Connect with us

Erol Taşdelen

7/24 Transfer Yetmedi: Dolandırıcılar Neden Elektronik Para Kuruluşlarını Seçiyor?

Yayınlanma:

|

BankaVitrini Haber Analiz Taslağı

Ödeme ve elektronik para kuruluşları: Fintek devrimi mi, suç gelirleri için yeni otoyol mu?

Türkiye’de ödeme ve elektronik para kuruluşları, bankaların dışında daha hızlı, daha düşük maliyetli, dijital ve rekabetçi ödeme hizmeti sunmak için 6493 sayılı Kanun çerçevesinde kuruldu. Amaç; kart kabulü, sanal POS, e-cüzdan, fatura ödeme, para transferi, açık bankacılık ve dijital ticaretin büyümesine altyapı sağlamaktı. TCMB listesine göre bugün faaliyette bulunan elektronik para kuruluşu sayısı 58; ayrıca faaliyet izni iptal edilenler arasında Paybull, İninal, Vepara, Fzypay, TTM ve ParaQR gibi kuruluşlar yer alıyor.

Bankalar FAST ile zaten 7/24 para transferine başladı. TCMB’ye göre FAST, 8 Ocak 2021’de devreye alındı; 2022 sonunda sistemde 24 banka vardı ve ödeme/elektronik para kuruluşlarının da 2023’te FAST’e doğrudan katılması planlandı. Buna rağmen bu kuruluşlar hâlâ cazip; çünkü sadece para transferi değil, sanal POS, pazaryeri ödemesi, ön ödemeli kart, e-cüzdan, mikro tahsilat, bayi/alt bayi ödeme ağı, yurtdışı para transferi ve uygulama içi ödeme hizmeti sunuyorlar.

Asıl kırılma: hız, anonimleşme ve zayıf KYC

Sorun sektörün varlığı değil; bazı yapılarda müşteri tanıma, işlem izleme, şüpheli işlem bildirimi ve eski hesapların temizlenmesindeki zafiyet. Dolandırıcılar açısından bu yapılar cazip çünkü çok sayıda küçük tutarlı transfer, e-cüzdanlar arası hızlı dolaşım, sahte/ödünç hesaplar, paravan şirketler ve yazılımsal yönlendirme ile paranın izini kısa sürede karmaşıklaştırabiliyor.

Son operasyonlar bu riski görünür hale getirdi. Paybull hakkında yasa dışı bahis gelirlerini aklama soruşturmasında 25 şüpheli gözaltına alındı; Paybull AŞ’ye mahkeme kararıyla el konuldu. Papel dosyasında ise yasa dışı bahis ve dolandırıcılık gelirlerinin elektronik para altyapıları üzerinden sisteme sokulduğu iddia edildi; 15 kişi tutuklandı, Papel’e TMSF kayyumu atandı. Vepara soruşturmasında da TCMB denetim raporu ve MASAK analizleri doğrultusunda yasa dışı bahis/dolandırıcılık gelirlerinin ödeme kuruluşları üzerinden aktarıldığı iddia edildi.

TCMB ayrıca Pay Fix, Aypara ve İninal’ın faaliyet izinlerinin 14 Mart 2025’te tümüyle durdurulduğunu; süreçte idari/mali tedbir ve idari para cezası kararları alındığını açıkladı.

Eski hesaplar neden kapatılmıyor?

Bu sorunun cevabı büyük ölçüde ticari iştah ile uyum maliyeti arasındaki gerilimde yatıyor. Eski hesapları kapatmak; kullanıcı kaybı, işlem hacmi düşüşü, cüzdan bakiyesi itirazları, bayi ağı sorunları ve operasyonel maliyet demek. Ancak kimlik teyidi yapılmamış, güncellenmemiş veya risk skoru yüksek hesaplar kapatılmadığında sektörün tamamı zan altında kalıyor.

Bu kurumların geleceği var mı? Evet, ama eski modelle değil. Geleceği olanlar; güçlü KYC yapan, eski hesapları yeniden doğrulayan, sahte/ödünç hesapları kapatan, işlem davranışını anlık izleyen, MASAK uyumunu kâğıt üzerinde değil sistem üzerinde kuran kuruluşlar olacak. Geleceği olmayanlar ise işlem hacmini büyütürken risk yönetimini ihmal edenler olacak.

Özetle

Ödeme ve elektronik para kuruluşları bankalara alternatif değil, finansal ekosistemin tamamlayıcı oyuncuları olarak doğdu. Ancak sektör bugün kritik bir eşikte: Ya fintek inovasyonu ile güveni birlikte büyütecek ya da yasa dışı bahis, dolandırıcılık ve kara para aklama dosyalarının gölgesinde ağır bir tasfiye sürecine girecek.

Uluslararası düzenlemeler ne diyor? Uyum Süreci Şart

AML (Anti-Money Laundering) ve CFT (Countering the Financing of Terrorism) aslında aynı “uyum çatısının” iki farklı ama birbirini tamamlayan ayağıdır. Türkiye’de bu yapı ağırlıklı olarak 5549 sayılı Kanun (AML) ve 6415 sayılı Kanun (CFT) üzerinden şekillenir.

AML (Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi)

Amaç: Suçtan elde edilen paranın sisteme sokulmasını engellemek

AML kapsamında temel düzenlemeler

1. Müşterini Tanı (KYC – Know Your Customer)

  • Kimlik tespiti zorunluluğu
  • Gerçek kişi / tüzel kişi ayrımı
  • Risk bazlı müşteri sınıflandırması (low–medium–high risk)

2. Gerçek Faydalanıcı (UBO) Tespiti

  • Şirketin arkasındaki nihai kontrol sahibi belirlenir
  • Paravan şirketlerin önüne geçilir

3. Şüpheli İşlem Bildirimi (STR)

  • Olağandışı işlemler MASAK’a raporlanır
  • Bildirim yapmak yükümlülük, opsiyon değil

4. İşlem İzleme ve Risk Analizi

  • Büyük tutarlı işlemler
  • Parçalanmış işlemler (structuring)
  • Nakit yoğun işlemler
  • Anormal işlem paterni

5. Kayıt Saklama

  • Belgeler ve işlem kayıtları en az 8 yıl saklanır

6. İç Kontrol ve Uyum Programı

  • Uyum görevlisi atanır
  • İç denetim mekanizması kurulur
  • Risk politikaları yazılı hale getirilir

7. Eğitim Yükümlülüğü

  • Personel düzenli AML eğitimi alır

CFT (Terörizmin Finansmanının Önlenmesi – 6415)

Amaç: Paranın kaynağı “yasal bile olsa” teröre gitmesini engellemek

Kritik fark:
AML → “para nereden geliyor?”
CFT → “para nereye gidiyor?”

CFT kapsamında temel düzenlemeler

1. Yaptırım Listeleri (Sanctions Screening)

  • BMGK (UN), AB, OFAC listeleri
  • Türkiye iç dondurma listeleri
  • Sürekli ve anlık tarama zorunluluğu

2. Malvarlığı Dondurma

  • Listeye giren kişi/kurumun:
    • Hesapları blokelenir
    • İşlem yapması engellenir
  • “Hemen” uygulanması gerekir (gecikme ciddi ihlal)

3. Terör Finansmanı Şüpheli İşlem Bildirimi

  • Küçük tutarlı ama riskli işlemler
  • Bağlantılı hesaplar / zincir transferler
  • Bağış görünümlü transferler

4. Ülke ve Coğrafya Riski Yönetimi

  • Yüksek riskli ülkeler
  • Sınır ötesi transferler
  • Offshore yapılar

5. İsim Benzerliği (Fuzzy Matching)

  • Yazım farklılıkları
  • Arapça/Latin transliterasyon farkları
  • Kısaltmalar

Bu alan CFT’de en çok zafiyet görülen başlıklardan biri

6. Anlık Güncelleme Mekanizması

  • Resmi Gazete / yaptırım listeleri yayınlandığında
  • Sistemlerin otomatik güncellenmesi gerekir

AML vs CFT – Net fark

Başlık AML CFT
Odak Paranın kaynağı Paranın hedefi
Risk Kara para Terör finansmanı
İşlem tipi Büyük, karmaşık Küçük ama bağlantılı
Kontrol KYC + işlem analizi Yaptırım listesi + anlık aksiyon
Hata sonucu İdari yaptırım Adli risk (çok daha ağır)

Kritik gerçek (sahadan gözlem)

  • AML sistemleri genelde kurulu ve çalışıyor
  • CFT tarafı çoğu kurumda:
    • ya manuel
    • ya eksik
    • ya da hiç yok

MASAK denetimlerinde artık en çok buradan yakalanılıyor

Nasıl Yorumlanmalı?

Bugünün dünyasında risk şu şekilde evrildi:

  • Kara para → finansal suç riski
  • Terör finansmanı → ulusal güvenlik riski

Bu yüzden:

  • AML eksikliği ceza getirir
  • CFT eksikliği kriz getirir

Sonuç

Bir kurumun gerçekten uyumlu sayılması için:

  • AML süreçleri çalışmalı
  • CFT süreçleri ayrı ve güçlü kurulmalı
  • Yönetim kurulu bu riski sahiplenmeli

En net cümle:

  • AML sizi denetimden geçirir
  • CFT sizi manşete taşır

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Fonlarda Kaybolan Para Reel Sektöre Aksaydı Türkiye’de Ne Değişirdi?

Yayınlanma:

|

Türkiye son günlerde yalnızca bir fon tasfiyesi tartışmıyor. Aslında çok daha büyük bir ekonomik soruyla karşı karşıya: Tasarrufların ne kadarı üretime, yatırıma ve istihdama yöneliyor; ne kadarı finansal getiri arayışı içinde sistemin kendi içinde dolaşıyor?

17 Eylül 2026’da alınan kararlarla 7 portföy yönetim şirketinin TEFAS’ta işlem gören fonları kapatıldı ve çok sayıda fon tasfiye sürecine girdi. SPK’nın açıklamasına göre tasfiye kapsamındaki fonlarda yatırımcılara ara ödeme yapılması kararlaştırıldı; ödeme, yatırımcının nihai hak edişinden mahsup edilmek üzere ve fon başına 1 milyon TL ile sınırlı tutuldu.

Ortaya çıkan büyüklük ise dikkat çekici.

Tasfiye sürecinin 455 bin 758 yatırımcıyı ve yaklaşık 891 milyar TL’lik fon büyüklüğünü ilgilendirdiği bildiriliyor.

Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: 891 milyar TL’nin tamamı “kaybolmuş para” değildir.

Bu rakam fonların toplam büyüklüğünü ifade ediyor. Dolayısıyla tamamının ekonomide yok olduğu veya yatırımcıların tamamının bu parayı kaybettiği sonucunu çıkarmak doğru olmaz. Ancak bu büyüklük bize, Türkiye’de tasarrufların ulaştığı finansal ölçeği gösteriyor.

Asıl soru da burada başlıyor: Bu paranın önemli bir bölümü son bir yılda reel sektörün üretim, yatırım ve işletme sermayesi ihtiyacına yönlendirilebilseydi Türkiye ekonomisinin fotoğrafı bugün nasıl olurdu?

“Para yok” değil, paranın yönü tartışılmalı

Türkiye’de şirketlerin en büyük sorunlarından biri uzun süredir finansmana erişim.

TCMB’nin Finansal İstikrar Raporu da sıkı finansal koşulların etkisiyle reel sektörün borçluluğunun tarihsel ortalamanın altında kaldığını, buna karşın KOBİ kredilerinde takipteki alacak oranlarının yükselme eğilimini koruduğunu belirtiyor.

Üstelik kredi ucuz değil.

TCMB’nin Eylül 2026 verilerinde TL ticari kredi faizleri yüzde 49,3 seviyesinde bulunuyordu. Aynı dönemde TL mevduat faizi yüzde 44,4 düzeyindeydi.

Şimdi bir tarafta yüz milyarlarca liralık finansal varlık birikimi, diğer tarafta finansmana erişmekte zorlanan işletmeler var.

İşte ekonomik paradoks tam burada ortaya çıkıyor.

O para fabrikaya gitseydi…

Elbette “891 milyar TL’nin tamamı fabrikalara aktarılsaydı” gibi mekanik bir hesap yapmak doğru olmaz.

Çünkü fon yatırımcısının parasının tamamı krediye dönüştürülemez. Ayrıca fonların önemli bir bölümü zaten çeşitli finansal araçlara yatırım yaparak ekonominin finansmanına dolaylı katkı sağlıyor.

Ama düşünce deneyini biraz genişletelim:

Diyelim ki yüz milyarlarca liralık tasarrufun önemli bir bölümü;

  • makine ve teçhizat yatırımlarına,
  • işletme sermayesine,
  • ihracat finansmanına,
  • KOBİ yatırımlarına,
  • enerji yatırımlarına,
  • teknoloji ve Ar-Ge’ye,
  • istihdam yaratacak yeni kapasite yatırımlarına yönlendirilebilseydi…

Bugün yalnızca “para nerede?” sorusunu değil, “para neden üretimde değil?” sorusunu konuşuyor olurduk.

Nitekim kamu da reel sektörün finansmana erişim sorununu azaltmak için farklı programlar uyguluyor. 2026’da imalat sanayisine yönelik program kapsamında 100 milyar TL’lik finansmana erişim imkânı açıklanırken, KOBİ’lere yönelik başka bir programda 37,5 milyar TL kredi erişimi hedeflendi.

Bu rakamların yanında yüz milyarlarca liralık tasarruf havuzunun büyüklüğü daha da anlamlı hale geliyor.

Sorun sadece fonlarda değil

Burada tartışılması gereken daha geniş bir ekonomik model var.

Türkiye’de yüksek enflasyon dönemlerinde vatandaşın tasarrufunu koruma refleksi anlaşılabilir. Yatırımcı daha yüksek getiri arıyor. Fonlar da bu ihtiyaca cevap veriyor.

Fakat ekonomi açısından kritik olan şu:

Tasarruf → finansal getiri → tüketim
ile
Tasarruf → yatırım → üretim → istihdam → ihracat → gelir

aynı ekonomik sonuçları doğurmuyor.

Birincisi servetin finansal sistem içerisinde yeniden dağılımını sağlayabilir.

İkincisi ise ekonominin üretim kapasitesini büyütür.

Türkiye’nin asıl ihtiyacı ise yalnızca daha fazla para değil; tasarrufları üretken yatırımlara yönlendirebilen bir finansman mimarisi.

“Fon mağduru” tartışması bize başka bir şey daha gösterdi

SPK, yeni rehber düzenleme sürecinde özellikle para piyasası fonları ve hisse senedi serbest fonlarında ilişkili taraflar arasındaki teminatsız borçlanma ve borsadaki olağandışı fiyat hareketleri üzerinden oluşabilecek sistemik risklere dikkat çekti. Düzenlemenin amaçları arasında yatırımcı tasarruflarının korunması, şeffaflığın artırılması ve manipülasyon imkânlarının sınırlandırılması bulunuyor.

Dolayısıyla mesele yalnızca: “Vatandaşın parası ne olacak?” sorusundan ibaret değil.

Bunun yanında: “Tasarruf sahibinin parasını hangi mekanizma üretime taşıyor?” sorusunu da sormamız gerekiyor.

Son söz

Türkiye’nin sermayesi var.

Türkiye’nin tasarruf sahibi de var.

Türkiye’nin girişimcisi, sanayicisi ve yatırım yapmak isteyen şirketleri de var.

Ancak bu üç unsurun aynı anda buluşmasını sağlayacak güvenli, şeffaf, erişilebilir ve üretim odaklı finansman kanallarına ihtiyaç var.

Belki de bugün fon krizinden çıkarılacak en önemli ders şu: Ekonomide mesele yalnızca ne kadar para olduğu değildir. Asıl mesele, paranın nereye aktığıdır.

Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor: Fonlarda dolaşan yüz milyarlarca liranın önemli bir bölümü son bir yılda reel sektörün damarlarına, fabrikalara, makinelere, ihracata ve istihdama aksaydı; bugün Türkiye ekonomisi nasıl bir yerde olurdu?

Bu sorunun cevabı yalnızca fon yatırımcılarını değil, sanayiciyi, KOBİ’yi, çalışanı, bankayı ve bütün ekonomiyi ilgilendiriyor.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

150 Milyon TL Kredi Hayali Kurmayın! KOSGEB’de Limit Böyle Eriyor

KOSGEB’in 150 Milyon TL’lik Kredi Desteğinde Kritik Detay: Reklamdaki Rakamı Tam Kullanamayabilirsiniz!

Yayınlanma:

|

KOSGEB’in istihdam odaklı destek programında açıklanan KOBİ firmaları için 50 milyon TL ve KOBİ Dışı Ticari Firmalar için 150 milyon TL’lik kredi limitleri, işletmeler tarafından “kullanılabilecek kesin kredi tutarı” olarak algılanmamalı.

Çünkü açıklanan üst limitler, bazı işletmeler için çeşitli kriterler nedeniyle aşağı çekilebiliyor.

Daha önce aynı kapsamda kredi kullanıldıysa, kullanılan tutar yeni limitten düşülüyor. Bunun yanında işletmenin toplam borçluluğu da kredi tutarını etkileyebiliyor. Toplam borcun işletme kârının 3 katını aşması halinde ayrıca kesinti uygulanıyor.

“150 milyon TL kredi alırım” diye plan yapmayın!

Bu nedenle işletmelerin finansal planlamasını yalnızca KOSGEB’in açıkladığı üst limit üzerinden yapmaması gerekiyor.

Kredinin üst limitinden tam yararlanabilmek için;

  • Daha önce bu kapsamda kullandırım yapılmamış olması,
  • İşletmenin borçluluk seviyesinin düşük olması,
  • KOSGEB’in diğer başvuru ve uygunluk kriterlerinin sağlanması önem taşıyor.

Özetle; “KOSGEB 150 milyon TL kredi veriyor” demek, her işletmenin hesabına 150 milyon TL aktarılacağı anlamına gelmiyor.

Krediyi tam kullanırım diye plan yapmayın; önce işletmenizin geçmiş kullandırımını ve borçluluk oranını kontrol edin.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

ENGELLİLERİN ÖNÜNE YENİ ENGELLER Mİ KONULUYOR?

Yayınlanma:

|

%90 sınırı, ÖTV’siz araç ve engelli raporları yeniden tartışma konusu

Engellilere yönelik düzenlemelerin amacı yaşamı kolaylaştırmak olması gerekirken, son dönemde yapılan bazı değişiklikler “hak kaybı” tartışmasını beraberinde getirdi. Özellikle ÖTV’siz araç uygulamasında getirilen yeni şartlar ve %90 engellilik oranının kritik bir eşik haline gelmesi, %90’ın altında kalan engellilerin durumunu yeniden gündeme taşıdı.

En dikkat çekici başlıklardan biri ÖTV’siz araç hakkı. 2024 sonunda yapılan düzenlemeyle engellilerin yeniden ÖTV istisnalı araç alabilme süresi 5 yıldan 10 yıla çıkarıldı. Araçlarda en az %40 yerli katkı şartı getirildi ve araç bedeline de sınır konuldu. 2026 yılı için bu sınır 2 milyon 873 bin 900 TL olarak uygulanıyor.

Böylece ÖTV istisnası tamamen kaldırılmamış olsa da, hak kapsamındaki araçlara erişim şartları önemli ölçüde daraldı.

%89 İLE %90 ARASINDAKİ FARK

Tartışmanın en önemli noktalarından biri ise %90 engellilik oranı.

%90 ve üzerindeki engelliler ile %90’ın altında kalan engelliler arasında özellikle araç alımı bakımından farklı kurallar uygulanıyor. %90’ın altında kalanlarda özel tertibat ve engelin niteliğine ilişkin ilave şartlar devreye giriyor.

Bu durum şu soruyu gündeme getiriyor:

%89 engelli bir vatandaş ile %90 engelli vatandaş arasında yalnızca bir puanlık fark varken, neden bazı haklara erişimde bu kadar büyük fark oluşuyor?

Üstelik engellilik oranı yalnızca ÖTV açısından değil; çeşitli sosyal yardım ve desteklerde de önemli sonuçlar doğurabiliyor.

%87–89 RAPORLARI NEDEN DİKKAT ÇEKİYOR?

Son dönemde engelli vatandaşlardan gelen şikâyetlerde %87, %88 ve %89 gibi oranların özellikle dikkat çektiği ifade ediliyor.

Ancak önemli bir noktayı vurgulamak gerekiyor:

Hastanelerin sistematik biçimde vatandaşları %90’ın altında bırakmak amacıyla %87–89 oranında rapor verdiğini gösteren kamuya açık resmi bir istatistik bulunmuyor.

Dolayısıyla bu durum şu aşamada bir iddia ve araştırılması gereken bir konu niteliğinde.

Sağlık Bakanlığı’nın açıklaması gereken temel soru ise çok basit:

2024, 2025 ve 2026 yıllarında kaç engelli raporu düzenlendi ve bu raporların yüzde kaçı %87, %88, %89 ve %90’ın üzerinde sonuçlandı?

Bu veriler açıklanırsa, kamuoyundaki “%90’ın altında raporların arttığı” yönündeki iddiaların gerçek olup olmadığı da görülebilecek.

AYM DE %90 ALTI DÜZENLEMESİNİ GÜNDEME TAŞIDI

Anayasa Mahkemesi de 2025 yılında %90’ın altında engelliliği bulunan kişilerin ÖTV istisnasından yararlanmasına ilişkin düzenlemeyi Anayasa’nın eşitlik ve sosyal devlet ilkeleri bakımından değerlendirdi ve ilgili hükmü iptal etti.

Bu karar, engelli haklarında yüzde eşiklerinin hukuki açıdan da tartışmalı bir alan olduğunu gösterdi.

SORUN SADECE ÖTV DEĞİL

Engelli vatandaşların karşılaştığı sorunlar yalnızca araç alımıyla sınırlı değil.

Engelli raporu;

  • sosyal yardımlar,
  • vergi avantajları,
  • istihdam,
  • ulaşım,
  • belediye hizmetleri,
  • eğitim,
  • bakım ve diğer sosyal desteklerde

farklı sonuçlar doğurabiliyor.

5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun ise engellilerin eşit haklara sahip olmasını, ayrımcılığın önlenmesini ve toplumsal yaşama tam katılımını temel ilke olarak kabul ediyor.

ENGELLİNİN İHTİYACI YÜZDEYE SIĞAR MI?

Bugün tartışılması gereken temel konu belki de bu:

%89 ile %90 arasındaki bir puan, kişinin gerçek yaşamında gerçekten bir puanlık fark yaratıyor mu?

Engellilik oranı elbette objektif kriterlerle belirlenmeli. Ancak bir puanlık fark nedeniyle kişinin ekonomik ve sosyal haklarında büyük değişiklik meydana geliyorsa, sistemin yalnızca matematiksel oranlar üzerinden değil, kişinin gerçek fonksiyon kaybı ve yaşam koşulları üzerinden de değerlendirilmesi gerekiyor.

Engelli haklarının amacı engellinin önüne yeni sınırlar koymak değil, hayatındaki engelleri azaltmak olmalı.

Bankavitrini’nin sorusu ise net: ENGELLİLERİN HAYATINI KOLAYLAŞTIRMASI GEREKEN SİSTEM, YENİ HAK DUVARLARI MI ÖRÜYOR?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.