GÜNDEM
Deprem felaketinin sosyo-politik etki ve sonuçları
Bugün gelinen noktada ise önce ekonomik krizin yol açtığı sorunlar, ardından deprem felaketi ve süreci yönetememe seçmenin muhtemelen ilk seçimde prospektif oy verme davranışıyla bu partiden umudu kesip kesmediğine göre tercihlerini şekillendirecek gibi görünüyor.
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Deprem felaketinin üzerinden günler geçtikçe acılar derinleşirken, felaketin olası psikolojik, toplumsal, ekonomik, politik etkilerine ve sonuçlarına ilişkin değerlendirmeler yapılmaya başlandı. Ulusça yaşadığımız bu felaketin hayatın her alanında önümüzdeki süreçte derin izlerini gözlemleyip, özellikle depremden doğrudan etkilenen yurttaşlarımız için bu acının katlanarak artacağı bir gerçek. Felaketin etkilerini ve çok boyutluluğunu bugünden değerlendirmek vicdanen zor olsa da, diğer yandan bir sorumluluk.
Depremin olası siyasi etki ve sonuçlarına ilişkin yapılan ve sosyal medyada bugüne kadar yer alan değerlendirmeler daha ziyade felaketin parti tercihlerine nasıl yansıyacağı, depremin hangi parti ya da ittifak bloklarının toplumsal desteğinde artış ya da azalışa yol açacağı şeklinde konuya dar bir çerçeveden yaklaşmakta[1]. Oysa ki genel anlamda doğal afetlerin siyasi sonuçları siyaset bilimi çalışmalarında çok boyutlu ve geniş bir çerçeveden teorik ve dünya örnekleri dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Ülkemizde yaşanan bu doğal afetin olası siyasi etki ve sonuçlarını söz konusu çerçevede değerlendirmek daha doğru ve katkı sağlayıcı olacaktır.
Sonuçta, komşusuna güven düzeyi, komşusunun etnik, cinsel, hatta dinsel kimliğinden dolayı düşük olan bir ülkede orta vadede bu dayanışma, işbirliği ve güven duygusunun güçlenmesine aracılık edecek gibi görünüyor.
DOĞAL AFETLER VE SOSYAL SERMAYE
Doğal afetlerin toplumsal ve siyasal etkileri, sonuçları konusunda yapılan akademik çalışmalar, deprem, sel, yangın vb. afetlerin güven anlamında sosyal sermaye, siyasal güven ve hükümetlere ilişkin memnuniyet üzerinde etkili olduğu, bunun da siyasal boyutta seçmen davranışlarını az ya da çok etkilediği üzerinde durulmaktadır. Putnam’a göre sosyal sermaye bireyler arasındaki bağlantılar-sosyal ağlar ve bunlardan kaynaklanan karşılıklılık ve güvenilirlik normlarıdır[2].
Her ne kadar genel anlamda afetlerin bir sonucu olarak sosyal sermayenin tipik olarak artıp azalmadığına ilişkin net bir tablo olmasa, sosyal güvenin afetlerden sonra değişip değişmediğine dair tutarlı kanıtlar da akademik çalışmalarda tespit edilmemiş olsa da, kanımızca deprem felaketinde özellikle gönüllü kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin deprem bölgesindeki çalışmaları, bireysel olarak bölgeye destek için giden yurttaşların yoğunluğu, ülke genelinde felaketten etkilenenlere karşı yapılan yardımlar, bağışlar dikkate alındığında, muhtemelen önümüzdeki süreçte yapılacak bilimsel çalışmalar, çok güçlü dayanışmanın sosyal sermayenin arttığı şeklinde bulguların tespit edilmesine yardımcı olacaktır.
Sonuçta, komşusuna güven düzeyi, komşusunun etnik, cinsel, hatta dinsel kimliğinden dolayı düşük olan bir ülkede orta vadede bu dayanışma, işbirliği ve güven duygusunun güçlenmesine aracılık edecek gibi görünüyor.
Dolayısıyla, işbaşındaki politikacıların kötü zamanların bedelini sandıkta ödeyecekleri şeklindeki rasyonel temel olup, burada demokrasilerin hesap verebilirliği önemlidir.
DOĞAL AFETLERİN SİYASİ TUTUMLARA, DAVRANIŞLARA ETKİLERİ VE SONUÇLARI
Yurttaşların hükümetin bir afete müdahale etme ve bir afetle başa çıkma kapasitesine ilişkin algısı, onların hükümet hakkındaki değerlendirmesini etkileyebilir, çünkü afetlerin etkileri hükümetin siyasi sorumluluğunun bir parçası olarak kabul edilir[3]. Bu alanda yapılan çalışmalarda afetlerin siyasi tutumlara etkisi oy verme davranışı bağlamında da ele alınırken, genellikle geçmişe yönelik oy verme, yani iktidarların geçmiş performanslarını dikkate alarak tercihte bulunma (retrospektif oy kullanma) ya da geleceğe yönelik oy verme (prospektif oy verme) seçmenlerin mevcut iktidarın gelecekte ne yapabileceğini dikkate alarak tercihte bulunma üzerinde yoğunlaşılır.
Bu tür oy verme davranışında doğal afetin yaşandığı dönemde iktidarların afetlerle mücadele konusunda ne kadar başarı oldukları ya da olmadıkları seçmenlerin parti tercihinde dikkate alınan değişkenlerden biridir. Bu model, vatandaşların oy vermeyi iktidardakileri cezalandırmak veya ödüllendirmek için kullandığı fikrine dayanır. Bu anlamda seçimler, demokratik süreçleri kontrol etmek ve politikacıları eylemlerinden sorumlu tutmak için kullanılır. Politikacılar görevlerini yerine getirmeleri için teşvik edilirler. Değerlendirme veya “iyi performans gösterme” genellikle ekonomik göstergeler aracılığıyla kavramsallaştırılır.
Avrupa’da 2002-2012 yılları arasında meydana gelen 10 doğal afetin siyasi güven, hükümetlere ilişkin memnuniyet/memnuniyetsizlik değişkenleri üzerinden analiz edildiği bir çalışmanın bulgularına göre, vatandaşlar genellikle siyasi görevlileri eylemlerinden sorumlu tuttukları için siyasi tutumlardaki değişikliklerin daha yaygın olması beklenirken, çalışma, hükümetten memnuniyetteki değişikliklerin yalnızca çok özel durumlarda meydana geldiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, etkiler genellikle küçüktür. İkinci bağımlı değişken olan siyasi güvendeki değişiklikler de pek gözlenmemiştir. Bu nedenle, çeşitli örnekler afetlerin genellikle vatandaşlar arasında hükümete olan siyasi güveni veya memnuniyeti pek etkilemediği, bunun siyasi tutumlar için de geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır[4].
Doğal afetlerin seçmenlerin görevdeki politikacılar ve hükümet hakkındaki algılarını etkileyebileceğine ilişkin yapılmış çeşitli akademik çalışmalar ise 19. yy’ın başına kadar uzanmaktadır. Achen ve Bartels 1916’da New Jersey’deki köpekbalığı saldırılarının aynı yıl yapılan seçimlerde Başkan Wilson’ın oy oranını azalttığı, 1896-2000 döneminde kuraklık ve sellerin oy verme davranışını etkilediği, sellerin görevdeki başkanın partisine verilen seçmen desteğini olumsuz etkilediğini tespit etmişlerdir. Bu konudaki temel varsayım; seçmenlerin “acı çektiklerinde muhtemelen hükümeti uzaklaştıracakları”dır.
Dolayısıyla, işbaşındaki politikacıların kötü zamanların bedelini sandıkta ödeyecekleri şeklindeki rasyonel temel olup, burada demokrasilerin hesap verebilirliği önemlidir. Ayrıca, doğal afetlerin sıklıkla kaynak kıtlığına neden olması, afetlerin kaynakların eşitsiz dağılımına yol açması ve kıtlığa neden olmamasına rağmen mevcut hükümetten düşük memnuniyete yol açması doğal afetlerde gözlemlenen politik tutum ve davranışlara ilişkin tipik örneklerdir. Buna karşılık, Andy Kasırgasının özellikle afet üzerinden oluşan partizanlık nedeniyle Obama’nın yeniden seçilmesi üzerinde olumlu bir etkisi olduğu da yapılan araştırmalarda tespit edilmiş olup, seçmenlerin doğal afetlere anında tepkisinin görevdekileri cezalandırmak olduğu kadar, iktidar iyi performans sergilerse, seçmenlerin olumsuz tutumlarının önlenebilmesi, pozitif tutum ve davranış geliştirmeleri de olasıdır.
Hırvatistan’da 2014 ve 2015’te yaşanan iki büyük sel felaketinin seçmen tercihlerine etkisini inceleyen bir araştırmanın bulgularına göre, doğal afetlerin seçmen davranışlarına etkisini belirleyebilmenin kolay olmadığı sonucuna ulaşılmış, araştırma sellerin iki seçimde (2014 Cumhurbaşkanlığı, 2015 parlamento seçimleri) iktidar partisinin oy oranını veya seçmen katılımını etkilemediği tespit edilmiştir. Afet öncesi dönemde iktidar liderinin görev onayı, doğal afetlerle ilgilenme ve sonrasında yardım konusunda farklı yasama organları, etkilenen bölgelere kamu desteği, seçmenlerin yıkım miktarını algılama biçimi, görevdeki hükümetin felaketle nasıl başa çıktığı gibi faktörlerin de önemli olması dikkat çekicidir[5].
Doğal afetlerin çeşitli durumlarda işbaşındaki hükümetlere ve siyasi sistemlere desteği olumlu yönde etkilediğine ilişkin bir diğer örnek “Bayrak etrafında toplanma etkisi” şeklindedir. Nitekim, doğal afetlerin, uluslararası çatışmalarda gözlemlenenlere benzer şekilde, hükümetlere desteği artıran bir “Bayrağın Etrafında Toplanma” etkisi sergileyebileceğini iddia eden çalışmalar da mevcuttur. Nisan 2015’te büyük bir deprem felaketi (Gorkha depremi) yaşayan Nepal’de felaketin bir toparlanma etkisi yarattığı ve siyasi sisteme desteğin arttığı yönünde bulgular konuya ilişkin tipik bir örnektir. Depremin yarattığı birlik olma, milli gurur duygularının artmasının bu etkiye aracılık ettiği, bir toparlanma etkisi yarattığı, tüm ulus tarafından hissedilen büyük ölçekli doğal afetlerin siyasi destekte en azından kısa vadeli bir artışa yol açabileceği Nepal depremi örneğinde çarpıcıdır. Bayrak etrafında toplanma etkisi vatanseverliğin artmasıyla işlediği gibi, bu etkiler en az 5 aylık bir süre boyunca devam etmiştir[6].
İktidara yakın TV kanallarında depremzedelerle yapılan görüşmelerde olumsuzlukların ekranlara hiç yansıtılmaması, ekranlarda süreç yönetimini eleştirenlerin derhal ekrandan alınması, “yönetemediler” algısı oluşmaması meşruiyet tartışmasının başlamaması, toplumsal rıza üretimi için tercih edildi.
DEPREM FELAKETİ SÜREÇ YÖNETİMİ VE POLİTİK RUHU
“Afetler hakkında bildiklerimizin çoğunu medya aracılığıyla biliyoruz” ifadesi doğal afetlerde medyanın konumlanma(dırıl)masıyla ilgili dikkate değer bir ifadedir. Demokratik sistemlerde deprem hakkında bilinenler medyanın özgür biçimde kendisini konumlandırmasıyla ilgili iken, basının özgür olmadığı otoriter, seçimli-otoriter sistemlerde toplumun bilebildikleri iktidar tarafından medyanın depremle ilgili bilgi, haber konusunda nasıl konumlandırıldığıyla ilgilidir.
Yaşanan son deprem felaketinde sosyal medyanın bir kısmı ile özgür basın bir yana bırakıldığında, iktidar medyasının başarılı bir sınav vermediği açık. İktidar konumlandırdığı medya aracılığıyla neyin ne kadar bilinmesini istiyorsa, yurttaşlara bilgi, haber akışı o kadar ve o şekilde sunulmaya çalışılmış olup, bu bilinçli bir stratejinin ürünüydü. Felaketin yol açtığı yaralar karşısında, afetin başlangıcındaki yönetememe krizi nedeniyle iktidara yönelik toplumsal destek düzeyinin azalmaması, güven düzeyinin yüksek kalması, bir bütüncül strateji olarak da bayrak etrafında toplanma stratejisinin devreye sokularak, yürütme ve yasamadaki iktidar kanadının tüm süreçlere hakim olduğu, yönettiği algısı yaratılmaya çalışılmıştır. Geriye kalan; ulusça iktidarın tekçi biçimde somutlaştığı liderin öncülüğünde bayrak etrafında toplanma gerekliliğiydi. Yönetememe krizinin “Asrın afeti söylemi”yle silinmeye çalışılması, TV ekranlarında maalesef bir gösteriye dönüşen bağış kampanyası, Bakanların kirli sakal bırakması gibi söylem ve görselliklerin hepsi aslında bu stratejiye uygun yürütülmüştür.
Yardımların AFAD üzerinden toplanmaya çalışılması, süreci yönetme konusunda tek yetkili kurum oluşu, diğer STK ve gönüllü kuruluşların adeta görmezden gelinmesi, depremin vurduğu illerin çoğu belediye başkanının neredeyse sürecin dışında tutulması, yönetsel bir tercih olmanın ötesinde, oluşan yurttaş tepkisini yumuşatma, iktidar ve kurumlarına güveni süratle tesis atma arayışının ürünüydü. İktidara yakın TV kanallarında depremzedelerle yapılan görüşmelerde olumsuzlukların ekranlara hiç yansıtılmaması, ekranlarda süreç yönetimini eleştirenlerin derhal ekrandan alınması, “yönetemediler” algısı oluşmaması meşruiyet tartışmasının başlamaması, toplumsal rıza üretimi için tercih edildi.
Deprem felaketinin süreç yönetimine ilişkin tercih edilen yöntemin iktidara yönelik destek örüntülerini arttırıp arttırmayacağına bakıldığında, 20 yılda yapılan seçimlerde AKP’ye yönelik destekte ideoloji, kimlik, inanç sistemi, partili kimliği gibi faktörler kadar, seçmenin rasyonel temelli retrospektif oy verme davranışı baskındı. Bugün gelinen noktada ise önce ekonomik krizin yol açtığı sorunlar, ardından deprem felaketi ve süreci yönetememe seçmenin muhtemelen ilk seçimde prospektif oy verme davranışıyla bu partiden umudu kesip kesmediğine göre tercihlerini şekillendirecek gibi görünüyor. AKP umut için 20 senedir kullandığı kalkınma yöntemiyle (inşaat), fiziksel, jeolojik etütler tamamlanmadan süreci yönetmek istiyor. Fakat anlamadığı, bugün için meselenin acil inşaat değil, felaketi yaşayanlar için hayata tutunma olduğudur.
[1] Bkz. https://kisadalga.net/haber/detay/deprem-secmen-davranislarini-etkileyecek-mi_57329
[2] R.D., Putnam; Bowling alone : the collapse and revival of American community, New York 2000, Simon & Schuster, s.19.
[3] Bkz. G.G. Dodds; “This Was No Act of God:” Disaster, Causality, and Politics. Risk, Hazards & Crisis in Public Policy, 6(1), 2015, s. 44–68
[4] Frederike Albrecht; The Social and Political Impact of Natural Disasters, Acta Universitatis Upsaliensis, Upssla, 2017, s.48.
[5] Bkz. Kosta Bovan, Benjamin Banai, Irena Pavela Banai; “Do Natural Disasters Affect Voting Behavior? Evidence from Croatian Floods”, Erişim adresi: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5927811/
[6] Margaret Boittin, Cecilia Hyunjung Mo, Stephen Utych; “Can Natural Disasters Have a Ralley ‘Round the Flag Effect? The Political Consequences of Nepal’s 2015 Earthquake”, Erişim adresi: https://ceciliahmo.files.wordpress.com/2020/03/can_natural_disasters_have_a_rally__round_the_flag_effect.pdf
TANJU TOSUN – Politikyol
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL
FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”
Yayınlanma:
15 saat önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.
Bankavitrini.com | Gündem
Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.
Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı
Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.
Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.
Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.
DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil
DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.
DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.
Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”
DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.
Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?
Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.
Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.
Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.
Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu
Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.
Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.
Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
Erol Taşdelen
AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE?
Yayınlanma:
3 gün önce|
19/10/2026Yazan:
Erol Taşdelen
İspanya, Fransa, İtalya ve Belçika’daki protestolar ne anlatıyor? Türkiye bu tablodan hangi dersleri çıkarmalı?
Erol TAŞDELEN | Bankavitrini.com Ekonomik Analiz
Avrupa sokaklarında yükselen protestolar, yalnızca öğrencilerin eğitim koşullarına, kiracıların konut sorununa ya da çalışanların ücret taleplerine indirgenemez. İspanya’dan Fransa’ya, İtalya’dan Belçika’ya uzanan eylemlerin ortak noktasında daha temel bir soru bulunuyor: Ekonomik büyüme, vatandaşın yaşam standardına ne ölçüde yansıyor?
17 Ekim 2026’da Avrupa’nın farklı ülkelerinde yoğunlaşan gösteriler, hayat pahalılığı, eğitim giderleri, barınma sorunu ve kamu hizmetlerinin niteliği etrafında şekillendi. Ancak bu gösteriler, tek merkezden yönetilen ortak bir Avrupa hareketi değil. Her ülkenin kendi ekonomik ve siyasi dinamikleri var. Ortaklaşan nokta ise özellikle gençlerin geleceğe ilişkin beklentilerinin zayıflaması.
Al Jazeera’nın 17 Ekim tarihli haberinde, farklı ülkelerde yüz binlerce kişinin hayat pahalılığına karşı gösterilere katıldığı bildirildi. Fransa’daki eylemler kitlesel boyutlara ulaşırken Belçika’da eğitim reformları, İtalya’da geçim sıkıntısı ve savaş karşıtı talepler, İspanya’da ise konut krizi öne çıktı.
Bu tablonun ekonomi yönetimleri açısından önemli bir mesajı var: Makroekonomik göstergelerdeki iyileşme, toplumun bütün kesimleri tarafından aynı biçimde hissedilmeyebilir.
İSPANYA: MAAŞ VAR, EV YOK!
İspanya’daki protestoların merkezinde konut krizi bulunuyor. Özellikle büyük şehirlerde yükselen kiralar, genç çalışanların kendi başlarına ev tutmasını giderek zorlaştırıyor.
Madrid’de 87 yaşındaki Maricarmen Abascal’ın evinden çıkarılması ve sonrasında hayatını kaybetmesi, konut hakkı tartışmalarını yeniden alevlendiren olaylardan biri oldu. Hükümetin kiracıları korumaya yönelik düzenleme girişiminin parlamentoda reddedilmesi de tepkileri artırdı.
Reuters’ın 2 Ekim 2026 tarihli haberine göre, protestocular kira artışlarının sınırlandırılmasını, evden çıkarmalara karşı koruma sağlanmasını ve kısa süreli kiralamaların düzenlenmesini talep ediyor. Tartışmanın diğer tarafında ise düzenlemelerin konut arzını azaltabileceğini savunan kesimler bulunuyor.
İspanya örneği, ekonomik açıdan önemli bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Bir ülkede istihdamın ve ekonomik faaliyetin artması, konut maliyetleri gelirlerden daha hızlı yükseliyorsa, gençlerin bağımsız yaşam kurmasını kolaylaştırmayabilir.
Çalışan bir gencin maaşının büyük bölümünü kiraya ayırması; tasarruf yapmasını, ev sahibi olmasını, tüketim harcamalarını artırmasını ve ekonomik geleceğini planlamasını güçleştiriyor.
Burada mesele yalnızca emlak piyasası değil. Konut maliyetleri, iş gücü hareketliliğini, aile kurma kararlarını, tüketimi ve uzun vadeli tasarrufları da etkiliyor.
İspanya’nın verdiği mesaj açık: Barınma maliyeti, ücret artışlarını geride bırakıyorsa ekonomik büyüme toplumsal refaha dönüşmekte zorlanıyor.
FRANSA: EĞİTİMDEKİ SORUNLAR NASIL TOPLUMSAL TEPKİYE DÖNÜŞTÜ?
Fransa’da gösteriler, okullardaki personel yetersizliği, eğitim koşulları ve kamu hizmetleri konusundaki şikâyetlerle görünür hale geldi. Öğrencilerin başlattığı eylemlere zamanla farklı toplumsal kesimlerden destek geldi.
17 Ekim’deki gösterilerde hayat pahalılığı, yakıt maliyetleri ve ücret talepleri de gündemin parçası oldu. Böylece başlangıçta eğitim odaklı olan tepki, daha geniş bir ekonomik ve toplumsal hoşnutsuzluk alanına yayıldı.
Fransa’daki gösteriler sırasında yağma, kundaklama ve polisle çatışmalar da yaşandı. Barışçıl protesto hakkı ile şiddet eylemleri birbirinden ayrılmalı. Kamu düzenine zarar veren eylemler, gösterilere katılan bütün vatandaşların tutumu olarak değerlendirilemez.
Ekonomik açıdan Fransa örneği, kamu harcamaları tartışmasını öne çıkarıyor.
Devlet bütçe disiplinini sağlamak, borçlanmayı kontrol etmek ve mali dengeleri korumak isteyebilir. Ancak tasarruf politikalarının eğitim, sağlık ve diğer kamu hizmetlerine etkisi, vatandaşların günlük yaşamında hissediliyorsa ekonomik tartışma siyasi ve toplumsal bir soruna dönüşebiliyor.
Burada önemli soru, devletin harcamalarını azaltıp azaltmaması değil; hangi harcamaların, kimleri etkileyerek ve hangi sonuçları doğurarak azaltıldığıdır.
BELÇİKA: BÜTÇE KISITLAMALARI VE EĞİTİME ERİŞİM
Belçika’da gençlerin ve öğrencilerin katıldığı gösterilerde eğitim maliyetleri, yükseköğretime erişim ve eğitim reformları öne çıktı.
Reuters’ın 17 Ekim tarihli haberine göre Brüksel’de yüzlerce genç gösteri yaptı. Eylemler sırasında polisle göstericiler arasında çatışmalar yaşandı. Göstericiler, eğitim maliyetlerinin artması ve bazı reformların üniversiteye erişimi zorlaştırabileceği yönündeki kaygılarını dile getirdi.
Belçika örneği, eğitim harcamalarının yalnızca bugünün bütçe kalemi olmadığını gösteriyor. Eğitim, bir ülkenin gelecekteki üretkenliğini, iş gücü niteliğini ve rekabet gücünü belirleyen temel yatırımlardan biridir.
Eğitimde fırsat eşitliğinin zayıflaması, düşük gelirli ailelerin çocukları açısından daha ağır sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle bütçe kesintilerinin kısa vadeli mali etkileri ile uzun vadeli ekonomik sonuçlarını birlikte değerlendirmek gerekir.
İTALYA: GEÇİM SIKINTISI VE SOSYAL HİZMETLER
İtalya’daki gösterilerde hayat pahalılığı, ücretler, kamu hizmetleri ve savaş karşıtı talepler öne çıktı. Milano ve Bologna gibi kentlerde bazı eylemler polisle çatışmalara dönüştü.
17 Ekim’deki gösterilerin ekonomik arka planında, hanelerin artan fiyatlar karşısında bütçelerini dengeleme güçlüğü bulunuyor. Enflasyonun yavaşlaması ile fiyatların düşmesi aynı şey değil. Fiyat artış hızı gerilese bile daha önce yükselen fiyatlar yüksek seviyelerde kalabiliyor.
Ücret artışları bu birikimli fiyat artışını karşılayamıyorsa, çalışanların satın alma gücü üzerindeki baskı devam ediyor.
Bu noktada yalnızca ortalama ücret artışına bakmak yeterli değil. Ücretlerin kira, enerji, gıda, ulaşım ve sağlık harcamaları karşısındaki durumu da değerlendirilmek zorunda.
İtalya’daki protestoların gösterdiği sorunlardan biri de bu: Vatandaş, ekonomik büyüme rakamlarından önce ay sonunda elinde ne kaldığına bakıyor.
AVRUPA’NIN ORTAK SORUNU: EKONOMİK BÜYÜME İLE HİSSEDİLEN REFAH ARASINDAKİ MAKAS
Dört ülkenin sorunları aynı değil. İspanya’da konut, Fransa’da eğitim ve kamu hizmetleri, Belçika’da eğitim reformları ve bütçe tartışmaları, İtalya’da ise geçim sıkıntısı daha belirgin.
Buna rağmen üç ortak başlık öne çıkıyor:
1. Gelir ile zorunlu harcamalar arasındaki denge bozuluyor.
Ücretler nominal olarak artabilir. Ancak kira, gıda, enerji ve ulaşım harcamaları daha hızlı yükseliyorsa hanelerin satın alma gücü gerileyebilir.
2. Gençlerin geleceğe ilişkin beklentileri zayıflıyor.
Eğitim almanın, iş bulmanın ve düzenli gelir elde etmenin bağımsız bir yaşam kurmaya yetmediği düşüncesi yaygınlaşıyorsa ekonomik sorun, aynı zamanda toplumsal güven sorunu haline geliyor.
3. Kamu bütçesi ile sosyal beklentiler karşı karşıya geliyor.
Hükümetler mali disiplin, borç yönetimi ve bütçe açıklarının kontrolü üzerinde dururken vatandaşlar eğitim, sağlık, konut ve sosyal destek hizmetlerinin korunmasını istiyor.
Eurostat’ın 2025 verilerine göre Avrupa Birliği nüfusunun yüzde 7,7’si, harcanabilir hane gelirinin en az yüzde 40’ını konut giderlerine ayıran hanelerde yaşıyor. Bu oran, Avrupa’da bile konut maliyetlerinin bazı haneler için ne kadar ağır bir yük oluşturduğunu gösteriyor. (Kaynak: Eurostat – Avrupa’da yaşam koşulları, 2026 verileri. )
SONUÇ: VATANDAŞIN HİSSETMEDİĞİ REFAH, SİYASİ BASKIYA DÖNÜŞEBİLİR
Avrupa’daki gösteriler, ekonomik politikaların toplumsal sonuçlarını yeniden tartışmaya açtı.
Bir ülkede büyüme yaşanabilir, şirketlerin ciroları artabilir, kamu gelirleri yükselebilir ve finansal göstergeler iyileşebilir. Ancak gençler ev bulamıyor, çalışanlar temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor ve eğitim fırsatlarına erişim giderek pahalılaşıyorsa bu göstergeler toplumsal refahın tamamını anlatmaz.
Bu, ekonomi politikalarının yalnızca kısa vadeli sonuçlarıyla değil, gelir dağılımı, üretim kapasitesi, sosyal hareketlilik ve yaşam maliyetleri üzerindeki etkileriyle de değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Türkiye açısından çıkarılacak ders, Avrupa’daki protestoların aynısının yaşanacağını varsaymak değil; ekonomik programların toplumsal etkilerini zamanında izlemek ve sorunları büyümeden çözmeye çalışmaktır.
Çünkü ekonomik istikrar, yalnızca fiyatların kontrol altına alınmasıyla değil; vatandaşın gelirine güvenmesi, işletmelerin üretimini sürdürebilmesi ve gençlerin geleceğe ilişkin makul beklentiler taşımasıyla da güçlenir.
Ekonominin nihai sınavı, tabloların ne kadar iyi göründüğü değil, vatandaşın hayatında neyin değiştiğidir.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist
Bankavitrini.com – Ekonomik Analiz
GÜNCEL
Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor
Yayınlanma:
3 gün önce|
19/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Bir süredir mütemadiyen aynı konuların etrafında dolaştığımız ve kendi kendimizi tekrar ettiğimizin pekâlâ farkındayız. Jeopolitik riskler tüm ağırlığıyla masa üzerinde durmaya devam ederken, emtia fiyatlarının yüksek seyri enflasyonist baskıları artırmaya devam ediyor. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı haftanın son iş gününü 110 dolar seviyesini test ederek tamamladı. Bir başka bakış açısıyla, Brent petrol sene başına göre %81 yükselirken, gümüş ise getiri liginin dibinde yer alarak %20 düştü. Yapay zekâ ve çip sektöründe ise soru işaretleri zihinleri meşgul etmeye devam ediyor. Goldman Sachs’ın hesaplamalarına göre, beş büyük yapay zekâ şirketinin gelecek yıl toplam yatırım harcamalarının 1,2 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Rakamın büyüklüğü bir yana, bu yatırımların ne kadar sürede kendini amorti edeceği sorusu giderek daha fazla önem kazanıyor. Teknoloji hisseleri denince akla gelen Nasdaq endeksi haftanın son iş gününü %2’nin üzerinde düşüşle tamamlarken, son 10 günlük performansı da %6 düşüş yönünde oldu.
Türkiye’de Fon Krizi’nin etkileri sürerken, cuma günü bültenimizde de dile getirdiğimiz MSCI uyarısı hisse senetleri üzerindeki baskıyı artırdı. MSCI, yaz başında yaptığı uyarının dozunu bir kademe daha yükselterek, piyasa şeffaflığı ve sağlıklı işleyiş konusunda atılan adımların yeterli olmadığını ortaya koydu. Türkiye’nin gelişmekte olan ülke statüsünü koruması açısından Haziran 2027 kritik bir tarih olarak karşımıza çıkıyor. Endonezya’da yaşananları da birlikte düşündüğümüzde, piyasaların bu uyarıyı pek hoş karşılamadığını görüyoruz. BIST100 ve BIST30 endeksleri cuma gününü %3 kayıpla tamamlarken, bankacılık endeksi %2 geriledi. CDS risk primi 250 baz puanda yatay seyrederken, iki yıllık gösterge tahvilin bileşik faizi, faiz indirimi beklentilerinin desteğiyle son iki haftada 100 baz puan düşerek %39,40 seviyesine indi. USDTRY kuru ise yeni haftaya 49,54 seviyesinden başlıyor.
MSCI’nın Endonezya’yı gelişmekte olan ülkeler kategorisinden çıkararak doğrudan bağımsız piyasa statüsüne düşürebileceği uyarısının yankıları ise dinmiyor. Cuma günü %12’ye yakın gerileyen Jakarta borsası, bu sabah da %5’in üzerinde düşerek son altı yılın en düşük seviyesine indi. Yılbaşından bu yana kayıplar %43’ü aşarken, yabancı yatırımcıların net satışları 5 milyar dolara yaklaştı. Endonezya’nın MSCI endekslerinden tamamen çıkarılması hâlinde, yalnızca endeksleri takip eden fonlardan 5,6 milyar dolarlık zorunlu satış gelebileceği hesaplanıyor. Ülke para birimi rupiah da tarihî dip seviyelerine yaklaşırken, satış baskısının borsayla sınırlı kalmayıp döviz ve tahvil piyasalarına yayılmasından endişe ediliyor. Türkiye’nin de benzer gerekçelerle MSCI’nın radarında olması, Endonezya’daki gelişmeleri bizim açımızdan daha da önemli kılıyor.
Türkiye cephesinde ise gözler perşembe günü sonuçlanacak TCMB’nin olağan Ekim ayı PPK toplantısına çevrildi. Bir süredir gündemden düşmeyen fon krizinin de etkisiyle ekonomik aktivitedeki yavaşlamanın giderek belirginleştiğini görüyoruz. Otomobil satışlarından kredi kartı harcamalarına kadar pek çok gösterge bu tabloyu desteklerken, hanehalkının borç ödeme kapasitesindeki bozulma da dikkat çekiyor. Aşağıdaki grafikten görüleceği üzere, ihtiyaç kredilerinde takibe dönüşüm oranı %7’ye yaklaşarak rekor kırarken, bireysel kredi kartlarında da bu oran %6 seviyesine yaklaşarak tarihî zirvesine yükseldi. Bir başka deyişle, ihtiyaç kredilerinde mevcut her 100 TL’lik bakiyenin yaklaşık 7 TL’si takipte bulunuyor. Ekonomik aktivitedeki sert yavaşlama ve hanehalkının artan ödeme güçlükleri karşısında TCMB’nin, enerji fiyatlarındaki keskin yükselişe rağmen, politika faizini en az 100 baz puan indirerek %37’den %36’ya çekmesine kesin gözüyle bakıyoruz. Böylece TCMB’nin Aralık 2025’ten bu yana ara verdiği faiz indirimlerine bebek adımlarıyla yeniden başlamasını bekliyoruz.
Cuma günü TCMB’nin açıkladığı iki önemli veri de dikkatimizden kaçmadı. Eylül ayı konut fiyat endeksine göre, konut fiyatları yıllık bazda nominal olarak %22,3 artarken, enflasyondan arındırıldığında reel olarak %5,7 geriledi. Bir başka deyişle, konut fiyatlarındaki artış enflasyonun gerisinde kalmaya devam ederken, bu durum konutun değer artışı açısından yatırım cazibesini sınırlıyor. TCMB’nin yayımladığı Ekim ayı Piyasa Katılımcıları Anketi’nin sonuçlarını ise aşağıdaki grafikten takip edebilirsiniz. Biz özellikle enflasyon beklentilerine odaklandık. Yıl sonu TÜFE beklentisi hemen hemen değişmezken, 12 ay sonrasına ilişkin beklentinin 0,19 puan artışla %23,89’a yükselmesi, orta vadeli enflasyon görünümünde sınırlı da olsa bir bozulmaya işaret ediyor. Buna karşılık, 24 ay sonrasına ilişkin beklentinin 0,38 puan gerilemesini daha uzun vadeli görünüm açısından olumlu okuyoruz. TCMB’nin kurun artış hızında yaptığı ince ayara rağmen, yıl sonu USDTRY beklentisi hafif gerileyerek 51,55 seviyesine inerken, 12 ay sonrasına ilişkin beklenti ise 59,26 seviyesine yükseldi.
Avrupa’da hayat pahalılığı, eğitim maliyetleri ve hükûmetlerin ekonomi politikalarına yönelik tepkiler giderek büyüyor. Fransa’da öğrencilerin başlattığı protestolar, sendikaların ve farklı toplumsal kesimlerin katılımıyla hafta sonu ülke çapında kitlesel gösterilere dönüşürken, Paris başta olmak üzere birçok kentte şiddet olayları yaşandı. Yüz binlerce kişinin sokaklara döküldüğü gösterilerde 1,200 kişi gözaltına alınırken, Cumhurbaşkanı Macron yaşanan şiddet olaylarını sert bir dille kınadı. Protestolar Fransa ile sınırlı kalmazken, Belçika ve İtalya’da eğitim ve yaşam maliyetleri, Portekiz’de ise düşük ücretler ve konut krizi nedeniyle halk sokaklara döküldü. Fransa’da zaten kırılgan olan siyasi ve mali dengelere toplumsal huzursuzluğun da eklenmesi, ortak para birimi üzerinde baskı kurarken, EURUSD paritesi 1,1230 seviyesinde işlem görüyor.
Öte yandan, Orta Doğu’da artan gerilimle cuma günü 110 dolar seviyesini test eden Brent petrol, yeni haftaya düşüşle başladı. Trump’ın Rusya’ya yönelik bazı yaptırımları gevşetebileceği beklentisi, piyasaya daha fazla Rus petrol ürünü sunulabileceği düşüncesini güçlendirirken, Brent petrol %1,8 gerileyerek 108 dolar seviyesine indi. Ancak Orta Doğu’da arz güvenliğine ilişkin endişeler dinmiş değil. Ticari gemilere yönelik saldırılar nedeniyle Körfez’den günlük petrol sevkiyatı 20 milyon varilin üzerinden 8,5 milyon varile kadar gerilerken, Mısır’ın Husilere karşı Suudi Arabistan’a destek vermeye hazır olduğunu açıklaması gerilimin daha da yayılabileceğine işaret ediyor.
Küresel piyasalarda yapay zekâ yatırımlarının finansmanına ilişkin endişeler gündemdeki yerini korurken, yeni gün ve hafta başlangıcında Asya borsalarında karmaşık bir seyrin hâkim olduğunu görüyoruz. Geçen haftayı %5,4 kayıpla tamamlayan Japonya’da Nikkei endeksi bu sabah %1 civarında gerilerken, geçen hafta %14’ten fazla düşen Güney Kore borsası KOSPI ise yaralarını sarmaya çalışarak %0,7 yükseliş kaydetti. Çin’de üçüncü çeyrek büyümesinin beklentileri hafif aşarak %4,5’e ulaşması ve perakende satışların tahminlerden iyi gelmesi satış baskısını sınırladı. ABD’de yarı iletken hisselerinin işlem gördüğü Philadelphia Semiconductor endeksinin son 10 günde %16’dan fazla gerilemesi, teknoloji sektöründeki satışların boyutunu gösteriyor. Yatırımcılar, yapay zekâya yapılan devasa yatırımların ne zaman kâra dönüşeceğini sorgularken, bu hafta açıklanacak Meta, Tesla ve önde gelen çip üreticilerinin bilançoları merakla takip edilecek. Elon Musk’ın uçan araba tanıtımıyla ilk etapta yükselişe geçen Tesla hisseleri, kazanımlarını koruyamayarak gün içi zirvesinden %6 geriledi.
Trump’ın Rusya’ya yönelik bazı yaptırımları gevşetebileceği beklentisi petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı yaratırken, ABD ile Ukrayna arasındaki ilişkiler de limonileştiğini görüyoruz. Cuma gecesini sert satışlarla tamamlayan Nasdaq endeksi, bu sabah vadeli işlemlerde %1,3 yükselirken, ABD’nin 10 yıllık gösterge tahvil faizi yeniden %5,05 seviyesine geriledi. Kıymetli metaller de yeni haftaya alıcılı başlarken, ons altın 4,180 dolar, gümüş ise 57,75 dolar seviyesinde işlem görüyor. Petrol fiyatlarındaki gerilemenin enflasyon endişelerini bir miktar hafifletmesi, faiz getirisi olmayan kıymetli metallere destek verdiğinin altını çizmek isteriz. Teknik bir bakış açısıyla önem arz eden 55 dolar seviyesinden uzaklaşan gümüşü biraz daha takip etmek istiyoruz. Yukarıda da değindiğimiz üzere, petrol fiyatlarında kalıcı bir geri çekilme olmadan kıymetli metallerin kalıcı bir yükselişe geçmesi zor görünüyor.
Trump’ın Rusya’ya yönelik bazı yaptırımları gevşetebileceği beklentisi Fed’in faiz politikasına ilişkin beklentilerde de dikkat çekici bir değişime neden oldu. Geçen hafta %50’ye kadar yükselen ekim ayında faiz artırımı ihtimali %16’ya kadar gerilerken, aralık ayında faiz artırımı ihtimali ise hâlen %92 seviyesinde bulunuyor. Gözler 28 Ekim tarihinde sonuçlanacak Fed toplantısına ve ertesi gün açıklanacak Fed’in favori enflasyon göstergesi olarak yakından takip ettiği PCE verisine çevrilmiş durumda. Siyasi cephede ise Brezilya ve İsrail seçimlerine geri sayım devam ederken, ABD’de 3 Kasım’da düzenlenecek ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin iki kanadı birden kaybetme riskinin oldukça arttığını söylememiz gerekiyor.
TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi

İhtiyaç Kredilerinde ve Kredi Kartlarında Takibe Dönüşüm Oranı
Emre Değirmencioğlu
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.644)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (603)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.987)
- GÜNCEL (4.636)
- GÜNDEM (3.590)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.747)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.500)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (841)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (120)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (20)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Meta'nın üçüncü çeyrek net kârı yıllık bazda yüzde 264 arttı 21/10/2026
- "İran'la savaşa girmek yaptığımız en iyi işlerden biri" 21/10/2026
- Tesla'nın üçüncü çeyrek net kârı yüzde 43 azaldı 21/10/2026
- Resmi Gazete'de bugün (22.10.2026) 21/10/2026
- Türkiye'de PHP güvenlik açığına karşı harekete geçildi 21/10/2026
- Trump: Rusya-Ukrayna savaşında çözüme hiç olmadığı kadar yakınız 21/10/2026
- Tasfiye edilecek fonlarda bekleyen talimatlara ilişkin önerge kabul edildi 21/10/2026
- Meta'ya kullanıcı gizliliği ihlali nedeniyle 25 milyar dolar ceza 21/10/2026
- JP Morgan: Aracı kurum lisans iptali Türkiye'den çekilme anlamına gelmiyor 21/10/2026
- ABD'den İran'ın gölge filosuna yönelik yeni yaptırımlar 21/10/2026
SON YAZILAR
- Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor 21/10/2026
- AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL 21/10/2026
- Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda 20/10/2026
- FİTCH’TEN TÜRKİYE’DE LEASİNG VE FAKTORİNG SEKTÖRÜNE ÇİFTE RİSK UYARISI 19/10/2026
- AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE? 19/10/2026
- Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor 19/10/2026
- AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ? 16/10/2026
- MSCI’DEN TÜRKİYE BORSASINA FREN! 16/10/2026
- KREDİ KARTINDA 12 AY SINIRI KALKTI MI? TAKSİTLİ ALIŞVERİŞTE YENİ DÖNEM! 16/10/2026
- VERGİLERİN HER 100 LİRASININ 21,6 LİRASI FAİZE GİDİYOR! 16/10/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu

