Connect with us

GÜNDEM

İsim isim yeni bakanlar kurulunda kimler var?

Yayınlanma:

|

İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı yeni kabinedeki sürpriz isimler ve detaylar:

Eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay yerine Cevdet Yılmaz getirildi.

CEVDET YILMAZ KİMDİR?

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 1967 yılında doğdu. ODTÜ Kamu Yönetimi Bölümü’nü birincilikle bitirdi. Yüksek lisansını ABD Denver Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde, doktorasını Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde tamamladı. Başbakanlık DPT Müsteşarlığı, AB ile İlişkiler Genel Müdürlüğü görevlerini yürüttü. Ulusal Ajans, ATAUM ve Sümer Halı’da yönetim kurulu üyeliklerinde bulundu. 23, 24, 26 ve 27’inci dönemlerde Bingöl, 25. Dönem’de Diyarbakır milletvekili seçildi. Parlamentolararası Birlik (PAB) Türk Grubu Başkanlığı yaptı. 60. Hükümet’te devlet bakanı, 61, 62 ve 64’üncü hükümetlerde kalkınma bakanı, 63. Hükümet’te başbakan yardımcısı olarak görev aldı. AK Parti MKYK Üyesi, Tanıtım ve Medya, Dış İlişkiler ve Ekonomi İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı oldu. 2020 yılı Kasım ayında TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığı görevini üstlenirken, 14 Mayıs seçimlerinde 3 dönem kuralı nedeniyle milletvekili adayı olmadı.

Eski Adalet Bakanı Bekir Bozdağ yerine Yılmaz Tunç getirildi.

YILMAZ TUNÇ KİMDİR?

1 Şubat 1971’de Bartın Ulus’ta doğdu. Babası emekli öğretmen, annesi ev hanımı. İlkokula köyünde gitti. Orta ve lise öğrenimini Kastamonu Göl Öğretmen Lisesi’nde tamamladı. 1995’te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Mali Hukuk Anabilim Dalında Yüksek Lisans yaptı. ‘Bankacılık Kanuna Aykırı Eylemler, Vergi Hukukuna İlişkin Suçlar, Ödeme Gücüne Göre Vergileme, Vergi Yargısı, Ekonomik Suçlar’ konularında araştırmalarda bulundu. Avukatlık yaptı ve İstanbul Barosu CMK servisinde çalıştı. AK Parti Pendik Kurucu İlçe Başkanı ve Pendik Belediye Meclis Üyesi olarak görev aldı. AK Parti Genel Merkez Siyasi ve Hukuki İşler Başkan Yardımcılığı, sivil toplum kuruluşlarında yönetim kurulu üyeliklerinde bulundu. 23, 24, 25, 26 ve 27. dönemde Bartın milletvekili seçildi. 2020-2022 yılları arasında Adalet Komisyonu Başkanlığı yaptı. Orta düzeyde İngilizce biliyor, evli ve üç çocuk babası.

Eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık yerine Mahinur Özdemir Göktaş getirildi.

MAHİNUR ÖZDEMİR GÖKTAŞ KİMDİR?

Mahinur Özdemir Göktaş, 1982 yılında Belçika’da doğdu. Konya ve Emirdağ asıllı göçmen bir Türk ailenin Belçika’daki üçüncü nesil fertlerinden olan Göktaş, Brüksel ULB Üniversitesi İnsan Kaynakları Mühendisliği Bölümü’nde lisans, kamu yönetimi alanında da master yaptı. 24 Haziran 2009 tarihinde Hıristiyan Demokrat çizgideki CDH’den Brüksel Meclisi’ne seçildi. Böylece Avrupa Parlamentosu’na vekil seçilen ilk başörtülü oldu. 2015 yılında sözde Ermeni soykırımı iddiasını reddetmesi nedeniyle partisinden ihraç edildi ve siyasete bağımsız milletvekili olarak devam etti. 12 Eylül 2019 tarihinde açıklanan “Büyükelçi ve daimi temsilci atamaları” ile Cezayir Büyükelçisi olarak atandı. Türkiye’nin Kuzey Afrika’ya atadığı ilk kadın büyükelçi olan Göktaş, evli ve iki çocuk annesi. Türkçe ve Fransızca’nın yanı sıra ileri düzeyde Felemenkçe, İngilizce ve Latince biliyor. Göktaş, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yeni kabinesinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı olarak görev yapacak.

Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin yerine Vedat Işıkhan getirildi.

VEDAT IŞIKHAN KİMDİR?

5 Haziran Pazartesi günü gerçekleştirilecek devir teslim töreni ile görevine resmen başlayacak olan Işıkhan, 1966 yılında Mardin Artuklu’da doğdu. İlk, orta ve lise eğimini İzmir’de tamamlayan Işıkhan, Hacettepe Üniversitesi sosyal hizmet alanında lisans, yüksek lisans, doktora, doçentlik ve profesörlük süreçlerini tamamladı.

Akademik hayatı boyunca alanında başarılı çalışmalar yapan Işıkhan; Hacettepe Üniversitesi Aile Hizmetleri Uygulama Merkezi Müdür Yardımcılığı, Sosyal Hizmet Bölüm Başkanlığı, İktsadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Akademik yaşantısında uzmanlaştığı önemli alanlar; çalışma hayatı, iş sağlığı ve güvenliği, işçi hakları, çocuk işçiliği ile mücadele, sosyal politika, sosyal sorunlar, sosyal hizmet, sosyal güvenlik, sosyal yardımlar, dezavantajlı gruplar, endüstri ilişkileri, sendikalar, aktif yaşlanma, yaşlı bakım sigortası ve emeklilik sonrası sorunlar yer almaktadır.

2012 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Hükümet Programı kapsamında hayata geçirdiği Aile Sosyal Destek Programı’nın (ASDEP) ilk saha çalışmasında ASDEP Genel Koordinatörü olarak görev yapmış ve programın başarılı bir şekilde icra edilmesinde etkin rol almıştır.

Işıkhan, 8 Ekim 2018 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Sosyal Politikalar Kurulu Üyeliği’ne ve 17 Aralık 2021’de Cumhurbaşkanlığı Sosyal Politikalar Kurulu Başkanvekilliğine atandı. Bu görev süresince Türkiye genelinde sosyal politika alanıyla ilgili saha çalışmaları, ilgili kurumların çalışmaları, illerin mevcut sosyal politika alanlarının gelişmesine yönelik yerinde incelemeler yaparak politika stratejileri geliştirmiştir. Çok iyi düzeyde İngilizce, iyi düzeyde Fransızca ve Arapça bilmekte olan Işıkhan evli ve 3 çocuk babasıdır.

Eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum yerine Mehmet Özhaseki getirildi.

MEHMET ÖZHASEKİ KİMDİR?

1957 yılında Kayseri’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kayseri’de tamamladı. Daha sonra Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektronik Mühendisliği Bölümü’nü kazandı. O günkü siyasi şartlar ve öğrenci olayları sebebiyle buradaki eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı ve ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Mezuniyetten sonra Kayseri Adliyesi’nde avukatlık stajını tamamladı. Eğitim hayatı sonrası tekstil üzerine iş yapan aile şirketinin başına geçti. 1994 yılına kadar tekstil başta olmak üzere farklı sektörlerde başarılı bir ticari hayat yürüttü. 1980 sonrasında uzun yıllar dezavantajlı guruplara hizmet etmeyi gaye edinen vakıf ve derneklerin kuruluşunda görev aldı. Kayseri’de ilk aşevi faaliyeti, öğrencilere karşılıksız burslar ve kış aylarında yakacak fonu gibi faaliyetlerin hayata geçmesinde öncü rolü üstlendi. 27 Mart 1994’te yapılan Mahalli İdareler Seçimleri’nde Melikgazi Belediye Başkanı oldu. Ardından 23 Haziran 1998 tarihinde Kayseri Büyükşehir Belediye Meclisi’nde yapılan oylama ile Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. 1999, 2004, 2009 ve 2014 yerel seçimlerinde rekor oylar alarak Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini yürüttü.

Öz kaynakların doğru kullanımı ve ortak akıl ile hareket etmeyi referans alan ‘Haseki Modeli Belediyecilik’ modeliyle yerel yönetimler anlayışına damgasını vurdu. Özellikle kamu kaynakları kullanmadan sıfır maliyetle devasa projelerin hayata geçtiği belediyecilik yatırımları Türkiye’ye örnek oldu. UEFA standartlarında Kayseri Stadyumu ve yine 70 kilometre uzluğunda enerji üretimi ve tarımsal sulamaya hizmet verecek olan Yamula Barajı dikkat çeken projeler arasında yer aldı. Uluslararası kriterlere göre yapılan ve Alpler standartlarında Erciyes’e bir turizm ve kayak merkezi yine yerel yönetim örneği olarak Türkiye’de ilk defa Mehmet Özhaseki’nin Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde hayata geçmiştir. Türkiye’de kentsel dönüşüm mevzuatı yok iken kendine has yöntemlerle hayata geçirdiği dönüşüm projeleriyle, kentsel dönüşüm mevzuat ve uygulamalarının sistemleşmesine ve yaygınlaşmasına ışık tuttu.

Büyükşehir, il, ilçe ve belde belediyelerinin üyesi olduğu Tarihi Kentler Birliği’nin (TKB) 2004 – 2011 yılları arasında 7 yıl başkanlığını yaptı. TKB’nin yurtiçinde ve yurtdışında kurumsal kimlik kazanmasında ve yurt genelinde birçok tarihi eserin restorasyonu ve fonksiyon yüklenerek yeniden hayat bulmasına büyük katkılar sağladı. 10 Şubat 2015 tarihinde Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan istifa etti ve AK Parti’den milletvekili adayı oldu. 7 Haziran 2015 tarihinde yapılan genel seçimlerde 25. Dönem Kayseri Milletvekili olarak seçildi. 12 Eylül 2015 tarihinde yapılan AK Parti Olağan Büyük Kongresi’nden sonra Genel Başkan Yardımcısı ve Yerel Yönetimler Başkanı olarak görev aldı. 1 Kasım 2015 tarihinde yinelenen genel seçimlerde, tekrar Kayseri Milletvekili olarak seçildi ve 26. Dönem Kayseri Milletvekili oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleriyle, 65. Dönem Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nde Çevre ve Şehircilik Bakanı oldu. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yaptığı dönemde, Türkiye’nin şehircilik çalışmalarında tarihe geçecek pek çok proje ve uygulamaya imza attı.

Şehircilik Şurası, Bizim Şehir Projesi, Sıfır Atık gibi projeler, Özhaseki’nin bakanlığı döneminde hayata geçti. Doğu ve Güneydoğu’da terör örgütlerinin çukur eylemleri nedeniyle harap ettiği bölgeler, olağanüstü bir hızla yine Özhaseki’nin bakanlığı döneminde kültürel dokuya uygun olarak yeniden imar ve inşa edildi. Ankara’da; Mogan Gölü’nün temizlenmesi, Saraçoğlu Mahallesi’nde tarihi ve kültürel dokuya uygun şekilde kentsel dönüşüm çalışmalarının başlatılması aynı dönemde başladı. İstanbul’un tarihi kent bölgesinin yenilenmesi ve dünyanın en önemli tarihi ve kültürel boyutlu turizm destinasyon bölgesi olması yanında; depremle mücadele stratejisinin belirlenmesini temellendiren teknik çalışmalar, Özhaseki’nin bakanlık yaptığı dönemde önemli bir gündem olarak masaya yatırıldı. Yol haritaları çıkartıldı, stratejileri belirlendi. Yaptığı vurgularla Türkiye’de deprem farkındalığın oluşmasını sağlayan devlet ve siyaset adamı olarak dikkat çekti. Bu sebeple Kahramanmaraş depreminden sonra Özhaseki’nin yıllar önce yaptığı uyarılar, vizyon bir devlet adamı görüşü olarak sıkça gündeme geldi ve takdir topladı.

24 Haziran 2018 Genel Seçimlerinde Kayseri Milletvekili olarak seçildi ve 27. Dönem Kayseri Milletvekili oldu. 18 Ağustos 2018 tarihinde yapılan AK Parti Olağan Büyük Kongresi’nde, Genel Başkan Yardımcısı ve Yerel Yönetimler Başkanı olarak ikinci kez yer aldı. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın görevlendirmesiyle; 2019 Yerel Seçimlerinde Cumhur İttifakı’nın Yerel Seçim düzeyinde kurulmasında AK Parti adına tam yetkili olarak görüşmeleri yürüttü. 31 Mart 2019 Mahalli İdareler Seçimleri’nde Cumhur İttifakı’nın Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı oldu. 24 Mart 2021 tarihinde yapılan AK Parti 7. Olağan Büyük Kongresi’nin ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Yerel Yönetimler Başkanı olarak parti yönetiminde tekrardan görev aldı. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleriyle, Türkiye Yüzyılı’nı inşa edecek bakanlıklar arasında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı olarak önemli bir sorumluluk üslendi. Av. Neşe Sarıgül Özhaseki ile evli olan Mehmet Özhaseki’nin Elif, Enes, Merve ve Zeynep adında 4 çocuğu bulunmaktadır. Özhaseki, İngilizce ve Arapça bilmektedir.

İşte Türkiye Yüzyılı Kabinesi - Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi

Eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yerine Hakan Fidan getirildi. Hakan Fidan, 2010’dan beri MİT Başkanı olarak görev yapıyordu.

HAKAN FİDAN KİMDİR?

Hakan Fidan, 1968 yılında Ankara’da doğdu. Kara Kuvvetleri Muhabere Okulu (1986) ve Kara Kuvvetleri Dil Okulu mezunu olan Fidan, akademik tahsilinin büyük kısmını TSK’daki görevi esnasında yaptı. Almanya’da bulunan NATO Süratli Reaksiyon Kolordusu İstihbarat ve Harekât Başkanlığı’nda yurtdışı görevde bulundu. Bu dönemde, University of Maryland University College’dan Siyaset ve Yönetim Bilimi alanında lisans dereceleri, yurda döndükten sonra Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden yüksek lisans ve doktora dereceleri aldı. TSK’daki astsubaylık görevinden mecburi hizmetini müteakip istifa etti. Daha sonra Büyükelçilik Siyasi ve Ekonomik Danışmanlığı, Başbakanlık Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi (TİKA) Başkanlığı, Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı (Dış politika ve uluslararası güvenlikten sorumlu) görevlerinin yanı sıra Başbakanlık Özel Temsilciliği de yaptı. Bu görevlere paralel olarak Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu Üyeliği, Birleşmiş Milletler Kalkınma İşbirliği Platformu Danışma Kurulu Üyeliği, Ahmet Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyeliği, Yunus Emre Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği ve OYAK Genel Kurul Üyeliği görevlerini yürüttü. Uluslararası güvenlik, uluslararası kalkınma ve Türk Dış Politikası konularında akademik çalışmalarda bulunan Hakan Fidan, Hacettepe ve Bilkent üniversitelerinde yarı zamanlı olarak uluslararası ilişkiler alanında dersler verdi. Kısa bir süre MİT Müsteşar Yardımcılığı görevinin ardından, 27 Mayıs 2010 tarihinde MİT Müsteşarı olarak atandı ve 10 Şubat 2015 tarihinde bu görevinden ayrıldı, 10 Şubat 2015 tarihinden geçerli olmak üzere Adalet ve Kalkınma Partisi’nden milletvekili aday adayı olmak için istifa etti. Ancak, 9 Mart 2015 tarihinde yazılı açıklama yaparak aday adaylığı başvurusunu geri çekti. 10 Mart 2015’te görevine geri döndü.

Eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez yerine Alparslan Bayraktar getirildi.

ALPARSLAN BAYRAKTAR KİMDİR?

Alparslan Bayraktar 1975 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. 2016-2018 yılları arasında ETKB Müsteşar Yardımcılığı ve Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü; 2010-2016 yılları arasında Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nda Kurul Üyeliği yapan Alparslan Bayraktar kamu görevlerinden önce ise yurtiçinde ve yurtdışında özel sektörde çalıştı.

Uluslararası kuruluşlar bünyesinde enerji yönetimi ve düzenlemeleri alanında çalışmaları bulunan Bayraktar, Enerji Düzenleyicileri Konfederasyonu (ICER) ve Enerji Düzenleyicileri Bölgesel Birliği (ERRA) Başkanlığı yapmıştır. Bayraktar halen Dünya Enerji Konseyi Türkiye Başkanlığını yürütmektedir.

Alparslan Bayraktar lisans eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümünde tamamlamıştır. Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Ekonomi Hukuku alanında ve Fletcher School of Law and Diplomacy’den Uluslararası İlişkiler alanında yüksek lisans derecelerine sahiptir. Doktorasını ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yer Sistem Bilimleri Bölümünde Enerji Ekonomisi ve Politikası alanında yapmıştır.

Eski Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu yerine Osman Aşkın Bak getirildi.

OSMAN AŞKIN BAK KİMDİR?

Osman Aşkın Bak, 11 Ekim 1966 yılında Rize’nin Pazar ilçesinin Derinsu köyünde dünyaya geldi. Lise öğrenimini Kabataş Erkek Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi’ni bitirdi. İngiltere’de Nottingham Üniversitesi’nde İşletme Yönetimi ve Endüstri Mühendisliği alanında yüksek lisans, İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Endüstri Mühendisliği Programı’nda doktora yaptı. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu Türk-İran İş Konseyi Yürütme Kurulu üyeliği ve İstanbul Ticaret Odası’nda meclis üyeliği görevlerinde bulundu. Çeşitli spor kulüplerinde genel sekreterlik ve başkanlık görevleri ile federasyonlarda yönetim kurulu üyeliği, kurul üyeliği, genel kurul delegeliği ve başkanlık yaptı. 24. Dönem’de İstanbul, 25, 26 ve 27’nci dönemlerde Rize’den milletvekili seçildi. NATO Parlamenterler Asamblesi Türk Grubu Üyesi ve Dışişleri Komisyonu Sözcülüğü yaptı. NATO Parlamenter Asamblesi (NATO PA) Siyasi Komite Başkan Yardımcılığı görevine seçildi. Dopingle Mücadele Araştırma Komisyonu Başkanlığı yaptı. 65. Hükümet’te de Gençlik ve Spor Bakanı olarak görev aldı. Evli ve 4 çocuk babası.

Eski Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati yerine Mehmet Şimşek getirildi. Mehmet Şimşek, 2009-2015 yıllarında da Maliye Bakanı olarak görev yapmıştı.

Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu yerine Ali Yerlikaya getirildi. Yerlikaya, son 5 yıldır İstanbul Valisi olarak görev yapıyordu.

ALİ YERLİKAYA KİMDİR?

1968 tarihinde Konya’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Konya’da tamamladı. 1989 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi “Kamu Yönetimi” bölümünden mezun oldu. 1990-2003 yılları arasında Erzin, Felehiye, Derabucak, Hilvan ve Sarıkaya Kaymakamlığı görevlerinde bulundu. 2003-2004 tarihleri arasında İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliği, 2004-2007 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü görevinde bulundu. 13.12.2007 – 17.05.2010 tarihleri arasında Şırnak Valiliği, 23.05.2010 – 09.08.2012 tarihleri arasında Ağrı Valiliği, 17.08.2012 – 03.03.2015 tarihleri arasında Tekirdağ Valiliği,
05.03.2015 – 03.11.2018 tarihleri arasında Gaziantep Valiliği ve 26 Ekim 2018 tarihinden itibaren İstanbul Valiliği görevlerinde bulundu. Hatice Nur Yerlikaya ile evli, dört çocuk babasıdır.

Eski Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer yerine Yusuf Tekin getirildi. Yusuf Tekin, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörüydü.

YUSUF TEKİN KİMDİR?

Yarın gerçekleştirilecek devir teslim töreniyle görevine resmen başlayacak olan Tekin, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nü 1994’te bitirmesinin ardından kariyerine aynı yıl Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Siyaset ve Sosyal Bilimler Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak başladı.

Siyaset ve sosyal bilimler alanında 1997’de yüksek lisans ve 2002’de doktorasını tamamlayan Tekin, Gaziosmanpaşa Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’ne öğretim üyesi olarak atandı. Söz konusu fakültede 2007’ye kadar yardımcı doçent olarak görev yapan Tekin, aynı yıl Siyaset ve Sosyal Bilimler (Siyasal Hayat ve Kurumlar) alanında doçent oldu. Tekin, 2009 yılına kadar Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünde çalıştıktan sonra, Polis Akademisi Başkanlığı Güvenlik Bilimleri Fakültesi’ne atandı.

Öğretim üyeliği süresince bölüm başkanlığı, dekan yardımcılığı, üniversite senato üyeliği, fakülte ve enstitü yönetim kurulu üyeliği gibi idari görevlerde de bulunan Tekin, 2011 yılında Gençlik ve Spor Bakanlığına Bakan Yardımcısı olarak atandı.
Tekin, 2013’te Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığı görevine başladı. Müsteşarlık makamının kaldırılması sonrası Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümüne profesör olarak atanan Tekin, 15 Eylül 2018 tarihinde Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi rektörlüğü görevine başladı. Evli ve üç çocuk babası Tekin, iyi derecede İngilizce biliyor.

Eski Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar yerine Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler getirildi.

YAŞAR GÜLER KİMDİR?

1954 yılında Ardahan’da doğan Güler, teğmen rütbesiyle 1974 yılında Kara Harp Okulundan, 1975 yılında ise Muhabere Okulundan mezun olmuştur. Özgeçmişinde pek çok görev yeri bulunan Güler, kurmay subay olarak; 1986-1988 yılları arasında Yurt İçi Bölge Komutanlığında Harekat Başkanlığı, 1988-1991 yıllarında Kara Kuvvetleri Denetleme ve Değerlendirme Başkanlığında Plan Subaylığı, 1991-1992 yılları arasında 12’nci Piyade Tümen Harekat ve Eğitim Şube Müdürlüğü, 1992-1994 yılları arasında Silopi’de İç Güvenlik Tabur Komutanlığı, 1994-1995 yılları arasında Bosna-Hersek Türk Tugay Komutan Yardımcılığı, 1995-1997 yılları arasında Başbakanlık Askerî Başdanışmanlığı Proje Subaylığı, 1997-1999 yılları arasında Napoli/İtalya’da konuşlu NATO Güney Bölge Komutanlığı Muhabere Başkan Yardımcılığı, 1999-2000 yılları arasında Barış İçin Ortaklık Eğitim Merkez Komutanlığı, 2000-2001 yılları arasında Gnkur. Tatbikatlar Şube Müdürlüğü görevlerini yürüttü.

2001 yılında Tuğgeneralliğe terfi eden Güler, 2001-2003 yılları arasında 10’uncu Piyade Tugay Komutanlığı, 2003-2005 yılları arasında Gnkur. MEBS Plan Koordinasyon Daire Başkanlığı görevlerini yürüttü. 2005 yılında tümgeneralliğe terfi eden Güler, 2005-2007 yılları arasında MEBS Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı, 2007-2009 yılları arasında Gnkur. Eğitim Daire Başkanlığı görevlerinde bulunan Güler, 2009 yılında Korgeneralliğe terfi etti. Korgeneral rütbesiyle; 2009-2010 yılları arasında Harita Genel Komutanlığı, 2010-2011 yılları arasında 4’üncü Kolordu Komutanlığı, 2011-2013 yılları arasında Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı görevlerinde bulundu. 2013 Yüksek Askeri Şura Kararları ile Orgeneralliğe terfi ederek 2013-2016 yılları arasında Genelkurmay İkinci Başkanlığı, 2016-2017 yıllarında Jandarma Genel Komutanlığı, 2017-2018 yıllarında Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevlerini yürüttü. Orgeneral Yaşar Güler Cumhurbaşkanlığının 9 Temmuz 2018 tarihli kararnamesiyle Genelkurmay Başkanlığı görevine atanmıştı.

TSK Üstün Hizmet Madalyası ve TSK Şeref Madalyası’na sahip olan Güler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni kabinesini açıklamasıyla birlikte yeni Milli Savunma Bakanı oldu. Demet Güler ile evli olan Orgeneral Yaşar Güler bir çocuk ve iki torun sahibidir ve İngilizce bilmektedir.

Eski Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank yerine Mehmet Fatih Kacır getirildi.

MEHMET FATİH KACIR KİMDİR?

Kacır, 1984 yılında İstanbul’da doğdu. Ortaokul ve lise eğitimini İstanbul Erkek Lisesi’nde tamamlayan Kacır, 2003 yılında üniversite giriş sınavlarında Türkiye 12’ncisi oldu. Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümündeki lisans eğitimini 2008 yılında Onur Derecesi’yle tamamladı. Üniversite eğitimi sırasında öğrenci temsilciliği yaptı, Proje ve Araştırma Kulübü’nün kurucu başkanlığını üstlendi, öğrenci projelerine öncülük etti.

Üniversite mezuniyeti sonrası farklı sektörlerde girişimci olmayı seçen Kacır, kurucusu ve yöneticisi olduğu şirketlerle simülasyon yazılım ve donanımları, dijital açık hava reklamcılığı, sanal gerçeklik uygulamaları ve gıda sektörlerinde faaliyet gösterdi. Şirketlerinde faydalı model ve endüstriyel tasarımlar geliştirerek yenilikçi uygulamalara imza attı. Ticari hayatın yanında sivil toplum kuruluşlarında da aktif rol aldı. Kurucuları arasında yer aldığı Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdüren Kacır, T3 Vakfı bünyesinde Deneyap Teknoloji Atölyeleri kurulmasının, özel yetenekli öğrencilere yönelik sürdürülen Geleceğin Teknoloji Yıldızları Programı’nın, Bilim Merkezleri ve Girişim Merkezi programlarının, Türkiye’nin ilk Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali olan Teknofest İstanbul’un öncüleri arasında yer aldı.
Profesyonel iş yaşamında yöneticilik yapan Mehmet Fatih Kacır, evli ve 2 çocuk babasıdır.

Eski Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci yerine İbrahim Yumaklı getirildi.

İBRAHİM YUMAKLI KİMDİR?

Yarın gerçekleştirilecek devir teslim töreniyle görevine resmen başlayacak olan Yumaklı, 1992 yılında Uludağ Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun olmasının ardından 1993 yılında Marshall Boya A.Ş.’de ithalat işlemleri uzmanı olarak iş hayatına adım attı. 2011 yılına kadar Akzo Nobel Türkiye bünyesinde bulunan Marshall Boya A.Ş. ile bağlı grup şirketlerinin mali gruplarında yöneticilik yapan Yumaklı, 2011 yılında Aljazeera Türkiye’de çalışmaya başladı. Yumaklı, 2012-2015 yılları arasında Aljazeera Türkiye’nin sahip olduğu televizyon kanalını yönetmesi sonrası Ocak-Ekim 2016 tarihleri arasında Anadolu Ajansı Uluslararası Operasyonlar Direktörlüğü görevini yürüttü. Ekim 2016 tarihinden itibaren GÜBRETAŞ’ta Genel Müdür ve İcracı Yönetim Kurulu Üyesi olarak görevini sürdüren Yumaklı, 7 Nisan 2022 tarihinde Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı görevine getirildi. Yumaklı, 3 Haziran 2023’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Tarım ve Orman Bakanı olarak atandı. İngilizce bilen Yumaklı, evli ve iki çocuk babasıdır.

Eski Ticaret Bakanı Mehmet Muş yerine Ömer Bolat getirildi.

ÖMER BOLAT KİMDİR?

1963 yılında İstanbul’da doğan Bolat, Marmara Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası Ekonomik İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisansını Avrupa entegrasyonu alanında Hollanda-Amsterdam Üniversitesi’nde tamamladı. 2015’ten itibaren İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde uluslararası ekonomi, yönetim, işletme ve girişimcilik alanında Yüksek Lisans dersleri veren Bolat, Müstakil Sanayici ve İşadamları
Derneği (MÜSİAD) başkanlığı yaptı.

2000 yılından 2020 yılına kadar Albayrak Holding’te CEO olan Bolat, 2012-2015 yılları arasında 3 yıl AK Parti MKYK üyesi ve Ekonomik İşler Başkan Yardımcısı oldu. 2015’ten itibaren AK Parti’de Siyasi Erdem ve Etik Kurulu asıl üyesi olarak görevini sürdürüyordu.

Eski Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu yerine Abdulkadir Uraloğlu getirildi.

ABDULKADİR URALOĞLU KİMDİR?

Bürokrasinin içerisinden gelen Uraloğlu 1966 yılında Trabzon’da doğdu. Karadeniz Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümünden 1988 yılında mezun olan Uraloğlu, aynı yıl özel sektörde Saha Mühendisi olarak görev yaptı. Karayolları Genel Müdürlüğündeki çalışma hayatına 1989 yılında Karayolları Erzurum 12. Bölge Müdürlüğünde Etüt Ekip Mühendisi olarak başlayan Uraloğlu, 1990-1998 yılları arasında Karayolları Ankara 4. Bölge Müdürlüğünde Etüt Ekip Mühendisi, Kontrol Mühendisi ve Kontrol Şefliği görevlerinde bulunduktan sonra 1998 yılında Erzurum Bölge Müdürlüğü Yapım Başmühendisliği görevine getirildi. 2003 yılında Trabzon 10. Bölge Müdür Yardımcısı olan Uraloğlu, 2005 yılında Kayseri 6. Bölge Müdürü, 2006 yılında da Samsun 7. Bölge Müdürü olarak atandı. 2009 yılında kısa bir süre Karayolları Bursa 14. Bölge Müdürü olarak görevlendirilen Uraloğlu, tekrar Samsun’a dönerek, toplam 6,5 yıl Samsun’da Bölge Müdürlüğü görevini yürüttü. 2012 yılında İzmir 2. Bölge Müdürlüğü görevine getirilen Uraloğlu, 23 Temmuz 2018 tarihinde yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Karayolları Genel Müdürü olarak atandı. Uraloğlu, 2003 yılında başlatılan Acil Eylem Planı kapsamında yoğunluk kazanan Bölünmüş Yollar, Bitümlü Sıcak Karışım kaplamalı yollar, tek platformlu yolların iyileştirilmesi ve Yap-İşlet-Devret Otoyol projelerinin hayata geçirilmesine katkı sağladı.

Türkiye’nin karayolu ağına önemli kazanımlar sağlayacak yeni otoyol, bölünmüş yol, köprü, tünel projelerinin yapım, plan ve projelendirme çalışmalarını da yürüten Uraloğlu aynı zamanda Karayolları Makine Parkı’nın yenilenmesi, yerli ve milli araç kullanım oranının artırılması için araştırma geliştirme faaliyetlerine de özel önem vermekteydi. Aynı zamanda Yollar Türk Milli Komitesi (YTMK) ve Karayolları Vakfı (KAV) Başkanlığı görevlerini de yürüten Abdulkadir Uraloğlu evli ve üç çocuk babasıdır.

DEĞİŞMEYEN BAKANLAR

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Sağlık Bakanı Fahrettin Koca yeni Kabine’de de görevlerine devam edecek.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy

MEHMET NURİ ERSOY KİMDİR?

Mehmet Nuri Ersoy 1968 yılında İstanbul’da doğdu. Alman Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İngilizce İşletme Bölümü’nden mezun oldu.

1985 yılında, lise öğrenimine devam ederken, rehberlik yaparak turizm sektörüne ve iş dünyasına atıldı.

1991 yılında, üniversite öğrenimini tamamladıktan sonra, paket tur ve otel konaklama hizmetleri veren şirketini kurdu.

2000 yılında otelcilik alanına giriş yapan Mehmet Nuri Ersoy, turizm sektöründe geçirdiği 33 yılın sonunda, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk kabinesinde Kültür ve Turizm Bakanı olarak görevlendirildi.

Mehmet Nuri Ersoy, 9 Temmuz 2018 tarihinde Bakanlık görevine başlamasıyla birlikte, şirketindeki bütün görev ve unvanlarını devretti.

Çok iyi düzeyde Almanca ve İngilizce bilen Mehmet Nuri Ersoy, Pervin Ersoy ile evli ve iki çocuk babasıdır.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca

FAHRETTİN KOCA KİMDİR?

Dr. Fahrettin Koca, 2 Ocak 1965’te Konya’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini doğduğu kentte, liseyi Bursa Erkek Lisesi’nde bitirdi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni 1988’de tamamlayarak tıp doktoru unvanını aldı. İhtisasını İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda tamamlayarak 1995’te Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı oldu.

Çeşitli sağlık kurumlarında hekimlik ve medikal direktörlük görevlerinde bulundu. Kurduğu ve başkanlığını yürüttüğü sağlık kurumlarında Türkiye’nin sağlıkta dönüşüm politikaları doğrultusunda önemli atılımlar gerçekleştirdi. Başkanı olduğu Türkiye Eğitim Sağlık ve Araştırma (TESA) Vakfı tarafından 2009 yılında kurulan İstanbul Medipol Üniversitesi’nin Mütevelli Heyeti Başkanlığını yürüttü.

Evli ve dört çocuk babası olan Koca’nın Türk Pediatri Kurumu, Pediatrik Metabolizma ve Beslenme Derneği, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Sağlık Meslek Komitesi, Özel Hastaneler Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) üyelikleri bulunmaktadır. Aynı zamanda Dış Ekonomik İlişkiler Konseyi (DEİK) Eğitim Komitesi İş Konseyi Başkan Yardımcısı, Vakıf Üniversite Hastaneleri Derneği’nin Başkanı ve Hizmet İhracatçıları Birliği Sağlık Hizmetleri Komitesi Başkanıdır.

 

Okumaya devam et

GÜNCEL

Piyasalar soluklandı: Zayıf istihdam Fed korkusunu törpüledi. Gözler TÜİK’te

Yayınlanma:

|

Yazan:

Jeopolitik riskler, savaşın tedarik zincirlerinde yarattığı kırılmalar ve petrol ile doğalgaz sevkiyatına ilişkin endişelerin körüklediği enflasyon korkusu, risk iştahını baskılarken tahvil faizlerini de yukarı taşımaya devam ediyor. Buna rağmen dün piyasaların bir nebze olsun soluklandığını gördük. Haber akışında Trump yönetiminin 3 Kasım’daki ara seçimler öncesinde savaşın daha fazla büyümesini istemediği dikkat çekerken, makro cephede ise gözler yarın açıklanacak ABD tarım dışı istihdam verisine çevrildi.

Dün açıklanan ve öncü gösterge olarak yakından izlenen özel sektör istihdamı Ocak ayından bu yana en düşük seviyede sonuçlandı. Bu veri, yarın açıklanacak tarım dışı istihdamın da zayıf gelebileceği beklentisini güçlendirdi. Takdir edeceğiniz üzere, hem tam istihdam hem de fiyat istikrarını gözetmekle yükümlü Fed’in, istihdam tarafında belirgin bir zayıflama varken faiz artırımına gitmesi kolay bir tercih olmayacaktır. Piyasaların dün bir miktar rahatlamasının arkasında da büyük ölçüde bu düşüncenin yattığını düşünüyoruz.

Öte yandan, oy hakkına sahip New York Fed Başkanı Williams, enflasyonla ilgili ılımlı açıklamalarda bulundu. Yükselen uzun vadeli faizlerin güçlü ekonomiyi yansıttığını ve faiz kararı öncesinde verileri izlemeye devam edeceğini söylerken, iyimser bir tonda konuştu. Williams, enflasyon üzerindeki başlıca baskıların gümrük vergileri ve Orta Doğu’daki gerilimin yükselttiği enerji fiyatlarından kaynaklandığını belirtti. Buna karşılık, tarifelerin fiyatlar üzerindeki ilk etkilerinin zayıflamasıyla temel enflasyon eğiliminin kademeli olarak aşağı geldiğini, enerji fiyatlarındaki artışın ise şimdilik ekonominin geneline yayılan ikincil bir enflasyon baskısına dönüşmediğini ifade etti.

Williams’ın açıklamaları, zayıf özel sektör istihdam verisi ile birleşince, piyasalardaki faiz artırım korkularını hâliyle bir nebze de olsun törpüledi. Eylül toplantısında 25 baz puanlık faiz artışı ihtimali bir hafta önceki %37 seviyelerinde salınırken, Fed Başkanı Warsh’un Jackson Hole toplantısında şahin bir üslûp takınmasıyla hafta başı %65 seviyesine kadar yükselmişti. Williams’ın dünkü ılımlı açıklamaları ardından Eylül ayına yönelik beklenti %60 seviyesine gerilerken, yıl sonuna kadar olan artırım beklentisi ise 37 baz puanda önemli bir değişim kaydetmedi.

ABD borsaları dün geceyi %0,5 civarında yükselişle tamamlarken, teknoloji cephesinin ağır toplarından Broadcom’un bilançosu büyük teknoloji şirketlerinin yapay zekâ yatırımlarının hız kesmediğini gösterdi. Şirketin üçüncü çeyrekte yapay zekâ çipi gelirleri üç kattan fazla artarak 16,7 milyar dolara ulaşırken, 2027 mali yılı için yapay zekâ çipi gelir tahmini 115 milyar dolara yükseltildi. 2028 yılında ise bu rakamın yaklaşık 230 milyar dolara çıkması bekleniyor. Geçen çeyrekte 30 milyar doları aşan siparişler güçlü talebe işaret ederken, dördüncü çeyrek gelir tahmininin beklentinin hafif altında kalmasıyla Broadcom hisseleri kapanış sonrası işlemlerde yaklaşık %1 geriledi.

Yeni güne başlarken, Asya piyasalarında, son günlerde tarihî seviyelere yükselen tahvil faizlerinin bir miktar geri çekilmesiyle hisse senetleri ve kıymetli metallerde tepki alımları görüldü. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde hafif de olsa artılar göze çarparken, Asya borsalarında ise alımların hız kazandığını görüyoruz. Güney Kore borsası KOSPI %1,5 yükselirken, diğer bölge borsalarında bu kadar kuvvetli olmasa da genele yayılan yeşil renk dikkat çekiyor. ABD 10 yıllık tahvil faizi yaklaşık beş baz puan kadar gerileyerek %4,77 seviyesine çekildi. Hatırlanacağı üzere dün sabah piyasaların kılavuz kargası konumunda 10 yıllık faiz son üç yılın zirvesini test etmişti. Gözlerin üzerine çevrili olduğu Japonya’nın 30 yıllık tahvil faiz bugünkü tahvil ihalesi öncesinde zirveden 10 baz puan kadar geriledi. Dolar endeksi 99,5 civarında seyrederken para birimleri liginde ise EURUSD paritesi 1,16 seviyesinin etrafında salınırken, GBPUSD paritesi ise 1,35 seviyesine toparladı. Japon Yeni ise dolar karşısında son iki günde %1,5 değer kazarak 157,50 seviyelerine geri çekildi.

Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı, Hürmüz endişelerine paralel 95,50 dolar seviyelerinde salınmak suretiyle son altı haftanın zirvesine yakın seyretmeye devam ederken, rafineri ürünlerindeki sert artış dikkat çekmeye devam ediyor. Kış ayları öncesinde stok seviyelerine ilişkin soru işaretlerine paralel Avrupa gösterge doğalgaz fiyatları neredeyse son 4 yılın en yüksek seviyesine yaklaşırken, son iki ayda ise %50’den fazla artış kaydetti.

Kıymetli metaller cephesinde ise özellikle hafta başı raporumuzda belirttiğimiz kısa vadeli gümüş grafiğinin hayat bulmaya başladığını görüyoruz. Teknik mânâda Ters Omuz Baş Omuz (TOBO) formasyonunun çalışması için 71 dolar seviyesinin üzerinde kapanış görmemiz gerekiyor. Böyle bir durumda 92 dolar seviyelerini hedefleyeceğiz. Henüz pozisyonu olmayan yatırımcıların mevcut seviyelerden (66 dolar) giriş yaparak 63 dolar altında zarar kes çalıştırması ya da bizim gibi mevcut uzun pozisyonlarını artırmak isteyen yatırımcıların ise 71 dolar seviyesinin geçilmesini (teyit) beklemesinin daha doğru bir karar olacağını düşünüyoruz. TOBO’nun hedef seviyesi 92 dolar olarak görülüyor (bakınız grafik). Önümüzdeki seneyi de kapsayacak şekilde uzun vadeli beklentimiz ise 220 dolar ile değişmedi.

Uzun bir süredir altını çizdiğimiz üzere, Fed’in enflasyonla mücadelede yeteri kadar cesur olamayacağını düşünüyoruz. Doların ABD tarafından âdeta bir ‘silah’ olarak kullanılmasıyla birlikte merkez bankalarının yaktığı işaret fişeğinin ardından, ABD doları ve ABD tahvillerinden uzaklaşma eğiliminin devam etmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Değişen bu düzende altının da doların karşısında alternatif olma hikâyesini koruduğunu düşünüyoruz. Dünyada her bir birim gelire karşı yaklaşık üç birim borcun bulunması da kâğıt ve mürekkep para sistemine (fiat) yönelik sorgulamanın devam edeceğine işaret ediyor. Bu nedenle kıymetli metallerde yüksek volatilite ‘yeni normal’ olmaya aday olsa da, temel hikâyenin çok fazla değişmediği kanaatindeyiz.

Altının ons fiyatı dün 4,282 dolar seviyesine kadar gevşemesinin ardından bu sabah 4,440 dolar seviyesine yükseldi. Teknik bir bakış açısıyla, altında tıpkı gümüşte olduğu üzere daha da yukarı seviyeleri hedeflemek adına 4,640 dolar seviyelerinin üzerinde kapanış görmek isteyeceğiz. Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin 78 bin dolar sınırında kalarak Cuma günü açıklanacak ABD istihdam verisini beklemeye başladı. Yukarıda da dile getirdiğimiz üzere, dün açıklanan özel sektör istihdamının beklentiyi karşılayamaması, işgücü piyasasında bir miktar yavaşlama olabileceği düşüncesini güçlendirdi.

Türk mali piyasalarında ise SPK düzenlemesinin ardından hisse senetlerinde hareketli seyrin devam ettiğini görüyoruz. Özellikle isim vermek istemesek de bahse konu portföy yönetim şirketlerinde üst düzey istifalar göze çarparken, fonlarda ve yoğunlaştıkları hisselerde ise ilginç gelişmeler yaşanıyor. Fonlardan yaşanan güçlü çıkışlar likidite baskısı yaratırken, gelişmeleri dikkatli bir şekilde takip ediyoruz. Bu bağlamda Borsa İstanbul 100 endeksi haftanın ilk üç gününde %4 gerilerken, en büyük 30 şirketin işlem gördüğü BIST30 ise %2,7 geriledi. Alternatif piyasalarda ise sakin seyir korunmaya devam ediyor. Şöyle ki, USDTRY kuru bebek adımlarıyla 48,30 seviyesine gelirken, iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %40 seviyesinin hemen altında salınmaya devam ediyor. CDS risk primi 221 baz puanla uzun bir süredir olduğu üzere yatay.

Bugün sabah saatlerinde TÜİK tarafından açıklanacak Ağustos ayı enflasyon verilerini takip edeceğiz. Anketlere göre aylık TÜFE artışının %2,0 civarında gelmesi beklense de, İTO verisi ardından gerçekleşmenin %2 seviyesinin altında kalması ihtimali kuvvet kazandı. Enflasyon verisinin ardından yarın TCMB’nin değerlendirme raporunu takip edeceğiz. Cumhurbaşkanı yardımcısı Cevdet Yılmaz, hazırlıklarda son aşamaya gelindiğini, 2027-2029 dönemi OVP detaylarını 6 Eylül Pazar günü paylaşmayı planladıklarını belirtti. İç talepteki ivme kaybı dün açıklanan otomobil ve hafif ticari araç verileriyle de teyit edildi. ODMD verilerine göre, otomobil ve hafif ticari araç satışları Ağustos ayında geçen yılın aynı ayına göre %20,3 daralarak 81,031 adet olarak gerçekleşti. Enflasyondaki iç talep etkisi her geçen gün daha da azalırken, TCMB’nin 10 Eylül toplantısını pas geçmesini beklerken, ilk faiz hamlesinin Ekim toplantısında geleceğini düşünüyoruz.

Her perşembe olduğu üzere bugün TCMB’nin haftalık verilerini inceleyeceğiz. Yurt dışında ise ABD’de haftalık işsizlik maaşı başvuruları, hizmet PMI ve ISM verileri takip edilebilir.

Gümüş

17884110871a60829c0387aeb0c69bd8a7b3a07fab_1_1200.jpg

Altın

17884110872cf1c9f6e7b803244fcf7f49d93f6872_2_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

GÜNCEL

Piyasalar Jackson Hole’a kilitlendi: Gözler Warsh’ta, kıymetli metaller tetikte

Yayınlanma:

|

Yazan:

Nvidia’nın güçlü bilançosunun ardından dün teknoloji hisselerinde yaşanan coşku, bu sabah yerini daha temkinli bir seyre bıraktı. Nvidia hisseleri dün gece yaklaşık %9 yükselirken, teknoloji hisselerinin işlem gördüğü Nasdaq endeksi geceyi %1,6 yükselişle tamamladı. Lâkin dün yaşanan iyimserliğin bu sabah Pasifiğin diğer yakasına yansımasının sınırlı kaldığını görüyoruz. Gösterge endeks Tokyo borsası ve teknoloji odaklı Tayvan borsası %1 yükselirken, Güney Kore’nin KOSPI endeksi %1 geriledi. ABD borsalarının vadeli endekslerinde ise yatay bir seyrin hâkim olduğunu görüyoruz. Tokyo’da bu sabah açıklanan enflasyon verisi Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) faiz artırabileceği beklentisini desteklerken, piyasaların gözü bugün KKTC saati ile 17.00’de Jackson Hole’da konuşacak Fed Başkanı Kevin Warsh’a çevrildi. Warsh öncesinde Eylül toplantısına yönelik faiz artırımı ihtimali yaklaşık %35 seviyesinde fiyatlanırken, yıl sonuna kadar 25 baz puan artırımına ise kesin gözüyle bakılıyor.

Warsh’un bugüne kadar faizlerin geleceğine ilişkin açık yönlendirme yapmaktan kaçınması (forward guidance) nedeniyle piyasaların asıl aradığı cevap, faiz ne zaman artacak sorusundan ziyade Fed’in hangi şartlarda harekete geçeceği noktasında olacaktır. Jackson Hole konferansı başlarken, Fed cephesinde üç başkanın peş peşe verdiği enflasyon uyarılarının ardından Warsh’un bugün kullanacağı tonun, tahvil faizleri, dolar ve hisse senedi piyasalarının kısa vadeli yönü açısından kritik önem taşayacağını hatırlatmak isteriz.

Kıymetli metaller cephesinde ise altının ons fiyatı Warsh’un konuşması öncesinde hafif de olsa defansa çekilerek 4,600 doların hemen altına geriledi. Teknik bir bakış açısıyla, 5,600 dolar zirvesi ve 3,942 dolar dibi arasında 4,576 dolar seviyesinin önemli bir Fibonacci düzeltme seviyesi olduğunu hatırlatmak isteriz. Bu minvalde haftalık kapanışın 4,576 dolar seviyesi üzerinde olmasını önemseyeceğiz. Öte yandan, son dört haftadır kesintisiz bir şekilde yükselen ve neredeyse son altı gündür 70 dolar seviyesinin hemen kıyısında bekleyen gümüşün ons fiyatı ise bir sonraki hamle için enerji biriktirdiğini düşünüyoruz. 70 dolar seviyesinin üzerinde olası bir kapanışla birlikte, 200 günlük ortalamanın geçtiği 72,35 dolar seviyesinin süratle radar menziline gireceğini düşünüyoruz. Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin 80 bin dolar seviyesinin kıyısında beklerken, bir sonraki önemli seviyenin ise 84 bin dolar olacağını düşünüyoruz.

Büyük resimde, Fed’in faiz artırmakta zorlanacağı, ABD’de yaklaşan seçimlerle birlikte Trump’ın giderek topal ördek konumuna düşeceği ve bütçe tavanı tartışmalarının bir noktada hükûmetin yeniden kapanmasına yol açabileceği beklentileri önemli satır başlıkları olarak ön plana çıkıyor. Buna, hızla büyüyen kamu borcu karşısında kâğıt para ve mevcut finansal sisteme yönelik sorgulamanın da devam etmesini eklediğimizde, kıymetli metaller ve Bitcoin açısından ana yönün yukarı olmaya devam edeceğini düşünüyoruz.

Tahvil piyasasında son haftalarda egemen olan sert hareketlerin ardından bu sabah göreceli olarak sakinliğin hâkim olduğunu görüyoruz. ABD’nin 30 yıllık tahvil faizi %5,20, 10 yıllık faizi %4,67 civarında seyrederken, son günlerde bebek adımlarıyla da olsa yukarı yönlü bir seyir izleyen dolar endeksi (DXY) 99 seviyesinde yatay kaldı. Pariteler cephesinde doların son günlerde hafif de olsa toparlanmasıyla birlikte EURUSD paritesi 1,17 seviyelerinden 1,1650 seviyelerine gerilerken, benzer bir şekilde GBPUSD paritesi de 1,37 seviyesindeki direnci test edemeden 1,36 seviyesinin hemen altına geriledi. Japonya’da bu sabah açıklanan enflasyon verileri ardından BoJ’un faiz artırımına gideceğine yönelik beklentilerinin arttığını görüyoruz. Hatırlamak gerekirse, Haziran ayında politika faizini %1’e çıkararak 31 yılın en yüksek seviyesine taşıyan BoJ, Temmuz toplantısını pas geçmişti. Son verilerin ardından 18 Eylül toplantısında faizin %1,25’e yükseltilmesi daha güçlü bir şekilde konuşulmaya başlandı. Küresel piyasalarda bir tarafta Fed’in yeniden faiz artırıp artırmayacağı tartışılırken, diğer tarafta Japonya’nın uzun yıllar süren düşük faiz döneminden çıkışını hızlandırabileceği bir döneme giriliyor.

Jeopolitik cephede ise ABD’nin İran’a yönelik baskısını askerî unsurlardan ziyade ekonomik yaptırımlar üzerinden sürdüreceği yönünde son günlerde artan haber akışının ardından, Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı haftayı %5,5 düşüşle 90 doların altında kapatmaya hazırlanıyor. Katar Başbakanı’nın dün Tahran’da yaptığı görüşmelerde seyrüsefer serbestisinin yeniden sağlanması öne çıkarken, İran da gemi trafiğinin normale dönmesi için talep edeceği koşulları hazırlamayı kabul etti. Haber akışında ayrıca İran ile Umman’ın Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğin yönetimi ve gelirlerin paylaşılması konusunda prensipte anlaştığını görüyoruz.

Fiilî deniz trafiğinin ise hâlâ savaş öncesinin oldukça altında olduğunu belirtmek gerekiyor. İran’ın hazırlayacağı şartların ABD tarafından kabul edilip edilmeyeceği belirsizliğini korurken, Katar ve Umman’ın devreye girmesiyle boğazın yeniden açılabileceği beklentisinin güçlenmesi petrol arzına ilişkin risk primini azaltarak fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı yaratıyor.

Türkiye cephesinde ise her hafta perşembe günü olduğu üzere TCMB’nin haftalık verilerini enine boyuna irdeledik. En güncel verilere göre TCMB’nin net yabancı para pozisyonu, altın fiyatlarındaki yükselişin de desteğiyle 54 milyar dolar seviyesine ulaştı. TCMB’nin döviz alımları daha yavaş bir hızda da olsa devam ederken, rezervlerin önemli bir bölümünün altından oluşması nedeniyle fiyat artışının yarattığı değerleme etkisi de toplam rezervleri destekliyor. Mevcut seyir korunursa, savaş öncesi dönemin manşet seviyesi olan 70 milyar doların yakın zamanda yeniden hedef hâline geleceğini düşünüyoruz.

Elbette, tıpkı bir ordunun envanteri gibi TCMB’nin rezervlerinin de güçlü olması büyük önem taşıyor. Rezervlerdeki güçlenmenin devam etmesi, bir taraftan TL’nin istikrarlı seyrini desteklerken, diğer taraftan enflasyon görünümünün de izin vermesi hâlinde TCMB’ye faiz indirimleri açısından daha geniş bir hareket alanı sağlayacağını düşünüyoruz. TCMB’nin politika faizinde ilk indirime Ekim toplantısıyla başlamasını beklerken, haftaya Ağustos ayı enflasyon verilerini takip edeceğiz. BloombergHT’nin anketine göre 3 Eylül’de açıklanacak Ağustos verisinin %1,9 artış kaydetmesi bekleniyor. Bu sonuçla yıllık TÜFE artışı %31,6 seviyesinde olacak.

TCMB verilerinden devam edersek, 21 Ağustos ile sona eren haftada yurtiçi yerleşiklerin DTH hacminin 1,14 milyar dolar artış kaydettiğini görüyoruz. Tüzel kişilerin DTH stokunda son üç haftadır devam eden yükseliş dikkat çekerken, TL’nin toplam mevduat havuzundaki payı %61 seviyelerinin hemen üzerinde kalarak güçlü seyrini korumaya devam ettiğini görüyoruz. Menkul kıymet istatistiklerinde ise yurt dışındaki yerleşiklerin hisse senedi portföyü 0,15 milyar dolar daha artış kaydederken, son haftalarda hisse senetlerine yönelik ilginin ise göze çarpmaya başladığının altını çizmek isteriz.

Bu bağlamda, son dört haftayı yükselişle tamamlayan Borsa İstanbul ana endeksi ayı da %8,30 yükselişle tamamlamaya aday görünüyor. TCMB’nin hafta başında attığı normalleşme adımı sonrasında dün KKTC Merkez Bankası da politika faizini 300 baz puan indirerek %35,50’den %32,50 seviyesine çekti. Piyasa faizleri topyekûn etkilenirken, 2 yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi 100 baz puan kadar gevşedi. Mevduat faizleri ve beraberinde kredi faizlerinde de gevşeme başlarken, USDTRY kuru, otoritenin kontrolünde bebek adımlarıyla yükselişini sürdürerek hafta sonu fonlama etkisinin de yardımıyla pazartesi valörlü işlemlerde 48,24 seviyesine yükseldi. Pariteler cephesinde yaşanan hafif de olsa geri çekilmeye paralel EURTRY kuru 56,00, GBPTRY kuru ise 65,50 seviyelerine doğru gevşerken, yurdum insanının bir numaralı yatırım aracı olan gram altının ise 7,100 TL seviyelerinde salındığını görüyoruz.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

GÜNCEL

Liberal demokrasi neden krizde? Acemoğlu çözümün adresini gösterdi

Yayınlanma:

|

Yazan:

2024 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Daron Acemoğlu, yeni kitabı Hangi Liberal Demokrasi’de son yarım yüzyılda liberal demokrasilerin neden güç kaybettiğini sorguluyor. Acemoğlu’nun temel tezi oldukça çarpıcı: Demokrasi yalnızca seçimlerden, hukukun üstünlüğünden ve bireysel özgürlüklerden ibaret değil. Ekonomik büyümenin nimetleri toplumun geniş kesimlerine ulaşmıyorsa, çalışanlar sistemin dışında kaldığını düşünüyorsa ve teknolojik dönüşüm serveti giderek daha küçük bir kesimde topluyorsa liberal demokrasinin toplumsal zemini de aşınıyor. Çözüm olarak ortaya koyduğu kavram ise “işçi sınıfı liberalizmi”.

Nobel ödüllü iktisatçı Daron Acemoğlu’nun Ağustos 2026’da yayımlanan yeni kitabı Hangi Liberal Demokrasi, aslında bir siyaset kitabı olduğu kadar ekonomi, teknoloji, gelir dağılımı ve çalışma hayatı üzerine de kapsamlı bir tartışma.

Kitabın İngilizce adı What Happened to Liberal Democracy? Remaking a Politics of Shared Prosperity. ABD’de 11 Ağustos 2026’da yayımlanan eser Türkiye’de Doğan Kitap tarafından Hangi Liberal Demokrasi adıyla yayımlandı. Türkçe baskı 488 sayfa ve çevirisi Solina Silahlı’ya ait.

Acemoğlu’nun kitabı şu basit fakat büyük soruyla başlıyor: Liberal demokrasi bir dönem ekonomik ve toplumsal ilerlemenin motorlarından biri olduysa bugün neden geniş toplum kesimlerinin güvenini kaybediyor?

Acemoğlu’nun cevabı, demokrasinin yalnızca siyasi kurumlarına değil, ekonominin nasıl örgütlendiğine bakmamız gerektiği yönünde.

1990’ların büyük iyimserliği neden dağıldı?

1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla dünyada liberal demokrasinin nihai zaferini ilan eden büyük bir iyimserlik ortaya çıkmıştı.

Beklenti şuydu: Piyasa ekonomileri büyüyecek, demokratik rejimler yaygınlaşacak, küreselleşme refah yaratacak, teknolojik gelişmeler insanları özgürleştirecek ve ekonomik büyümeden toplumun hemen her kesimi yararlanacaktı.

Aradan yaklaşık 35 yıl geçti.

Bugünkü tablo ise çok daha farklı. Gelir ve servet eşitsizlikleri arttı. Geleneksel sanayi bölgelerinde iş kayıpları yaşandı. Üniversite mezunlarıyla diğer çalışanlar arasındaki ekonomik ve kültürel mesafe büyüdü. Dijital platformların siyasi ve toplumsal etkisi arttı. Popülist ve otoriter siyasi hareketler güç kazandı.

Acemoğlu tam olarak bu kırılmanın nedenlerini araştırıyor.

Acemoğlu’nun ana tezi: Liberalizm kendi başarısının kurbanı oldu

Kitabın en önemli tezlerinden biri liberalizmin başlangıçta iktidarı sınırlandırmak amacıyla doğduğu, fakat zamanla kendisinin düzenin hâkim ideolojisine dönüşmesidir.

Liberal düşüncenin tarihsel başarısı büyük ölçüde keyfî iktidarın sınırlandırılması, bireysel özgürlüklerin genişletilmesi, bilgi üretiminin serbestleşmesi ve demokratik katılımın artması üzerinden gerçekleşti.

Ancak Acemoğlu’na göre liberalizm iktidara meydan okuyan bir düşünce olmaktan çıkıp mevcut düzenin taşıyıcısı haline geldiğinde yeni sorunlara yeterince cevap veremedi.

Özellikle sanayi sonrası ekonomiye geçiş bu kırılmayı hızlandırdı.

Üç büyük vaat yerine getirilmedi

Acemoğlu liberal demokrasinin başarısını üç temel vaat üzerinden değerlendiriyor: Ortak refah, demokratik yönetim ve bilgiye özgür erişim.

Kitabın ana fikri açısından kritik nokta burada. Liberal demokrasi bu vaatleri gerçekleştirdiği dönemlerde güçlendi. Fakat son birkaç on yılda özellikle ortak refah konusunda ciddi biçimde başarısız oldu.

Ekonomi büyüse bile büyümenin kazançlarının toplum içinde nasıl dağıldığı giderek daha önemli hale geldi.

Dolayısıyla Acemoğlu’nun yaklaşımını tek cümleye indirgersek: Büyüme tek başına yetmez; büyümenin kimlere ulaştığı demokrasinin geleceğini belirler.

Bu nedenle gelir dağılımı Acemoğlu açısından yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Aynı zamanda demokratik sistemin sürdürülebilirliğiyle ilgili siyasi bir meseledir.

Çalışan kesim neden sistemden uzaklaştı?

Kitabın en dikkat çekici taraflarından biri liberalizmin krizini yalnızca aşırı sağın, popülizmin veya otoriter liderlerin yükselişi üzerinden açıklamaması.

Acemoğlu daha derine bakıyor.

Sorusu şu: İnsanlar neden bu hareketlere yönelmeye başladı?

Sanayisizleşme, fabrikaların kapanması, üretimin başka ülkelere kayması, sendikaların zayıflaması, ücretlerin verimlilik artışının gerisinde kalması ve kaliteli işlerin azalması toplumun önemli kesimlerinde ekonomik güvensizlik yarattı.

Buna üniversite eğitimli profesyonel sınıflarla diğer çalışan kesimler arasında giderek büyüyen kültürel mesafe de eklendi.

Acemoğlu’na göre eğitimli elitlerin siyasi ağırlığının artması ve toplumun geri kalanından uzaklaşması, liberalizmin toplumsal tabanının daralmasında rol oynadı.

Teknoloji tarafsız değil

Acemoğlu’nun önceki çalışmalarını takip edenler açısından kitabın teknoloji bölümü özellikle tanıdık. Çünkü Acemoğlu uzun süredir teknolojinin yönünün kendiliğinden oluşmadığını savunuyor.

Teknoloji; insanın yeteneklerini artırmak için de kullanılabilir, insan emeğinin yerine geçmek için de.

Bu ayrım yapay zekâ çağında çok daha kritik hale geliyor. Şirketler yalnızca maliyetleri düşürmek amacıyla otomasyona yöneldiğinde teknoloji çalışanların verimliliğini artırmak yerine onları sistemden dışlayabilir.

Bu durumda teknolojik ilerlemenin ekonomik kazançları sermaye sahipleri ve belirli yüksek nitelikli çalışanlarda yoğunlaşırken geniş çalışan kesimleri kazançtan yeterince pay alamayabilir.

Acemoğlu bu nedenle teknolojinin yönünün demokratik toplumların tartışması gereken bir tercih olduğunu düşünüyor. Michael Sandel de kitaba ilişkin değerlendirmesinde Acemoğlu’nun yeni teknolojilerin yönünün “doğanın bir gerçeği” değil, demokratik vatandaşların vereceği bir karar olduğu tezini özellikle vurguluyor.

Dijital çağ demokrasiyi neden zorladı?

İnternetin ilk dönemlerinde dijital teknolojilerin bilgiyi demokratikleştireceği düşünülüyordu.

Fakat ortaya çok daha karmaşık bir tablo çıktı. Sosyal medya platformları insanların bilgiye ulaşmasını kolaylaştırırken yanlış bilginin yayılmasını, kutuplaşmayı ve algoritmaların insanların ne göreceğini belirlemesini de beraberinde getirdi.

Böylece bilgiye erişim özgürlüğü paradoksal biçimde bilgi ortamının parçalanmasına yol açtı.

Acemoğlu liberalizmin dijital teknolojilerin yarattığı ekonomik ve toplumsal dönüşüme yeterince cevap veremediğini düşünüyor. Kitabın içeriğinde “Algoritmalar Çağında Liberalizm” başlığının bulunması da teknolojinin tartışmanın merkezindeki yerini gösteriyor.

Çözüm: “İşçi sınıfı liberalizmi”

Kitabın en fazla tartışma yaratacak kavramı kuşkusuz working-class liberalism, yani “işçi sınıfı liberalizmi”. Thomas Piketty de kitabı özellikle bu yönüyle öne çıkarıyor ve Acemoğlu’nun Roosevelt dönemini hatırlatan bir işçi sınıfı liberalizminin yeniden kurulması için güçlü bir tez ortaya koyduğunu belirtiyor.

Peki bu kavram ne anlama geliyor?

Acemoğlu’nun önerisi klasik anlamda devletçi bir ekonomik modele dönüş değil. Serbest piyasanın tamamen terk edilmesini de savunmuyor.  Asıl önerisi, liberalizmin ekonomik ve siyasi merkezinin yeniden geniş çalışan kesimlere yönelmesi.

Acemoğlu bunu bir söyleşisinde oldukça açık biçimde tarif ediyor: Bireysel özgürlük korunmalı ancak insanların değerleri yukarıdan bastırılmamalı; sosyal mühendislikten kaçınılmalı; kaliteli işler ve ortak refah öncelik haline getirilmeli ve yerel topluluklar yeniden güçlendirilmelidir.

Acemoğlu’nun reçetesinin temel taşları

Kitaptan çıkan yeni liberalizm modelini birkaç temel başlık altında toplamak mümkün:

Ortak refah: Ekonomik büyümenin kazançları toplumun geniş kesimlerine yayılmalı.

Kaliteli istihdam: Ekonomi yalnızca GSYH veya şirket kârları üzerinden değil, yarattığı kaliteli işler üzerinden de değerlendirilmelidir.

Çalışanın güçlendirilmesi: Teknoloji çalışanı gereksiz hale getiren değil, çalışanların yeteneklerini ve üretkenliğini artıran yönde geliştirilmelidir.

Yerel topluluklar: Siyaset ve karar alma mekanizmalarının yalnızca merkezi kurumlarda yoğunlaşması yerine yerel toplulukların güçlendirilmesi gerekir.

Çoğulculuk: Farklı yaşam tarzları ve değerlerin bir arada yaşayabileceği toplumsal alan korunmalıdır.

Elit sosyal mühendislikten kaçınma: Eğitimli elitlerin kendi kültürel değerlerini toplumun tamamına yukarıdan empoze etmeye çalışması liberalizme duyulan tepkiyi büyütebilir.

Demokratik teknoloji politikası: Yapay zekâ ve otomasyonun yönü yalnızca teknoloji şirketlerinin kararlarına bırakılamayacak kadar önemlidir.

Roosevelt modeli neden önemli?

Piketty’nin kitabı değerlendirirken Franklin D. Roosevelt dönemine gönderme yapması tesadüf değil.

1930’ların Büyük Buhranı sonrasında ABD’de uygulanan New Deal politikaları kapitalizmi ortadan kaldırmak yerine sistemin toplumsal meşruiyetini yeniden kurmaya çalışmıştı. Çalışanların pazarlık gücünün artırılması, sosyal güvenlik sistemlerinin oluşturulması, kamu yatırımları ve finans sektörünün düzenlenmesi bu dönüşümün parçalarıydı.

Acemoğlu’nun “işçi sınıfı liberalizmi” önerisinin mantığında benzer bir yaklaşım bulunuyor: Kapitalizmi kaldırmak yerine ekonomik sistemin ürettiği refahın daha geniş kesimler tarafından paylaşılmasını sağlamak.

Bu açıdan kitapta ekonomi ile demokrasi arasında çok güçlü bir bağ kuruluyor.

Demokrasi sandıktan ibaret değil

Kitabın Bankavitrini açısından belki de en önemli ekonomik mesajı burada ortaya çıkıyor.

Bir ülkede seçimlerin yapılması tek başına güçlü bir demokratik düzen yaratmaya yetmeyebilir. Eğer orta sınıf küçülüyorsa, çalışanların reel gelirleri uzun süre geriliyorsa, servet giderek dar bir kesimde yoğunlaşıyorsa ve gençler ebeveynlerinden daha iyi yaşayacaklarına inanmıyorsa demokratik kurumlara güven de aşınabilir.

Başka bir ifadeyle: Ekonomik dışlanma zamanla siyasi dışlanma hissine dönüşebilir.

Bu nedenle gelir dağılımı politikası aynı zamanda demokrasi politikasıdır.

Türkiye açısından neden önemli?

Asaf Savaş Akat’ın Türkçe baskıya ilişkin değerlendirmesinde dikkat çektiği nokta da tam olarak burası. Akat, Acemoğlu’nun sorumlu aydınlarla çalışan kesimler arasında üretken bir işbirliği ve dayanışma modeli önerdiğini, bunun özellikle kurumsal gelişmesinde sorun yaşayan Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler açısından önemli olduğunu vurguluyor.

Türkiye açısından kitabın tartışmaya açtığı sorular oldukça güncel:

Ekonomik büyümeden toplumun hangi kesimleri pay alıyor?

Orta sınıf neden zayıflıyor?

Ücretlilerin milli gelirden aldığı pay nasıl değişiyor?

Teknolojik dönüşüm çalışanların verimliliğini mi artırıyor, yoksa istihdamı mı azaltıyor?

Gençlerin kaliteli işe ulaşma imkânları neden daralıyor?

Yerel yönetimler ve sivil toplum yeterince güçlü mü?

Ekonomik kararların alınmasında toplumun farklı kesimleri ne kadar söz sahibi?

Bu soruların cevapları yalnızca ekonomi politikasının değil, demokratik kurumların geleceğinin de belirleyicisi olabilir.

Neoliberalizme eleştiri, liberalizme veda değil

Kitabın önemli bir ayrımını da yapmak gerekiyor.

Acemoğlu liberalizmin başarısız olduğunu söyleyerek otoriter veya anti-demokratik sistemlere yönelmeyi önermiyor. Tam tersine liberal demokrasinin tarih boyunca olağanüstü ilerlemeler sağladığını savunuyor. Sorun liberal demokrasinin kendisinden çok, son birkaç on yılda geçirdiği dönüşüm.

Bu nedenle Acemoğlu’nun önerisi: “Liberalizmi terk edelim” değil, “liberalizmin toplumsal sözleşmesini yeniden kuralım.”

Bu ayrım kitabın belki de en önemli mesajı.

Yapay zekâ çağının büyük sorusu

Kitabın yayımlandığı dönem de ayrıca anlamlı. Dünya yeni bir teknolojik devrimin başlangıcında. Yapay zekâ üretkenliği olağanüstü artırabilir.

Ancak aynı teknoloji milyonlarca beyaz yakalı işi dönüştürebilir veya ortadan kaldırabilir.

Dolayısıyla önümüzdeki yılların en önemli ekonomi politikası sorularından biri şu olacak: Yapay zekânın yaratacağı ekonomik değer kime gidecek? Sadece teknoloji şirketlerine ve sermaye sahiplerine mi?

Yoksa çalışanların ücretlerine, daha kısa çalışma sürelerine, daha kaliteli işlere ve toplumun genel refahına mı dönüşecek? Acemoğlu açısından bu sorunun cevabı yalnızca gelir dağılımını değil, liberal demokrasinin geleceğini de belirleyebilir.

Sonuç: Demokrasi için yeniden güçlü bir orta sınıf

Hangi Liberal Demokrasi, klasik anlamda bir ekonomi kitabından daha fazlası.

Acemoğlu ekonomi, siyaset, teknoloji ve sosyolojiyi aynı sorunun çevresinde birleştiriyor: Bir siyasi sistem ekonomik olarak toplumun geniş kesimlerini dışarıda bırakarak ne kadar süre meşruiyetini koruyabilir?

Kitabın verdiği cevap oldukça açık: Uzun süre koruyamaz.

Liberal demokrasi yalnızca bireysel hakları ve seçimleri korumakla yetinemez. İnsanlara ekonomik güvenlik, kaliteli istihdam, yükselme imkânı ve geleceğe ilişkin umut da sunmak zorunda.

Bu nedenle Acemoğlu’nun “işçi sınıfı liberalizmi” aslında bir ekonomik modelden daha fazlasını ifade ediyor. Yeni bir toplumsal sözleşme öneriyor.

Sermaye ile emeğin, teknoloji ile insanın, elitlerle çalışan kesimlerin ve merkezi yönetimlerle yerel toplulukların arasındaki güç dengesinin yeniden kurulmasını savunuyor.

Ve kitabın ekonomi dünyasına bıraktığı en güçlü soru belki de şu: Bir ekonomi büyürken çalışanların büyük bölümü kendisini fakirleşmiş hissediyorsa, gerçekten başarılı sayılabilir mi?

Acemoğlu’nun cevabı “hayır”a oldukça yakın.

Çünkü ortak refah olmadan güçlü orta sınıf; güçlü orta sınıf olmadan toplumsal güven; toplumsal güven olmadan da sürdürülebilir liberal demokrasi kurmak giderek zorlaşıyor.

Bankavitrini.com – Kitap / Ekonomi / Demokrasi

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.