GÜNCEL
TÖK: Tüketicinin Korunması Alanında “Tüketici Hakları” 2023 Raporı yayınladı
Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF) “Tüketicinin Korunması Alanında “Tüketici Hakları” RAPOR 01.Aralık.2023/31.Aralık.2023” yayınlandı. Raporda 2023 değerlendirmesi yer alırken beklenti ve hedefler konusunda da detaylı bilgi yer aldı.
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
GİRİŞ
2023 yılında da ülkemizde hak ihlallerinin boyut kazanarak devam etmesi hak arama mücadelesinde daha etkili ve emek yoğun mücadeleyi zorunlu ve gerekli kılmaktadır.
Üyesi olan tüketici örgütlerinin uzun soluklu mücadele deneyimleri ışığında Tüketici Örgütleri Konfederasyonu (TÖK) bileşenleriyle birlikte hak arama mücadelesinin öncü gücü olarak, ülkemizde tüketici haklarının geliştirilmesinde, Yasaya ve hukuka karşı uygulamaların ortadan kaldırılmasında,
Tüketici yurttaşların mağduriyetlerinin önlenmesinde, Tüketici bilincinin gelişmesi ve tüketici politikalarının geliştirilmesinde üstlendiği görev ve sorumlulukların bilinciyle çalışmalarını interaktif bir biçimde sürdürmektedir.
Bileşeni olan tüketici örgütlerinin 27 yıllık uzun soluklu mücadele deneyimleri ışığında çalışmalar yürüten ve Consumer International üyesi olarak Dünyada ülkemiz tüketicilerini temsil eden Tüketici Örgütleri Konfederasyonu ülkemizin ilk tüketici çatı örgütü olmuş. Tüketici haklarının geliştirilmesinde, 2023 yılında da bileşenleriyle birlikte, toplumsal hak arama kültürünün oluşumu ve gelişiminde üstlendiği görev
ve sorumluluklarını yerine getirmektedir. Anayasanın 172. Maddesi, Evrensel Tüketici Hakları ile Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun
amaç 1. maddesinde belirtilen gönüllü tüketici örgütlenmelerinin desteklenmesine yönelik sorumlulukların ve görevlerin bu güne kadar yeterince yerine getirilmemesi tüketici hareketinin gelişim sürecine olumsuz etkilemektedir.
Yaşanan ekonomik krizin boyut kazanması sonucu ortaya çıkan fahiş fiyat artışlarının olumsuz etkileri ve yaşanmakta olan haksız uygulamalar nedeniyle tüketicilere yönelik olumsuzluk yaratan girişimlere karşı olduğu gibi mal ve hizmet piyasalarının haksız/hukuksuz uygulamalarına karşı hak ve hukuk mücadelesi sürdürülmüştür/sürdürülmektedir.
Yürürlüğe girdiği Eylül/1995 yılından günümüze kadar geçen süreçte Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun işleyişinde ve tüketicilerin yaşadıkları uyuşmazlıklardan kaynaklı sorunlara ilişkin geçen 29 yılı aşkın süreçte geldiğimiz noktaya baktığımızda gelişmelerin olması gereken noktada olmadığı görülmektedir.
Piyasa aktörleri olan (kamu tüzel ve özel kuruluşlar) mal ve hizmet piyasası aktörleri ile çalışanlarının da aynı zamanda tüketici olduklarını da unutmadan sorumluluklarını öncelikli olarak yerine getirmeleri gerekliliği vardır.
Bu nedenle başta tüketicinin korunması hakkındaki kanun olmak üzere, ilintili kanunların getirdiği sorumlulukları bilmeleri ve uygulamaları için meslek içi eğitimleri sürdürülebilir bir şekilde gerçekleştirmeleri gerekmektedir.
Mal ve hizmet piyasası aktörlerinin, tüketici memnuniyetini ilke edinerek ve sorumlu tacir yaklaşımıyla çözüme yönelmelerinin öncelikli olması gerekliliği yanında, tüketici üst kuruluşlarına kanunla tanınan tüketici mahkemelerinde topluluk davası açmalarına yönelik verilen desteklerin, Danıştay da ve idare mahkemelerinde açılacak tüketiciyi ilgilendiren davalarda da sağlanması önemli ve gereklidir.
Ticaret kesiminin hak ve çıkarlarını düzenleyen/koruyan Ticaret Bakanlığının, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında, kanunun uygulanmasında tüketiciyi korumakla yetkili olması başlangıçtan günümüze adil, gerçekçi ve objektif bir yaklaşım ve uygulama olmadığı bugün daha net bir biçimde ortaya çıkmıştır.
2012 yılından bu yana her zeminde gündeme getirdiğimiz bu ihtiyacı, gerçekleşinceye kadar da getirmeye devam edeceğiz.
Almanya Federal Tüketici Bakanlığı ve Dünyada birçok ülke örneğinde olduğu gibi, ülkemizde de tüketicinin korunması konusuna objektif bir bakış açısıyla yaklaşılarak, konunun özü gereği ülke gerçekleri ile tüketici ihtiyaçlarını öncelikli olarak tespit edecek, tüketicinin haklarına ilişkin düzenlemeleri gerçek anlamda ve somut bir biçimde yürütecek bir idari yapının kurulması ve bu idari yapının da nihai olarak
TÜKETİCİ BAKANLIĞI kurulması ihtiyacı devam etmektedir.
Tüketicinin korunması alanına ilişkin TÖK Akademi ve Araştırma Merkezimizin işbirliği ile hazırladığı bu rapor 2023 yılında tüketicinin korunması alanında var olan durum, yaşanan yasaya ve hukuka aykırı haksız uygulamalar ve tüketici ihtiyaç ve taleplerine ilişkin durum tespitleri ile çözüm önerilerini yanında teori (mevzuat) ile pratiğin (uygulamalar) bir anlamda yüzleşmesini yansıtmaktadır.
Tüketicinin Korunması Alanında Yaşananlar;
2023 yılı hak Arama Sürecinde tüketicinin korunması alanında yaşanan sürece baktığımızda, gerek üretim süreçlerine yansıyan girdi fiyatlarının yüksekliği, gerekse fırsatçılardan kaynaklı gerçekleşen fiyat artışları karşısında tüketicinin alım gücünün büyük ölçüde düşmesinin yarattığı olumsuz sonuçları çok net görüyoruz. Ekonomik krizin etkileri yanında ülkemizde hak ihlallerinin boyut kazanarak devam etmesi hak
arama mücadelesinde daha etkili ve yoğun emek harcamayı zorunlu ve gerekli kılmaktadır.
2023 yılında 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Kanunun uygulanmasında ortaya çıkan önemli sorunlar ve hak ihlalleri ortaya çıktığı gibi kanunda yapılan değişiklikler, ülke gerçekleri ve tüketici ihtiyaç ve taleplerini yansıtan tüketici örgütlerinin önerileri çok büyük ölçüde dikkate alınmadığından karşılanamamış olup sorunlar artarak devam etmektedir.
Tüketicinin temel ihtiyaçlarına bir yıldan daha az bir zamanda, başta akaryakıt ürünleri olmak üzere yüksek oranlarda ve sık sık ZAM yapan kamu kuruluşları yanında adil vergi toplamak yerine, çok yüksek oranda uygulanan/alınan dolaylı vergiler ve tüketim maddelerine yapılan yüksek oranlı zamlarla yükü tüketici yurttaşa yükleyen kamu otoritesinin uygulamalarıyla, önceki raporlarımızda da belirttiğimiz gibi,
Telekomünikasyon. Bankacılık, Gıda, Sigortacılık, e-ticaret, Turizm ve tüketiciyi ilgilendiren tüm sektörlerde yaşanan, ayıplı mal ve hizmetler, haksız sözleşme şartları, satış sonrası hizmetlere ilişkin haksız, yasa hukuk tanımaz uygulamalar devam etmektedir.
Önceki yıllarda olduğu gibi 2023 yılında da tüketici yurttaşların mağduriyetine yol açan uygulamaların artan bir biçimde devam ettiğini görebiliyoruz. Tüketici mağduriyetine yol açan sorunları irdelediğimizde finansal işlemlerin, mesafeli satışlar (e-ticaret), abonelik işlemlerin, ayıplı mal ve hizmetlerin, Ticari Reklam ve İlanlar ve Haksız Ticari Uygulamalar, bankacılık ve telekomünikasyon sektörü uygulamaları,
Satış Sonrası Hizmetler, Devre Tatil, Paket Tur Sözleşmeleri, Fiyat etiketi ve tarifeler ile Gıda maddelerinden kaynaklı sorunlar ön plana çıktığını görebiliyoruz.
Mal ve hizmet piyasası aktörleri ile çalışanlarının aynı zamanda birer tüketici olarak da sorumluluklarını öncelikli olarak yerine getirmeleri gerekliliği vardır.
Bu nedenle başta tüketicinin korunması hakkındaki kanun olmak üzere alanlarıyla ilgili kanunları bilmeleri ve uygulamaları için sürdürülebilir biçimde meslek içi eğitimler gerçekleştirmeleri de gerekmektedir.
Mal ve hizmet piyasalarının duruşu, Dünyada ki örneklerinden hareketle kanun gereği, ortak sorumluluklarından yola çıkarak, tüketici memnuniyetini ilke edinen ve sorumlu davranan yaklaşımla çözüme yönelmeleri öncelikli olmalıdır.
2023 yılında önceki yıllara oranla Rekabet Kurumunun açtığı soruşturmalar sonucunda kesilen cezaların katlanarak arttığına da tanık olmaktayız. Bu durumda piyasa aktörlerinin bir çoğunun hakim durumun kötü kullanması sonucu kartel-oligopol uygulamaların ne ölçüde boyut kazandığını da göstermektedir.
Rekabet Kurumu çalışmalarının sonuçlarına göre hakim durumu kötüye kullanmaya çalışan mal ve hizmet piyasası aktörlerinin tüketicinin zarar görmesine yönelik iş ve işlemlerinin boyutu ve önemi ortaya her geçen gün daha da fazla ortaya çıkmaktadır.
Tüketicilerin yaşanan sorunlara yönelik tepkilerinin ortaya çıkan etkenlere göre değişiklik gösterdiği ve başta reklamlar olmak üzere dışsal etkileyicilerin satın alma kararlarında önemli rol oynadığı somut bir biçimde yaşama yansımaktadır.
Tüketicinin korunmasına yönelik girişimlerin öneminin tam olarak anlaşılamamış olması, bu girişimlerin yeterince takdir edilmemesi yanında, tüketici olarak büyük çoğunluğun hakları konusunda bilgi sahibi ya da farkında olmaması ve/veya yüzeysel bilgilere sahip olunması sonucuna varmak mümkündür.
Tüm bu nedenlerle, ülkemizde tüketicilerin, hakları konusunda yeterince bilgi sahibi olabilmeleri için, var olan kanunun gerektiği biçimde uygulanması ile tüketicinin korunmasına yönelik yasal düzenlemelerin geliştirilmesi yanında tüketici bilincinin gelişimine yönelik faaliyetlerin artırılması ve yeni önlemlerin alınması gerekmektedir.
- Ülkemizde hakların yeterince bilinmemesinin, mal ve hizmet piyasaları tarafından fırsatçılığa dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ihlal ve istismarlardan kaynaklı yaşanan sorunlar.
- Hukuk’un işleyişinden kaynaklı ortaya çıkan sorunlar.
- Ticari işletmelerin uygulamalarından kaynaklı sorunlar.
- Kamu ya da kamu kurumu niteliğindeki kuruluşlardan kaynaklı yaşanan sorunlar.
- Mevzuatta ortaya çıkan ihtiyaçların zaman geçirmeden yeni düzenlemelerle yanıt verilmemesi,
- Tüketici hakem heyeti kararlarının tüketici aleyhine çıkma oranının her geçen gün giderek artması ihlal ve istismar yapanlar açısından caydırıcılığı ortadan kaldırmaktadır.
Tüketicinin yanlış yönlendirilmesi, bilgilendirilmesi hak arama sürecine olumsuz etkiler yapmaktadır. Ayıplı mal ya da hizmetten kaynaklı uyuşmazlık karşısında yapılması gereken, hak aramak isteyen tüketiciye “ne yapayım ben satıcıyım git hakkını üreticide, ithalatçı da ara” denilerek sorunun bir parçası olmak değil, Kanun gereği ortak sorumluluğundan hareketle, olması gibi davranarak ve tüketici
memnuniyetini ilke edinerek çözüme yönelmek ve bir parçası olmaktır.
81’i il merkezinde ve 130’u ilçelerde olmak üzere toplam 211 adet tüketici hakem heyeti yetki çevreleriyle birlikte tüm yurdu kapsayacak şekilde vatandaşlarımıza hizmet vermeye devam etmektedir. Tüketici hakem heyeti oluşturulmayan ilçelerde ise kaymakamlıklar bünyesinde çalışan
tüketici hakem heyetleri tüketici başvurularını karara bağlamaktadırlar.
Ancak hakem heyetlerinin işleyişinde yaşadıkları sorunla devam etmek olup, Tüketici Bilgi Sistemi (TÜBİS) de yaşanmakta olduğu tüm uyarılara rağmen sorunların artarak devam ettiği görülmektedir.
Tüketici hakem heyetlerinin 2023 yılı faaliyetlerine ilişkin Ticaret Bakanlığından yazılı olarak talep etmiş olduğumuz bilgilere verilen yanıtlara baktığımızda;
Tüketici hakem heyetlerine 2023 yılında toplam 727.630 adet başvuru yapılmış olduğu, 707.814 adet uyuşmazlığın tüketici hakem heyetleri tarafından karara bağlandığı bilgisi verilmiştir.
Hakem heyetlerinin verdiği kararlara baktığımızda 2022 yılında yüzde 50 ye gerileyen tüketici lehine kararlar, 2023 yılında yüzde yüzde 47,3 oranına gerilemiştir.
Tüketici hakem heyetlerine 2023 yılında yapılan 3,9 milyar TL tutarındaki başvuruların yüzde 66’sı TÜBİS sistemi üzerinden yapılmıştır.
Ürün ve hizmet bazında bakıldığında en çok ayakkabı ürünlerine yönelik şikâyette bulunulduğu, toplam başvuruların yaklaşık % 12,5’i (90.918 adet başvuru) ayakkabı ürünlerine ilişkin olarak gerçekleşmiştir. Diğer şikâyet edilen ürün ve hizmetlere bakıldığında, en çok cep telefonu (38.521 adet, % 5,29), kredi kartı üyelik ücreti (38.252 adet, % 5,26), kıyafet (33.093 adet, % 4,55), internet abonelikleri (31.629 adet, % 4,35), mobilya (28.952 adet, % 3,98) ve GSM aboneliğine (18.991 adet % 2,61) ilişkin başvuru yapıldığı görülmüştür.
Yapılan başvurulara konu bazında bakıldığında sırasıyla en çok Ayıplı Mal (285.242 adet; % 39,2), Ayıplı Hizmet (205.843 adet; % 28,29), Mesafeli Sözleşmeler (41.660 adet; % 5,73), Abonelik Sözleşmeleri; (34.398 adet; % 4,73) ve Finansal Hizmetlere İlişkin Mesafeli Sözleşmelere (10.949 adet; % 1,5) yönelik başvuru yapıldığı tespit edilmiştir. Sektörel bazda ise sırasıyla en çok Perakende Ticaret Sektörü (426.347 adet, % 58,59), Abonelik Hizmetleri Sektörü (77.780 adet, % 10,69) ve Finansal Hizmetler Sektörüne (75.022 adet, % 10,31) yönelik başvuru yapılmıştır. Tüketici hakem heyetleri tarafından 2023 yılında karara bağlanan başvuruların 334.843 adedi tüketicilerin lehine, 341.369 adedi ise tüketicilerin aleyhine sonuçlanmış olup, başvuruların yaklaşık % 50’si tüketicilerin lehine olacak şekilde neticelenmiştir. Başvuruların yaklaşık %66’sı elektronik ortamda (TÜBİS) e-Devlet kanalıyla yapılmıştır.
Hakem heyetlerinin son üç yıldır verdiği kararların oranı manidardır. Özellikle 2023 yılında verilen kararların yüzde 47,3 oranında lehte, yüzde 52.7 oranında çıkan sonuç tüketiciler açısından vahim bir durumu göstermektedir. Tüketicinin hak ve çıkarlarını korumayı önceliğine alan ve bu amaçla çalışması gereken hakem heyetlerinin geldiği bu nokta tüketiciler açısından kabul edilebilir değildir.
İlgili kamu otoritesi tarafından Tüketici Hakem Heyeti sayısının azaltılması çabaları yerine artırılması ile karar birliğini sağlayacak, başvuruları kolaylaştıracak, TÜBİS in işlevselliğini artıracak düzenlemelerin yapılması ihtiyacı her geçen gün artmaktadır.
TÖK ün kuruluşundan bu yana bünyesinde yer alan TÖK-AKADEMİ tarafından 2023 yılında düzenlediğimiz 3. Danışma Kurulu çalıştayında Akademisyenler, Hukukçular, Sanatçılar ve tüketici alanında çalışan uzmanların katılımıyla gerçekleştirildi. Çalıştayda tüketici Hukukunda yaşanan gelişmeler bu alandaki yargısal işleyiş ve tüketiciyle ilişkili birçok konuda yaşanan sorunlar ve çözüm önerilerini değerlendirilmiş olup, toplantı sonuçları önümüzdeki süreçte tüketici politikalarının oluşumuna, tüketici bilincinin artmasına ve toplumsal hak arama kültürünün gelişimine katkı sağlayacaktır.
Kamuoyuyla da paylaştığımız TÖK-AKADEMİ 3. Danışma Kurulu sonuç bildirisinde;
a)- Ülkemizde yaşanmakta olan ekonomik krizin etkisiyle tüketicinin alım gücü önemli ölçüde düşmüş, başta güvenli temel gıda maddeleri olmak üzere tüm tüketim maddelerine ulaşmada toplumsal boyut kazanan sorunların aşılması ihtiyacı her geçen daha da fazla hissedilmektedir.
Özellikle, son iki yılda fahiş oranda gerçekleşen fiyat artışlarından kaynaklı yaşanan sıkıntılar/sorunlar tüketicilerin gıdaya erişimini engellemektedir. Gıda güvenliğinden kaynaklı sorunlar ise büyük ölçüde geri plana itilmiştir.
Zaman geçirmeden tüketicinin alım gücünün artırılması yanında girdilerde yaşanan ve spekülatif fiyat artışlarına neden olan gelişmelere DUR denilmeli ve gıda güvenliğine ilişkin denetimler ve fiyat etiketlerine ilişkin önlemler hızla alınmalıdır.
b-) Fiyat artışlarının hızı aynı zamanda raflarda fiyat etiket değişimlerinin gerçekleşmemesi yetersiz denetimler nedeniyle raf ve kasa fiyatları kontrol edilemediğinden tüketici bu başıboş durumdan olumsuz etkilenmektedir. Yerel yönetimlerin fiyat etiketi ve tarifelerin denetlenmesine ilişkin yetkileri hızla artırılmalıdır.
c)- Konut edinme koşulları her geçen gün daha da zorlaşmakta, hatta imkansız hale gelmekte olup, kiracı ve kat malikleri arasında yaşanan sorunlar her geçen gün daha da boyut kazanarak artan oranda toplumsal şiddet süreci sürmektedir. Bu alanda yaşanan uyuşmazlıklar için umutmuş gibi gösterilerek getirilen hukuk mahkemelerindeki arabuluculuk sistemi sorunlara uygulamada hiçbir şekilde çözüm üretememiş olup, zaman kaybından ve taraflara ekonomik yük getirmekten başka bir işe yaramamıştır.
ç)- Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunda yapılan değişiklikler tüketici ihtiyaç ve taleplerini karşılamadığı gibi, gerek mevzuatta yer alan konular, gerekse uygulamada ortaya çıkan sorunlar tüketicinin haklarına zarar vermektedir. Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunda değişiklik yapılması zaman geçirmeden gündeme alınmalıdır.
d)- Tüketici Hakem Heyetlerinin 2022 yılında yarı yarıya olan kararları, 2023 yılında yarıdan fazlası tüketicilerin aleyhine çıkmıştır. Bu sonuç tüketiciyi korumak için kurulmuş bir yapının işleyişini sorgulamayı gerektirmekte olup, yeni politikaların hızla geliştirilmesi ihtiyacı olduğu açıktır.
e)-İl ve ilçelerde görev yapan 211 adet Tüketici Hakem Heyetinin işleyişi ve yeniden yapılanma ihtiyacı her geçen gün artmakta olup, konuyla ilgili tüm önerilerimize rağmen kamu otoritesi tarafından yeterli çözüm üretme iradesi gösterilememiştir. Çözüm üretilmesi için zaman geçirmeden konu gündeme alınarak, Tüketici hakem heyeti sayının artırılması, karar birliğinin sağlanması, yeni bir yapılanma oluşturulması
ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. Hakem heyetlerindeki bilirkişilik sistemi gözden geçirilerek yeniden düzenlenmesi, başta raportörler olmak üzere heyet üyelerinin eğitimlerinin sürdürülebilir biçimde hayata geçirilmesi ve sorunlara hızla çözüm üretilmelidir.
f)-Son yıllarda rekabet ihlalleri olağanüstü artmış olup, Kartel ve Oligol uygulamalarla, hakim durumun kötüye kullanılması, tüketicilerin mal ve hizmetlerin kalitesinde yaşanan düşüşler nedeniyle de sağlık ve güvenliği tehdit altına girdiği gibi, alım gücünün önemli ölçüde düşmesi nedeniyle mal ve hizmetlere yeterli erişim sağlamakta yaşanan büyük sorunlar acil çözüm beklemektedir.
g)- Ülkemizde ürün güvenliği hala sorgulanabilir düzeydedir. Tüketicinin sağlık ve güvenliğini tehdit eden güvensiz ürünlerde yaşanan sıkıntılara yönelik gümrükler, üretim yerleri ve dağıtım/satış noktalarında etkin denetimlerin yapılması ile ürün denetimi üst kurulunun kurulması ihtiyacı her geçen gün artmaktadır.
ğ)- Günümüzün yükselen trendi olan e-ticaret alanında yaşanan güncel sorunlar her geçen gün giderek artmakta ve hem güvensiz ürünler açısından hem de tüketicilerin ekonomik çıkarlarının korunması açısından çok hızlı çözümler üretilmelidir.
ı)- Finansal tüketicilerin yaşadığı sorunlar uzun yıllardır en önemli konulardan biri olmuştur. Özellikle kredi kartları uygulamaları ve kredi kartı faizlerinin fahiş oranlar da (Ekim-2023 akdi %4,42, gecikme %4,72) belirlenmesi, bu alanda yaşanan sorunları katlayarak akdi ve gecikme faizi sarmalında mağdur tüketici sayısı yüz binlerce olmuştur. Tüketici kredilerinde artırılan faiz oranları tüketicilerin konut araba vb. mallara erişimini ortadan kaldırmıştır. Uygulama da yaşanan ihlallerde sorunlar her geçen gün daha da büyümekte olup, bankalar hala ülkemizin en karlı kuruluşlarıdır. Finans sektörünün haksız ve hukuksuz uygulamalarının önüne geçecek önlemlerin zaman geçirmeden alınmalıdır.
i)-Tüketici Örgütlerinin kapasitesinin artırılması ihtiyacı günümüzde kendini daha çok ortaya koymaktadır. Tüketici örgütlerinin mali destek ihtiyacı her geçen gün daha da artmaktadır. Gerek Anayasanın 172. Maddesi, gerekse Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun amaç 1. Maddesine yer alan hükümlere göre Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi bağımsız tüketici örgütleri desteklenmelidir.
k)- Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü bünyesinde 3 yıl önce kurulan “Tüketici Örgütleri Şubesi” hazırlandığı belirtilen strateji belgesi hayata geçirilememiş, hedeflendiği belirtilen tüketici örgütleriyle işbirliği geliştirme amacını gerçekleştirememiş işlevsiz hale gelmiştir.
l)- Tüketici bilincinin artırılmasına yönelik okullarda “Bilinçli Tüketim-Bilinçli tüketici” dersinin müfredata konulması, Basın yayın kuruluşlarınca yeterince uygulanmayan tüketicinin bilgilendirilmesine ilişkin yayınlara yönelik etkili uygulanabilir bir düzenleme yapılmalıdır.
m)- Ticaret kesiminin hak ve çıkarları için faaliyet gösteren Ticaret Bakanlığı bünyesinde tüketicinin korunması yeterli olmadığı her geçen gün daha net görülmektedir.
TÜKETİCİ BAKANLIĞI kurulması ihtiyacı her geçen gün giderek artmaktadır.
Tüketici Hakem Heyetlerinin 2023 verilerine bir kez daha bakacak olursak; 2023 yılında yapılan727.630 adet başvurunun, 708,814 adedi karara bağlandığı, karar verilen başvurulardan %47,3 ü tüketici lehine, %52,7 ise aleyhine gerçekleştiği Ticaret Bakanlığı verilerinden anlaşılmıştır. Bu oranların son üç yılda sistematik olarak tüketici aleyhine sonuçlar doğurması açısından oldukça manidardır.
Tüketiciyi korumak için kurulmuş bir yapının tüketici aleyhine sonuçlar doğuran işleyişini sorgulamayı gerektirmektedir.
Ortaya çıkan sonuçlara baktığımızda, mahkeme dışı ve tüketici mahkemesi sistemleri arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesinin gerekliliği yanında, İl ve ilçelerde görev yapan 211 adet Tüketici Hakem Heyetinin durumu ve yeniden yapılanma konusu tekrar gündeme alınarak, sayının artırılması, karar birliğinin sağlanması, Kaymakamlık yerine yeni bir yapılanma oluşturulması, bilirkişilik sisteminin gözden geçirilerek yeniden düzenlenmesi, TÜBİS sisteminden kaynaklı sorunların giderilmesi, Hakem heyetlerinde Ticaret Bakanlığı tarafından görevlendirilen raportörlerin iş ve işlemlerine yönelik incelenmesi gereken konuların gözden geçirilmesi gerektiği açıktır. Tüketici hakem heyeti üyelerinin görev ve sorumluluk alanındaki karar süreçlerinde daha dikkatli ve inceleyici olmaları tüketicilerin hak ve çıkarlarının korunması açısından çok önemlidir.
Başta raportörler olmak üzere heyet üyelerinin eğitimlerinin sürdürülebilir biçimde hayata geçirilmesi gibi konulara hızla çözüm üretilmesi gerekliliği öncelikli olarak idarenin önünde duran önemli görevlerdir.
AB katılım öncesi süreçte Tüketicinin ve Sağlığının Korunması başlığı ile yıllardır yapılan görüşmeler ve uyum sürecine ilişkin düzenlemelere rağmen 2022 yılı ilerleme raporunun pekte iç açıcı olmadığı görülmektedir. Raporda, Türkiye'nin ulusal mevzuatı, ürün güvenliği ile ilgili olmayan konularda tüketicinin korunmasına ilişkin AB müktesebatıyla büyük ölçüde uyumlu olduğu, Tüketicilerin şikâyetlerini elektronik ortamda iletmesine ve takip etmesine olanak sağlayan ulusal tüketici bilgi sistemi (TÜBİS) karmaşık yapısının devam etmesi nedeniyle de TÜBİS hakkında tüketici farkındalığının artırılması gerektiği, tüketicilerin özellikle elektronik ürünlerle ilgili sorun yaşadığı ve haklarını kullanmakta zorluk yaşamalarına sebep olmaktadır.
Hem tüketici hareketi hem de tüketiciler ve tüketici STK’ları arasındaki bağlantılar zayıf kalmaya devam ettiği, Tüketici STK’ların mali ve profesyonel desteği bulunmadığı, kanun ve kamu karar alma mekanizmalarına aktif bir şekilde katılım sağlayamadıkları, Tüketici, haklarının uygulanmasında ve seçme hakkını kullanırken sorunlar ve zorluklarla karşılaştıkları, Tüketicinin bilinçlenmesi ve eğitimi, sektörel
paydaşların işbirliği ve koordinasyonu da zayıf kalmaya devam etmektedir. Tüketici haklarının daha iyi uygulanmasını sağlamak için Tüketici Hakem Heyetlerinin tam olarak kurumsallaştırılması ve ortak bir hukuki anlayış sağlamak için üyelerin ilgili uzmanlıklarda kapsamlı eğitim almaları gerekmektedir.
Tüketici Hakem Heyetleri tarafından 2022’de alınan 635.363 kararın %50’si tüketicilerin lehine %50’i aleyhine olmuştur. Mahkeme dışı ve mahkeme tüketici sistemleri arasındaki işbirliğinin güçlenmesi gerekmektedir değerlendirmesi yapılmış olup, tespit edilen eksiklik ve sorunların biran önce giderilmesine yönelik çözümler üretilmelidir. 2023 yılında ki durum ise önceki yıla göre daha olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmıştır.
Sonuç olarak;
- Tüketicinin korunması alanında tüketici hakları başlıklı hazırladığımız rapor içeriğinde ayrıntılarını açıkladığımız/tespit ettiğimiz konularda, mal ve hizmet piyasası kuruluşlarının yasa hukuk tanımaz uygulamalarından vazgeçerek, kendilerinin de birer tüketici olduklarını unutmadan, sorun üretmeden, yasaya ve hukuka uygun bir duruşla çözüme katkı yapmaları gerekmektedir.
- Tüketicilerin yararlanacağı test-analiz sistemi oluşturulmalı ve tüketici örgütlerinin koordinasyonunda bir test dergisi yayına sokulmalıdır.
- Yaklaşık iki yıldan bu yana çok büyük orandaki fiyat artışlarından kaynaklı yaşanan sıkıntılar/sorunlar tüketicilerin gıdaya erişimini engellemektedir.
- Fiyat artışları aynı zamanda büyük ölçüde raflarda fiyat etiketi olmaması nedeniyle raf ve kasa fiyat ilişkisi olumsuz etkilerinin önlenmesine yönelik önlemler alınmalıdır.
- Zaman geçirmeden tüketicinin alım gücünün artırılması yanında spekülatif fiyat artışlarına DUR denilmeli ve gıda güvenliğine ilişkin denetimler ve fiyat etiketlerine ilişkin önlemler alınmalıdır.
- Günümüzün yükselen trendi olan e-ticaret alanında yaşanan güncel sorunlar pazarın büyümesiyle her geçen gün giderek artmakta ve hem güvensiz ürünler açısından hem de tüketicilerin ekonomik çıkarlarının korunması açısından çok hızlı çözümler üretilmelidir.
- Kamu otoritesinin mevzuat eksiliğinin giderilmesinden, ihlal edilen uygulamalara karşı gerekli önlemlerin alınması, AB ilerleme raporlarında belirtilen eksiklik ve sorunların giderilmesine yönelik önlemleri hızla alması gerekmektedir.
- Kamu otoritesi tarafından zaman geçirmeden tüketicinin sırtındaki vergi yükünü azaltmak adına her geçen daha da artırılan dolaylı vergilerin ve dolaylı vergilerden alınan KDV nin kaldırılarak, tüketiciyi rahatlatacak çözümler üretilmelidir.
- Yaşanan haksız ve hukuksuz uygulamalarla mücadelede tüketici örgütlerinin etkin rol alabilmesi için gerek açılacak topluluk davalarında, gerekse kurumsal kapasitenin artırılması hayata geçirilmelidir.
Ancak bu şekilde tüketicilerin karşılaştıkları mal ve hizmet piyasalarından kaynaklı yaşanan yasa hukuka aykırı sorunlara ÇÖZÜM üretilebilinecektir.
TÖK Araştırma Merkezi (TÖK-AR)- TÖKAKADEMİ-TÖK Araştırma Merkezi (TÖK-AR)-TÖKAKADEMİ
Consumer International Üyesidir.
Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF) – Birleşik Tüketiciler Federasyonu (BTF) – Çevre ve Tüketici Federasyonu (ÇETÜF)
90(216) 449 29 29 – www.tok.org.tr – [email protected]
İlginizi Çekebilir
Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor: Borçlanma araçlarında ikinci dalga
Kontrolmatik’te Mayıs ayında başlayan borç ödeme sorunu Eylül ayında yeni bir halkaya dönüştü. Şirketin 100 milyon TL nominal değerli finansman bonosunun anapara ve kupon ödemesi yapılamazken, aynı gün bir başka tahvilin kupon ödemesi de gerçekleştirilemedi. Böylece şirketin vadesinde yerine getiremediği borçlanma aracı yükümlülükleri 1 milyar TL’yi aştı. Asıl dikkat çekici tablo ise şirket bilançosundaki yüksek finansal borç, düşük nakit ve kısa vadeli yükümlülük baskısı.
Kontrolmatik Teknoloji Enerji ve Mühendislik A.Ş.’de borç ödeme krizi yeniden gündemde.
Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun (MKK) 4 Eylül 2026 tarihli bildirimine göre şirket tarafından ihraç edilen TRFKNTR92611 ISIN kodlu 100 milyon TL nominal değerli finansman bonosunun itfa ve kupon ödemesi vadesinde gerçekleştirilemedi.
Aynı gün TRSKNTR32719 ISIN kodlu tahvilin kupon ödemesi de şirketin gerekli tutarı MKK sistemine aktarmaması nedeniyle yatırımcılara ödenemedi.
Bu gelişme tek başına değerlendirildiğinde bir tahvil ödeme problemi gibi görünebilir. Ancak Kontrolmatik’in son dört aylık ödeme takvimine bakıldığında çok daha önemli bir tablo ortaya çıkıyor.
Mayıs’ta başlayan süreç Eylül’de devam ediyor
Kontrolmatik’in borçlanma araçlarında ilk büyük ödeme sorunu 15 Mayıs 2026’da yaşandı.
Şirketin;
- TRSKNTR52618 kodlu tahvilinin 250 milyon TL anaparası,
- TRFKNTR52615 kodlu finansman bonosunun 200 milyon TL anaparası
ile bunlara ilişkin son kupon ödemeleri gerçekleştirilemedi.
İki aracın toplam anaparası 450 milyon TL, kuponlarla birlikte vadesinde yapılamayan ödeme ise yaklaşık 502,2 milyon TL oldu.
Daha önemlisi, şirket aynı gün banka kredilerinin yeniden yapılandırılması için Halkbank ve VakıfBank’a başvurduğunu KAP’a açıkladı.
Şirket, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun Geçici 32. maddesi kapsamındaki Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşması çerçevesinde mevcut banka kredilerinin yeniden yapılandırılmasını istedi. Amaç; borçları yeni bir ödeme takvimine bağlamak, operasyonların devamlılığını sağlamak ve özellikle varlık satışları yoluyla mali yapıyı güçlendirmek olarak açıklandı.
Haziran: İki kupon daha ödenemedi
Sorun Mayıs ayıyla bitmedi.
5 Haziran 2026’da TRFKNTR92611 ve TRSKNTR32719 kodlu iki borçlanma aracının kupon ödemeleri de gerçekleştirilemedi. Her iki aracın nominal değeri 100’er milyon TL ve dönemsel kupon oranı yüzde 11,59 seviyesindeydi. İki kuponun toplam tutarı yaklaşık 23,18 milyon TL oldu.
Bu gelişmenin ardından söz konusu borçlanma araçları Borsa İstanbul Borçlanma Araçları Piyasası’nda Gözaltı Pazarı’na alındı.
Temmuz: 400 milyon TL’lik bono da ödenemedi
Bu kez 3 Temmuz 2026’da 400 milyon TL nominal değerli TRFKNTR72613 kodlu finansman bonosunun itfa ve kupon ödemeleri gerçekleştirilemedi.
Bononun dönemsel kupon oranı yüzde 15,32 idi. Yaklaşık 61,28 milyon TL kupon ile 400 milyon TL anapara dikkate alındığında vadesinde yapılamayan toplam ödeme yaklaşık 461,28 milyon TL seviyesine ulaştı.
Ve şimdi Eylül…
4 Eylül’de yeni 100 milyon TL’lik halka
4 Eylül’de vadesi gelen 100 milyon TL nominal değerli TRFKNTR92611 finansman bonosunun hem anaparası hem de kuponu ödenemedi.
Aynı gün TRSKNTR32719’un kuponu da ödenemedi.
Böylece Kontrolmatik’te: 15 Mayıs → 5 Haziran → 3 Temmuz → 4 Eylül olmak üzere dört ayrı kritik ödeme tarihinde aksama yaşandı.
Bugünkü iki kuponun tutarı ayrıca hesaplanmadan dahi, bu tarihlerde vadesinde gerçekleştirilemeyen anapara ve kupon ödemeleri 1,08 milyar TL’yi aşmış durumda.
Buradaki kritik nokta şu: Artık mesele tek bir tahvilin ödenememesi değil; şirketin borç servis kapasitesinin süreklilik gösteren biçimde zorlanmasıdır.
Borsa İstanbul neden Yakın İzleme Pazarı’na aldı?
Kontrolmatik açısından bir başka önemli gelişme de 18 Haziran 2026’da yaşandı. Borsa İstanbul, KONTR paylarını Yıldız Pazar’dan çıkararak Yakın İzleme Pazarı’na aldı.
Kararın dayanağı Kotasyon Yönergesi’nin 35/1-d maddesi oldu. Bu düzenleme, finansman sıkıntısını gösteren derecede vadesi geçmiş finansal, ticari, kamu veya personel borçlarının bulunması gibi durumlarda şirket paylarının Yakın İzleme Pazarı’na alınabilmesine imkân tanıyor.
Bu karar, piyasaya verilen önemli bir mesajdı: Kontrolmatik’teki ödeme problemi artık yalnızca şirket ile alacaklıları arasındaki özel bir finansman meselesi olarak görülmüyor; yatırımcıların korunmasını gerektirecek ölçüde piyasa düzenlemesi konusu haline gelmiş durumda.
Kredi notu da alarm veriyor
Mayıs ayındaki ödeme aksaklığının ardından Kontrolmatik’in uzun vadeli ulusal kurum kredi notu B- (tr)/Negatif’ten prD (tr)/Negatif’e indirildi. “prD” seviyesine geçiş, şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme konusunda temerrüt/ödeme problemi yaşadığını gösteren çok daha ağır bir kredi risk sinyali.
Bu nedenle Eylül ayında yaşanan yeni ödeme aksaklığı, yatırımcı açısından Mayıs’taki gelişmeden bağımsız değerlendirilemez.
Kaynaklar: KAP, MKK, Borsa İstanbul ve Kontrolmatik finansal raporları ile güncel piyasa haberleri taranarak hazırlanmıştır
BANKA HABERLERİ
İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem
İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi
Yayınlanma:
1 gün önce|
05/09/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.
İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.
Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.
Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.
Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95
Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.
TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.
Bunun yanında;
- Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
- Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
- Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
- Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
- Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
- Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.
TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.
Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında
Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.
Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.
Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.
Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.
Örneğin:
Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.
Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.
5 milyar TL günlük limit önemli
Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.
300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.
Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.
TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.
İhracatçı açısından ne değişiyor?
Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.
Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:
1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.
2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.
3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.
Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.
“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?
Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.
Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.
Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.
TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.
Bankalar açısından da önemli
Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.
Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.
Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.
Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.
Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor
Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:
Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.
Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.
Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.
Bankavitrini yorumu
Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.
Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”
Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.
Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.
BORSA
Fonlarda vergi ayarı: Yüzde 10 stopaj resmen başladı
Yayınlanma:
1 gün önce|
05/09/2026Yazan:
BankaVitrini
Maliye’nin geçtiğimiz haftalarda gündeme gelen “sıcak para” düzenlemesi Resmî Gazete’de yayımlandı. Cumhurbaşkanı Kararı ile para piyasası fonlarından elde edilen kazançlarda, özellikle kurumsal yatırımcılar açısından yüzde 10 stopaj dönemi başladı. Ancak düzenleme bireysel yatırımcıları kapsamıyor.
Cumhurbaşkanı’nın 4 Eylül 2026 tarihli ve 11734 sayılı Kararı, 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. Kararla, Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67’nci maddesi kapsamında uygulanan tevkifat oranlarında değişikliğe gidildi.
Kritik değişiklik: Para piyasası fonlarında yüzde 10 stopaj
Yeni düzenlemeyle;
- Kurumlar Vergisi mükelleflerinin
- Sermaye piyasası mevzuatına göre kurulmuş yatırım fonları ve yatırım ortaklıklarıyla benzer nitelikte olduğu Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen mükelleflerin,
- Para piyasası fonu katılma paylarından
- Ve unvanında “para piyasası” ibaresi bulunan serbest fonlardan
elde ettikleri kazançlara yüzde 10 stopaj uygulanacak.
Buna karşılık aynı kapsamdaki mükelleflerin, bu düzenleme kapsamındaki para piyasası fonları dışındaki söz konusu kazançlarında yüzde 0 stopaj uygulaması korunuyor.
Asıl hedef kurumsal ve yabancı sermaye
Düzenlemenin en dikkat çekici tarafı, bireysel yatırımcı ile kurumsal yatırımcı arasında ayrım yapılması.
Gerçek kişilerin para piyasası fonlarından elde ettiği kazançlara ilişkin mevcut stopaj uygulaması bu kararla değiştirilmiyor. Para piyasası fonlarında gerçek kişiler için halihazırda uygulanan oran yüzde 17,5 seviyesinde bulunuyor. Yeni yüzde 10’luk düzenleme ise ağırlıklı olarak kurumsal yatırımcıların para piyasası fonlarındaki getirilerini hedefliyor.
Bu yönüyle karar, “vatandaşın fon kazancına yeni vergi geldi” şeklinde okunmamalı.
Yerli şirket için vergi yükünden çok zamanlama değişiyor
Düzenlemenin yerli kurumlar açısından önemli bir teknik ayrıntısı bulunuyor.
Daha önce para piyasası fonu kazançlarında stopaj yapılmaması, bu kazançların vergiden tamamen istisna olduğu anlamına gelmiyordu. Kurumların elde ettiği kazanç kurum kazancına dahil ediliyor ve geçici vergi ile kurumlar vergisi hesabında dikkate alınıyordu.
Yeni yüzde 10’luk stopajın ise yerli kurumlar açısından geçici vergi ve nihai kurumlar vergisinden mahsup edilebilmesi, düzenlemenin etkisini daha çok verginin ödenme zamanlaması ve nakit akışı açısından önemli hale getiriyor. Bu ayrım daha önce kamuoyuna yansıyan düzenleme çalışmalarında da özellikle vurgulanmıştı.
Yabancı yatırımcı açısından daha kritik
Düzenlemenin finansal piyasalar açısından asıl önemli tarafı ise yabancı kurumsal yatırımcılar.
Yerli kurum açısından yüzde 10’luk kesinti mahsup mekanizması nedeniyle esas etki nakit akışı ve verginin zamanlaması üzerinde olurken, yabancı yatırımcı açısından yüzde 10 stopajın nihai vergileme niteliği taşıması söz konusu.
Bu nedenle kararın, Türkiye’ye kısa vadeli sermaye girişlerinde kullanılan para piyasası fonlarının cazibesini bir miktar azaltması beklenebilir.
Nitekim düzenleme hazırlıkları kamuoyuna ilk yansıdığında Maliye’nin hedefinin, para piyasası fonlarında yoğunlaşan kısa vadeli sermayeyi daha uzun vadeli ve üretken yatırımlara yönlendirmek olduğu aktarılmıştı.
Eski fonlar da tamamen kapsam dışında değil
Kararın en önemli ayrıntılarından biri de geçiş hükmü.
Düzenleme yalnızca karar tarihinden sonra alınacak fonları ilgilendirmiyor. Kararda, kararın yayımlandığı tarihten önce iktisap edilmiş para piyasası fonu katılma paylarının elden çıkarılması halinde, kararın yayımından elden çıkarma tarihine kadar geçen döneme isabet eden kazanç kısmına da yüzde 10 stopaj uygulanacağı açıkça belirtiliyor.
Yani sistem kabaca şöyle çalışacak: Fon daha önce alındı → eski döneme ait kazanç korunuyor → 5 Eylül 2026 sonrası döneme denk gelen kazanç → yüzde 10 stopaj kapsamına giriyor.
Bu ayrıntı özellikle yüksek tutarlı kurumsal fon portföyleri açısından önemli.
Maliye neden para piyasası fonlarına yöneldi?
Burada düzenlemenin yalnızca “vergi toplama” amacıyla açıklanması eksik kalır. Para piyasası fonları, yüksek faiz ortamında şirketler ve büyük yatırımcılar açısından likit, günlük nakde dönüşebilen ve görece düşük riskli bir park alanı haline geldi.
Dolayısıyla kısa vadeli sermaye; mevduat → para piyasası fonu → repo / DİBS / kısa vadeli sermaye piyasası araçları gibi kanallarda hareket edebiliyor.
Maliye’nin burada yaptığı hamle, kısa vadeli sermayenin vergi maliyetini artırarak yatırımcı davranışını değiştirmeyi hedefliyor.
Özellikle yabancı yatırımcı açısından artık hesap şu olacak: Fon getirisi – yüzde 10 stopaj = net getiri
Bu hesap, Türkiye’ye kısa vadeli giren yabancı sermayenin alternatif yatırım araçlarını yeniden değerlendirmesine neden olabilir.
Bankalar ve portföy yönetim şirketleri açısından ne anlama geliyor?
Düzenlemenin bir başka etkisi de fon tercihlerinde değişim yaratabilir.
Kurumsal yatırımcı açısından para piyasası fonlarının net getirisi düşerken, vergisel açıdan daha avantajlı olan diğer sermaye piyasası araçlarının göreceli cazibesi artabilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde; Para piyasası fonları → tahvil/bono → hisse senedi → daha uzun vadeli yatırım araçları arasında portföy kaymaları görülebilir.
Ancak bunun boyutunu belirleyecek temel faktör sadece vergi olmayacak. Faiz seviyesi, TL’nin seyri, enflasyon beklentileri ve yabancı yatırımcının kur beklentisi de belirleyici olacak.
Bankavitrini.com analizi: “Sıcak paraya ince ayar”
Bu kararın bence en önemli mesajı yüzde 10’luk oran değil, sermayenin vadesine ilişkin verilen mesajdır.
Maliye, para piyasası fonlarında bekleyen kısa vadeli kurumsal sermayeye şunu söylüyor: “Türkiye’de kısa vadeli ve yüksek likiditeli yatırım yapabilirsin ancak bunun vergisel maliyeti artık sıfır değil” özellikle yabancı yatırımcı açısından bu oldukça önemli.
Çünkü yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesi kadar hangi vadede geldiği de ekonomi yönetimi açısından kritik.
Kısa vadeli sermaye;
- Merkez Bankası likiditesini rahatlatabilir,
- TL varlıklara talep yaratabilir,
- rezerv dinamiklerine katkı sağlayabilir.
Ancak aynı sermaye hızlı biçimde çıkışa da dönebilir.
Dolayısıyla düzenleme, “sermayeyi kovmak” değil, sermayenin vadesini ve kullanım alanını değiştirmek amacı taşıyan bir vergi ayarı olarak okunabilir.
Fakat bir risk de var
Vergi maliyetinin artırılması kısa vadeli sermayeyi otomatik olarak uzun vadeli yatırımlara dönüştürmez.
Eğer yatırımcı açısından tahvil, hisse senedi veya doğrudan yatırımın risk-getiri dengesi yeterince cazip değilse, yatırımcı sadece başka bir ürüne geçmek yerine Türkiye’den çıkmayı da tercih edebilir. Bu nedenle düzenlemenin başarısı, yalnızca toplanacak vergiyle değil; “Para piyasası fonundan çıkan paranın nereye gittiğiyle” ölçülecek.
Eğer para piyasası fonlarından çıkan kurumsal sermaye Borsa İstanbul’a, uzun vadeli tahvillere, şirket finansmanına ve doğrudan yatırımlara yönelirse düzenlemenin ekonomi politikası açısından hedefi gerçekleşmiş olacak.
Ancak para Türkiye dışına çıkarsa, düzenleme kısa vadeli sermayenin vadesini uzatmak yerine sermaye çıkışını hızlandırma riski taşıyabilir.
Dolayısıyla yüzde 10’luk stopaj, basit bir vergi değişikliği değil; Türkiye’nin kısa vadeli sermaye politikasında önemli bir yön değişikliğinin işareti.
11734 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı hakkında yayımlanan mevzuat metni
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.053)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.625)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (597)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.981)
- GÜNCEL (4.584)
- GÜNDEM (3.567)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.737)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.486)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (831)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (61)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (94)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- OpenAI'da yaprak dökümü sürüyor: Bir yönetici daha ayrıldı 25/08/2026
- İran'dan kritik iki temas 25/08/2026
- Halkbank'a 1,1 milyar dolarlık ilave kaynak 25/08/2026
- IMF Başkanı Georgieva: Küresel ekonomi enerji şokuna direniyor 25/08/2026
- İran'dan ekonomik savaş çıkışı 25/08/2026
- SpaceX'te yeni üs yatırımı planı 25/08/2026
- Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kabine toplantısı sonrası açıklamalar 25/08/2026
- Anthropic'ten yatırımcılara devasa 'pazar' sunumu 25/08/2026
- "Hürmüz'deki mayınlar temizlendi" 25/08/2026
- Sektörel güven endeksleri geriledi 25/08/2026
SON YAZILAR
- Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor 05/09/2026
- İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem 05/09/2026
- Fonlarda vergi ayarı: Yüzde 10 stopaj resmen başladı 05/09/2026
- Enflasyon düşüyor ama hayat pahalılığı bitmiyor 03/09/2026
- Piyasalar soluklandı: Zayıf istihdam Fed korkusunu törpüledi. Gözler TÜİK’te 03/09/2026
- Perakende devlerinde kârlılık alarmı: BİM pozitif ayrıştı 01/09/2026
- SPK’dan patron satışlarına fren 01/09/2026
- Yeni SPK düzenlemesinde hangi hisseler öne çıkabilir? 31/08/2026
- Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler 30/08/2026
- Takas İstanbul risk yönetiminde kuralları değiştiriyor 29/08/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
