EKONOMİ
Türkiye’de ithalat-ihracat dengesi ne durumda, ithalata bağımlılık ne kadar?
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Türkiye’de Türk lirası değer kaybedip enflasyon artarken Covid-19 salgının ardından veriler ekonomik büyüme gösteriyor. Uzmanlar ise büyüme konusunda temkinli çünkü veriler 2020 yılı ile kıyası yansıtıyor. Peki, Türkiye’nin ithalat-ihracat dengesi ne durumda? Türkiye ihracatta ithal girdilere ne kadar bağımlı? Türkiye’de ihracatın ithalatı karşılama oranı son 30 senede nasıl değişti?
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre ihracat 2021 yılı Ocak-Kasım döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 33,8 artarak 203 milyar 94 milyon dolar; ithalat ise 23 artarak 242 milyar 443 milyon dolar olarak gerçekleşti. İhracatın ithalatı karşılama oranı Ocak-Kasım 2020 döneminde yüzde 77,3 iken bu oran Ocak-Kasım 2021 diliminde yüzde 83,8’e yükseldi.
30 yıldan beri hep ticaret açığı var
Türkiye’nin son 30 yılına baktığımızda hep ticaret açığı söz konusu. 1990’dan bu yana hep ithalat ihracattan fazla gerçekleşti. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 100 olduğu zaman ihracat ve ithalat eşit olduğundan ticaret açığı olmuyor. Bu oran düştükçe ticaret açığı da artıyor.
1990 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 58 idi. 1994’te yüzde 78’e kadar çıkan oran 2000’li yılların başına kadar yüzde 50-60 civarında seyretti. 1990-2002 yıllarının ortalaması ise yüzde 62 oldu.
İhracatın ithalatı karşılama oranı 2019’da yüzde 86’ya çıktı
2003-2021 yılları kapsayan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) iktidarında ise ihracatın ithalatı karşılama oranı ortalama yüzde 68,7 gerçekleşti. 2011’de yüzde 56’ya kadar düşen oran 2019 yılında ise yüzde 86 ile son 30 yılın zirvesine çıktı. Covid-19 salgının başladığı 2020’de yüzde 77,3 olan İhracatın ithalatı karşılama oranı 2021’in ilk 11 ayında yüzde 83,8 gerçekleşti.
İhracatta rekor yıl 2021: İlk kez 200 milyar doları aştı
TÜİK hesaplamada özel ticaret sisteminden genel ticaret sistemine geçtiği için 2013 öncesi dönemle kıyas yapmak zor. Genel ticaret sistemi ile yapılan hesaplamaya göre 2013 ve sonrasında ihracatın en yüksek olduğu yıl 2021 olacak. Henüz aralık ayı verileri yansımamış olsa bile Ocak-Kasım döneminde ihracat 203 milyar 94 milyon Amerikan doları oldu. Böylece ihracat ilk kez 200 milyar doları aşmış oldu. Aralık verilerinin eklenmesiyle bu sayı daha da yükselecek. 2020 yılında ihracat 169,6 milyar dolarda kalmıştı.
Ancak ithalat, ihracattan çok daha yüksek seviyelerde seyrediyor. Ocak-Kasım 2021 döneminde ithalat 242 milyar 440 milyon dolar oldu. 2013 sonrasına bakıldığında en yüksek ithalat miktarı 260 milyar 820 milyon dolar ile 2013’te gerçekleşmişti.
Türkiye’nin ihracatında Almanya, ABD ve İngiltere zirvede
Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ülkeler ise Batılı müttefikleri. Ocak-Kasım 2021 döneminde Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ülke yüzde 8,6 ile Almanya oldu. Bu ülkeyi yüzde 6,5 ile ABD ve yüzde 6,1 ile İngiltere izledi. İhracatın yüzde 5,1’i İtalya’ya gerçekleşirken komşu ülke Irak ise yüzde 4,9 oldu. Diğer bazı ülkelerin yüzdelik payları ise şöyle: İspanya 4,3; Fransa 4; Hollanda 3; İsrail 2,8; Rusya 2,6 ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 2,4.
İthalatta Çin ve Rusya’ya bağımlılık
İthalatta ise Çin ve Rusya’ya bağımlılık dikkat çekiyor. Ocak-Kasım 2021 döneminde ithalatın yüzde 12,5’i Çin’den; yüzde 10,4’ü ise Rusya’dan gerçekleşti. İthalatta Almanya’nın oranı yüzde 8,3; ABD ve İtalya’nın ise yüzde 4,2 oldu.
Türkiye en çok ne ihraç ediyor?
İhracatta fasıllara bakıldığında ise Türkiye en çok motorlu kara taşıtları ve parçalarını ihraç ediyor. Ocak-Kasım 2021 döneminde gerçekleşen ihracatın yüzde 11’i motorlu kara taşıtları faslında oldu. İkinci sırada yüzde 9,3 ile “kazanlar, makinalar, mekanik cihazlar ve aletler” yer alıyor. Demir ve çelik ise yüzde 7,5 ile üçüncü sırada. “Elektrikli makina ve cihazlar, ses kaydetme-verme, televizyon görüntü-ses kaydetme-verme cihazları ve bunların parçaları” ise yüzde 5,3 paya sahip.
İthalatta başı mineral yakıt ve yağlar çekiyor
Türkiye’nin ithalatında zirvede yüzde 21,4 ile “mineral yakıtlar, mineral yağlar ve bunların damıtılmasından elde edilen ürünler” yer alıyor. “Kazanlar, makinalar, mekanik cihazlar”ın payı ise yüzde 13,7. Demir ve çelik ise yüzde 12,2 ile üçüncü sırada.
Hububat da ithalat listesinde
Türkiye’nin ithalat listesinde eczacılık ürünleri yüzde 3,2 yer kaplarken hububat ürünleri yüzde 1,8 paya sahip. Tarım ülkesi Türkiye’nin ithalatında hububatın listeye girmesi dikkat çekiyor. Çiftçiler için çok önemli olan gübrelerin ithalattaki payı yüzde 0,9.
İhracat ne kadar ithalata bağımlı?
Türkiye’nin son yıllarda artarken bunun ithalata bağımlı olduğu yorumları da beraberinde geliyor. Üretim ve ihracat için ithal girdiler hayati role sahip. İhracatta ithalatın payı ise oldukça tartışmalı bir konu. En önemlisi bu oranı ithalat ve ihracat kadar tam olarak tespit etmek kolay değil. Uzmanlar çeşitli yöntemlerle bunu hesaplamaya çalışıyor. Ayrıca en güncel raporlar bile birkaç yıl öncesinin verilerini gösteriyor.
OECD’ye göre bağımlılık yüzde 17
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) raporları en temel verilerden birisi olarak kabul ediliyor. OECD’nin ihracatta ithalatın payına dair son verileri 2016 yılına ait. Buna göre Türkiye’nin ihracatında ithal girdilerin payı yüzde 16,5. Türkiye bu alanda 37 ülke içinde 28. sırada yer alarak oldukça iyi durumda görünüyor. Zirvede yüzde 67 ile Lüksemburg var. En iyi durumda ise yüzde 9 ile ABD bulunuyor. Diğer bazı ülkelerde bu oran şöyle: İngiltere yüzde 15, Kanada yüzde 20, Almanya yüzde 20, Fransa yüzde 22, Güney Kore yüzde 30.
Öte yandan OECD’ye göre Türkiye’de bu oran 2014 yılında yüzde 21,8 idi.
Berat Albayrak: Almanya ve Fransa’dan daha iyi durumdayız
Dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak Mayıs 2020’de Twitter hesabından yaptığı paylaşımda OECD verilerine işaret ederek Türkiye’nin ihracatının ithalata bağımlı olduğu yaklaşımının temelsiz olduğunu kaydetmişti. Albayrak şu yorumu yaptı: “İhracatımız ithalata bağımlı yaklaşımının temelsiz olduğu ortaya çıktı. OECD’nin ihracatın içindeki ithalat payı araştırmasına göre Türkiye yüzde 16,5 ile en iyi 20’de ve Almanya, Fransa, İtalya’dan iyi durumda. Yerlileştirme ve üretim desteklerimizle bu oranı daha da düşüreceğiz.”
Merkez Bankası: İhracatta ithal girdilerin oranı yüzde 32 civarında
Öte yandan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) uzmanlarına göre OECD’nin Türkiye hesaplaması eksik. Merkez Bankası’nın yayımladığı rapora göre hazırladığı rapora göre ihracatta ithal girdilerin oranı 2018 yılında yüzde 32 civarında gerçekleşti.
TCMB’den Yasemin Erduman, Okan Eren ve Selçuk Gül’ün 2019 yılında bankanın websitesinde yayımladıkları rapor ve aynı kişilerin Central Bank Review (Merkez Bankası İncelemesi) dergisinde 2020 yılında yayımladıkları akademik makale Türkiye’nin üretim ve ihracatında ithal içeriğin rolünü ortaya koyuyor. TCMM raporuna göre 2002-2017 yılları arasında Türkiye’nin ihracatında ithal girdilerin payı ortalama yüzde 32 oldu. İthalatın üretimdeki payı ise aynı dönemde 18 oldu.
TCMM uzmanları raporda ihracatta ithalatın payının; üretimde ithalatın payından yaklaşık yüzde 10 puan yüksek seyrettiğine dikkat çekiyor. Uzmanlara göre OECD’nin 2016 yılına dair Türkiye için açıkladığı yüzde 16,5’lik oran “üretimde ithalatı” yansıtmaya daha yakın bir açıklama.
Üretim için Türkiye neleri ithal ediyor?
TCMM uzmanlarına göre Türkiye’nin üretiminde ithal girdilerin payı ise 2002-2018 yılları arasında yüzde 18 oldu. Bu oran sektörlere göre değişiyor. Merkez Bankası’nın raporuna göre 2017 yılında motorlu taşıt üretiminde yaklaşık yüzde 48 oldu. Bu oran 2002 yılında yüzde 33 civarındaydı.
Bilgisayar ve elektronik ürünlerinin üretiminde ithal girdilerin payı ise 2017 yılı itibariyle yüzde 55’i aşmış durumda. Temel metallerde ise ithalatın oranı yüzde 50’ye vardı.
İthal girdilerin yüksek olması olumsuz bir tablo mu?
Öte yandan, ithal girdilerin yüksek olmasının ne anlama geldiği konusunda da farklı bakış açıları mevcut. Merkez Bankası uzmanlarından Elif Özcan Tok, Orhun Sevinç ve Semih Tümen’in bankanın blog sayfasında yayımladıkları makaleye göre “ithal girdi kullanımının yüksek olması bütünüyle olumsuz bir durum değil”. Bu kişilere göre “bu konuda yapılan akademik çalışmalar ithal girdiye erişimin toplam verimliliği artırabildiğine ilişkin bulgular” da var. Semih Tümen 2021 yılında Merkez Bankası Başkan Yardımcılığına atanmış; kısa süre görevden alınmıştı.
Cumhurbaşkanlığı’ndan “ithalatta bağımlığın azaltılması eylem planı”
Öte yandan, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın 2018 yılında “İthalata Olan Bağımlılığın Azaltılması Programı Eylem Planı” açıkladığı ortaya çıktı. Cumhurbaşkanlığı’nın internet sitesindeki plana göre ara malı ithalatının GSYH içindeki payı 2000 yılındaki yüzde 13,6 seviyesinden 2011 yılında yüzde 22,4 seviyesine yükseldi. Plana göre “ara malı ithalatındaki bu artış eğilimi, istikrarlı ve sürdürülebilir büyüme için üretim sürecinde yurtiçi kaynakların daha etkin ve verimli kullanılmasının önemine işaret” ediyor.
Eylem planının önerisi ise “yerli ve milliliğe” dikkat çekiyor: “Yurtiçinde üretilen ürünlerin standart ve kaliteleri ile teknoloji kapasitesinin yükseltilmesinin desteklenmesi; yurtiçinde üretilen özellikle ara mallarında kullanıcılar arasında bilgi ve farkındalık düzeyinin artırılması; kamu alımlarında yurtiçinde üretilen ve yerli girdileri kullanan nihai ürünlerin tercih edilmesi; yerli doğal kaynakların etkin kullanımı; atıkların ekonomiye kazandırılması ve enerji, ulaşım, iş gücü gibi üretim maliyetlerinin düşürülmesi yönünde tedbirler alınması gerekmektedir”
DİR’e göre ihracatta ithalatın oranı yüzde 44
Dahilde İşlem Rejimi (DİR) açısından dış ticarete bakıldığında ihracatta ithalatın payı 2018 yılında yüzde 44 idi. Asaf Savaş Akat’ın İktisat ve Toplum dergisindeki makaleye göre 2005-2018 yılları arasında bu oran yüzde 42’nin altına düşmedi; yüzde 49’un da üstüne çıkmadı. Ancak bu veriler fiili ticareti değil; izin belgeleri yansıtıyor.
Dahilde İşlem Rejimi (DİR) nedir?
Dahilde İşlem Rejimi (DİR), ithal girdi kullanan ihracatçıların vergi, harç, vs. maliyetlerini düşürmeyi ve işlerini kolaylaştırmayı amaçlayan bir teşvik mekanizması. DİR, Ticaret Bakanlığı’nın tanımıyla “Türkiye’nin ihraç ürünlerine dünya piyasalarında rekabet gücü kazandırmak ve ihraç ürünlerini çeşitlendirmek amacıyla, dünya piyasa fiyatlarından gümrük muafiyetli olarak, ticaret politikası önlemlerine tabi olmaksızın, ihraç ürünün üretimi için gerekli olan ve fiyat ve/veya kalite bakımından yurt içi piyasalardan temin edilemeyen, ham madde, yardımcı madde ve ambalaj malzemeleri ithalatına imkan veren bir gümrük rejimi”. Bu sistemde ihracatçı firma, ihracat ve ithalat miktarlarını belirterek önceden teşvik belgesi (izin) alıyor.
en
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
OVP 2027-2029: Bankacılıkta Yeni Kredi Rejimi Başlıyor
Kredi musluğu açılmayacak, nitelikli, katme değeri yüksek kredi müşterisi seçilecek!
Yayınlanma:
3 hafta önce|
14/09/2026Yazan:
Erol Taşdelen
6 Eylül 2026’da açıklanan 2027-2029 Orta Vadeli Programı, Türkiye ekonomisi açısından yalnızca yeni enflasyon ve büyüme hedeflerini ortaya koymuyor. Program, aynı zamanda bankacılık sisteminin önümüzdeki üç yılda hangi alanlara kredi vereceğinin ve hangi alanlarda daha seçici davranacağının da çerçevesini çiziyor.
Yeni dönemin anahtar kelimesi artık “daha fazla kredi” değil, “daha doğru kredi” olacak.
KOBİ, ihracat, yatırım, üretim ve yüksek katma değerli sanayi finansmanı öne çıkarken; genel amaçlı kredi, yüksek borçluluk ve zayıf nakit akışına dayalı şirket finansmanı daha zor hale gelebilir.
OVP’nin bankacılık açısından asıl mesajı ne?
OVP’nin bankacılık açısından en önemli tarafı, kredi sisteminin nicelikten niteliğe doğru yönlendirilmesidir.
Ekonomi yönetimi bir yandan enflasyonu 2027’de yüzde 21, 2028’de yüzde 13,5 ve 2029’da yüzde 9 seviyesine indirmeyi hedeflerken, diğer taraftan büyümenin 2027’de yüzde 4,2’ye, sonraki yıllarda yüzde 5 seviyesine doğru yükselmesini öngörüyor. 2026 büyüme tahmini ise yüzde 3,3’e çekildi.
Buradaki temel soru şudur: Enflasyon düşürülürken üretim nasıl finanse edilecek?
İşte bankacılık stratejisinin değiştiği nokta tam olarak burası. Ekonomi yönetimi, bütün kredileri aynı şekilde büyütmek yerine üretim, yatırım, ihracat ve KOBİ kredilerini öne çıkaran seçici kredi politikasını sürdürüyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıklamasına göre KOBİ kredilerinin toplam krediler içindeki payı uzun dönem ortalamasındaki yüzde 24,6-25 seviyesinden yaklaşık yüzde 27’ye çıkmış durumda. İhracat kredilerinin payı ise yüzde 6,3’lük uzun dönem ortalamasından yaklaşık yüzde 12’ye yükselmiş bulunuyor.
Bu rakamlar tesadüf değil.
Bankacılık sisteminin kredi kompozisyonu değiştiriliyor.
1. Kredi musluğu tamamen açılmayacak
Bence OVP’nin bankacılık açısından en yanlış okunabilecek tarafı burası. “Enflasyon düşüyor, büyüme hedefi yükseliyor, o halde bankalar daha fazla kredi verecek” şeklinde bir sonuç çıkarmak doğru değil.
Tam tersine; Kredi büyümesi enflasyonla uyumlu tutulurken, kredinin yönü değiştirilecek.
Bu şu anlama geliyor: Kredi miktarı kontrollü, kredi tahsisi seçici olacak.
Dolayısıyla 2027’de bankacılık sektöründe temel rekabet yalnızca “kaç milyar TL kredi kullandırdın?” üzerinden değil; “Hangi müşteriye, hangi sektöre ve hangi risk profiline kredi verdin?” üzerinden şekillenecek.
2. Banka kredi komitelerinde “nakit akışı” daha önemli hale gelecek
Türkiye’de uzun yıllar kredi değerlendirmesinde teminat önemli bir unsur oldu. Gayrimenkul, fabrika, arsa, kefalet ve diğer teminatlar kredi kararında güçlü rol oynadı.
Ancak yüksek faiz ve uzun nakit dönüş süreleri şirket bilançolarını zorladıkça yeni dönemin kritik sorusu şu olacak: “Şirket borcunu hangi nakit akışıyla ödeyecek?”
Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların kredi analizinde:
- EBITDA,
- faaliyet nakit akışı,
- borç servis kapasitesi,
- işletme sermayesi ihtiyacı,
- stok devir hızı,
- alacak tahsil süresi,
- borç/vade uyumu,
- ihracat geliri,
- döviz pozisyonu,
- faiz karşılama oranı çok daha fazla önem kazanacak.
Başka bir ifadeyle: Teminat + bilanço modelinden, Nakit akışı + sektör + risk + teminat modeline geçiş hızlanacak.
3. KOBİ kredileri neden kritik?
OVP’nin önemli mesajlarından biri KOBİ finansmanının desteklenmesi.
Şimşek’in verdiği rakama göre KOBİ kredilerinin toplam krediler içindeki payı yaklaşık yüzde 27’ye yükselmiş durumda. Ancak burada önemli bir ayrım var: KOBİ’ye kredi vermek ile KOBİ’nin finansman sorununu çözmek aynı şey değildir.
KOBİ yüzde 50 civarında maliyetle kredi kullanıyorsa, kredi miktarını artırmak tek başına çözüm olmayabilir.
Çünkü şirketin:
- brüt kâr marjı,
- faaliyet kârı,
- stok finansmanı,
- tahsilat süresi
kredi maliyetinden düşük kalıyorsa, daha fazla kredi şirketi kurtarmak yerine daha fazla borçlandırabilir.
Bu nedenle OVP’nin gerçek başarısı: KOBİ’lere ne kadar kredi verildiğiyle değil, verilen kredinin kaçının üretim kapasitesine dönüştüğüyle ölçülmeli.
4. İhracat kredileri artık bankacılığın stratejik alanı
Burada ciddi bir dönüşüm yaşanıyor. İhracat kredilerinin toplam krediler içindeki payının yaklaşık yüzde 12’ye yükselmesi, uzun dönem ortalamasının neredeyse iki katına çıkması dikkat çekici. Reeskont kredilerinin günlük limitinin de 17 kat artırıldığı açıklandı.
Bu bize şunu söylüyor: Bankacılık sisteminden beklenen yalnızca kredi vermek değil, döviz kazandırıcı faaliyeti finanse etmek.
Bu nedenle ihracatçı şirketler: kur riski + faiz maliyeti + ihracat geliri + tahsilat riski birlikte değerlendirilerek daha avantajlı finansmana ulaşabilecek. Reeskont kredilerinde açıklanan yüzde 23,9 faiz oranı ve bankacılık maliyetleri eklendiğinde yaklaşık yüzde 25-26 seviyesine çıkan maliyet, mevcut enflasyonun altında bir finansman kanalı oluşturuyor. Bu durum ticari bankalar açısından da önemli.
Çünkü klasik ticari kredi ile hedefli/reeskont finansmanı arasında ciddi maliyet farkı oluştuğunda şirketlerin finansman tercihi değişiyor.
5. Sanayi finansmanında yeni dönem
OVP’nin önemli başlıklarından biri imalat sanayiinin güçlendirilmesi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, İmalat Sanayii Finansman Desteği Programı kapsamında 250 milyar TL ilave kredi desteği sağlandığını; orta-yüksek ve yüksek teknoloji ağırlıklı sanayi yatırımlarına yönelik üç yıl için 750 milyar TL YTAK kredilerinin kullandırılmaya devam edeceğini açıkladı.
Bu, bankacılık açısından çok önemli bir sinyal.
Çünkü Türkiye’nin kredi sistemi giderek: tüketim → üretim ve genel ticari kredi → hedefli yatırım kredisi eksenine çekilmeye çalışılıyor.
6. Bankaların kârlılığı açısından OVP ne söylüyor?
Burada bankalar açısından daha karmaşık bir tablo var.
Bir tarafta:
- faizlerin zaman içinde düşmesi,
- enflasyonun gerilemesi,
- kredi talebinin yeniden canlanması bankalar açısından olumlu.
Diğer tarafta:
- seçici kredi,
- kredi büyüme sınırları,
- makroihtiyati düzenlemeler,
- düşük maliyetli hedefli kredi programları bankaların serbest fiyatlama alanını sınırlayabilir.
Dolayısıyla bankaların önümüzdeki dönemde kârlılığı sadece faiz marjı üzerinden değil; komisyon gelirleri + ödeme sistemleri + yatırım bankacılığı + sermaye piyasaları + sigorta + dijital bankacılık üzerinden çeşitlendirmesi gerekecek.
7. Mevduatta da yeni dönem
OVP’nin finansal istikrar ayağında TL tasarrufların artırılması ve finansal kaynakların daha etkin alanlara yönlendirilmesi öne çıkıyor.
Bu nedenle bankalar açısından sadece kredi tarafı değil, pasif yönetimi de kritik. Bankaların önündeki temel sorun: Uzun vadeli kredi vermek için uzun vadeli ve uygun maliyetli kaynak bulmak. Türkiye’de mevduatın önemli bölümünün kısa vadeli olması, uzun vadeli yatırım finansmanının önündeki yapısal problemlerden biri.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde: uzun vadeli TL mevduat + emeklilik fonları + yatırım fonları + tahvil piyasası + sermaye piyasaları daha önemli hale gelecek.
8. Bankacılık sisteminin en büyük riski: sorunlu kredi
Burada OVP’nin hedefleri ile reel sektörün mevcut durumu arasında dikkat edilmesi gereken bir alan var.
Kredi maliyetlerinin uzun süre yüksek kalması: yüksek faiz → düşük faaliyet kârı → nakit açığı → yeniden borçlanma → yapılandırma → sorunlu kredi zinciri yaratabilir.
Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların en önemli gündemlerinden biri yalnızca yeni kredi vermek değil, mevcut kredi portföyünün kalitesini korumak olacak.
Özellikle:
- tekstil,
- inşaat,
- gayrimenkul,
- perakende,
- enerji,
- KOBİ ağırlıklı sektörler yakından izlenmeye devam edebilir.
9. “Kredi vermek” ile “şirketi yaşatmak” arasındaki fark
Bence OVP’nin bankacılık tarafındaki en önemli sınavı burada. Bir şirkete 100 milyon TL kredi vermek kolaydır.
Asıl mesele: Bu 100 milyon TL şirketin üretim kapasitesini mi artıracak? yoksa Önceki kredinin faizini ve vadesi gelen borcunu mu kapatacak?
Eğer ikinci durum gerçekleşiyorsa, bankacılık sistemi ekonomik büyümeyi finanse etmiyor; borç stokunu çeviriyor. Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların kredi komitelerinde “nakit karşılıklı kredi” anlayışının güçlendirilmesi gerekiyor.
10. Bankacılıkta yeni denklem
Önümüzdeki dönemin kredi denklemini şöyle özetlemek mümkün:
Eski model: Teminat → Kredi → Bilanço büyümesi
Yeni model: Üretim → Nakit akışı → İhracat → Verimlilik → Borç servis kapasitesi → Kredi
Bunun anlamı çok açık: Sadece malı olan değil, para üretebilen şirket kredi açısından daha değerli hale gelecek.
Reel sektör açısından OVP’nin kritik açmazı
Ancak burada ekonomi yönetiminin çözmesi gereken önemli bir çelişki var.
Bir tarafta: Enflasyon düşürülecek.
Diğer tarafta: Üretim ve yatırım artırılacak.
Üçüncü tarafta: Kredi büyümesi kontrol altında tutulacak.
Dördüncü tarafta: Şirketlerin finansman maliyetleri yüksek.
Bu dört hedef aynı anda yönetilmek zorunda.
Eğer finansman maliyeti yeterince hızlı düşmezse, üretici şirket yatırım yapamayabilir.
Eğer kredi çok hızlı gevşerse, bu kez: kredi → talep → döviz → fiyatlar → enflasyon kanalı yeniden çalışabilir.
Dolayısıyla ekonomi yönetiminin önündeki asıl mesele: “Kredi musluğunu açmak veya kapatmak değil, doğru basınçta tutmak.”
Bankalar 2027’de ne yapmalı?
Bence bankaların önümüzdeki dönemde beş stratejik alanı öne çıkarması gerekiyor:
1. Nakit akışı bazlı kredi
Şirketin gerçek ödeme gücü analiz edilmeli.
2. Sektör bazlı kredi politikası
Her sektöre aynı kredi limiti uygulanmamalı.
3. İhracat ve döviz kazandırıcı faaliyet finansmanı
Döviz geliri yaratan şirketlere daha uygun yapılandırılmış finansman sağlanmalı.
4. Yatırım finansmanı
Makine, teknoloji, enerji verimliliği ve kapasite artışı gibi yatırımlar ayrı değerlendirilmelidir.
5. Erken uyarı sistemi
Sorunlu hale gelen krediyi beklemek yerine: “Batıyok” oluşmadan önce müdahale edilmelidir.
Bankacılık açısından 10 önemli stratejik değişiklik
| Alan | OVP’nin mesajı | Bankacılık açısından anlamı |
|---|---|---|
| 1. Kredi büyümesi | Enflasyonla uyumlu kredi büyümesi | Bankalar kredi musluklarını serbest bırakmayacak; seçici kredi devam edecek |
| 2. Reel sektör finansmanı | Üretim, yatırım ve ihracata yönlendirme | Genel kredi yerine hedefli/sektörel kredi önem kazanacak |
| 3. İmalat sanayii | İmalat ve yüksek katma değerli yatırımlara finansman | Bankalar için sanayi kredileri yeniden stratejik ürün haline gelebilir |
| 4. İhracat | İhracat kapasitesinin artırılması | Reeskont, Eximbank ve döviz kazandırıcı faaliyet finansmanı önemini koruyacak |
| 5. KOBİ | Finansmana erişimin güçlendirilmesi | KOBİ kredilerinde teminat + nakit akışı + sektör riski daha fazla dikkate alınacak |
| 6. Kredi tahsisi | Kaynakların verimli alanlara yönlendirilmesi | “Kredi isteyen herkese kredi” modelinden risk bazlı kredi tahsisine geçiş |
| 7. Sermaye piyasaları | Banka dışı finansmanın geliştirilmesi | Faktoring, leasing, tahvil, fonlar, GYO/Girişim sermayesi gibi alternatifler büyüyecek |
| 8. Finansal teknoloji | Dijitalleşme ve finansal altyapı | Bankaların veri, yapay zekâ ve dijital kredi modellerine yatırımı artacak |
| 9. Finansal istikrar | TL’ye güven ve makro finansal istikrar | Bankaların bilanço, likidite ve döviz pozisyonu daha yakından yönetilecek |
| 10. Finansal okuryazarlık | Finansal eğitim artırılacak | Tüketici ve yatırımcı davranışlarının daha kontrollü hale getirilmesi hedefleniyor |
Kutu Bilgi | OVP’de bankacılık için öne çıkan rakamlar
| Gösterge | OVP/2026 açıklamaları |
|---|---|
| 2026 büyüme tahmini | %3,3 |
| 2027 büyüme hedefi | %4,2 |
| 2026 yıl sonu enflasyon tahmini | %28,4 |
| 2027 enflasyon hedefi | %21 |
| 2028 enflasyon hedefi | %13,5 |
| 2029 enflasyon hedefi | %9 |
| KOBİ kredilerinin toplam kredilerdeki payı | ~%27 |
| İhracat kredilerinin toplam kredilerdeki payı | ~%12 |
| İhracat kredilerinde uzun dönem ortalama | %6,3 |
| İmalat Sanayii Finansman Desteği | 250 milyar TL |
| YTAK kredi büyüklüğü | 750 milyar TL / 3 yıl |
| Reeskont kredi günlük limit artışı | 17 kat |
Rakamların ilgili bölümü ekonomi yönetiminin OVP sunumu ve program sonrası açıklamalarından derlenmiştir.
Bankacılıkta “kredi büyümesi” değil “kredi kalitesi” dönemi
2027-2029 OVP’nin bankacılık açısından bana göre en önemli mesajı şudur: Türkiye artık sadece daha fazla krediye değil, daha verimli krediye ihtiyaç duyuyor.
Bunun gerçekleşmesi halinde bankacılık sistemi ekonominin üretim kapasitesini artıran bir mekanizmaya dönüşebilir.
Ancak bunun için kredi tahsisinde yalnızca teminatın değil, nakit akışının ve üretim kapasitesinin merkeze alınması gerekiyor.
Çünkü Türkiye’nin asıl problemi artık sadece: “Şirket kredi bulabiliyor mu?” değil.
Daha önemli soru: “Şirket aldığı krediyi üretime dönüştürüp borcunu geri ödeyebiliyor mu?”
BankaVitrini olarak uzun süredir vurguladığımız “nakit kraldır” yaklaşımının önemi burada ortaya çıkıyor.
2027-2029 döneminde bankacılık sisteminin başarısını kredi hacmi değil; üretime dönüşen kredi + zamanında geri ödenen kredi + düşük sorunlu kredi + artan ihracat belirleyecek.
Kısacası: OVP bankalara “daha çok kredi verin” demiyor. “Krediyi doğru şirkete, doğru sektöre ve doğru amaçla verin” diyor.
Ve önümüzdeki dönemde bankacılığın en kritik rekabet alanı da tam olarak burası olacak.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist | BankaVitrini.com
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Diplomasi ertelendi, petrol yeniden $108: Piyasalar Fed haftasına gergin başladı
Yayınlanma:
3 hafta önce|
14/09/2026Yazan:
BankaVitrini
Orta Doğu’da gözler bugün Umman’da yapılması planlanan kritik diplomasi toplantısına çevrilmişti. Umman’ın arabuluculuğunda İran ile Körfez’deki Arap ülkelerini bir araya getirmesi beklenen toplantıda, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere bölgedeki deniz taşımacılığının nasıl güvence altına alınabileceği ele alınacaktı. İran’ın da, Hürmüz Boğazı’ndan gemi geçişlerini düzenlemek üzere Umman ile üzerinde çalıştığı bir öneriyi toplantıda Körfez ülkelerine sunması bekleniyordu. Ancak Umman Dışişleri Bakanı, taraflar arasında yeterli uzlaşı oluşmadığı gerekçesiyle toplantının ertelendiğini açıkladı.
Piyasa tarafında bunun ilk yansıması petrol fiyatlarında görüldü. Diplomatik çözüm umutlarının zayıflamasına, Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı’nı bypass eden doğu-batı petrol boru hattının cuma günkü drone saldırısının ardından hâlâ kapalı olması da eklenince, arz endişeleri yeniden güç kazandı. Bir başka deyişle, Hürmüz Boğazı’ndaki kesintiler nedeniyle son altı aydır petrol ihracatının önemli bölümünü Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na yönlendiren Riyad, drone saldırılarının ardından boru hattını devre dışına aldıklarını açıklarken, küresel petrol arzının yaklaşık %4’ünün daha risk altına girdiğini görüyoruz.
Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı, haftayı 104,60 dolar seviyesinden kapatmasının ardından haber akışının da etkisiyle yeniden 108 dolara yükselirken, ABD’de dizel fiyatının galon başına 6,20 dolar ile yeni rekor kırması enerji şokunun enflasyon üzerindeki baskısını artırmaya başladı. Riyad’ın Kızıldeniz’e açılan boru hattındaki tamirat çalışmalarının 5-6 hafta sürebileceğini okurken, Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı’ndaki stratejik Perim Adası’na ulaşması da arz güvenliği endişelerini büyütüyor. Modern tarihin en ciddi enerji arzı krizlerinden biri ile karşı karşıya olduğumuzu itiraf etmemiz gerekiyor.
Cuma günü ABD’de açıklanan enflasyon verisi sonrası piyasalar Fed’in çarşamba günü 25 baz puan faiz artırmasına %86 ihtimal verirken, sene sonuna kadar ise beklenti 50 baz puana yükseldi. Çarşamba gününe yönelik piyasa beklentisi %86 seviyesine kadar çıkmışken, Fed’den 2023 ortasından bu yana ilk kez faiz artışına soyunabileceği beklentisiyle 10 yıllık gösterge ABD tahvil faizi %5 sınırına dayanırken, bu sabah hisse senetlerinden kıymetli metallere kadar pek çok enstrümanın baskı altında kaldığını görüyoruz.
Petrol ve faiz endişelerine bu sabah yapay zekâ hisselerindeki sert satışların da eklenmesiyle, küresel risk iştahı haftaya oldukça zayıf başladı. OpenAI ve Anthropic yöneticilerinin, yapay zekânın oluşturabileceği riskleri sınırlamak amacıyla teknolojinin geliştirilme hızının yavaşlatılması çağrısında bulunması AI bağlantılı hisseleri baskı altına aldı. Asya cephesinde gösterge endeks Nikkei %1 gerilerken, Güney Kore’de KOSPI %2,6 düştü. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde teknoloji hisselerinin ağırlıklı olduğu Nasdaq %1,3, S&P 500 ise %0,5 ekside işlem görürken, Avrupa vadeli endeksleri de güne düşüşle başlanacağına işaret ediyor. Yüksek tahvil faizlerinin baskısıyla altının ons fiyatı bu sabah 4,340 dolar seviyesine gerilerken, gümüşün ons fiyatı da 64 dolar civarında salınıyor. Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin önemli bir değişim göstermeden 77,500 dolar seviyelerinde işlem görüyor.
Cuma günü açıklanan ABD TÜFE verisinde enerji ve gıda kalemlerini dışarıda bırakan çekirdek TÜFE artışı, yıllık bazda 2021’den bu yana en düşük seviyeye indi! Piyasanın faiz artırımına %86 ihtimal verdiği bir ortamda, bizler Fed’in çarşamba günü faiz artırmayacağını düşünüyoruz. Toplantıya şerh düşecek üye sayısını göz ardı etmesek de, Trump faktörünü de göz önüne alarak (faiz indirim talepleri), Fed’in faizi sabit bırakacağını düşünüyoruz. Talepten ziyade maliyet kaynaklı enflasyon artışı karşısında Fed’in faiz artırımına soyunması ne Hürmüz Boğazı’nı ne de Bab el-Mendeb Boğazı’nı açacaktır. Merkez bankaları enerji maliyetlerinde artışının ikincil etkilerini veya beklentilerdeki bozulmayı faiz artırarak dizginlemeye çalışabilir lâkin ABD’nin devasa borcu ve tahvil piyasalarının pek çok gelişmiş ülkede uzun yılların zirvesine ulaştığı bir ortamda, faiz artışının ne kadar faydalı olacağını da tam olarak kestiremiyoruz.
Elbette, vadeli faiz kontratlarının faiz artırım ihtimaline neredeyse %90 şans tanıdığı bir ortamda Fed’in eylül toplantısını pas geçmesi, piyasalardaki sisli havayı bir nebze olsun dağıtarak risk iştahının yeniden iyileşmesine yardımcı olabilir. Ancak diğer taraftan, Fed’in faiz artıramaması tahvil piyasasında kontrolü elden kaçırmaya başladığı yönündeki inancı daha da güçlendirebilir! Böyle bir senaryonun ise kıymetli metaller açısından oldukça pozitif sonuçlar doğurabileceğini düşünüyoruz.
Türkiye cephesinde ise TCMB’nin politika faizini %37 seviyesinde sabit tutmasının ardından gözler olası bir faiz indirimi için ekim toplantısına çevrilirken, SPK düzenlemelerinin yansımaları ise hisse senedi piyasalarında yakından takip edildi. BIST100 ana endeksi haftayı %3,25 yükselişle tamamladı. Bu sabah Reuters haberlerinde, Pusula Finans Holding’in Tera şirketler grubuna devri için düzenleyici kurumların onayı beklenirken, Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen’in Pusula Finans Holding’in yönetim kurulu başkanlığına getirildi belirtildi.
Dolar (DXY) küresel arenada haftaya yükselişle başlarken, para birimleri liginde ise EUR ve GBP’nin sırasıyla 1,1560 ve 1,35 seviyelerine geri çekildiğini görüyoruz. USDTRY kuru ise 48,62 seviyesine bebek adımlarıyla yükselirken, CDS risk primi 5 baz puan kadar artışla 225 baz puan seviyesine geldi. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi hafif bir yükselişle %39,76 seviyesinden haftayı kapatırken, gözler bu hafta Fed toplantısının yanı sıra Japon Merkez Bankası’nın (BoJ) faiz kararını da yakından takip edecektir. BoJ’un 25 baz puan faiz artırımına gideceğine kesin gözüyle bakılırken, Japon Yeni son haftalarda değer kazanarak 154 seviyelerine kadar toparladı. Mali piyasaların gündeminde bugün önemli bir veri görünmüyor.
Emre Değirmencioğlu
EKONOMİ
Gerçekler ve “niyetler”: Yeni OVP ne anlatıyor?
Revize edilen her rakam, uzatılan her hedef yılıyla yeni OVP de öncekiler gibi vaatleri bir kez daha öteliyor. Ertelenen tek haneli enflasyon hedefleri, yüksek faiz-düşük büyüme kıskacına sıkışan reel sektör ve vergilerle borç faizini ödeyen kamu maliyesi gösteriyor ki, ekonomi yönetiminin “niyeti” ile hayatın gerçekleri arasındaki makas giderek açılıyor
Yayınlanma:
4 hafta önce|
08/09/2026Yazan:
Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz
Makroekonomik hedef ve politikaların üç yıllık bir periyot için belirlendiği Orta Vadeli Program (2027-2029) bugün 6 Eylül 2026 tarihli mük. Resmi Gazete’de yayımlanan 11752 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe girdi.
Öngörülebilirliğin kritik rol oynadığı OVP’de üç yıllık tahminlerin tutarlı olmasının temel gerekçeleri; başta özel sektör olmak üzere kamu yönetimi ve yabancı yatırımcıların geleceğe dönük kararlarına yön verecek olması ve ekonomiye/ekonomi yönetimine güven duyulmasını sağlaması.
O nedenle hedeflenen rakamların isabet derecesi, yaşanan sapmalar ve yapılan revizyonların boyutu beklentileri ve ekonominin gidişatını etkilerken, politika setinin başarısı ya da başarısızlığını da belirliyor.
Enflasyon Patikası: 2026 yıl sonu enflasyon oranı gerçekleşme tahmini, bir önceki OVP’de yüzde 16 seviyesindeyken, yeni yayımlanan OVP’de ciddi bir sıçramayla yüzde 28,4’e yükseltildi. 2027 yılı enflasyon beklentisi ise önceki dönem programlanan tek haneli/düşük seviyelerden yüzde 21’e yukarı yönlü revize edildi.
Tek haneli enflasyon hedefi (yüzde 9) ise ancak dönemin son yılı olan 2029’a ertelenmiş durumda. Oysa ekonomi yönetimi 2023 ortasında enflasyonla mücadeleye başladığında 2 yıl içinde tek haneli enflasyona ulaşılacağını ifade ediyordu. O dönem, başta dar ve sabit gelirliler olmak üzere herkes dişini sıkacaktı. Oysa 2026 biterken bile tek haneli enflasyon için 3 yıl sonrasına gün veriliyor. 2 yıl, 9 yıla çıkmış oluyor (o da 2029 tahmini tutarsa), sonuçta istikrarlı bir ekonomi beklerken ömür bitiyor.
Büyüme Beklentileri: 2026 yılı büyüme tahmini önceki programdaki yüzde 3,8 seviyesinden yüzde 3,3’e düşürüldü. Türkiye ekonomisi 2026 ilk iki çeyrekte sırasıyla yüzde 2,5 ve yüzde 2,3 büyümüştü. Bu veriler ışığında 2026 için büyüme oranının yüzde 3,3 olması için önümüzdeki iki çeyrekte yüzde 4’ün üzerinde büyümesi gerekiyor. Sanayi büyümesindeki yavaşlama (yüzde 2,3 tahmini) ve iç talepteki sıkılaşma göz önüne alındığında 2026 büyüme tahminine ancak son çeyrekte faiz indirimi ve kredi genişlemesiyle ulaşılabilir.
Programın devamında büyümenin 2027’de yüzde 4,2’ye, 2028’de yüzde 4,6’ya ve 2029’da yüzde 5’e ulaşması öngörülüyor. Şayet 2029’a kadar enflasyonla mücadele biterse bu büyüme oranlarına ulaşılabilir.
Büyüme düşerken ve dezenflasyon süreci önümüzdeki yıllara yayılırken, tüm bunların bedeli ve ortaya çıkan yük daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Yüksek faiz ve baskılanan talep ortamının etkisi artan işsizlik riski ve geniş kesimlerdeki refah kaybı ile hissedilmeye devam ediyor. Özellikle manşet işsizlik oranındaki düşüş trendine rağmen istihdam oranının yavaş artışı ve atıl iş gücü oranının durdurulamayan yükselişi dikkatle izlenmeli.
Öte yandan büyüme tahminleri aşağı yönlü revize edilmesine rağmen, kişi başı milli gelir tahmininde iyimserlik sürüyor. Baskılanan kur ve nüfus projeksiyonlarıyla korunan iyimserlikle kişi başı milli gelirin 2026’daki 20.523 dolar seviyesinden 2029 yılında 24.842 dolara kadar yükselmesi hedefleniyor.
Baskılanan kur demişken, önümüzdeki üç yılın Dolar/TL kuru için OVP’de bir bilgi var mı bakalım. OVP böyle bir veri sunmuyor ancak TL ve Dolar cinsinden GSYH ve nüfus tahminlerine bakınca programın ima ettiği yıllık ortalama Dolar/TL patikası hesaplanabiliyor, şöyle: 2027 yılı ortalama yaklaşık 56, 2028 için 63,7, 2029 için 68,9 TL ima ediliyor.
OVP’ye göre önümüzdeki üç yılda toplam yurt içi tasarrufların milli gelire oranında yataya yakın seyir bekleniyor. Yüksek enflasyonist süreç ve maliyet baskıları nedeniyle özel sektör tasarruf/GSYH yüksek değil ancak milli gelir içindeki payında izleyen yıllarda hafif bir artış bekleniyor. Kamu tasarruflarının milli gelir içindeki payının da 2028’e kadar yüzde 0,5 seviyesine gerilemesi öngörülüyor.
Diğer yandan kamu yatırımlarının milli gelire oranı yüzde 2-2,5 bandında seyrederek düşük seviyelerini koruyor. Kamunun hem tüketimi hem de doğrudan fiziki yatırımları sınırlanacaksa köprü, tünel ya da havalimanlarını kim yapıyor olabilir sizce?
Enflasyonla ve enflasyonla mücadeleyle baskılanan toplam nihai yurt içi talebin 2025’teki yüzde 4,5 seviyesinden 2026’da yüzde 3,4’e kadar sert düşeceği tahmin edilirken, 2027’de kısmen genişlemeci politikaların etkisiyle olsa gerek yüzde 4’e ve 2028’de yüzde 4,3’e kadar yükseleceği öngörülüyor.
Maliye politikasında vergi yükü ve borç faiz giderlerinde artış ön planda. Vergi gelirlerinin milli gelire oranının 2026’daki yüzde 17,1’lik seviyesinden 2027’de yüzde 17,9’a, 2028’de yüzde 18’e ve 2029’da yüzde 18,1’e kadar yükselmesi öngörülüyor. Vergide adalet beklerken vergi yükünde artış ile karşı karşıya kalınacak.
Faiz giderleri/GSYH’nin 2026’da zaten yüksek olan yüzde 3,3’lük düzeyden izleyen yıllarda yüzde 3,6 ve yüzde 3,5’e yükseleceği öngörülüyor. Faiz giderlerinin milli gelire oranının yüksek oranlara çıkması sebebiyle faiz dışı dengede artıya geçme hedefi zaman alıyor.
2027 yılında faiz ödemesi 4 trilyon TL’ye ulaşacak ve faiz giderlerinin bütçe harcamaları içindeki payı yüzde 15’e yaklaşırken vergi gelirlerine oranı ise yüzde 20’ye ulaşacak. Bir başka deyişle her beş liralık verginin bir lirası borç faizlerine gidecek.
Aynı zamanda sadece faiz giderlerindeki bu artış, kamu harcamaları/GSYH’yi, bir başka söylemle “devletin ekonomideki payı”nı artırıyor. 2026’da kamu harcamaları/GSYH’nin yüzde 23’lük seviyesinden 2027’de yüzde 24,5 ve 2028’de de yüzde 24,1’e kadar ulaşması öngörülüyor.
Sonuç olarak, revize edilen her rakam, uzatılan her hedef yılıyla yeni OVP de öncekiler gibi vaatleri bir kez daha öteliyor. Ertelenen tek haneli enflasyon hedefleri, yüksek faiz-düşük büyüme kıskacına sıkışan reel sektör ve vergilerle borç faizini ödeyen kamu maliyesi gösteriyor ki, ekonomi yönetiminin “niyeti” ile hayatın gerçekleri arasındaki makas giderek açılıyor.
Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.640)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (601)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.984)
- GÜNCEL (4.619)
- GÜNDEM (3.582)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.744)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.495)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (838)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Euro Bölgesi'nde üretici fiyatlarında hızlı artış 05/10/2026
- Sigorta hasarları e-Devlet'te 05/10/2026
- Yapay zekânın görünmeyen kazananı: Siber güvenlik 05/10/2026
- TCMB, Fed üyesi Waller'ın da katılacağı bir forum düzenliyor 05/10/2026
- Bakan Şimşek'ten Eylül enflasyonu değerlendirmesi 05/10/2026
- AMB başekonomistinden "ölçülü tepki" çağrısı 05/10/2026
- Nagel: AMB esnek olmalı 05/10/2026
- BofA: Fon krizi şimdilik daha hızlı bir gevşeme gerektirmiyor 05/10/2026
- Grafiklerle Eylül enflasyonu 05/10/2026
- İspanya Başbakanı Sanchez'den erken seçim hamlesi 05/10/2026
SON YAZILAR
- Fonlarda Kaybolan Para Reel Sektöre Aksaydı Türkiye’de Ne Değişirdi? 03/10/2026
- BDDK’dan kredi kartı ve telefon kredilerine yeni ayar! 03/10/2026
- İHRACATÇIYA YÜZDE 3 KUR DESTEĞİNDE KURALLAR DEĞİŞTİ 02/10/2026
- Faiz ateşi dünyayı sararken, gözler ABD istihdam raporuna çevrildi 02/10/2026
- TCMB’den KOBİ kredilerinde gevşeme: Sınır yüzde 5’e çıktı 02/10/2026
- SPK: FON KRİZİNDE “FAHİŞ KAZANÇ” İÇİN İADE HESAPLARI AÇILDI 01/10/2026
- TERA, DESTEK VE HEDEF’TE TMSF DÖNEMİ! 01/10/2026
- Fon krizinde çözüm uzadıkça piyasalarda tansiyon artıyor 01/10/2026
- Akbank “Şehrin İyi Hali” projesinin 12. dönem başvurularını başlattı 24/09/2026
- Elektronik Parada Yaprak Dökümü 24/09/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
