Connect with us

GÜNCEL

Öz Saygınızı Başkalarının Görüşlerine Dayandırmayın

Yayınlanma:

|

“Diğer İnsanların Hakkınızda Ne Düşündüğü Konusunda Endişelenmeyi Nasıl Bırakırsın” adlı popüler HBR makalesinin yazarı, psikolog Micheal Gervais, insan potansiyelinin en büyük sınırlayıcısı olan soruna dikkat çekiyor. Gervais, bu sorunun FOPO adını verdiği, “başkaları ne düşünür korkusu” olduğunu iddia ediyor. Gervais; dünyaca ünlü atletlerin, sanatçıların ve müzisyenlerin yanı sıra Fortune 100 liderleri ve ekipleriyle birlikte çalışarak yeni kitabı Yetkinliğin İlk Kuralı’nda (Harvard Business Review Press) FOPO’nun üstesinden gelmek için yararlı zihinsel becerileri ve egzersizleri bizimle paylaşıyor. Kısmen düzenlenmiş olan bu alıntı, öz saygımızı dış kaynaklara dayandırmak-veya onay almak için başkalarına yönelme- eğilimimizi inceliyor.

Hillary Allen, sinirbilim alanındaki doktorasını tamamlamak üzereydi. Aynı zamanda skyrunning sporunda da birinci sıradaydı. Bu, kısaca, katılımcıların dağda yokuş yukarı uzun mesafe maraton koştuğu bir spor.

Finding Mastery podcast’imde bana şöyle bir anısından bahsetti. Öğretmenlik yapan Hillary, yaz tatilinde yarışmak için üç aylığına Avrupa’ya gitti. Kuzey kutup dairesinde olan Norveç, Tromsø’da o yaz gerçekleştirilen final yarışında yolu yarılamıştı bile. Tepeyi geçerken bir fotoğrafçı gözüne çarptı. Adam, onu yarışın teknik bir bölümünden dönerken fotoğrafını çekmek için bekliyordu. Hillary her zaman, hatta acı içinde olduğu zamanlarda bile, güldüğü için adam ona “Güler Yüz” adını takmıştı. “Marhaba Ian,” diye Hillary adamı selamladı. Adamın cevabıysa “Bu köşede benim için kocaman gülümse şimdi,” oldu.

Hillary’nin yarışa dair son hatırladıklarıydı bu. Bunun ardından, gevşek bir taşa basmasıyla uçurumun kenarından 46 metre aşağıya düşmüştü. Dik ve pek dost canlısı gözükmeyen bir kayanın tepesinde durana kadar vücudu dağlık alanda birkaç defa sekmişti. Bu olayın üstüne toplamda 14 kemiği kırılmıştı. Bunlar arasında her iki ayağı, her iki bileği, sırtındaki L-4 ile L-5 omurları ve beş kaburgası bulunuyordu.

Hillary’nin düştüğünü gören yarışçılardan biri, kendi hayatını tehlikeye atarak onu kurtarmak için aşağıya inme cesareti gösterdi. Hillary’nin açık yaraları vardı ve her tarafı kan içindeydi. Yaşamsal belirtilerini kontrol etmek yarışçının aklına bile gelmedi, o an bir cesetle karşı karşıya olduğunu düşünüyordu. Fakat Hillary’nin göğsü yükseldi ve bilincini geri kazandı.

Onu kurtaran adama ilk sözleri şunlar oldu: “İyi olacak mıyım?”

. . .

Belirsizliğin olduğu her alanda iyi veya güvende olduğumuzu bilmek isteriz. Doğumhane. Toplantı odası. Yatak odası. Sınıf. Ne zaman korkarsak, tedirgin olursak ve kafamız karışsa ya cevabı kendimizde ararız ya da söz konusu otoriteyi, yani başkalarının görüşlerini, baz alırız. Hillary soruyu sorduğunda, tam bir ölüm kalım meselesiydi. Fakat bu durum, aynı zamanda; korku, şüphe veya belirsizlik anlarında durumumuzu değerlendirmek için içgüdüsel olarak nasıl başkalarına başvurduğumuzu da çok güzel ortaya koyuyor.

Öz saygı, insan olarak değerimiz hakkında geliştirdiğimiz temel inançlarımızdır. Kendimizi nasıl gördüğümüz ve algıladığımızdır. İnsanların, bir değere ya da öneme sahip olmak için nasıl olmaları veya ne yapmaları gerektiği konusunda farklı görüşleri vardır.

Bir kişinin öz saygısı akademik yeteneklerine bağlıyken bir diğerininki başkalarının onu çekici görmesine ya da Tanrı’nın sevgi ve onayına bağlı olabilir. Öz saygı, genel olarak öz saygıyla ilgili alanlardaki başarı veya başarısızlıkla ilişkilendirilir. Başarı, sadece bir işi yapabildiğinizi göstermez. Aynı zamanda değerli ve önemli olduğunuzu vurgular. Sadece öz saygı bayrağımızı diktiğimiz alanlar söz konusu olduğunda kendimiz hakkında yargıda bulunuruz.

Öz saygımızı dış etmenlere bağlamak, işe yaradığı durumlarda kısa vadeli faydalar sağlayabilir. Başarı elde ettiğimizde duygusal ve kimyasal olarak ödüllendiriliriz. Hipotalamusumuz, yaygın olarak mutluluk hormonu olarak da adlandırılan dopamin hormonunu üretir. Bu sayede öz saygımız artar ve böylece güvende, emin ve üstün hissederiz.

Fakat başkalarından onay almaya ve toplum tarafından kabul görmeye olan bağımlılığın bir tarafı da karanlık bir alter ego’dur. Bu alternatif benlik, kendini zaman içerisinde ortaya çıkarır çünkü öz saygıyı dışa vurmak temel insan ihtiyaçlarını -yetkinlik, özerklik ve bağlılık- zayıflatır.

Öz saygınızı, belirli bir alandaki başarınız veya başarısızlığınızla ilişkilendirdiğinizde ilk dürtünüz kendinize ve başkalarına değer koşullarını karşıladığınızı kanıtlamak olur.

Öz saygımızı dış etmenlere bağlayarak kendimizi öz saygı elde etmeye çalıştığımız bitmez bir döngünün içinde buluruz. Öz saygımız, kişisel başarılarımızın bir nedeninden ziyade bir sonucu olduğunda kapana kısılırız. Bu durumda, öz saygımız başarılarla beslenirken; engeller, başarısızlıklar ve başkalarının görüşleri tarafından durmadan yıpratılır.

Öz saygıyı koşullara bağlama sorununu çözmek, düşündüğünüz kadar karmaşık değildir. Regresyon terapisine ve küçükken bakıcılarınızın alttan alta size verdiği şarta bağlı değer mesajlarını anlamaya ihtiyacınız yok. Ayrıca, büyürken katlandığınız duygusal veya fiziksel eziyeti tekrar çekmeniz gerekmiyor.

Tek yapmanız gereken, olduğunuz gibi değerli olduğunuzu anlamak. Aldığınız not (ister A ister F olsun), işiniz, yaşınız, maratonda ne kadar koştuğunuz, şirketteki pozisyonunuz, ilişki durumunuz, ne kadar paranız olduğu veya hapis cezası çekmeniz sizi tanımlamaz. Doğuştan gelen bir değeriniz var ve bu değer, yaptığınız ya da yapmış olduğunuz hiçbir şeye bağlı değil. Ne kadar erdemli olduğunuz veya kaç defa hata yaptığınız bunu belirlemez. Erdemli olup olmamanız veya yaptığınız hatalar, insan olarak değerinizi hesaplamada bir role sahip değildir. Yaptığınız eylemlerden dolayı değil, var olduğunuz için değerlisinizdir.

Öz saygıyla ilgili yanlış yerleşmiş bir görüşü daha fazla çözümleyip yıkmak için öz saygınızın temellerine inmeli ve bir farkındalık geliştirmelisiniz. Ne söz konusu olduğunda değer duygunuzu dış etmenlere bağlıyorsunuz? Hangi alanlarda değerli hissetmeniz için belli standartları karşılamanız gerekiyor? Öz saygınızın bağlı olduğu tek bir alan olmak zorunda değildir, birkaç alan bu görevi görebilir. Öz saygımızla ilgili fikrimizi en sık temellendirdiğimiz konular şunlardır:

  • Toplumsal onay: Öz saygım; kabul görmek, takdir edilmek ve onaylanmaya bağlıdır.
  • İş Ortamı: Öz saygım, iş yerindeki performans standartlarına bağlıdır.
  • Para: Öz saygım, finansal durumuma bağlıdır.
  • Akademik Başarı: Öz saygım, akademik başarıma bağlıdır.
  • Dış Görünüş: Öz saygım, çekicilikle ilgili kültürel standartları karşılayıp karşılayamama bağlıdır.
  • Sosyal Karşılaştırma: Öz saygım, belli bir alanda başkalarından “daha iyi” olmama bağlıdır.
  • Erdem: Öz saygım, erdemli biri olmama bağlıdır.
  • Ebeveynlik: Öz saygım, çocuğumun başarılarına ve refahına bağlıdır.
  • Güç: Öz saygım, güç algıma bağlıdır.
  • Tanrı Sevgisi: Öz saygım, Tanrı’nın sevgisine bağlıdır.
  • Aile Onayı: Öz saygım, ailemin isteklerini yerine uyup uymamama bağlıdır.

Öz saygınızın nerede olduğunu bilmek, size davranışlarınızı ve tepkilerinizi nelerin yönlendirdiğini anlamınıza yardımcı olur. Aynı zamanda, psikolojik olarak kırılgan olduğunuz noktalar bakımından farkındalığınızı geliştirmenizi sağlar.

HBR

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

TCMB karar günü: Petrol yükseliyor, manevra alanı daralıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Küresel mali piyasalar teknoloji hisseleri ile jeopolitik gerilimin arasında sıkışmış durumdalar. Alphabet ve Tesla’nın açıkladıkları güçlü bilançolar ile yapay zekâ altyapısına yönelik dev yatırım planları teknoloji hisselerini desteklemeye devam ederken, bu yatırımların ne ölçüde ve hangi zaman diliminde karşılık vereceği ise soru işaretlerini beraberinde getiriyor. ABD borsalarının dün geceyi düşüşle tamamlaması ardından bu sabah vadeli işlemlerde de hâkim rengin kırmızı olduğunu görüyoruz. Pasifiğin diğer ucunda ise yeni gün başlangıcında karmaşık bir seyir hâkim. Güney Kore borsası KOSPI %3 civarında yükselirken, lokomotif hisseler SK Hynix ve Samsung endeksi yukarıya taşıdı. Gösterge endeks Tokyo borsası yaklaşık %0,50 yükselirken, jeopolitik gündemin ağır basmasına rağmen, yapay zekâ yatırımlarının artık geçici bir tema olmaktan çıkıp uzun vadeli büyümenin temel dinamiklerinden biri hâline geleceği beklentisi teraziyi yeniden dengelemeye çalışıyor.

Lâkin küresel görünümün de hiç iç açıcı olmadığını belirtmemiz gerekiyor. Küresel borç sorunu her geçen gün daha da ağırlaşırken, 2025 yılı sonunda toplam borç stoku 348 trilyon dolara ulaştı. Böylece küresel borcun milli gelire oranı %308’e yükselirken, dünya ekonomisinin ürettiği her 1 dolarlık gelire karşılık 3 dolardan fazla borç yükü taşınıyor. Üstelik bu borcun en büyük kaynağı olan ABD’de tablo daha da dikkat çekici bir görünüm sergiliyor. Son yıllarda enflasyonun ağırlıklı olarak talep değil, arz yönlü sorunlardan beslenmesi, küresel faizlerin yüksek kalmasına ve dolayısıyla finansal istikrar üzerindeki baskının artmasına neden oluyor. Zaten sene başında kağıt ve mürekkep para sistemine baş kaldıran kıymetli metallerin hikâyesi, Fed’de direksiyonun başına geçecek isim olarak açıklanan Warsh ve devamında savaş döneminde dolar likiditesinin sıkışmasıyla yarıda kalmıştı.

Orta Doğu’da tansiyon her geçen gün yükselirken, İran ile ABD arasındaki gerilimin hem kapsamı hem de etkileri giderek büyüyor. Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik risklerin yanı sıra Husilerin Kızıldeniz’de petrol tankerlerini hedef almasının ardından Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı bu sabah %2 yükselerek 96 doların üzerine geldi. Tam üç hafta önce 70 dolar seviyesine kadar gerileyen petrolün son altı haftanın zirvesi olan psikolojik 100 dolar seviyesine kadar yükselmesi moralleri bozuyor.

Yaklaşık beş aydır devam eden çatışmaların Hürmüz Boğazı’nın ardından Bab el-Mendeb Boğazı’nı da etkilemesi, dünya petrol ve doğal gaz ticaretinin dörtte birinden fazlasını risk altına sokabilecek nitelikte olduğunu hatırlatmak isteriz. Yükselen enerji fiyatları enflasyon endişelerini yeniden artırırken, diğer taraftan Rusya-Ukrayna savaşı da dördüncü yılında daha tehlikeli bir boyuta evriliyor. Ukrayna’nın Rusya’nın günlük yaşamını ve kritik altyapısını hedef alan saldırılarına karşılık Moskova’nın Karadeniz’deki ticari tahıl gemilerini doğrudan hedef almaya başlaması, çatışmanın küresel ticaret ve gıda güvenliği açısından yeni bir risk oluşturduğunu gösteriyor. Son olarak, Odessa Limanı’ndan tahıl yüküyle ayrılan Türk bağlantılı bir kuru yük gemisinin Rus füzeleriyle vurulması bu endişeleri daha da artırdı. Karadeniz’de ticari gemilere yönelik saldırıların yoğunlaşması ve küresel kuraklığın etkisiyle tahıl fiyatlarında yukarı yönlü baskının güçlenebileceğini, bunun da enerji fiyatlarındaki yükselişle birlikte küresel enflasyon üzerinde ilave baskı yaratabilecek önemli bir risk unsuru olduğunu değerlendiriyoruz.

Hazır enflasyondan söz etmişken, faiz vadeli kontratları Fed’in bu yıl toplam 42 baz puanlık faiz artışı yapabileceğini fiyatlıyor. Eylül ayına yönelik faiz artışı ihtimali bu sabah %80 seviyesine yükselerek büyük ölçüde satın alınmış durumda. Doların piyasa kuru olan DXY 101 seviyesinin kıyısında salınırken, doların piyasa faizi olan 10 yıllık gösterge tahvil bu sabah %4,66 seviyesine kadar yükselerek taraflar arasında imzalanan mutabakat zaptı öncesi seviyelere geri döndü. Yapay zekâ kaynaklı büyüme beklentileri risk iştahını desteklemeye devam etse de, petrol ve tahıl fiyatlarındaki yükseliş ve jeopolitik gerilimler küresel piyasalar üzerinde önemli bir baskı unsuru olmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Bu gidişatın da pek de hayra alamet olmadığını peşinen not etmek isterim! Ekonomi ile jeopolitika gerçekten bu kadar çok mu ayrışıyor, biz de bazen şaşırıyoruz. Biraz daha açmak gerekirse, piyasaların gelişmeleri pek de umursamadığını düşünüyoruz zira finansal piyasalarda var olan iyimserlik ile kartopu misali büyüyen riskler uyuşmuyor. Her ne kadar yarın kriz olacak modunda olmasak da, gelişmelerin bizi rahatsız ettiğini de itiraf etmemiz gerekiyor.

Bu kafa karışıklığında, kıymetli metallerin yeniden ‘ayağa kalkmasını’ da sadece bir tesadüf olarak görmemek gerekiyor. Yukarıda da değindiğimiz üzere, kredibilitesi yüksek ve Trump’ın ‘oyuncağı’ olmayacak Warsh isminin öne çıkması ve devamında patlak veren savaş ardından beş aydır burun aşağıya giden kıymetli metaller, önemli teknik seviyelerden yüzünü yukarıya doğru çevirmeye başladı. Altının ons fiyatı dün gün içerisinde 4,165 dolar seviyesini test ederken, gümüş ise 61 dolar seviyesine kadar yükseldi. Teknik mânâda önemli seviyelerin test edilmesi ardından başlayan yükseliş bizleri mutlu etse de, gidişatı temkinli bir şekilde takip edeceğiz. Bu hafta hem gümüş hem de altın cephesinde bir kademe uzun pozisyon açtık. Kıymetli metallerin mütemadiyen satış baskısına maruz kalan karamsar havasından kurtulup güvenli liman kimliğini bir an önce tekrar kazanmasını fiyatlayarak yolculuğa eşlik etmeye çalışacağız. Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin 65,500 dolar seviyelerinde ve önemli bir eşikte gelişmeleri takip ediyor.

Türkiye cephesinde ise TCMB’nin olağan PPK toplantısı günün en önemli gündem maddesi olarak takip edilecektir. Her ne kadar politika faizinin %37 seviyesinde sabit tutulacağına kesin gözüyle baksak da, jeopolitik risklerin hem Türkiye’nin kuzeyinde hem de güneyinde tırmandığı bir dönemde, politika metninin satır aralarını dikkatle irdeleyeceğiz. Bununla birlikte, uzun süredir uygulanan dezenflasyon politikalarının bir yan etkisi olarak Türkiye ekonomisinin yüksek faizlerin gölgesinde sanayisizleşme riskiyle karşı karşıya kaldığının da altını çizmek gerekiyor. Hasta bir türlü acilden çıkamadı! Nitekim dün bu noktaya İSO Başkanı Erdal Bahçıvan da dikkat çekti. Politika yapıcıların bugün politika metininde şahin ifadelere yer vereceğini düşünüyoruz. Jeopolitik gelişmelerin ötesinde, TCMB’yi asıl rahatsız eden unsurun Haziran ayında çekirdek enflasyonda yeniden gözlenen ivmelenme olduğunu düşünüyoruz. Bu eğilimin Temmuz ayında da devam edip etmeyeceği yakından takip edilecektir.

USDTRY kuru hafta sonu fonlama etkisinin de yardımıyla Pazartesi valörlü işlemlerde 47,23 seviyesine yükselirken, enerji fiyatlarının TCMB’nin hem cari açık hem de enflasyonla mücadelesini zorlaştıracağı beklentisiyle iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %42 seviyesine dayanarak son altı haftanın zirvesine yükseldi (bakınız grafik). Türkiye risklerinin yabancı nezdinde barometresi konumunda beş yıl vadeli CDS risk primi de 241 baz puan seviyesine yükselerek son altı haftanın zirvesinde salınmaya devam ediyor.

Hafta sonu riskini taşımak istemeyeceğini düşündüğümüz piyasa aktörlerinin gün içindeki pozisyonlanmasını yakından izleyeceğiz. TCMB’nin faiz kararının yanı sıra makro cephede tüketici güven endeksi, TCMB ve BDDK’nın haftalık bültenlerini takip edeceğiz. Yurt dışında ise bugün Avrupa Merkez Bankası’nın olağan faiz toplantısı gündemde yer tutsa da, faiz oranlarında herhangi bir değişiklik beklemiyoruz. ECB’nin bugün bekle-gör yaklaşımını benimseyerek, Eylül ayında ilave faiz artışı ihtimalini masada tutacağını ve enflasyon görünümüne bağlı olarak ilave sıkılaşmaya kapıyı açık bırakacağını değerlendiriyoruz. EURUSD paritesi 1,1430 seviyelerinde yatay.

Türkiye 2 yıl vadeli gösterge tahvil vs Brent cinsi ham petrol

1784781393fe317a792f990fe0eac27a225fb2f6b8_1_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İş Bankasından 12 yıl vadeli katkı sermaye niteliğinde eurotahvil ihracı

İşlemin kupon faiz oranı, ihraca gelen güçlü talep sayesinde ilk açıklanan gösterge seviyenin 35 baz puan altında, yüzde 8,40 olarak belirlendi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye İş Bankası, uluslararası sermaye piyasalarında 500 milyon dolar tutarında, 12 yıl vadeli ve 7. yılda erken geri ödeme opsiyonlu katkı sermaye niteliğinde yeni bir eurotahvil ihracı gerçekleştirdi.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, işlemin kupon faiz oranı, ihraca gelen güçlü talep sayesinde ilk açıklanan gösterge seviyenin 35 baz puan altında, yüzde 8,40 olarak belirlendi.

Geniş bir coğrafyaya yayılmış uluslararası yatırımcıların ilgi gösterdiği işlemde eurotahvillerin yüzde 46’sı İngiltere’ye, yüzde 20’si Avrupa’ya, yüzde 17’si ABD’ye, yüzde 16’sı Orta Doğu’daki yatırımcılara ve yüzde 1’i Asya’daki yatırımcılara satıldı.

Açıklamada görüşlerine yer verilen İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Ebru Özşuca, jeopolitik belirsizliklerin ve küresel piyasalardaki dalgalanmaların yüksek seyrettiği bir dönemde gerçekleştirilen bu işlemin, uluslararası yatırımcıların hem Türkiye ekonomisine hem de İş Bankasına duyduğu güveni bir kez daha teyit ettiğini belirtti.

Özşuca, Orta ve Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika bölgelerine bugüne kadar gerçekleştirilen en uzun vadeli katkı sermaye niteliğindeki piyasa işleminin, bu özelliğiyle uluslararası sermaye piyasaları açısından önemli bir referans niteliği taşıdığını kaydetti.

– Uluslararası yatırımcılardan güçlü talep

İşlemin, güçlü yatırımcı talebi sayesinde son dönemde uluslararası sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlerde görülen seviyelerin altında bir yeni ihraç primiyle tamamlandığını vurgulayan Özşuca, bunun İş Bankasının güçlü finansal yapısına, uluslararası yatırımcı tabanının derinliğine ve uzun yıllara dayanan güven ilişkisine duyulan inancın somut bir göstergesi olduğunu anlattı.

Özşuca, son bir yıl içerisinde uluslararası piyasalarda toplamda 1,5 milyar dolar tutarında üç ayrı katkı sermaye nitelikli Eurotahvil ihracını başarıyla gerçekleştirdiklerine dikkati çekerek, bankanın sermaye yapısını daha da güçlendiren uzun vadeli bu kaynakların reel sektörün finansman ihtiyaçlarının desteklenmesine katkı sağlayacağını aktardı.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek

Yayınlanma:

|

Yazan:

İSO 500 Verileri Alarm Veriyor: Finansman Yükü Hafiflese de Sanayicinin Omuzundaki Baskı Sürüyor

İSO 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 verileri, Türkiye sanayisinin yüksek faiz ve sıkı para politikasının etkilerini hissetmeye devam ettiğini açık şekilde ortaya koyuyor. Finansman maliyetlerinde 2024 yılına kıyasla sınırlı bir iyileşme görülse de, şirket bilançoları üzerindeki baskı hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde seyrediyor.

Hatırlanacağı üzere, 2024 yılında İSO 500 şirketlerinin finansman giderleri yalnızca %16 artmasına rağmen, faaliyet kârı %31,6 gerilemiş, bunun sonucunda finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %56,9’dan %96,6’ya yükselerek tarihi zirvelerden birine ulaşmıştı. Başka bir ifadeyle, sanayi şirketleri faaliyetlerinden elde ettikleri kârın neredeyse tamamını finansman giderlerine ayırmak zorunda kalmıştı.

2025 yılı verileri ise bu baskının kısmen hafiflediğini ancak sorunun henüz çözülemediğini gösteriyor.

Net satışlar 2025 yılında %27 artış gösterirken, finansman giderleri %38,1 gibi daha yüksek bir oranla artarak 854,7 milyar TL’ye ulaştı. Böylece finansman giderlerinin net satışlar içindeki payı %6’dan %6,6’ya yükseldi. Bu tablo, satış gelirleri artsa bile finansman maliyetlerinin daha hızlı büyüdüğünü ve şirketlerin önemli bir bölümünün büyüme performansını kredi maliyetleri nedeniyle bilançolarına yansıtamadığını ortaya koyuyor.

Olumlu tarafta ise faaliyet kârındaki toparlanma dikkat çekiyor. Faaliyet kârı 2025 yılında %57,1 artışla yaklaşık 1 trilyon TL’ye ulaşırken, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %96,6’dan %84,9’a geriledi. Bu gelişme ilk bakışta önemli bir iyileşme gibi görünse de, tarihsel perspektiften bakıldığında tablo hâlâ endişe verici.

Çünkü 2015-2024 döneminde finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı ortalama %64,5 seviyesinde gerçekleşmişti. Buna göre 2025 yılında kaydedilen %84,9’luk oran, uzun dönem ortalamasının yaklaşık 20 puan üzerinde bulunuyor. Bu da sanayi şirketlerinin yüksek faiz ortamının yarattığı finansman baskısını hâlâ yoğun şekilde yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.

Verilerin Verdiği Mesaj

İSO 500 sonuçları, para politikasındaki sıkılığın reel sektör üzerindeki etkisinin henüz sona ermediğine işaret ediyor. Faaliyet kârlılığındaki toparlanma olumlu olmakla birlikte, şirketlerin ürettiği katma değerin çok önemli bir kısmı finansman maliyetleri tarafından tüketilmeye devam ediyor.

Bu nedenle firmalar açısından önümüzdeki dönemde;

  • işletme sermayesi yönetiminin güçlendirilmesi,
  • nakit dönüş süresinin kısaltılması,
  • borç vadesi ve faiz riskinin yeniden yapılandırılması,
  • özkaynak finansmanının artırılması,
  • verimlilik ve kârlılık odaklı üretim modellerine geçilmesi,

her zamankinden daha kritik hale geliyor.

Sonuç olarak, 2025 verileri finansman baskısının zirveden geri dönmeye başladığını gösterse de, sanayi sektörünün hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde bir faiz yükü taşıdığını ortaya koyuyor. Bu görünüm, para politikasındaki normalleşmenin hızına bağlı olarak 2026 yılında finansman maliyetlerinin seyri açısından belirleyici olmaya devam edecek.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.