EKONOMİ
Ukrayna-Rusya savaşı Türkiye’yi nasıl etkiler?
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Batı ile Rusya arasında Ukrayna üzerinden patlak verecek olası bir savaşın siyasi ve ekonomik açıdan en fazla etkileyeceği ülkelerin başında Türkiye geliyor. Emekli diplomat Solakoğlu: Olası bir çatışma artık olağandışı bir seviyeye varmış kriz ortamındaki Türkiye açısından bir felaket etkisi yaratır.
ABD öncülüğündeki Batılı ülkelerle Rusya arasında Ukrayna üzerinden patlak veren gerilimde tansiyon düşmüyor. Batılı ülkeler birer birer yurttaşlarını Ukrayna’dan çekmeye başlarken NATO ve ABD’nin askeri, diplomatik yığınağı da artıyor. Gerek ABD gerekse de Avrupa Birliği olası bir saldırı halinde Rusya’ya yönelik çok ciddi ekonomik ve mali yaptırımların devreye gireceğini açıkladı. CIA’in Rusya’nın Ukrayna’yı 16 Şubat’ta işgal edeceği yönündeki istihbaratına sert tepki veren Moskova’dan bir yalanlama da dün Dışişleri Bakanı Lavrov’dan geldi. Lavrov, “Batılı güçler, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmeye hazır olabileceğinden korkuyor, Moskova bunu defalarca reddetti” dedi.
İKİ ARADA BİR DEREDE
Krizin tırmanmasından ve olası bir çatışma durumundan en fazla etkilenecek ülkelerin başında gelecek olan Türkiye’nin her iki ülkeyle de yakın ekonomik, ticari ve askeri ilişkileri bulunuyor. Batı ittifakının bir parçası ve NATO üyesi olan Türkiye bir taraftan da Rusya ile yakın askeri, ekonomik ilişkiler geliştirmiş durumda. Bu durum da elini kolunu bağlıyor. Bir tarafta NATO ile hareket ederken diğer yandan da Rusya’yı karşısına almama uğraşısında. Geçen günlerde Ukrayna’ya giden AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ukrayna ve Rusya liderlerini İstanbul’da buluşturma hevesi kursağında kaldı. Krizin derinleşmesi özellikle gıda, enerji ve turizm sektörlerinde sıkıntı yaşanmasına neden olabilir.
TİCARET HACMİ
Peki, iki ülke arasındaki kriz Türkiye’yi nasıl etkiler? Bu sorunun yanıtı için iki ülke arasındaki ticari ilişkilere mercek tuttuk. 2021’de Ukrayna ile 7,4 milyar dolar olan ticaret hacmi Rusya’yla 34,7 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Ukrayna ile ticaret hacmi genişlerken enerji ithalatı nedeniyle Rusya’ya bağımlılık giderek artıyor.
İthalatta yaşanabilecek aksilik halinde başta ekmek fiyatları olmak üzere gıda fiyatları olumsuz etkilenecek. (Tablo:2)

TARIM ÜRÜNLERİ
Rusya’nın en büyük tarım ürünleri ithalatçısı olan Türkiye’nin Rusya’dan 2021’de yaptığı toplam tarım ürünleri ithalatı 4,3 milyar dolara ulaştı. 2021’de 1,8 milyar dolar tutarında, 6,7 milyon ton buğday ithal edildi. Türkiye’nin en çok buğday ithal ettiği ikinci ülke ise Ukrayna. Ticaret Bakanlığı’na göre buğday ithalatının yüzde 64,6’sı Rusya’dan, yüzde 13,4’ü ise Ukrayna’dan yapılıyor.
Rusya’dan Ayçiçek yağı ithalatında da Türkiye ilk sırada. 2021’de Rusya’dan ayçiçek yağı ithalatı yüzde 42 oranında arttı. Bu ülkeden 913 bin ton ham yağ ithalatı karşılığında 1,1 milyar dolar ödendi. Bakanlığın haziran raporunda ayçiçeği ithalatının yüzde 65,5’i Rusya’dan alınırken yüzde 4,2’si Ukrayna’dan alındığı bilgisi yer alıyor.
Rusya’dan arpa ithalatında da Türkiye lider. Rusya’dan ithalatın en çok arttığı ürünlerden birisi de arpa oldu. 2021’de Rusya’dan arpa ithalatı 1,2 milyon ton olurken arpa ithalatına 309 milyon dolar ödendi. Ukrayna’nın Türkiye’ye yaptığı ihracatın yüzde 70’ini tahıl ve metal ürünleri oluşturuyor.
ENERJİ-DOĞALGAZ
Rusya’ya doğalgaz açısından olan bağımlılık sadece Türkiye’yi değil Avrupa başta olmak üzere çoğu ülkeyi endişelendiren bir husus. Türkiye, en çok enerji alanında Rusya’dan ithalat yapıyor.
Enerji Piyasası Denetleme Kurumu (EPDK) verilerine göre 2020’de tüketilen 48,1 milyar metreküp doğalgazın yüzde 33,6’lık oranı Rusya’dan sağlandı. Başka bir ifadeyle doğalgaz ithalatının üçte birlik bölümü tek başına Rusya’dan. Rus gazı doğrudan Rusya’dan geliyor.
Türkiye ile Rusya arasında 2015’teki uçak krizinde dahi Rusya gaz kesintisine gitmemişti. Enerji uzmanları da mevcut kontratlarla gaz akışı konusunda sıkıntı yaşanmayacağı görüşünde. Ancak krizin derinleşmesi durumunda hali hazırda pahalı olan gaz fiyatlarının daha da artacağı düşünülüyor. (Tablo:3)
2020’de Rusya’dan 16,2 milyar metreküplük doğalgazın ithalatı Karadeniz’de bulunan boru hatları ile gerçekleştirildi. Türk Akım ve Mavi Akım boru hatlarının tam kapasite çalıştırılması halinde ayrı ayrı yıllık 15,75 milyar metreküp gaz geçişi sağlanabiliyor. İlk hat olan Mavi Akım daha ziyade Türkiye’yi beslemek için kurulmuştu, ikinci hat olan ve 2020’de açılan Türk Akımı ise Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Macaristan’a enerji sağlamayı amaçlıyor.
‘Türk Akımı’, Rusya’dan çıkıp Karadeniz’i boydan boya geçen ve Ukrayna’yı bypass ederek Türkiye’nin Marmara bölgesine giriş yapan ve buradan Bulgaristan’a bağlanan ve bu şekilde başta Güney Avrupa olmak üzere tüm Avrupa’ya enerji sağlayabilecek olan bir doğalgaz boru hattı.

TURİZM
Türkiye, iki ülke vatandaşları için son yılların en cazip ülkesi. 2021’de turizmde umulan olmasa da pandemiye rağmen Rusya’dan gelen turist sayısı bir önceki yıla göre yüzde 120, Ukrayna’dan gelen turist sayısı ise yüzde 106 oranında arttı. En çok turist gönderen ülke uzun yıllardır Rusya olurken Ukrayna’dan gelen turist sayısında ciddi artışlar söz konusu. Öyleki Ukrayna’dan gelen turist sayısı 2 milyonu aşarak Almanya’dan sonra üçüncü ülke konumuna geldi. Rusya ve Ukrayna’dan gelen turist sayısı toplam turist sayısının yüzde 23’üne denk geliyor. Başka bir ifadeyle 2021’de ülkeye gelen her 100 turistten 23’ü Rusya ve Ukrayna vatandaşı.
ASKERİ İLİŞKİLER
Rusya ile Türkiye arasında yapılan askeri ticaret anlaşmalar kapsamında ilk başta göze çarpan, S-400 hava savunma sistemi. Sistemin toplam maliyeti 2,5 milyar dolar olarak hesaplanıyor. S-400’lerin ikinci partisinin de gelmesi gündemde. Aynı şekilde Rus yapımı yeni model SU-35 savaş uçağı alımı içinde bir niyet göze çarpıyor. Ankara’nın Kiev ile olan askeri ilişkileri de yıldan yıla artıyor. 2019’dan bu yana Ukrayna’ya onlarca silahlı insansız hava aracı (SİHA) satıldı.

İNŞAAT-MÜTEAHHİTLİK
Türkiye ile Rusya arasındaki yatırımlardaki en büyük kalem inşaat sektörü. Ticaret Bakanlığı’nın verilerine göre Türk müteahhitler, 2021’de ise 67 ülkede 384 projeyle 29,3 milyar dolarlık yeni iş hacmine ulaştı.
Türkiye Müteahhitler Birliği’nin ocak raporuna göre 2021’de en fazla proje üstlenilen ülkelerin başında 11,2 milyar dolar değerinde proje ile Rusya geliyor. Bu rakam 2021’de 29,3 milyar dolara çıkan toplam iş hacminin yüzde 38’ini ifade ediyor.
İnşaat yatırımlarının hızla arttığı Ukrayna ise en fazla proje üstlenilen ülkeler arasında dördüncü sırada. Geçen yıl müteahhitler tarafından 1,6 milyar dolar değerinde proje üstlenildi. 2019’da en çok proje üstlenilen ilk 10 ülke arasında yer almayan Ukrayna 2020’de beşinci sıradan listeye giriş yapmıştı. (Tablo:5)
***
Olası bir çatışma, savaş ve yaptırımlar felakete yol açar

Emekli diplomat Engin Solakoğlu olası savaş durumunu ve Türkiye’ye etkilerini şöyle değerlendirdi: “Rusya ile Ukrayna arasında süregelen gerilimin sıcak bir çatışmaya yol açacağını düşünmüyordum. Bununla birlikte son günlerdeki hatta saatlerdeki gelişmelerin savaş olasılığını artırdığı da bir gerçek. ABD, İngiltere ve bir kaç NATO üyesi yangına körükle gidiyorlar. ABD açıklamalarının tonu da içeriği de rahatsız edici. Rusya’nın yapacağı saldırının gününü, saatini, şeklini duyuruyorlar. Bunu yaparken kurguladıkları “sahte bir saldırı (false flag)” senaryosu da sanki o bahsettikleri saldırının pek de sahte olmayabileceği kuşkusu yaratıyor. Çok ironik bir durum ama şu anda çatışmanın ertelenmesini sağlayan tek olgu Pekin’deki Kış Olimpiyatları gibi görünüyor. İnsanın “keşke olimpiyatlar hiç bitmese” diyeceği geliyor.
Özetle bir çatışmanın yaklaştığını hep birlikte görüyoruz. Bu çatışma kapsamlı bir savaşa dönüşür mü onu kestirmek daha güç. Çatışmanın Donbass, Luhansk ve mücavir bölgelerde yaşanması olasılığı daha güçlü görünüyor. Rusya hedef ve kapsamlı bir askeri harekata girişerek Ukrayna’ya “ders verme” ve NATO cephesini “test etme” yoluna gidebilir. Böyle bir harekatın arazideki sonucu Luhansk ve Donetsk’in Rusya tarafından tümüyle işgali olabilir. Rusya arazide üstünlüğünü sağladıktan sonra bu bölgelerin geleceğine ilişkin siyasi bir sürecin başlatılmasını isteyecektir.
Putin yaptırımları göze almış
Harekatın diplomatik ve ekonomik bir bedeli olacağına kuşku yok. Batı Rusya’ya karşı kapsamlı yaptırımları gündeme getirecek, bunların bir bölümünü de hemen uygulamaya sokacaktır. Putin rejimi bu yaptırımları göze almış görünüyor. Uluslararası piyasalarda doğalgaz ve petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi Rusya’nın elini rahatlatan bir faktör. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuland’ın tehdit yollu söylediği “Moskova’ya gelecek çok sayıda Rus askeri cesedi olasılığı” da Moskova bakımından caydırıcı bir argüman teşkil etmiyor.
Türkiye’nin nasıl bir tutum benimseyeceğine gelince. Türkiye bir NATO üyesi olarak Atlantik İttifakı’nın alacağı kararlara uymakla yükümlü. Bununla birlikte nihai karar aşamasında, Fransa ve Almanya gibi NATO içinde Rusya’ya verilecek karşılığın belirli bir sertlik düzeyini aşmamasını hedefleyecek ülke kümesi içinde yer alacağına kesin gözüyle bakıyorum. Ukrayna’daki AGİT Gözlem Misyonu’ndan ABD, İngiltere ve Danimarka’nın görevlilerini çekmesine Ankara tarafından verilen tepki bunun bir göstergesi.
Ukrayna-Rusya arasında olası bir çatışma, savaş ve yaptırımlar, artık olağandışı bir seviyeye varmış bir kriz ortamında bulunan Türkiye ekonomisi ve doğal olarak AKP bakımından bir felaket etkisi yaratacağı tartışılmaz. Şu anda ülkenin birincil gündemi olan enerji temini ve enerji maliyetinin yanında gıda fiyatlarının küresel seviyede artışı yüzünden de ciddi bir sıkıntıya girebiliriz. Şu ana kadar iktidarını düzen muhalefetinin ürkek tavrı yüzünden sürdürebilen AKP yönetimi bu defa tomurcuklanmaya başlayan emekçi huzursuzluğu yüzünden daha güç duruma düşebilir.
Buna karşılık Rusya’yla ticaretin hacim olarak da içerik olarak da yakın vadede ikamesi mümkün olmayacak büyüklükte olduğunu görüyoruz. Çatışmanın kısa sürmesi ve Türkiye’nin bu çatışmada NATO üyesi olmanın verdiği ve Rusya’nın da gayet iyi bildiği yükümlülüklerin ötesine geçmemesi durumunda bu ilişkilerin derinden etkilenmeyeceğini düşünüyorum. Zira NATO yatırım kararı alsa dahi Türkiye’nin ticari ilişkilerinin bu niteliğini öne sürerek belirli istisnalar talep edeceği, yani yaptırımlara onay da verse bunların tamamını uygulamamak için elinden geleni yapacağı kanısındayım.
Aynı şekilde Ukrayna ile de yükselen bir seyir izleyen ticari ilişkiler var. Bu ticaretin hacminden çok içeriği önemli görünüyor. Savunma sanayii alanındaki işbirliği iki ülke bakımından da hayati sayılıyor. Yineliyorum ama çatışmanın kısa sürmesi ve Türkiye’nin yukarıda özetlediğim tutumu benimsemesi halinde Ukrayna ile olan ticari ilişkilerinde de kalıcı bir hasar beklemiyorum.
Rusya’nın bir numaralı tarım ihracat pazarı
Katma değerli ürün satışı gerçekleştirememek Türkiye’nin salt Rusya ile ticari ilişkilerinde sorun yaratan bir unsur değil. Bu bizim genel sorunumuz. Kastedilen sanayi üretimi ise aslında iki ülke de aynı kategoride. Örneğin Rusya da Avrupa sermayesine otomotiv parçası, hatta otomobil üretimi yapıyor, biz de. Dolayısıyla bunun ikili ticaretimizde ağırlıklı bir kalem oluşturması güç. Yakın zamana dek Türkiye-Rusya ticareti “enerji hammaddesine karşılık gıda” denkleminde yürürken son yıllarda bu da değişti. Türkiye artık Rusya’nın bir numaralı tarım ürünleri ihracat pazarı haline geldi. Bu denklemin nasıl değişebileceği konusunda kolay ve kesin bir cevap yok.
Havva GÜMÜŞKAYA
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?
Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi
Yayınlanma:
1 gün önce|
20/07/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri
Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.
Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.
Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.
Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?
Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?
Ruj Etkisi Nedir?
“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;
- otomobil,
- konut,
- beyaz eşya,
- tatil,
- lüks saat,
- mücevher
gibi pahalı harcamalarını azaltırken,
kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.
Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”
Bu nedenle;
- ruj,
- parfüm,
- cilt bakım ürünleri,
- kaliteli kahve,
- küçük teknolojik aksesuarlar,
- markalı ayakkabı,
- premium çikolata
gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.
Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?
Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.
Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.
Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”
Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.
Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?
İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.
1. Kontrol Hissi
Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.
İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.
Örneğin;
- yeni bir ruj almak
- kaliteli kahve içmek
- saçını yaptırmak
kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.
2. Kendini Ödüllendirme
Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.
Fakat bütçe sınırlıdır.
Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.
3. Moral Koruma
Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.
Küçük lüksler;
- umut,
- motivasyon,
- özgüven
üretmeye yardımcı olur.
Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?
Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:
Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”
Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”
İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.
Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.
Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler
ABD (2001)
Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.
Lüks otomobil satışları düştü.
ABD (2008 Finans Krizi)
Birçok araştırmada;
- uygun fiyatlı kozmetik,
- kahve zincirleri,
- hızlı moda ürünleri
güçlü satış gerçekleştirdi.
Güney Kore (1997 Asya Krizi)
Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.
Japonya
Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.
Brezilya
Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.
Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?
Aslında evet.
Türkiye’de son yıllarda;
- kozmetik,
- kişisel bakım,
- kahve zincirleri,
- premium kahve,
- online yemek,
- dijital abonelik,
- küçük teknolojik ürünler
birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.
Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,
ancak;
- kaliteli kahve içmeye,
- kişisel bakım ürünlerine,
- küçük elektroniklere,
- kozmetiğe
harcama yapmaya devam etti.
Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.
Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?
En belirgin olarak;
✔ şehirleşmiş toplumlarda
✔ orta gelir grubunda
✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde
✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde
✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda
daha güçlü ortaya çıkar.
Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.
Sosyal Medyanın Etkisi
Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.
Bugün ise;
Instagram,
TikTok,
YouTube,
influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.
Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.
Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları
1. İç Talep Tamamen Çökmez
Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.
2. İstihdam Korunabilir
Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.
3. Vergi Geliri Devam Eder
KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.
4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır
Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.
Olumsuz Tarafları
1. Tasarruf Azalabilir
Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.
2. Borçlanma Artabilir
Kredi kartı kullanımı yükselir.
3. Enflasyon Baskısı Sürebilir
Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.
4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm
Perakende satışlar güçlü görünür.
Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.
Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?
Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.
Asıl çözüm;
- fiyat istikrarı,
- düşük enflasyon,
- güven veren ekonomi yönetimi,
- öngörülebilir para politikası,
- reel gelir artışı,
- istihdam güvenliği,
- üretim ve verimlilik artışı
ile mümkündür.
Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.
Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler
Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.
Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.
Sağlıklı büyümenin göstergesi;
- üretim yatırımlarının artması,
- makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
- ihracat kapasitesinin yükselmesi,
- verimlilik artışı,
- sürdürülebilir gelir büyümesi
olmalıdır.
Sonuç
“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.
Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.
EKONOMİ
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı
Yayınlanma:
4 gün önce|
17/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim
Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.
Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.
Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”
Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.
Normal dönemlerde şirketler;
- satış yaparak,
- stoklarını yöneterek,
- bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
- tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak
işletme sermayelerini çevirebilirler.
Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.
Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.
Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.
Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor
Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.
Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.
Bugün birçok firma;
- üretmeye devam ediyor,
- satış yapıyor,
- cirosunu artırıyor,
ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.
Nakit döngüsü uzadıkça;
- tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
- maaş yükü ağırlaşıyor,
- vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
- kredi geri ödemeleri aksıyor.
Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.
Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi
Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.
Yüksek enflasyon ortamında;
- enerji fiyatları,
- işçilik maliyetleri,
- kira giderleri,
- finansman maliyetleri,
- kur hareketleri,
- hammadde fiyatları
aynı anda değişiyor.
Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.
Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.
Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.
Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor
Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.
90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;
- enflasyon,
- finansman maliyeti,
- kur değişimi,
- işletme giderleri
satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.
Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.
Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.
Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde
Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.
Bu seviyelerde kullanılan krediler;
- yatırım finansmanını,
- işletme sermayesi yönetimini,
- kapasite artırımlarını,
- ihracat hazırlıklarını
ciddi biçimde zorlaştırıyor.
Üstelik krediye erişim de kolay değil.
Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.
Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi
Türkiye sanayisi geçmişte;
- 1994 krizini,
- 2001 finans krizini,
- 2008 küresel krizini,
- pandemi dönemini,
- büyük kur şoklarını
atlattı.
Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.
Şirketler;
- yüksek faiz,
- düşük talep,
- finansmana erişim sorunu,
- artan maliyetler,
- bozulan nakit akışı,
- belirsiz fiyatlama ortamı
ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.
Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.
Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?
Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.
Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.
Asıl ihtiyaç;
- işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
- üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
- ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
- yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
- KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri
oluşturulmasıdır.
Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.
Sözün özü
Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.
Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.
Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.
Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.
EKONOMİ
Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
13/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.
Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.
Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.
Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.
Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.
Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.
Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona
Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.
Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.
Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:
- Üretim kapasiteleri düşüyor.
- Yeni yatırımlar erteleniyor.
- İşletme sermayesi hızla eriyor.
- KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
- Konkordato başvuruları artıyor.
- Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.
Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.
İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.
Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”
Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.
Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.
Özellikle;
- Sanayi üretimindeki daralma,
- İthal girdilere bağımlılık,
- Finansmana erişim güçlüğü,
- Enerji ve lojistik maliyetleri
aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.
Bugünün En Büyük Riski
Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.
Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.
Dengeli Politika Şart
Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.
Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.
Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.038)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.521)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Dünya Kupası'nda devlerin savaşında muazzam ekonomik başarı 19/07/2026
- Merz'den kapsamlı kabine değişikliği mesajı 19/07/2026
- Dr. Can Fuat Gürlesel hayatını kaybetti 19/07/2026
- MÜSİAD Başkanı Özdemir, yılın ikinci yarısına ilişkin beklentilerini açıkladı 19/07/2026
- Trump'tan İran'ın mutabakat açıklamasına yanıt 19/07/2026
- Engelli araç ithal işlemlerinde randevu sistemi geliyor 19/07/2026
- Elektrikli araç şarj hizmetlerinde büyük artış 19/07/2026
- İran'dan Kuveyt'teki ABD hedeflerine saldırı 19/07/2026
- Ekonomi ve siyaset gündemi - 19 Temmuz 2026 19/07/2026
- ABD'den ölen askerleri için misilleme saldırısı 19/07/2026
SON YAZILAR
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
- Yurt Dışı Eğitim mağdurları: Chargeback ile Para İadesi Alabilir 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
