Connect with us

EKONOMİ

Kavcıoğlu’ndan sanayicileri döviz almak ve stokçulukla suçladı: Hepsinin listesi elimde

Yayınlanma:

|

Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, nitelikli finansmana ulaşamamaktan şikayet eden sanayiciyi, kredi çekip döviz almak ve stokçuluk yapmakla suçladı. “Hepsinin listesi elimde” diyen Kavcıoğlu, “Türkiye’de bir döviz hastalığı var. Hala bankalardan ucuz kredi kullanıp döviz almanın önüne geçemedik. Merkez Bankası veya BDDK veya bankalar için ‘Kredi vermiyor’ deniyor. Ya el insaf. Hesabında 100 milyon dolar varken, 50 milyon dolar daha alıp hesabına koyma. Bunu vermeyeceğiz” dedi.

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi’nin temmuz ayı olağan toplantısı, “Reel Kesimi Destekleyen Nitelikli Finansman Politikalarının Üretim ve İhracat Açısından Önemi’’ ana gündemi ile Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonu’nda yapıldı.

Toplantıya katılan Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, Türkiye ekonomi modeli ile ulaşılan rakamları paylaşmasının ardından sanayicilerin sorularını diledi. Sanayiciler finansal kaynaklara erişimin zorlaştığını ve maliyetlerinin arttığından şikayet etti. Kavcıoğlu ise sanayicileri kredi çekip döviz almak ve stokçuluk yapmakla itham etti.

İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, Kavcıoğlu’na, “Bankaların başı ve başkanı olarak bu süreci istismar eden bankaları ortaya çıkarmak için hakikaten sizi göreve davet ediyorum. Ayrıca kendisini enflasyondan korumak için stok yapmış sanayiciyi bu kapsama sokarsanız bu tehlikeli bir bakış açısına dönüşür” yanıtını verdi.

“DÜNYA FIRTINALİ BİR ZAMANDAN GEÇİYOR, SANAYİCİMİZ, SAĞLADIĞIMIZ FİNANSAL KOŞULLAR SAYESİNDE EN İYİ ŞEKİLDE GEÇİRİYOR”

Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu konuşmasına sanayicilerin yanında olduklarını söyleyerek başladı. Kavcıoğlu şunları söyledi:

“Dünya fırtınalı zor bir zamandan geçiyor. Sanayimiz bu fırtınayı hem kendi çabaları hem de Merkez Bankası’nın sağladığı finansal koşullar sayesinde olabilecek en iyi şekilde geçiriyor. Her kriz bu sayede fırsata dönebiliyor. Merkez Bankası reel sektörle iç içedir. Merkez Bankası, makroekonomik koordinasyon ile kredilerin hem uygun maliyetli hem de cari fazla odaklı iktisadi faaliyetle uyumlu dağılımı için hedefli kredi yaklaşımını benimsemiştir. Hem kredi programları hem faiz kararları hem de makro ihtiyati önlemleriyle bu politikasını kararlılıkla uyguluyor.

Yeni ekonomi modelimizde cari fazlaya destek olacak hedefli kredi politikalarımızla ülke ekonomimiz için en verimli sonuçları almaya odaklanmış durumdayız. Tüm düzenleme ve kararlarımızı da bu doğrultuda alıyoruz. Merkez Bankası olarak arz sürekliliği ve cari fazla kapasitemizi destekleyecek finansal koşulları oluşturmayı amaçlayan sanayi dostu hedefli politikalarımızla yanınızda olmaya devam edeceğiz.”

KAVCIOĞLU’DAN, FİNANSMANA ULAŞAMADIKLARINI SÖYLEYEN SANAYİCİYE “EL İNSAF” YANITI

Konuşmaların ardından sanayiciler yüksek faiz yükü altında çok zorlu mücadele verirken, finansmana ulaşamadıklarından şikayet etti. Kavcıoğlu bu şikayetlere “El insaf” diyerek karşılık verdi. Kavcıoğlu, sanayicilere şu yanıtı verdi:

KREDİLERDEN ŞİKAYETLER CİDDİ ŞEKİLDE KONUŞULMALI: Bazı odalarla, iş insanlarıyla, bazı ekonomist arkadaşlarla dönem dönem görüşüyoruz. Sıkıntıları biliyorduk ama İstanbul Sanayi Odası’nda Türkiye’nin ilk 500’ünün ağırlıklı olduğu ve Türkiye’de kredi rekorunun kırıldığı bir dönemde bu kadar kredilerden şikayette bulunulması ciddi şekilde konuşulması gerekiyor.

Türkiye’de bir Merkez Bankası tembelliği var. Bu bütün taraflarda maalesef yaşanıyor. Yani daha çok dışarıdan bulunacak uzun vadeli kredilerle içerideki ihracatın finanse edilmesinin yaygınlaşması gerekiyor. Çok haksızlık yapmamak lazım. Bizim kredilerimiz de pek vadeleri öyle değil ama uzun süredir Eximbank kredileri de sıfır faizli.

AŞAĞI YUKARI HERKES SIFIR FAİZLE KREDİ KULLANDI VE DÖVİZ ALDI. ŞİMDİ BİZ BUNU ÇÖZDÜK, TEPKİ DE BURADAN GELİYOR: Aşağı yukarı herkes sıfır faizle kredi kullandı ve döviz aldılar. Bunları konuşacağız. Yani ihracatı desteklemek için Eximbank’ın Merkez Bankası kaynağıyla verilen kredi düz hesap 106 milyon ama kullanılan çok daha fazla. Bunun iki, üç katı. Sadece son 3-4 yılda 70 milyar dolar döviz alınmış. Yani Eximbank kredileri ihracat ağırlıklı kullanılan krediler. Ancak ithalat ağırlıklı kullanılmış ve tamamen döviz alınmış. Ve maalesef kullanım şekli şöyle; Eximbank bu krediyi döviz bazında TL olarak kullandırıyor. Aldığı gün ithalatçı ya da ihracatçı döviz alıyor. Vadesi geldiğinde de ihracat bedeliyle hiçbir şekilde ilişki kurulmuyor. Tekrar piyasadan döviz alarak Merkez Bankası’na geri ödeniyor. Yani herkes böyle gözünü yumuyor.

Merkez Bankası rezerv yaptığını düşünüyor. Eximbank ihraç edeceği kredi verdiğini düşünüyor. İhracatçı da Eximbank kredisi aldığını düşünüyor. Yararlanan tek ihracatçı. Şimdi bunu çözdük biz. Bunu çözmeye çalışıyoruz tepki de buradan geliyor. Şimdi bu kurulu düzen değişti.

ŞİMDİ HANİ KEDİ-CİĞER MESELESİ. NEREDE BU PARA? KİM ALDI: Şimdi ‘Krediye ulaşılamıyor’ dendi. Nerede? Sayı iki katı artmış. Rakam iki katına artmış. Şimdi hani kedi-ciğer meselesi. Nerede bu para? Kim aldı? O zaman ortaya yatırıp konuşacağız. Dolayısıyla Eximbank tek ulaşılabilir olmasın diye bunu bankalara da açtık. Bütün özel bankalara da limit verdik. Daha önce 2 milyar dolar olan özel ve kamu bankaları limiti 10 milyar dolara çıkarıldı. İhracatçımız Merkez Bankası’nı eleştirmek yerine, bankalara gidecek bu kaynağı alacak. Bu kredileri verirken bankalar da bir komisyon alıyor. Kaynağı Merkez Bankası, para da orada duruyor ve alma hakkı da sizin. Buna kimse itiraz edemez.

KAYNAK VAR, VADE UZATILDI, FAİZ DÜŞÜRÜLDÜ, BU KADAR ŞİKAYETİ ANLAMIYORUM: Çok ucuz faizle ve vadeleri değiştirdik taahhüdü kaldırdık. Bugün 1 yıl vadeli olarak, ihracat kredisi tüm bankalardan ve Eximbank’tan kullanabilir. Kim kullanamıyorsa ben takipçisi olacağım. Bu kadar net söylüyorum. Kaynak var, vade uzatıldı, faiz düşürüldü, bu kadar şikayeti anlamıyorum. Gideceksiniz krediyi kullanacaksınız. Merkez Bankası Başkanı olarak söylüyorum.

HERKES DÖVİZ ALIYOR DÖVİZ HASTALIĞI VAR: Evet, yüzde 30 dövizi ihracatçı da ithalatçı da bozmuyor. Herkes döviz alıyor. Dövizi bozacağız. ‘Ya döviz kuru artıyor’ deniliyor. TL kredi kullandığınız zaman döviz kurunu karşılıyorsunuz. Merkez Bankası kaynaklı 3 ay yüzde 10’la para veriyoruz. Yüzde 10’u sadece kur korumaya yatırsan faiz getirisi var. Döviz hastalığı var. Dediğim gibi herkes döviz alma yolunda.

BİR KİŞİ, BİR FİRMA KREDİ ALAMIYORSA BENİM İŞİM DEĞİL AMA TAKİPÇİSİ OLACAĞIM: Burada sanayi odasında söylüyorum. Merkez Bankası’nın limitleri vardı. Tüm bankalarda, özel bankalarda limitler var. Yarısı boş. Kimse kullanamıyormuş. Eximbank’ta kullanılmıyormuş. Bu şartlarda bir kişi, bir firma kredi alamıyorsa benim işim değil ama takipçisi olacağım. Burada Sayın Başkan’ın yanında söz veriyorum. Böyle bir şey yok. Dolayısıyla Türkiye finansmanda tarihi dönemi yaşıyor. Bakın 40-50, herkesi tenzih ediyorum. Böyle bir faiz oranı yok. Niye yok söyleyeyim. 2022 ilk 6 ayı 2021 yılı boyunca kullanılan kredinin 3 katına yakın. 2021’de faizin düşürülmeye başlanmasından sonra da krediler arttı. Yani 2021’in eylülüne kadar bazı bankaların kredi artış rakamı eksi. Büyük bankalardan bahsediyorum. 2021’in eylül ayından yıl sonuna kadar kredilerde faiz düşüşe geçti. Faiz düşüşlerinin nedeni sanayiciyi finanse etmek.

Yeni ekonomi modelimizin üzerinde durduğu özellikle sanayiciyi, imalatçıyı, ihracatçıyı desteklemektir. Yoksa biz bu bedeli niye ödemeye çalışıyoruz? Bu dayağı niye yiyoruz? Faiz düşürmenin en büyük, en önemli amacı üretimi, yatırımı, istihdamı arttırıp, cari fazla vererek kalıcı fiyat istikrarını sağlamaktır. Kabul edersiniz, etmesiniz. Bizim yeni ekonomi modelinde ısrarla üzerinde durduğumuz politikamız budur. Bunun için de bütün bu anlamda hedefe kilitli, hedefli, kredilerin önünü açtık. Yerine gitti mi gitmedi mi? Rakamları vereyim. Siz takdir edin.

HİÇBİR ÖZEL BANKADAN YÜZDE 20-22’İN ÜZERİNDE KREDİ KULLANMAYIN: Özel bankalarda faizler yüksek mi? Evet onlarla da görüşüyoruz. Onlarla da bu hesabı, bu tartışmayı yapıyoruz. Burada da söylüyorum. Hiçbir özel bankadan yüzde 20-22’in üzerinde kredi kullanmayın. Siz de ısrarcı olacaksınız. Televizyona çıkıp Merkez Bankası’nı eleştirene kadar, Eximbank’ı eleştirene kadar bu paranın peşine düşeceksiniz. Şu an hiçbir banka yüzde 40 faizle para veremez. Biz de takipçisi olacağız. Siz de olun. Biz bir şey yapamıyoruz siz yapacaksınız. Yüzde 17’yle KKM 1 trilyonun üzerine çıktı. Biz bu kur korumalarını riskini, TL tarafında Hazine Maliye Bakanlığımız, döviz tarafında da Merkez Bankası aldı.

Bankalara hiçbir riski yok. Ve yüzde 17 kaynak aktardık. Dahasını söyleyeyim. Sizin normal vadeli mevduat olarak yatırdığınız paraların vadesi 1 ay 35 gün 40 gündür. Bankacılık sektöründe tarihi vaadi bir dönem yüzde 60’tır. 35-40 gündür. Bu kur korumalının vadesi 6 ay, 9 ay, 1 yıldır. Yani bankalara böyle bir fırsat da yarattık. İş dünyası bu kaynağın da peşinde olacak. Şimdi 1 trilyon verilmiş. Bir kaynak var ama herkes şikayet ediyor. O zaman bu kaynak nerede ona bakacağız.

ODA ÜYELERİNDEN KİMLERİN DÖVİZ ALDIĞININ LİSTESİ VAR: Ya ben biliyorum nerede olduğunu bir kısmının. Herkes döviz aldı. Bakın biz bu rakamları takip ediyoruz. ISO’dayım. Sanayi odası üyeleri dahil listesi var bende. Türkiye serbest piyasa ama hem bu kullanılan paralarla döviz alacağız hem de gidip ucuz kredi alacağız. Alamadığımız zaman da şikayet edeceğiz. Bu olmaz. Bu haksızlık. Bunların hepsinin listesi var bende. Birebir de hepinizle paylaşabilirim. Sanayi Odası üyeleri de var. İTO’nun üyeleri de var. ATO’nun üyeleri de var. ASO’nun üyeleri de var.

BANA NE DÜŞERSE YAPMAYA HAZIRIM: BDDK’ın kararından şikayet edildi. Türkiye bir dönemden geçiyor. Bu kadar kaynak israfının önüne geçmemiz lazım. Türkiye’nin bu kaynağı üretim, yatırım, istihdam ve ihracat için harcaması gerekiyor. Ve burası en önemli yeri. Biz buraya karşı yanlış yapamayız. Ama burada yanlış yapanlar varsa kendine çekidüzen verecek. Ben Merkez Bankası Başkanı olarak Türkiye’nin üretim ve yatırım yapacak üretim yapacak, istihdam yaratacak ihracatı arttıracak tüm firmaların bu kaynaklardan yararlanması için bana ne düşerse yapmaya hazırım.

HESABINDA 100 MİLYON DOLAR VARKEN, 50 MİLYON DOLAR DAHA ALIP HESABINA KOYMA: Önce sorunu bir görmemiz lazım. Bakın Eximbank tarafında bu kadar şikayetin nedenini, rakamlar 3 aşağı 5 yukarı söyleyeceğim. 20 milyar dolarlık kredinin 2 milyarını falan özel bankalar kullanıyordu. Eximbank’ta yaklaşık 14-15 milyar dolar risk vardı. Yüzde 80’ini falan 20 firma kullandı. Buna da benim gönlüm razı olmaz. Biz bunu bakanlarla paylaştık ve bunu durdurduk. İhracatçılar alacak. İthalatçılar da alacak. İhracat yapan. Çünkü onlar da ithalatı ihracatın önünü açmak için ihracat yapabilmek için ithal mal alıyor. O iş adamlarımızla görüştüm. ‘Döviz alma’ dedik. Ha ithalat yapacaksın. Dövize ihtiyacın mı var tabii? Ne zaman ödemen var. 1 hafta içerisinde gel bu krediyi al, kullan. Ama hesabında 100 milyon dolar varken, 50 milyon dolar daha alıp hesabına koyma. Bunu vermeyeceğiz. İSO’dan bütün her yere ilan ediyorum.

YA EL İNSAF HESABINI DA 100 MİLYON DOLAR VAR: Biz kimsenin döviz almasına karışmıyoruz. Hesabında riski karşılayacak döviz varken hala bankalardan ucuz kredi kullanıp döviz almasının önüne geçmek istiyoruz. Buna başkanın buradaki odadaki yöneticilere engel olması lazım. Bakın şu an kur korumanın vadeleri geldi. Merkez Bankası’nı, Hazine’yi Türkiye’deki işte döviz herkes fiyatlıyor. Niye? Kur korumalı dönecek, ödeyemeyecekler falan filan diye. Adamın yarını kur koruması dönüyor. Bugün kredi kullandırıyoruz. Bunu durdurduğunuz zaman bakanlık, Merkez Bankası veya BDDK veya bankalar kredi vermiyor diyor. Ya el insaf hesabında 100 milyon dolar var ya. 50 milyon dolar var. 10 milyon dolar var. Kurda devlet bu avantajı sağladı size.

TÜRKİYE DÖVİZ DOLARİZASYONUN BEDELİNİ ÇOK AĞIR ÖDÜYOR: Merkez Bankası olarak kaynaklarımızdan iş adamlarımızın yararlanması için elimizden gelen gayreti sonuna kadar göstereceğiz. Liralaşma stratejimizi uygulayacağız. Türkiye döviz dolarizasyonun bedelini çok ağır ödüyor. Ödedi ve buradan çıkacağız.

KURUMSAL FİRMALAR DÜŞÜK FAİZLİ KREDİ KULLANIP 55 MİLYAR DOLAR DÖVİZ ALDI, BUNU KULLANDIRTMAYACAĞIZ: Tabii ki ithalatçı döviz alacak. Sadece ithalatçılar değil, kurumsal firmalar da düşük faizli kredi kullanıp 55 milyar dolar döviz aldı. Biz bunu kullandırtmayacağız. Bankalarla da konuşuyoruz. Yatırım yapanın, üretim yapanın finansmana erişimi noktasında hiçbir şikayetinin olmaması lazım. Olanları da ısrarlı bir şekilde konuşup çözeceğiz.”

“BANKALARIN BAŞI VE BAŞKANI OLARAK HAKİKATEN SİZİ GÖREVE DAVET EDİYORUM”

İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, Kavcıoğlu’nun oda üyelerine yaptığı eleştirilere cevap verdi. Bahçıvan, “Sayın Başkanım burada hakikaten çok önemli bir toplantı yapıyoruz. Belki de tarihi bir toplantı yapıyoruz bugün. Siz nasıl ki vermiş olduğunuz imkanların istismarı noktasında bizi bir sorumluluğa davet ediyorsanız, Sanayi Odası’nın Başkanı  olarak ben de bankaların başı ve başkanı olarak bu süreci istismar eden bankaları ortaya çıkarmak konusunda hakikaten sizi göreve davet ediyorum” dedi.

Bahçıvan’dan sonra Kavcıoğlu yeniden söz alarak şunları söyledi:

“KORKTULAR STOK YAPTILAR: Faizler düşükken iş adamımız bunu farklı kullanıyor. Yani iş adamları alıyor parayı dövize yatırıyor. Bunun yüzlerce elimizde hesaptan örnekleri var yani. Kur korumada falan. Şimdi önce bunu sanayici çözecek. Düşük faizli krediyi alacak yatırım yapacak, ham madde alacak. Korktular stok yaptılar. Döviz aldılar stok yaptılar. Bilançolarına baktığınızda görürsünüz. Yani gayri resmi bir satış olsa da sonuçta bunu alıyor. Bu kadar stok geçen sene yapmamış da bu sene niye yapmış? İşte döviz artacak. Ucuz kredi buluyor. Ucuz krediyi bulup alıp yatırım yapacak ya da daha ucuz maliyetle piyasaya verecekken fiyatlara yansıtmıyor, stok yapıyor. Başka şekilde fiyatları şişirerek kendi kendimize zarar veriyoruz.

SANAYİCİLER DÖVİZLERİNİ BOZACAK: Sanayiciler de yarından itibaren stoklarını azaltacak, dövizlerini bozacak. Riskse hepimiz alacağız. O kadar dövizi tutarsanız, elinize geçen parayla sattığınız tüm tahsilatla döviz almaya devam ederseniz bu olmaz. O zaman biz bize düşeni yapacağız yarından itibaren bunun etkisini göreceğiz.”

SANAYİCİNİN HEPSİNİ İTHAM ALTINA ALIRSAK TÜRK SANAYİSİNE KARŞI BÜYÜK HAKSIZLIK YAPMIŞTIR”

Kavcıoğlu’nun stokçuluk iddiaları üzerine yeniden söz alan Bahçıvan şöyle konuştu.

“Sayın Başkanım döviz tarafında varım ama stok tarafında yokum. Sayın Başkanım o stok acaba sanayicinin envanterinde niçin duruyor? Yani onun bir denemesini iyi analiz etmezseniz orada olayın boyutu çok başka yere gider. Eğer bilançosunda stok taşıyan kendisini enflasyondan korumak için kendisini hic etmek için o stok almış olan sanayiciyi de bu kapsama sokarsak bu çok daha farklı ve tehlikeli bir bakış açısına dönüşür. İzin verirseniz bu tablonun Sanayi Odası Başkanı olarak altını çizmek istiyorum. Bu stoku şirketinde farklı nedenlerde taşıyan sanayicinin hepsini itham altına alırsak Türk sanayisine karşı büyük haksızlık yapılmış oluruz.”

ANKA

Okumaya devam et

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  1. Üretim kapasiteleri düşüyor.
  2. Yeni yatırımlar erteleniyor.
  3. İşletme sermayesi hızla eriyor.
  4. KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  5. Konkordato başvuruları artıyor.
  6. Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  1. Sanayi üretimindeki daralma,
  2. İthal girdilere bağımlılık,
  3. Finansmana erişim güçlüğü,
  4. Enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.