Borsa İstanbul’daki sert satışların arkasından fon krizi çıktı: SPK 7 portföy yönetim şirketinin fonlarını işleme kapattı, tasfiye sürecini başlattı. TCMB likidite musluklarını açtı. Peki yatırımcının parası ne olacak?
Borsa İstanbul’da 16 Eylül’de yaşanan sert satış dalgasının ardından ortaya çıkan tablo, sıradan bir borsa düşüşünden çok daha farklı bir noktaya taşındı.
Sorunun merkezinde bazı yatırım fonlarında yaşanan likidite sıkışıklığı, yatırımcıların fonlardan çıkış talepleri ve düşük işlem hacimli hisselerde yoğunlaşan pozisyonlar bulunuyor.
SPK’nın 17 Eylül’de aldığı kararlarla birlikte Tera Portföy, Pusula Portföy, Hedef Portföy, Atlas Portföy, A1 Portföy, Pardus Portföy ve Bulls Portföy tarafından kurulan TEFAS fonlarının işlemleri durduruldu. SPK aynı zamanda belirlenen fonların tasfiyesine karar verdi. İlk açıklamada sayı 130 fon olarak duyurulurken, tasfiye usul ve esaslarının açıklanmasıyla birlikte kapsamın 131 fona ulaştığı bildirildi.
Fonların toplam büyüklüğüne ilişkin kaynaklarda farklı rakamlar yer alıyor. CNBC-e yaklaşık 826 milyar TL ve 514 binin üzerinde yatırımcı rakamını verirken, Reuters kaynakları yaklaşık 891 milyar TL ve 353 bin yatırımcı bilgisi aktarıyor. Bu fark, fon kapsamının ve yatırımcı hesaplama yöntemlerinin farklı ele alınmasından kaynaklanıyor olabilir.
Ancak rakamların hangisi esas alınırsa alınsın ortada yüz milyarlarca liralık portföyü ve yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren olağanüstü bir tasfiye süreci bulunuyor.
Kriz nasıl başladı?
Sorunun temelinde bazı fonların işlem hacmi ve fiili dolaşımı düşük hisselerde yüksek miktarda pozisyon taşıması olduğu yönünde değerlendirmeler bulunuyor.
İlk bakışta yüksek getirili bu hisseler fonların performansını artırdı. Ancak sistemin zayıf noktası yükselişte değil, çıkışta ortaya çıktı. Yatırımcı fon payını satmak istediğinde fonun yatırımcıya nakit ödeme yapması gerekiyor.
Fonun kasasında yeterli nakit yoksa portföyündeki varlıkları satması gerekiyor.
Fakat: Düşük likiditeli hisse + yüksek miktarda satış emri = fiyat üzerinde çok daha büyük baskı oluşturabiliyor.
Böylece tehlikeli bir zincir meydana geliyor:
Yatırımcı fondan çıkıyor
↓
Fon nakit yaratmak için hisse satıyor
↓
Hisse fiyatı düşüyor
↓
Fonun net varlık değeri geriliyor
↓
Diğer yatırımcılar da çıkmak istiyor
↓
Daha fazla hisse satılıyor
↓
Fiyatlar daha fazla düşüyor
↓
Likidite sarmalı oluşuyor.
Ekonomim’in aktardığı piyasa değerlendirmelerinde de düşük işlem hacimli hisselerdeki yüksek fon pozisyonlarının, yatırımcı çıkışlarıyla birlikte likidite sorununu büyüttüğü belirtiliyor.
16 Eylül’de Borsa İstanbul neden çöktü?
Bu zincir 16 Eylül’de Borsa İstanbul’a doğrudan yansıdı.
BIST 100 gün içerisinde yüzde 7,5’i aşan kayıplar yaşadı ve endekse bağlı devre kesici devreye girdi. Endeks günü yüzde 5,54 düşüşle 13.122,58 puandan tamamladı. 60’ın üzerinde hissede taban seviyeler görüldü. Bankacılık, sanayi ve diğer ana endekslerde de sert satışlar yaşandı.
Burada kritik nokta şu: Bu satışların tamamını klasik anlamda “şirketlerin temel değerleri bozuldu” şeklinde açıklamak mümkün değil. Önemli bölümünde nakit yaratma zorunluluğunun satışları tetiklediği bir likidite problemi söz konusu.
Pusula’dan Tera’ya: Alarm büyüdü
Krizin görünür hale gelmesinde fonların yatırımcı geri ödemelerinde yaşadığı sorunlar etkili oldu.
Pusula Portföy’den bazı fonlarında ödeme temerrüdü oluştuğuna ilişkin açıklama geldi. Ardından Tera Portföy’ün bazı fonlarında katılma payı iade ödemelerinde temerrüt oluştuğu bildirildi. Atlas Portföy tarafında da bazı fonlarda ödeme süreçlerine ilişkin gecikmeler gündeme geldi.
Bu gelişmeler yatırımcıların endişesini daha da artırdı. Piyasanın korktuğu şey aslında tek bir fonun problemi değildi.
Asıl korku: “Bu problem başka fonlara da bulaşır mı?” sorusuydu.
SPK’dan radikal karar
SPK 17 Eylül’de krizin yayılmasını önlemek amacıyla kapsamlı bir müdahale gerçekleştirdi.
Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls Portföy’ün TEFAS’ta işlem gören fonlarının işlemleri kapatıldı. SPK ayrıca belirlenen fonların tasfiyesine karar verdi. Karar kapsamında serbest fonların yanı sıra para piyasası fonları da bulunuyor.
Buradaki amaç yatırımcıyı panik halinde fonlardan çıkarmaya devam ettirmek yerine varlıkları kontrollü şekilde tasfiye ederek hak sahiplerine dağıtmak.
Yatırımcının parası yanacak mı?
İşte yatırımcı açısından en önemli soru bu.
Tasfiye kararı “yatırımcının parası silindi” anlamına gelmiyor.
SPK’nın açıkladığı sisteme göre fon varlıkları tasfiye sürecinde nakde çevrilecek ve elde edilen tutarlar yatırımcıların fon payları oranında bireysel saklama hesaplarına aktarılacak.
Fakat burada çok önemli bir ayrıntı var: Yatırımcıya garanti edilen şey eski fon fiyatı değil, tasfiye sonucunda oluşacak değerdir.
Örneğin: Bir fonun portföyünde muhasebe değeriyle 10 milyar TL’lik hisse olduğunu düşünelim.
Ancak bu hisselerin piyasa derinliği düşükse ve kısa sürede satılması gerekiyorsa satış fiyatı 10 milyar TL olmayabilir.
Portföy: 10 milyar TL yerine 8 milyar TL veya piyasa koşullarına göre daha düşük bir tutara nakde dönüşebilir.
Dolayısıyla yatırımcı açısından asıl soru: “Paramı alabilecek miyim?” değil, “Fon varlıkları hangi fiyattan nakde çevrilecek?” sorusudur.
Tasfiyeyi kim yapacak?
SPK bu noktada sürecin portföy yönetim şirketlerinin kontrolünden çıkarılmasını ve bankalar üzerinden yürütülmesini öngördü.
Tera Portföy fonları: Türkiye İş Bankası
Diğer 6 portföy şirketinin fonları: Ziraat Bankası tarafından yürütülecek.
Fon portföylerindeki finansal varlıklar Takasbank’ta ilgili bankalar nezdindeki hesaplarda saklanacak.
Ayrıca MKK ile bankalar arasında yatırımcıların bireysel saklama hesaplarındaki fon payları mutabakatlaştırılacak. Rehin, haciz ve diğer takyidatlar da dikkate alınacak. Bu mekanizma yatırımcı açısından önemli bir güvence oluşturuyor.
Çünkü artık süreç: Portföy şirketi → yatırımcı ilişkisinden ziyade, SPK gözetimi → banka → Takasbank/MKK → yatırımcı çerçevesinde yürütülecek.
TCMB de devreye girdi
Sorun yalnızca fonların problemi olarak bırakılmadı.
TCMB 17 Eylül’de TL likidite yönetiminde yeni tedbirler açıkladı.
Buna göre:
- Haftalık repo ihaleleriyle sağlanacak fonlama artırılacak.
- Bankaların Bankalararası Para Piyasası’ndan borçlanma limitleri güncellenecek.
- TCMB piyasalarındaki teminat iskonto oranları gözden geçirilerek azaltılacak.
- Likidite koşulları yakından izlenecek ve gerekirse ek tedbir alınacak.
Reuters’a göre repo fonlamasının 300 milyar TL’ye çıkarılması ve bankaların gecelik piyasalardaki borçlanma imkanlarının genişletilmesi de piyasanın likidite sıkışıklığını rahatlatmak amacıyla devreye sokuldu.
SPK bir başka frene daha bastı
Kredili işlemlerde zorunlu özkaynak koruma oranının geçici olarak %35’ten %20’ye kadar indirilebilmesine imkan sağlandı.
Uygulama 2 Ekim seans sonuna kadar öngörüldü. Bunun temel amacı, piyasanın sert düştüğü ortamda aracı kurumların müşterilerinden doğan zorunlu teminat tamamlama ve pozisyon kapatma baskısını azaltmak.
Başka bir ifadeyle kamu otoriteleri aynı anda iki yangını söndürmeye çalışıyor:
1. Fonların likidite problemi
2. Borsadaki zorunlu satış problemi
Peki sonuç ne olur?
Burada üç farklı senaryo ortaya çıkıyor.
1. Kontrollü tasfiye senaryosu
Fonların varlıkları piyasa koşullarını fazla bozmadan satılabilir.
Bu durumda yatırımcıların önemli bölümü fon varlıklarının tasfiyesinden doğan nakdi alır.
Borsadaki satış baskısı da zaman içerisinde azalabilir.
2. Zararına satış senaryosu
Fonların elindeki düşük likit hisseler hızlı şekilde satılmak zorunda kalırsa fiyatlar daha da aşağı gelebilir.
Bu durumda:
Fon varlığı ↓
Net aktif değer ↓
Yatırımcıya dağıtılacak para ↓ olabilir.
3. Bulaşma senaryosu
En riskli konu budur.
Eğer sorun sadece tasfiyesi kararlaştırılan fonlarla sınırlı kalmaz ve başka fonlarda da yatırımcıların yoğun geri ödeme talepleri ortaya çıkarsa yeni satış baskıları oluşabilir.
Ancak Finansal İstikrar Komitesi’nin değerlendirmesinde sorunun fon piyasasının belirli bir bölümünde yoğunlaştığı ve geçici ve yönetilebilir nitelikte olduğu, sermaye piyasalarının işleyişinde temel veya yapısal risk görülmediği belirtildi.
Bu, resmi makamların mevcut tabloya ilişkin değerlendirmesidir; tasfiye tamamlanmadan nihai zararın ne olacağını söylemek mümkün değildir.
Asıl ders: Fonun büyüklüğü ile likiditesi aynı şey değil
Bu kriz Türkiye sermaye piyasaları açısından çok önemli bir soruyu gündeme getirdi:
“Bir fonun portföyü büyük olabilir; ama gerektiğinde bu portföy ne kadar hızlı nakde dönüşebilir?”
Örneğin 20 milyar TL büyüklüğündeki bir fonun:
- 5 milyar TL’si yüksek likit hisselerde,
- 5 milyar TL’si mevduat/repo benzeri araçlarda,
- 10 milyar TL’si düşük işlem hacimli hisselerde
ise fonun nominal büyüklüğü 20 milyar TL’dir.
Ama yatırımcıların aynı anda 10 milyar TL çıkış istemesi durumunda gerçek problem başlar.
Çünkü: NAV başka şeydir, likidite başka şeydir.
Fon krizinin en önemli finansal dersi de budur.
Bundan sonra ne değişebilir?
Bu olaydan sonra yatırım fonlarında şu konuların çok daha sıkı denetlenmesi beklenebilir:
• Fonların tek hisse ve şirketlerdeki yoğunlaşma oranları
• Düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde fonların taşıdığı pozisyonlar
• Fonların günlük likidite testleri
• Stres testleri
• Aynı hissede birden fazla fonun toplam pozisyonu
• Yatırımcıların toplu çıkış yapması halinde fonun nakit yaratma kapasitesi
• Fon portföylerinin değerleme yöntemleri
• Portföy yönetim şirketleri ile ilişkili kişi ve şirket işlemleri
• Fonların teminat ve kaldıraç kullanımları gibi başlıklar daha fazla önem kazanacak.
BankaVitrini’nden yatırımcıya not
Yatırımcıların şu aşamada yapması gereken en önemli şey panik içinde başka fonlara veya hisselere geçmek değil, kendi fonunun tasfiye kapsamına girip girmediğini ve portföy yapısını kontrol etmek.
Tasfiye kapsamındaki fonlarda yatırımcıların payları kayıt altına alınacak; fon varlıklarının nakde çevrilmesinden elde edilen tutarlar pay oranlarına göre yatırımcıların mutabakatı yapılmış bireysel saklama hesaplarına aktarılacak.
Ancak yatırımcının anaparasının tamamının aynen korunacağı yönünde bir garanti bulunmuyor.
Çünkü yatırım fonu: “Banka mevduatı” değildir.
Fonun değeri, elindeki varlıkların gerçek piyasa değerine bağlıdır.
Bu nedenle önümüzdeki dönemin en kritik sorusu: “Fonlar tasfiye edildiğinde yatırımcıya kaç lira kalacak?” olacak.
Ve bu sorunun cevabını belirleyecek olan şey SPK’nın tasfiye kararı kadar, hatta ondan daha fazla, fon portföyündeki varlıkların hangi fiyatlardan nakde çevrilebileceği olacak.
Borsa düştü, ama asıl sınav şimdi başlıyor
16 Eylül’deki sert düşüş borsanın bir günkü performansından ibaret değil.
Türkiye sermaye piyasaları ilk kez bu ölçekte bir fon likidite sınavıyla karşı karşıya.
SPK’nın fonları kapatması, TCMB’nin likidite sağlaması, bankaların tasfiye sürecine dahil edilmesi ve kredili işlemlerde teminat koşullarının gevşetilmesi kısa vadede piyasadaki zorunlu satış baskısını azaltmaya yönelik önemli adımlar.
Ancak gerçek sınav: Fonların içindeki varlıkların gerçek değerinin ortaya çıkması ve yüz binlerce yatırımcının parasının ne kadarının, ne zaman geri ödeneceği aşamasında başlayacak.
Çünkü finans piyasalarında kriz çoğu zaman fiyatın düşmesiyle başlamaz.
Likiditenin bittiği anda başlar.
BankaVitrini.com