Connect with us

BANKA HABERLERİ

Türkiye siyasetinin yumuşak karnı: Enflasyon

İktisatçıların enflasyonu tartıştığı Sagalassos Çalıştayı yapıldı. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İTÜESAM) tarafından düzenlenen Sagalassos Çalıştayları’nın beşincisi “Türkiye siyasetinin yumuşak karnı: Enflasyon” başlığı ile Burdur Ağlasun’da toplandı.

Yayınlanma:

|

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İTÜESAM) tarafından düzenlenen Sagalassos Çalıştayları’nın beşincisi “Türkiye siyasetinin yumuşak karnı: Enflasyon” başlığı ile Burdur Ağlasun’da toplandı. İTÜ İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Öner Günçavdı koordinasyonunda düzenlenen çalıştayın sponsorluğunu ise Elginkan Grubu bünyesindeki E.C.A üstlendi. Çalıştayda “Türkiye’de Enflasyon Siyasi Bir Olgudur” adlı sunumunda, “Türkiye hiperenflasyona gitmedi, gitmeyecek çünkü enflasyonun yükünü taşıyacak bir kesim var. Dünyada hiçbir ülke yok ki 25 yıl yüzde 60 enflasyonla yaşasın! Yüksek enflasyonun maliyetlerine rağmen bununla devam eden bir ülke. 20 yıldır iktidarda olan ve enflasyonu tek haneye indirmekle övünen yeniden yüksek enflasyona götürdü.” tespitlerini yapan Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamil Yılmaz, “Yüksek enflasyon dönemine tekrar girdiğimizi düşünüyorum. Merkez Bankası işini iyi yaparsa tek hanelere indirir görüşünü doğru bulmuyorum. Cumhurbaşkanlığı rejiminde popülist politikalar, seçim dönemleri yükselen enflasyon… Belki yüzde 20’lere kadar sadece düşürülebilen…” mesajları verdi.

SERVET SAHİPLERİNE DEĞİL ÜCRETLİ KESİME YÜKLENİYOR

“Yabancı sermaye olmadan büyümeni finanse edemiyorsun. Senin sistemin onun üzerine kurulmuş.” diyen Kamil Yılmaz, yabancı sermayenin kaçmasına neden olan politikalara ilişkin, “Bindiğin dalı kesiyorsun!” ifadesini kullandı. Sermaye bolluğunun olduğu dönemde Türkiye’nin sermaye çekemez hale geldiğini kaydeden Yılmaz, Türkiye’nin neden hiperenflasyona gitmediğini Arjantin ve İsrail’in geçen dönemde izlediği politikalardan örneklerle anlattı. “Bizim enflasyonumuz inişli çıkışlı. Diğerleri gibi yukarı eğilimli değil. Hiperenflasyon sürdürülemez olduğu için bütün kesimler bir araya gelip karar almak zorunda kalıyor….” diyen Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mehmet Şimşek geldi yine bilindik dolaylı vergiler… Kimse servet vergisi, emlak vergisi, doğrudan gelir vergisi üzerinden politika geliştirmek tarafında değil. Çünkü ücretleri kontrol altına alabiliyorsunuz! Bence altı aydan itibaren artık zam yapmıyoruz diyecekler. Bunu çok net bekleyebilirsiniz. Hiperenflasyonda herkes kaybediyor. Bizde 1980 döneminde reel ücretler kaybediyor. Bizde reel ücretler çok esnek ve hiperenflasyona gitmeden kırabiliyorsunuz. 80’lerdeki siyasi parti, seçim yasası, toplantı gösteri, dernekler, sendikal haklar yasası…. (Toplumsal tepkiyi soğuruyor.) Maliyetin işçi kesimine yıkılmasını getiriyor.”

Kamil Yılmaz 

Siyasi partiler yasasının değişmesi gerektiğini ancak bunun yeterli olmadığını sendikalar yasası, seçim yasası ve anayasal haklar konusunda da değişikliklerin yapılması gerektiğini savunan Prof. Dr. Kamil Yılmaz, Türkiye’nin büyümesinin zikzaklı olmasının nedeninin mevcut siyasi düzenden kaynaklandığını bildirdi. Yılmaz, “Mevcut siyasi erklerle bu yasalar da değişmez. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ve yüksek enflasyon dönemine geri döndüldü. Türkiye 20 yılda bir duvara toslama dönemine geldi. Parlamenter sisteme geri dönmek gerekiyor. Biz yapısal reformu yapamıyoruz çünkü vadeler kısa; seçimden seçime.” dedi.

OLUŞAN ENFLASYONA BİLE GÜVEN YOKKEN!

Çalıştayda en tartışmalı konu enflasyonun ücretlendirme üzerindeki etkisi oldu. Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM) Uzmanı Prof. Dr. Seyfettin Gürsel, “Türkiye’de ani ve sert enflasyon şoklarının (2. Dünya Savaşından itibaren) reel ücretler üzerinde etkileri” çalışmasını sundu. Yeni bir çalışmayı akademinin takdirine sunan Gürsel, 80 darbesi dönemi ve sonrasında kamu çalışanlarının reel ücretlerinin gerilediği not etti. Sunumun ardından yapılan tartışmalarda, ücretler konusunda gerçekleşen enflasyona bile güven olmadığı, hedeflenen enflasyona göre ücret belirlenebilmesi için beklentilere güven gelmesi gerektiği iktisatçılarca ifade edildi.

MERKEZ’DEKİ İSTİKRAR BAŞARIDA ETKİLİ OLUYOR

Merkez Bankası’nın eski başekonomisti, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kara, “Türkiye’de Enflasyon ve Para Politikası” başlıklı sunumunda “Bütün ülkeler bu işi çözerken biz neden çözemiyoruz?” sorusunu gündeme getirdi. Kara, Türkiye’nin enflasyon sorununu çözemeyen ender ülkelerden biri olduğunu not etti. Dünyada en yüksek enflasyon sıralamasında ilk on veya yirmide yer aldığımızı kaydeden Kara, şu mesajları verdi: 1990’lardaki yüksek enflasyonun dünya ile pek ilgisi yok. Bize özgü. Daha sonra tek haneye düşüyor ve ortak gidiyor ama 2017’lerden sonra tekrar çift haneye giden bir durum var. Ne zaman Merkez Bankası kanunu değişip “kamuyu fonlasın” dediklerinde genelde enflasyon yükselmeye başlamış. 1980’ler öncesi kalkınmacı merkez bankacılığı dönemi ki işte KİT’lerin fonlası vs. Arzı artırınca enflasyon düşer anlayışından hareketle… Merkez Bankası bütçe açığını finanse edemez, bütçeyi fonlayamaz anlayışı 2001’de kanuna giriyor ama öncesinde 94’te aslında bunu fiilen yapmaya başlıyorlar. Ne zaman ki enflasyon üç hanelere çıkıyor o zaman mücadele başlıyor. 2001’den sonra enflasyon tek haneye düşüyor ve 12-13 sene orada kalıyor. Daha sonra merkez bankası bağımsızlığının fiilen bitmesi 2018’de anayasa değişikliği ile başlıyor ve en yetkili ağızdan ifade ediliyor. 1996-2016 arasında muazzam bir istikrar var. Merkez bankası başkanlarının görev sürelerine baktığımızda enflasyonun düştüğü bu dönem başkanların istikrarlı görev yaptıkları dönemler.

REEL KURUN DENGE DEĞERİNİ BİLMEK İMKANSIZ

Hakan Kara 

Reel kurdaki değimi esas alarak süreci yorumlayan Prof. Dr. Hakan Kara, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: “Doğru düzgün para politikası yapamayan bir merkez bankası olduğunda sermaye çıkışı da oluyor. Reel kurun değerlendiği 2001 sonrası dönemde ders de alındı ve ekonomik kurumlar arasında koordinasyon kuruldu. Bunun bir bacağı reel krediler, bir bacağı dış borçlanma, bir bacağı enflasyon… Reel kurun denge değerini bilmek imkansız ama çok hızlı hareketlerin yaşandığı dönemlerde bu gidişatın sürdürülemez olduğunu görüp merkez bankası bunu yönetebilir. Döngülerin bir kısmı küresel risk iştahına bağlı. 2010-2011’den sonra Türkiye reel faiz vermedi. Bütün ülkeler sıfıra yakın ve üzerindeyken… Reel kur değerlenmişti o yüzden yüksek enflasyonu yaşıyoruz yaklaşımı eksik. 2021 sonrası başka bir hikaye var. Rasyonalite ile açıklamak mümkün değil.

FAİZ İKTİSADİ DEĞİL SİYASİ DEĞİŞKEN OLUNCA…

Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığının kritik olduğunun anlaşıldığını ifade eden Prof. Dr. Kara, sözlerini şöyle sürdürdü: Merkez bankası araç bağımsızlığını toplumun istemesi lazım. O yetmez. Diğer kurumların para yaratma yetisini de kısıtlamak lazım. Makro çerçevenin takip edilmesi lazım ve makroihtiyati politikalar. 2018 yılında Mehmet Şimşek’in gitmeden önce yaptığı işlerden biri; siyasi otoriteyi ikna edebildik, şirketlerin dövizle borçlanması ihracat gelirleri ile sınırlandı. Bundan sonra düzelme başladı. Elbette başka etkenler de oldu. Faizin iktisadi değişken yerine siyasi değişken olarak yer alması Merkez Bankası’nı yaratıcı yollara götürdü. Hem sistem krizi çıkmayacak hem de ödemeler dengesi krizi yaşanmayacak noktada son dönemde KKM ve finansal mühendislikler geldi. Daha önce faiz koridoru… Türkiye faiz konusundaki hassasiyeti ile dünyada vaka analizi oldu. Dünyada enflasyon liginde de alt kademeye düştük. Bu sürecin enflasyon dinamiklerine etkisi ne oldu? Kur ve enflasyon beklentisinin korelasyonunu, merkez bankasının faizle kırması lazım. Döviz kuru beklentileri yükseldiği zaman enflasyon da yukarı çıkıyor. 2013 Mayıs’ta Gezi Parkı ve FED taper tantrum ile sermaye çıkışları başlayınca Merkez Bankası üzerindeki baskı da arttı. Merkez bankasının tereddüt ettiğini gören piyasa da beklentilerini oluşturuyor.

ENFLASYONLA MÜCADELE NİYETİMİZ PEK YOK GİBİ!

Kur ve beklenti sarmalı zaman içinde giderek kuvvetlenirken, 2018 yılında yapılan ankette enflasyon beklentilerinde en çok kullanılan değişkenler içinde en az kullanılan kriterin hedeflenen enflasyon ve merkez bankası enflasyon raporu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kara, sunumunu şöyle sürdürdü: Merkez Bankası tahminine olan güven 2018’den sonra kırılmış. 2021’den sonra enflasyon beklentileri hızla bozuldu. Enflasyon aşağı yukarı salınırken beklentilerin artmadığı dönemden beklentilerin arttığı döneme geldik. 2017’den bu yana sürekli beklentilerden yukarda gelen enflasyon fiyatlama davranışlarını önemli ölçüde bozdu. Enflasyonla mücadelede niyet var mı? Biz enflasyonla yaşamaya alışık bir toplumuz. İkincisi yüksek enflasyonla yaşaya yaşaya varlık kompozisyonumuz değişti: konut, altın, döviz ve şimdi hisse alınıyor. TL mevduat 6 trilyon TL. Enflasyona dayanıklı enstrümanlar 60 trilyon TL. Ücret belirleme mekanizması; ücretler artsa diyorlar. Kredi politikası; şirketler bir şekilde enflasyon olsun benim faizim düşük olsun, işlerine geliyor. Yurt dışı yerleşikler çok az. Onun getirdiği disiplin de yok. Bağımsız kurumlar da zayıfladı. Dezenflasyonu destekleyecek pek fazla zemin yok. Fiyat istikrarına ulaşma motivasyonumuz çok yüksek değil. Mevcut yapı ile mücadele ancak kriz dönemlerinde olabilir. Belki yüzde 30’lara düşürürüz ama tek haneye düşürecek bir inisiyatif görünmüyor.

RİSKLER YÜKSEK OLDUĞUNDA DEZENFLASYON BÜYÜMEYİ DESTEKLİYOR

“100. Yılda Enflasyonla Mücadele Neden Bu Kadar Zordu” adlı sunumunda Merkez Bankası’nın eski başkan yardımcısı ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) uzmanı Prof. Dr. Fatih Özatay, bildiğiniz ama sıklıkla göz ardı ettiğimiz olguya dikkat çekti. Bu noktada finansal kısıtların, varlık fiyatlarındaki düşüşü ve bunun sonuçlarına değinen Özatay, özellikle Türkiye’de ara malı ithalatının enflasyonu artırıcı dışsal etkilere olan çarpanına dikkat çekti. Ara malı ithalatı etkisi olmasaydı yabancılar faiz artırdığında veya sermaye hareketleri terse döndüğünde döviz kuru artacağından üretimin artıyor gibi olacağına işaret eden Özatay, fakat ara malı ithalatının maliyeti arttığından kur etkisinin üretimi azaltacağı yönde etki edebileceği uyarısı yaptı.

Fatih Özatay

Enflasyonla mücadele ederken büyüme ne olacak diye bakıldığında 1924-2023 dönemi incelendiğinde, 1980-2023 dönemi incelendiğinde anlamlı bir bağıntı olmadığının görüldüğünü tablolarla gösteren Özatay, 2005 birinci çeyrek ve 2020 son çeyrek döneminde ise bir bağıntı olduğunu ifade etti. Özatay şunları anlattı: Enflasyonla mücadele programları aslında büyümeyi destekleyebilir. Eğer enflasyon eşik değerin üzerindeyse. Muhtemelen arada riskle alakalı bir ilişki var. Riskin yüksek olduğu dönemlerde enflasyonla mücadele programı riski düşürdüğü için büyümeyi destekleyecek ama riskin olmadığı dönemlerde istihdamı düşürüp, büyümeyi aşağı çekiyor. Türkiye açısından ise riskin önemli bir payı var. 2001 krizinden sonra en büyük karşılaşılan sorun reel faizin aşırı yüksek olmasıydı. 2001’de Keynesçi olmamak lazımdı ama 2008’de tam tersi. Çünkü iflas riskini gözden kaçırdığımız nedenler var.

DÜŞÜK ÜCRETLİ İŞÇİLER BEKLENENİ BULAMIYOR

BETAM Uzmanı Dr. Ozan Bakış da “İstanbul Rezervasyon Ücretleri ve işgücü arzı ile talebi arasında uyumsuzluk” başlıklı sunumunda şu tespitleri aktardı: Kadınların rezervasyon ücretleri erkeklere göre daha düşük. Dünyada da durum benzer. Kadınların daha düşük potansiyel rezervasyon ücreti olmasının nedeni, ücret talebinin toplulaşması ve asgari ücret tarafına yakın olmasından kaynaklı. Daha rahat, daha eve yakın, kısmi zamanlı iş tercihleri de bunu etkiliyor. Saatler açısından kadınlar 1.4 saat daha az çalışabileceğini belirtiyor; erkekler 9, saat kadınlar 7.5 saat, gün sayısı beş günle aynı. Masa başı işte çalışırım diyenlerin rezervasyon ücretleri daha yüksek. Vasıf seviyesi arttıkça alınan ücret beklenen ücretten daha yüksek oluyor.

Prof. Dr. Seyfettin Gürsel bu çalışma üzerine yaptığı yorumda şunları kaydetti: İş arayanların bekledikleri ücretler ve bir de o meslekteki ücret durumu ele alındığında; düşük ücretliler beklediklerini bulamıyorlar. Düşük ücret olunca insan yüksek beklentiye girer zaten alabileceği ücret düşük geçinemeyecek, belki pazarlık gücü için, ama beceremiyorlar. Diğer tarafta ücretler, vasıflar, beklentiler de yüksek ama beklenen sahadakinden daha düşük. “Bu kadar bölgesiz eşitsizlikte asgari ücretin tek olmaması lazım.” diyen Gürsel, “Devlet müdahale etsin istiyorlar. İstanbul özelinde bir asgari ücret koysa Anadolu’da kim o ücretle istihdam yaratacak?” sorusunu ortaya attı.

Aydınlık

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem

İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi

Yayınlanma:

|

Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.

İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.

Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.

Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.

Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95

Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.

TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.

Bunun yanında;

  • Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
  • Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
  • Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
  • Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
  • Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
  • Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.

TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.

Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında

Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.

Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.

Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.

Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.

Örneğin:

Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.

Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.

5 milyar TL günlük limit önemli

Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.

300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.

Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.

TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.

İhracatçı açısından ne değişiyor?

Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.

Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:

1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.

2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.

3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.

Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.

“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?

Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.

Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.

Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.

TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.

Bankalar açısından da önemli

Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.

Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.

Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.

Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.

Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor

Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:

Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.

Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.

Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.

Bankavitrini yorumu

Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.

Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”

Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.

Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.

Ticaret Bakanlığı · TCMB

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler

Bankaların yumuşak karnı: Nakit karşılıklı krediler gerçekten yeterince denetlendi mi? Para bankada, kredi yine bankadan… Peki paranın gerçek kaynağını kim araştırıyor?

Yayınlanma:

|

25 yıl Bankacılık deneyimi, 7 yıllık Mahkemelere Bankacı Bilirkişisi olarak yüzlerce ağırlıklı Dolandırıcılık Raporları hazırlamış biri olarak Kara Para aklama yöntemlerinden biri olan Bankalardaki “Nakit Karşılıklı Kredileri” mercek altınması gerektiğini yıllardır yazdım. Bu konuyu biraz daha derinlemesine ele alalım:

Bankacılık sisteminde en risksiz kredilerden biri gibi görünen bir kredi türü vardır: nakit karşılıklı, mevduat rehni karşılığı veya nakit teminatlı krediler.

Müşterinin bankada parası vardır. Bu para mevduat, döviz hesabı, vadeli hesap veya başka bir likit finansal varlık olarak bankaya rehnedilir. Banka da bu varlığın belli bir oranına kadar müşteriye kredi açar. Klasik kredi riski açısından bakıldığında banka için son derece güvenli bir işlemdir.

Çünkü müşteri krediyi ödemezse banka elindeki nakit teminatı kullanabilir.

Tam da burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Banka kredi riskini çok iyi kontrol ederken, teminat olarak aldığı nakdin nereden geldiğini aynı derinlikte kontrol ediyor mu?

Daha önemlisi: BDDK denetimleri, banka teftiş kurulları, iç kontrol birimleri ve MASAK uyum mekanizmaları nakit karşılıklı kredileri yalnızca “kredi riski düşük işlemler” olarak mı görüyor, yoksa fonun gerçek kaynağına kadar gidiyor mu?

Çünkü uluslararası kara para aklama literatürü bize çok önemli bir şey söylüyor: Bir kredi gerçek bir banka tarafından kullandırılmış olabilir; ama kredinin arkasındaki teminatın kaynağı suç geliri ise kredi işlemi paranın geçmişini temizleyen bir perdeye dönüşebilir.

MASAK’ın kendi yayımladığı aklama yöntemleri arasında da “oto-finans borç yöntemi – loan-back” açık biçimde bulunuyor. MASAK, offshore yapılara taşınan suç gelirinin daha sonra kredi görüntüsü altında sahibine geri döndürülmesini bilinen aklama yöntemlerinden biri olarak tanımlıyor.

OECD ve FATF kaynaklarında bunun bir başka versiyonu “back-to-back loan”, yani karşılıklı/arka arkaya kredi yapıları olarak karşımıza çıkıyor. OECD’ye göre mevcut bir banka mevduatının veya başka bir nakit varlığın teminat gösterilmesiyle üçüncü taraf finans kuruluşundan alınan kredi, teminatın suç gelirinden oluşması halinde aklama mekanizmasının parçası haline gelebiliyor.

Dolayısıyla sorun kredi değil.

Sorun, krediye kaynak teşkil eden teminatın ekonomik kökenidir.

Nakit karşılıklı kredi nasıl bir “kaynak maskeleme aracına” dönüşebilir?

Basit bir örnek düşünelim:

Bir şirketin veya kişinin banka hesabında 10 milyon dolar bulunuyor. Paranın ekonomik kaynağı konusunda soru işaretleri olduğunu varsayalım. Bu kişi 10 milyon doları doğrudan başka bir ülkeye gönderdiğinde karşı taraftaki banka şu soruyu sorabilir:

“Bu 10 milyon dolar nereden geldi?”

Ticaret mi? Mal satışı mı? Şirket sermayesi mi? Gayrimenkul satışı mı? Temettü mü? Miras mı? Borç mu? Başka bir ekonomik faaliyet mi?

Ancak aynı para bir Türk bankasında teminat haline getirilip bunun karşılığında kredi kullandırıldığında müşterinin bilançosunda ve banka hareketlerinde yeni bir katman ortaya çıkar: BANKA KREDİSİ.

Yurt dışına giden fonun işlem açıklamasında veya şirket kayıtlarında artık “kredi” bulunabilir.

Karşı ülkedeki banka açısından bakıldığında da görünürde düzenli bir finansal kaynak vardır: Türkiye’de lisanslı bir banka tarafından kullandırılmış kredi.

Fakat kritik AML sorusu hâlâ cevaplanmamıştır: Kredinin kaynağı banka olabilir; peki bankanın krediyi verirken aldığı nakit teminatın kaynağı nedir? İşte finansal suçlarla mücadelede source of funds ile source of wealth ayrımı burada önem kazanıyor. Paranın son çıktığı hesap yalnızca ilk katmandır.

Gerçek bir AML incelemesi paranın ekonomik kökenine kadar gitmek zorundadır.

MASAK’ın şüpheli işlem göstergeleri aslında tehlikeyi yıllardır tarif ediyor

MASAK’ın yayımladığı şüpheli işlem göstergelerinde bu dosya açısından son derece dikkat çekici başlıklar bulunuyor.

Örneğin; yüksek meblağlı kredi veya borcun makul açıklama olmadan kısa sürede kapatılması, kredinin nerede kullanılacağı konusunda ikna edici bilgi sunulamaması, işletmenin faaliyetiyle orantısız hesap hareketleri, olağan dışı sınır ötesi para transferleri, birbirine yakın tutarlardaki paraların kısa aralıklarla ülkeye girip çıkması, yurt dışındaki hesapların kredi ilişkilerinde teminat olarak kullanılması şüpheli işlemler arasında sayılıyor.

Bu göstergeler yan yana konulduğunda aslında şu prensip ortaya çıkıyor: Bankanın “müşterim kredi kullandı” demesi AML incelemesini bitirmemeli; tam tersine bazı durumlarda incelemenin başlangıcı olmalıdır.

ABD bankacılık sisteminin AML denetim rehberlerinde de nakit teminatlı krediler özel risk göstergeleri arasında.

FFIEC rehberinde; üçüncü kişiye ait mevduatla teminatlandırılan krediler, kaynağı bilinmeyen fonla oluşturulan mevduata karşı kredi verilmesi, ekonomik amacı olmayan ve bankaya hemen hemen hiç kredi riski yaratmadan yüksek komisyon kazandıran krediler şüpheli işlem göstergeleri arasında sıralanıyor.

Asıl denetlenmesi gereken şey kredi dosyası değil, paranın yolculuğu

Klasik banka teftiş mantığında kredi dosyasına bakılır: Müşteri kim? Limit ne? Teminat yeterli mi? Rehin düzgün kurulmuş mu? Kredi sınıflandırması doğru mu? Karşılık ayrılması gerekiyor mu?  Yetki limitlerine uyulmuş mu?

Bunlar elbette önemlidir.

Fakat nakit karşılıklı kredilerde denetimin bundan çok daha ileri gitmesi gerekir. Çünkü kredi riski neredeyse sıfırken AML riski yüksek olabilir.

Denetçinin sorması gereken asıl sorular şunlardır: Teminat olan para bankaya nereden geldi?

Kaç gün önce geldi? Yurt dışından mı geldi? Başka bankadan mı aktarıldı? Başka bir krediden mi oluştu? Şirketin ticari faaliyetleri bu büyüklükte para yaratabilecek durumda mı? Para geldikten ne kadar sonra rehnedildi? Rehin karşılığında kredi hangi hesaba geçti? Kredi aynı gün başka bankaya aktarıldı mı? Orada tekrar mevduat veya teminat oldu mu? Kredi başka bir finansal ürüne yatırıldı mı? Aynı nihai faydalanıcı farklı şirketlerle zinciri tekrarladı mı?

İşte gerçek denetim burada başlıyor.

Son söz

Nakit karşılıklı kredi bankanın bilançosu açısından belki de en güvenli kredi türlerinden biridir.

Fakat kara para aklama ve finansal kaldıraç açısından en fazla dikkat edilmesi gereken kredi türlerinden biri de olabilir.

Çünkü bankanın açısından güvenli olan şu formül: “Param teminatta, dolayısıyla kredim güvende” kamu otoritesi açısından yeterli değildir.

Kamu otoritesinin sorması gereken soru şudur: “Teminattaki o para nereden geldi?”

Erol TAŞDELEN – Ekonomist   www.bankavitrini.com

 

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

DenizBank’tan karbon yoğun sektörlere dönüşüm finansmanı

DenizBank, sürdürülebilir finansman kapsamını genişletmek ve emisyon yoğun sektörlerin dönüşümünü desteklemek üzere, ana hissedarı Emirates NBD ile birlikte Geçiş Finansmanı Çerçevesi’ni yayımladı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

 Türkiye’de ilk kez ayrı bir kılavuz doküman olarak yayımlanan Geçiş Finansmanı Çerçevesi; yüksek emisyonlu sektörlerin karbonsuzlaşmasına katkı sağlayan faaliyetlerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve sınıflandırılması için sistematik bir metodoloji ortaya koyuyor.

DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Düşük karbonlu ekonomiye geçiş, bugün yalnızca iklim hedefi değil; ülkelerin büyüme modelleri ve rekabet gücü üzerinde belirleyici bir unsur. Ülkemizde de özellikle AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülüklerinin başlamasıyla, ihracatçı sektörlerimiz açısından dönüşüm ihtiyacı daha kritik hale geldi. Bu noktadaki rolümüz ve amacımız, uzun soluklu bir finansman ortağı olarak dönüşüm sürecindeki şirketlerin yanında yer almak. Ana hissedarımız ile birlikte hayata geçirdiğimiz Geçiş Finansmanı Çerçevemizle, özellikle yeşil dönüşümü zor sektörlerdeki şirketlerin kendi somut dönüşüm hedeflerini finanse etmesine imkan tanıyan bir yaklaşım sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de düşük karbonlu ekonomiye adil ve kapsayıcı geçiş için reel sektörün uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi sürdüreceğiz.”

Geçiş Finansmanı Çerçevesi Hakkında

Geçiş Finansmanı Çerçevesi, üretim, demir-çelik, çimento, madencilik, gayrimenkul, ulaştırma ve tarım başta olmak üzere karbon yoğun ve emisyon azaltımı zor sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu geçiş yolları doğrultusunda karbonsuzlaşmasını desteklemeyi amaçlıyor.

ICMA İklim Geçiş Finansmanı El Kitabı ve İklim Geçiş Tahvili Kılavuzu ile Kredi Piyasası Birliği (LMA), Asya Pasifik Kredi Piyasası Birliği (APLMA) ve Kredi Sendikasyonları ve Alım Satım Birliği (LSTA) tarafından yayımlanan uluslararası rehberler dikkate alınarak hazırlanan Çerçeve’nin uluslararası standartlarla uyumu, bağımsız dış değerlendirici DNV tarafından sağlanan İkinci Taraf Görüşü ile destekleniyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.