Connect with us

GÜNCEL

Gümrük Tarifeleri: Harekete Geçmemenin Maliyeti

Yayınlanma:

|

Dış ticaret vergileri/harçları bir haber başlığından daha fazlasına işaret eder. Söz konusu tarifelerin küresel ticaret üzerindeki kontrolünü sıkılaştırması şirketlerin riskleri hafifletme ve fırsatları yakalama konusunda kararlı hareket etmelerini zorunlu kılar.

Birçok iş kolunu etkileyen bu tarifeler, uzak bir politika meselesi olmaktan çıkmış; hemen çözüm üretilmesi gereken karmaşık ve zorlu bir hal almıştır. Şirketlerin yönetim kadrolarının parçalanmış küresel ekonominin yıkıcı zemininde yol almak için kararlı olmaları ve daha geniş etkiler yaratmak için plan yapmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, hem kısa vadeli kararlar hem de uzun vadeli stratejiler, riskleri hafifletmek ve değişen koşulları kendi avantajlarına dönüştürmek için gereklidir.

Dış ticaret tarifelerini bir bağlama yerleştirip oradan değerlendirmek, onları arkasında daha büyük bir jeopolitik değişimin ve trendin belirtileri olarak görmeyi de mümkün kılar. Bununla birlikte, küreselleşmiş dünyadan küresel sonrası (post-global) dünyaya bir kapı açılır.

Dünya ekonomisini daha çok birbirine bağlı kılan uzun bir piyasa entegrasyonunun ardından, halk veya seçmen kitlesi ekonomik entegrasyon politikalarına karşı direnç göstermeye başladı. Bu durum, birçok ülkenin ihracata dayalı ekonomiler için zararlı olabilecek daha fazla korumacı politika uygulamayı veya düşünmeyi tercih etmesiyle sonuçlandı. Bu korumacı politakaların doğal bir sonucu olan parçalanmış piyasalar, dış ticaret yapan işletmeler için daha maliyetli olmasına, herhangi bir tahmin veya öngürü hatasında daha sert sorunlarla karşılaşmalarına sebep oldu.

BASİT VE YÜZEYSEL CEVAPLARIN CAZİBESİNE KAPILMAYIN

Gümrük tarifelerinin, piyasalar, ekonomi veya belirli bir sektör üzerindeki tam ve net etkisini tahmin etmek zor ve riskli bir iştir. Döviz ayarlamaları, karşılıklı tarifeler ve değişen ticaret akışları, doğrusal hesaplamaları zorlayan yankı etkileri yaratır. Bu etkileri nicel olarak ölçme çabaları bazen doğru olduğu yanılgısına kapılabilir ve işletmeleri önlerindeki karmaşıklıklara karşı hazırlıksız bırakabilir. Stratejik hamleler, belirsizliğin dengeli bir şekilde anlaşılmasını gerektirir; modellere veya varsayımlara körü körüne güvenmek değildir.

Genel olarak, uygulanan dış ticaret tarifesi devletin tasarruflarını artıran (devletin geliri ile harcaması arasındaki fark) bir devlet vergisinin somut örneğidir, ancak bu gelirin karşılığında ülke ekonomisinin farklı sektörleri zarar görür:  Tüketiciler  daha yüksek fiyatlarla karşılaşabilir, ithal ürünün maliyeti işletmelerin kar marjını daraltabilir ve yabancı ticaret ortaklarının dış ticaret dengeleri bozulabilir. Böylece, bir hükümetin ekonomik veya ticaret politikalarında yaptığı değişikliklerin hangi sektörü zarara uğratacağı, arz ve talep dengelerinin karmaşık bir etkileşimi tarafından belirlenir. Bu denge, sadece belirli bir ürünle ilgili değil, aynı zamanda ürünün üretim sürecindeki her aşaması ve buna bağlı diğer sektörler için de geçerlidir. Kısacası, politika değişikliğinin etkileri ürünlerin arz-talep dengelerine ve bu ürünlerin üretim süreçlerine göre farklılık gösterir.

Vergilerin geniş çapta arttırılması durumunda ise, bu durumun politikaya genel etkisini (ekonomiye, sektörlere ve bireylere) tam olarak öngörmek neredeyse imkânsızdır.  Aynı zamanda, vergilerden kaynaklanan maliyetin tamamının yabancı ticaret ortakları ya da tüketiciler tarafından karşılanması da olası değildir. Küresel ekonomi 2017’de olduğundan çok farklı bir noktada olsa da, o dönemde vergilerin ABD tüketici fiyat enflasyonu üzerinde görmezden gelinebilir bir etkisi vardı; ancak ürün bazında etkiler farklılık gösterdi ve bu etkilerin sonuçları zaman içerisinde değişti.

Bunun ötesinde, ABD vergi politikasındaki herhangi bir değişiklik, hem ABD ekonomisi içinde (örneğin, yerli ikamelerin yaratılması) hem de ABD ekonomisi dışında (örneğin, gümrük tarifesi olan ülkelerden tarifesiz ülkelere ticaret akışının yön değiştirmesi) birçok etki ve karşı etki yaratacaktır. Şüphesiz bu etkiler işletmelerin  iş planlarını ve operasyonlarını aksatacaktır fakat makroekonik etkileri de hafifletmeye yardımcı olacaktır.

Daha geniş bir açıdan bakıldığında, vergilerden kaynaklanan enflasyonist baskılar, yöneticilerin düşündüğünden daha düşük olabilir. (Bkz. Şekil1) Çok yıkıcı bir senaryo örneği vermek gerekirse—Çin’e uygulanan %100 ithalat tarifelerinin aniden yürürlüğe girmesi—net enflasyon şokunun, arzın küresel ölçekte kısıtlandığı ve talebin ise artırıldığı pandemi sonrası enflasyon şokundan çok daha az şiddetli olduğu görülebilir.

  • Genel fiyat etkisi, pandemi sonrası enflasyondan daha düşük olabilir.

Şekil 1

Varsayımlar

Sonuç

Konservatif Varsayım No. 1: Çin’den ABD’ye ithal edilen tüm ürünlere %100 gümrük vergisi uygulanması Sonuç, reel GSYH üzerinde hiçbir etkisi olmadan nominal GSYH’de ABD için 540 milyar $ artış olur.
Konservatif Varsayım No. 2: Gümrük vergisinin toplam yıllık maliyetinin (540 milyar $) tamamen yurtiçinde karşılanması Bu, ABD’nin 29 trilyon $ GSYH’sine 540 milyar $ eklenmesine eşdeğer olur ve fiyat seviyelerinde %1,6’lık bir kaymaya neden olur.
Kaynak: Bain & Company

Ek olarak, mevcut %2,6’lık enflasyon seviyelerine eklendiğinde, ortaya çıkan %4,2’lik tek yıllık enflasyon oranı, Haziran 2022’deki %9,1’lik zirvenin yarısından daha azdır.

Şimdi harekete geçin, plan yapın: İki taraflı bir zorunluluk

Bu yeni dünya düzeninde başarılı olabilmek için iki cephede harekete geçmek gerekmektedir: kısa ve uzun vadeli.

Şimdi harekete geçin

İşletmeler üç ana sorumluluğu alarak harekete geçebilir:

  • Değer zincirinizi üretime ve satışa dönük yukarı ve aşağı akış süreçlerini anlayın ve bu süreçlerin sınırları nasıl geçtiğini tespit edin.
  • Etkileri test etmek için senaryolar geliştirin.
  • Nerede pazarlık ve fiyatlandırma gücünüz olduğunu ve nerede bu gücü geliştirmeniz gerektiğini belirleyin.

Senaryolar, iş dünyasını test etmek için gereklidir, ancak günümüzün dinamikleri çok fazla değişkenlik gösterirken bu senaryoların birçoğu kaçınılmaz olarak yanlış olacaktır. Bu uygulama, belirli sonuçlar üretmekle ilgili değildir; senaryolar, kesin olmaktan çok, olasılıkları dikkate alarak güvenlik açıklarını ortaya çıkarmak için faydalı araçlardır. Örneğin, üreticiler, maruz kalabilecekleri risklerin nasıl ve nerede gelişeceğini anlamak için bir dizi senaryoyu test edebilir. Bu senaryolar, (1) düşük şiddette küçük yapısal tarife değişikliklerinden, (2) bölgelere veya (3) sektörlere özgü olabilecek kademeli artışlarla orta düzey tarifelere ve (4) belirli ülkeler üzerindeki aniden ve sert bir şekilde artan tarifelere ve bazı sektörler için ek tarifelere kadar uzanabilir.”

İşletmeyi test etmek için potansiyel vergi senaryolarının bazı örnekleri:

Şekil 2

Senaryolar kapsam ve zaman dilimine göre değişir

Bölgeye Özel Tarifeler Sektöre Özel Tarifeler

Evrensel Tarifeler

Tarifelerde küçük veya hiç değişiklik olmadığı durumlarda Senaryo 1: “Müzakere Sanatı” Tarifeler, belirli konularda (göç, uyuşturucu, ulusal güvenlik) jeopolitik müzakereleri ilerletmek için tehdit olarak kullanılır; düşük risk
Orta Düzey Tarifeler: kademeli artış Senaryo 2: “Çin ve USMCA Politika Çatışmaları” Belirli ticaret ortaklarını hedef alan tarifeler (özellikle Çin, Meksika, Kanada), muhtemelen AB ve İngiltere dışındaki ülkeler Senaryo 3: “Önce Amerika Üretimi”

10-40% tarifeler; teknoloji, otomotiv, çelik veya enerji gibi sektörleri hedefler; üreticileri küresel çapta doğrudan etkiler

Hızlı ve sert tarife artışları Senaryo 4: “Seçim Vaatleri Gerçekleşiyor” Evrensel tarifeler: %10–20 ve %60–100 arasında değişen oranlar; hedef sektörlere ek tarifeler; ticaret ortaklarından misilleme tarifeleri; uzun süreli ticaret savaşına yol açabilir

Bu bağlamda, şirket düzeyinde tarife engellerine maruz kalma derecesini değerlendirmek çok önemlidir. Çünkü bu etkiler, aynı sektördeki şirketler arasında bile önemli ölçüde farklılık gösterebilir. Örneğin, otomobil üreticileri, tedarik zincirlerinin kurulumu farklı olduğundan dolayı birbirlerinden farklı yollar izleyebilirler. Mevcut ayak izlerini optimize etmek için, ABD üretim tesislerinde yerel pazar için üretim yaparak ve ABD’deki tesislerde maksimum kapasite ile montaj yaparak hacimlerini yeniden düzenleyebilirler. Ayrıca, mevcut üretim tesislerinin esnekliğini artırmak için yatırım yapabilirler, böylece koşullara göre hacimleri artırıp azaltabilirler. Ve mevcut tesislerinde, özellikle Meksika’daki tesisler için, gelecekteki büyük ölçekli yatırımları yeniden değerlendirebilirler.

Şimdi Plan Yapın

Parçalanmış ve dağılmış bir ticaret dünyasında uzun vadeli başarı elde etmek için öngörü, uyum sağlama ve dayanıklılığı vurgulayan stratejileri benimsemek gerekir. Bir diğer önemli husus ise, manevra yapacak alan yaratmak için riskleri sınırlama ve opsiyonlar geliştirmektir.

Şimdi hareket et” kısmında değer zincirlerini haritalandıran şirketler, maruz kaldıkları engelleri daha geniş bir şekilde anlamaya yönelik daha disiplinli bir yaklaşım benimseyebilirler. Örneğin, tedarik zincirlerinde karşılaştığı riskleri ve bu risklere maruz kalma seviyelerini anlamak, potansiyel kesintilerin ortaya çıkaracağı zorlukları izlemeye ve analiz etmeye yönlendirebilir ve  bu volatilite ile başa çıkabilmek için bir refleks oluşturabilir.

İlk adım, şirketinizin dünya görüşü etrafında şekillenmektedir. Küresel olarak yeniden yapılanma göz önüne alındığında, şirketinizi bir aktivist yatırımcı gibi analiz edin. Bu pazar için değer yaratan faktörleri tanımlayan iki sayfalık bir yatırım tezi nasıl yazılır? Şirketin değerlemesi için gerekli ve temel olan kritik pazarlar, ürünler ve tedarikçiler nelerdir? Bu yatırım tezini incelediğinizde, şirketinizin kritik riskleri nelerdir?

Öngörme:

Bu yetenek, sektörünüzün geleceği hakkında, rekabet avantajı yaratabilecek kadar güçlü inançlar oluşturmayı içerir. Gerçekçi olarak, gümrük vergileri tarafından tetiklenen yan etkileri ön görmek zordur ve bu tarz dinamiklere aşırı güven duygusuyla yaklaşmak büyük bir risktir Bunun yerine, işinize etki eden faktörlere odaklanın. Fazlaca uç ama olası bir sonuçta geliriniz ve kar marjlarınız üzerindeki potansiyel etki ne kadar büyüktür?

  • Yeni bir vergi/maliyet engeliyle karşılaşacak mıyız, ve eğer öyleyse, bunun büyüklüğü nedir ve ne kadar sürecek?

Uyum Sağlama

Uyum sağlamak, işinizi rakiplerinizden daha hızlı bir şekilde değiştirebilmek anlamına gelir. En başarılı şirketler,  politika ortamındaki değişim hızına uyum sağlayacaklardır ki bunun da sürekli değişim gösterdiğini unutmayın.

  • Yurtdışındaki rakiplerimiz, fiyatları düşürüp mevcut pazarlarımızda bize karşı daha hızlı hareket ederek rekabet ederler mi? Eğer öyleyse, başka pazarlar bulabilir miyiz? Bu pazarlar yeterli olur mu?

Dayanıklılık

Üstün dayanıklılığa sahip şirketler, şoklara rakiplerinden daha iyi dayanırlar. Şirketler yeterince hızlı uyum sağlayamazlarsa, dayanıklılıklarını inşa etme yetenekleri hayati önem taşır. Bu, acıyı ne kadar süre dayanabilecekleri ve bunu hafifletmek için geliştirdikleri stratejilere bağlı olacaktır. Bu aynı zamanda zaman ufkuna da bağlıdır: Acıyı absorbe etme kapasitesi sonunda tükenir.

  • Eğer işler ters giderse ana değer kaynağına sahip bir işi satın almalı mıyız?

Karmaşıklığı Yönetmek, Fırsatları Güvence Altına Almak

Tarifeler, daha geniş bir ekonomik yeniden yapılanmanın belirtisidir; bu yeniden yapılanma, işletmelerin nasıl faaliyet göstereceğini yeniden şekillendirecektir. Hızlı bir şekilde ve sofistike bir yaklaşımla tepki veren şirketler, sadece dayanıklılık gösterip kalkınmakla kalmayacak, aynı zamanda post-global dönemde lider olarak kendilerini konumlandıracaklardır. Tereddüt edenler içinse maliyetler büyük ve geri döndürülemez olabilir.

Kaynak: https://www.bain.com/insights/tariffs-the-costs-of-inaction/

Yazarlar: Karen Harris, François Faelli, Hugo Parkinson ve Dunigan O’Keeffe

Çeviren: Hilal Şeyma Süren

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Şirketiniz 25-16 ve 25-12 geriye düştüğünde ne yapıyor?

Yayınlanma:

|

Filenin Sultanları’nın İtalya karşısındaki finalini çocuklarınıza mutlaka izletin. Şirket çalışanlarınıza da izletin. Çünkü bu maçta onlarca iş kitabının anlatmaya çalıştığı liderlik, kriz yönetimi, takım ruhu, motivasyon, dayanıklılık ve vazgeçmeme kültürünü 122 dakikada canlı olarak gördük.

Ben olsam bu maçı bir kurumsal eğitim materyali olarak kullanırım.

Hatta yöneticilere tek bir soru sorarım: “Sizin şirketiniz 25-16 ve 25-12 geriye düştüğünde ne yapıyor?”

Çünkü şirketler iyi günlerde değil, 25-16 ve 25-12 geriye düştüklerinde gerçek karakterlerini gösterir.

Filenin Sultanları’nın Avrupa finalinde yaşadığı tam olarak buydu.

İlk set: 25-16 İtalya.

İkinci set: 22-25 Türkiye.

Üçüncü set: 25-12 İtalya.

Final oynuyorsunuz.

Rakibiniz dünyanın en güçlü takımlarından biri. İtalya sıralamada dünya birincisi.

Üçüncü sette 13 sayı fark yemişsiniz. Ve bir sonraki seti kaybederseniz Avrupa şampiyonluğu gidiyor. İşte tam burada normalde birçok takımın psikolojisi çöker.

Ama asıl hikâye burada başlıyor.

Vargas ağlıyor…

Belki de maçın en önemli görüntüsü buydu.

Melissa Vargas gibi dünyanın en önemli oyuncularından biri, üçüncü setin ardından yaşadığı hayal kırıklığıyla gözyaşlarına boğuluyor.

Düşünün:

Finaldesiniz.

Milyonlarca insan sizi izliyor.

En önemli oyuncunuz ağlıyor.

Takımın morali yerde.

Rakip özgüvenli.

Skor kötü.

İşte şirketlerde de kriz tam olarak böyle gelir.

Bir anda satışlar düşer.

Nakit akışı bozulur.

Banka limitleri daralır.

Maliyetler yükselir.

En iyi çalışanınız istifa eder.

Rakip agresifleşir.

Yönetim baskı altına girer.

Ve birileri çıkar: “Bu şirket artık toparlanamaz” der.

Peki Filenin Sultanları ne yaptı?

Vargas’ı suçlamadı.

Takım arkadaşını yalnız bırakmadı.

Krizi büyütmedi.

Birbirlerine sahip çıktılar.

Ve yeniden sahaya çıktılar.

Bence bu maçın iş dünyasına verdiği en büyük derslerden biri budur.

İyi takım, kötü günde belli olur

İyi günde herkes takım olabilir.

Satışlar yükselirken herkes mutludur.

Kâr açıklanırken herkes yöneticidir.

Primler dağıtılırken herkes şirketini sever.

Asıl mesele şudur: İşler kötü gittiğinde ne yapıyorsunuz?

Bir çalışan hata yaptığında onu herkesin önünde küçük düşürüyor musunuz?

Yoksa hatasını düzeltmesi için yanında mı duruyorsunuz?

Bir departman hedefini tutturamadığında suçlu mu arıyorsunuz?

Yoksa çözüm mü arıyorsunuz?

Bir yönetici psikolojik olarak çöktüğünde onu yalnız mı bırakıyorsunuz?

Yoksa: “Buradayız, beraber toparlayacağız” mı diyorsunuz?

Filenin Sultanları’nın üçüncü setten sonraki görüntüsü, bunun cevabını veriyor.

25-12’den sonra ne yaptılar?

Dördüncü set başlıyor. Türkiye o çöküşten öyle bir çıkıyor ki seyirci inançlı ve rakip şaşkın. Uzatma setine hızlı ek enerji ile başlandı.

Türkiye: 1-5 önde.

Sonra: 3-10 önde.

Takımın psikolojisinde şu düşünce oluştu: “Bugün olacak.”

Türkiye’nin düşüncesi dönüştü: “Daha maç bitmedi.”

Ve oyun değişiyor.

İtalya’nın rahatlığı bozuluyor.

Türkiye’nin özgüveni yükseliyor.

Seyircinin enerjisi sahaya yansıyor.

Türkiye dördüncü seti: 21-25 kazanıyor.

Bir anda maç yeniden başlıyor.

İşte şirket yönetiminde buna kriz dönüşü denir.

Geçmişteki skoru değiştiremezsiniz.

25-12 artık 25-12’dir.

Ama: Bir sonraki sayıyı kazanabilirsiniz.

Şirketlerde de aynı.

Geçmişte yaptığınız hatayı silemezsiniz.

Ama bir sonraki kararı doğru verebilirsiniz.

Beşinci set: İşte karakter burada ortaya çıkıyor

Final seti başlıyor.

Skor: 4-4.

Artık hata yapmanın maliyeti çok yüksek.

Türkiye disiplinini kaybetmiyor. 5-9 öne geçiyor.

Sonra: 7-12.

İtalya’nın direnci kırılmaya başlıyor.

Ve son: 10-15.

Maç bitiyor.

Türkiye Avrupa Şampiyonu!

İşte burada çok önemli bir yönetim dersi var: Krizden çıkmak yetmez. Krizden çıktıktan sonra disiplininizi korumanız gerekir.

Çünkü şirketler çoğu zaman krizde değil, krizden çıktıklarını zannettikleri anda hata yapar.

“En iyi çalışanım kurtarsın” anlayışı şirketleri kurtarmaz

Vargas olağanüstü bir oyuncu.

Ama Vargas tek başına şampiyon olmadı.

Takım oldu.

Herkes üzerine düşeni yaptı.

Birisi hücum etti.

Birisi blok yaptı.

Birisi savunma yaptı.

Birisi topu çıkardı.

Birisi moral verdi.

Birisi kenardan destek oldu.

İşte şirket de böyle çalışır.

CEO tek başına şirketi kurtaramaz.

Genel müdür tek başına şirketi büyütemez.

Finans direktörü tek başına nakit akışını düzeltemez.

Satış ekibi tek başına kâr yaratamaz.

Operasyon tek başına müşteri memnuniyeti sağlayamaz.

Şampiyonluğu yıldızlar değil, takım kazanır.

Kurumsal şirketlerin en büyük problemi: Krizde birbirini suçlamak

Türkiye’de şirketler kriz dönemlerinde bazen çok yanlış bir refleks gösteriyor:

Suçlu aramak.

Satış suçlanır.

Finans suçlanır.

Muhasebe suçlanır.

Banka suçlanır.

Ekonomi suçlanır.

Müşteri suçlanır.

Rakip suçlanır.

Çalışan suçlanır.

Herkes suçludur ama kimse çözüm üretmez.

Oysa kriz masasında sorulması gereken soru: “Kim suçlu?” değil.

“Bir sonraki sayıyı nasıl alacağız?” olmalı.

Filenin Sultanları bunu yaptı.

25-12’yi tartışmadılar.

25-21’i aldılar.

Sonra beşinci seti kazandılar.

Ve kupayı kaldırdılar.

Çocuklara bu maçı izletin

Çünkü çocuklara hayatı anlatırken sadece: “Başarılı ol” demek yetmez.

Onlara başarısızlıkla ne yapacaklarını da öğretmek gerekir.

Bu maç çocuğa şunu öğretiyor:

Kaybedebilirsin.

Üzülebilirsin.

Ağlayabilirsin.

Korkabilirsin.

Moralin bozulabilir.

Ama…

Bırakmak zorunda değilsin.

İnsan hayatında bundan daha önemli kaç ders vardır?

Şirketler çalışanlarına da izletmeli

Ben özellikle kurumsal şirketlerin bu tür maçları eğitimlerde kullanması gerektiğini düşünüyorum.

Maçı izlettikten sonra çalışanlara şu sorular sorulabilir:

1. Bizim şirketimiz 25-12 geriye düşse ne yapar?

2. Krizde ilk refleksimiz suçlamak mı, çözüm üretmek mi?

3. Takım arkadaşımız çöktüğünde yanında oluyor muyuz?

4. Yöneticilerimiz kötü haber geldiğinde paniğe mi kapılıyor?

5. Çalışanlarımız şirketin hedefini kendi hedefi gibi görüyor mu?

6. Rakip öne geçtiğinde mücadele gücümüz azalıyor mu?

7. Son ana kadar disiplinimizi koruyabiliyor muyuz?

Bu soruların cevapları, şirketinizin gerçek kültürünü ortaya çıkarır.

10 iş kitabı okuyacağınıza bazen bir maç izleyin

Kişisel gelişim sektöründe milyarlarca liralık kitap, seminer ve eğitim satılıyor.

“Liderlik.”

“Takım çalışması.”

“Motivasyon.”

“Başarı.”

“Mindset.”

“Resilience.”

“Change management.”

Hepsini okuyabilirsiniz.

Ama bazen iyi bir final maçı, bunların tamamını bir arada gösterebilir.

Çünkü kitap size teoriyi anlatır.

Bu maç ise: Teorinin sahadaki uygulamasını gösterdi.

Vargas’ın gözyaşı duygusal dayanıklılığı gösterdi.

Takım arkadaşlarının desteği takım ruhunu gösterdi.

25-12 sonrası geri dönüş kriz yönetimini gösterdi.

  1. setteki mücadele stratejik dönüşü gösterdi.
  2. setteki disiplin liderliği ve odaklanmayı gösterdi.

10-15’teki son sayı ise: Vazgeçmemenin sonucunu gösterdi.

İş dünyasında da maç 25-12’de bitmez

Bence bu finalden çıkarılacak en önemli cümle şu: “Skor kötü olabilir ama maç bitmediyse hikâye bitmemiştir.”

Bir şirketin bilançosu kötü olabilir.

Borcu fazla olabilir.

Kredileri pahalı olabilir.

Nakit akışı bozulmuş olabilir.

Satışları düşmüş olabilir.

Rakibi pazar payını almış olabilir.

Ama bunların hiçbiri tek başına: “Bitti” demek değildir.

Çünkü şirketlerde de son düdük çalmadan sonuç belli olmaz.

Önemli olan 25-12’den sonra ne yaptığınızdır.

Avrupa’nın zirvesinden Los Angeles’a

Filenin Sultanları bu olağanüstü mücadeleyi Avrupa şampiyonluğuyla tamamladı.

Türkiye üst üste ikinci kez Avrupa’nın zirvesine çıktı.

Üstelik finalde karşısındaki rakip sıradan bir takım değildi.

Dünya voleybolunun en güçlü ekiplerinden İtalya’ydı.

Bu şampiyonlukla birlikte Türkiye, Los Angeles 2028 Olimpiyatları’na katılma hakkını elde eden ilk takım olmanın da gururunu yaşadı.

Ama benim için kupadan daha önemli olan başka bir şey var.

Bu takım bize “yeniden ayağa kalkmayı” gösterdi.

İş dünyasının da buna çok ihtiyacı var.

Son söz

Çocuklarınıza bu maçı izletin.

Gençlere izletin.

Çalışanlarınıza izletin.

Yöneticilerinize izletin.

Ve özellikle kriz yaşayan şirket sahiplerine izletin.

Sonra şu soruyu sorun: “Biz 25-12 geriye düştüğümüzde ne yapıyoruz?”

Eğer cevabınız: “Dağılıyoruz” ise şirket kültürünüzü yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir.

Eğer cevabınız: “Suçlu arıyoruz” ise daha büyük bir probleminiz vardır.

Ama cevabınız: “Birbirimize sahip çıkar, oyunu yeniden kurar ve bir sonraki sayıya odaklanırız”

ise…

O şirketin hâlâ şansı vardır.

Çünkü bazen Avrupa Şampiyonluğu ile iflas arasındaki fark; 25-12’den sonra ne yaptığınızdır.

Filenin Sultanları’na helal olsun.

Bize sadece bir kupa değil, krizden çıkmanın canlı dersini verdiler.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist 

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Konkordato alırım, bankalara faizi sildiririm diyenlere dikkat!

Yayınlanma:

|

“Konkordato ilan ederiz, bankalara faizi sildiririz. Ana parayı da 2 yıl ödemesiz, 7 yıl vadede öderiz…”

Son dönemde finansal sıkıntıya giren bazı şirket sahiplerine bu tür “formüller” pazarlayan, danışman görüntüsündeki kişilere dikkat etmek gerekiyor.

Çünkü bu söylem kulağa kolay bir kurtuluş reçetesi gibi gelse de, yanlış yönlendirme şirketi kurtarmak yerine iflasa sürükleyebilir.

Konkordato, bankalara karşı pazarlık masasına oturup “faizi silelim, ana parayı uzun vadeye yayalım” denilecek basit bir mekanizma değildir.

Banka neden faizi silsin?

Öncelikle şu gerçekle yüzleşmek gerekiyor: Banka para işini bilir.

Bir şirketin borcunun ne kadarının gerçekten sürdürülebilir olduğunu, nakit akışının ne söylediğini, teminatların değerini, şirketin faaliyet kârlılığını ve borç ödeme kapasitesini profesyonel ekipleriyle analiz eder.

Dolayısıyla bir danışmanın; “Konkordato al, bankalar faizi zaten siler” şeklindeki yaklaşımı son derece tehlikelidir.

Banka açısından konu yalnızca “faiz” değildir.

Bankanın karşısında; anapara riski, tahsilat süresi, teminat kalitesi, şirketin faaliyetlerinin devam edip edemeyeceği, ortakların şirkete koyacağı kaynak, nakit akışı, diğer alacaklıların durumu, şirketin gerçek borç ödeme kapasitesi gibi çok sayıda değişken vardır.

“2 yıl ödemesiz, 7 yıl vade” her şirket için kurtuluş değildir

Bir başka tehlikeli söylem ise şu: “2 yıl hiç ödeme yapma, sonra 7 yılda ödersin”.

Peki şirket iki yıl sonra gerçekten ödeme yapabilecek mi?

Bugün para kazanamayan, faaliyetlerinden yeterli nakit üretemeyen bir şirketin borcunu yalnızca ileri bir tarihe taşımak, problemi çözmez.

Sadece problemin tarihini erteler. Hatta borç yeniden yapılandırılırken faiz, masraf, komisyon, teminat ve diğer maliyetler dikkate alındığında şirketin toplam yükü daha da farklı bir noktaya gelebilir.

Bu nedenle asıl soru: “Borcu kaç yıl vadeye yayarım?” değil, “Bu şirket hangi nakit akışıyla bu borcu gerçekten ödeyebilir?” olmalıdır.

Konkordato şirketi otomatik olarak kurtarmaz

Konkordato bir “borç silme programı” değildir.

Amaç, şartları oluştuğunda borçlunun mali durumunun düzeltilmesine ve alacaklıların da mümkün olduğunca tatmin edilmesine imkân sağlayan hukuki bir süreçtir. Burada şirketin gerçek faaliyet gücü kritik önemdedir. Şirket; “Konkordato ilan ederim, bankalar bekler” mantığıyla hareket ederse ciddi bir yanılgıya düşebilir. Çünkü konkordato sürecine girmekle şirketin ekonomik gerçekleri ortadan kalkmaz.

Satış yoksa satış yaratmak, kârlılık yoksa kârlılık yaratmak, yüksek maliyet varsa maliyeti düşürmek, yanlış yatırımlar varsa bunları düzeltmek gerekir.

En büyük hata: Bankayı düşman görmek

Finansal sıkıntıya giren bazı şirketlerde en büyük hatalardan biri bankayı “karşı taraf” olarak görmektir. Oysa banka açısından da en iyi senaryo, kredinin tahsil edilmesidir.

Şirket gerçekten yaşayabilecek durumdaysa banka ile masaya oturup gerçekçi bir yeniden yapılandırma yapılması çoğu zaman daha sağlıklı olabilir. Ancak bunun için şirketin masaya; gerçek bilanço, gerçek nakit akışı, gerçek borç tablosu, gerçek teminat yapısı, gerçek faaliyet kârlılığı, uygulanabilir iş planı ile gelmesi gerekir.

Sadece “Konkordato ilan ederiz” demek plan değildir.

Danışman seçerken çok dikkat!

Şirket sahipleri özellikle bu dönemde “borcunuzu sildiririz”, “bankaları masaya oturturuz”, “faizi tamamen sildiririz”, “7-8 yıl vade alırız” gibi kesin vaatlerde bulunan kişilere karşı dikkatli olmalı. Çünkü şirketin kaderini, sosyal medyada anlatılan birkaç başarı hikâyesine göre belirlemek son derece risklidir.

Konkordato kararı bir sloganla değil, finansal analizle verilmelidir.

Şirketin önce şu soruya cevap vermesi gerekir: “Konkordato sonrası bu şirket gerçekten yaşayabilecek mi?”

Cevap hayırsa, konkordato yalnızca iflası geciktirebilir. Cevap evetse, o zaman hukuki süreç, finansal yeniden yapılandırma ve bankalarla müzakere birlikte değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak: Konkordato bir “borçtan kurtulma kampanyası” değildir. Bankaya; “Faizi sil, 2 yıl bekle, sonra 7 yılda ana parayı ödeyeyim” demek de tek başına finansal çözüm değildir.

Şirket sahipleri, kendilerine kolay ve kesin sonuçlar vaat eden “danışman görünümlü çakallara” değil, şirketin gerçek finansal durumunu ortaya koyabilecek yetkin finans, hukuk ve yeniden yapılandırma uzmanlarına güvenmeli.

Çünkü bankalar para işini gerçekten bilir.

Asıl mesele bankayı kandırmak değil, şirketi yeniden para kazanabilir hale getirmektir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

GÜNCEL

Filenin Sultanları Avrupa’nın zirvesinde: Türkiye üst üste ikinci kez şampiyon

Yayınlanma:

|

Yazan:

Filenin Sultanları yine tarih yazdı! A Milli Kadın Voleybol Takımı, 2026 CEV Avrupa Şampiyonası finalinde İtalya’yı 3-2 mağlup ederek üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu oldu.

İstanbul Sinan Erdem Spor Salonu’nda oynanan dev final, nefesleri kesti. İtalya karşısında mücadeleye 1-0 geride başlayan milliler, pes etmeyerek karşılaşmayı karar setine taşıdı ve 3-2’lik zaferle Avrupa’nın zirvesindeki yerini korudu.

İlk set İtalya’nın

Karşılaşmanın ilk setinde İtalya, özellikle Egonu ve Antropova’nın hücumdaki etkili oyunuyla üstünlük sağladı. İtalya seti 25-16 kazanarak mücadelede 1-0 öne geçti.

İkinci sette toparlanan Filenin Sultanları, oyunun kontrolünü eline aldı. Milliler seti 25-22 kazanarak skoru 1-1’e getirdi.

Üçüncü sette İtalya yeniden üstünlüğü ele geçirdi ve 25-12 ile 2-1 öne geçti.

Ancak Türkiye dördüncü sette müthiş bir geri dönüşe imza attı. Milliler, seti 25-21 kazanarak maçı karar setine taşıdı.

Karar setinde büyük zafer

Şampiyonu belirleyen beşinci sette büyük bir mücadele yaşandı. Filenin Sultanları kritik anlarda daha az hata yaparak seti 15-10, maçı da 3-2 kazandı.

Böylece Türkiye, Avrupa Şampiyonası’nda üst üste ikinci kez altın madalyanın sahibi oldu.

2023’ten sonra ikinci Avrupa şampiyonluğu

Daniele Santarelli yönetimindeki Türkiye, 2023 yılında Sırbistan’ı finalde 3-2 mağlup ederek tarihinde ilk kez Avrupa şampiyonu olmuştu.

2026’da ise finalde bu kez İtalya’yı aynı skorla geçen milliler, Avrupa şampiyonluğunu ikinci kez Türkiye’ye getirdi.

Türkiye turnuva boyunca yalnızca bir maç kaybetti. Grup aşamasında Polonya’ya mağlup olan milliler; son 16 turunda Azerbaycan’ı, çeyrek finalde Almanya’yı, yarı finalde ise Sırbistan’ı geçerek finale yükseldi.

Olimpiyat yolunda da tarihi başarı

Filenin Sultanları’nın Avrupa şampiyonluğu yalnızca bir kupa anlamına gelmiyor.

Türkiye, 2026 CEV Avrupa Şampiyonası’nı kazanarak 2028 Los Angeles Olimpiyatları’na katılma hakkı elde etti.

A Milli Kadın Voleybol Takımı, kadın voleybolunda Avrupa kıtasından olimpiyat kotası alan ilk ülke oldu.

Türk voleybolu zirvede

A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın Avrupa şampiyonluğunun yanı sıra 2026 yılında Türk kadın voleybolunun kulüpler düzeyindeki başarısı da dikkat çekti. VakıfBank, 2026 CEV Şampiyonlar Ligi finalinde Eczacıbaşı Dynavit’i 3-1 yenerek Avrupa’nın en büyük kulüp kupasını yedinci kez kazandı.

Milli takımın Avrupa’da üst üste gelen başarısı ve Türk kulüplerinin uluslararası arenadaki üstünlüğü, Türkiye’nin kadın voleybolunda Avrupa’nın en güçlü ülkelerinden biri haline geldiğini bir kez daha gösterdi.

Filenin Sultanları bir kez daha Avrupa’nın zirvesinde.

Şampiyon Türkiye! 🇹🇷🏆🏐

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.