Connect with us

Erol Taşdelen

YEŞİL NÜKLEER VE BANKALARIN SÜRDÜRÜLEBİLİR İKİYÜZLÜ HALİ

Yayınlanma:

|

1971 – Ramsar – Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme; 1972 – Paris – Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi; 1972 – Stockholm – BM İnsan ve Çevre Konferansı Bildirgesi; 1973 – Washington – Nesli Tehlikede Olan Yabani Bitki ve Hayvan Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme; 1976 – Barselona – Akdeniz’in Deniz Ortamı ve Kıyı Bölgesinin Korunması Sözleşmesi; 1979 – Bern – Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi; 1985 – Granada – Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi; 1989 – Basel – Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınımının Ve Bertarafının Kontrolüne İlişkin Sözleşme; 1992 – Valetta – Avrupa Arkeolojik Mirasının Korunması Sözleşmesi; 1992 – Rio – Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi;  1992- Rio – Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi; 1992- Rio – BM Ormancılık Prensipleri; 1994 – Paris – Özellikle Afrika’da Ciddi Kuraklık ve/veya Çölleşmeyle Mücadele için Birleşmiş Milletler Sözleşmesi; 1997- Kyoto – Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne Yönelik – Kyoto Protokolü; 1998- Aarhus – Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Vermede Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi; 2000 – Floransa – Avrupa Peyzaj Sözleşmesi; 2009 – Cartagena – Biyogüvenlik Protokolü; 2012 – Rio– Rio+20 BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı … ne kadar şatafatlı başlıklar değil mi?

Milletler topluluğu 17 alanda SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK hedeflemişti

2016’da SÜRDÜRÜLEBİLİR Kalkınma Amaçları yürürlüğe girdi ve 17 alanda Sürdürülebilirlik amaçlandı : Yoksulluğa Son, Açlığa Son, Sağlıklı Bireyler, Nitelikli Eğitim, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği,  Temiz Su ve Sıhhı koşullar, Erişilebilir ve  Temiz Enerji, İnsana yakışır iş ve Ekonomik Büyüme, Sanayi yenilikçilik ve alt yapı, Eşitliksizlerin azaltılması, Sürdürülebilir Şehir ve Yaşam alanları, Sorumlu Tüketim ve Üretim, İklim Eylemi, Sudaki Yaşam, Karasal Yaşam, Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar, Hedefler için ortaklıklar. Günümüzde 17 alandaki sürdürülebilir amaçların çok daha uzağındayız.

Dünya ülkelerinin çevreci, yeşil söylemi ile milletlararası genel kabul görmüş sözleşmelerin bazılarını yukarıda okudunuz. 2022 itibarıyla hepsi çöp belgesi konumundadır. Nedeni mi? Avrupa  Nükleer Enerjiyi “YEŞİL ENERJİ” kapsamına almak için harekete geçti de ondan. Avrupa Parlementosu Avrupa Komisyonu’nun önerisini 328 onay, 278 ret ve 33 çekimser oy ile onayladı iyi mi! Böylece, nükleer enerji projeleri sürdürülebilir yatırım listesinde yer alacak. Üstelik uygulama 2023’de yürürlüğe girecek. Avrupa Parlamentosu’nun Ekonomi ve Mali İşler (ECON) ile Çevre (ENVI) komitelerindeki milletvekilleri daha önce nükleer enerjinin yatırım programı içinde yer almasını veto etmişti. Son yapılan oylama ile milletvekilleri, doğal gaz ve nükleerin “yeşil yatırım” olarak etiketlenmesine izin vererek, bu alana milyarlarca euroluk yatırım yapmanın önündeki engeller de kalkmış oldu. Üstelik Almanya dışında Avusturya, Belçika, Finlandiya, İrlanda, Lüksemburg ve Bulgaristan’ta yeşil partiler iktidarda koalisyon ortağı olduğu Avrupa’da yeşil siyasetin bu kadar güçlü ve görünür olduğu bir dönemde böyle bir mevzuat değişikliği tam anlamı ile yeşil söylemlerin ikiyüzlülüğüdür. Anlaşılan Avrupa Rus Gazından kaçarken Nükleer tuzağına düştüler. Greenpeace’in hukuka başvuracağını ilan etmesi şimdilik bir teselli olmakla birlikte somut sonuç alınması ise çok zor görülüyor! Avrupa ilk etapta 300 milyar euro yatırım planı öngörmektedir.  Heder 2030’a kadar Rus Gazından tamamen bağımsız hale gelebilmek. İş nerelere gitti gördünüz mü? Bunlar tesadüf olamaz!

Çevreci bildiğimiz Sivil Toplum Kuruluşları sessiz kalması ise İnsanlık adına yüz karasıdır! Tarih bu tepkisizliğiniz ile sizi vicdanlarda yargılayacaktır biliniz! İnandırıcılığınız kalmamıştır!

Enerji sıkıntısını yaratanlar ile dillendirenler aynı kesim! 

2022’de Enerji alanında kartların tekrar dağıtıldığı yıl oluyor. ABD Başkanlık Seçimlerinin ana konusu daha “Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilir bir dünya” idi. Başkan seçilen Joe Biden Yeşil Dünya yaratmak için trilyonlarca dolarlık kaynak ayrılacağını ısrarla söylemlerinde kullandı. Seçimi kazanmasında bu söylemin büyük etkisi oldu. 

2022 Pandemi sonrası Enerji Krizi kendini gösterdi. Bunda, fiili bir üretimin olmadığı fakat milletin elindeki paraların belli merkezlerde toplanması için uydurulan Kripto Madenciliğinin enerji tüketimi; Pandemi sürecinde ekonominin yavaşlamasında Sanayide Enerji kullanım düşmesine rağmen Elektrik üretim merkezlerinin verimli çalışamaması; insanların eve kapanması ile birlikte konutlarda enerji tüketimi artması etkili oldu. Rusya’nın “NATO sınırlarıma dayandı bu kırmızı çizgimiz” söylemi hafife alınınca Rusya – Ukrayna Savaşı sınırlı kalması beklenirken büyüyerek sürüyor. Bu savaşta, “dünya tekrar çift kutuplu hale mi dönüyor” siyasi tartışmalar içinde; ABD ve Avrupa’nın Rusya’ya tepkisinin fazlalığı bu süreci destekler nitelikte gözüküyor. Zira, Dünya Finans Sistemi’nden Rusya’nın dışlanma süreci swift sisteminden dışlanması; Rus Oligarkların (zenginlerin) mal varlıklarına el konması; Yabancı firmaların Rusya’dan hızla çıkması; Rusya’nın yurt dışında bulunan milyarlarca döviz varlığının dondurulması peş peşe gelince; Rus borsası çöktü ve işlemlere uzun süre kapatıldı. Rusya ister istemez “Doğal Gaz” silahını çekti. Yurt dışındaki döviz varlıklarına el konulmasını “Modern Korsanlık” olarak değerlendirdi ve karşılığında Rusya Avrupa ülkelerine gazı Ruble ile satacağını duyurdu. Rusya, 1918’den sonra ilk defa borçlarını ödeyemeyip Temerrüde düştü. 2022 Temmuz başında Rusya ve İran ticarette USD yerine kendi para birimleri ile ticareti teşvik edeceğini duyurması gözleri Çin ve Hindistan’ın ne tavır alacağına çevirdi, önümüzdeki süreçte hep birlikte olacakları göreceğiz. Yaşanan süreçte iş Enerji Krizine kadar sürüklendi iyi mi? ABD, Rusya üzerinden Avrupa’yı ve Rusya’yı fena sıkıştırdı. ABD’nin Dünya Ticaret Savaşları Çin ile sınırlı kalmayacağı belli oldu. Yaşananların arkasında ABD olduğuna yönelik ciddi analizler yapıldı. Türkiye ise şimdilik, “ne yardan ne serden vazgeçerim” tavırları ile tarafsız davranmaya çalışıyor.   

Sıkışan Avrupa çaresizce Nükleer Enerjiyi “Yeşil Enerji” ilan etti

Enerji Tüketiminin artmasında ihtiyaç yerine; “moda” gibi kavramlar ile tüketimin pompalanmasında ciddi katkı var. Yıllardır Tüketimin merkezi ABD ve Avrupa’da örneğin; kişi başı Tekstil tüketimi 3,5 kg olan dünya ortalamasının on katı 35 kg tekstil tüketimini dizginleme yerine “Yeşil” söylem ile “Geri Dönüşüm” söylemini de ortaya atması inandırıcı olmuyor, çok sırıtıyor. Türkiye’nin Tekstil Geri Dönüşüm Merkezi olan UŞAK geleceğin parlayan yıldız illerinden biri olmaya şimdiden aday ve ismini önümüzdeki yıllarda daha sık duyacağız. Bazı Tekstil devi firmalar, çevreci söylemleri geliştirirken daha çok kazanacakları ve kar marjlarının daha büyük olduğu; Geri Dönüşüm içermeyen ürün almama ve satmama kararı alıyor. Önümüzdeki yıllarda Geri Dönüşüm sertifikaları çok kıymetli olacak, geri dönüşüm içermeyen ürünler satılamayacak.

Bu kargaşa içinde Enerjide sıkışan Avrupa “Yeşil Enerji stratejisinde” değişikliğe giderek Nükleer Enerjiyi “Yeşil Enerji” içine sokmak için harekete geçti. Onlarca yıldır kullanılan söylemler çöpe atıldı; Nükleer Enerji karşıtı kurumlar bir bir “Nükleer Enerjinin çevreye zarar vermediği, çevre dostu olduğu” yönünde açıklamalar yapmaya başladı. Başta tereddüt yaşayan Sivil Toplum Kuruluşları da fonlandıkları kurumların söylemlerine uyarak söylem değiştirdi. Windscale (İngiltere), Three Mile Adası (ABD- Pensilvanya), Çernobil (Ukrayna- Eski Sovyetler Birliği), Mihama Nükleer Santrali (Japonya), Fukuşima Nükleer Faciası (Japonya) … vb Nükleer kazaları görmezlikten gelip; “yeni teknoloji nükleer santraller daha güvenli” söylemini geliştirdiler. Bu tavır tam anlamı ile “sahibinin sesi” söylemi şeklinde gelişti. “Kim seni fonluyorsa onun sesi olma” durumu söz konusu. Bu tam da bu konuda Avrupa ve ABD’nin iki yüzlülüğü. Zira ortada tutarsız, ikiyüzlü bir tavır söz konusu. Nükleer santralin Doğa ve İnsan dostu olduğunu; bilgisi, aklı, vicdanı olan hiç kimse savunamaz. Savunuyor ise söyleyene değil, söyletene bakmalı. Teknoloji ne kadar gelişir ise gelişsin bu santrallerin sıfır kaza riski taşıdığı, insanlığa zarar vermeyeceğini kimse öngöremez. O zaman basit bir soru : Bu santraller çok güvenli ve sıfır kaza riski var ise niçin milyarlarca dolar karşılığı sigorta yapılıyor?

Bankaların SÜRDÜRÜLEBİLİR ikiyüzlülüğü

Sadece bizde değil dünyada da başta bankacılık sektörü olmak üzere SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK üzerine söylemler geliştirdi. Ana kredi stratejilerini SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK üzerine kurgulandı. Konuya duyarlı olanlar ve bankacılık sektörünün içinde bulunanlar fark etmiştir, son yıllarda bankaların yenilenen yurt dışı kaynaklı Sendikasyon kredilerine bakın; hemen hemen hepsinin “kredilerin SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK üzerine olduğu” görülür. Kısaca, dünyanın içine edenler ile “dünyayı bu durumdan kurtaracağız” diyenler aynı kesim farkında mısınız? O zaman sormalı “o kadar yeşil düşkünüydünüz de; dağları köstebek gibi talan eden maden ocaklarına kim kaynak sağladı; Karadeniz yaylalarına kadar illa da asfalt yol götüreceğim diye plan yapanları kim finans sağladı; Trakya’yı, Bursa Ovasını, Sakarya ovalarını kimin paraları ile sanayi kentine çevrildi; Adana’da pamuk tarlalarını; Antalya’da Portakal bahçelerine sanayi tesislerine kaynağı kim sağladı; ülkenin her yerinde biten termik santrallerine kim kaynak sağladı; siyanür ile dünyanın her yerinde Altın arayan Kanadalı, Alman firmalarına kimler izin verdi, kimler kaynak sağladı; halkın kullanma hakkını elinden alan Ege – Akdeniz’in güzelim koyların beton yığınına dönüşmesinde hangi kaynaklar kullanıldı?” listeyi uzatmak mümkün. Tümünün altında Dünya Finans Sistemi kaynaklarının Türkiye uzantılar yok mu sanıyorsunuz! Şimdi kalkmış Nükleer santrallerin nasıl çevre dostu olduğunu halka ikna etmeye çalışıyorlar. Nükleer Santrallerin üzerine çiçek böcek resmi yapmak ile olmuyor maalesef.

Sürdürülebilir söylemlerini dillerinden düşürmeyen başta bankacı sözcülerine, “Hadi canım sen de” demek geliyor insanın içinden! “Doğa ve İnsan” odaklı Sürdürülebilir gelecek için çalıştıklarını söyleyecek belki de en son kesim Bankacılık Sektörüdür!

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Birsay KURUÇ : Enflasyon neymiş Almanya’ya soracaksın! – BankaVitrini

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin

Yayınlanma:

|

Kamu Bankası Çalışanına Yok, Bazı Meslek Gruplarına Var… Tartışma Büyüyor

Türkiye’de yeşil pasaport (hususi damgalı pasaport) uzun yıllardır belirli kamu görevlileri ve bazı özel statülü meslek gruplarına tanınan önemli bir ayrıcalık olarak uygulanıyor. Son dönemde ise bu kapsamın genişletilmesine yönelik peş peşe kanun teklifleri TBMM’ye sunulurken; ülke ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biri olan bankacılık sektörünün bu hakkın tamamen dışında bırakılması sektör içinde yeniden tartışılmaya başlandı. Meclis gündemine mühendislerden mimarlara, diş hekimlerinden veteriner hekimlere kadar birçok meslek grubu için yeşil pasaport teklifleri gelirken, yaklaşık 200 bini aşkın bankacıyı temsil eden sektör için bugüne kadar benzer bir düzenleme bulunmuyor.

Bankacılar neden bu talebi dile getiriyor?

Bankacılık artık yalnızca kredi kullandıran klasik bir sektör olmaktan çıktı.

Bugün bankacılar;

  • Uluslararası finans kuruluşlarıyla çalışıyor,
  • Avrupa ve ABD’deki regülasyonları takip ediyor,
  • Basel kriterleri,
  • AML/KYC,
  • FATF,
  • ESG,
  • Dijital bankacılık,
  • Yapay zeka,
  • Siber güvenlik,
  • SWIFT,
  • uluslararası ödeme sistemleri gibi konularda sürekli yurtdışı temasları yürütüyor.

Özellikle;

  • dış ticaret finansmanı,
  • proje finansmanı,
  • yatırım bankacılığı,
  • sendikasyon kredileri,
  • ihracat finansmanı,
  • fintech iş birlikleri

gibi alanlarda çalışan binlerce bankacı yıl içerisinde çok sayıda uluslararası seyahat gerçekleştirmek zorunda kalıyor.

Bankacılık sektörü temsilcilerine göre bu durum, yeşil pasaport talebinin temel gerekçelerinden biri haline geliyor.

Kamu bankalarında çalışanlar da alamıyor

İşin dikkat çeken yönlerinden biri ise;

Türkiye’nin en büyük kamu bankaları olan;

  • Ziraat Bankası
  • Halkbank
  • VakıfBank

çalışanlarının büyük bölümünün de yeşil pasaport hakkına sahip olmaması.

Sadece özelleştirme öncesi belirli statülerde görev yapan bazı eski personeller için geçmişten gelen özel hükümler bulunurken, günümüzde göreve başlayan kamu bankası çalışanları bu kapsamın dışında kalıyor.

Bu nedenle sektör içinde; “Kamu adına çalışan bankacıya bile yeşil pasaport verilmezken, farklı birçok meslek grubu için yeni teklifler hazırlanıyor” eleştirileri dile getiriliyor.

Kimler bugün Yeşil Pasaport alabiliyor?

Mevcut mevzuata göre başlıca gruplar şunlar:

Kamu kesimi

  • 1., 2. ve 3. derece devlet memurları
  • Aynı derecedeki bazı sözleşmeli kamu görevlileri
  • Emekli olduktan sonra bu hakkı koruyan kamu görevlileri

Siyasi görevler

  • Eski milletvekilleri
  • Eski bakanlar

Yerel yönetimler

  • Büyükşehir belediye başkanları
  • İl ve ilçe belediye başkanları (görev süresince)

Devlet sporcuları

Uluslararası başarı kazanmış devlet sporcuları

İhracatçılar

Belirli ihracat hacmini sağlayan ihracatçı firmaların yetkilileri de belirli kontenjanlar dahilinde hususi damgalı pasaport alabiliyor.

TBMM’de hangi meslek grupları için teklifler var?

Son dönemde Meclis’e sunulan teklifler incelendiğinde kapsamın giderek genişletilmeye çalışıldığı görülüyor.

Mühendisler

En az 15 yıl kıdeme sahip TMMOB üyeleri için yeşil pasaport verilmesini öngören teklif İçişleri Komisyonu’nda bekliyor.

Mimarlar

Mühendislerle birlikte teklif kapsamında yer alıyor.

Diş Hekimleri

15 yıl kıdeme sahip diş hekimleri için teklif verildi.

Veteriner Hekimler

Aynı teklif içerisinde bulunuyor.

Avukatlar

Belirli kıdeme sahip avukatlara yönelik farklı kanun teklifleri de Meclis gündemine taşındı.

Bankacılar neden kapsam dışında?

Aslında bankacılık;

  • Türkiye’nin finansal istikrarını yöneten,
  • ihracatı finanse eden,
  • yatırımları organize eden,
  • dış finansmanı sağlayan,
  • uluslararası sermaye girişlerinde kritik rol oynayan

stratejik sektörlerden biri.

Bugün;

  • sendikasyon kredileri,
  • Eurobond işlemleri,
  • IFC,
  • EBRD,
  • Dünya Bankası,
  • Asya Altyapı Yatırım Bankası,
  • uluslararası yatırım fonları

ile sürekli temas halinde çalışan binlerce bankacı bulunuyor.

Buna rağmen sektör çalışanlarının hiçbirinin meslekleri nedeniyle yeşil pasaport hakkı bulunmuyor.

Dünyadaki uygulamalar ne gösteriyor?

Birçok ülkede pasaport ayrıcalıkları daha çok diplomatik statüye bağlı olarak veriliyor.

Ancak iş insanlarına ve stratejik sektör çalışanlarına;

  • hızlı vize,
  • uzun süreli çok girişli vizeler,
  • fast-track uygulamaları,
  • güvenilir yolcu programları

gibi kolaylıklar sağlanıyor.

Türkiye’de ise bu kolaylıkların önemli bölümü ihracatçılar için uygulanırken bankacılık sektörü aynı kapsamda değerlendirilmiyor.

Sektörün ekonomik büyüklüğü

Türk bankacılık sektörü;

  • yaklaşık 200 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor,
  • Türkiye ekonomisinin finansmanını yürütüyor,
  • yüz milyarlarca dolarlık dış finansman işlemlerini organize ediyor,
  • ihracat finansmanının ana aktörü konumunda bulunuyor.

Bu nedenle sektör temsilcileri; “uluslararası rekabet gücü açısından bankacılara da belirli kriterlerle yeşil pasaport verilmesi gerektiğini” savunuyor.

Olası model ne olabilir?

Tüm bankacılara sınırsız bir hak yerine;

örneğin;

  • en az 15 yıl kıdeme sahip,
  • BDDK lisanslı bankalarda çalışan,
  • uluslararası işlemlerde görev yapan,
  • belirli unvan seviyesine ulaşmış

bankacılar için kademeli bir model oluşturulabileceği ifade ediliyor.

Benzer kriterler ihracatçılar ve bazı meslek grupları için zaten uygulanıyor.

Bankavitrini Analizi

Kamu yönetimi, yeşil pasaportu yıllar içinde yalnızca kamu görevlilerine özgü bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp belirli ekonomik ve mesleki katkı sağlayan grupları da kapsayacak şekilde genişletmeye başladı.

Mühendisler, mimarlar, diş hekimleri, veteriner hekimler ve avukatlar için peş peşe teklifler hazırlanırken; Türkiye ekonomisinin finansmanını sağlayan bankacılık sektörünün bu tartışmaların dışında kalması dikkat çekiyor.

Özellikle kamu bankalarında görev yapan ve kamu adına uluslararası finansal ilişkileri yöneten profesyoneller açısından da bu durum “eşitlik” tartışmasını beraberinde getiriyor.

Bankacılara yeşil pasaport verilmesi, yalnızca bir seyahat kolaylığı değil; Türkiye’nin finans sektörünün uluslararası rekabet gücünü artırabilecek, finans diplomasisini destekleyebilecek ve sektör çalışanlarına verilen kurumsal değerin bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde TBMM gündemine bankacılık sektörü için de benzer bir kanun teklifinin gelip gelmeyeceği, finans çevrelerinin yakından takip edeceği başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Yurt Dışı Eğitim mağdurları: Chargeback ile Para İadesi Alabilir

Yurt Dışındaki Okula Kayıt Yaptırıp Eğitim Alamayan Öğrenciler Dikkat! Kredi Kartıyla Ödenen Eğitim Ücretleri Geri Alınabilir mi?

Yayınlanma:

|

Alınmayan Hizmet İçin Chargeback (Ters İbraz) Hakkı Gündemde

Son dönemde özellikle dil okulları, yaz okulları, üniversite hazırlık programları ve özel eğitim kurumlarına kayıt yaptıran çok sayıda Türk öğrenci ve veli; vize reddi, okulun kapanması, programın iptal edilmesi, eğitimin başlamaması veya vaat edilen hizmetin sunulmaması gibi nedenlerle önemli mağduriyetler yaşamaya başladı.

Bu mağduriyetlerin önemli bir bölümünde ödemeler kredi kartı ile gerçekleştirildi.

Oysa birçok tüketicinin bilmediği önemli bir hak bulunuyor: Kredi kartıyla ödenen ancak karşılığında hizmet alınamayan eğitim ücretleri için bankaya “Chargeback (Ters İbraz / Harcama İtirazı)” başvurusu yapılabiliyor.

Bankacılık sektörü açısından bu süreç oldukça teknik olmakla birlikte, uluslararası kart kuruluşlarının kuralları tüketicilere önemli korumalar sağlıyor.

Bankaya Başvurmak İlk Adım

Öncelikle unutulmaması gereken konu şudur: Burada dava açılması ilk aşama değildir.

İlk yapılması gereken işlem; Ödemeyi yapılan kredi kartını çıkaran bankaya harcama itirazında bulunmaktır.

Bu işlem bankacılık sektöründe;

  • Chargeback
  • Ters İbraz
  • Harcama İtirazı
  • Dispute

olarak adlandırılır.

Chargeback Nedir?

Chargeback; Kart sahibinin; “Ben bu hizmeti alamadım” veya “Satıcı sözleşmedeki yükümlülüğünü yerine getirmedi” iddiasıyla bankasından yaptığı resmi geri ödeme talebidir.

Burada dikkat edilmesi gereken konu; Bu hak yalnızca dolandırıcılık işlemleri için değildir.

Aynı zamanda;

  • hizmet verilmemesi
  • eksik hizmet
  • iptal edilen organizasyon
  • kapanan okul
  • hiç başlamayan eğitim

gibi durumlarda da kullanılabilir.

Eğitim Hizmeti İçin de Geçerlidir

Visa ve Mastercard kurallarına göre; “Hizmet sunulmaması” chargeback sebeplerinden biridir.

Bu nedenle;

  • yurtdışı dil okulu
  • üniversite
  • yaz okulu
  • eğitim danışmanlığı
  • sertifika programı

gibi eğitim hizmetleri de kapsam içine girebilir.

Hangi Durumlarda Para Geri Alınabilir?

En sık karşılaşılan örnekler şunlar:

1- Okul hiç açılmadı

Ödeme yapıldı.

Ancak okul faaliyet göstermedi.

2- Eğitim başlamadı

Kayıt yapıldı.

Ancak eğitim verilmedi.

3- Vize reddi sonrası okul ücret iadesi yapmadı

Bazı sözleşmelerde; Vize reddinde ücret iadesi yazmasına rağmen ödeme yapılmayabiliyor.

4- Okul iflas etti

Faaliyet durduğu için hizmet alınamadı.

5- Danışman firma ortadan kayboldu

Ödeme alınmasına rağmen okul kaydı yapılmadı.

6- Eğitim çevrimiçine çevrildi

Yüz yüze eğitim vaat edilmesine rağmen tamamen farklı hizmet sunuldu.

7- Eğitim iptal edildi

Program hiç başlamadı.

Banka Süreci Nasıl İşliyor?

Süreç genel olarak şu şekilde ilerliyor.

1. Kart sahibi bankaya başvuruyor.

Belgelerini sunuyor.

2. Banka inceleme yapıyor.

3. Kart kuruluşuna (Visa/Mastercard) başvuruyor.

4. İşlem iş yerine iletiliyor.

5. İş yeri savunma yapıyor.

6. Haklı bulunursa ücret karta iade ediliyor.

Bankaya Hangi Belgeler Verilmeli?

Ne kadar güçlü belge sunulursa başarı ihtimali de o kadar yükseliyor.

Örneğin;

  • ödeme dekontu
  • kredi kartı ekstresi
  • okul sözleşmesi
  • kayıt belgesi
  • kabul mektubu
  • e-postalar
  • okulun iptal yazısı
  • vize reddi
  • hizmet verilmediğine ilişkin belgeler
  • danışman firma yazışmaları
  • ücret iadesinin reddedildiğini gösteren cevaplar

başvuru dosyasına eklenebilir.

Süre Sınırı Var mı?

Evet.

Chargeback işlemlerinde süre önemlidir.

Kart kuruluşlarının kurallarına göre başvuru süreleri işlem türüne göre değişebilmekle birlikte, hizmetin verilmesi gereken tarihten itibaren belirli süreler içinde itiraz edilmesi gerekir.

Bu nedenle mağduriyet oluşur oluşmaz bankaya başvurmak önem taşır.

Gecikme, hak kaybına yol açabilir.

Banka Başvuruyu Reddederse Ne Olur?

Her ret kararı kesin değildir.

Tüketici;

  • ek belge sunabilir,
  • yeniden değerlendirme talep edebilir,
  • tüketici hakem heyeti veya mahkemeye başvurabilir (uyuşmazlığın niteliğine göre),
  • gerekirse uluslararası kart kuralları kapsamında bankanın süreci nasıl yürüttüğünü sorgulayabilir.

Havale ile Ödeyenler Aynı Hakka Sahip mi?

Hayır.

Burada önemli fark oluşuyor.

Kredi kartı

Chargeback uygulanabilir.

Havale

Chargeback mekanizması yoktur.

Bu durumda;

  • sözleşme hükümleri,
  • hukuk davaları,
  • icra yolları

ön plana çıkmaktadır.

Dolayısıyla kredi kartıyla ödeme yapanlar önemli bir avantaja sahip olabiliyor.

Yurt Dışı Eğitim Sektöründe Yeni Risk

Son yıllarda;

  • artan döviz kuru,
  • bazı eğitim kurumlarının mali sorunları,
  • vize süreçlerinin uzaması,
  • öğrenci sayılarındaki dalgalanma

nedeniyle uluslararası eğitim sektöründe iptal edilen program sayısı da arttı.

Özellikle pandemi sonrası birçok ülkede eğitim modeli değişirken, bazı okullar hibrit veya çevrimiçi modele geçti.

Bu durum da yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden oldu.

Bankalar Açısından Risk

Chargeback sayısındaki artış; bankalar açısından da operasyonel yük oluşturuyor.

İhraççı banka; müşterisini korurken, iş yeri bankası (Acquirer) ise satıcıyı temsil ediyor.

Dolayısıyla;

  • belge incelemeleri
  • uluslararası kart kuralları
  • zaman yönetimi
  • hukuki değerlendirmeler

önem kazanıyor.

Eğitim Kurumları Açısından Sonuç

Chargeback oranı yükselen kurumlar;

  • daha yüksek komisyon ödeyebilir,
  • riskli iş yeri olarak sınıflandırılabilir,
  • ödeme alma kabiliyetini kaybedebilir,
  • kart kabul sözleşmeleri sona erebilir.

Bu nedenle eğitim kurumlarının sözleşme hükümlerine uygun davranmaları ve iptal/iade süreçlerini şeffaf yürütmeleri kritik önem taşıyor.

Uzmanlar Ne Öneriyor?

Uzmanlar, yurt dışı eğitim hizmeti satın almadan önce şu noktalara dikkat edilmesini öneriyor:

  • Sözleşmede iade koşullarını ayrıntılı okuyun.
  • Vize reddi halinde uygulanacak prosedürü yazılı olarak teyit edin.
  • Ödemeleri mümkünse kredi kartıyla yapın.
  • Tüm yazışmaları saklayın.
  • Hizmet sunulmadığında beklemeden bankanıza harcama itirazında bulunun.
  • Başvurunuza mümkün olduğunca fazla belge ekleyin.

Bankacılık Sektörü Açısından Değerlendirme

Dijital ödemelerin hızla arttığı günümüzde kredi kartı yalnızca bir ödeme aracı değil, aynı zamanda tüketici açısından önemli bir koruma mekanizması sunuyor.

Uluslararası kart sistemlerinin geliştirdiği Chargeback (Ters İbraz) uygulaması, tüketicilerin hiç alamadıkları veya sözleşmeye uygun şekilde sunulmayan hizmetler nedeniyle mağdur olmalarını önlemeyi amaçlıyor.

Özellikle yurt dışı eğitim, turizm, havayolu, etkinlik organizasyonları ve dijital hizmetlerde bu mekanizma her geçen yıl daha fazla kullanılıyor.

Bankalar açısından ise bu süreç, hem müşteri memnuniyetini korumak hem de uluslararası kart kuruluşlarının kurallarına uyum sağlamak bakımından büyük önem taşıyor.

Özet

Yurt dışında eğitim almak amacıyla kayıt yaptıran ancak çeşitli nedenlerle eğitim hizmetinden yararlanamayan öğrenciler ve veliler için kredi kartıyla yapılan ödemelerde chargeback (ters ibraz) önemli bir hukuki ve finansal başvuru yolu olabilir. Ancak her olay kendi sözleşmesi, ödeme şekli ve hizmetin sunulmama nedenine göre ayrı değerlendirilir. Başvurunun güçlü belgelerle ve gecikmeden yapılması, sürecin başarı şansını artırır.

Not: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Chargeback başvurularının kabulü; Visa ve Mastercard kuralları, kartı çıkaran bankanın incelemesi, iş yerinin savunması ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Her hizmetin otomatik olarak iade edileceği anlamına gelmez.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.