretimden satışlarıyla Star Rafineri yer aldı.
Tabloda da gördüğünüz üzere İSO 500’ün ilk 10’unda yer alan şirketlerde 2022 yılına göre iki önemli değişiklik oldu. Geçen yıl ilk 10’da yer almayan Mercedes-Benz ve Gramaltın Kıymetli Madenler ilk 10’a yükselme başarısını gösterdi.
Değerli Basın Mensupları,
Geçen yıl İSO 500 araştırmamızı, yaşadığımız büyük deprem felaketinin yol açtığı “mücbir sebep hali” nedeniyle biraz geç, Eylül ayında açıklamıştık. Dolayısıyla 2023 yılının büyük kısmının geride kaldığı, yılın ekonomik resminin de yavaş yavaş netleşmeye başladığı bir döneme denk gelmişti toplantımız.
O gün bazı parametrelerde görece iyi çıkan 2022 sonuçlarını, 2023 yılından beklememek gerektiğini ifade etmiş ve şunları söylemiştim:
“Finansman giderlerinin faaliyet karına oranındaki görece iyileşmenin, ne kadar sürdürülebilir olduğunu gelecek yıl açıklayacağımız 2023 yılı İSO 500 verilerinde daha net bir şekilde göreceğiz. 2022’de gereğinden fazla iyimser olan tablonun 2023’te aynı boyutta olmayacağını hepimiz kabul ediyoruz. İstikrarlı bir iyileşme ve sürdürülebilir finansman kalitesi her zaman bizim için en önemli önceliktir. Geçici ve belli dönemlere bağlı iyileşmelerin de belli bir süre sonra tüm topluma ve en başta da sanayicilere fatura çıkardığını her zaman gördük. 2023’te de bunu görmeye başladığımızı şu anda rahatlıkla söyleyebilirim.”
…Ve az önce sizlerle paylaştığımız İSO 500’ün tüm finansal göstergeleri; bu ifadelerin bir öngörüden çıkıp sanayinin 2023 yılındaki gerçekliğine dönüştüğünün resmi olarak görülmeli.
2022 yılında ekonomide rasyonaliteden kopuş ve ekonomik uygulamalardaki “gel-git”lerin ekonomimizde yarattığı tahribatı çok konuştuk. Bu nedenle burada bu konuya fazla değinmek istemiyorum. Fakat İSO 500’ün 2023 sonuçlarını bir anlamda “finansal istikrardan uzaklaşmanın ilk etkisinin yüksek enflasyon olacağı, enflasyonist bir büyüme yapısının da nitelikli ve sürdürülebilir olamayacağı” gerçeğini gösteren mikro bir laboratuvar olarak görmeliyiz. Artık hepimiz biliyoruz ki yüksek enflasyon şirket bilançolarında geçici bir illüzyon yaratıyor. Zaman geçtikçe gerçeklerle yüzleşiyoruz.
İSO 500’ün temel göstergelerinin bize söylediği de bu. Bizim reel sektör olarak yaşadıklarımız bir yana; yüksek enflasyonun kamu maliyesi, mali dünya ve hepsinden de önemlisi toplumda yaratmış olduğu hasar büyük. Çünkü enflasyon sadece ekonomik bir hasar değil, sosyolojik, psikolojik ve en önemlisi ahlaki, etik bir etki de yaratıyor.
Değerli Basın Mensupları,
İSO 500’ün bu yılki sonuçları iç ve dış ekonomik konjonktüre bağlı olarak biraz karamsar olabilir. Ama Türk sanayisinin en zor şartlarda dahi kendi ana faaliyetinde erişmiş olduğu birikim ve dayanıklılık gücüyle üretimini başarıyla sürdürdüğünü göstermesi açısından da çok değerlidir.
Bu başarının temelinde kuşkusuz sanayimizin dış dünyada elde etmiş olduğu rekabet gücü ve pazar çeşitliliği yatmaktadır. Sanayicilerimiz bugün farklı farklı sektörlerde uluslararası rakiplerine karşı mücadele gücünü her geçen gün biraz daha arttırmaktadır. Çabamız ve mücadelemiz, üretim ekonomisinin önemini öne çıkarmak. Böylece üretime verilen desteğin nitelikli bir konuma gelmesini sağlayarak bu gücü daha rekabet edebilir boyuta taşımak içindir.
Bu bağlamda sanayimizin umut verici büyümesinin geleceğe taşınabilmesinde temel belirleyici olan finansal istikrarın yeniden kazanılarak, yüksek enflasyonunun yenilmesi halinde sanayimizin ülke ekonomisine katkılarının artarak devam edeceğinden hiçbir kuşku duymuyorum. Dolayısıyla bugün sizlerle paylaştığımız tablo, her fırsatta dile getirdiğimiz sürdürülebilir, istikrarlı ve kaliteli büyüme için finansal istikrarın ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi olarak görülmeli.
Ülkemizin aydınlık yarınları için sanayimize ve üretim gücümüze olan inancımı bir kez daha vurgulayarak sözlerime son verirken toplantımıza katıldığınız için siz değerli basın mensuplarına teşekkür ediyor, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
İlginizi Çekebilir
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
TCMB karar günü: Petrol yükseliyor, manevra alanı daralıyor
Yayınlanma:
2 dakika önce|
23/07/2026Yazan:
BankaVitrini
Küresel mali piyasalar teknoloji hisseleri ile jeopolitik gerilimin arasında sıkışmış durumdalar. Alphabet ve Tesla’nın açıkladıkları güçlü bilançolar ile yapay zekâ altyapısına yönelik dev yatırım planları teknoloji hisselerini desteklemeye devam ederken, bu yatırımların ne ölçüde ve hangi zaman diliminde karşılık vereceği ise soru işaretlerini beraberinde getiriyor. ABD borsalarının dün geceyi düşüşle tamamlaması ardından bu sabah vadeli işlemlerde de hâkim rengin kırmızı olduğunu görüyoruz. Pasifiğin diğer ucunda ise yeni gün başlangıcında karmaşık bir seyir hâkim. Güney Kore borsası KOSPI %3 civarında yükselirken, lokomotif hisseler SK Hynix ve Samsung endeksi yukarıya taşıdı. Gösterge endeks Tokyo borsası yaklaşık %0,50 yükselirken, jeopolitik gündemin ağır basmasına rağmen, yapay zekâ yatırımlarının artık geçici bir tema olmaktan çıkıp uzun vadeli büyümenin temel dinamiklerinden biri hâline geleceği beklentisi teraziyi yeniden dengelemeye çalışıyor.
Lâkin küresel görünümün de hiç iç açıcı olmadığını belirtmemiz gerekiyor. Küresel borç sorunu her geçen gün daha da ağırlaşırken, 2025 yılı sonunda toplam borç stoku 348 trilyon dolara ulaştı. Böylece küresel borcun milli gelire oranı %308’e yükselirken, dünya ekonomisinin ürettiği her 1 dolarlık gelire karşılık 3 dolardan fazla borç yükü taşınıyor. Üstelik bu borcun en büyük kaynağı olan ABD’de tablo daha da dikkat çekici bir görünüm sergiliyor. Son yıllarda enflasyonun ağırlıklı olarak talep değil, arz yönlü sorunlardan beslenmesi, küresel faizlerin yüksek kalmasına ve dolayısıyla finansal istikrar üzerindeki baskının artmasına neden oluyor. Zaten sene başında kağıt ve mürekkep para sistemine baş kaldıran kıymetli metallerin hikâyesi, Fed’de direksiyonun başına geçecek isim olarak açıklanan Warsh ve devamında savaş döneminde dolar likiditesinin sıkışmasıyla yarıda kalmıştı.
Orta Doğu’da tansiyon her geçen gün yükselirken, İran ile ABD arasındaki gerilimin hem kapsamı hem de etkileri giderek büyüyor. Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik risklerin yanı sıra Husilerin Kızıldeniz’de petrol tankerlerini hedef almasının ardından Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı bu sabah %2 yükselerek 96 doların üzerine geldi. Tam üç hafta önce 70 dolar seviyesine kadar gerileyen petrolün son altı haftanın zirvesi olan psikolojik 100 dolar seviyesine kadar yükselmesi moralleri bozuyor.
Yaklaşık beş aydır devam eden çatışmaların Hürmüz Boğazı’nın ardından Bab el-Mendeb Boğazı’nı da etkilemesi, dünya petrol ve doğal gaz ticaretinin dörtte birinden fazlasını risk altına sokabilecek nitelikte olduğunu hatırlatmak isteriz. Yükselen enerji fiyatları enflasyon endişelerini yeniden artırırken, diğer taraftan Rusya-Ukrayna savaşı da dördüncü yılında daha tehlikeli bir boyuta evriliyor. Ukrayna’nın Rusya’nın günlük yaşamını ve kritik altyapısını hedef alan saldırılarına karşılık Moskova’nın Karadeniz’deki ticari tahıl gemilerini doğrudan hedef almaya başlaması, çatışmanın küresel ticaret ve gıda güvenliği açısından yeni bir risk oluşturduğunu gösteriyor. Son olarak, Odessa Limanı’ndan tahıl yüküyle ayrılan Türk bağlantılı bir kuru yük gemisinin Rus füzeleriyle vurulması bu endişeleri daha da artırdı. Karadeniz’de ticari gemilere yönelik saldırıların yoğunlaşması ve küresel kuraklığın etkisiyle tahıl fiyatlarında yukarı yönlü baskının güçlenebileceğini, bunun da enerji fiyatlarındaki yükselişle birlikte küresel enflasyon üzerinde ilave baskı yaratabilecek önemli bir risk unsuru olduğunu değerlendiriyoruz.
Hazır enflasyondan söz etmişken, faiz vadeli kontratları Fed’in bu yıl toplam 42 baz puanlık faiz artışı yapabileceğini fiyatlıyor. Eylül ayına yönelik faiz artışı ihtimali bu sabah %80 seviyesine yükselerek büyük ölçüde satın alınmış durumda. Doların piyasa kuru olan DXY 101 seviyesinin kıyısında salınırken, doların piyasa faizi olan 10 yıllık gösterge tahvil bu sabah %4,66 seviyesine kadar yükselerek taraflar arasında imzalanan mutabakat zaptı öncesi seviyelere geri döndü. Yapay zekâ kaynaklı büyüme beklentileri risk iştahını desteklemeye devam etse de, petrol ve tahıl fiyatlarındaki yükseliş ve jeopolitik gerilimler küresel piyasalar üzerinde önemli bir baskı unsuru olmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Bu gidişatın da pek de hayra alamet olmadığını peşinen not etmek isterim! Ekonomi ile jeopolitika gerçekten bu kadar çok mu ayrışıyor, biz de bazen şaşırıyoruz. Biraz daha açmak gerekirse, piyasaların gelişmeleri pek de umursamadığını düşünüyoruz zira finansal piyasalarda var olan iyimserlik ile kartopu misali büyüyen riskler uyuşmuyor. Her ne kadar yarın kriz olacak modunda olmasak da, gelişmelerin bizi rahatsız ettiğini de itiraf etmemiz gerekiyor.
Bu kafa karışıklığında, kıymetli metallerin yeniden ‘ayağa kalkmasını’ da sadece bir tesadüf olarak görmemek gerekiyor. Yukarıda da değindiğimiz üzere, kredibilitesi yüksek ve Trump’ın ‘oyuncağı’ olmayacak Warsh isminin öne çıkması ve devamında patlak veren savaş ardından beş aydır burun aşağıya giden kıymetli metaller, önemli teknik seviyelerden yüzünü yukarıya doğru çevirmeye başladı. Altının ons fiyatı dün gün içerisinde 4,165 dolar seviyesini test ederken, gümüş ise 61 dolar seviyesine kadar yükseldi. Teknik mânâda önemli seviyelerin test edilmesi ardından başlayan yükseliş bizleri mutlu etse de, gidişatı temkinli bir şekilde takip edeceğiz. Bu hafta hem gümüş hem de altın cephesinde bir kademe uzun pozisyon açtık. Kıymetli metallerin mütemadiyen satış baskısına maruz kalan karamsar havasından kurtulup güvenli liman kimliğini bir an önce tekrar kazanmasını fiyatlayarak yolculuğa eşlik etmeye çalışacağız. Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin 65,500 dolar seviyelerinde ve önemli bir eşikte gelişmeleri takip ediyor.
Türkiye cephesinde ise TCMB’nin olağan PPK toplantısı günün en önemli gündem maddesi olarak takip edilecektir. Her ne kadar politika faizinin %37 seviyesinde sabit tutulacağına kesin gözüyle baksak da, jeopolitik risklerin hem Türkiye’nin kuzeyinde hem de güneyinde tırmandığı bir dönemde, politika metninin satır aralarını dikkatle irdeleyeceğiz. Bununla birlikte, uzun süredir uygulanan dezenflasyon politikalarının bir yan etkisi olarak Türkiye ekonomisinin yüksek faizlerin gölgesinde sanayisizleşme riskiyle karşı karşıya kaldığının da altını çizmek gerekiyor. Hasta bir türlü acilden çıkamadı! Nitekim dün bu noktaya İSO Başkanı Erdal Bahçıvan da dikkat çekti. Politika yapıcıların bugün politika metininde şahin ifadelere yer vereceğini düşünüyoruz. Jeopolitik gelişmelerin ötesinde, TCMB’yi asıl rahatsız eden unsurun Haziran ayında çekirdek enflasyonda yeniden gözlenen ivmelenme olduğunu düşünüyoruz. Bu eğilimin Temmuz ayında da devam edip etmeyeceği yakından takip edilecektir.
USDTRY kuru hafta sonu fonlama etkisinin de yardımıyla Pazartesi valörlü işlemlerde 47,23 seviyesine yükselirken, enerji fiyatlarının TCMB’nin hem cari açık hem de enflasyonla mücadelesini zorlaştıracağı beklentisiyle iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %42 seviyesine dayanarak son altı haftanın zirvesine yükseldi (bakınız grafik). Türkiye risklerinin yabancı nezdinde barometresi konumunda beş yıl vadeli CDS risk primi de 241 baz puan seviyesine yükselerek son altı haftanın zirvesinde salınmaya devam ediyor.
Hafta sonu riskini taşımak istemeyeceğini düşündüğümüz piyasa aktörlerinin gün içindeki pozisyonlanmasını yakından izleyeceğiz. TCMB’nin faiz kararının yanı sıra makro cephede tüketici güven endeksi, TCMB ve BDDK’nın haftalık bültenlerini takip edeceğiz. Yurt dışında ise bugün Avrupa Merkez Bankası’nın olağan faiz toplantısı gündemde yer tutsa da, faiz oranlarında herhangi bir değişiklik beklemiyoruz. ECB’nin bugün bekle-gör yaklaşımını benimseyerek, Eylül ayında ilave faiz artışı ihtimalini masada tutacağını ve enflasyon görünümüne bağlı olarak ilave sıkılaşmaya kapıyı açık bırakacağını değerlendiriyoruz. EURUSD paritesi 1,1430 seviyelerinde yatay.
Türkiye 2 yıl vadeli gösterge tahvil vs Brent cinsi ham petrol
Emre Değirmencioğlu
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık?
Yayınlanma:
1 gün önce|
22/07/2026Yazan:
BankaVitrini
ABD borsaları teknoloji hisseleri öncülüğünde yaşanan güçlü toparlanmanın yardımıyla geceyi yükselişle tamamladı. En büyük 500 şirketin işlem gördüğü S&P 500 endeksi %1’e yakın yükselerek üç günlük düşüş serisini sonlandırırken, toparlanmaya özellikle yarı iletken hisseleri öncülük etti. Nasdaq Bileşik endeksinin %1,3 yükselmesinin ardından iyimser havanın Pasifik’in diğer ucuna da yansıdığını görüyoruz. Asya’da bu sabah alımlar hız kazanırken, çip üreticilerinin ağırlıkta olduğu Güney Kore KOSPI endeksi %5 yükseldi. Japonya’da gösterge endeks Tokyo borsası %2 prim yaparken, Güney Kore’nin temmuz ayının ilk bölümünde yarı iletken ihracatının yaklaşık üç katına çıkması ve Tayvan’dan gelen güçlü sipariş verileri, yapay zekâ temalı teknoloji hisselerine yönelik iyimserliği yeniden canlandırdı.
Jeopolitik cephede ise Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’de Suudi petrol tankerlerini hedef alabileceği yönündeki tehditleri nedeniyle Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı 92 dolar seviyesine yükselirken, piyasalarda belirgin bir riskten kaçış eğilimi de görülmedi. Yatırımcılar dikkati yeniden şirket bilançolarına çevirirken, bugün açıklanacak Alphabet ve Tesla sonuçları, yapay zekâ yatırımlarının şirket kârlılığına etkisi açısından yakından takip edilecektir. Diğer taraftan dolar değer kazanırken, sepet kur DXY 101,20 seviyesine varan bir yükseliş kaydetti. İngiltere’nin yeni başbakanı ve Hazine Bakanı şimdilik yeterli heyecan yaratamazken, birkaç gün önce 1,3560 seviyesine yükselen GBPUSD paritesi 1,3370 seviyelerine geri çekildi.
Piyasaların kılavuzu konumunda ABD 10 yıllık tahvil faizi %4,63 seviyesine gelerek son iki ayın en yüksek seviyesini test ederken, gelecek hafta gerçekleştirilecek olağan Fed toplantısı öncesinde faizlerin sabit bırakılması ana beklenti olmayı sürdürüyor. Fed faiz vadeli kontratları yıl sonuna kadar toplam 38 baz puanlık ilave sıkılaşma ihtimalini fiyatlamaya devam ederken, Ekim toplantısında artırım ihtimali %77 seviyesinde fiyatlandırılıyor. Faiz getirisi olmayan kıymetli metaller, Fed’in yeni başkanının isminin telaffuz edildiği 29 Ocak’tan bu yana (yaklaşık beş aydır) neredeyse her fırsatta satış baskısıyla karşı karşıya kaldı. Son günlerde ise yeniden hayat belirtisi göstermeye başladı. Yükselişin fitilini büyük önem verdiğimiz 54 dolar seviyesinin test edilmesiyle ateşleyen gümüş bu sabah 60 dolar seviyesini test ederken, benzer bir şekilde altının da ons fiyatı 4,140 dolar seviyesine dayanarak teknik mânâda düşüş serisini sonlandırdı. Dün gümüşte açtığımız ilk kademe uzun pozisyonumuza bugün altını da ekleyeceğiz. Unutmayın, bir enstrüman sadece yükselirken alınır! Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin bu sabah 66 bin dolar seviyesinin üzerine yerleşti.
Büyük resimde ise, piyasaların Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik riskleri tamamen göz ardı etmese de, odağını yeniden teknoloji şirketlerinin bilançolarına ve yapay zekâ temasına çevirdiğini görüyoruz. Bu minvalde petrol fiyatları son altı haftanın zirvesini test etse de, risk iştahının bozulmadığı ve yukarıda da görüleceği üzere, kıymetli metallerin daha fazla satış baskısıyla karşı karşıya kalmadığını görüyoruz. Ya da ekonomi ile jeopolitikanın yavaş yavaş ayrışmaya başladığın altını çizmemiz gerekiyor. Haber akışında, ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun diplomatik çözüm arayışını sürdürmeye hazır olduklarına dair mesaj verirken, buna karşın sahadaki gerilim tırmanmaya devam ediyor. Yemen’deki Husiler, uluslararası denizcilik şirketlerine gönderdikleri resmî uyarıda Suudi Arabistan limanlarına yükleme veya boşaltma yapan gemilerin hedef alınabileceğini bildirirken, bu uyarının ardından Asya’ya petrol taşıyan üç Suudi tanker rotasını değiştirdi.
İran’ın Hürmüz Boğazı’na yönelik tehditleriyle birlikte Kızıldeniz’de de risklerin artması, küresel enerji arzı açısından iki kritik deniz geçidini aynı anda baskı altına aldı. Enerji arzına ilişkin riskler ön planda kalsa da, piyasalar bir yandan diplomatik girişimlerden gelebilecek ateşkes sinyallerini, diğer yandan enerji arzını sekteye uğratabilecek somut gelişmeleri yakından takip etmeyi sürdürüyor. Diplomasi kapısı tamamen kapanmış görünmese de çatışmanın maliyeti ve ekonomik etkilerinin de giderek büyüdüğünü görüyoruz. Pentagon, İran savaşının ABD’ye bugüne kadar 37,5 milyar dolara mal olduğunu açıklarken, ek bütçe talebi Washington’da yaklaşan ara seçimler öncesinde siyasî tartışmaları da beraberinde getirdi. Savaş karşıtı sesler her geçen gün yükseliyor. Başkan Trump savaşta hayatını kaybeden Amerikan askerlerinin sayısının on sekize yükseldiğini açıkladı.
Türkiye cephesinde ise ismi büyük yabancı kurumlardan birinin dün USDTRY kuru ile ilgili kaleme aldığı rapor gündemi oldukça meşgul etti. Goldman Sachs, TCMB’nin önümüzdeki dönemde döviz kurunda daha fazla değer kaybına izin verebileceği ve yıl sonuna kadar %20’lerin ortasında bir yükseliş yaşanabileceği öngördü. Açıkçası raporun mevcut beklentilere kıyasla hangi yeni bilgiyi sunduğunu görmekte zorlandık. Uzun bir süredir bizim de sene sonu için kur beklentimiz yaklaşık 52,00 seviyesinde bulunuyor. Bu da zaten sene başına göre bakılırsa (43,00 – 52,00) yaklaşık %20 düzeyinde bir yükselişe işaret ediyor. Dolayısıyla Goldman’ın raporu, mevcut beklentilerden belirgin şekilde ayrışan yeni bir hikâye sunmaktan ziyade, piyasada zaten konuşulan temel senaryoyu teyit ediyor. Kaldı ki, yabancı kurum raporlarının zaman içinde değişen ekonomik ve jeopolitik gelişmelere bağlı olarak sık sık revize edildiğini de geçmişte defalarca gördük!
Yabancı bir kurumda uzun bir süre çalışan biri olarak bu raporları da nasıl yazdıklarını yakından bilsem de, ayrı bir tartışma konusu olduğundan bu noktaya hiç değinmeyeceğim. Dün Türk mali piyasaları günü limoni bir şekilde tamamladı. Ana endeks %0,7 gerilerken, bankacılık hisseleri %0,8 oranında düştü. XBANK’ın son 20 günde neredeyse %20 gerilediğinin altını çizmek gerekiyor. USDTRY kuru kamunun kontrolünde 47,20 seviyelerine gelirken, 5 yıl vadeli CDS risk primi 240 baz puanla son altı haftanın en yüksek seviyesine geldi. Petrol fiyatlarının seyri, net enerji ithalatçısı olan Türkiye’nin cari açık ve enflasyonla savaşını pekâlâ desteklemiyor. Her ne kadar manşete bakarak petrol fiyatlarının 92 dolar seviyesine gelerek son altı haftanın zirvesini test ettiğini söylerken, rafineri fiyatlarındaki yüksek seyrin daha da belirgin bir hâl aldığını ve arz sorunlarının başta motorin olmak üzere rafineri ürünlerini ciddi şekilde olumsuz etkilediğini not etmek gerekiyor. Bu minvalde, iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi de tıpkı petrol fiyatları gibi %41,81 seviyesine yükselerek son altı haftanın zirvesini test etti.
Türkiye cephesinde dün siyasi gelişmeler de ön plana çıktı. CHP’den ayrılan Özgür Özel, bugün yeni partisini kuracağını açıklarken, çok sayıda milletvekilinin yeni oluşuma katılabileceği beklentisi siyasi gündemin ilk sırasına yerleşti. Mali piyasaların gündeminde ise bugün İngiltere’de enflasyon rakamları, Türkiye’de ise kapasite kullanım oranı ile reel kesim güven endeksi takip edilebilir.
Altın
Emre Değirmencioğlu
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında
Yayınlanma:
2 gün önce|
21/07/2026Yazan:
BankaVitrini
Dün KKTC Mali piyasaları 20 Temmuz Özgürlük ve Barış Bayramı nedeniyle kapalı konumdaydı. Bayramımız öncelikle kutlu olsun. Kıbrıs’ta son günlerde hareketli seyir dikkat çekiyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 27-29 Temmuz tarihlerinde dayı ziyaret etmesi bekleniyor. İki liderle ayrı görüşmelerin ardından üçlü zirve gerçekleştirilecek. BM, taraflar arasında diyaloğu yeniden canlandırmayı ve ağustos sonu veya eylül ayında yeni bir gayriresmî 5+1 toplantısı için ortak zemin oluşturmayı amaçlıyor. Sürecin seyrinin, Kıbrıs meselesinde önümüzdeki dönemin diplomatik takvimi açısından belirleyici olacağını düşünüyoruz.
Öte yandan, KKTC-Türkiye arasında doğalgaz hattı için ilk imzalar atıldı. İmzalanan mutabakat zaptı kapsamında Türkiye’den deniz altı boru hattıyla KKTC’ye doğalgaz ulaştırılması hedefleniyor. Projenin hayata geçmesiyle enerji arz güvenliğinin güçlenmesi, elektrik üretim maliyetlerinin düşmesi ve sanayi ile turizm sektörünün rekabet gücünün artması amaçlanıyor. Rum basınında projenin geniş yankı bulduğunu görüyoruz. NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin gövde gösterisinin ardından, bazı yorumlarda, su ve elektrik projelerinin ardından doğalgaz hattının da tamamlanmasıyla KKTC’nin enerji alanında ciddi bir avantaj elde edebileceği, mevcut eğilimin sürmesi halinde Güney Kıbrıs’ın gelecekte KKTC’den daha ucuz elektrik temin etmek zorunda kalabileceği değerlendirmelerine yer verildi.
Büyük resme baktığımızda ise Avrupa’nın Rus gazına alternatif arayışı devam ederken, Doğu Akdeniz kaynaklarının KKTC üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa pazarına ulaştırılması, mesafe ve maliyet açısından en rasyonel güzergâhlardan biri olacağı enerji uzmanları tarafından değerlendiriliyor. Ancak bölgedeki jeopolitik dengeler ve siyasi anlaşmazlıklar, ekonomik açıdan en verimli görülen bu rotanın hayata geçirilmesinin önündeki en büyük engel olmayı sürdürüyor. Bu sürecin, KKTC’nin uluslararası alandaki k gündemin merkezinde onumuna da olumlu katkı sağlamasını temenni ediyoruz.
Küresel mali piyasaların gündeminde ise ABD-İran savaşının gündemin merkezinde yer tutmaya devam ediyor. ABD ordusunun Mart ayından bu yana ilk kez can kaybı yaşaması ardından jeopolitik riskler yeniden tırmanırken, Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerlerine yönelik saldırılar ve bölgedeki enerji altyapısını hedef alan gelişmeler, arz güvenliğine ilişkin endişeleri yeniden artırdı. Tansiyonun barometresi konumunda Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün gün içinde 91 doların üzerine yükselse de, diplomatik temasların yeniden başlayabileceği beklentisiyle kazanımlarının önemli bir bölümünü geri verdi.
Petrol fiyatlarındaki yükselişe rağmen küresel risk iştahında belirgin bir bozulma yaşanmaması dikkat çekiyor. Cuma günü teknik açıdan önemli gördüğümüz 100,50 seviyesini bir kez daha test eden dolar endeksi (DXY), buradan gelen tepki alımlarıyla 100,90 seviyesine toparlandı. Enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyon endişelerini yeniden gündeme taşımasıyla, piyasaların para politikası beklentileri açısından yakından izlediği ABD 2 yıllık tahvil getirisi de hafif yükselerek %4,20 seviyesine çıktı. Vadeli kontratlar yıl sonuna kadar toplam 33 baz puanlık faiz artışını fiyatlarken, ekim toplantısında faiz artırımı olasılığı %71 seviyesinde bulunuyor.
Faiz getirisi olmayan kıymetli metallerde ise altının ons fiyatı 4,040 dolar seviyesine yükselirken, gümüşün ise geçen hafta büyük bir önemle takip ettiğimiz 54 dolar seviyelerini test ederek toparlanmaya başladığını görüyoruz. Gümüşte son günlerde fiyatın gerilemesine rağmen teknik analizde sıklıkta rastladığımız güç göstergesi olan RSI göstergesinin gerilememesi, hatta yükselmesi, dibin test edilmiş olabileceğine işaret ediyor. Teknik mânâda aşağıdaki grafikten de görülebileceği üzere bu sabah 58 dolar seviyesine yaklaşan gümüşte, eğer beklenmedik olumsuz bir gelişme olmazsa yukarı yönlü isteğin artmaya başlayacağını düşünüyoruz. Böyle bir durumda yukarıda ilk seviye olarak 63 doları hedefleyeceğiz. Bugün kademeli olarak uzun pozisyona geçmek için hazırlıklara başlayacağız.
Gümüşte yukarı yönlü hareketlilik dikkatimizi çekmeye devam ederken, altın tarafında da benzer bir hareketten söz etmek adına yukarıda 4,100 dolar seviyesinin üzerinde kapanış görmek isteyeceğiz. Aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere, Bloomberg Emtia Endeksinin genelinde yeniden yükseliş isteğinin tırmandığını görüyoruz. Öte yandan, dört haftadır yükseliş isteği sergileyen lâkin bir türlü 65 bin dolar seviyesinin üzerine yerleşemeyen Bitcoin bu sabah 65,500 dolar seviyelerine kadar gelerek kıymetli metallerdeki yükselişe eşlik ettiğinin altını çizmek isteriz.
Yemen’deki İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan etmesi, ABD-İran savaşının Kızıldeniz’e yayılma riskini artırdı. Henüz Bab el-Mendep Boğazı’nın tamamen kapandığına dair bir bilgi bulunmazken, olası saldırılar veya sevkiyatların aksaması, Hürmüz Boğazı’ndaki kayıplara ek olarak küresel petrol arzı, navlun ve sigorta maliyetleri üzerinde baskı yaratabileceğini düşünüyoruz. Buna karşılık İran ile ABD arasında ateşkes arayışlarının sürmesi, petrol fiyatlarındaki ilk yükselişin sınırlı kalmasını sağladı. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün gün boyu 86-91 dolar geniş bandında hareket ettikten bu sabah 88 dolar seviyelerinde dengelendiğini görüyoruz.
ABD borsaları dün geceyi yatay tamamlarken, yeni gün başlangıcında, Pasifik’in diğer ucunda iyimser bir seyir görüyoruz. Orta Doğu’da ateşkes için yürütülen arabuluculuk girişimlerinin yanı sıra petrol fiyatlarını bir aylık zirveden aşağı gevşemesiyle gösterge endeks Tokyo borsası %2,5 yükselirken, gözlerin üzerine çevrili olduğu ve dün %4,5 gerileyen Güney Kore borsası KOSPI bu sabah %4,5 yükseliş kaydetti. ABD borsalarının da vadeli işlemlerinde yükseliş isteği göze çarparken, Nasdaq vadelisinde %1 yükseliş dikkat çekiyor.
Jeopolitik riskler ve petrol fiyatlarındaki oynaklık yakından takip edilirken, piyasaların odağı ikinci çeyrek bilanço sezonuna çevrilmiş durumda. Bu hafta Alphabet, Tesla, Intel ve IBM başta olmak üzere teknoloji devlerinin açıklayacağı finansal sonuçlar, yıl boyunca yapay zekâ temasıyla yükselen piyasaların yönü açısından kritik önemle takip edilecektir. Alphabet’in yeni yapay zekâ çipleri geliştirdiğine yönelik haber akışı teknoloji sektörüne alım getirdi. Ancak beklentilerin oldukça yükseldiği mevcut ortamda, şirketlerin yalnızca kârlılık rakamları değil, gelecek döneme ilişkin verecekleri mesajlar da piyasalarda belirleyici olacaktır.
Avrupa siyasetinde ise İngiltere’de yeni dönem resmen başladı. İşçi Partisi lideri Keir Starmer’ın görevden ayrılmasının ardından başbakanlık koltuğuna oturan Manchester eski Belediye Başkanı Andy Burnham, son 10 yılda yedinci başbakan oldu. Siyasî istikrarsızlığa son verme sözü veren Burnham, 40 yılın en büyük değişimini hedefleyen yeni bir siyasi ve ekonomik model hazırlayacağını açıkladı. İlk aşamada hayat pahalılığı, konut sorunu ve zayıf ekonomik büyümeye odaklanacağını söylerken, piyasa fiyatlamasına bakarsak GBPUSD paritesi 3 gündür gerileyerek 1,3430 seviyelerine geri çekildi. İngiltere borsası FTSE100 de benzer bir şekilde günü %0,7 oranında düşüşle tamamladı. Bu arada dün gece saatlerinde, daha önce 2002-2007 yılları arasında Hazine’de görev yapan Savunma eski Bakanı John Healey’i maliye bakanı olarak atadı. Healey, yatırımcılar ve parlamenterler tarafından deneyimli ve güven veren bir isim olarak karşılandığını haber akışında okuyoruz. Bugün İngiltere piyasalarının Healey atamasını nasıl fiyatlayacağını takip edeceğiz.
TCMB, Piyasa Katılımcıları Anketi’nin Temmuz ayı sonuçlarına göre, sene sonu TÜFE beklentisi ve on iki ay sonrasına ilişkin beklenti hemen hemen önemli bir değişim göstermeden sırasıyla %29,21 ve %23,95 oldu. Sene sonu USDTRY kuru beklentisi 51,55 olurken, sene sonuna kadar katılımcılar TCMB’den 230 baz puan faiz indirimi beklerken (%37’den %34,70), Perşembe günü sonuçlanacak olağan PPK toplantısında ise faizlerin sabit tutulacağı tahmin ediliyor (bakınız grafik).
Türk mali piyasaları geçen hafta tahterevalli misali inişli çıkışlı bir seyir izlemişti. Küresel arenada cereyan eden olumsuzluklar ve iç siyasette artan endişeler ön plana çıkarken, NATO Zirvesi ardından yeşeren ABD yaptırımlarının kalkacağı beklentisi, S-400 ve F-35 meseleleri ön planda kalmaya devam etti. Dün BIST100 ana endeksi günü %0,7 oranında artışla tamamlarken, bankacılık endeksi %1,6 geriledi. USDTRY kuru kamunun kontrolünde 47,20 seviyelerine gelirken, yurt içi yerleşiklerin TL ilgisinin devam ettiğini görüyoruz. TCMB’nin Cuma valörlü işlemlerde 38 milyar dolar seviyesine yükselen net yabancı para pozisyonu, pazartesi valörlü işlemlerde -hafta sonu riski- 33,7 milyar dolar seviyesine geriledi. Altın fiyatlarının derleme etkisiyle rezervler üzerinde olumsuz etki doğurması, net pozisyon üzerinde baskı kuruyor. CDS risk primi uzun bir aradan sonra 220-230 baz puan seviyelerini terk ederek 240 baz puana yükseldi.
23. FIFA Dünya Kupası’nın finalinde İspanya, uzatma dakikalarında bulduğu golle Arjantin’i 1-0 mağlup ederek tarihindeki ikinci Dünya Kupası şampiyonluğunu kazandı. Maç boyunca oyunun kontrolünü elinde tutan İspanya, üstün futbolunu son bölümde skora yansıtmayı başarırken, bu zaferle şampiyonluk sayısını ikiye çıkararak Fransa ve Uruguay’ı yakaladı. Arjantin ise üç şampiyonlukta kaldı. Böylece Dünya Kupası tarihindeki denge de Avrupa lehine biraz daha bozuldu. Avrupa ülkeleri toplam 13, Güney Amerika temsilcileri ise 10 şampiyonluğa ulaştı. Turnuvanın ardından Paraguay ve Arjantin eleştirilen odağına yerleşti.
TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi
TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi – USDTRY ve TÜFE
Gümüş
Bloomberg Emtia Endeksi
Emre Değirmencioğlu
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.040)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.523)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- TCMB karar günü: Petrol yükseliyor, manevra alanı daralıyor 23/07/2026
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu







