Connect with us

EKONOMİ

İSO BAŞKANI BAHÇIVAN: ARTAN ENERJİ MALİYETLERİ BÜTÜN SORUNLARIN ÖNÜNE GEÇTİ

Yayınlanma:

|

stanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, artan enerji maliyetlerinin sanayi sektörü açısından diğer bütün sorunların önüne geçtiğini belirterek, “Birçok organize sanayi bölgemiz günler sürecek elektrik kesintilerine hazırlıksız yakalanmış durumda. Kesintilerin birçok sanayicimize doğrudan bir yazılı tebliğ olmadan sözlü olarak bildirildiği ve gerekli hazırlığı yapacak yeterli süre verilmeden de kesintilerin başladığı görülmekte” dedi.

İSO Meclisi’nin ocak ayı olağan toplantısı, ‘Ekonomi ve İhracatın Kalbi İstanbul’da Sanayinin Üretim ve Rekabet Gücünü Artırmaya Yönelik Yeni Strateji ve Gelişim Önerileri’ ana gündemi ile toplandı. Video konferans yöntemiyle yapılan konferansın açılışında konuşan İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, sanayide yaşanan sıkıntılar ve çözümü için yapılan görüşmeler hakkında bilgi verdi. Erdal Bahçıvan’ın konuşması satır başlarıyla şöyle:

ARZ DARBOĞAZI VE ARTAN ÜRETİM MALİYETLERİ SANAYİNİN YAŞADIĞI BÜYÜK BİR SORUN: “2021 yılı yine pandeminin damga vurduğu bir sene olarak tarihe geçti. Yeni varyantlar milyonlarca hayatı maalesef olumsuz etkiledi. Ama ekonomik etkileri önceki yıla göre daha farklı yaşadık. Aşılar sayesinde daha az eve kapandık ve ekonomide beklediğimizden daha hızlı bir normale dönüş oldu. Bugün hızla yayılan yeni varyantın yol açtığı belirsizliğe ve bazı ülkelerde alınan farklı ve yeni tedbirlere rağmen günlük yaşamı, ekonomiyi ve ticareti daha az etkiliyor. Sanayi sektörü, güçlü performansıyla ekonomik toparlanmaya öncülük etmeyi sürdürüyor. Son dönemlerdeki yavaşlama sinyallerine rağmen küresel imalat PMI, geçtiğimiz yılı ortalama 54,7 ile güçlü bir şekilde kapattı. Ancak üretimde ciddi aksamalara yol açan arz darboğazı ve artan üretim maliyetleri de halen birçok sanayimizin yaşadığı büyük bir sorun. Endüstriyel metallerle başlayıp tarımsal ürünlerle devam eden en çok da yarı iletkenlerde hissedilen arz sıkıntıların fiyatlar üzerindeki olumsuz etkisi halen devam ediyor.

YÜKSEK ENERJİ FİYATLARI ÜRETİCİ MALİYETLERİNDEKİ ARTIŞIN EN ÖNEMLİ SEBEBİ: Yüksek enerji fiyatları, üretici maliyetlerindeki artışın en önemli sebeplerinden biri. Petrolde 85 dolar seviyelerinin de üzerini gördüğümüz bugünlerde Amerika Birleşik Devletleri’yle petrol ihracatçısı ülkeler arasındaki gerilimin de sürdüğüne tanık oluyoruz. Yine pandemi nedeniyle uygulanan aşırı genişlemeci para ve maliye politikaları enflasyonda etkili olan başka bir faktör. Dolayısıyla tedarik zinciri krizinde en kötünün geride kalmış olması mümkün olsa bile özellikle enflasyon baskısını bir süre daha aktif etmemiz muhtemel görünüyor.

MERKEZ BANKALARI ENFLASYONU HEDEF SEVİYEYE İNDİRME YÖNÜNDE DÜMEN KIRMIŞ DURUMDA: Nitekim gelişmiş ülkeler, uzun bir aradan sonra yüksek enflasyonu tartışıyor. Tüketici enflasyonu ABD’de yüzde 7,1 ile son 40 yılın, İngiltere’de yüzde 5,4 ile son 30 yılın, Euro Bölgesi’nde yüzde 5,1 ile parasal birlik tarihinin en yüksek seviyesinde geçtiğimiz yılı kapattı. Enflasyonda beklenen geri çekilmenin yavaşlamasıyla birlikte aylardır süren ‘enflasyon geçici mi, kalıcı mı’ tartışmasına merkez bankalarının nokta koyduğunu görüyoruz. Yakın zamana kadar enflasyonu hedef seviyeye yükseltme çabası içinde olan merkez bankaları, şimdi hedef seviyeye indirme yönünde dümen kırmış durumda. Fed’in bu yıl 3, hatta belki de daha fazla sayıda faiz artışı yapması gündemde. Avrupa Merkez Bankası da pandemi acil varlık programını kademeli olarak geri çekmeye başladı. Aralıkta faiz artıran İngiltere’nin de buna devam edeceği düşünülüyor. Tüm bu gelişmeler, 2022’de küresel sermaye hareketlerinde ve finans piyasalarında dalgalanmaların görülebileceğini işaret ediyor.

BÜYÜMEDE ÜLKELER ARASINDAKİ AYRIŞMA 2022’DE KÜRESEL EKONOMİ İÇİN EN ÖNEMLİ RİSKLERDEN BİRİ: Büyümenin ülkeler arasında gösterdiği derin ayrışma, 2022 yılında küresel ekonomi için en önemli risklerden biri gibi gözüküyor. Bu durum küresel boyutta sosyal huzursuzluk ihtimalini arttırırken pandeminin etkilerinin daha uzun vadeye yayılabileceği endişesine yol açıyor. Öte yandan aşı eşitsizliğinin dünyanın farklı bölgelerinde yeni varyantlara yol açma riski de yazık ki ortadan kalkmış değil. Pandemi nedeniyle yükselen bütçe açıkları, küresel iklim değişiklikleri ve son aylarda hızla yükselen jeopolitik gelirlerde belirsizliği artıran diğer unsurlar arasında.

SANAYİ İSTİHDAMI 6,4 MİLYONA ULAŞIP REKOR KIRARAK BİZLERE GURUR VERDİ: Dünyadaki bu görünümden yola çıkarak ülkemize baktığımızda, her şeyden önce 2021’de ekonomik büyümenin sanayinin öncülüğünde çift haneli gelecek olmasından büyük memnuniyet duyduğumuzu belirtmek isterim. İstihdam tarafında eşitsizlik ve atıl iş gücü oranlarımız halen yüksek görünse de pandemi kayıpları fazlasıyla telafi edildi. Sanayi istihdamı 6,4 milyona ulaşıp rekor kırarak bizlere gurur verdi. Son öncü göstergelere baktığımızda ise tüm sıkıntılara rağmen iç talebin direncini büyük ölçüde koruduğunu görüyoruz. Geçtiğimiz yıl 225 milyar dolara ulaşan ihracatta bu büyümeye güçlü destek veriyor. Diğer taraftan bu olumlu verilere rağmen sürecin bazı önemli maliyetler ortaya çıkardığı da bir gerçektir. Küresel arz sorunu, yüksek emtia fiyatları ve de Türk lirasındaki değer kaybının etkisiyle üretim maliyetlerimiz maalesef olağanüstü bir artış gösterdi.

ÜFE-TÜFE MAKASININ YÜKSEKLİĞİ 2022’Yİ DE YÜKSEK ENFLASYONLA GEÇİRECEĞİMİZE DAİR BİZE İŞARETLER VERİYOR: 2021 yılı ne yazık ki yüzde 80’e yakın bir ÜFE ve yüzde 36’lık TÜFE enflasyonuyla kapandı. ÜFE-TÜFE makasının yüksekliği, maliyet artışları ve beklentilerdeki bozulmalar, 2022’yi de yüksek enflasyonla geçireceğimize dair bize işaretler veriyor. Bu noktada altını çizmek isterim ki artan enerji maliyetleri, şu an sanayi sektörü açısından diğer bütün sorunların önüne geçmiş durumda. Ne yazık ki bir yılı dahi tutmayan bir kısa zaman içerisinde elektrikte yüzde yüz 150’leri, doğal gazda ise yüzde 400’leri aşan fiyat artışlarına maruz kalmış bulunuyoruz. Buna bir de son olarak, sanayiye yönelik doğal gaz sevkiyatında yüzde 40’lık kesinti eklendi. Ülkemizde hepimizin malumu, sanayi tesislerinin kullandığı elektriğin büyük bir bölümü doğal gaz kaynağından üretiliyor. Buna bağlı olarak sanayi bölgelerine verilen enerjinin Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirket (TEİAŞ) tarafından ülke çapında kısıtlandığını görüyoruz.

KESİNTİLER SÖZLÜ OLARAK BİLDİRİLDİ: Birçok organize sanayi bölgemiz günler sürecek elektrik kesintilerine hazırlıksız yakalanmış durumda. Kesintilerin birçok sanayicimize doğrudan bir yazılı tebliğ olmadan sözlü olarak bildirildiği ve gerekli hazırlığı yapacak yeterli süre verilmeden de kesintilerin başladığı görülmekte. Sanayiciler olarak aylardır maliyet yönünden büyük bir fedakarlığa katlandıktan sonra şimdi de arz cephesinde yaşanan bu davaların üretim hayatımızda ciddi olumsuzluklara ve streslere yol açabileceğinden duyduğumuz endişeyi özellikle vurgulamak istiyorum. Bu konuda Sanayi ve Teknoloji Bakanımız sayın Mustafa Varank ile Tabii Kaynaklar Bakanımız sayın Fatih Dönmez ve sorunu yaşayan paydaşların geniş katılımıyla geçtiğimiz pazar günü elektronik ortamda yapılan bir toplantıya katılarak odamız adına görüş ve çözüm önerilerimizi paylaştık. Bu toplantıda özellikle vurguladığım nokta, çözüm arayışlarının sadece belirli sektörleri değil, üretim hayatımızın içindeki tüm sektörleri kapsaması ve ortaya çıkan bu yükün artık sadece sanayicinin değil toplumun diğer paydaşları da paylaşılması gerektiğidir.

AÇIKLANAN YENİ TEDBİRLERİ HEP BİRLİKTE YAKINDAN TAKİP EDİYORUZ: Ülkemiz bir süredir büyümeye öncelik veren bir ekonomi politikasına yönelmiş durumda. Bu kapsamda ilan edilen Türkiye Ekonomik Modeli’yle faizlerin düşük ve reel sektöre kredi akışının canlı tutulması, böylece de yatırımlar desteklenerek ihracat ve döviz gelişi ve fiyat istikrarını sağlanması hedefleniyor. Kasım ve aralık aylarında yaşadığımız kur şoklarının ardından başta kur korumalı TL hesapları olmak üzere açıklanan yeni tedbirleri hep birlikte yakından takip ediyoruz. Bu tedbirlerin ardından döviz kurallarına sağlanan istikrar mutlaka ki değerlidir. Önümüzdeki dönemde Türk lirasına olan güvenin kalıcı bir şekilde tesis edilerek enflasyonda yaşadığımız katılaşmanın en kısa sürede ortadan kalmasını umuyoruz.

BU FAİZLERLE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR ÜRETİM VE YATIRIM ORTAMI YARATILMASI MÜMKÜN DEĞİL: Halen maalesef 550 baz puan üzerinde seyreden CDS primlerinin düşmesi, güvenin sağlanması ve beklentilerin iyi yönetilmesi hayati önem arz ediyor. Bu noktada politika faiziyle birlikte bankaların fonlama maliyetlerindeki düşüşe rağmen son haftalarda kredi maliyetleri büyük bir yükseliş içinde. İmalat sanayi kapasite kullanımının yüzde 80’e dayandığı ve yatırım ihtiyacının bu dönemde yüksek olduğu bir dönemde yüzde 30’lu, maalesef hatta yüzde 40’lı rakamlara varan ticari kredi faizi seviyeleriyle sürdürülebilir bir üretim ve yatırım ortamı yaratılması, hepimizin malumu mümkün değil.

SAVAŞ TAMTAMLARI ÜLKEMİZİ YAKINDAN İLGİLENDİRİYOR: Küresel, jeopolitik riskler dünyamızda giderek artıyor. Özellikle yakın coğrafyamız Karadeniz’de Ukrayna ve Rusya arasındaki kriz her geçen gün ivmelenerek savaş tamtamlarının çalınması noktasına ne yazık ki ulaşmış durumda. Sorunun diplomasi yoluyla çözümünü temenni ederken enerji tedariki, ihracat ve turizm başta olmak üzere birçok açıdan konunun ülkemizi yakından ilgilendirdiğini de vurgulamak istiyorum.

İSTANBUL SANAYİ KAYNAKLI EKONOMİK GETİRİSİNİ KAYBEDİYOR: İstanbul, kendine has sosyoekonomik yapısıyla ülkemizin sanayi, ticaret, iş, yatırım, finans ve turizm başkenti olmayı sürdürüyor. Bütün bu özellikleriyle Türkiye’ye gayri safi yurt içi hasılasının yüzde 30’unu üreten, sahip olduğu liman ve lojistik kapasitesiyle ihracatın yaklaşık yarısını gerçekleştiren İstanbul, 2021’de 100 milyar doları aşan bir ihracat performansına da imza atmış durumda. Dünyanın birçok ülkesinden fazla olan genç nüfusu, hızla büyüyen iç pazarı, yaratıcılık, yenilik ve girişimcilik alanlarındaki öncü ruhu, dinamik özel sektörüyle büyük bir ekonomik güç haline gelen şehrimiz, genç nüfusu sayesinde büyük bir potansiyeli barındırıyor. Tüm bu olgulara sığındıktan sonra İstanbul sanayisinin daha ayrıntılı bir röntgenini çektiğimizde ise karşımıza iki gerçek çıkıyor. Birincisi; İstanbul, sanayi kaynaklı ekonomik getirisini kaybediyor.

SANAYİ İSTANBUL’U TERK EDİYOR: 2004’ten 2020’ye, 16 yıllık süre zarfında sanayi sektörünün İstanbul gayri safi hasılası payında yaklaşık yüzde 4’lük bir azalma söz konusu. Bir diğer gerçek ise ülkemizde sanayi gayrisafi hasılasının neredeyse 4’te 1’ini üreten İstanbul’da sanayi alanlarının il alanının toplamının yüzde 1,6 gibi küçük bir bölümü oluşturduğunu görüyoruz. Bu tespitlerin akabinde teşhis için şu soruyu sormamız gerekiyor: Sanayimiz neden İstanbul’u diyor? Elbette en basit tabiriyle bir ağ gibi İstanbul’u kuşatan plansız konutlaşma ve onun etrafında oluşan farklı ticari yatırımların sanayi alanlarının yerine inşa ediliyor olması bu sorunun en özlü yanıtıdır. Ne yazık ki söylemlerde hep sanayinin negatif çevresel etkisizliği getiriliyor. Fakat konutlaşmanın getirdiği çevresel etkilerin bu seviyede tartışılmadığı bir gerçektir. Hiç unutmamalıyız ki üretmeden ya da başkasının ürettiğini tüketerek kalkınmamız mümkün değil.

İSTANBUL’DA YENİ SANAYİ ALANI ÜRETMELİ: Acilen, her zaman savunduğumuz gibi İstanbul’da yeni sanayi alanı üretmeli, birikimli nitelikli ve deneyimli sanayicilerimizin bu şehri terk etmelerine izin vermemeliyiz.

LOJİSTİK SEKTÖRÜ REKABETTE ÖNEM KAZANDI: İstanbul’un ekonomik potansiyelini daha iyi kullanabilmek açısından bir diğer kritik konu da lojistik altyapı. Pandemi sonrası gelişen yeni ticaret fırsatları ve özellikle e-ticaretin büyümesi ile lojistik sektörü küresel rekabette ayrı bir önem kazandı. Son yıllarda bu alana yapılan yatırımların tedarik zincirlerinde elde ettiğimiz kazanımlarda önemli rolü olduğu açık.”

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

OVP 2027-2029: Bankacılıkta Yeni Kredi Rejimi Başlıyor

Kredi musluğu açılmayacak, nitelikli, katme değeri yüksek kredi müşterisi seçilecek!

Yayınlanma:

|

6 Eylül 2026’da açıklanan 2027-2029 Orta Vadeli Programı, Türkiye ekonomisi açısından yalnızca yeni enflasyon ve büyüme hedeflerini ortaya koymuyor. Program, aynı zamanda bankacılık sisteminin önümüzdeki üç yılda hangi alanlara kredi vereceğinin ve hangi alanlarda daha seçici davranacağının da çerçevesini çiziyor.

Yeni dönemin anahtar kelimesi artık “daha fazla kredi” değil, “daha doğru kredi” olacak.

KOBİ, ihracat, yatırım, üretim ve yüksek katma değerli sanayi finansmanı öne çıkarken; genel amaçlı kredi, yüksek borçluluk ve zayıf nakit akışına dayalı şirket finansmanı daha zor hale gelebilir.

OVP’nin bankacılık açısından asıl mesajı ne?

OVP’nin bankacılık açısından en önemli tarafı, kredi sisteminin nicelikten niteliğe doğru yönlendirilmesidir.

Ekonomi yönetimi bir yandan enflasyonu 2027’de yüzde 21, 2028’de yüzde 13,5 ve 2029’da yüzde 9 seviyesine indirmeyi hedeflerken, diğer taraftan büyümenin 2027’de yüzde 4,2’ye, sonraki yıllarda yüzde 5 seviyesine doğru yükselmesini öngörüyor. 2026 büyüme tahmini ise yüzde 3,3’e çekildi.

Buradaki temel soru şudur: Enflasyon düşürülürken üretim nasıl finanse edilecek?

İşte bankacılık stratejisinin değiştiği nokta tam olarak burası. Ekonomi yönetimi, bütün kredileri aynı şekilde büyütmek yerine üretim, yatırım, ihracat ve KOBİ kredilerini öne çıkaran seçici kredi politikasını sürdürüyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıklamasına göre KOBİ kredilerinin toplam krediler içindeki payı uzun dönem ortalamasındaki yüzde 24,6-25 seviyesinden yaklaşık yüzde 27’ye çıkmış durumda. İhracat kredilerinin payı ise yüzde 6,3’lük uzun dönem ortalamasından yaklaşık yüzde 12’ye yükselmiş bulunuyor.

Bu rakamlar tesadüf değil.

Bankacılık sisteminin kredi kompozisyonu değiştiriliyor.

1. Kredi musluğu tamamen açılmayacak

Bence OVP’nin bankacılık açısından en yanlış okunabilecek tarafı burası. “Enflasyon düşüyor, büyüme hedefi yükseliyor, o halde bankalar daha fazla kredi verecek” şeklinde bir sonuç çıkarmak doğru değil.

Tam tersine; Kredi büyümesi enflasyonla uyumlu tutulurken, kredinin yönü değiştirilecek.

Bu şu anlama geliyor: Kredi miktarı kontrollü, kredi tahsisi seçici olacak.

Dolayısıyla 2027’de bankacılık sektöründe temel rekabet yalnızca “kaç milyar TL kredi kullandırdın?” üzerinden değil; “Hangi müşteriye, hangi sektöre ve hangi risk profiline kredi verdin?” üzerinden şekillenecek.

2. Banka kredi komitelerinde “nakit akışı” daha önemli hale gelecek

Türkiye’de uzun yıllar kredi değerlendirmesinde teminat önemli bir unsur oldu. Gayrimenkul, fabrika, arsa, kefalet ve diğer teminatlar kredi kararında güçlü rol oynadı.

Ancak yüksek faiz ve uzun nakit dönüş süreleri şirket bilançolarını zorladıkça yeni dönemin kritik sorusu şu olacak: “Şirket borcunu hangi nakit akışıyla ödeyecek?”

Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların kredi analizinde:

  • EBITDA,
  • faaliyet nakit akışı,
  • borç servis kapasitesi,
  • işletme sermayesi ihtiyacı,
  • stok devir hızı,
  • alacak tahsil süresi,
  • borç/vade uyumu,
  • ihracat geliri,
  • döviz pozisyonu,
  • faiz karşılama oranı çok daha fazla önem kazanacak.

Başka bir ifadeyle: Teminat + bilanço modelinden, Nakit akışı + sektör + risk + teminat modeline geçiş hızlanacak.

3. KOBİ kredileri neden kritik?

OVP’nin önemli mesajlarından biri KOBİ finansmanının desteklenmesi.

Şimşek’in verdiği rakama göre KOBİ kredilerinin toplam krediler içindeki payı yaklaşık yüzde 27’ye yükselmiş durumda. Ancak burada önemli bir ayrım var: KOBİ’ye kredi vermek ile KOBİ’nin finansman sorununu çözmek aynı şey değildir.

KOBİ yüzde 50 civarında maliyetle kredi kullanıyorsa, kredi miktarını artırmak tek başına çözüm olmayabilir.

Çünkü şirketin:

  • brüt kâr marjı,
  • faaliyet kârı,
  • stok finansmanı,
  • tahsilat süresi

kredi maliyetinden düşük kalıyorsa, daha fazla kredi şirketi kurtarmak yerine daha fazla borçlandırabilir.

Bu nedenle OVP’nin gerçek başarısı: KOBİ’lere ne kadar kredi verildiğiyle değil, verilen kredinin kaçının üretim kapasitesine dönüştüğüyle ölçülmeli.

4. İhracat kredileri artık bankacılığın stratejik alanı

Burada ciddi bir dönüşüm yaşanıyor. İhracat kredilerinin toplam krediler içindeki payının yaklaşık yüzde 12’ye yükselmesi, uzun dönem ortalamasının neredeyse iki katına çıkması dikkat çekici. Reeskont kredilerinin günlük limitinin de 17 kat artırıldığı açıklandı.

Bu bize şunu söylüyor: Bankacılık sisteminden beklenen yalnızca kredi vermek değil, döviz kazandırıcı faaliyeti finanse etmek.

Bu nedenle ihracatçı şirketler: kur riski + faiz maliyeti + ihracat geliri + tahsilat riski birlikte değerlendirilerek daha avantajlı finansmana ulaşabilecek. Reeskont kredilerinde açıklanan yüzde 23,9 faiz oranı ve bankacılık maliyetleri eklendiğinde yaklaşık yüzde 25-26 seviyesine çıkan maliyet, mevcut enflasyonun altında bir finansman kanalı oluşturuyor. Bu durum ticari bankalar açısından da önemli.

Çünkü klasik ticari kredi ile hedefli/reeskont finansmanı arasında ciddi maliyet farkı oluştuğunda şirketlerin finansman tercihi değişiyor.

5. Sanayi finansmanında yeni dönem

OVP’nin önemli başlıklarından biri imalat sanayiinin güçlendirilmesi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, İmalat Sanayii Finansman Desteği Programı kapsamında 250 milyar TL ilave kredi desteği sağlandığını; orta-yüksek ve yüksek teknoloji ağırlıklı sanayi yatırımlarına yönelik üç yıl için 750 milyar TL YTAK kredilerinin kullandırılmaya devam edeceğini açıkladı.

Bu, bankacılık açısından çok önemli bir sinyal.

Çünkü Türkiye’nin kredi sistemi giderek: tüketim → üretim ve genel ticari kredi → hedefli yatırım kredisi eksenine çekilmeye çalışılıyor.

6. Bankaların kârlılığı açısından OVP ne söylüyor?

Burada bankalar açısından daha karmaşık bir tablo var.

Bir tarafta:

  • faizlerin zaman içinde düşmesi,
  • enflasyonun gerilemesi,
  • kredi talebinin yeniden canlanması bankalar açısından olumlu.

Diğer tarafta:

  • seçici kredi,
  • kredi büyüme sınırları,
  • makroihtiyati düzenlemeler,
  • düşük maliyetli hedefli kredi programları bankaların serbest fiyatlama alanını sınırlayabilir.

Dolayısıyla bankaların önümüzdeki dönemde kârlılığı sadece faiz marjı üzerinden değil; komisyon gelirleri + ödeme sistemleri + yatırım bankacılığı + sermaye piyasaları + sigorta + dijital bankacılık üzerinden çeşitlendirmesi gerekecek.

7. Mevduatta da yeni dönem

OVP’nin finansal istikrar ayağında TL tasarrufların artırılması ve finansal kaynakların daha etkin alanlara yönlendirilmesi öne çıkıyor.

Bu nedenle bankalar açısından sadece kredi tarafı değil, pasif yönetimi de kritik. Bankaların önündeki temel sorun: Uzun vadeli kredi vermek için uzun vadeli ve uygun maliyetli kaynak bulmak. Türkiye’de mevduatın önemli bölümünün kısa vadeli olması, uzun vadeli yatırım finansmanının önündeki yapısal problemlerden biri.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde: uzun vadeli TL mevduat + emeklilik fonları + yatırım fonları + tahvil piyasası + sermaye piyasaları daha önemli hale gelecek.

8. Bankacılık sisteminin en büyük riski: sorunlu kredi

Burada OVP’nin hedefleri ile reel sektörün mevcut durumu arasında dikkat edilmesi gereken bir alan var.

Kredi maliyetlerinin uzun süre yüksek kalması: yüksek faiz → düşük faaliyet kârı → nakit açığı → yeniden borçlanma → yapılandırma → sorunlu kredi zinciri yaratabilir.

Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların en önemli gündemlerinden biri yalnızca yeni kredi vermek değil, mevcut kredi portföyünün kalitesini korumak olacak.

Özellikle:

  • tekstil,
  • inşaat,
  • gayrimenkul,
  • perakende,
  • enerji,
  • KOBİ ağırlıklı sektörler yakından izlenmeye devam edebilir.

9. “Kredi vermek” ile “şirketi yaşatmak” arasındaki fark

Bence OVP’nin bankacılık tarafındaki en önemli sınavı burada. Bir şirkete 100 milyon TL kredi vermek kolaydır.

Asıl mesele: Bu 100 milyon TL şirketin üretim kapasitesini mi artıracak? yoksa Önceki kredinin faizini ve vadesi gelen borcunu mu kapatacak?

Eğer ikinci durum gerçekleşiyorsa, bankacılık sistemi ekonomik büyümeyi finanse etmiyor; borç stokunu çeviriyor. Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların kredi komitelerinde “nakit karşılıklı kredi” anlayışının güçlendirilmesi gerekiyor.

10. Bankacılıkta yeni denklem

Önümüzdeki dönemin kredi denklemini şöyle özetlemek mümkün:

Eski model: Teminat → Kredi → Bilanço büyümesi

Yeni model: Üretim → Nakit akışı → İhracat → Verimlilik → Borç servis kapasitesi → Kredi

Bunun anlamı çok açık: Sadece malı olan değil, para üretebilen şirket kredi açısından daha değerli hale gelecek.

Reel sektör açısından OVP’nin kritik açmazı

Ancak burada ekonomi yönetiminin çözmesi gereken önemli bir çelişki var.

Bir tarafta: Enflasyon düşürülecek.

Diğer tarafta: Üretim ve yatırım artırılacak.

Üçüncü tarafta: Kredi büyümesi kontrol altında tutulacak.

Dördüncü tarafta: Şirketlerin finansman maliyetleri yüksek.

Bu dört hedef aynı anda yönetilmek zorunda.

Eğer finansman maliyeti yeterince hızlı düşmezse, üretici şirket yatırım yapamayabilir.

Eğer kredi çok hızlı gevşerse, bu kez: kredi → talep → döviz → fiyatlar → enflasyon kanalı yeniden çalışabilir.

Dolayısıyla ekonomi yönetiminin önündeki asıl mesele: “Kredi musluğunu açmak veya kapatmak değil, doğru basınçta tutmak.”

Bankalar 2027’de ne yapmalı?

Bence bankaların önümüzdeki dönemde beş stratejik alanı öne çıkarması gerekiyor:

1. Nakit akışı bazlı kredi

Şirketin gerçek ödeme gücü analiz edilmeli.

2. Sektör bazlı kredi politikası

Her sektöre aynı kredi limiti uygulanmamalı.

3. İhracat ve döviz kazandırıcı faaliyet finansmanı

Döviz geliri yaratan şirketlere daha uygun yapılandırılmış finansman sağlanmalı.

4. Yatırım finansmanı

Makine, teknoloji, enerji verimliliği ve kapasite artışı gibi yatırımlar ayrı değerlendirilmelidir.

5. Erken uyarı sistemi

Sorunlu hale gelen krediyi beklemek yerine: “Batıyok” oluşmadan önce müdahale edilmelidir.

Bankacılık açısından 10 önemli stratejik değişiklik

Alan OVP’nin mesajı Bankacılık açısından anlamı
1. Kredi büyümesi Enflasyonla uyumlu kredi büyümesi Bankalar kredi musluklarını serbest bırakmayacak; seçici kredi devam edecek
2. Reel sektör finansmanı Üretim, yatırım ve ihracata yönlendirme Genel kredi yerine hedefli/sektörel kredi önem kazanacak
3. İmalat sanayii İmalat ve yüksek katma değerli yatırımlara finansman Bankalar için sanayi kredileri yeniden stratejik ürün haline gelebilir
4. İhracat İhracat kapasitesinin artırılması Reeskont, Eximbank ve döviz kazandırıcı faaliyet finansmanı önemini koruyacak
5. KOBİ Finansmana erişimin güçlendirilmesi KOBİ kredilerinde teminat + nakit akışı + sektör riski daha fazla dikkate alınacak
6. Kredi tahsisi Kaynakların verimli alanlara yönlendirilmesi “Kredi isteyen herkese kredi” modelinden risk bazlı kredi tahsisine geçiş
7. Sermaye piyasaları Banka dışı finansmanın geliştirilmesi Faktoring, leasing, tahvil, fonlar, GYO/Girişim sermayesi gibi alternatifler büyüyecek
8. Finansal teknoloji Dijitalleşme ve finansal altyapı Bankaların veri, yapay zekâ ve dijital kredi modellerine yatırımı artacak
9. Finansal istikrar TL’ye güven ve makro finansal istikrar Bankaların bilanço, likidite ve döviz pozisyonu daha yakından yönetilecek
10. Finansal okuryazarlık Finansal eğitim artırılacak Tüketici ve yatırımcı davranışlarının daha kontrollü hale getirilmesi hedefleniyor

Kutu Bilgi | OVP’de bankacılık için öne çıkan rakamlar

Gösterge OVP/2026 açıklamaları
2026 büyüme tahmini %3,3
2027 büyüme hedefi %4,2
2026 yıl sonu enflasyon tahmini %28,4
2027 enflasyon hedefi %21
2028 enflasyon hedefi %13,5
2029 enflasyon hedefi %9
KOBİ kredilerinin toplam kredilerdeki payı ~%27
İhracat kredilerinin toplam kredilerdeki payı ~%12
İhracat kredilerinde uzun dönem ortalama %6,3
İmalat Sanayii Finansman Desteği 250 milyar TL
YTAK kredi büyüklüğü 750 milyar TL / 3 yıl
Reeskont kredi günlük limit artışı 17 kat

Rakamların ilgili bölümü ekonomi yönetiminin OVP sunumu ve program sonrası açıklamalarından derlenmiştir.

Bankacılıkta “kredi büyümesi” değil “kredi kalitesi” dönemi

2027-2029 OVP’nin bankacılık açısından bana göre en önemli mesajı şudur: Türkiye artık sadece daha fazla krediye değil, daha verimli krediye ihtiyaç duyuyor.

Bunun gerçekleşmesi halinde bankacılık sistemi ekonominin üretim kapasitesini artıran bir mekanizmaya dönüşebilir.

Ancak bunun için kredi tahsisinde yalnızca teminatın değil, nakit akışının ve üretim kapasitesinin merkeze alınması gerekiyor.

Çünkü Türkiye’nin asıl problemi artık sadece: “Şirket kredi bulabiliyor mu?” değil.

Daha önemli soru: “Şirket aldığı krediyi üretime dönüştürüp borcunu geri ödeyebiliyor mu?”

BankaVitrini olarak uzun süredir vurguladığımız “nakit kraldır” yaklaşımının önemi burada ortaya çıkıyor.

2027-2029 döneminde bankacılık sisteminin başarısını kredi hacmi değil; üretime dönüşen kredi + zamanında geri ödenen kredi + düşük sorunlu kredi + artan ihracat belirleyecek.

Kısacası: OVP bankalara “daha çok kredi verin” demiyor. “Krediyi doğru şirkete, doğru sektöre ve doğru amaçla verin” diyor.

Ve önümüzdeki dönemde bankacılığın en kritik rekabet alanı da tam olarak burası olacak.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist | BankaVitrini.com

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Diplomasi ertelendi, petrol yeniden $108: Piyasalar Fed haftasına gergin başladı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Orta Doğu’da gözler bugün Umman’da yapılması planlanan kritik diplomasi toplantısına çevrilmişti. Umman’ın arabuluculuğunda İran ile Körfez’deki Arap ülkelerini bir araya getirmesi beklenen toplantıda, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere bölgedeki deniz taşımacılığının nasıl güvence altına alınabileceği ele alınacaktı. İran’ın da, Hürmüz Boğazı’ndan gemi geçişlerini düzenlemek üzere Umman ile üzerinde çalıştığı bir öneriyi toplantıda Körfez ülkelerine sunması bekleniyordu. Ancak Umman Dışişleri Bakanı, taraflar arasında yeterli uzlaşı oluşmadığı gerekçesiyle toplantının ertelendiğini açıkladı.

Piyasa tarafında bunun ilk yansıması petrol fiyatlarında görüldü. Diplomatik çözüm umutlarının zayıflamasına, Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı’nı bypass eden doğu-batı petrol boru hattının cuma günkü drone saldırısının ardından hâlâ kapalı olması da eklenince, arz endişeleri yeniden güç kazandı. Bir başka deyişle, Hürmüz Boğazı’ndaki kesintiler nedeniyle son altı aydır petrol ihracatının önemli bölümünü Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na yönlendiren Riyad, drone saldırılarının ardından boru hattını devre dışına aldıklarını açıklarken, küresel petrol arzının yaklaşık %4’ünün daha risk altına girdiğini görüyoruz.

Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı, haftayı 104,60 dolar seviyesinden kapatmasının ardından haber akışının da etkisiyle yeniden 108 dolara yükselirken, ABD’de dizel fiyatının galon başına 6,20 dolar ile yeni rekor kırması enerji şokunun enflasyon üzerindeki baskısını artırmaya başladı. Riyad’ın Kızıldeniz’e açılan boru hattındaki tamirat çalışmalarının 5-6 hafta sürebileceğini okurken, Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı’ndaki stratejik Perim Adası’na ulaşması da arz güvenliği endişelerini büyütüyor. Modern tarihin en ciddi enerji arzı krizlerinden biri ile karşı karşıya olduğumuzu itiraf etmemiz gerekiyor.

Cuma günü ABD’de açıklanan enflasyon verisi sonrası piyasalar Fed’in çarşamba günü 25 baz puan faiz artırmasına %86 ihtimal verirken, sene sonuna kadar ise beklenti 50 baz puana yükseldi. Çarşamba gününe yönelik piyasa beklentisi %86 seviyesine kadar çıkmışken, Fed’den 2023 ortasından bu yana ilk kez faiz artışına soyunabileceği beklentisiyle 10 yıllık gösterge ABD tahvil faizi %5 sınırına dayanırken, bu sabah hisse senetlerinden kıymetli metallere kadar pek çok enstrümanın baskı altında kaldığını görüyoruz.

Petrol ve faiz endişelerine bu sabah yapay zekâ hisselerindeki sert satışların da eklenmesiyle, küresel risk iştahı haftaya oldukça zayıf başladı. OpenAI ve Anthropic yöneticilerinin, yapay zekânın oluşturabileceği riskleri sınırlamak amacıyla teknolojinin geliştirilme hızının yavaşlatılması çağrısında bulunması AI bağlantılı hisseleri baskı altına aldı. Asya cephesinde gösterge endeks Nikkei %1 gerilerken, Güney Kore’de KOSPI %2,6 düştü. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde teknoloji hisselerinin ağırlıklı olduğu Nasdaq %1,3, S&P 500 ise %0,5 ekside işlem görürken, Avrupa vadeli endeksleri de güne düşüşle başlanacağına işaret ediyor. Yüksek tahvil faizlerinin baskısıyla altının ons fiyatı bu sabah 4,340 dolar seviyesine gerilerken, gümüşün ons fiyatı da 64 dolar civarında salınıyor. Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin önemli bir değişim göstermeden 77,500 dolar seviyelerinde işlem görüyor.

Cuma günü açıklanan ABD TÜFE verisinde enerji ve gıda kalemlerini dışarıda bırakan çekirdek TÜFE artışı, yıllık bazda 2021’den bu yana en düşük seviyeye indi! Piyasanın faiz artırımına %86 ihtimal verdiği bir ortamda, bizler Fed’in çarşamba günü faiz artırmayacağını düşünüyoruz. Toplantıya şerh düşecek üye sayısını göz ardı etmesek de, Trump faktörünü de göz önüne alarak (faiz indirim talepleri), Fed’in faizi sabit bırakacağını düşünüyoruz. Talepten ziyade maliyet kaynaklı enflasyon artışı karşısında Fed’in faiz artırımına soyunması ne Hürmüz Boğazı’nı ne de Bab el-Mendeb Boğazı’nı açacaktır. Merkez bankaları enerji maliyetlerinde artışının ikincil etkilerini veya beklentilerdeki bozulmayı faiz artırarak dizginlemeye çalışabilir lâkin ABD’nin devasa borcu ve tahvil piyasalarının pek çok gelişmiş ülkede uzun yılların zirvesine ulaştığı bir ortamda, faiz artışının ne kadar faydalı olacağını da tam olarak kestiremiyoruz.

Elbette, vadeli faiz kontratlarının faiz artırım ihtimaline neredeyse %90 şans tanıdığı bir ortamda Fed’in eylül toplantısını pas geçmesi, piyasalardaki sisli havayı bir nebze olsun dağıtarak risk iştahının yeniden iyileşmesine yardımcı olabilir. Ancak diğer taraftan, Fed’in faiz artıramaması tahvil piyasasında kontrolü elden kaçırmaya başladığı yönündeki inancı daha da güçlendirebilir! Böyle bir senaryonun ise kıymetli metaller açısından oldukça pozitif sonuçlar doğurabileceğini düşünüyoruz.

Türkiye cephesinde ise TCMB’nin politika faizini %37 seviyesinde sabit tutmasının ardından gözler olası bir faiz indirimi için ekim toplantısına çevrilirken, SPK düzenlemelerinin yansımaları ise hisse senedi piyasalarında yakından takip edildi. BIST100 ana endeksi haftayı %3,25 yükselişle tamamladı. Bu sabah Reuters haberlerinde, Pusula Finans Holding’in Tera şirketler grubuna devri için düzenleyici kurumların onayı beklenirken, Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen’in Pusula Finans Holding’in yönetim kurulu başkanlığına getirildi belirtildi.

Dolar (DXY) küresel arenada haftaya yükselişle başlarken, para birimleri liginde ise EUR ve GBP’nin sırasıyla 1,1560 ve 1,35 seviyelerine geri çekildiğini görüyoruz. USDTRY kuru ise 48,62 seviyesine bebek adımlarıyla yükselirken, CDS risk primi 5 baz puan kadar artışla 225 baz puan seviyesine geldi. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi hafif bir yükselişle %39,76 seviyesinden haftayı kapatırken, gözler bu hafta Fed toplantısının yanı sıra Japon Merkez Bankası’nın (BoJ) faiz kararını da yakından takip edecektir. BoJ’un 25 baz puan faiz artırımına gideceğine kesin gözüyle bakılırken, Japon Yeni son haftalarda değer kazanarak 154 seviyelerine kadar toparladı. Mali piyasaların gündeminde bugün önemli bir veri görünmüyor.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

EKONOMİ

Gerçekler ve “niyetler”: Yeni OVP ne anlatıyor?

Revize edilen her rakam, uzatılan her hedef yılıyla yeni OVP de öncekiler gibi vaatleri bir kez daha öteliyor. Ertelenen tek haneli enflasyon hedefleri, yüksek faiz-düşük büyüme kıskacına sıkışan reel sektör ve vergilerle borç faizini ödeyen kamu maliyesi gösteriyor ki, ekonomi yönetiminin “niyeti” ile hayatın gerçekleri arasındaki makas giderek açılıyor

Yayınlanma:

|

Makroekonomik hedef ve politikaların üç yıllık bir periyot için belirlendiği Orta Vadeli Program (2027-2029) bugün 6 Eylül 2026 tarihli mük. Resmi Gazete’de yayımlanan 11752 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe girdi.

Öngörülebilirliğin kritik rol oynadığı OVP’de üç yıllık tahminlerin tutarlı olmasının temel gerekçeleri; başta özel sektör olmak üzere kamu yönetimi ve yabancı yatırımcıların geleceğe dönük kararlarına yön verecek olması ve ekonomiye/ekonomi yönetimine güven duyulmasını sağlaması.

O nedenle hedeflenen rakamların isabet derecesi, yaşanan sapmalar ve yapılan revizyonların boyutu beklentileri ve ekonominin gidişatını etkilerken, politika setinin başarısı ya da başarısızlığını da belirliyor.

Enflasyon Patikası: 2026 yıl sonu enflasyon oranı gerçekleşme tahmini, bir önceki OVP’de yüzde 16 seviyesindeyken, yeni yayımlanan OVP’de ciddi bir sıçramayla yüzde 28,4’e yükseltildi. 2027 yılı enflasyon beklentisi ise önceki dönem programlanan tek haneli/düşük seviyelerden yüzde 21’e yukarı yönlü revize edildi.

Tek haneli enflasyon hedefi (yüzde 9) ise ancak dönemin son yılı olan 2029’a ertelenmiş durumda. Oysa ekonomi yönetimi 2023 ortasında enflasyonla mücadeleye başladığında 2 yıl içinde tek haneli enflasyona ulaşılacağını ifade ediyordu. O dönem, başta dar ve sabit gelirliler olmak üzere herkes dişini sıkacaktı. Oysa 2026 biterken bile tek haneli enflasyon için 3 yıl sonrasına gün veriliyor. 2 yıl, 9 yıla çıkmış oluyor (o da 2029 tahmini tutarsa), sonuçta istikrarlı bir ekonomi beklerken ömür bitiyor.

Büyüme Beklentileri: 2026 yılı büyüme tahmini önceki programdaki yüzde 3,8 seviyesinden yüzde 3,3’e düşürüldü. Türkiye ekonomisi 2026 ilk iki çeyrekte sırasıyla yüzde 2,5 ve yüzde 2,3 büyümüştü. Bu veriler ışığında 2026 için büyüme oranının yüzde 3,3 olması için önümüzdeki iki çeyrekte yüzde 4’ün üzerinde büyümesi gerekiyor. Sanayi büyümesindeki yavaşlama (yüzde 2,3 tahmini) ve iç talepteki sıkılaşma göz önüne alındığında 2026 büyüme tahminine ancak son çeyrekte faiz indirimi ve kredi genişlemesiyle ulaşılabilir.

Programın devamında büyümenin 2027’de yüzde 4,2’ye, 2028’de yüzde 4,6’ya ve 2029’da yüzde 5’e ulaşması öngörülüyor. Şayet 2029’a kadar enflasyonla mücadele biterse bu büyüme oranlarına ulaşılabilir.

Büyüme düşerken ve dezenflasyon süreci önümüzdeki yıllara yayılırken, tüm bunların bedeli ve ortaya çıkan yük daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Yüksek faiz ve baskılanan talep ortamının etkisi artan işsizlik riski ve geniş kesimlerdeki refah kaybı ile hissedilmeye devam ediyor. Özellikle manşet işsizlik oranındaki düşüş trendine rağmen istihdam oranının yavaş artışı ve atıl iş gücü oranının durdurulamayan yükselişi dikkatle izlenmeli.

Öte yandan büyüme tahminleri aşağı yönlü revize edilmesine rağmen, kişi başı milli gelir tahmininde iyimserlik sürüyor. Baskılanan kur ve nüfus projeksiyonlarıyla korunan iyimserlikle kişi başı milli gelirin 2026’daki 20.523 dolar seviyesinden 2029 yılında 24.842 dolara kadar yükselmesi hedefleniyor.

Baskılanan kur demişken, önümüzdeki üç yılın Dolar/TL kuru için OVP’de bir bilgi var mı bakalım. OVP böyle bir veri sunmuyor ancak TL ve Dolar cinsinden GSYH ve nüfus tahminlerine bakınca programın ima ettiği yıllık ortalama Dolar/TL patikası hesaplanabiliyor, şöyle: 2027 yılı ortalama yaklaşık 56, 2028 için 63,7, 2029 için 68,9 TL ima ediliyor.

OVP’ye göre önümüzdeki üç yılda toplam yurt içi tasarrufların milli gelire oranında yataya yakın seyir bekleniyor. Yüksek enflasyonist süreç ve maliyet baskıları nedeniyle özel sektör tasarruf/GSYH yüksek değil ancak milli gelir içindeki payında izleyen yıllarda hafif bir artış bekleniyor. Kamu tasarruflarının milli gelir içindeki payının da 2028’e kadar yüzde 0,5 seviyesine gerilemesi öngörülüyor.

Diğer yandan kamu yatırımlarının milli gelire oranı yüzde 2-2,5 bandında seyrederek düşük seviyelerini koruyor. Kamunun hem tüketimi hem de doğrudan fiziki yatırımları sınırlanacaksa köprü, tünel ya da havalimanlarını kim yapıyor olabilir sizce?

Enflasyonla ve enflasyonla mücadeleyle baskılanan toplam nihai yurt içi talebin 2025’teki yüzde 4,5 seviyesinden 2026’da yüzde 3,4’e kadar sert düşeceği tahmin edilirken, 2027’de kısmen genişlemeci politikaların etkisiyle olsa gerek yüzde 4’e ve 2028’de yüzde 4,3’e kadar yükseleceği öngörülüyor.

Maliye politikasında vergi yükü ve borç faiz giderlerinde artış ön planda. Vergi gelirlerinin milli gelire oranının 2026’daki yüzde 17,1’lik seviyesinden 2027’de yüzde 17,9’a, 2028’de yüzde 18’e ve 2029’da yüzde 18,1’e kadar yükselmesi öngörülüyor. Vergide adalet beklerken vergi yükünde artış ile karşı karşıya kalınacak.

Faiz giderleri/GSYH’nin 2026’da zaten yüksek olan yüzde 3,3’lük düzeyden izleyen yıllarda yüzde 3,6 ve yüzde 3,5’e yükseleceği öngörülüyor. Faiz giderlerinin milli gelire oranının yüksek oranlara çıkması sebebiyle faiz dışı dengede artıya geçme hedefi zaman alıyor.

2027 yılında faiz ödemesi 4 trilyon TL’ye ulaşacak ve faiz giderlerinin bütçe harcamaları içindeki payı yüzde 15’e yaklaşırken vergi gelirlerine oranı ise yüzde 20’ye ulaşacak. Bir başka deyişle her beş liralık verginin bir lirası borç faizlerine gidecek.

Aynı zamanda sadece faiz giderlerindeki bu artış, kamu harcamaları/GSYH’yi, bir başka söylemle “devletin ekonomideki payı”nı artırıyor. 2026’da kamu harcamaları/GSYH’nin yüzde 23’lük seviyesinden 2027’de yüzde 24,5 ve 2028’de de yüzde 24,1’e kadar ulaşması öngörülüyor.

Sonuç olarak, revize edilen her rakam, uzatılan her hedef yılıyla yeni OVP de öncekiler gibi vaatleri bir kez daha öteliyor. Ertelenen tek haneli enflasyon hedefleri, yüksek faiz-düşük büyüme kıskacına sıkışan reel sektör ve vergilerle borç faizini ödeyen kamu maliyesi gösteriyor ki, ekonomi yönetiminin “niyeti” ile hayatın gerçekleri arasındaki makas giderek açılıyor.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.