Connect with us

ŞİRKETLER

Dört büyükler borç batağında

Bankalar Birliği anlaşmasıyla uzun vadeye yayılan ama 9 milyar TL’den 11.3 milyar TL’ye yükselen kulüplerin finansal borcu sürdürülebilir olmaktan uzaklaşıyor. Negatif özsermayeler sadece son 1 yılda yüzde 39 büyüdü. Daha yüksek kar elde edecek bir model kurulamazsa kulüpler Bankalar Birliği anlaşmalarıyla bile açmaza girebilir.

Yayınlanma:

|

Lig başladı. Transferler, elden çıkarılan futbolcular, gelen yeni yıldızlar ve ilk iki hafta performansları da görüldü. Fakat sahadaki performanslar ne olursa olsun ligin uzun vadede kaderini belirleyecek olan şey Türk kulüplerinin finansal performansları olacak. Çünkü transfer limitlerini de, gelecekte Avrupa kupalarında gösterilecek performansları da belirleyecek olan şey kulüplerin mali durumu olacak. Borsa şirketlerinin ilk yarıyıl mali tablolarıyla beraber futbol kulüpleri ve sportif A.Ş.’lerin de mayıs finansal performansları açıklandı. Ve maalesef manzara hiç de iç açıcı görünmüyor

EN YÜKSEK NAKİT FENERBAHÇE VE BEŞİKTAŞ’TA

Görünüşe göre lige en yüksek nakitle giren kulüp Fenerbahçe oldu. Kasasında 139 milyon TL nakitle 2022 Mayıs ayını kapatan Fenerbahçe’yi 134 milyon TL nakitle Beşiktaş izledi. Galatasaray ise geçen yılın aynı döneminde kasasında bulunan 160 milyon TL nakde karşılık bu yıl mayıs ayında 5.5 milyon TL’lik bir nakitle sezonu açtı. Trabzonspor’un kasasında olan nakit miktarı ise 21.5 milyon TL civarındaydı. Elbette kulüplerin kasasında bulunan na- kit paraların tamamı kullanılabilir durumda değil. Çünkü borçlarına karşı bloke olan kısımlar var. Örneğin Beşiktaş için bu rakam 9 milyon TL, Fenerbahçe için 31 milyon TL, Galatasaray için 1.5 milyon TL ve Trabzonspor içinse 523 bin TL. Öte yandan Beşiktaş’ın vadesiz mevduat hesaplarında 106 milyon TL karşılığı döviz, 28 milyon TL ise TL bulunuyor. Fenerbahçe’nin vadesiz mevduat hesaplarında bulunan para ise 140 milyon TL’ye yakın. Galatasaray’ın vadesiz TL mevduatta 23 milyon TL’si, vadeli mevduatta ise 32.5 milyon TL’si var. Trabzonspor’un vadeli ve vadesiz mevduat hesaplarından bulunan toplam para 17 milyon TL’den biraz fazla.

BORÇ TOPLAMI 11.3 MİLYAR TL’YE ULAŞTI

Şimdi gelelim bilançolarda dananın kuyruğunun koptuğu noktaya. Yani borçlar kısmına. Dört büyüklerin “Nefes aldırdı” dediği Bankalar Birliği anlaşmasıyla dört büyüklerin kısa vadeli finansal kredileri sıfırlandı. Fakat önümüzdeki 12 ay içerisinde ödeyeceği banka borçları hiç de öyle sıfırlanmış falan değil. Örneğin Beşiktaş’ın 12 ay içerisinde ödeyeceği banka kredisi 167 milyon TL, Fenerbahçe’nin 691 milyon TL, Galatasaray’ın 490 milyon TL, Trabzonspor’un ise 203 milyon TL. Burada anlaşmanın en çok rahatlattığı kulüp, 2021 yılının mayıs ayı itibariyle 2 milyar TL’lik kısa vadeli banka kredisi ödemesiyle karşı karşıya olan fakat anlaşmayla 12 ay içerisinde ödeyeceği kısa vadeli banka kredisi taksidi sıfırlanan Fenerbahçe. Bu yıl ve önümüzdeki yılın yarısına kadar yapılacak kredi ödemelerinin çoğu faiz ödemelerinden oluşuyor. Bankalar Birliği anlaşması, ilk yıl anapara ödemesiz bir anlaşma olarak karşımıza çıksa da faiz ödemeleri de oldukça çarpıcı rakamlara denk düşüyor. Ayrıca borcu uzun vadeye yaymış olmanın da bir başka ciddi handikapı ilerleyen kalemlerde karşımıza çıkıyor.

Beşiktaş’ın kısa ve uzun vadeli ödeyeceği toplam banka kredisi borcu yüzde 21 artışla 2.9 milyar TL’den 3.5 milyar TL’ye, Fenerbahçe’ninki yüzde 34 artışla 2.9 milyar TL’den 3.9 milyar TL’ye, Galatasaray’ınki yüzde 21 artışla 2.2 milyar TL’den 2.7 milyar TL’ye, Trabzonspor’unki ise yüzde 14 artışla 1 milyar TL’den 1.2 milyar TL’ye çıkmış durumda. Toplamda 11.3 milyar TL’lik bir finansal borç. Dile kolay. Üstelik geçmiş tecrübelerin gösterdiği kadarıyla proje değil zarar üreten mali yapılarla bu borçlar ödenmeye çalışılacak.

Peki hangi gelirlerle?

Pandemi nedeniyle bir önceki sezon gelirleri dibe vuran futbol kulüplerinin hasılatları 2022/05 döneminde ise hızlı artış trendine girmiş. Beşiktaş 1.3, Fenerbahçe ve Galatasaray ise 1.2 milyar TL civarında hasılar yaratırken, son şampiyon Trabzonspor’un gelirleri ise 867 milyon TL’ye çıkmış. Geçen yıla göre en hızlı hasılat artışı yüzdesel olarak Beşiktaş’ta (yüzde 160).

Gelirlerin alt kırılımına baktığımızda en çok dikkat çeken nokta, yayın gelirlerindeki dibe vuruş. Dört büyükler arsında son sezonun şampiyonu Trabzonspor haricinde yayın gelirinde düşüş yaşamayan yok. Beşiktaş’ın yayın gelirleri yüzde 35, Fenerbahçe’nin yüzde 10, Galatasaray’ın yüzde 28 gerilemiş durumda. Maç hasılatı ve kombine kart, loca gelirlerinde çok ciddi bir artış olsa da bu yanılsamadan başka bir şey değil. Bir önceki sezon pandemi nedeniyle kapalı olan statlara yeniden gelen kısıtlı sayıdaki seyircinin geri dönüşünü gösteriyor sadece.

Burada dört büyükler için istikrarlı ve kayda değer artış gösteren tek gelir kalemi sponsorluk ve reklam gelirleri. Dört büyüklerin sponsorluk, reklamlar ve isim, lisans haklarından elde ettiği gelir 731 milyon TL’den 1.4 milyar TL’ye yani iki katına çıkmış. Bu kalemde son yıl en yüksek artışı yakalayan kulüp Fenerbahçe. Geçen yıla göre artış yüzde 139. Onu yüzde 86 artışla Galatasaray izliyor. Trabzon ve Beşiktaş ise yüzde 55’er artış yakalamış görünüyor.

Giderler kaleminde ise önlenemez bir artış var. Geçen yıl futbolcu, teknik ekip, menajer ve diğer personellere toplam 1.7 milyar TL ücret ödeyen dört büyükler, bu yıl ise bu rakamı 3 milyar TL’nin üzerine çıkardı. En yüksek ücret artışıyla karşı karşıya kalan kulüp yüzde 203’lük artışla Beşiktaş olurken, onu yüzde 98’lik artışla Trabzonspor izledi. Fenerbahçe ücret artışlarını yüzde 59 ile, Galatasaray ise yüzde 18 ile sınırlı tuttu.

NET ZARARI AZALAN TEK KULÜP GALATASARAY

Gelir eksi gider eşittir kar. Basit denklem. Peki bu denklemde durum ne? Dört büyüklerin istisnasız hepsi bağımsız denetçilerin şartlı görüş verdiği şirketler. Bunun en önemli sebebi ise “borca batıklık şüphesi”. En azından denetçiler böyle yazmış. Bu borca batıklıktan çıkabilmek içinse istikrarlı ve tatmin edici bir gelir projeksiyonu gerekiyor. Peki kulüpler bunu karşılayabilecek karlar yaratabiliyor mu?

Dört büyükler arasında brüt kar yaratabilen tek şirket Fenerbahçe oldu. Onu performans açısından geçen yılki 278 milyon TL’lik brüt zararını 16 milyon TL brüt zarara düşüren Galatasaray izliyor. Beşiktaş brüt kardan 307 milyon TL brüt zarara dönerken Trabzonspor’un brüt zararı ise 210 milyon TL’ye çıkmış durumda. Esas faaliyet yani futbol faaliyetlerinde zararlar ise yine sadece Fenerbahçe ve Galatasaray’da düşmüş. Beşiktaş ve Trabzonspor’da ise futbol faaliyetlerinden zararlar giderek büyüyor.

Bir de bunlara net finansman yani kredilerden kaynaklı zararlar eklenince dört büyükler arasında net zararı iyileşme gösteren tek bir kulüp kalıyor: Galatasaray. Dört büyüklerin yıllık net zararı toplam 1.6 milyar TL’ye ulaşmış durumda. Yani zaten ekside olan kasalar her geçen daha da eksiye gidiyor.

GELİRLERİN 5İLA13 KATI KADAR TEMLİK

Yayın gelirleri, lisanslı ürün satışları, maç hasılatları, kombine kart satışları, futbolcu yetiştirme ve kiralama gelirleri, Türkiye Kupası, sponsorluk ve reklam gelirleri, isim hakkı ve lisans hakkı gelirleri, UEFA kupaları katılım ve performans gelirleri veya dışarıya verilen futbolculardan transfer gelirlerinin tamamı 4 milyar TL. Yani bu gelirlerin büyük bölümü ücretlere gidiyor. Üstelik bu kulüplerin gelirleri üzerinde, yıllık gelirlerinin 5 katı ile 13 katı arasında değişen oranlarda temlik var. Beşiktaş’ın yayın gelirlerinin üzerinde 12 milyar 860 milyon TL’lik, isim haklarının üzerinde ise 699 milyon TL’lik temlik var. Fenerbahçe’nin yayın gelirleri üzerindeki temlik 14.8 milyar TL, isim hakları üzerindeki temlik ise 498 milyon TL. Galatasaray’ın temlik altında olan gelirleri 5.5 milyar TL. Trabzonspor’da toplam temlik tutarı 5.9 milyar TL. Yani 4 büyüklerin gelecek yıllarda elde edeceği gelirlerin üzerinde toplam 39 milyar TL’lik temlik var.

YILDIZ OYUNCU TRANSFERLERİ GÜZEL DE YA KULÜPLERİN MAAŞ BÜTÇELERİ

Şimdi de gelelim bizim taraftarlar olarak izlerken, başkanlar ve yönetimlerden transfer beklerken pek de düşünmediğimiz ama gelecekteki diğer giderlere. Her taraftar tuttuğu takımın kadrosunu yıldız futbolcularla doldurmasını beklerken rakip takım büyük transferler yaptığında yönetimlere veryansın ediyor. Fakat işin mali tarafında yönetilmesi gereken ve çığ gibi büyüyen ödenecek futbolcu, menajer, bonservis giderlerini kimse umursamıyor. Son zamanlarda sosyal medyada sıkça duyduğumuz laf ise şu: Bana ne, ben taraftarım, benim cebimden mi çıkıyor? Şimdi okuyacaklarından sonra ileride tutacağı bir takım kalıp kalmayacağını da düşünmesi gerekiyor her futbol meraklısının. Fenerbahçe, Trabzonspor, Galatasaray önümüzdeki 4-5 futbol sezonunda futbolculara yıllar itibariyle ödenecek olan garanti ücretleri açıklamış. Beşiktaş’ın bilançosunda ise bu kalemi bulamadık.

FENERBAHÇE 5 SEZONDA 1.2 MİLYAR TL’Yİ AŞTI

Önce Fenerbahçe’den yola çıkalım. Sadece 2022-2023 yani içinde bulunduğumuz sezonda ödeyeceği toplam garanti ücret geçen sezon 433 milyon TL iken bu sezon 569 milyon TL’ye çıkmış. Önümüzdeki toplam 5 sezonda ödeyeceği toplam garanti ücret 1.2 milyar TL. Üstelik bu rakamlar, Jorge Jesus, Joao Pedro, Luan Peres gibi transferlerden önceki rakamlar. Bilanço açıklanma tarihinden sonra gelen bu üç ismi ekleyip, Kim Min Jae’nin bonservisle gönderilmesi nedeniyle bu isme ödenen yıllık ücret çıkarıldığında önümüzdeki 5 sezonda ödenecek toplam garanti ücret 1.34 milyar TL’ye çıkıyor.

GALATASARAY 1 MİLYAR SINIRINA DAYANDI

Galatasaray’da dört sezonun bilançosu yazılmış. Bu rakam önceki sezon 290 milyon TL’den bu sezon 284 milyon TL’ye düşmüş. Fakat elbette bu rakam yanıltıcı. Çünkü Ryan Babel, Sofian Feghouli gibi yüksek yıllık ücretli kontratlardan çıkılmış verileri gösterirken yeni gelen transferleri kapsamıyor. Örneğin bu rakamlara Okan Buruk, Abdülkerim Bardakçı, Kazımcan Karataş, Sergio Oliveira, Seferovic, Leo Dubois, Midtsjö, Lucas Torreira, Dries Mertens gibi isimlerin gelişini ekleyip, Marcao, Diagne, Mostafa Mohamed, Aytaç Kara, Morutan gibi isimlerin gidişini çıkardığımızda Galatasaray’ın dört sezonluk toplam garanti ücret ödemeleri toplamı 982 milyon TL’ye çıkıyor.

ŞAMPİYON KADRONUN FIRTINAYA MALİYETİ

Trabzonspor’da ise zaten şampiyonluk kadrosu kurmanın maliyeti mevcut verilerde bile oldukça çarpıcı görünüyor. 2021 sezonu başlarken 594 milyon TL garanti ücretle başlayan Trabzonspor, bu yıl aynı döneme gelindiğinde 927 milyon TL’lik bütçeye ulaşmış. Daha sonra yaşananlara bakarsak: Denswill, Eren Elmalı, Doğucan Haspolat, Jens Stryger Larsen, Trezeguet gelmiş. Cem Akpınar, Diabate, Kouassi, Erce Kardeşler, Flavio, Yunus Mallı, Abdülkadir Parmak, Batuhan Kör, Berat Özdemir gitmiş. Sonuçta Trabzonspor’un yıllık garanti ücret ödemesi 1 milyar 150 milyon TL’ye ulaşmış. Trabzonspor’un yaptığı yeni futbolcu anlaşmalarında menajerlerle ilgili yöntemi de oldukça ilginç. Trabzonspor futbolcuların menajerlerine olan ödemeleri, futbolcunun Trabzonspor’dan alacağı yıllık ücretlerin yüzde 5’ini menajerlik ücreti olarak ödeme konusunda anlaşmış. Yani futbolcu maaş bütçesi büyüdükçe menajerlere ödenecek para da büyüyor. Ayrıca bu bilançolar hazırlanıp yayımlandıktan sonra yapılan bir sürü de transfer var. Bunlar bu hesaplamalara dahil değil. Üstelik daha da transfer sezonu kapanmış değil. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor taraftarları Belotti’lerin, Icardi’lerin, Maxi Gomes’lerin, Dembele’lerin, Shomurodov’ların, Hakim Ziyech’lerin, Amiri’lerin hayalini kuruyor. Bunlardan birkaçı bile gelse maaş bütçelerinin yıllık yüzde 10-20 artışı söz konusu olacak. Daha da vahim olan durum, bu rakamlar sadece garanti ücretleri kapsıyor. Yani örneğin transfer edilen futbolcuların kulüplerine yapılacak bonus ödemelerini, futbolculara yapılacak maç başı bonuslar henüz eklenmemiş hali. Bunların sonuçlarını da 2023 Mayıs bilançolarında göreceğiz.Şu anda Trabzonspor, Galatasaray, Fenerbahçe’nin toplam garanti ücret bütçesi önümüzdeki sezonlar dahil 3.5 milyar TL.

Dünya – Barış ERKAYA

Okumaya devam et

EKONOMİ

Vergi rekortmenleri ekonominin röntgenini çekti: Bankalar zirvede, sanayi nerede?

Yayınlanma:

|

Türkiye’nin kurumlar vergisi rekortmenleri listesi yalnızca kimin daha fazla vergi ödediğini göstermiyor. Liste aynı zamanda ülkede kârın hangi sektörlerde yoğunlaştığını, yüksek faiz döneminin kazananlarını ve kaybedenlerini ve üretim ekonomisinin karşı karşıya bulunduğu yapısal problemi de ortaya koyuyor. İlk sıralarda bankalar ve finans kuruluşları ağırlık kazanırken Türkiye’nin büyük sanayi şirketlerinin görünürlüğünün oldukça düşük olması dikkat çekiyor. Almanya’ya bakıldığında ise ekonomik devler listesinin omurgasını otomotiv, makine, kimya ve teknoloji şirketleri oluşturuyor.

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın kurumlar vergisi rekortmenleri sıralaması Türkiye ekonomisinin son yıllarda geçirdiği dönüşümü tartışmaya açacak nitelikte.

Bankavitrini.com’un incelediği listede bankacılık ve finans kuruluşlarının belirgin ağırlığı görülürken; otomotiv, demir-çelik, makine, petrokimya, beyaz eşya ve diğer büyük sanayi sektörlerinin listenin üst sıralarında yeterince temsil edilmemesi dikkat çekiyor.

Buradaki temel soru şu: Türkiye’de üretim yapan, ihracat gerçekleştiren, yüz binlerce kişiye istihdam sağlayan büyük sanayi kuruluşları neden kurumlar vergisi rekortmenleri listesinin zirvesinde değil?

Sorunun yanıtı Türkiye’nin son yıllardaki yüksek faiz, yüksek finansman maliyeti ve sanayi kârlılığındaki aşınma sürecinde aranmalı.

Türkiye kurumlar vergisi rekortmenlerinde ilk sıralar

Aşağıdaki tablo, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın paylaşılan Türkiye geneli sıralamasında unvanı açıklanan ilk şirketlerden oluşturulmuştur. GİB listesinde bazı mükellefler isimlerinin açıklanmasını istemediği için (*) olarak gösterilmektedir.

Sıra Kurum Faaliyet alanı Tahakkuk eden vergi
1 T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Bankacılık 70,39 milyar TL
3 Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. Bankacılık 22,91 milyar TL
4 Türkiye Garanti Bankası A.Ş. Bankacılık 20,08 milyar TL
6 QNB Bank A.Ş. Bankacılık 10,19 milyar TL
7 LC Waikiki Mağazacılık Hizmetleri Tic. A.Ş. Perakende 10,18 milyar TL
8 Emin Evim Tasarruf Finansman A.Ş. Finansman 10,08 milyar TL
9 Citibank A.Ş. Bankacılık 7,68 milyar TL
10 Allianz Sigorta A.Ş. Sigorta 7,61 milyar TL
11 Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. Bankacılık 7,57 milyar TL
12 Türkiye Sigorta A.Ş. Sigorta 7,53 milyar TL
13 Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. Telekomünikasyon 7,47 milyar TL
14 Unilever Sanayi ve Ticaret Türk A.Ş. Sanayi / tüketim ürünleri 7,19 milyar TL
15 BİM Birleşik Mağazalar A.Ş. Perakende 7,07 milyar TL
16 Türkiye Emlak Katılım Bankası A.Ş. Bankacılık 6,99 milyar TL
17 Fuzul Tasarruf Finansman A.Ş. Finansman 6,56 milyar TL
18 Türkiye Hayat ve Emeklilik A.Ş. Sigorta 5,86 milyar TL
19 Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü Madencilik / kimya 5,70 milyar TL
20 Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş. Sermaye piyasaları 5,54 milyar TL
21 İstanbul Takas ve Saklama Bankası A.Ş. Yatırım bankacılığı 4,97 milyar TL
22 Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Denizcilik 4,92 milyar TL
23 DenizBank A.Ş. Bankacılık 4,81 milyar TL
24 Mercedes-Benz Türk A.Ş. Otomotiv 4,75 milyar TL
25 Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Enerji 4,33 milyar TL
26 ITX Türkiye Perakende / tekstil 4,25 milyar TL
27 Philip Morris Tütün Mamulleri Tütün sanayi 4,23 milyar TL
28 AXA Sigorta A.Ş. Sigorta 4,17 milyar TL
31 Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası A.Ş. Bankacılık 3,98 milyar TL
32 Türk Ekonomi Bankası A.Ş. Bankacılık 3,92 milyar TL
Kaynak: Gelir İdaresi Başkanlığı Türkiye geneli kurumlar vergisi sıralaması. (*) İsimlerinin açıklanmasını istemeyen mükellefler tabloya dahil edilmemiştir.

Tabloya bakıldığında sorun çok daha görünür hale geliyor.

İlk 32 sıra içerisinde bankalar, katılım bankaları, sigorta şirketleri, tasarruf finansman şirketleri, yatırım kuruluşları ve Takasbank birlikte değerlendirildiğinde finansal sistemin olağanüstü bir ağırlığı ortaya çıkıyor.

Buna karşılık Türkiye’nin üretim kapasitesini temsil eden otomotiv, demir-çelik, beyaz eşya, makine, kimya, petrokimya gibi sektörlerin aynı ölçüde görünür olmadığı görülüyor.

Ziraat Bankası’nın 70,4 milyar TL’lik vergisi dikkat çekici

Listenin belki de en çarpıcı rakamı Ziraat Bankası’na ait. Bankanın tahakkuk eden kurumlar vergisi yaklaşık 70,4 milyar TL.

İkinci açıklanan banka VakıfBank’ta rakam 22,9 milyar TL, Garanti BBVA’da ise yaklaşık 20,1 milyar TL.

Başka bir ifadeyle Ziraat Bankası’nın tek başına tahakkuk eden kurumlar vergisi, listede bulunan birçok büyük şirketin ödediği vergilerin toplamından daha yüksek. Bu durum bankacılık sektörünün Türkiye ekonomisi içerisindeki kârlılık gücünü ortaya koyması açısından önemli.

Ancak asıl tartışılması gereken bankaların fazla kazanması değil.

Sanayinin neden yeterince kazanamadığıdır.

Bir tarafın faiz geliri diğer tarafın faiz gideri

Türkiye ekonomisinin son birkaç yıldaki en önemli problemlerinden biri burada ortaya çıkıyor. Bankanın verdiği krediden elde ettiği faiz geliri, sanayicinin bilançosunda finansman gideridir.

Dolayısıyla ekonomide faiz oranları uzun süre çok yüksek seviyelerde kaldığında iki farklı bilanço etkisi ortaya çıkıyor:

Banka açısından:

Kredi faizi

Faiz geliri

Bankacılık kârı

Vergilendirilebilir kazanç

Yüksek kurumlar vergisi

Sanayici açısından ise:

Kredi faizi

Finansman gideri

Faaliyet kârının erimesi

Net kârın düşmesi

Vergilendirilebilir kazancın azalması

Türkiye’deki kurumlar vergisi rekortmenleri listesinin sektör dağılımı bu nedenle para politikasından tamamen bağımsız düşünülemez.

Sanayici cirosunu büyütüyor ama kârını büyütemiyor

Türkiye sanayisinin temel problemi satış yapamaması değil. Asıl sorun satıştan elde edilen kârın giderek daha büyük bölümünün finansman giderlerine gitmesi. İstanbul Sanayi Odası’nın Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu çalışması da bu baskının boyutunu ortaya koyuyor.

2025 yılında İSO 500 şirketlerinin finansman giderleri yüzde 38,1 artarak 854,7 milyar TL’ye yükseldi. Finansman giderlerinin net satışlara oranı da yüzde 6’dan yüzde 6,6’ya çıktı. Sanayi şirketleri üretim yapıyor, personel çalıştırıyor, enerji tüketiyor, ihracat gerçekleştiriyor ve işletme sermayesi finanse ediyor. Fakat yaratılan faaliyet kârının önemli bölümü finansman maliyetine gidiyorsa şirketin vergi öncesi kârının yükselmesi giderek zorlaşıyor.

Kurumlar vergisi rekortmenleri tablosunun arkasındaki önemli gerçeklerden biri budur.

Türkiye’nin ekonomik paradoksu

Ortaya oldukça düşündürücü bir tablo çıkıyor: Krediyi kullanan sanayici kâr etmekte zorlanırken krediyi veren finans sistemi yüksek kâr açıklıyor.

Finans sektörünün güçlü olması elbette ekonomi açısından olumsuz değildir. Tam tersine güçlü sermayeye sahip, kârlı ve sağlıklı bankacılık sistemi ekonomik istikrar açısından gereklidir. Problem finans sektörünün kârlılığı değil; finans sektörünün finanse etmesi gereken üretim sektörünün kârlılığının giderek zayıflamasıdır.

Finans ekonominin motoru değil, motorun çalışmasını sağlayan finansman sistemidir.

Motor ise üretimdir.

Almanya’da tablo neden farklı?

Türkiye ile Almanya arasında birebir “vergi rekortmenleri” karşılaştırması yapmak mümkün değil. Bunun çok önemli hukuki bir nedeni bulunuyor.

Alman Vergi Kanunu’nun (Abgabenordnung) 30. maddesi vergi gizliliğini düzenliyor. Kamu görevlilerinin mükelleflere ilişkin korunan vergi ve ticari bilgileri yetkisiz şekilde açıklaması yasak. Bu nedenle Türkiye’deki GİB listesine benzer şirket bazında resmi bir kurumlar vergisi rekortmenleri sıralaması yayımlanmıyor.

Ancak Almanya’nın en büyük şirketlerinin ve en fazla kâr yaratan şirketlerinin sektörel yapısına baktığımızda iki ekonomi arasındaki fark açık biçimde görülüyor.

EY’nin 2025 yılı Almanya’nın en büyük şirketleri araştırmasında ciro açısından ilk üç sırayı Volkswagen, Mercedes-Benz ve BMW oluşturuyor.

Yani üçü de otomotiv sanayisi. Dahası, kâr sıralamasında Deutsche Telekom’un ardından Siemens, BMW ve SAP geliyor.

Bu tablo önemli. Çünkü Almanya’da ekonomik büyüklüğün merkezinde hâlâ üretim, teknoloji ve yüksek katma değerli sanayi bulunuyor.

Almanya’nın ekonomik devleri

Vergi rekortmenleri listesi olmadığı için aşağıdaki tabloyu “vergi rekortmenleri” olarak değil, Almanya’nın ekonomik yapısını göstermek amacıyla büyük şirketler ve faaliyet alanları karşılaştırması olarak okumak gerekiyor.

Şirket Ana faaliyet Ekonomideki niteliği
Volkswagen Otomotiv Sanayi / üretim
BMW Otomotiv Sanayi / üretim
Mercedes-Benz Otomotiv Sanayi / üretim
Deutsche Telekom Telekomünikasyon Teknoloji / hizmet
DHL Group Lojistik Lojistik / hizmet
Siemens Elektrik, otomasyon, teknoloji İleri sanayi
E.ON Enerji Enerji altyapısı
BASF Kimya Ağır sanayi / kimya
Bayer İlaç ve kimya İleri teknoloji / sanayi
Daimler Truck Ticari araç Sanayi / üretim

Volkswagen güncel verilere göre yaklaşık 320 milyar euro civarındaki geliriyle Almanya’nın en büyük halka açık şirketi konumunda. BMW yaklaşık 133 milyar euro, Mercedes-Benz yaklaşık 133 milyar euro gelir büyüklüğüne sahip.

EY araştırmasında da Volkswagen, Mercedes-Benz ve BMW’nin Almanya’nın en yüksek cirolu ilk üç şirketi olduğu doğrulanıyor.

Üstelik Almanya’nın sanayi omurgası otomobilden ibaret değil. Bosch otomotiv teknolojilerinden endüstriyel sistemlere; Siemens elektrifikasyon ve otomasyondan dijital endüstriye; BASF kimyadan ileri malzemelere; Daimler Truck ve TRATON ise ağır ticari araçlara kadar küresel üretim zincirlerinin kritik alanlarında faaliyet gösteriyor.

Almanya’nın bankaları nerede?

İki ülkenin ekonomik yapılanmasındaki fark burada daha da ilginç hale geliyor. Almanya elbette büyük bir finans merkezine sahip. Deutsche Bank ve Commerzbank küresel ölçekte önemli finans kuruluşları.

Fakat Almanya’nın en büyük şirketleri denildiğinde listenin tamamını bankalar kaplamıyor. Volkswagen, BMW, Mercedes-Benz, Siemens, Bosch, BASF, Bayer, Daimler Truck gibi şirketler ekonomik yapının merkezinde yer alıyor.

Almanya’nın üretim gücü aynı zamanda istihdam kapasitesine de yansıyor. EY’nin araştırmasına göre Volkswagen yaklaşık 633 bin çalışanıyla ülkenin en büyük halka açık işverenlerinden biri. DHL yaklaşık 537 bin, Siemens ise 318 bin kişiyi istihdam ediyor.

Yani ekonomik değer üretimi aynı zamanda çok büyük bir üretim ve istihdam ekosistemi yaratıyor.

Türkiye için alarm veren soru

Türkiye açısından tartışılması gereken konu tam olarak burada başlıyor. Bir ekonominin en büyük vergi mükelleflerinin bankalar olması tek başına ekonomik problem değildir.

Ancak; bankalar yüksek kâr ederken, sanayi şirketlerinin kâr marjları düşüyorsa, sanayinin finansman giderleri hızla yükseliyorsa, yatırım iştahı azalıyor ve üretici işletme sermayesine ulaşmakta zorlanıyorsa, o zaman vergi rekortmenleri listesinin sektörel dağılımı önemli bir ekonomik sinyale dönüşür.

Çünkü uzun vadede bankaların da sağlıklı şekilde büyüyebilmesi için güçlü reel sektöre ihtiyaç vardır.

Bankaların vermediği krediyi ekonomi nasıl büyütecek?

Türkiye’nin uyguladığı sıkı para politikası enflasyonu kontrol altına almak amacıyla kredi büyümesini sınırlamaya çalışıyor. Makroekonomik açıdan bunun gerekçesi anlaşılabilir. Ancak bu politikanın uzun süre devam etmesi halinde sanayi şirketlerinde farklı bir bilanço problemi ortaya çıkıyor.

İşletme sermayesi ihtiyacı enflasyon nedeniyle sürekli büyürken kredi miktarı sınırlandırılıyor. Kredi bulunabildiğinde ise maliyeti çok yüksek.

Sonuçta şirketler; stok azaltıyor, yatırım erteliyor, kapasite artırmıyor, vadeli satışları azaltıyor, istihdam konusunda daha temkinli davranıyor, borçlarını çevirmeye odaklanıyor.

Böyle bir ortamda sanayiciden yüksek kurumlar vergisi yaratacak yüksek kârlılık beklemek giderek zorlaşıyor.

Vergi rekortmenleri aslında kâr rekortmenleridir

Kurumlar vergisinin temelinde şirketlerin vergilendirilebilir kazancı bulunuyor. Bu nedenle kurumlar vergisi rekortmenleri listesine farklı bir açıdan bakmak gerekiyor.

Liste aynı zamanda bir anlamda: “Türkiye’de vergilendirilebilir kâr hangi sektörlerde oluşuyor?” sorusunun cevabını veriyor.

Ve mevcut tablo finans sektörünü işaret ediyorsa ekonomi yönetiminin üzerinde düşünmesi gereken mesele budur. Türkiye’nin hedefi bankaların daha az kazanması olmamalı.

Türkiye’nin hedefi sanayinin yeniden daha fazla kazanabileceği bir ekonomik ortam yaratmak olmalıdır.

Üretmeden zenginleşmek mümkün mü?

Finansal faaliyetler ekonominin vazgeçilmez unsurudur. Fakat sürdürülebilir refahın temelinde üretkenlik artışı bulunur.

Bir ülkenin uzun vadeli refahını; yüksek katma değerli üretim, teknoloji, Ar-Ge, ihracat, verimlilik, markalaşma ve nitelikli insan kaynağı belirler. Almanya’nın Volkswagen’i, Siemens’i, Bosch’u ve BASF’ı yalnızca büyük şirket değildir.

Bu şirketlerin arkasında on binlerce tedarikçi, mühendislik şirketi, KOBİ, üniversite, araştırma merkezi ve yüz binlerce çalışan bulunuyor. Bir otomobil fabrikasının yarattığı ekonomik değer yalnızca otomobil üreticisinin bilançosunda kalmaz.

Çelikten plastiğe, yazılımdan lojistiğe, makineden elektroniğe kadar ekonominin tamamına yayılır.

Türkiye’nin ihtiyacı finans-sanayi dengesi

Türkiye’nin önündeki çözüm “bankalar kazanmasın” yaklaşımı olamaz. Doğru politika; bankalar güçlü olsun, sanayi de güçlü olsun.

Finans sistemi reel sektöre uzun vadeli ve öngörülebilir maliyetlerle kaynak aktarabilmeli. Sanayici yaptığı yatırımın beş yıl sonraki finansman maliyetini kabaca öngörebilmeli. İhracatçı kur, enflasyon ve maliyet üçgeninde rekabet gücünü kaybetmemeli.

İşletme sermayesi kredileri yalnızca parasal sıkılaşmanın kontrol aracı olarak görülmemeli. Ve Türkiye yeniden üretimden para kazanılabilen bir ekonomik yapıya dönmeli.

Asıl mesele bankaların listede olması değil, sanayinin olmaması

Kurumlar vergisi rekortmenleri listesinden çıkarılması gereken sonuç bankacılık sektörünü eleştirmek değildir. Aksine Türkiye güçlü bir bankacılık sistemine ihtiyaç duyuyor. Fakat çok daha güçlü bir sanayi sektörüne de ihtiyaç duyuyor.

Asıl soru şudur: Türkiye’nin fabrikaları üretmeye, ihracat yapmaya ve yüz binlerce kişiyi çalıştırmaya devam ederken ekonomide en yüksek vergilendirilebilir kâr neden ağırlıklı olarak finansal faaliyetlerde oluşuyor?

Bu soruya verilecek cevap Türkiye’nin önümüzdeki on yıldaki ekonomik modelini de belirleyecek. Çünkü sürdürülebilir kalkınmanın formülü finans ile sanayiyi birbirine rakip hale getirmek değildir. Finansın üretimi desteklediği, üretimin kâr yarattığı, kârın yeniden yatırıma dönüştüğü ve yatırımın vergi ile istihdam ürettiği bir döngü kurmaktır.

Bugünkü vergi rekortmenleri tablosu ise Türkiye açısından önemli bir uyarı veriyor: Bankaların vergi rekortmeni olması başarıdır; sanayinin rekortmenler listesinden kaybolması ise sorgulanması gereken ekonomik bir sonuçtur.

Almanya örneği de gösteriyor ki küresel ölçekte rekabetçi ve yüksek gelirli bir ekonominin arkasında yalnızca güçlü finans sistemi değil, kâr edebilen güçlü bir sanayi tabanı bulunuyor.

Gülbeyaz GERGÜN – bankavitrini.com

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Çifte Ekspertiz, Çifte Fatura! BDDK’nın Güncellemeyen Limiti Kredi Maliyetlerini Nasıl Katlıyor?

2022’nin 10 Milyon TL Sınırı Bugün Gerçeği Yansıtıyor mu?

Yayınlanma:

|

BDDK’nın Güncellemediği Ekspertiz Limiti Vatandaşa ve Firmalara Ağır Fatura Çıkarıyor

2022 yılında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), bankaların kullandıracağı kredilerde teminat olarak alınan 10 milyon TL üzerindeki gayrimenkuller için iki ayrı ekspertiz raporu alınmasını zorunlu hale getirdi. 17 Eylül 2022 tarihli Yönetmelik ile, 10 milyon TL üzerindeki gayrimenkuller için 30 gün içinde iki farklı değerleme kuruluşundan ekspertiz raporu alınması zorunlu hale getirildi. İki rapor arasında %10’dan fazla fark çıkarsa bu kez üçüncü ekspertiz yaptırılması öngörüldü. Ayrıca aynı yönetmeliğin ilgili maddesinde BDDK’nın bu parasal sınırı değiştirmeye yetkili olduğu da açıkça belirtiliyor.

Düzenlemenin amacı son derece doğruydu. Büyük tutarlı kredilerde teminat değerinin daha sağlıklı belirlenmesi, bankaların zarar görmesinin önlenmesi ve değerleme hatalarının azaltılması hedefleniyordu.

Ancak aradan geçen dört yıl içerisinde Türkiye’de yaşanan yüksek enflasyon ve gayrimenkul fiyatlarındaki olağanüstü artış nedeniyle, 2022’de “çok yüksek değerli” kabul edilen birçok taşınmaz bugün sıradan hale geldi.

Buna rağmen 10 milyon TL’lik eşik hâlâ aynı seviyede bırakıldı.

Sonuçta hem vatandaş hem de reel sektör her kredi işleminde çok yüksek ekspertiz maliyetleriyle karşı karşıya kalıyor.

En Büyük Mağduriyet Firmalarda Yaşanıyor

Asıl sorun bireysel konut kredilerinden çok ticari kredilerde ortaya çıkıyor.

Bugün; sanayi tesisleri, fabrikalar, organize sanayi bölgelerindeki arsalar, oteller, AVM’ler, lojistik depolar, ticari iş merkezleri zaten doğal olarak 10 milyon TL’nin çok üzerinde değerlere sahip.

Dolayısıyla hemen hemen bütün ticari ipotek işlemlerinde çift ekspertiz zorunluluğu uygulanıyor. Bu durum özellikle finansmana erişimin zaten zorlaştığı mevcut ekonomik ortamda şirketlerin kredi maliyetini daha kredi kullanmadan artırıyor.

Finansman Bulmak Zor, Masrafı Daha da Ağır

Bugün birçok firma; yüksek faiz, kredi kısıtları, nakit sıkışıklığı, işletme sermayesi eksikliği ile mücadele ediyor.

Buna bir de kredi kullanabilmek için ödenen yüksek ekspertiz ücretleri ekleniyor. Şirketler daha kredi hesabına para girmeden yüz binlerce lirayı yalnızca ekspertiz masrafı olarak ödemek zorunda kalabiliyor.

Ekspertiz Ücretleri Son Yıllarda Katlandı

2022 yılında ekspertiz ücretleri bugünkü seviyelerin oldukça altındaydı.

Bugün ise özellikle büyük ticari taşınmazlarda; ilk ekspertiz, ikinci ekspertiz, gerekiyorsa üçüncü ekspertiz, KDV, dosya giderleri ile birlikte maliyetler oldukça yüksek seviyelere ulaşıyor.

Bazı büyük ticari taşınmazlarda toplam ekspertiz maliyetinin 150 bin TL’nin üzerine, daha karmaşık projelerde ise bunun da üstüne çıkabildiği ifade ediliyor.

Bu rakamlar, kredi kullanmak isteyen işletmeler açısından ilave bir finansman yükü oluşturuyor.

Aynı Taşınmaz İçin İki Kez Aynı İşlem

Firmaların en fazla eleştirdiği konu ise şu: Aynı taşınmaz üzerinde iki farklı uzman neredeyse aynı incelemeyi yapıyor. Çoğu zaman raporlar birbirine oldukça yakın çıkıyor. Buna rağmen ikinci raporun maliyeti de tamamen kredi kullanan müşteriye yükleniyor.

Dolayısıyla uygulama bankanın riskini azaltırken maliyetini vatandaş ve firmalar üstlenmiş oluyor.

2022’nin 10 Milyonu Bugünün Kaç Milyonu?

Ekonomide enflasyon nedeniyle birçok parasal eşik düzenli olarak güncellenirken; vergi istisnaları, harçlar, cezalar, yeniden değerleme tutarları her yıl artırılıyor.

Ancak ekspertiz yönetmeliğindeki 10 milyon TL sınırının uzun süredir aynı kalması, düzenlemenin kapsadığı işlem sayısını önemli ölçüde artırmış durumda.

Bugün birçok orta ölçekli fabrika, depo veya şehir merkezindeki ticari gayrimenkul bu sınırı rahatlıkla aşabiliyor.

BDDK’nın Güncelleme Yetkisi Bulunuyor

Yönetmelik, parasal eşiğin değiştirilmesine imkân tanıyor.

Bu nedenle sektör şu soruyu soruyor: Risk yönetimi korunurken neden parasal eşik enflasyona göre güncellenmiyor?

Sektörün Beklentileri

Reel sektör temsilcileri ve finans çevrelerinde dile getirilen öneriler şöyle özetleniyor:

  • 10 milyon TL sınırı yeniden değerleme oranına veya Konut Fiyat Endeksi’ne göre otomatik güncellenmeli.
  • Ticari ve bireysel taşınmazlar için farklı eşikler belirlenmeli.
  • İkinci ekspertiz sadece belirli risk kriterlerinin oluştuğu durumlarda zorunlu olmalı.
  • İkinci ekspertiz ücretinin tamamı müşteriye yüklenmemeli; maliyet banka ile paylaşılmalı.
  • Dijital değerleme ve merkezi veri tabanları kullanılarak mükerrer ekspertiz ihtiyacı azaltılmalı.

Özetle

2022 yılında bankacılık sisteminin güvenliğini artırmak amacıyla getirilen çift ekspertiz zorunluluğu, aradan geçen yıllarda değişen ekonomik koşullar nedeniyle hem vatandaş hem de özellikle finansmana erişimde zorlanan reel sektör açısından ciddi bir maliyet unsuruna dönüştü.

Bugün tartışılan konu, çift ekspertiz uygulamasının kaldırılması değil, değişen piyasa koşulları karşısında 10 milyon TL’lik sınırın güncellenerek düzenlemenin yeniden amacına uygun hale getirilmesi. Böyle bir adım, bankaların risk yönetimini zayıflatmadan vatandaşın ve firmaların üzerindeki gereksiz mali yükün azaltılmasına katkı sağlayabilir.

Okumaya devam et

GÜNCEL

HALKA ARZ olmak üzere iken KONKORDATO ilan eden Şirketler..

Yayınlanma:

|

Yazan:

Halka arz sürecindeki şirketin Konkordato ilan etmesi halka arz öncesi finansal ve kurumsal hazırlık aşamasında bazı kırılganlıkların gözden kaçmış olabileceğini düşündürtür.

Bu vakalar tek başına “SPK veya bağımsız denetim yanlış yaptı” anlamına gelmez; konkordato ile halka arz başvurusu arasında zaman farkı olabilir ve şirketin finansal durumu hızla bozulabilir. Ancak bu süreçler yatırımcı açısından ciddi kırmızı bayraklar oluşturur.

Özellikle yatırımcılar şu noktaları sorgulamalı:

* Kârlılık ile nakit yaratma arasındaki fark
* Yüksek borçluluk ve kısa vadeli borç baskısı
* Faiz giderlerinin operasyonel kârı eritmesi
* İşletme sermayesine aşırı kaynak bağlanması
* Halka arzdan gelecek paraya aşırı bağımlılık
* Kur, faiz ve satış düşüşü gibi stres senaryolarının yeterince dikkate alınıp alınmadığı

Yani; Halka arz başvurusu, şirketin finansal olarak sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Asıl test; şirketin halka arz gerçekleşmeden, kendi faaliyetlerinden yarattığı nakitle borçlarını çevirebilme kapasitesidir.

STRES TESTİ

Halka arz öncesi hangi stres testlerinde hangi riskler gözden kaçtı sorusu ciddi biçimde yatırımcılar tarafından gündem edilmeli. Örneğin ;

* Faiz %10–20 artarsa → Faiz giderini karşılayabiliyor mu?
* Satışlar %10–20 düşerse → FAVÖK ve nakit akışı ne olur?
* Kâr marjı düşerse → Borç ödeme kapasitesi bozuluyor mu?
* TL %20–30 değer kaybederse → Döviz borcu ne kadar kur farkı zararı yaratır?
* Alacak tahsilatı 60–90 gün gecikirse → Şirketin nakdi yeterli mi?
* Stoklar artarsa / stok devir hızı düşerse → İşletme sermayesi ihtiyacı ne kadar büyür?
* Halka arzdan beklenen para 6–12 ay gecikirse → Şirket mevcut nakdiyle yaşayabilir mi?

Özetle, Halka arz opsiyonu, finansmana erişim problemi yaşayan şirket için bir “kurtuluş finansmanı” haline gelmiş durumda; ancak SPK süreci uzadığında şirketin halka arz gerçekleşmeden likidite krizi yaşama riski ortaya çıkıyor. 2026’da İnfinia ve Türk Ambalaj bunun güncel örnekleri.

Ez cümle, Finansal okuryazarlık, parayı yönetmekten önce riskleri görme sanatıdır; çünkü göremediğiniz riski de yönetemezsiniz..

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.