BANKA HABERLERİ
Önümüzdeki dönemde sektöre yeni dijital bankalar katılacak
Vakıf Katılım Genel Müdürü Mehmet Ali Akben, banka olarak 2023 yılını, hedeflerinin ötesinde bir performansla tamamlayacaklarını öngördüklerini bildirdi.
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Akben, “Bankacılık Söyleşileri” kapsamında AA’ya yaptığı açıklamada, ülke ekonomilerinin, küresel makroekonomik görünümün jeopolitik gerilimler ve enflasyonist baskı unsurları neticesinde kırılgan olduğu 2023 yılında, iktisadi faaliyetteki ivmenin sürmesi ve enflasyonist patikadan çıkış misyonu arasındaki makul dengeyi gözetmeye çalıştığını ifade etti.
Söz konusu dengenin tesisi için uygun seviyede ve tedrici ölçüde aksiyonların hayata geçirilmesinin elzem bir husus olarak ön plana çıktığını vurgulayan Akben, “Bu süreçte enflasyonun kısmi olarak dışsal faktörlere bağlı gelişmeler neticesinde tahmin edilebilirliğinin zayıf olması, belirgin miktarsal sıkılaşma ve mali tarafta daraltıcı önlemlerin eş zamanlı uygulanmasına neden oldu.” dedi.
Kademeli olarak gerçekleşen parasal sıkılaşma süreci ve bunun sonucu olarak artan fonlama maliyetlerinin, resesyon beklentilerinin oluşmasına zemin hazırladığını belirten Akben, küresel büyüme tahminlerinin aşağı yönlü revize edilmesiyle sonuçlanan bu dönemde, takip edilen öncü göstergelerin muhtelif periyotlarda karışık sinyaller sunduğunu, gelinen noktada, atılan sıkılaşma adımlarının küresel enflasyon artışını dizginlediğinin görüldüğünü söyledi.
Bununla birlikte güncel küresel büyüme rakamları ve ekonomik aktiviteye ilişkin öncü göstergelerin ekonomilerde beklenenden daha olumlu bir büyüme kaydedileceğine yönelik tahminleri artırdığının izlendiğini aktaran Akben, bu kapsamda, küresel ekonomide resesyon beklentilerinin, yerini nispi olarak daha iyimser bir tabloya bıraktığına şahit olduklarını, bu durumun, “yumuşak iniş” olarak ifade edilen senaryonun daha muhtemel olduğunu gösterdiğini, geçen günlerde ABD Merkez Bankası (Fed) ve Avrupa Merkez Bankasının politika faizini sabit bırakmasının, söz konusu beklentileri teyit eder nitelikte olduğunu dile getirdi.
Öte yandan, bölgesel gerilimlerin olası yayılım riski, küresel ve yerel enflasyon göstergelerinin gelişimi, merkez bankalarının alacağı aksiyonların gidişatı ve yine küresel çapta kırılganlık gösteren enerji ve gıda fiyatlarının, olası resesyon riski çerçevesinde yakinen takip edilecek parametreler arasında yer alacağını vurgulayan Akben, “Bu minvalde, uluslararası diplomasinin makroekonomik görünümü evireceği iklim, beklentileri yeniden şekillendirme potansiyeli taşımaktadır.” dedi.
“2024 ve takip eden orta vadeli dönemde söz konusu pozitif gelişmelerin devamlılığını öngörüyoruz”
Mehmet Ali Akben, bu yıl şubat ayında, herkesi derinden yaralayan, elem dolu bir deprem hadisesi yaşandığını hatırlatarak, deprem felaketine karşın devletin, Türkiye’deki tüm kurumların ve milletin göstermiş olduğu yüksek gayret ve koordinasyon ile zorlu bir sürecin yaralarını hep beraber sarmaya çalıştıklarını, sosyolojik etkisinin uzun yıllar hissedileceği bu felaketin, ekonomik yansımalarıyla kaçınılmaz olarak karşılaştıklarını söyledi.
Türkiye ekonomisinin, deprem felaketine ve küresel boyutta risk unsuru taşıyan dışsal faktörlere rağmen dayanıklılığını ispat ettiğini ve son 13 yıl boyunca kesintisiz büyümeyi başardığını belirten Akben, açıklanan üçüncü çeyrek GSYH rakamlarına göre Türkiye ekonomisinin bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,9 artış ile beklentilerin üzerinde büyüdüğünü kaydetti.
Türkiye ekonomisinin; finansal istikrar ve mali disiplinden ödün vermeksizin ekonomik döngüde öncelik niteliği taşıyan üretim, ihracat, yatırım ve istihdam ivmesini sürdürmeyi amaçlayan politikalar doğrultusunda hareket ettiğini vurgulayan Akben, ekonomik büyümenin devamlılığının yanı sıra bu dönemde finansal ve mali istikrarı sağlamak adına atılan adımların hız kazandığını bildirdi.
Akben, şu değerlendirmede bulundu:
“Diğer yandan, enflasyonla mücadelenin gerekliliği olarak uygulanan ve cari açığı azaltıcı çerçevede oluşturulan politikaların elbette reel ekonomiye yansımaları hissedilecektir. Enflasyon ile topyekun mücadelenin ve sıkılaşmanın, ekonomik devinimde birtakım ters yönlü etkileri olacaktır. Nitekim bu dönemde finansmana erişimin hem regülasyonlar itibarıyla hem de yükselen maliyetler neticesinde düşük seyrettiğini tecrübe ediyoruz. Ancak orta vadeli görünümde tabana yaygın bir ekonomik kalkınma modeli için söz konusu aksiyonlar elzem niteliktedir. Atılan adımlar, üretim, istihdam ve ihracata olan etkisi dolayısıyla makul süre ve ölçülülükte gerçekleştirildi. Makroekonomik göstergelerin, Orta Vadeli Program’ın işaret ettiği ekonomik hedefler ile uyumlu ilerlediği gözlemleniyor. Nitekim Orta Vadeli Plan’ın açıklanmasının hemen akabinde Plan ile uyumlu aksiyonlar yürürlüğe konuldu ve makroekonomik göstergeler olumlu sinyaller vermeye başladı. Bu gelişmelerin neticesinde Türkiye’nin CDS ve yurt içi dolarizasyon oranında ciddi bir düşüş gözlemlendi ve buna paralel olarak TCMB’nin brüt rezervleri de 140 milyar doları aştı. Uluslararası derecelendirme kuruluşlarının ülkemiz nezdindeki değerlendirmelerini pozitif bir zemine taşıması, kaydedilen olumlu gelişmeleri teyit eder niteliktedir. Önümüzdeki yıl ve takip eden orta vadeli dönemde söz konusu pozitif gelişmelerin devamlılığını öngörüyoruz.”
“Türk bankacılık sektörü, selektif kredi anlayışını benimsedi”
Vakıf Katılım Genel Müdürü Akben, makroekonomik istikrarın tesisine ilişkin kararların ve yapısal çözüm niteliğindeki stratejilere uyumu elverişli kılan düzenlemelerin isabetli sonuçlar ürettiğinin aşikar olduğunu belirterek, dezenflasyon sürecine ilişkin kapsamlı aksiyon planlarının hayata geçirilmesi, enflasyon beklentilerinin çıpalanması, ekonomik büyümenin tabana yaygın gerçekleştirilmesi ve selektif kredi uygulamalarının kullanılması suretiyle katma değerli üretimin önceliklendirilmesinin bankacılık sektöründe son derece pozitif bir yansıma bulduğunu ifade etti.
Akben, “Önümüzdeki dönemde devam edeceğini öngördüğümüz kaliteli büyümenin temellerini güncel dönemde atmış bulunuyoruz. Ekonomi yönetiminin önümüzdeki dönemde atacağı adımların da sadeleşme ekseninde gerçekleşeceği, TL tasarrufları özendirici ve büyüme istikrarını muhafaza edici nitelikte olacağını öngörüyoruz.” dedi.
Reel ekonominin kalkınmasında ve gelişmesinde önemli bir rol üstlenen Türk bankacılık sektörünün, bu dönemde liralaşma stratejisine odaklandığını ve alınan makroihtiyati tedbirler etrafında istikrarlı büyümesini sürdürdüğünü kaydeden Akben, şöyle devam etti:
“Bu doğrultuda Türk bankacılık sektörü; cari açığı azaltıcı, üretime dayalı ve inovasyon odaklı ekonomik büyümenin tesisine katkı sunmak amacıyla selektif kredi anlayışını benimsedi. Bunun yanı sıra finansal istikrarın temini ve dezenflasyon sürecinin gerçekleştirilmesine yönelik yapılan düzenlemeler, bankacılık sektörü için mücbir aksiyonların hayata geçirilmesini zorunlu kıldı. Yoğun regülasyonların yürürlükte olduğu bu dönemler, elbette bankacılık sektörü için zorluklar barındırdı. Ancak ekonomi yönetiminin aldığı kararların ivedilikle hayata geçirilmesi noktasında Türk bankacılık sektörünün fevkalade bir tecrübe örneği sergilediğini belirtmek gerekir. Türk bankacılık sektörü güçlü sermaye yapısı, etkin risk yönetimi ve kapsamlı denetim mekanizmasıyla güven tesisinde bulunuyor. Ekonomik aktivitedeki ivmenin hız kaybetmediği bu dönemde, bankacılık sektörünün tedbirlere tam uyum göstermesinin de verdiği katkıyla dezenflasyon süreci için zemin hazırlandı.”
“Dijital bankacılık faaliyetlerine yönelik ilginin arttığına tanık olduk”
Mehmet Ali Akben, Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren bankaların, uzun yıllardır süregelen yatırımlar neticesinde aynı zamanda teknoloji firması klasifikasyonlarını taşıyan ve inovasyon odaklı kurumlar haline geldiğini belirterek, yüksek dijitalleşme ve yeni teknolojilere entegrasyon noktasında yüksek iştah gösterildiğini söyledi.
Akben, 2024’ün; sektör genelinde, teknoloji yatırımlarının hız kesmeden devam edeceği, büyüme perspektifinin dijital kanallar vasıtasıyla kurgulanacağı bir dönem olacağını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Altyapı yatırımlarının süreceği ve inovatif ürünlerin ortaya çıkacağı bu dönemde, elbette rekabet ön planda olacaktır. Toplanan fon tarafında klasik bankacılık anlayışından ziyade bütün müşteri kitlesi nezdinde tekil olarak yüksek kişiselleştirilmiş deneyim sunmak ve nakit akış döngüsünün merkezinde yer almak sektör genelinde öncelik olacaktır. Toplanan fon büyümesinin, kullandırılan fonlardaki gidişatla da ilintili olarak yüzde 40 bandını aşacağını öngörüyoruz.
Nakdi finansman portföyünde ise içinde bulunduğumuz sıkılaşma döneminin etkisiyle talebin önceki dönemlere kıyasla hafif düşüş gösterdiği görülüyor. Önümüzdeki dönemde enflasyon göstergelerinin belirgin düzeyde iyileşme göstermesiyle finansman büyümesi ivme kazanacaktır. Dezenflasyon sürecinin tamamlanacağı takvime bağlı olarak finansman büyümesi değişiklik gösterecektir. Güncel koşullar altında, önümüzdeki yılda finansman büyümesinin yüzde 40’a ulaşacağını değerlendiriyoruz. Şubeleşmenin özel mevduat bankaları nezdinde olgunluğa eriştiğini ve yoğun bir şubeleşmeyle karşılaşmayacağımızı, diğer yandan sektöre yeni giren ve nispeten daha genç oyuncuların şubeleşme trendine devam edeceğini öngörüyoruz. Ayrıca, yasal zeminin oluşmasıyla dijital bankacılık faaliyetlerine yönelik ilginin arttığına tanık olduk. Önümüzdeki dönemde de sektöre yeni dijital bankaların katılacağını ve rekabet koşullarının dijitalleşme merkezli şekilleneceğini değerlendiriyoruz.”
“Bir yıllık süre zarfında KKM’den çıkışın büyük ölçüde tamamlanacağını değerlendirebiliriz”
Vakıf Katılım Genel Müdürü Akben, KKM’nin, dolarizasyon eğiliminin yoğunlaştığı geçmiş dönemde geçici ve süreli bir zaman dilimi için ortaya konulmuş bir ürün olduğunu vurgulayarak, gelinen noktada, bu ürünün görevini ifa ettiği ve doğrudan TL cinsi toplanan fonlara yönelik ilginin arttığının görüldüğünü ifade etti.
Akben, “KKM’den çıkış sürecinin uzunluğunun ise tek bir etmenden bağımsız olarak genel eğilime bağlı yönetileceği kanaatindeyim. Bu noktada, TL toplanan fonları özendirici olarak atılan adımların ve bankacılık nezdindeki regülasyonların sonuç verme hızı yakinen takip edilecektir.” dedi.
Ağustos 2023’te KKM hacminin 3,4 trilyon lira ile zirve seviyesine ulaştığını, takip eden dönemde artan TL toplanan fon ilgisiyle tedrici düşüş gösterdiğini kaydeden Akben, “Bunu takip eden 3-4 aylık sürecin akabinde gelinen noktada 24 Kasım haftasına ilişkin veriler ışığında KKM hacminin, zirve seviyesinden yüzde 20’ye yakın düşüş kaydederek 2,7 trilyon lira olarak gerçekleştiğini görüyoruz. Aynı dönemde KKM hariç TL fonlar ise yüzde 40 seviyesine yakın artış gösterdi. Bu durum, artan TL toplanan fon ilgisini teyit eder niteliktedir. KKM’den çıkış zamana yaygın ölçüde olacaktır, süre tarafında ise diğer değişkenler de etkili olacağı için doğrudan bir tahminde bulunmak güçtür. Ancak bununla birlikte güncel eğilime bakıldığında takip eden bir yıllık süre zarfında KKM’den çıkışın büyük ölçüde tamamlanacağını değerlendirebiliriz.” şeklinde konuştu.
Sektörde katılma hesap getirilerindeki artışın doğrudan TL toplanan fon payına yansıdığını gördüklerini ifade eden Akben, TL toplanan fon büyümesinin sektör genelinde güçlü bir ivme kaydettiğini, geçen yıl bankacılık sektöründe yüzde 53 düzeyinde seyreden TL fon payının, gelinen noktada yüzde 60 düzeyine yaklaştığını söyledi.
“Finansman hacminde büyümelerin devam ettiği ancak büyüme hızının yavaşladığı bir dönem geçiriyoruz”
Vakıf Katılım olarak 2023 yılında liralaşma hedeflerine tam uyum gösteren bankalardan biri olduklarını aktaran Akben, şunları kaydetti:
“Genişleyen şube ağımız, müşteri memnuniyetini önceliklendiren hizmet anlayışımız ve teknolojik altyapı yatırımlarına verdiğimiz önemin neticelerini aldığımıza şahit oluyoruz. Toplanan fonlar içindeki TL payımız, sektördeki gelişime paralel olarak yüzde 60 düzeyine yaklaştı. TL cinsi toplanan fon hacmimizi yılbaşına göre yüzde 54 düzeyinde artırdık.
Katılım bankalarında, çalışma mekanizmaları gereği, finansman maliyetlerinin arttığı dönemlerde bunun katılma hesap getirilerine yansıması gecikmeli oluyor. Benzer kaideyle, finansman maliyetlerinin düşüş eğiliminde olduğu dönemlerde ise tersi durum görülüyor. Bu dönemde finansman maliyetlerindeki artışın etkisi katılım bankaları genelinde katılma hesap kar payı oranlarına gecikmeli yansımış olsa da Vakıf Katılım, müşteri kazanımını sürdürdü. 3. çeyrek itibarıyla aylık ortalama müşteri kazanımı, yılın ilk yarısındaki ortalama kazanımların yüzde 30 üzerine çıktı. Nitekim Vakıf Katılım olarak, tabana yaygın bir bilanço inşa etmeyi temel öncelik olarak görüyoruz.”
Enflasyonla mücadele kapsamında, selektif sektörler haricinde TL cinsi ticari finansman büyümesine getirilen sınırlama ve artan kar payı oranları sonucu kullandırılan fon ivmesinin geçen 1-2 aylık periyotta belirgin şekilde yavaşladığını ifade eden Akben, “Son haftalarda ise kullandırımlarda hafif toparlanma eğiliminin olduğu görüyoruz. Ancak yıl geneliyle mukayese edildiğinde, finansman hacminde büyümelerin devam ettiği ancak büyüme hızının yavaşladığı bir dönem geçiriyoruz.” dedi.
Parasal sıkılaşmanın etkilerinin kullandırılan fon getirilerine doğrudan yansıdığını, bu durumun talep koşullarının doğal seyrinde bir düşüş getirdiğini belirten Akben, ihracat, yatırım ve tarım kategorilerine yönelik ticari kredilerde regülasyonların sınırlı olmasının bütüncül olarak selektif kredi anlayışının uygulanabilirliğini ortaya koyduğunu, sektör genelinde, kullandırılan fonlar tarafında bu alanlara yönelik iştahın önümüzdeki dönemde artacağını öngördüklerini söyledi.
“Coğrafi kapsama alanımızı artırarak hizmet ağımızı genişletmeyi hedefliyoruz”
Mehmet Ali Akben, bankacılık sektörünün, süregelen altyapı ve yoğun dijital dönüşüm yatırımları ile teknoloji firmalarına özgü yetkinlikler kazandığını, veriyi merkeze alan iş yapış kültürünü operasyonel süreçlerinde yaygınlaştırdığını vurgulayarak, rekabetin arttığı bu konjonktürde, robotik süreçler ve API’lar aracılığıyla entegrasyonların artmasıyla operasyonel giderlerin optimize edilmesi, veri akışının anlamlandırılarak kişiselleştirilmiş müşteri deneyimi sunulması ve finansal girişimlere tek uygulama üzerinden entegrasyonun artırılması hususlarının büyük ilgi odağı haline geldiğini anlattı.
Bankacılık sektörü dışındaki finansal aktörlerin, geliştirdikleri ürün ve hizmetlerle bankaların rekabet alanına girmesi ve yenilikçi teknolojilerin geometrik bir artış ivmesi kaydetmesinin, bankaların bu alanda reaktif anlayıştan ziyade proaktif bir yaklaşım benimsemesiyle sonuçlandığını, bu yaklaşımın sonucu olarak geleneksel bankacılık anlayışının açık bankacılık temelli bir dönüşüm gerçekleştirdiğini aktaran Akben, gelinen noktada, bankalar ve banka dışı aktörler arasında örnekleri her geçen gün çeşitlenerek artan entegrasyonların geliştirilerek hem rekabete hem de işbirliğine işaret eden “rekaberlik” kavramının ortaya çıktığını kaydetti.
Akben, gelecek dönemde de sektörün finansal teknolojilere adaptasyonunun devam edeceğini, sunulan ürün ve hizmetler ile müşteri deneyiminin artmasına odaklanılacağını ve bankaların gelir üretiminin bu kanallar aracılığıyla çeşitleneceğini öngördüklerini ifade etti.
Katılım finans ilkelerinden taviz vermeden sektörün referans kurumu olma vizyonuyla faaliyetlerini sürdüren Vakıf Katılım olarak, faaliyete geçtikleri dönemden bu yana her yıl istikrarlı olarak pazar paylarını artırdıklarını belirten Akben, şöyle devam etti:
“2023 yılını da aynı ivmeyle sürdürdüğümüzü söylememiz mümkün. Eylül dönemi finansal sonuçlarımıza göre toplam aktif büyüklüğümüzü, yılbaşına göre yüzde 43 artırarak 269 milyar liraya ulaştırdık. Büyüme performansımızı verimlilik esasında gerçekleştirmeyi önceliklendirdik. Mevcut bütün kaynaklarımızı reel sektörün gelişimi ve büyümesi doğrultusunda yönlendirmek ve reel sektörün ihtiyaçlarına ivedilikle cevap üretmek misyonuyla hareket ederek sunduğumuz nakdi ve gayrinakdi desteği yılbaşına oranla yüzde 40 artırarak 222 milyar liraya ulaştırdık. Toplanan fon hacmimizi ise aynı dönemde yüzde 47 artırarak 203 milyar liraya taşıdık. Toplam öz kaynak büyüklüğümüz yılbaşına göre yüzde 50 artarak 28 milyar lirayı aştı.
Finansal kalemlerde artan penetrasyonumuzun yanı sıra şubeleşmeye ve istihdam kazanımlarına devam ettik. 2023 yılının ilk 9 ayında 19 yeni şube açarak toplam şube sayımızı 184’e çıkardık. Yılı 191 şube ile kapatmayı hedefliyoruz. Organizasyonel olgunluğumuzu artırmayı ve katılım finans ekosistemine yeni istihdamlar kazandırmayı önceliklendirdik. Yılın ilk 9 ayı itibarıyla personel sayımızı 355 kişi artırdık ve toplamda 2 bin 739 personel sayısına ulaştık. Geldiğimiz noktada, 2023 yılını hedeflediğimizin ötesinde bir performansla tamamlayacağımızı öngörüyoruz. Vakıf Katılım olarak ilerleyen dönemlerde coğrafi kapsama alanımızı artırarak hizmet ağımızı genişletmeyi hedefliyoruz. Müşteri memnuniyetini merkeze alacak dijital dönüşüm projelerine ağırlık vermeye devam edeceğiz. Ürün ve hizmet yelpazemizi genişleterek daha fazla müşterinin hizmetine sunacağız.”
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem
İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi
Yayınlanma:
1 gün önce|
05/09/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.
İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.
Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.
Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.
Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95
Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.
TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.
Bunun yanında;
- Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
- Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
- Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
- Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
- Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
- Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.
TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.
Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında
Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.
Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.
Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.
Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.
Örneğin:
Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.
Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.
5 milyar TL günlük limit önemli
Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.
300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.
Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.
TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.
İhracatçı açısından ne değişiyor?
Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.
Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:
1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.
2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.
3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.
Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.
“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?
Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.
Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.
Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.
TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.
Bankalar açısından da önemli
Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.
Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.
Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.
Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.
Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor
Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:
Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.
Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.
Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.
Bankavitrini yorumu
Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.
Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”
Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.
Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.
BANKA HABERLERİ
Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler
Bankaların yumuşak karnı: Nakit karşılıklı krediler gerçekten yeterince denetlendi mi? Para bankada, kredi yine bankadan… Peki paranın gerçek kaynağını kim araştırıyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
30/08/2026Yazan:
Erol Taşdelen
25 yıl Bankacılık deneyimi, 7 yıllık Mahkemelere Bankacı Bilirkişisi olarak yüzlerce ağırlıklı Dolandırıcılık Raporları hazırlamış biri olarak Kara Para aklama yöntemlerinden biri olan Bankalardaki “Nakit Karşılıklı Kredileri” mercek altınması gerektiğini yıllardır yazdım. Bu konuyu biraz daha derinlemesine ele alalım:
Bankacılık sisteminde en risksiz kredilerden biri gibi görünen bir kredi türü vardır: nakit karşılıklı, mevduat rehni karşılığı veya nakit teminatlı krediler.
Müşterinin bankada parası vardır. Bu para mevduat, döviz hesabı, vadeli hesap veya başka bir likit finansal varlık olarak bankaya rehnedilir. Banka da bu varlığın belli bir oranına kadar müşteriye kredi açar. Klasik kredi riski açısından bakıldığında banka için son derece güvenli bir işlemdir.
Çünkü müşteri krediyi ödemezse banka elindeki nakit teminatı kullanabilir.
Tam da burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Banka kredi riskini çok iyi kontrol ederken, teminat olarak aldığı nakdin nereden geldiğini aynı derinlikte kontrol ediyor mu?
Daha önemlisi: BDDK denetimleri, banka teftiş kurulları, iç kontrol birimleri ve MASAK uyum mekanizmaları nakit karşılıklı kredileri yalnızca “kredi riski düşük işlemler” olarak mı görüyor, yoksa fonun gerçek kaynağına kadar gidiyor mu?
Çünkü uluslararası kara para aklama literatürü bize çok önemli bir şey söylüyor: Bir kredi gerçek bir banka tarafından kullandırılmış olabilir; ama kredinin arkasındaki teminatın kaynağı suç geliri ise kredi işlemi paranın geçmişini temizleyen bir perdeye dönüşebilir.
MASAK’ın kendi yayımladığı aklama yöntemleri arasında da “oto-finans borç yöntemi – loan-back” açık biçimde bulunuyor. MASAK, offshore yapılara taşınan suç gelirinin daha sonra kredi görüntüsü altında sahibine geri döndürülmesini bilinen aklama yöntemlerinden biri olarak tanımlıyor.
OECD ve FATF kaynaklarında bunun bir başka versiyonu “back-to-back loan”, yani karşılıklı/arka arkaya kredi yapıları olarak karşımıza çıkıyor. OECD’ye göre mevcut bir banka mevduatının veya başka bir nakit varlığın teminat gösterilmesiyle üçüncü taraf finans kuruluşundan alınan kredi, teminatın suç gelirinden oluşması halinde aklama mekanizmasının parçası haline gelebiliyor.
Dolayısıyla sorun kredi değil.
Sorun, krediye kaynak teşkil eden teminatın ekonomik kökenidir.
Nakit karşılıklı kredi nasıl bir “kaynak maskeleme aracına” dönüşebilir?
Basit bir örnek düşünelim:
Bir şirketin veya kişinin banka hesabında 10 milyon dolar bulunuyor. Paranın ekonomik kaynağı konusunda soru işaretleri olduğunu varsayalım. Bu kişi 10 milyon doları doğrudan başka bir ülkeye gönderdiğinde karşı taraftaki banka şu soruyu sorabilir:
“Bu 10 milyon dolar nereden geldi?”
Ticaret mi? Mal satışı mı? Şirket sermayesi mi? Gayrimenkul satışı mı? Temettü mü? Miras mı? Borç mu? Başka bir ekonomik faaliyet mi?
Ancak aynı para bir Türk bankasında teminat haline getirilip bunun karşılığında kredi kullandırıldığında müşterinin bilançosunda ve banka hareketlerinde yeni bir katman ortaya çıkar: BANKA KREDİSİ.
Yurt dışına giden fonun işlem açıklamasında veya şirket kayıtlarında artık “kredi” bulunabilir.
Karşı ülkedeki banka açısından bakıldığında da görünürde düzenli bir finansal kaynak vardır: Türkiye’de lisanslı bir banka tarafından kullandırılmış kredi.
Fakat kritik AML sorusu hâlâ cevaplanmamıştır: Kredinin kaynağı banka olabilir; peki bankanın krediyi verirken aldığı nakit teminatın kaynağı nedir? İşte finansal suçlarla mücadelede source of funds ile source of wealth ayrımı burada önem kazanıyor. Paranın son çıktığı hesap yalnızca ilk katmandır.
Gerçek bir AML incelemesi paranın ekonomik kökenine kadar gitmek zorundadır.
MASAK’ın şüpheli işlem göstergeleri aslında tehlikeyi yıllardır tarif ediyor
MASAK’ın yayımladığı şüpheli işlem göstergelerinde bu dosya açısından son derece dikkat çekici başlıklar bulunuyor.
Örneğin; yüksek meblağlı kredi veya borcun makul açıklama olmadan kısa sürede kapatılması, kredinin nerede kullanılacağı konusunda ikna edici bilgi sunulamaması, işletmenin faaliyetiyle orantısız hesap hareketleri, olağan dışı sınır ötesi para transferleri, birbirine yakın tutarlardaki paraların kısa aralıklarla ülkeye girip çıkması, yurt dışındaki hesapların kredi ilişkilerinde teminat olarak kullanılması şüpheli işlemler arasında sayılıyor.
Bu göstergeler yan yana konulduğunda aslında şu prensip ortaya çıkıyor: Bankanın “müşterim kredi kullandı” demesi AML incelemesini bitirmemeli; tam tersine bazı durumlarda incelemenin başlangıcı olmalıdır.
ABD bankacılık sisteminin AML denetim rehberlerinde de nakit teminatlı krediler özel risk göstergeleri arasında.
FFIEC rehberinde; üçüncü kişiye ait mevduatla teminatlandırılan krediler, kaynağı bilinmeyen fonla oluşturulan mevduata karşı kredi verilmesi, ekonomik amacı olmayan ve bankaya hemen hemen hiç kredi riski yaratmadan yüksek komisyon kazandıran krediler şüpheli işlem göstergeleri arasında sıralanıyor.
Asıl denetlenmesi gereken şey kredi dosyası değil, paranın yolculuğu
Klasik banka teftiş mantığında kredi dosyasına bakılır: Müşteri kim? Limit ne? Teminat yeterli mi? Rehin düzgün kurulmuş mu? Kredi sınıflandırması doğru mu? Karşılık ayrılması gerekiyor mu? Yetki limitlerine uyulmuş mu?
Bunlar elbette önemlidir.
Fakat nakit karşılıklı kredilerde denetimin bundan çok daha ileri gitmesi gerekir. Çünkü kredi riski neredeyse sıfırken AML riski yüksek olabilir.
Denetçinin sorması gereken asıl sorular şunlardır: Teminat olan para bankaya nereden geldi?
Kaç gün önce geldi? Yurt dışından mı geldi? Başka bankadan mı aktarıldı? Başka bir krediden mi oluştu? Şirketin ticari faaliyetleri bu büyüklükte para yaratabilecek durumda mı? Para geldikten ne kadar sonra rehnedildi? Rehin karşılığında kredi hangi hesaba geçti? Kredi aynı gün başka bankaya aktarıldı mı? Orada tekrar mevduat veya teminat oldu mu? Kredi başka bir finansal ürüne yatırıldı mı? Aynı nihai faydalanıcı farklı şirketlerle zinciri tekrarladı mı?
İşte gerçek denetim burada başlıyor.
Son söz
Nakit karşılıklı kredi bankanın bilançosu açısından belki de en güvenli kredi türlerinden biridir.
Fakat kara para aklama ve finansal kaldıraç açısından en fazla dikkat edilmesi gereken kredi türlerinden biri de olabilir.
Çünkü bankanın açısından güvenli olan şu formül: “Param teminatta, dolayısıyla kredim güvende” kamu otoritesi açısından yeterli değildir.
Kamu otoritesinin sorması gereken soru şudur: “Teminattaki o para nereden geldi?”
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
BANKA HABERLERİ
DenizBank’tan karbon yoğun sektörlere dönüşüm finansmanı
DenizBank, sürdürülebilir finansman kapsamını genişletmek ve emisyon yoğun sektörlerin dönüşümünü desteklemek üzere, ana hissedarı Emirates NBD ile birlikte Geçiş Finansmanı Çerçevesi’ni yayımladı.
Yayınlanma:
3 hafta önce|
19/08/2026Yazan:
BankaVitriniTürkiye’de ilk kez ayrı bir kılavuz doküman olarak yayımlanan Geçiş Finansmanı Çerçevesi; yüksek emisyonlu sektörlerin karbonsuzlaşmasına katkı sağlayan faaliyetlerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve sınıflandırılması için sistematik bir metodoloji ortaya koyuyor.
DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Düşük karbonlu ekonomiye geçiş, bugün yalnızca iklim hedefi değil; ülkelerin büyüme modelleri ve rekabet gücü üzerinde belirleyici bir unsur. Ülkemizde de özellikle AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülüklerinin başlamasıyla, ihracatçı sektörlerimiz açısından dönüşüm ihtiyacı daha kritik hale geldi. Bu noktadaki rolümüz ve amacımız, uzun soluklu bir finansman ortağı olarak dönüşüm sürecindeki şirketlerin yanında yer almak. Ana hissedarımız ile birlikte hayata geçirdiğimiz Geçiş Finansmanı Çerçevemizle, özellikle yeşil dönüşümü zor sektörlerdeki şirketlerin kendi somut dönüşüm hedeflerini finanse etmesine imkan tanıyan bir yaklaşım sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de düşük karbonlu ekonomiye adil ve kapsayıcı geçiş için reel sektörün uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi sürdüreceğiz.”
Geçiş Finansmanı Çerçevesi Hakkında
Geçiş Finansmanı Çerçevesi, üretim, demir-çelik, çimento, madencilik, gayrimenkul, ulaştırma ve tarım başta olmak üzere karbon yoğun ve emisyon azaltımı zor sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu geçiş yolları doğrultusunda karbonsuzlaşmasını desteklemeyi amaçlıyor.
ICMA İklim Geçiş Finansmanı El Kitabı ve İklim Geçiş Tahvili Kılavuzu ile Kredi Piyasası Birliği (LMA), Asya Pasifik Kredi Piyasası Birliği (APLMA) ve Kredi Sendikasyonları ve Alım Satım Birliği (LSTA) tarafından yayımlanan uluslararası rehberler dikkate alınarak hazırlanan Çerçeve’nin uluslararası standartlarla uyumu, bağımsız dış değerlendirici DNV tarafından sağlanan İkinci Taraf Görüşü ile destekleniyor.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.053)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.625)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (597)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.981)
- GÜNCEL (4.584)
- GÜNDEM (3.567)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.737)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.486)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (831)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (61)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (94)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- OpenAI'da yaprak dökümü sürüyor: Bir yönetici daha ayrıldı 25/08/2026
- İran'dan kritik iki temas 25/08/2026
- Halkbank'a 1,1 milyar dolarlık ilave kaynak 25/08/2026
- IMF Başkanı Georgieva: Küresel ekonomi enerji şokuna direniyor 25/08/2026
- İran'dan ekonomik savaş çıkışı 25/08/2026
- SpaceX'te yeni üs yatırımı planı 25/08/2026
- Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kabine toplantısı sonrası açıklamalar 25/08/2026
- Anthropic'ten yatırımcılara devasa 'pazar' sunumu 25/08/2026
- "Hürmüz'deki mayınlar temizlendi" 25/08/2026
- Sektörel güven endeksleri geriledi 25/08/2026
SON YAZILAR
- Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor 05/09/2026
- İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem 05/09/2026
- Fonlarda vergi ayarı: Yüzde 10 stopaj resmen başladı 05/09/2026
- Enflasyon düşüyor ama hayat pahalılığı bitmiyor 03/09/2026
- Piyasalar soluklandı: Zayıf istihdam Fed korkusunu törpüledi. Gözler TÜİK’te 03/09/2026
- Perakende devlerinde kârlılık alarmı: BİM pozitif ayrıştı 01/09/2026
- SPK’dan patron satışlarına fren 01/09/2026
- Yeni SPK düzenlemesinde hangi hisseler öne çıkabilir? 31/08/2026
- Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler 30/08/2026
- Takas İstanbul risk yönetiminde kuralları değiştiriyor 29/08/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
