GÜNCEL
Asgari ücret karşısında emeklinin sefaleti
n düşük işçi emekli aylığı, 2002’de asgari ücretin yüzde 32’si kadar daha fazla iken 2022’de yüzde 63’ü kadar daha düşük kaldı. 2023’te asgari ücret yüzde 55 oranında artarken emekli aylıklarındaki artış ise, yüzde 17 dolayında olacak.
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Ülkemizde emekliler, çok ciddi sorunlar yaşıyorlar. Hayatlarını sürdürebilecek ekonomik olanaklardan yoksun bir biçimde yaşam mücadelesi veriyorlar. Son asgari ücret artışı karşısında en düşük işçi emekli aylığı ile en düşük ücreti temsil eden asgari ücreti karşılaştırmak istedik.
2002 yılında, yani AKP daha iktidarda değilken ortalama net asgari ücret 173 milyon 907 bin 737 lira idi. Henüz o zaman Türk lirasından altı sıfır atılmadığı için milyonluk ücretler söz konusuydu.
Türk-İş’in 1999-2003 yıllarını kapsayan Çalışma Raporu’na göre, asgari ücret, Ocak ve Temmuz 2002 aylarında iki kez saptanmıştı. Ortalama net asgari ücret yaklaşık 174 milyon liraydı.
Yine aynı rapora göre, en düşük ortalama işçi emekli aylığı da, 229 milyon 605 bin 478 liraydı. Bu durumda AKP öncesi dönemde, en düşük işçi emekli aylığı, asgari ücretten yüzde 32 oranında fazlaydı.
EMEKLİ AYLIĞINDA YÜZDE 63 KAYIP
2022 yılına geldiğimizde, en düşük işçi emekli aylığı, temmuz ayında 2.500 TL’den 3.500 TL’ye çıkarıldı. Yıllık ortalama aylık 3.000 TL’ydi.
Net asgari ücret ise, Temmuz 2022’de 4.253 TL’den 5.500 TL’ye yükseltildi. 2022 yılı için ortalama net asgari ücret 4.876.5 TL’ydi.
Bu durumda 2022 yılı için net asgari ücret, en düşük işçi emekli aylığından yüzde 62,6, yani yuvarlak olarak yüzde 63 oranında daha fazlaydı.
Bugün 14 milyon emeklinin yaklaşık 7 milyonu, nerdeyse yarısı, emekli aylıklarıyla geçinemedikleri için çalışmak zorunda kalıyor.
MAAŞLAR NEDEN DÜŞÜK?
Emekli aylıklarındaki düşük, iki faktörden kaynaklanıyor. Birinci faktör şudur: Emekli aylıklarının hesaplanmasında daha önce büyümenin (refah payının) katkısı yüzde 100 iken AKP döneminde, yani 2008 yılında çıkarılan 5510 sayılı yasayla bu oran yüzde 30’a düşürüldü.
İkinci faktör ise, emekli aylığı bağlanma oranlarındaki düşüştür. Daha önce işçi emekli aylıklarının bağlama oranı yüzde 85 idi. 5510 sayılı yasayla bu oran yüzde 50’ye düşürüldü.
25 yıl sigortalılık süresi içinde 9 bin gün prim ödeyen bir sigortalının emekli aylığı bağlama oranı, 2008’deki yasayla yüzde 50’ye düşürülürken 1999 öncesi bu oran yüzde 85 idi. 1999’da Ecevit Hükümeti döneminde (DSP-ANAP-MHP koalisyon hükümeti) önce yüzde 65’e düşürüldü, AKP de, bu oranı yüzde 50’ye indirdi.
Bağ-Kur emeklisinin aylık bağlama oranı, 1999 öncesi yüzde 70 iken, 1999-2008 arasında yüzde 65, 2008’den itibaren de yüzde 50’ye düşürüldü. Emekli Sandığı’na bağlı memurların emekli aylığı bağlama oranı da, 1999 öncesi yüzde 100 iken, 1999-2008 arası yüzde 75, 2008’de de yüzde 50’ye indirildi.
Emekli aylıklarının alt sınırı da bu süreçte düşürülmüş oldu. 1999 öncesi en düşük işçi emekli aylığı bağlama oranı yüzde 70 iken, bu oran 2008’de yüzde 35’e kadar düşürüldü.
Sonuç olarak emekli aylığını belirleyen iki temel faktör küçültüldüğü için, yani refah payı ve bağlanma oranlarındaki düşüş nedeniyle emekli aylıklarında da çok ciddi düşüşler gerçekleşti.
ASGARİ ÜCRET KADAR ARTIRILMALI
5.500 TL’lik asgari ücret, 2023 yılı için yüzde 54.5 oranında artırılarak 8.506 TL oldu. Emeklilere yapılacak zam ise, daha farklı ölçülerle belirleniyor. İşçi ve Bağ-Kur emeklileri için altı aylık enflasyon farkı oranında zam yapılırken memur emeklileri için de enflasyon farkı ve toplu sözleşmeden kaynaklanan zam oranı ekleniyor.
Temmuz – Kasım 2022 döneminde beş aylık enflasyon oranı yüzde 14 oldu. 3 Ocak 2023’te açıklanacak aralık ayı enflasyon oranının da yüzde 3 civarında olması bekleniyor.
Bu durumda işçi ve Bağ-Kur emekli aylıklarına yapılacak zam oranı yüzde 17 dolayında olacak. Memur emekli aylıklarına ise, yüzde 8’lik toplu sözleşme zammı ile enflasyon tutarı dikkate alındığında yüzde 25 civarında bir artışın yapılması hesaplanıyor.
AKP Hükümeti, işçi ve Bağ-Kur emeklileri için refah payını da ekleyip 2023 seçimini de dikkate alarak yüzde 25 oranında bir zam yapsa bile yeterli olmayacaktır. O nedenle emekli aylıkları da, en az asgari ücrette yapılan zam oranında artırılmalıdır.
Bu arada kendimle ilgili küçük bir açıklama da yapmak isterim: SSK emeklisiyim. Halen emekli aylığım, 6.560 TL. Yüzde 17’lik bir zam yapılsa emekli aylığım 7.675 TL olacak.
Bu oran yüzde 25’e çıksa bile 2023 için emekli aylığım ancak 8.200 TL’ye yükselecek. Yani asgari ücretten daha düşük bir emekli aylığı alacağım. Bu durumda ilk kez emekli aylığım asgari ücretin altında kalmış oluyor…
Atilla ÖZSEVER – DUVAR
İlginizi Çekebilir
BORSA
Hürmüz için anlaşma umudu: Petrol geriledi, risk iştahı artıyor
Yayınlanma:
2 saat önce|
05/08/2026Yazan:
BankaVitrini
Katar, ABD ile İran arasında yürütülen arabuluculuk görüşmelerinde önemli ilerleme kaydedildiğini açıkladı. Bu açıklamanın ardından, Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin yeniden başlayabileceği beklentisiyle Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün %5, son iki haftada ise yaklaşık %20 gerileyerek 78 dolar seviyesini test etti. Katar Emiri ile telefonda görüşen ABD Başkan Trump diplomatik çabaların sürdüğünü belirtirken, ABD Hazine Bakanı Bessent ile Dışişleri Bakanı Rubio da Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik görüşmelerde ilerleme sağlandığını ve anlaşmanın kısa sürede sonuçlanabileceğini ifade etti. Buna karşın Tahran yönetimi, ABD ile doğrudan görüşmelerin başladığı yönündeki açıklamaları yalanladı. Ancak Umman ile Hürmüz Boğazı’nda güvenli deniz ulaşımının yeniden sağlanmasına yönelik temasların olumlu ilerlediğini duyurdu.
Haber akışının piyasaları mutlu etmesine paralel bu sabah Asya borsaları, Wall Street’teki rekor kapanışın ardından teknoloji hisselerine yönelik alımların desteğiyle güne güçlü yükselişlerle başladı. Japonya’nın Nikkei endeksi ve Tayvan borsası %3’ten fazla yükselirken, son dönemlerde tahterevalli tarzında bir seyir izleyen Güney Kore borsası KOSPI ise bu sabah %4,5 yükselerek eski günlerini yeniden hatırladı. ABD cephesinde ise en büyük 500 şirketin işlem gördüğü S&P 500 endeksi tarihî zirvesini yenilerken, endekste yer alan şirketlerin toplam piyasa değeri de ilk kez 70 trilyon doların üzerine yükseldi. Öte yandan, güçlü bilanço açıklayan AMD ve SpaceX hisselerinde seans sonrası kâr realizasyonları görüldü. SpaceX’te özellikle yüksek yapay zekâ yatırımlarının nakit akışı üzerindeki baskısı yatırımcıları temkinli olmaya yöneltti.
SpaceX, halka arz sonrası açıkladığı ilk bilançosunda ikinci çeyrek gelirini geçen yılın aynı dönemine göre 4,1 milyar dolardan 7,8 milyar dolara yükseltirken, faaliyet zararı da 970 milyon dolardan 143 milyon dolara geriledi. Güçlü sonuçlarda Starlink ve yapay zekâ faaliyetlerindeki hızlı büyüme etkili olurken, şirketin AI altyapısına yaptığı yatırım harcaması 15,8 milyar dolara ulaşarak dikkat çekti. Yönetim, bu yüksek yatırım temposunun önümüzdeki çeyreklerde de devam edeceğini belirtirken, Starlink ile mobil iletişim pazarına girerek geleneksel telekom operatörlerinden müşteri kazanmayı hedeflediklerini açıkladı. Güçlü finansal sonuçlara rağmen, SpaceX hisseleri seans sonrası işlemlerde yaklaşık %7,5 değer kaybetti. Şaşırdık mı? Aslında hayır. Yapay zekâ tarafında milyarlarca dolarlık yatırımlar sürüyor. Ancak yatırımcılar artık bu harcamaların ne zaman nakit akışına ve kârlılığa dönüşeceğini sorgulamaya başladı. Sabır giderek azalıyor.
ABD ile İran arasında diplomatik ilerleme sağlanabileceğine yönelik beklentilerin ışığında gerileyen enerji fiyatları, küresel tahvil piyasalarını destekledi. Piyasaların kılavuz kargası konumunda ABD’nin gösterge niteliğindeki 10 yıllık tahvil faizi %4,60 seviyesinin altına inerken, 30 yıllık tahvil faizi de %5,15 seviyesini test etti. Bu ılımlı gelişmelere paralel Fed’in eylül ayında faiz artırma ihtimali %54 seviyesine gerilerken, sene sonuna kadar artırım beklentisi de 31 baz puana gevşedi. Faiz getirisi olmayan kıymetli metallerin ise dün itibariyle ayağa kalkmaya istekli bir seyir izlediklerini gördük. Dolar endeksinin (DXY) 99,80 seviyesine gerilemesinin de yardımıyla, altının ons fiyatı bu sabah 4,130 dolar seviyesine yükselirken, gümüş ise 61 dolar seviyesine dayandı. Teknik mânâda, altın gümüş rasyosunun gümüş lehine ilerlemeye başladığını, yukarı yönlü hareket şayet başlamışsa gümüşün daha hızlı koşacağını düşünüyoruz. Uzun pozisyon açmadan bir iki gün daha gelişmeleri takip etme niyetindeyiz. Gümüşte hareketin devam etmesi durumunda yukarıda ilk etapta 80 dolar seviyesini hedefleyeceğiz (bakınız grafik). Bitcoin 64 bin dolar seviyelerinde salınarak enerji biriktirmeye devam ettiğini de not edelim.
Küresel piyasalarda risk iştahı artarken, içeride ise gündem tamamen hayat pahalılığı ve enflasyon olmaya devam ediyor. KKTC İstatistik Kurumu dün Temmuz ayı resmî enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre TÜFE aylık bazda %2,90 artış kaydederken, yıllık enflasyon ise %38,10 seviyesinde gerçekleşti. Aylık bazda en yüksek fiyat artışı %9,79 ile eğitim grubunda görülürken, lokanta ve oteller (%5,46) ile sağlık (%4,80) kalemleri de dikkat çekti. Geçen senenin Temmuz ayında %3,17 artış kaydeden enflasyon nedeniyle (baz etkisi) yıllık enflasyon hafif de olsa gerilerken, Ağustos ve Eylül ayı gerçekleşmelerinin sırası ile %3,35 ve %5,39 olduğunu not düşelim.
KKTC’de 2026 yılının ilk altı ayına ilişkin hayat pahalılığı oranı %16,95 olarak belirlenmişti. Bu oran, yılın ikinci yarısında uygulanacak asgari ücret ile kamu çalışanları ve emeklilerin maaş artışlarının hesaplanmasında esas alındı. Her gün öğle saatlerinde hem babama hem de kendime aynı yerden yemek alıyorum. Hayat pahalılığı oranının açıklanmasının hemen ardından işletme artan maliyetleri gerekçe göstererek fiyatlarını yaklaşık %20 artırdı. Bunun benzer örneklerini günlük hayatın hemen her alanında görmek mümkün. Rahmetli Süleyman Demirel’in yıllar önce söylediği gibi enflasyonun yalnızca ekonomik bir pahalılık meselesi olmadığını, derin bir sosyal ve ahlakî çöküntü yarattığını savunmuştur. Enflasyon meselesinin sadece toplumsal mutabakat ile çözüleceğini düşünüyorum. Herkesin enflasyonun düşeceğine inanması ve ikna olması gerekir. Aksi takdirde işimiz gerçekten çok zor…
Türkiye cephesinde ise bir süredir tatsız bir seyir izleyen hisse senetleri dün nihayet yurt dışı olumlu havadan faydalandı. Borsa İstanbul 100 endeksi günü %2 yükselişle tamamlarken, USDTRY kuru kendi hâlinde bebek adımlarıyla yükselmeye devam ederek 47,57 seviyesini test etti. Beş yıl vadeli CDS risk primi 232 baz puan seviyesine gerilerken, 2 yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi de %41,63 seviyesine gevşedi.
Dün TCMB Temmuz ayı fiyat gelişmeleri raporunu yayımladı. Raporda temmuz ayında aylık bazda tüketici enflasyonunun ana eğilimi bir önceki aya kıyasla gerilemiştir ifadesi dikkatimizden kaçmadı. Zaten bir süredir iç talepteki yavaşlamadan söz ediyoruz. Mesela dün açıklanan ODMD verilerine göre Temmuz ayında otomobil ve hafif ticari araç pazarı, geçen yılın aynı ayına göre %25 azalış kaydetti. TCMB’nin liralaşma stratejisini başardığını, kredi kanallarını kıstığını ve talebi yavaşlatarak üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını görüyoruz. Pekâlâ en kritik soruyu soralım. Neden enflasyon düşmüyor? Neden benim yemek aldığım yer %20 zam yapmak zorunda kaldı? Demirel’in sözleri hafızalarda derin bir yer tutarken, biz TCMB’nin para politikası tarafında elde ettiği başarıya ve Ortadoğu’da tansiyonun düşeceğine paralel Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyetini (AOFM) kademeli olarak %40 seviyesinden %37 seviyesine doğru gevşeyeceğini düşünüyoruz. Bu minvalde 13 Ağustos tarihindeki Enflasyon Raporu sunumu dikkatle takip edeceğiz.
Mali piyasaların gündeminde bugün Almanya, Euro bölgesi ve ABD’de açıklanacak hizmetler PMI verisi takip edilecektir. Özellikle her ayın ilk cuması açıklanan ve ABD ekonomisinin sağlığı açısından en kritik bilgiyi sunan tarım dışı istihdam verisi öncesinde ADP özel sektör istihdamı (öncü veri) bugün yakından takip edilecektir.
Gümüş
Emre Değirmencioğlu
Gülbeyaz Gergün
Beyaz yaka nasıl çöktü, mavi yaka nasıl yükseldi?
Bir zamanlar yüksek ücretin, statünün ve iş güvencesinin simgesi olan beyaz yakalı çalışanlar; enflasyon, diplomalı işgücü arzındaki artış, şirketlerin maliyet baskısı, kurumsal hiyerarşilerin daralması ve yapay zekâ nedeniyle tarihî bir değer kaybıyla karşı karşıya. Buna karşılık kaynakçı, elektrikçi, teknisyen, operatör, bakım ustası ve nitelikli üretim çalışanları işgücü piyasasının yeni aranan kesimi haline geliyor. Ancak mavi yakanın yükselişi de kalıcı ve koşulsuz değil. Robotlaşma, sanayide daralma ve mesleki eğitim sorunu, bu yükselişin sınırlarını belirleyecek.
Yayınlanma:
3 saat önce|
05/08/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Diploma, masa ve unvan dönemi kapanırken emeğin yeni değer haritası oluşuyor
Bir dönem üniversite diploması, takım elbise, plaza ve masa başı iş; toplumun alt sınıflarından orta ve üst gelir grubuna geçişin en güçlü anahtarıydı.
Aileler çocuklarının “bedeniyle değil, bilgisiyle çalışmasını” isterdi. Fabrikada üretim hattında çalışmak yerine bankada, holdingde, kamu kurumunda veya çok uluslu bir şirkette görev almak sosyal yükselişin göstergesi sayılırdı.
Beyaz yakalıların ücreti genellikle mavi yakalıların üzerinde olur; özel sağlık sigortası, yemek kartı, şirket aracı, performans primi, eğitim bütçesi ve kariyer planı gibi yan haklar gelir farkını daha da büyütürdü.
Bugün ise bu denklem birçok ülkede bozuluyor.
Üniversite diploması yaygınlaştı, kurumsal kadrolar büyümek yerine daralmaya başladı, şirketler orta kademe yönetici sayılarını azalttı, enflasyon ücretleri eritti ve dijital teknolojiler daha önce yalnızca eğitimli insanların yapabildiği birçok görevi standartlaştırdı.
Buna karşılık, fiziksel dünyada üretim yapan, makineyi çalıştıran, arızayı gideren, binayı inşa eden, enerjiyi taşıyan ve lojistik zincirini ayakta tutan nitelikli mavi yakalılar daha zor bulunur hale geldi.
İşgücü piyasasının yeni sorusu artık şudur:
Diploma mı daha değerli, yoksa somut ve kıt bir beceri mi?
Beyaz yaka neden ayrıcalıklıydı?
Beyaz yakanın yükselişi sanayi sonrası ekonominin bir sonucuydu.
Bankacılık, sigortacılık, finans, hukuk, muhasebe, danışmanlık, reklamcılık, insan kaynakları, satış, pazarlama ve kamu yönetimi büyüdükçe şirketlerin eğitimli ofis çalışanlarına olan ihtiyacı arttı.
Bilgiye erişim sınırlıydı. Rapor hazırlamak, bilanço yorumlamak, yabancı dilde yazışma yapmak, hukuki metin incelemek veya bilgisayar programı kullanmak toplumun küçük bir kesiminin sahip olduğu becerilerdi.
Üniversite mezunu sayısı düşük olduğu için diploma aynı zamanda bir kıtlık belgesiydi.
Bu nedenle beyaz yakalı çalışan yalnızca yaptığı iş için değil, sahip olduğu eğitim düzeyinin az bulunurluğu için de ücret primi elde ediyordu.
Ancak zamanla üç önemli değişim yaşandı:
- Üniversite mezunu sayısı hızla arttı.
- Bilgiye erişim kolaylaştı.
- Ofis işlerinin önemli bölümü standartlaştırıldı.
Böylece diploma tek başına nadir ve ayırt edici bir özellik olmaktan çıktı.
Diplomanın ücret primi neden aşındı?
Dünya genelinde yükseköğretim mezunları hâlâ ortalama olarak daha yüksek gelir elde ediyor. OECD ülkelerinde üniversite mezunu çalışanların lise mezunlarına kıyasla ortalama ücret avantajı yüzde 54 düzeyinde bulunuyor. Ancak bu avantaj ülkeye, yaşa, bölüme, deneyime ve mesleğe göre büyük farklılık gösteriyor. Genç üniversite mezunlarının ücret primi, ileri yaş ve deneyim gruplarına kıyasla daha düşük kalıyor.
Türkiye’de de yükseköğretim mezunları ortalamada lise mezunlarından daha yüksek kazanıyor. Ancak Türkiye’nin asıl sorunu, diploma ile gerçek işgücü ihtiyacı arasındaki uyumsuzluk.
OECD’nin Türkiye değerlendirmesine göre ülke, yükseköğretim mezunları arasındaki beceri uyumsuzluğunun en yüksek olduğu OECD ülkelerinden biri. Üniversite mezunu sayısındaki hızlı artış, özellikle yeni mezunların eğitim aldıkları alanla yaptıkları iş arasındaki bağın zayıflamasına neden oluyor.
Türkiye’de 25-34 yaş grubunda yükseköğretim mezunlarının işsizlik oranının yüzde 10,6 olması da diplomanın tek başına iş garantisi sunmadığını gösteriyor. Aynı yaş grubunda lise mezunlarının işsizlik oranı yüzde 10,2 seviyesinde. Başka bir ifadeyle, üniversite eğitimi gençler açısından işsizliğe karşı beklenen güçlü korumayı her zaman sağlayamıyor.
Buradaki sorun üniversite eğitiminin gereksiz olması değil.
Sorun, işgücü piyasasının ihtiyaç duyduğundan daha fazla sayıda benzer bölümlerden mezun verilmesi; buna karşılık sanayinin, enerjinin, yazılımın, sağlık sektörünün ve teknik hizmetlerin ihtiyaç duyduğu becerilerin yeterince üretilememesi.
Sonuçta diploma sayısı artarken diplomanın pazarlık gücü azalıyor.
Türkiye’de beyaz yakayı enflasyon vurdu
Türkiye’de beyaz yakanın gerilemesinin en önemli nedenlerinden biri yüksek enflasyonun ücret yapısında yarattığı sıkışma oldu.
Asgari ücrette ve düşük ücretlerde yapılan yüksek oranlı artışlar, alt gelir gruplarının korunması bakımından gerekliydi. Ancak şirketler aynı artışı uzman, mühendis, şef ve orta kademe yönetici ücretlerine yansıtamadı.
Böylece ücret skalasının altı hızla yukarı gelirken orta bölümü aynı ölçüde yükselmedi. Örneğin geçmişte bir uzman asgari ücretin üç veya dört katını kazanabilirken, bugün birçok şirkette yeni mezun uzman, operasyon görevlisi veya müşteri temsilcisi ücretleri asgari ücretin yalnızca sınırlı ölçüde üzerine çıkmış durumda. Bu süreç “ücret sıkışması” veya “ücret skalasının basıklaşması” olarak tanımlanıyor.
Çalışanın eğitimi, yabancı dili, sorumluluğu ve deneyimi arttığı halde ücret farkı aynı hızla artmıyor. 2026 yılında net asgari ücret 28 bin 75 TL olarak belirlendi. Böyle bir ortamda şirketlerin yalnızca asgari ücretlilere değil, tüm ücret kademelerine yüksek oranlı zam yapması gerekiyor. Aksi halde uzman ile destek personeli, yönetici ile uzman veya deneyimli çalışan ile yeni başlayan arasındaki fark giderek daralıyor.
Beyaz yakalı çalışan açısından temel sorun yalnızca ücret artışının düşük kalması değil. Konut, eğitim, ulaşım, sağlık ve sosyal yaşam giderlerinin ağırlığı, özellikle büyük şehirlerde yaşayan beyaz yakalıların satın alma gücünü çok daha hızlı aşındırıyor.
Maaş nominal olarak yükselse bile yaşam standardı düşüyor.
Plaza çalışanı yeni geçim sıkıntısı sınıfına dönüştü
Beyaz yakalıların önemli bir bölümü dışarıdan bakıldığında düzenli maaşı ve kurumsal işi olan kesim olarak görülüyor.
Ancak gelir-gider dengesi farklı bir tablo ortaya koyuyor. Büyük şehirlerde kira, ulaşım, yemek, çocuk bakımı, özel okul, kredi kartı ve otomobil giderleri; beyaz yakalının maaşını hızla tüketiyor. Geçmişte orta sınıf hayatının göstergesi olan ev satın alma, otomobil yenileme, yıllık tatil, çocuklara iyi eğitim sağlama ve tasarruf yapma kapasitesi giderek azalıyor.
Bu nedenle beyaz yakalı çalışan, görünüşte orta sınıfa ait olmakla birlikte ekonomik olarak ücretli alt-orta sınıfa yaklaşıyor. Statü devam ediyor, fakat statüyü taşıyacak gelir kayboluyor. Takım elbise, kartvizit ve unvan var; fakat servet biriktirme gücü yok.
Şirketler neden beyaz yakadan tasarruf ediyor?
Üretim yapan bir işletmede makinenin başında bulunması gereken operatörü tamamen kaldırmak kısa vadede zor olabilir.
Ancak aynı şirket, üç raporlama birimini tek bir dijital platformda birleştirebilir; dört yönetim katmanını ikiye düşürebilir; muhasebe, insan kaynakları, çağrı merkezi veya pazarlama işlerini dışarıdan hizmet alımıyla yürütebilir.
Bu nedenle maliyet azaltma programlarında ilk hedeflerden biri çoğu zaman ofis kadroları oluyor.
Şirketler şu yöntemleri giderek daha fazla kullanıyor:
- Orta kademe yönetici sayısını azaltmak,
- Aynı görevi yapan bölümleri birleştirmek,
- İşe alınmayan personelin görevini mevcut çalışanlara dağıtmak,
- Çağrı merkezi ve arka ofis işlerini dış kaynak şirketlerine aktarmak,
- Raporlama ve kontrol süreçlerini yazılımla otomatikleştirmek,
- Uzaktan çalışan ekiplerle ofis ve yönetim maliyetlerini azaltmak,
- Emekli olan veya ayrılan çalışanın yerine yeni personel almamak.
Böylece bir beyaz yakalı, geçmişte iki kişinin yaptığı işi; aynı unvan ve sınırlı ücret farkıyla yapmak zorunda kalıyor.
İş yükü artarken ücret primi küçülüyor.
Orta kademe yöneticiliğin sonu mu geliyor?
Beyaz yakadaki en büyük kırılmalardan biri orta kademe yönetim pozisyonlarında yaşanıyor. Geçmişte şirketlerde uzman, kıdemli uzman, şef, müdür yardımcısı, müdür, direktör ve genel müdür yardımcısı şeklinde uzun kariyer merdivenleri bulunurdu.
Bugün şirketler bu katmanların bir bölümünü gereksiz bürokrasi olarak görüyor. Dijital takip sistemleri sayesinde üst yönetim satışları, üretimi, nakit akışını, performansı ve müşteri şikâyetlerini doğrudan izleyebiliyor. Yapay zekâ destekli analiz araçları da raporların hazırlanma süresini kısaltıyor.
Bu durumda yalnızca bilgiyi yukarı taşıyan, toplantı organize eden ve alt ekipten gelen raporları birleştiren yöneticinin değeri azalıyor.
Geleceğin yöneticisinden beklenen ise farklı: Karar almak, belirsizliği yönetmek, ekip geliştirmek, müşteri ilişkisi kurmak, kriz çözmek ve teknolojiyi iş sonucuna dönüştürmek.
Sadece unvan sahibi olmak artık yeterli değil.
Mavi yaka nasıl yeniden değer kazandı?
Mavi yakanın yükselişinin temel nedeni, fiziksel emeğin yeniden keşfedilmesi değil; nitelikli fiziksel emeğin kıtlaşmasıdır.
Birçok ülkede gençler üniversiteye yönelirken meslek liseleri, çıraklık sistemleri ve teknik eğitim ikinci plana itildi. Aileler çocuklarının kaynakçı, tornacı, elektrikçi, makine bakım teknisyeni veya operatör olmasını istemedi. Sonuçta piyasada üniversite mezunu ofis çalışanı arzı artarken iyi yetişmiş teknik çalışan arzı azaldı.
Bugün birçok sanayi kuruluşu finans, insan kaynakları veya pazarlama pozisyonuna yüzlerce başvuru alabilirken deneyimli CNC operatörü, kaynakçı, kalıpçı, elektrik bakımcı veya mekatronik teknisyeni bulmakta zorlanıyor.
Türkiye’de beceri açığının en yoğun hissedildiği alanlar arasında imalat, inşaat, operasyon ve lojistik gibi orta beceri ve mavi yaka ağırlıklı işler bulunuyor. Araştırmalar işverenlerin özellikle mesleki yeterlilik, deneyim ve çalışma koşulları nedeniyle bu pozisyonları doldurmakta güçlük çektiğini gösteriyor.
Ekonominin temel kuralı burada da geçerli:
Arzı az, talebi yüksek olan emeğin pazarlık gücü artar.
Hangi mavi yakalılar yükseliyor?
Her mavi yakalı çalışan aynı ölçüde değer kazanmıyor.
Yükselen kesim, kolayca ikame edilemeyen ve üretimin devamı için kritik olan nitelikli çalışanlardan oluşuyor.
Özellikle şu mesleklerde ücret ve pazarlık gücü artıyor:
- Kaynak ustaları,
- CNC ve üretim operatörleri,
- Elektrik ve elektronik bakım teknisyenleri,
- Mekatronik çalışanları,
- Kalıp ve takım ustaları,
- Ağır vasıta ve iş makinesi teknisyenleri,
- Enerji tesislerinde çalışan teknik personel,
- Soğutma ve iklimlendirme ustaları,
- Vinç ve özel makine operatörleri,
- Deneyimli inşaat ustaları,
- Lojistik ve depo otomasyon uzmanları,
- Gemi, uçak ve raylı sistem bakım personeli.
Bu çalışanların ortak özelliği, yaptıkları işin yalnızca teorik bilgiye değil; deneyime, el becerisine, mekânsal farkındalığa ve sahada problem çözme yeteneğine dayanmasıdır.
Bir makinenin sesinden arızayı anlamak, standart dışı bir kaynak noktasına doğru müdahale etmek veya üretim hattındaki beklenmedik sorunu çözmek bugünkü yapay zekâ sistemlerinin tek başına kolaylıkla yapabileceği işler değildir.
Mavi yaka beyaz yakayı geçti mi?
Bazı sektörlerde ve bazı uzmanlıklarda evet.
Deneyimli bir teknik personelin, yeni mezun mühendis veya uzman yardımcısından daha yüksek ücret alması artık istisna değil.
Fazla mesai, vardiya ücreti, üretim primi, yemek, servis, ikramiye ve sendikal haklar eklendiğinde nitelikli mavi yakalının toplam geliri birçok ofis çalışanını aşabiliyor. Ancak buradan “mavi yaka artık her yerde beyaz yakadan daha fazla kazanıyor” sonucu çıkarılamaz.
Niteliksiz, kayıt dışı, örgütsüz ve kolay ikame edilebilir mavi yaka işlerde düşük ücret, ağır çalışma koşulları ve iş güvenliği sorunları devam ediyor. Dolayısıyla mavi yaka yükselişi bütün çalışanlara yayılan genel bir refah artışı değil; belirli becerilere sahip çalışanların kıtlık primi kazanmasıdır.
Mavi yakanın yükselişi devam eder mi?
Kısa ve orta vadede nitelikli mavi yakaya olan talebin sürmesi beklenebilir.
Bunun birkaç nedeni var: Sanayide deneyimli çalışanlar emekli oluyor. Gençler ağır ve vardiyalı işlere yönelmek istemiyor. Mesleki eğitim sistemleri yeterli sayıda nitelikli mezun üretemiyor. Enerji dönüşümü, savunma sanayisi, altyapı yatırımları, veri merkezleri ve lojistik gibi alanlar yeni teknik beceriler gerektiriyor.
Dünya Ekonomik Forumu’nun işgücü projeksiyonları; teknoloji, yeşil dönüşüm ve demografik değişimin 2030’a kadar 170 milyon yeni iş yaratabileceğini, buna karşılık 92 milyon işi ortadan kaldırabileceğini öngörüyor. Mevcut becerilerin yaklaşık yüzde 39’unun dönüşmesi veya güncelliğini kaybetmesi bekleniyor.
Bu dönüşüm yalnızca yazılım uzmanı talebini artırmayacak. Güneş paneli kurucuları, elektrikli araç teknisyenleri, batarya bakım personeli, endüstriyel otomasyon teknisyenleri ve enerji verimliliği uzmanları gibi yeni nesil teknik meslekleri de büyütecek.
Ancak mavi yakanın yükselişinin üç önemli sınırı bulunuyor:
Birincisi: Sanayisizleşme riski
Üretimin daraldığı, fabrikaların kapandığı veya yatırımların başka ülkelere kaydığı bir ekonomide mavi yaka kıtlığı ücret artışına değil, işsizliğe dönüşebilir.
Nitelikli işçinin değer kazanması için önce üretimin devam etmesi gerekir.
İkincisi: Robotlaşma
Tekrarlanan, standart ve ölçülebilir işler robotlar tarafından devralınabilir.Paketleme, montaj, taşıma, kalite kontrol ve depo operasyonlarının önemli bölümü giderek otomasyona açılıyor.
Üçüncüsü: Kayıt dışılık ve göçmen emeği
Kayıt dışı ve düşük ücretli işgücü, mavi yakalının pazarlık gücünü sınırlayabilir. Bu nedenle mesleki yeterlilik kadar çalışma standartları ve kayıtlı istihdam da önem taşıyor.
Yapay zekâ en çok kimi tehdit ediyor?
Yapay zekânın ilk olarak fabrikadaki mavi yakalı işçileri işsiz bırakacağı düşünülüyordu.
Oysa üretken yapay zekânın ilk güçlü etkisi ofislerde görülmeye başladı.
Metin yazmak, özet çıkarmak, belge sınıflandırmak, veri yorumlamak, müşteri sorularına cevap vermek, kod üretmek, sunum hazırlamak ve çeviri yapmak; üretken yapay zekânın en hızlı geliştiği alanlar arasında.
Uluslararası Çalışma Örgütü, üretken yapay zekâya en yüksek maruziyetin büro ve idari destek mesleklerinde bulunduğunu belirtiyor. Dijitalleşme düzeyi yüksek profesyonel ve teknik mesleklerin maruziyeti de yapay zekânın yetenekleri geliştikçe artıyor.
Yazışma, bilgi toplama, raporlama ve danışmanlık faaliyetleri yapay zekânın en başarılı olduğu iş grupları arasında yer alıyor. Bu nedenle bilgisayar, matematik, ofis destek, satış ve bilgi iletişimine dayalı meslekler yüksek yapay zekâ uygulanabilirliğine sahip bulunuyor.
Bu tablo özellikle şu pozisyonları dönüştürebilir:
- Veri giriş personeli,
- Sekreterlik ve idari destek işleri,
- Çağrı merkezi çalışanları,
- Standart muhasebe ve ön muhasebe personeli,
- Raporlama uzmanları,
- Temel içerik üreticileri,
- Çeviri ve metin düzenleme çalışanları,
- İlk seviye yazılım geliştiricileri,
- Hukuki belge inceleyen destek personeli,
- İnsan kaynakları operasyon ekipleri,
- Bankacılık arka ofis çalışanları,
- Sigorta hasar ve poliçe operasyonları.
Yapay zekâ işi mi yoksa görevi mi ortadan kaldıracak?
Yapay zekâ tartışmasında en büyük hata, mesleklerle görevleri birbirine karıştırmak.
Bir meslek onlarca farklı görevden oluşur.
Yapay zekâ bu görevlerin bir kısmını otomatikleştirirken diğerlerini hızlandırabilir. Bu nedenle birçok meslek tamamen yok olmak yerine yeniden tasarlanacak.
Örneğin bir finans uzmanı artık günlerce veri toplamak yerine yapay zekânın oluşturduğu analizi kontrol edecek. Bir avukat standart sözleşmeyi sıfırdan yazmak yerine yapay zekâ taslağındaki hukuki riskleri inceleyecek.Bir insan kaynakları uzmanı yüzlerce özgeçmişi elle sınıflandırmak yerine adayların yetkinlik ve kurum kültürü uyumuna odaklanacak.
ILO’nun değerlendirmesi de üretken yapay zekânın birçok işi tamamen ortadan kaldırmaktan çok işlerin içeriğini dönüştürme ihtimalinin daha yüksek olduğuna işaret ediyor. Bununla birlikte idari ve büro görevlerinde gerçek ikame riski daha yüksek.
En büyük risk yeni mezunlarda
Yapay zekânın beyaz yakalılar üzerindeki en kritik etkilerinden biri giriş seviyesi pozisyonlarda yaşanabilir.
Şirketler geçmişte yeni mezunları araştırma yapmak, sunum hazırlamak, tablo oluşturmak, müşteri sorularını cevaplamak ve standart raporları düzenlemek için işe alıyordu.
Bugün bu görevlerin önemli bölümü yapay zekâ ile daha hızlı yapılabiliyor. Bu durum şirket açısından verimlilik artışı yaratırken gençler açısından kariyer merdiveninin ilk basamağını ortadan kaldırabilir. Yeni mezun işe alınmazsa beş yıl sonra deneyimli uzman, on yıl sonra yönetici nasıl yetişecek?
Yapay zekâya yüksek düzeyde maruz kalan sektörlerde genel istihdamın henüz keskin biçimde düşmediğine dair bulgular bulunmakla birlikte, genç çalışanların ve giriş seviyesi pozisyonların daha fazla baskı altında kaldığına ilişkin işaretler artıyor.
Bu nedenle yapay zekâ yalnızca iş sayısını değil, kurumsal yetiştirme modelini de değiştirecek.
Yapay zekâ mavi yakayı etkilemeyecek mi?
Etkileyecek, fakat farklı biçimde.
Beyaz yakada yapay zekâ doğrudan bilişsel görevleri üstlenirken mavi yakada yapay zekâ çoğunlukla robotik, sensör, kamera, otonom araç ve kestirimci bakım sistemleriyle birleşecek.
Üretim hatlarında yapay zekâ;
- Hatalı ürünü kamerayla tespit edecek,
- Makinenin ne zaman arızalanacağını tahmin edecek,
- Depo ve sevkiyat rotalarını belirleyecek,
- Robotların hareketlerini optimize edecek,
- Enerji tüketimini azaltacak,
- İş güvenliği ihlallerini izleyecek.
Bu sistemler düşük becerili ve tekrarlanan işleri azaltabilir.
Ancak robotların kurulması, programlanması, bakımı ve arızalarının giderilmesi için yeni teknik çalışanlara ihtiyaç duyulacak.
Dolayısıyla mavi yakada da ayrışma yaşanacak:
Tekrarlanan işi yapan mavi yaka gerilerken, teknolojiyle çalışan mavi yaka yükselişe geçecek.
Geleceğin mavi yakalısı yalnızca kas gücüyle çalışan işçi değil; makine, yazılım, sensör ve üretim sürecini birlikte anlayan teknik çalışan olacak.
Beyaz ve mavi yaka arasındaki sınır siliniyor
Yeni dönemde beyaz yaka ve mavi yaka ayrımı giderek yetersiz kalıyor.
Bir CNC operatörü dijital programlama yapıyor. Bir bakım teknisyeni tablet üzerinden sensör verisi okuyor. Bir tarım çalışanı uydu görüntüsü ve drone kullanıyor. Bir depo operatörü robotik sistemleri yönetiyor. Bir mühendis ise gününün önemli bölümünü üretim sahasında geçiriyor. Bu nedenle “gri yaka”, “altın yaka” ve “yeni nesil teknik çalışan” gibi tanımlar daha fazla kullanılmaya başladı.
Geleceğin en değerli çalışanı yalnızca diploma sahibi veya yalnızca el becerisi yüksek kişi olmayacak. Hem teoriyi hem uygulamayı bilen, teknolojiyi kullanabilen, sahadaki problemi çözebilen çalışan öne çıkacak.
Beyaz yakanın gerçek sorunu yapay zekâ değil
Beyaz yakalının asıl sorunu, değer üretmeyen kurumsal işlerin yıllarca yüksek statüyle korunmuş olmasıdır.
Toplantıdan toplantıya koşmak, raporun biçimini değiştirmek, yüzlerce e-postayı birbirine yönlendirmek, karar almadan koordinasyon yapmak veya yalnızca hiyerarşik bilgi aktarmak artık şirketler açısından maliyet olarak görülüyor. Yapay zekâ bu gerçeği görünür hale getiriyor.
Çünkü teknoloji şu soruyu soruyor: Bu çalışanın yaptığı iş gerçekten karar, yaratıcılık ve sorumluluk mu içeriyor; yoksa yalnızca bilgi taşıyor mu?
Yapay zekâdan korunacak beyaz yakalı, bilgiyi saklayan değil; bilgiyi iş sonucuna dönüştüren çalışan olacak. Müşteri kazanmak, risk almak, kriz çözmek, ekip yönetmek, strateji oluşturmak, etik sorumluluk üstlenmek ve belirsizlik altında karar vermek hâlâ yüksek insan katkısı gerektiriyor.
Bankacılık ve finans sektörü nasıl etkilenecek?
Bankacılık, yapay zekâ dönüşümünün en hızlı yaşanacağı sektörlerden biri.
Şubelerde nakit işlemleri ve rutin operasyonlar zaten dijital kanallara taşındı. Bundan sonraki dalgada kredi analizi, müşteri hizmetleri, dolandırıcılık tespiti, uyum kontrolleri, belge inceleme, raporlama ve pazarlama faaliyetleri yapay zekâ destekli hale gelecek.
Özellikle şu görevlerde çalışan sayısı azalabilir:
- Veri giriş ve operasyon,
- Standart kredi dosyası hazırlama,
- Basit müşteri sorularını cevaplama,
- Belge ve sözleşme kontrolü,
- Rutin raporlama,
- Kampanya metni ve sunum hazırlama,
- Temel finansal analiz.
Buna karşılık şu alanlarda yeni talep oluşabilir:
- Yapay zekâ model risk yönetimi,
- Algoritma denetimi,
- Siber güvenlik,
- Veri yönetişimi,
- Dolandırıcılık analizi,
- Regülasyon teknolojileri,
- Müşteri deneyimi tasarımı,
- Karmaşık ticari kredi analizi,
- Finansal yeniden yapılandırma,
- Etik ve uyum kontrolü.
Bankacı açısından gelecek, yapay zekâya karşı direnmekte değil; yapay zekânın ürettiği sonucu sorgulayabilecek finansal ve sektörel uzmanlığa sahip olmakta yatıyor.
Beyaz yaka yeniden nasıl değer kazanabilir?
Beyaz yakanın eski ayrıcalığını yalnızca diploma veya şirket unvanıyla geri kazanması mümkün görünmüyor.
Yeni ücret primi beş alanda oluşacak:
1. Derin uzmanlık
Genel bilgi kolaylaştıkça sektör, ürün, mevzuat ve müşteri bilgisi daha değerli hale gelecek.
2. Yapay zekâ ile çalışma becerisi
Yapay zekâyı yalnızca soru-cevap aracı olarak değil; analiz, otomasyon, karar desteği ve süreç tasarımı için kullanabilen çalışan öne çıkacak.
3. Ticari sonuç üretme
Gelir artıran, maliyet düşüren, müşteri kazandıran veya riski azaltan çalışan ücret pazarlığında daha güçlü olacak.
4. İnsan yönetimi
Güven kurma, ekip geliştirme, müzakere, ikna ve çatışma çözme gibi becerilerin önemi artacak.
5. Sorumluluk alma
Yapay zekâ öneri sunabilir, fakat kararın hukuki, etik ve ticari sorumluluğunu üstlenemez.
Bu nedenle geleceğin değerli beyaz yakalısı bilgi aktaran değil, karar alan ve sonuç üstlenen kişi olacak.
Türkiye ne yapmalı?
Türkiye’nin işgücü politikası, üniversite mezunu sayısını artırmaya odaklanan yapıdan beceri üretmeye dayalı bir modele geçmeli.
Bunun için:
Mesleki eğitimin itibarı yükseltilmeli
Meslek liseleri ve teknik okullar başarısız öğrencilerin yönlendirildiği kurumlar olmaktan çıkarılmalı.
Eğitim programları sektörle birlikte hazırlanmalı
Sanayinin ihtiyaç duymadığı alanlarda mezun fazlası üretilirken kritik teknik alanlarda çalışan açığı oluşması önlenmeli.
Çıraklık sistemi yeniden kurulmalı
Gençlerin hem gelir elde ettiği hem de gerçek iş ortamında beceri kazandığı modeller yaygınlaştırılmalı.
Üniversitelerde bölüm-kontenjan planlaması yapılmalı
İşgücü talebi zayıf alanlarda kontrolsüz kontenjan artışı, diplomalı işsizliği ve ücret baskısını büyütüyor.
Yaşam boyu eğitim desteklenmeli
Tek seferlik diploma modeli yerine çalışanların yaşamları boyunca yeni beceriler edinmesi sağlanmalı.
Yapay zekâ verimlilik artışı ücretlere yansıtılmalı
Teknoloji yalnızca çalışan sayısını azaltma aracı olarak kullanılırsa gelir eşitsizliği büyür. Verimlilik kazancının çalışan, şirket ve toplum arasında paylaşılması gerekir.
İşgücü verileri ayrıntılı yayımlanmalı
Meslek bazında ücret, açık iş, işsizlik, beceri ihtiyacı ve eğitim-istihdam uyumu verileri kamuoyuna düzenli sunulmalı.
İş dünyası için yeni insan kaynağı gerçeği
Şirketlerin de insan kaynağı yaklaşımını değiştirmesi gerekiyor.
Düşük ücretle deneyimli çalışan bulmaya çalışmak, nitelikli teknik personelin kuruma bağlı kalmasını beklemek veya beyaz yakalıya sürekli ek görev yüklemek sürdürülebilir değil.
Şirketler maaş politikasını yalnızca unvana göre değil, becerinin kıtlığına ve yarattığı ekonomik değere göre kurmalı.
Bir üretim hattını saatler içinde ayağa kaldıran teknisyenin değeri, kurumsal hiyerarşideki unvanından bağımsız hesaplanmalı.
Aynı şekilde yapay zekâyla on kişilik işi yapan uzman da yalnızca “personel tasarrufu sağlayan araç” olarak görülmemeli.
Verimlilik artışının ücret ve kariyer karşılığı verilmezse şirketler en yetkin çalışanlarını kaybeder.
Çöken beyaz yaka değil, eski çalışma düzenidir
Beyaz yakanın çöküşü, eğitimin veya bilgi emeğinin değersizleştiği anlamına gelmiyor.
Çöken şey; üniversite diplomasının tek başına yüksek gelir sağladığı, kurumsal unvanların ekonomik güvence sunduğu ve masa başında çalışmanın otomatik olarak daha değerli kabul edildiği eski düzen.
Mavi yakanın yükselişi de kas gücünün bilgiye üstün gelmesi değil.
Asıl yükselen, gerçek dünyada karşılığı bulunan, kıt, ölçülebilir ve kolay ikame edilemeyen beceridir.
Geleceğin kazananı beyaz veya mavi yaka değil;
- Teknolojiyle birlikte çalışabilen,
- Somut problem çözebilen,
- Sürekli öğrenen,
- Karar ve sorumluluk üstlenen,
- Şirkete ölçülebilir değer yaratan çalışan olacaktır.
İşgücü piyasasının yeni sınıf ayrımı artık gömleğin veya tulumun renginden geçmeyecek.
Yeni ayrım, yapay zekâ tarafından yönetilenlerle yapay zekâyı yönetenler; kolay ikame edilenlerle kıt beceri sahipleri; yalnızca görev yapanlarla sonuç üretenler arasında oluşacak.
Türkiye bu dönüşümü doğru okuyamazsa bir tarafta diplomalı işsizler, diğer tarafta çalışan bulamayan fabrikalar ortaya çıkacak.
Doğru okursa mesleki eğitim, sanayi, teknoloji ve üniversite sistemini aynı hedefte buluşturarak yeni bir üretken orta sınıf yaratabilir.
Bankavitrini.com Haber Analiz
GÜNCEL
40 trilyon dolarlık soru: Piyasayı Fed mi, kamu borcu mu yönetiyor?
Yayınlanma:
1 gün önce|
04/08/2026Yazan:
BankaVitrini
ABD Başkanı Trump, İran ile görüşmelerin sürdüğünü ve Tahran için iyi bir anlaşma yapmanın son şans olduğunu söylerken, İran tarafı Washington ile herhangi bir müzakerenin yapılmadığını açıkladı. Taraflardan gelen birbirini yalanlayan açıklamalar, diplomasi cephesindeki belirsizliğin sürdüğünü gösterdi.
Buna rağmen piyasalar, gerilimin tırmanmak yerine müzakere yolunun yeniden gündeme gelebileceği beklentisini olumlu karşıladı. Trump’ın hafta sonu planladığı geniş çaplı saldırıyı iptal etmesinin ardından Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün yaklaşık %7 gerileyerek 81,50 dolar seviyesini test etmesi ardından bu sabah 84 dolar seviyelerine hafif de olsa toparlandı. Öte yandan Trump, İran savaşı sonrası artan petrol fiyatlarıyla rekor kâr açıklayan ExxonMobil ve Chevron’u hedef alarak şirketlerin çok fazla para kazandığını söylemek suretiyle akaryakıt fiyatlarını düşürmeleri çağrısında bulundu. Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde yüksek benzin fiyatlarının seçmen üzerindeki baskısını azaltmak isteyen Trump’ın çıkışı, petrol şirketleri üzerinde siyasî baskının artabileceğine işaret ederken, sektör temsilcileri ise fiyat artışlarının temel nedeninin küresel arz endişeleri ve Hürmüz Boğazı çevresindeki jeopolitik riskler olduğunu savundu.
Savaşın eskale edilmesi yerine diplomasiye şans tanınmasının da yardımıyla ABD borsaları dün geceyi yükselişle tamamladı. Risk iştahı denince akla gelen Nasdaq endeksi %2’den fazla yükselirken, güçlü gelen ABD imalat sanayi verilerinin ardından Dow Jones endeksi rekor seviyeleri test etti. Diplomasiye şans tanınması ve beraberinde petrol fiyatlarında görülen değer kaybının kısmen de olsa enflasyon endişelerini hafifletmesi ile, faiz artırım beklentileri de kısmen de olsa zayıfladı. Fed’in eylül ayında 25 baz puanlık faiz artırımına gitme olasılığı %65 olarak fiyatlanırken, yıl sonuna kadar toplam 34 baz puan artırım bekleniyor.
Biz uzun bir süredir Fed’in neden faiz artıramayacağını anlatmaya çalışıyoruz. Başkan Trump tarafından göreve getirilen ve piyasada faiz indireceği beklentisiyle karşılanan Fed Başkanı Warsh’un ise kredibilitesini tesis edebilmek adına kamuoyu önünde mümkün olduğunca şahin bir duruş sergilemesini bir yere kadar anlayabiliyoruz. Ancak Fed’in bu söylemi piyasa faizlerini yukarı iterken, Warsh’un sırtında âdeta 40 tonluk bir fil oturduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor.
ABD’nin toplam kamu borcu ilk kez 40 trilyon dolara gelirken (bakınız grafik), artan bütçe açıkları ve yüksek faiz ortamı borç stokunu büyütmeye devam ediyor. Bu durum, Hazine’nin önümüzdeki dönemde daha fazla tahvil ihraç etmesini zorunlu kılarken, ABD tahvil faizleri üzerindeki yukarı yönlü baskının da kolay kolay ortadan kalkmayacağını düşünüyoruz. Kaldı ki, piyasa faizleri zaten kendi dinamikleriyle yükselmiş durumda. Faizlerin yüksek seyrettiği bir ortamda ise böylesine devasa bir borç stokunu çevirmek her geçen gün daha maliyetli ve daha zor hâle geliyor.
Fed’in gerekli rehberliği sunamadığı geçen hafta 30 yıllık ABD tahvil faizi Aralık 2024’ten bu yana en sert aylık yükselişini kaydederken, son 19 yılın en yüksek seviyesini %5,28 ile test etti. Her ne kadar yeni aya uzun vadeli tahviller %5,24 seviyesine hafif de olsa gerileyerek başlarken, Fed’in faiz artıramadığı bir ekosistemde, hâliyle dolar endeksi de (DXY) baskı altında kaldı. Doların piyasa kuru olarak görülen DXY’nin, uzun süredir tehlikeli bölge olarak gördüğümüz 100,50 seviyesinin altına gerilemesi bizlere de âdeta derin bir oh çektirdi. Ortak para birimi EUR dolar karşısında 1,15 seviyesinin üzerinde kalarak son altı haftanın zirvesinde salınırken, kıymetli metaller cephesinde ise ilginç bir şekilde sessizlik devam ediyor.
Sene başında gündeme gelen zayıf dolar temasıyla 5,600 dolar seviyesini test eden ve rekor kıran ons altın, ilk etapta Fed Başkanlığı için Warsh isminin öne çıkması (Ocak sonu), ardından ise savaşın yarattığı (Şubat sonu) dolar likiditesi sıkışıklığı nedeniyle yönünü aşağı çevirerek bir süredir 4 bin dolar civarında taban oluşturmaya çalışıyor. Benzer şekilde gümüşün ons fiyatı da 54 dolar seviyelerinden patlayıcı bir yükselişle 120 dolara kadar tırmandıktan sonra yeniden 54 dolar seviyelerini test ederek düzeltme hareketini büyük ölçüde tamamlamış görünüyor. Henüz alım yönünde aceleci olmasak da, aşağıda yer alan ABD kamu borcu ile kıymetli metaller grafiğini birlikte değerlendirdiğimizde dikkat çekici bir ayrışmanın oluştuğunu sizler de fark edeceksiniz.
Bir noktada kıymetli metallerin yeniden toparlanma eğilimine gireceğini düşünüyoruz. Bunun ilk işaretini de altının dört ay süren düşüş serisini sonlandırarak temmuz ayını sınırlı da olsa artıda kapatmasından aldık. Bu sabah altının ons fiyatı 4,060 dolar, gümüş ise 58,70 dolar seviyelerinde işlem görürken, kripto para cephesinde Bitcoin sıkışık seyrini koruyarak 63 bin dolar civarında hareket etmeye devam etti.
Yeni gün başlangıcında, Asya cephesinde kırmızı rengin hâkim olduğunu görüyoruz. Daha da geniş bir açıdan bakmak gerekirse, Japonya borsası, geçen hafta gerçekleştirilen koordineli yen müdahâlesinin ardından yatırımcıların yeni bir müdahâle ihtimalini fiyatlamasıyla hafif geriledi. Güçlenen yen ihracatçı hisseleri üzerinde baskı oluştururken, gösterge endeks Tokyo borsası %0,5 düştü. Son dönemlerde tahterevalli şeklinde bir görünüm sunan Güney Kore borsası ise bu sabah da %1’den fazla geriledi. Sene başına göre hâlen %47 artıda olsa da, KOSPI’nin tepeden %35 düştüğünü de hatırlatmak gerekiyor. Asya’da bugün gözler Toyota’nın açıklayacağı sonuçlarda olacaktır.
Türkiye cephesinde ise gözler dün açıklanan makro verilere çevrildi. Büyümenin öncü göstergesi olarak takip edilen ve S&P Global tarafından İstanbul Sanayi Odası (İSO) için derlenen PMI (imalat sanayi satın alma yöneticileri) endeksi Haziran ayında 47,1 seviyesinden Temmuz ayında 47,7 seviyesine yükselse de, daralma ile büyümeyi birbirinden ayıran 50 eşik değerinin altında kalmaya devam etti. Daha geniş açıdan bakarsak, imalat sektörü art arda 28. ayda da daralma kaydetti. Veriyi, uzun süredir yüksek seyreden faiz hadlerinin sanayinin çarkları üzerine yarattığı tahribat olarak yorumluyoruz.
Öte yandan, dün TÜİK’in açıkladığı resmî enflasyon verilerine göre Temmuz ayında TÜFE artışı tahminlerin bir miktar altında kalarak aylık bazda %1,78 artarken, yıllık enflasyonu %31,75 seviyesine çekti (Haziran %32,11). Yurtiçi ÜFE tarafında ise aylık %1,52, yıllık ise %27,83 artış yaşandı. Alt kalemlerde ise mevsimsel etkiyle %3,93 düşüş yaşanan giyim ve ayakkabı dışındaki tüm harcama gruplarında aylık bazda artış yaşandığını görüyoruz. Sağlık kalemi aylık %10,74 ile ilk sırada yer alırken, ulaştırma, lokanta ve oteller, ve konut kaleminde %2’nin üzerinde; gıda ve alkolsüz içeceklerde ise %1,6 artış kaydedildi. Hülâsa genele yayılan bir enflasyonist baskının hâkim olduğunu söyleyebiliriz. TCMB’nin yakından takip ettiği özel kapsamlı TÜFE göstergelerinde de bir miktar yükseliş olduğunun da altını çizmek isteriz. Bu verilerin ışığında TCMB’nin para politikası duruşunu değiştirmesini beklemesek de, talep koşullarında yaşanan gevşemenin de yardımıyla TCMB’nin ilk fırsatta %40 seviyesinde olan iş gören faizin kademeli bir şekilde %37 seviyesine (politika faizi) gevşetileceğini düşünüyoruz.
USDTRY kuru bebek adımlarıyla yukarı yönlü hareketine bugün de devam ederken 47,55 seviyelerine yükselirken, hisse senetleri cephesinde ise bankacılık endeksi dün günü %3 yükselişle tamamlarken, ana endeks ise dün de kan kaybederek son sekiz iş gününün yedisini düşüşle tamamladı. Endeks sağlayıcılarından gelen uyarılar, halka arzların yarattığı yük ve NATO öncesi yeşeren filizlerin şimdilik karşılıksız kalması etkili oldu. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi enflasyon verisi ardından %42,11 seviyesinden %41,86 seviyesine gerilerken, CDS risk primi ise 234 baz puan seviyesine gerileyerek bir süredir 240 baz puan civarında sıkışan yatay seyrini geride bıraktı. Bugün TCMB’nin fiyat gelişmeleri raporunu, reel efektif döviz kurunu ve KKTC İstatistik Kurumu’nun enflasyon verilerini takip edeceğiz. Yurt dışında ise ABD dış ticaret dengesi ve ABD fabrika siparişleri takip edilebilir.
ABD Kamu Borcu vs Kıymetli Metaller
Emre Değirmencioğlu
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.044)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.616)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (584)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.979)
- GÜNCEL (4.546)
- GÜNDEM (3.561)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.728)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.470)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (822)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (115)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (58)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (94)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Hürmüz için anlaşma umudu: Petrol geriledi, risk iştahı artıyor 05/08/2026
- Beyaz yaka nasıl çöktü, mavi yaka nasıl yükseldi? 05/08/2026
- 40 trilyon dolarlık soru: Piyasayı Fed mi, kamu borcu mu yönetiyor? 04/08/2026
- BÜLTEN: Trump diplomasiyi seçti, Japonya müdahâle etti 03/08/2026
- Vatandaşın banka borcu 7 trilyon TL sınırında 02/08/2026
- Yapı Kredi’den 2026’nın ilk yarısında 31 milyar liralık net grup karı 01/08/2026
- TCMB’den döviz dönüşüm desteğinde yeni dönem 01/08/2026
- Enpara Bank’tan yılın ilk yarısında 3,9 milyar lira net dönem karı 31/07/2026
- Fed’in yön veremediği piyasada dolar değer kaybetti 31/07/2026
- Garanti BBVA’dan 2026’nın ilk yarısında 64,4 milyar lira net kar 30/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu


