Connect with us

BANKA HABERLERİ

Sermaye kediye mi yüklendi?

Yayınlanma:

|

2024 yılında dünyada ekonomiler ortalama yüzde 3,3, bizim de içinde olduğumuz ‘Gelişmekte Olan Ekonomiler’ ise yüzde 4,3 oranında büyürken, Türkiye yüzde 3,2 oranında büyüyebilmiş. Aynı dönemde sanayimiz sadece binde 5 büyüyebilmiş. 2021 yılından beri sanayimiz kan kaybetmeye devam ediyor. İSO500 firmalarının ‘Üretimden Satışlar’daki yıllık yüzde 36,3 olan büyümesini, yüzde 41,1 olarak açıklanan 2024 yılı Yurtiçi Üretici Fiyat Enflasyonu (Yİ-ÜFE)’den arındırdığımızda reel değişimin eksi yüzde 3,4 olmuş.

FAALİYET KÂRINDA YÜKSEK DÜŞÜŞ

İSO500’deki firmaların konsolide gelir tablosuna bakıldığında 2024 yılında net satışlar yüzde 36,9 artışla 10,2 trilyon TL’ye ulaşırken, satışlarının maliyeti ise yüzde 44,5 artışla 8,7 trilyon TL’ye yükselmiş. Yani aslında satışların maliyeti, net satışlardan yüzde 7,6 daha fazla artmış. Bunun sonucunda satışların maliyetinin, net satışlar içindeki payı da 2023 yılına göre yüzde 4,5 artarak yüzde 85,4’e yükselmiş. 2023 yılına göre yüzde 72,8 oranında artan ‘Faaliyet Giderleri’ firmalardaki verimlilik sorununa işaret ediyor. Artan ‘Satışların Maliyeti’ ve ‘Faaliyet Giderleri’ sonucu 2023 yılına göre firmalarımızın ‘Faaliyet Kârı’ ise yüzde 31,6 oranında azalmış görünüyor.

Bankaların kredi büyüme sınırı nedeniyle borçlanmanın sınırlı düzeyde kalması ve ağırlıklı olarak döviz kredisi ile daha uygun maliyetle borçlanmanın etkisiyle ‘Finansman Giderleri’ sadece yüzde 16 oranında artan firmaların dönem karı ise yüzde 58,5 azalarak, ‘Net Satışların’ içindeki payı da yüzde 2,6’ya gerilemiş durumda. EBITDA yani Faiz Amortisman ve Vergi Öncesi Kâr FAVÖK ise yüzde 12,1 artış kaydederek Yİ-ÜFE’nin oldukça gerisinde kalmış. FAVÖK’ün net satışlara oranı yüzde 12,8’e gerilemiş durumda.

Enflasyon düzeltmesinin kârlılığa etkisine baktığımızda da 65,1 milyar TL’lik bir olumsuzluk var. Yani enflasyon düzeltmesi olmasaydı da firmaların karlılığı sadece binde 6 oranında artacaktı. Keza net kambiyo zararı da aynı şekilde firma kârlılıklarını 35,2 milyar TL olumsuz etkilerlerken, bunun firmaların kârlılığına olumsuz etkisi ise binde 3’le sınırlı düzeyde kalmış.

SANAYİ BANKA FAİZİNE ÇALIŞMIŞ

Burada bir parantez açarak ‘Finansman Giderlerine’ dikkat çekmek istiyorum. Çünkü, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı yüzde 96,6’ya yükselmiş. Firmaların 2024 yılında elde ettiği 640,8 milyar TL faaliyet karına karşılık, 618,9 milyar TL finansman gideri yaratmışlar. Yani 2024 yılında firmalarımız neredeyse sadece banka faizine çalışmışlar diyebiliriz. Tüm bunların sonucunda 2024 yılında İSO500’deki firmaların sadece 348 adeti net kâr açıklarken, 2023 yılına göre zarar eden firma sayısı 56 adet artışla 152’ye ulaşmış görünüyor.

ÖZKAYNAKLAR ERİYOR

Firmaların bilançolarına bakıldığında 2024 yılında enflasyon muhasebesinin etkisinin sınırlı kaldığı, ‘Dönen Varlıklar’daki yüzde 31,7 artışa karşılık ‘Duran Varlıklar’ın yüzde 43 arttığı görülüyor. Buna karşılık firmaların toplam borçları yüzde 45,1 oranında artarken, özkaynaklarındaki artışın ise yüzde 31,6 ile sınırlı kalmış görünüyor. Aslında Yİ-ÜFE’ye göre baktığımızda firmaların özkaynakları eriyor denebilir.

İSO500’deki firmaların borçlanma yapısındaki değişim de dikkat çekici. Firmaların toplam borçları yüzde 45,1 artarken, bunun içinde ‘Mali Borçlar’ın yüzde 38,6, Diğer Borçların ise yüzde 51,5 oranında arttığını görüyoruz. Burada parasal sıkılaşmanın ve krediye erişim zorluklarının sonucunda firmaların net işletme sermayesi ihtiyaçlarını ağırlıklı olarak Diğer Borçlar üzerinden karşıladığını söyleyebiliriz. Ayrıca, ‘Kısa Vadeli Mali Borçlar’ın, toplam mali borçlar içindeki payının ise azalarak yüzde 48,5’e gerilediği görülüyor.

DEVREDEN KDV KANAYAN YARA

2024 yılında yüzde 26,9 artış kaydederek 84,6 milyar TL’ye ulaşan ‘Devreden KDV’ kaleminin, krediye erişimin zor ve pahalı olduğu bir dönemde firmaların KDV alacakları yoluyla  devleti faizsiz olarak fonlamaya devam etmesi de hayli ilginç. Ar-Ge harcamaları da bir diğer kanayan yara. Ar-Ge harcaması yapan firma sayımız halen 265. Ar-Ge’ye harcanan para üretimden satışların binde 7’sine ulaşsa da rakam halen yetersiz. Bunun doğal sonucu olarak da Yüksek Teknolojili Ürünlerin toplam üretim içindeki payı sadece yüzde 7,4. Orta-Yüksek Teknolojili Ürünlerin payı ise yüzde 26,7’ye gerilerken, Düşük Teknolojili ürünlerin payının yüzde 34,6’ya yükselmesi dikkat çekici. Hem verimsiz hem de katma değersiz üretimle, yüksek kredi faizleri ve enflasyon bir araya gelince orta çıkan sonuç pek de şaşırtıcı olmasa gerek.

İSO500’deki firmaların çalışan sayısı yüzde 2,6 ile 824,245 kişiye çıkarken, çalışanlara ödenen maaş ve ücretler ise yüzde 90,9 artış kaydederek 812,8 milyar TL’ye ulaşmış. Burada sanayicinin “İşçilik maliyetlerimiz çok yüksek, ucuza çalışacak adam bulamıyoruz” yakınmasının nedenlerini çok net görülebiliyor.

HALKA AÇILMAK HALA KORKULU RÜYA

Halka açık firma sayısı ise 3 şirket artışla 88’e yükselmiş. Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşundan sadece 88’nin halka açık olması, firmaların kurumsallaşma ve alternatif finans kaynaklarına erişim konusunda ne kadar isteksiz olduğunun bir diğer göstergesi. Kredi kanalları daralmaya devam ederken, halka arz ve sermaye piyasaları yoluyla maliyetsiz bir finans kaynağına erişimin göz ardı edilmesi de yıllardır patronlarımızın şirketlerindeki kontrolü kaybetme korkusunun bir tezahürü olabilir mi?

DURUM İÇ AÇICI DEĞİL

Sonuç olarak, Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşunun verilerini ele aldığımızda ülke ekonomisindeki yetersiz büyümeye rağmen, sanayideki büyüme daha da vahim durumda ve artık sınıra dayanmış vaziyette. Burada rekabetçi olmayan kurların, yüksek işçilik ve finansman maliyetlerinin etkisi net bir şekilde görülürken, önümüzdeki dönemde bunun daha da fazla hissedileceği muhakkak. Artan faaliyet giderleri verimlilik konusuna dikkat çekerken, faaliyet karının neredeyse tamamının ancak finansman giderlerini karşılaması artık firmaların sadece banka kredisine çalıştığının en net göstergesi. Bu arada 85 milyar TL’ye ulaşan devreden KDV’nin firmalara finansman yükü 40 milyar TL civarı, nerdeyse dönem karının yüzde 20’sine ulaşmış boyutta. Firmaların kısa vadeli banka borçlarının azalması ise tercihen değil, vadesi gelen krediyi tekrar yerine koyamamaktan kaynaklı mecburiyeti gösteriyor. Bunun sonucu olarak da firmaların ‘Diğer Borçlar’ında yani ticari borçlarında artış var. Aslında İSO500’deki firmalar ağırlıklı olarak tedarikçilerinin finansmanı ile dönmeye çalışıyorlar. Enflasyon muhasebesinin kârlılığa çok fazla etkisi kalmamış diyebiliriz. Kârlılığını artıramayan firmaların öz kaynaklardaki artış ise Yİ-ÜFE’nin altında kalmış, yani aslında reel olarak öz kaynaklar eriyor diyebiliriz. Ar-Ge’ye çok fazla kaynak ayırmayan firmaların ise üretimlerinde düşük teknolojili üretimin payı artmış. Uzun süredir devam edene “Eleman bulamıyoruz” şikayetlerinin sonucu personel giderlerinde yüzde 90’nın üzerinde artışa neden olmuş. Yüksek faiz ve halen devam eden enflasyon baskısı ücretler tarafında firmaları zorlamaya devam edecek gibi görünüyor.

ÇUKUROVA’NIN BÜYÜKLERİ  

Şimdi de gelelim bölgemize… Yayınlanan verilerin çok sınırlı olması nedeniyle birçok detayı göremiyor olsak da eldeki verilerle bir değerlendirme yapabilmemiz mümkün.

İSO500’e Adana’dan giren firma sayısı 2023 yılına göre 5 şirket artış göstererek 16’ya çıkmış olsa da bu sayının 2022 yılında 14 olduğunu da unutmamak gerek. Bu sayının detaylarına da girecek olursak sadece 4 firmamız sıralamada yukarı çıkarken, 7 firmamız ise sıralamada geriye gitmiş. 5 firmamız ise listeye bu yıl dahil olmuş görünüyor. Bu firmalarımızın toplam üretimden satışları 133,3 milyar TL olarak gerçekleşirken, İSO500’ün 8,7 trilyon TL üretimden satışları içindeki payı ise yüzde 1,54 olarak gerçekleşmiş. Bu yıl listeye giren 5 firmanın da etkisiyle Adana’nın üretimden satışlar rakamı 50,7 milyar TL artmış olsa da biraz daha doğru karşılaştırma yapmak adına firma başına ortalama üretimden satışlar rakamı sadece yüzde 11,02 oranında artmış görünüyor.

İSO500’e Mersin’den giren firma sayısı 2023 yılına göre 1 şirket azalarak 9’a düşmüş. Bu sayının detaylarına girecek olursak sadece 2 firma sıralamada yukarı çıkarken, 7 firmamız ise sıralamada geriye gitmiş. Bu firmalarımızın toplam üretimden satışları 87,3 milyar TL olarak gerçekleşirken, İSO500’ün 8,7 trilyon TL üretimden satışları içindeki payı ise yüzde 1,01 olarak gerçekleşmiş. Karşılaştırmayı daha doğru yapmak adına firma başına ortalama üretimden satışlara baktığımızda ise yüzde 5,13 oranında azalmış görünüyor.

AYNI YÖNTEMLE FARKLI SONUÇ OLUR MU?

Aslında bölgesel olarak da firmalarımız orta gelir tuzağına girmiş diyebiliriz. Listeye giren çıkan firmalar nedeniyle detaylı analiz şansımız olmasa da her iki ilimiz için ekonomiden alınan payın ve listeye giren firma sayılarının yıllar itibariyle pek değişmediği ortada. İhracat verilerinden de hareketle özellikle Adana’nın ekonomik gelişimi için ihracatın önemi muhakkak. Bu konuda ciddi çaba sarf eden firmalarımız olsa da şehrin geneli için aynı performanstan söz etmek çok zor. Mersin içinde benzer şeyleri söyleyebiliriz. Ancak nihai olarak Einstein’ın da dediği gibi ‘Aynı şeyleri yapıp, farklı sonuçlar beklememek lazım!’

Hakan ÇALIŞKANTÜRK-Refleks Gazetesi

 

 

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.

Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme

Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.

Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.

Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı

Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.

Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.

Bankacılık sektörünü ne bekliyor?

Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.

Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.

Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ?

Yayınlanma:

|

Yazan:

BANKALAR ÇALIŞANLARIN MAAŞ REKABETİNİ Mİ SINIRLADI?

Bankavitrini.com | Bankacılık ve Finans Analizi

Akbank, Rekabet Kurulu tarafından yürütülen iş gücü piyasasına yönelik soruşturmanın uzlaşmayla sonuçlandırılması kapsamında 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL idari para cezası ödeyecek. Peki, Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri neden bu kadar yüksek bir ceza ile karşı karşıya kaldı? Soruşturmanın arkasında hangi iddialar bulunuyor? Bu olay, bankacılık sektöründe çalışanların ücretlerini ve iş değiştirme özgürlüğünü nasıl etkileyebilir?

CEZA KREDİ VE MEVDUAT FAİZLERİYLE İLGİLİ DEĞİL

Akbank’a verilen cezanın konusu, bankanın müşterilerine uyguladığı kredi faizleri veya mevduat oranları değil. Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihinde duyurduğu soruşturma, bankacılık, sigortacılık ve bilişim teknolojileri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin iş gücü piyasasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalarını inceliyor.

Rekabet Kurumu, aralarında Akbank’ın da bulunduğu 26 teşebbüs hakkında çalışan ayartmama anlaşmaları ve/veya iş gücü piyasasına yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımı iddiaları kapsamında soruşturma başlatmıştı.

Akbank, 12 Ekim 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında, Rekabet Kurulu’nun 26-30/899-383 sayılı kararı doğrultusunda soruşturmanın banka bakımından uzlaşmayla sonuçlandırıldığını bildirdi.

Açıklanan idari para cezası 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL oldu.

ÇALIŞAN AYARTMAMA ANLAŞMASI NE DEMEK?

Soruşturmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, şirketlerin birbirlerinin çalışanlarını işe almamak veya çalışan transferlerini kısıtlamak konusunda anlaşmış olabileceği iddiası.

Örneğin aynı sektörde faaliyet gösteren iki banka düşünelim. Bu bankaların birbirlerinin çalışanlarına iş teklifi yapmamak ya da çalışan transferlerini sınırlandırmak konusunda anlaşmaları, iş gücü piyasasındaki rekabeti bozabilecek uygulamalar arasında değerlendirilebilir.

Böyle bir durumda çalışan, yalnızca mevcut işvereninin ücret politikasıyla karşı karşıya kalmaz. Rakip bankaların daha yüksek ücret veya daha iyi çalışma koşulları sunmasıyla ortaya çıkabilecek alternatifler de daralabilir.

Oysa rekabetçi bir iş gücü piyasasında bankalar nitelikli çalışanları bünyelerine katabilmek için ücret, prim, yan haklar, kariyer olanakları ve çalışma koşulları üzerinden birbirleriyle yarışır.

Bu rekabetin kısıtlanması, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.

Ancak önemli bir ayrıntı var: Rekabet Kurumu’nun soruşturma duyurusu, bu tür uygulamalara ilişkin iddiaların araştırıldığını gösteriyor. Akbank’ın hangi somut davranışının cezaya esas alındığına ilişkin ayrıntılar, bankanın KAP açıklamasında yer almıyor.

MAAŞ BİLGİLERİNİN PAYLAŞILMASI NEDEN SORUN OLABİLİR?

Soruşturmanın ikinci önemli boyutu, iş gücü piyasasında rekabete hassas bilgilerin paylaşılması iddiası.

Çalışan ücretleri, maaş artışları, işe alım koşulları ve gelecekteki istihdam planları gibi bilgiler, şirketlerin birbirleriyle rekabet etme biçimini etkileyebilir.

Örneğin rakip işverenlerin gelecekteki ücret artışlarına ilişkin hassas bilgileri paylaşması, ücret politikalarının bağımsız biçimde belirlenmesini zayıflatabilir. İşverenler arasındaki rekabetin azalması da çalışanların daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etme olanaklarını olumsuz etkileyebilir.

Buradaki temel mesele, şirketlerin insan kaynakları alanında her türlü bilgi alışverişinin yasak olması değil. Rekabeti kısıtlayabilecek nitelikteki anlaşmalar ve bilgi paylaşımlarının, somut koşullar çerçevesinde rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesidir.

AKBANK BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?

Bu sorunun kesin yanıtını verebilmek için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki somut tespitlerin görülmesi gerekir. Bankanın kamuya açık KAP açıklaması, cezanın arkasındaki yönetimsel motivasyonu veya belirli bir uygulamanın nedenini açıklamıyor.

Bununla birlikte, çalışan transferlerini sınırlandıran veya ücret rekabetini zayıflatan uygulamaların işverenler açısından olası ekonomik motivasyonları bulunuyor.

Birincisi, personel maliyetlerini kontrol altında tutmak. Bankacılık sektöründe deneyimli çalışanların ücretleri, primleri ve yan hakları önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. İşverenler arasındaki ücret rekabetinin zayıflaması, ücret artışı baskısını azaltabilecek bir sonuç doğurabilir.

İkincisi, nitelikli personeli elde tutmak. Deneyimli bankacılar, risk yönetimi uzmanları, yazılım çalışanları ve yöneticiler, rakip kuruluşlar açısından değerli insan kaynağıdır. Çalışan hareketlerini kısıtlayan anlaşmalar, işverenler açısından personel kaybını azaltıyor gibi görünse de rekabet hukuku bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.

Üçüncüsü, insan kaynakları maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlamak. Bankalar ücret artışlarını ve işe alım maliyetlerini yönetmek ister. Ancak bu amaç, rakiplerle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yapılmasını hukuken meşru hâle getirmez.

Bunlar olası ekonomik açıklamalardır; Akbank’ın bu amaçlarla hareket ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez.

BU BİR İŞ HUKUKU İHLALİ Mİ?

Burada iki ayrı hukuk alanını birbirinden ayırmak gerekiyor.

İş hukuku; işçinin ücreti, iş sözleşmesi, çalışma koşulları, kıdem ve ihbar tazminatı gibi konuları düzenler.

Rekabet hukuku ise şirketlerin piyasalarda rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmalarını ve davranışlarını denetler.

Akbank’a ilişkin soruşturmanın hukuki dayanağı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında iş gücü piyasasındaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığının incelenmesidir.

Dolayısıyla bu olay, doğrudan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi veya kıdem tazminatı haklarının ihlali nedeniyle verilen bir iş hukuku cezası değildir.

Bununla birlikte, işverenler arasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalar çalışanların iş değiştirme ve ücret pazarlığı imkânlarını etkileyebildiğinden, konu çalışma hayatı açısından da önem taşıyor.

AKBANK NEDEN UZLAŞMAYI KABUL ETTİ?

Akbank’ın KAP açıklamasında, soruşturmanın Rekabet Kurulu kararı doğrultusunda uzlaşma usulüyle sonuçlandırıldığı bildirildi.

Rekabet hukukunda uzlaşma, soruşturmanın kanunda belirlenen koşullar çerçevesinde sonuçlandırılmasına imkân veren bir yöntemdir. Bu yol, sürecin daha kısa sürede tamamlanması ve hukuki belirsizliğin azaltılması gibi avantajlar sağlayabilir.

Ancak Akbank’ın uzlaşmayı hangi özel gerekçelerle tercih ettiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bankanın uzlaşma kararını hangi yönetimsel veya hukuki değerlendirmelerle aldığı konusunda kesin bir neden ileri sürmek doğru olmaz.

BANKACILIK SEKTÖRÜNDE NE DEĞİŞEBİLİR?

Bu soruşturmanın önemi yalnızca Akbank’ın ödeyeceği para cezasıyla sınırlı değil.

Bankalar ve diğer finans kuruluşları açısından insan kaynakları uygulamalarının da rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi, sektörde yeni bir hassasiyet alanı oluşturuyor.

Özellikle şu konuların önem kazanması beklenebilir:

  • Rakip kuruluşların çalışanlarını işe almama yönünde anlaşmalardan kaçınılması.
  • Ücret politikaları ve gelecekteki maaş artışları gibi rekabete hassas bilgilerin paylaşımının dikkatle değerlendirilmesi.
  • İnsan kaynakları toplantılarında ve sektör içi görüşmelerde rekabet hukuku kurallarına uyumun güçlendirilmesi.
  • Çalışanların iş değiştirme ve daha iyi çalışma koşulları için pazarlık yapma imkânlarının korunması.

Bunun çalışanların ücretlerine doğrudan ne ölçüde yansıyacağı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.

SONUÇ: MESELE SADECE 1,7 MİLYAR TL DEĞİL

Akbank’a açıklanan 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL’lik idari para cezası, iş gücü piyasasındaki rekabetin de bankacılık sektöründe ciddi bir denetim konusu olduğunu gösteriyor.

Çalışanların serbestçe iş değiştirebilmesi, işverenlerin nitelikli personel için rekabet etmesi ve ücretlerin bağımsız piyasa koşullarında belirlenmesi, rekabetçi bir iş gücü piyasasının temel unsurları arasında yer alıyor.

Burada asıl yanıtlanması gereken soru şu: Bankalar müşterilerine kredi ve mevduat ürünleri sunarken rekabet etmek zorundayken, çalışanları işe alma ve ücret belirleme konusunda da aynı rekabet anlayışıyla hareket ediyor mu?

Bu sorunun Akbank özelindeki somut yanıtı için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki tespitlerin incelenmesi gerekiyor. Ancak olayın kendisi, bankacılık sektöründe rekabet hukukunun yalnızca müşteri ve ürün piyasalarıyla sınırlı olmadığını, çalışma hayatına da uzandığını ortaya koyuyor.

Kaynaklar: Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihli soruşturma duyurusu; Akbank’ın 12 Ekim 2026 tarihli KAP açıklaması.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.