Connect with us

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

ŞİŞECAM sürdürülebilir geleceğe hazırlanıyor!

Yayınlanma:

|

Şişecam’ın bugün 14 ülkedeki 43 tesisi ile küresel bir şirket olduğunu belirten Şişecam Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kırman, “Türkiye’de camın tarihinin başlangıç noktası olan Şişecam bugün küresel bir oyuncu olarak geleceğin camına yönelik stratejik çalışmalara odaklanıyor. Sürdürülebilirliği odağına alarak yeni teknolojiler geliştiriyor” dedi.

Birleşmiş Milletler (BM), camın teknolojik, bilimsel ve ekonomik önemini vurgulamak amacıyla 2022 yılını ‘Uluslararası Cam Yılı’ olarak ilan etti. Dünyada cam biliminin en saygın kuruluşu konumundaki ICG’nin etkin bir üyesi olan Şişecam, ‘2022 BM Uluslararası Cam Yılı’ hedefini destekledi ve bu konudaki destek çalışmalarını tüm paydaşları nezdinde küresel çapta yürüttü. BM’nin bu kararının cam sektörü ve Şişecam için önemini DÜNYA Gazetesi ve Şişecam ortaklığında gerçekleştirilen Camdan Sohbetler’in üçüncü bölümünde anlatan Şişecam Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kırman, Genel Koordinatörümüz Vahap Munyar’ın sorularını yanıtladı.

Camın, dünyada 5 bin yıllık tarihi olduğuna, cam sanayinin başlangıcı sayılabilecek ilk cam üretiminin M.Ö 1500’lü yıllarda Anadolu topraklarında yapılmasından bugüne camın girmediği hiçbir sektörün kalmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Kırman, “Günümüzde cam ve ürünlerine yüklenen fonksiyonlar ve kullanım alanları büyük bir ivme ile artıyor. Şu an dünyada bin 200 şirket, 2 binin üzerinde tesiste cam üretiyor. Sanat özellikli ve ikinci sanayi üretimleri hariç tutulduğunda yıllık yaklaşık 210 milyon tonluk üretim söz konusu. Karmaşık ve zorlu ihtiyaçlara etkin çözüm getirebilen camın kullanım alanları her geçen gün yeniden tanımlanıyor. Cam, hem sürdürülebilir olma özelliği hem de teknolojik kazanımlar ile stratejik önemini sürekli artırıyor” dedi.”

2022 yılının Birleşmiş Milletler tarafından ‘Uluslararası Cam Yılı’ olarak ilan edildiğini hatırlatan Kırman, “2022 Uluslararası Cam Yılı, camın gezegene zarar vermeden hayat kalitemizi artırmaya yönelik katkıları konusundaki farkındalığın uluslararası ölçekte artmasını sağlayacak. Şişecam da bu öneriye ülkemizin cam alanındaki öncü konumunun güçlenmesine ve ilerlemesine katkı sağlayacağı inancı ile destek verdi. Uluslararası Cam Yılı vesilesiyle sonsuz kere geri dönüştürülebilen, enerji tasarrufu sağlayan, en sağlıklı ambalaj malzemesi olma özelliğini taşıyan bu çok özel malzemenin daha yakından tanıtılması fırsatı doğacağına ve küresel odağın cam üzerinde artmasının sağlanacağına inanıyorum” diye konuştu.

“Camın dünyanın geleceğinde oynayacağı rol giderek artıyor”

Camın kültürel ve bilimsel gelişmelere yaptığı katkılara değinen Prof. Dr. Ahmet Kırman şunları söyledi: “Cam, fiber optik teknolojisi ile bugün bilgi temelli toplumun ana taşıyıcılarından birisidir. Teknolojik camlar, otomotiv sektörüne çok ciddi girdi sağlamaktadır. Mimari camlar, enerji tüketiminin azalmasını sağlarken cam paneller güneş enerjisi için, cam elyafı ise rüzgar tirbün kanatlarında kullanılmaktadır. Bioglass bileşenleri, bugün ilaçlarla birlikte insanların iyileşme süreçlerine katkı sağlıyor. Camın bu geniş fayda alanının uluslararası kamuoyu nezdinde hatırlanması için Uluslararası Cam Komisyonu (ICG)’nin “2022 Uluslararası Cam Yılı” başvurusunun BM tarafından da kabul edilmesi önemli bir fırsat. Şişecam da bu öneriye destek vermiştir. Bu vesileyle BM Daimi Temsilcimiz Sn. Feridun Sinirlioğlu’na ve destek talebimize yanıt veren, ülkemizin dünya cam sanayindeki yerinin daha da etkin hale getirilmesi için katkı sağlayan tüm paydaşlarımıza değerli katkıları için teşekkürlerimi sunmak isterim. Camın hem teknolojik gelişmelere katkısı hem de dünyanın geleceğinde oynadığı rol büyük bir hızla artıyor.”

Şişecam’ın şu anda 4 kıtada, 14 ülkede, 22 bin çalışan ile 43 tesisinde üretim yaptığını ifade eden Prof. Dr. Ahmet Kırman; düzcam, cam ev eşyası, cam ambalaj, kimyasallar, otomotiv camları, cam elyaf, maden, enerji ve geri dönüşümle bağlantılı 9 iş kolunda faaliyet gösterdiklerinin altını çizdi. Şişecam’ın camın tüm temel alanlarında faaliyet gösteren tek dünya şirketi olduğuna dikkat çeken Kırman Türk cam sektörüne yönelik şunları söyledi: “2020 yılı sonu itibariyle 3,5 milyon ton düzcam, 2,7 milyon ton ambalaj, 600 bin tona yakın cam ev eşyası üreten Şişecam’ın 43 üretim tesisinin 37’si cam alanında faaliyet gösteriyor. Cam sektörü olarak bakıldığında ise Türkiye’de 2000-2019 arasında 32 milyar TL’ye ulaşan üretim katma değeri yaratılmıştır. İhracat ise işlenmiş camlar hariç son 10 yılda 8 milyar dolara ulaşmıştır.”

Camın öneminin birçok alanda olduğu gibi tıp alanında da giderek arttığına vurgu yapan Prof. Dr. Ahmet Kırman, “Biz de bu alanda teknoloji geliştirme çalışmaları yürütüyoruz. Örneğin cam mikro kürecikler aracılığıyla ilaç sektörüne katkı sağlayacak sistemler üzerinde çalışıyoruz. Bu uygulama, ilacın etkisinin çok daha etkin ve stabil bir şekilde yayılabilmesi açısından önem taşıyor” dedi.

“Fırınları yeniliyor, atık gazdan elektrik üretiyoruz”

Şişecam’ın sürdürülebilir değer yaratma ve sürdürülebilirliğin küresel çapta etkin savunucusu olma stratejisi doğrultusunda hammaddeden nihai ürüne tüm değer zincirini kapsayan çok önemli geliştirme çalıştırmalarına imza attığını dile getiren Kırman, “Ar-Ge yetkinliklerimizden de aldığımız güçle, sürdürülebilirlik stratejimize doğrudan katkısı olan ürünlerimizle döngüsel ekonomi için çözümün bir parçası olmakla kalmıyoruz, matematiksel modellerden, yenilikçi malzemelerden faydalanarak; operasyonel mükemmelliğe odaklanarak fırın tasarımlarımızı da sürekli geliştiriyor, daha verimli, daha az enerjiye ihtiyaç duyan üretim modelleri üzerinde çalışıyoruz” dedi.

Prof. Dr. Ahmet Kırman, Şişecam’ın emisyon yükümlülükleri konusunda ciddi çalışmalar yaptığını ifade ederek, “Cam üretimi yoğun enerji kullanımı gerektiriyor. Biz de kendi enerjimizi daha düşük emisyonlar yaratarak sağlama konusunda önemli çalışmalar yürütüyoruz. Bunun için hem tesislerimizde çatı üstü GES yatırımlarımız oldu, hem de atıklarımızı değerlendirmeyi ve bunlardan da farklı şekilde enerji üretmeye yönelik önemli projeler hayata geçirdik. Atık gazlardan yararlanma ve buhardan elektrik üretme konularında ciddi çalışmalarımız var. Bununla ilgili gerek Türkiye’deki gerekse yurtdışındaki fabrikalarımızda çok büyük yatırımlar yaptık” şeklinde konuştu.

Türkiye’ye 4 milyar liralık iki yeni yatırım

Türkiye’ye düzcam alanında 4 milyar TL değerinde iki yeni fl oat yatırımı açıkladıklarını hatırlatan Prof. Dr. Ahmet Kırman, “Ülkemizde hızla yükselen iç cam talebini karşılama ve şirketimizin büyüme hedeflerini desteklerken tüm paydaşlarımız için de sürdürülebilir değer yaratma hedefimiz doğrultusunda, mimari camlar ve otomotiv camına yönelik iki yeni fl oat hattı yatırımı için daha düğmeye basıyoruz. Günlük 1200 tonluk mimari cam fl oat hattı yatırımımız şu an dünyada devam eden en büyük 5 düzcam yatırımından biri konumunda. Bu yatırım için sadece hat yatırımı yapmakla kalmayacağız. Aynı zamanda yeni bir tesis de kuracağız. Günlük 750 ton üretim kapasiteli ve 4.8 metrelik, standardın üzerinde net ene sahip otocam fl oat hattı yatırımımız ise özel tasarımı ve yüksek kapasitesi ile Şişecam’ın vizyonunun ve teknolojik yetkinliklerinin simgesi niteliğinde. Bu yatırımı Kırklareli’nde hayata geçireceğiz. Otomotiv camına yönelik fırın yatırımının tamamlanmasıyla mevcut durumda otomotiv cama yönelik üretim yapan Kırklareli TR1 Float hattının kapasitesini artırıp düz cam faaliyetine kaydıracağız” dedi.

Sürdürülebilirlik hedeflerimize katkı sunan 40 patentimiz var

Şişecam’ın sürdürülebilirliğe yönelik çalışmalarını hem üretim süreçlerinde hem de ürünlerine yönelik olarak sürdürdüğünü dile getiren Prof. Dr. Ahmet Kırman, “Avrupa’da binalarda bir yenilenme dalgası var ve sıfır enerjili bina standartları talep ediliyor. Enerji tasarrufu sağlayan kaplamalı cam çözümleri de bu dönemde daha da çok önem kazanıyor. Biliyorsunuz Şişecam’ın ısı kayıplarını yüzde 50 azaltan farklı ürünleri ve kaplama teknolojileri var. Çevresel etkilerin aktif bir çözüm ortağı olma anlayışımız doğrultusunda sürdürülebilirlik stratejimize doğrudan katkı veren patentli ürün sayımız 40’a ulaşmış bulunuyor. Bu sayı, toplam patentli ürün sayımızın yarısına eşdeğer. Yüzde 100 geri dönüştürülmüş cam kullanılarak ürettiğimiz cam ev eşyası koleksiyonumuz da bu ürünlerin son örneklerindendir” dedi.

Şişecam otocam alanında etkin şekilde büyüyor

Şişecam’ın ABD ve diğer pazarlarda otocam alanında çok etkin bir şekilde büyüdüğüne dikkat çeken Prof. Ahmet Kırman, “ABD’li firmaların Çinli üreticilerle yaşadığı tedarik sorunu, bizi ön plana çıkardı. Hem OEM hem de OYC alanında yoğun talep görüyoruz. Özellikle de ikinci el pazarda bizim camlarımıza ilgi çok büyük. En kaliteli ikinci el otocam ürününün Şişecam’a ait olduğu noktasına doğru gidiyoruz. ABD’ye 1,5 milyon adet oto camı ihraç etmeyi planlıyoruz” dedi. Cam tedarikinde Çin’den Türkiye’ye doğru bir kayma olduğunu dile getiren Kırman, “Bu fırsatı çok iyi değerlendirmeliyiz. Bunu kalıcı hale getirecek hamleleri hızlı bir şekilde hayata geçirmeliyiz. Hem cam alanında, hem de diğer sektörlerde de bunun gereğini yapmalıyız. Türk şirketler güvenilir, sürdürülebilir ve kaliteli bir tedarikçi olduğunu ispatladığı ölçüde büyük avantaj elde etmiş olacaktır” diye konuştu.

Şişecamlı kadınlar üretimin her alanında

Şişecam’ın CareforNext Stratejisi çerçevesinde çeşitlilik ve kapsayıcılığı öncelikli odak alanları arasında aldığını dile getiren Kırman, “Şişecam’da tüm çalışanlarımızın kendilerini değerli ve eşit hissetmelerine yönelik iş yeri kültürü oluşturmayı amaçlıyoruz. Pandemi döneminde global ölçekte düşen kadın çalışan oranı, bizde artmış ve yüzde 22’leri bulmuş durumda. Kadınlar verdiğimiz eğitimler ile üretimin her alanında çalışabilir hale geldiler. Örneğin Polatlı üretim tesisimizde cam çekme işlemini gerçekleştiren kadın çalışanımız var. Kadın çalışanlarımız artık lift’leri de kullanıyorlar, üretimin dahil olmak istedikleri her alanında da çalışabiliyorlar” dedi.

Ürün geliştirme çalışmalarımız aralıksız sürüyor

Şişecam’ın yaşama değer katan bir şirket olma misyonu doğrultusunda ürün geliştirme çalışmalarına aralıksız devam ettiğini dile getiren Prof. Dr. Ahmet Kırman bu ürünlere şu örnekleri verdi, “Cam yüzeylerde virüs ve bakterilere karşı etkili V-Block Teknolojisi ile dünyanın ilk antimikrobiyal kaplamalı cam ev eşyası ürün grubunu pazara sunduk. Otomotiv pazarına yönelik olarak ısı ve güneş kontrolü sağlayarak klima yükünün azaltılmasına katkıda bulunan yüksek performanslı atermik kaplamalı ön cam; araç sürüş bilgilerine gözleri yoldan ayırmadan ulaşmayı sağlayan HUD head-up display özellikli ön cam gibi birçok yeni ürüne imza attık. Fotovoltaik sektörüne sunduğumuz Antirefl ektif Kaplamalı cam ise cam yüzeyindeki yansıma kaynaklı ışınım kayıplarını minimize ederek daha çok ışığın güneş hücrelerine ulaşmasını sağlamakta, bu sayede güneş panelleri daha fazla elektrik üretebilmektedir” dedi.

9.5 milyar şişenin geri kazanımını sağladık

Cam üretiminde kullanılan her yüzde 10 oranındaki atık cam kırığının yüzde 5 kadar karbon salımını önlediğine dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Kırman, 2011 yılından bu yana Türkiye’nin en kapsamlı sürdürülebilirlik projelerinden biri olan Cam Yeniden Cam projesi aracılığıyla bugüne kadar 9.5 milyar şişenin geri kazanıldığını ifade etti. Geri dönüşümün, EBRD ile birlikte Şişecam Çevre Sistemleri AŞ’yi kuran Şişecam için önemine dikkat çeken ve 9 faaliyet alanından biri olduğuna dikkat çeken Kırman, “Dünyada cam ambalaj geri dönüşüm oranı yüzde 21’dir. Avrupa’da bu oran yüzde 75’i geçmiş durumda. Bizde ise yüzde 7. Geldiğimiz nokta bu alanda daha çok yol alınması gerektiğini gösteriyor. Burada mevzuat düzenlemeleri yapıldı. Ulusal depozito sistemi başladı. Bu çok büyük bir önem taşıyor. 2026 yılında yüzde 70 gibi bir dönüşüm oranı öngörülüyor” ifadesini kullandı.

Camda katma değerli ürünler büyüme trendini olumlu etkiliyor

Türkiye cam sektörünün büyüme projeksiyonu ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Ahmet Kırman, 2021-2026 yılı büyüme beklentilerini şöyle açıkladı: “Cam ambalaj sektöründe ortalama yüzde 7, mimari cam alanında ise yüzde 6 ila 7 arası büyüme bekleniyor. Otomotiv camında yüzde 3 ve cam ev eşyası alanında yüzde 2 büyüme öngörüyoruz. Sektörde katma değerli ürünlerin artması, büyüme trendini de olumlu etkiliyor. Ton bazında cam ihracatımızın ortalama birim fiyatı camın çeşidine göre ton başına 700 dolar ile 3 bin dolar arasında değişiyor. Son beş yılda ihracatımızda düz camda yüzde 10, cam ambalajda ise yüzde 15 dolar bazında artış kaydedildi. İç pazarda girdi verdiğimiz lokomotif sektörlerin büyümesini desteklerken ihracatta katma değerli ürünlerin payını da artırmalıyız. Çevreci ve sürdürülebilir cam ürünlerle dünyadaki güçlü konumumuzu daha da güçlü hale getirmeliyiz” dedi.

Dünya

Okumaya devam et

GÜNCEL

TPI Composites: Rüzgar enerjisinde bir devin çöküşü mü?

TPI Composites’in fabrikalarını satması ne anlama geliyor?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Rüzgar enerjisinde dev dönüşüm: Lider üretici sahneden çekilirken sektör yeniden şekilleniyor

Bankavitrini.com | Haber Analiz

Yaklaşık otuz yıldır dünyanın en büyük bağımsız rüzgar türbini kanadı üreticilerinden biri olan TPI Composites, yaşadığı finansal sıkıntıların ardından yeniden yapılanma süreci kapsamında üretim tesislerini ve çeşitli varlıklarını satma kararı aldı. Şirketin üretim ağını elden çıkarması ilk bakışta “rüzgar enerjisinde kriz” algısı oluştursa da sektör uzmanlarına göre yaşanan gelişme temiz enerji yatırımlarının durduğu anlamına gelmiyor. Aksine sektör yeni bir konsolidasyon dönemine giriyor.

Bir dönem sektörün tartışmasız lideriydi

1990’lı yılların sonunda kurulan ABD merkezli TPI Composites, dünyanın en büyük bağımsız kompozit rüzgar türbini kanadı üreticisi olarak tanındı.

Şirket;

  • GE Vernova
  • Vestas
  • Siemens Gamesa
  • Nordex
  • Enercon

gibi dünyanın en büyük türbin üreticilerine kanat tedarik etti.

Türkiye, Meksika, Çin, Hindistan ve ABD’deki tesislerinde bugüne kadar yaklaşık 100 binin üzerinde rüzgar türbini kanadı üretildi. Şirket özellikle dış kaynak (outsourcing) modeli sayesinde üretici firmaların kendi fabrika yatırımlarını azaltmalarını sağlayan önemli bir çözüm ortağı haline gelmişti.

Peki ne oldu da bu noktaya gelindi?

Sorunun temelinde tek bir neden bulunmuyor.

1. Karlılık eridi

Pandemi sonrasında;

  • reçine fiyatları
  • karbon fiber
  • cam elyaf
  • epoksi
  • lojistik
  • enerji
  • işçilik

gibi temel maliyetler hızla yükseldi.

Buna karşılık TPI’nin birçok sözleşmesi uzun vadeli ve sabit fiyatlıydı. Dolayısıyla maliyet artışları müşterilere tam olarak yansıtılamadı.  Şirketin cirosu yüksek kalmasına rağmen faaliyet kârı giderek eridi.

2. Türbin üreticileri de zorlandı

2022-2025 döneminde sadece TPI değil;

  • Siemens Gamesa
  • Vestas
  • Nordex
  • GE Vernova

gibi dev üreticiler de düşük kârlılık açıkladılar.

Sebepleri;

  • yükselen faizler
  • bozulan tedarik zinciri
  • yüksek hammadde maliyetleri
  • ertelenen projeler
  • yatırımcıların finansman maliyetindeki artış

olarak sıralandı.

Yani problem yalnızca TPI’ye ait değildi.

3. Sermaye yapısı sürdürülemez hale geldi

Yüksek işletme sermayesi ihtiyacı, yüksek borç yükü, artan finansman giderleri, ve nakit akışındaki bozulma sonunda şirket yeniden yapılanma sürecine girdi.

2025 yılında ABD’de Chapter 11 korumasına başvuran şirket, faaliyetlerini sürdürürken aynı zamanda varlık satış sürecini başlattı.

Fabrikalar neden satılıyor?

Bu satışların amacı faaliyetleri tamamen durdurmak değil.

Asıl hedef;

  • borçları azaltmak
  • nakit yaratmak
  • üretimin devamını sağlamak
  • müşterileri kaybetmemek

olarak özetleniyor.

Mahkeme gözetimindeki süreçte şirketin çeşitli üretim tesisleri ve operasyonları farklı yatırımcılar tarafından devralınırken, rüzgar kanadı üretiminin kesintiye uğramaması hedefleniyor. ECP Blade Holdings ile yapılan anlaşma ve bazı varlıkların stratejik alıcılara devri bu planın önemli parçaları arasında yer alıyor.

Bu satışlar sektör için ne ifade ediyor?

Oldukça önemli.

Çünkü ilk kez dünyanın en büyük bağımsız kanat üreticisi parçalanarak farklı yatırımcıların kontrolüne geçiyor.

Bu durum;

  • küresel tedarik zincirinin yeniden şekillenmesi
  • üretimin bölgeselleşmesi
  • OEM üreticilerinin daha fazla dikey entegrasyona yönelmesi
  • yeni yatırımcıların sektöre girmesi

anlamına geliyor.

Temiz enerji yatırımları duruyor mu?

Hayır.

Tam tersine.

Uluslararası projeksiyonlara göre;

  • elektrik talebi büyüyor,
  • karbon emisyon hedefleri devam ediyor,
  • veri merkezleri ve yapay zekâ kaynaklı enerji ihtiyacı artıyor,
  • ülkeler enerji güvenliği için yenilenebilir yatırımlarını sürdürüyor.

Dolayısıyla sorun rüzgar enerjisinde değil, eski iş modeliyle çalışan üreticilerde görülüyor.

Asıl değişen iş modeli

Geçmişte; “Ne kadar çok üretim, o kadar çok kâr” anlayışı vardı.

Bugün ise;

  • fiyatlama gücü
  • verimlilik
  • otomasyon
  • robotik üretim
  • dijital kalite kontrol
  • düşük maliyetli üretim

çok daha belirleyici hale geldi. Artık yüksek hacim tek başına başarı getirmiyor.

Türkiye açısından ne ifade ediyor?

Türkiye;

  • cam elyaf
  • kompozit
  • çelik kule
  • bağlantı ekipmanları
  • mühendislik

alanlarında Avrupa’nın önemli üretim merkezlerinden biri.

TPI’nin geçmişte Türkiye’de yürüttüğü üretim faaliyetleri de ülkenin küresel rüzgar tedarik zincirindeki önemini göstermişti. Şirketin yeniden yapılanması sonrasında oluşacak yeni üretim dengesi, Türkiye’deki tedarikçiler ve yan sanayi için hem yeni iş birlikleri hem de yeni rekabet koşulları yaratabilir.

Bundan sonra ne bekleniyor?

Uzmanlara göre önümüzdeki birkaç yıl içinde;

  • daha az sayıda ancak daha güçlü üretici,
  • daha yüksek otomasyon,
  • daha büyük türbin kanatları,
  • bölgesel üretim merkezleri,
  • OEM üreticileri ile daha yakın entegrasyon

öne çıkacak.

Sektör küçülmüyor. Sadece yeniden organize oluyor.

Sonuç

TPI Composites’in üretim tesislerini satması, rüzgar enerjisinin geleceğinin zayıfladığı anlamına gelmiyor. Aksine bu gelişme, yüksek faiz, artan maliyetler ve finansman baskısı altında eski üretim modellerinin sürdürülemez hale geldiğini gösteriyor. Temiz enerji yatırımları küresel ölçekte devam ederken, kazananlar artık yalnızca üretim kapasitesi yüksek olanlar değil; sermaye yapısı güçlü, verimli ve teknolojik dönüşümü hızla gerçekleştirebilen şirketler olacak. TPI’nin yaşadığı süreç, yenilenebilir enerji sektörünün olgunlaşma dönemine girdiğinin ve rekabetin artık maliyet, verimlilik ve finansal dayanıklılık ekseninde şekillendiğinin en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

Yeşil dönüşüm zorunlu hale geliyor: Emisyon liginde dikkat çeken tablo

Karbon Emisyonlarında Devler Ligi: Dünya Nereye Gidiyor, Türkiye Nerede Duruyor?

Yayınlanma:

|

Çin Tek Başına Bir Kıta Gibi Emisyon Üretiyor

2023 yılı sera gazı emisyon verileri, küresel ekonominin büyüme modeli ile iklim hedefleri arasındaki çelişkiyi bir kez daha ortaya koydu. Görselde yer alan verilere göre Çin, 15,9 milyar ton CO₂ eşdeğeri (GtCO₂e) emisyonla dünyanın açık ara en büyük sera gazı yayıcısı konumunda bulunuyor. Çin’i 6,0 milyar ton ile ABD, 4,1 milyar ton ile Hindistan, 3,2 milyar ton ile Avrupa Birliği ve 2,7 milyar ton ile Rusya takip ediyor.

Daha çarpıcı olan ise Çin’in tek başına küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %30’unu üretmesi. ABD yaklaşık %11, Hindistan ise %7,8 paya sahip durumda.

İlk 5 Ülke Küresel Emisyonların Büyük Bölümünü Üretiyor

EDGAR verilerine göre Çin, ABD, Hindistan, AB ve Rusya birlikte dünya sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte ikisine yakın bölümünü oluşturuyor. Bu durum iklim mücadelesinin neden birkaç büyük ekonomi üzerinde yoğunlaştığını açıkça gösteriyor.

2023 En Büyük Emisyon Üreticileri

Sıra Ülke/Bölge Emisyon (GtCO₂e)
1 Çin 15,9
2 ABD 6,0
3 Hindistan 4,1
4 Avrupa Birliği 3,2
5 Rusya 2,7
6 Brezilya 1,3
7 Endonezya 1,2
8 Japonya 1,0
9 İran 1,0
10 Suudi Arabistan 0,8
11 Kanada 0,7
12 Meksika 0,7
13 Güney Kore 0,7
14 Türkiye 0,6
15 Avustralya 0,6

Kaynak: EDGAR 2024 Raporu / Visual Capitalist

Türkiye İlk 15 İçinde

Listede dikkat çeken ülkelerden biri de Türkiye. Yaklaşık 0,6 milyar ton CO₂ eşdeğeri emisyon ile dünyanın en yüksek emisyon üreten ilk 15 ekonomisi arasında yer alıyor.

Türkiye’nin sanayi üretimi, enerji tüketimi, çimento ve demir-çelik sektörleri ile hızla büyüyen ulaşım altyapısı emisyon artışında önemli rol oynuyor.

Bu durum özellikle Avrupa Birliği’nin uygulamaya aldığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) nedeniyle Türk ihracatçıları açısından kritik önem taşıyor.

Çin Neden Bu Kadar Yüksek?

Çin’in emisyonları sadece nüfusundan kaynaklanmıyor.

Başlıca nedenler:

  • Dünyanın üretim merkezi olması
  • Elektrik üretiminde kömürün yüksek payı
  • Çelik, çimento ve kimya sanayilerinin dev ölçeği
  • Küresel tedarik zincirlerinin büyük kısmını üstlenmesi

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre Çin tek başına dünya CO₂ emisyonlarının yaklaşık %35’ini oluşturuyor.

ABD ve Avrupa Emisyon Azaltıyor

Dikkat çeken diğer gelişme ise gelişmiş ekonomilerin emisyon azaltımında ilerleme kaydetmesi.

  • ABD’nin enerji kaynaklı emisyonları 2023’te geriledi.
  • Avrupa Birliği’nin emisyonları 1990 seviyelerine göre yaklaşık %34 daha düşük seviyede bulunuyor.
  • Yenilenebilir enerji yatırımları ve kömürden çıkış politikaları bu düşüşte etkili oluyor.

Ancak buna karşın gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme nedeniyle küresel toplam emisyonlar artmaya devam ediyor.

İklim Hedefleri ile Ekonomik Büyüme Çatışıyor

2023 yılında küresel sera gazı emisyonları tarihi zirveye ulaştı. EDGAR verilerine göre dünya toplam emisyonları yaklaşık 53 milyar ton CO₂ eşdeğeri seviyesine yükseldi.

IEA verileri ise enerji kaynaklı CO₂ emisyonlarının 37,4 milyar ton ile rekor kırdığını gösteriyor.

Bu tablo şu soruyu gündeme getiriyor: Dünya ekonomisi büyürken emisyonları gerçekten azaltmak mümkün mü?

Bugüne kadar verilen cevap henüz net değil.

Bankacılık ve Finans Sektörü Neden Yakından İzlemeli?

Karbon emisyonları artık sadece çevresel bir konu değil.

Bankalar açısından:

  • Karbon yoğun sektörlere kredi verme riski
  • Yeşil finansman zorunluluğu
  • ESG kriterleri
  • Sürdürülebilirlik raporlamaları
  • Karbon vergileri
  • Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması

önümüzdeki yılların en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor.

Özellikle ihracatçı firmaların karbon ayak izi yönetimi artık finansmana erişim açısından da kritik hale geliyor.

Sonuç

Çin, ABD ve Hindistan küresel emisyonların merkezinde yer almaya devam ederken, Türkiye de artık dünyanın en büyük emisyon üreticileri arasında bulunuyor. Karbon emisyonları yalnızca çevre politikalarının değil; finansmanın, dış ticaretin, yatırım kararlarının ve rekabet gücünün de belirleyicisi haline geliyor.

Yeşil dönüşüme uyum sağlayamayan şirketler için gelecek dönemin en büyük maliyet kalemlerinden biri karbon olacak gibi görünüyor.

Bankavitrini.com Analiz Servisi

Okumaya devam et

Cengiz KILIÇ

Enerji sektöründe kritik kavşak: Hukuki çıkmaz mı, yeni fırsat mı?

Yanlış kurgularla başlayıp, gelinen noktada “gelir darlığı” ve Anayasa Mahkemesi lisanslama yolu iptaliyle yakın gelecekte faaliyet durdurma riski taşıyan 10 yılını dolduran/dolduracak tesisler, aynı zamanda milli birer servettir.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yayınlanan ilk yazı, 10 yıllık YEKDEM süresini dolduran lisanssız üretim tesisleri için 12 Haziran 2026’da çıkarılan Cumhurbaşkanı Kararı’nın finansal etkilerini ortaya koydu. O kararla Görevli Tedarik Şirketi (GTŞ) zorunlu alıcı yapılıp tesislerin sistem dışında kalma riski bitse de, satış tavanlarındaki düşüş yeni bir piyasa gerçekliği yarattı.

Resmin bütününü görmek ve uygulanabilir bir çözüm üretebilmek için bugünkü tabloyu yaratan hukuki zemine ve farklı paydaşların perspektiflerine inmek şart.

Bu ikinci yazıda; 5346 sayılı Kanun’un 6. maddesindeki düzenlemeleri, Anayasa Mahkemesi (AYM) sürecini ve piyasa paydaşları arasındaki dengeyi gözeten bir çıkış stratejisini inceliyoruz:

1. Çok Taraflı Bir Denklem: Beklentiler ve Hukuki Süreç

10 yılını dolduran tesislerin durumu, sektörde tek boyutlu olmayan, pek çok tarafın haklı gerekçelerinin kesiştiği karmaşık bir denklemdir:

  • Lisanslı Yatırımcıların Yaklaşımı: YEKA ve benzeri yarışmalarda devasa teminatlar ve bedeller ödeyerek sisteme giren lisanslı yatırımcılar; lisanssız tesislerin sonradan sadece bir bedel ödeyerek kendileriyle aynı “lisanslı” statüye gelmesini rekabet eşitliğine aykırı bulabilmektedir.
  • 10 Yılını Dolduran Yatırımcıların Yaklaşımı: Halihazırda üretim yapan ve 10 yılını dolduran tesis sahipleri, sisteme enerji sağlamaya devam edebilmek için idareye neden ilave bir lisans bedeli ödemeleri gerektiğini sorgulamaktadır.
  • Kanun Koyucu ve AYM Gerçekliği: Kanun koyucu, 5346 sayılı Kanun’da yaptığı değişiklikle tesislerin belli bir “lisans alma bedeli” karşılığında lisanslı statüye geçebilmesi için bir yol açmıştı. Ancak Anayasa Mahkemesi, bu lisans alma bedelinin miktar ve sınırlarının bizzat kanunla belirlenmesi gerektiğini, bu yetkinin idareye (EPDK) bırakılamayacağını vurgulayarak düzenlemeyi iptal etti. Sonuç olarak kanun koyucunun açtığı yol, hukuki gerekçelerle kapandı.

İptal hükmünün yürürlüğe girmesi için verilen erteleme süresi dolduğunda (10 Aralık 2026), lisanslı statüye geçişe imkan tanıyan yasal altyapı ortadan kalkacak; geriye sadece Cumhurbaşkanına fiyat belirleme yetkisi veren kısmı kalacak.

2. Yeni Fiyatlama Dinamikleri ve Sürdürülebilirlik Riski

AYM’nin de onay verdiği fiyat belirleme yetkisi çerçevesinde yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile yüksek Ulusal Tarife tavanı devreden çıktı; yerine “güncel lisanslı YEKDEM fiyatının %90’ı” ve saatlik PTF tavanı geldi. Yeni düzenlemeyle birlikte tavan fiyatların ciddi oranda aşağı çekilmesi, sahadaki işletme gerçekleriyle uyuşmayan bir darboğaz yaratmaktadır.

İşletme dinamikleri göz önüne alındığında; her bir tesisin düzenli bakım, sigorta, güvenlik ve sisteme veriş (dağıtım) gibi zaruri sabit giderleri bulunmaktadır. Buna mukabil santraller; güneş üretiminin pik yaptığı dönemlerde haliyle PTF’nin dağıtım bedelinin altına düştüğü saatlerde negatif nakit akışını engellemek için üretimi durdurmak durumunda kalırken, fiyatların yükseldiği saatlerde ise YEKDEM %90 tavanına takılmaktadır.

“Alttan dağıtım bedeli engeliyle budanan, üstten YEKDEM tavanıyla kısıtlanan bu makas, tesislerin gelir-gider dengesini eksiye geçirme riski taşımaktadır.”

Özellikle profesyonel bir toplayıcılık (agregasyon) çatısı altına girmeyen tesisler bu riske çok daha açık. Anlık teknik takipten yoksun kalan bu santraller, başabaş noktasından hızla negatif getiriye düşecek.

Üstelik 10 yılını dolduran bu tesislerin fiziksel ömürleri itibarıyla artan donanım ihtiyaçları göz ardı edilmemeli. Mevcut gelir darlığı, kaçınılmaz olan ağır bakım ve teknolojik yenileme (revamping) yatırımlarından kaçınılmasına yol açacak. Bu durum kapasitenin orta vadede durma noktasına gelmesine neden olabilir. Sistematik riskin asıl boyutu ise şebekeye yansıyabilir.

“Yatırım yapılmadığı için zamanla birer “hayalet üretim tesisine” dönüşebilecek bu santrallerin kesintili çalışması, sistemdeki frekans dengesini doğrudan etkileyecektir.”

Şebeke işletmecisi (TEİAŞ) açısından bu öngörülemez arz dengesizliğini tolere etmek bu santrallerin sayısı arttıkça daha da zorlaşabilir.

3. Ortak Çözüm Stratejisi: “Gönüllü Geçiş ve Rasyonel Bedel” Modeli

Finansal fizibilitesini yitirme riski taşıyan bu santrallerin durumu sadece bir yatırımcı meselesi değil; ülkenin enerji arz güvenliği, mevcut kurulu gücün verimliliği ve milli servetin korunması meselesi. Tüm tarafların hassasiyetlerini ve AYM’nin uyarılarını dikkate alan objektif bir Yeniden Yapılandırma Çözüm Paketi devreye girmelidir:

  • Gönüllü Feragat ve Yeni Statü Talebi: 10 yıllık süresini dolduran yatırımcı, idarenin bir dayatmasıyla değil, tamamen kendi rızasıyla lisanssız üretim faaliyetini durdurmayı taahhüt etmeli ve kendi isteğiyle ayrı bir lisans başvurusunda bulunabilmelidir.
  • AYM İçtihadına Uygun Kanuni Bedel: Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesine tam uyumlu olarak; geçiş için ödenecek lisans bedeli idarenin inisiyatifine bırakılmamalıdır. Bizzat kanun koyucu (TBMM) tarafından, tesisin kalan ekonomik ömrü ve güncel gelir potansiyeli ile orantılı, net sınırları çizilmiş bir bedel yasalaştırılmalıdır.
  • YEKA Rekabet Dengesinin Korunması: Belirlenecek bu kanuni geçiş bedeli, YEKA yarışmalarında devasa teminatlar ödeyen yatırımcılar karşısında haksız bir avantaj yaratmayacak; öte yandan mevcut santrali ağır bakım maliyetleri altında ezip atıl bırakmayacak kadar “anlamlı ve rasyonel” bir çizgide dengelenmelidir.

Tüketim Odaklı Portföy Entegrasyonu (Alternatif Çözüm):

  • Lisanslı statüye geçiş modelinin yanı sıra, özellikle arazi tipi santrallerin piyasada daralan tavan fiyat kısıtlarına takılmaması için bağımsız bir ticari çözüm daha hayata geçirilebilir.
  • Bu santrallerin, üretim profilleriyle eşleşen (ilgili saatlerde tüketimi olan) büyük tüketici gruplarıyla doğrudan birleştirilmesi ve entegre edilmesi sağlanabilir. Bu sayede üretilen enerji, fiyat kısıtlarına maruz kalmadan doğrudan reel sektörün ilgili saatteki tüketimine sunulabilir.

Sonuç olarak; bu tesisleri ekonomik ömürleri boyunca sistemde tutacak anlamlı bir “lisanslandırma” veya “tüketim entegrasyonu” modeli, serbest piyasa ruhuna ve hukuki güvenliğe en uygun çözümler olacak.

Cengiz KILIÇ – ZENERG Genel Müdürü

***************

Cengiz KILIÇ: Lisanssız enerji yatırımlarında 10 yıl sonrası hesap değişti

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.