Connect with us

GÜNCEL

Avrupa Birliği 75 Yaş Üstü Sürücülerin Ehliyetlerini İptal mi Ediyor?

Yayınlanma:

|

Son günlerde sosyal medya ve bazı haber platformlarında dikkat çeken bir başlık dolaşıyor:
“Avrupa Birliği 75 yaş üstü sürücülerin B sınıfı ehliyetlerini iptal etmeye başladı!”

Ancak bu iddia, gerçeği tam olarak yansıtmıyor. AB’nin aldığı kararlar, ehliyet iptali değil, sağlık temelli değerlendirme sistemlerini devreye alma yönünde.

AB Ne Yapıyor? Otomatik İptal Yok, Sağlık Değerlendirmesi Var

Avrupa Birliği, yaşa dayalı otomatik ehliyet iptali uygulamıyor. Ancak son yıllarda yaşlanan nüfusun yola etkisini azaltmak amacıyla çeşitli ülkelerde şu önlemler alınmaya başlandı:

  • 65 yaş ve üzeri sürücülerde ehliyet yenileme süreleri kısaltılıyor (örneğin 10 yıldan 5 yıla düşüyor),

  • Yenileme sırasında zorunlu sağlık kontrolleri getiriliyor,

  • Bazı ülkelerde psikoteknik testler ve refleks ölçümleri uygulanıyor,

  • Sürücünün ehliyet almasına engel sağlık sorunu varsa, yenileme reddedilebiliyor.

Ancak bu, ehliyetin otomatik iptali anlamına gelmiyor. Her birey için ayrı ayrı değerlendirme yapılıyor.

İspanya Ne Yapıyor?

2025 Temmuz ayı itibarıyla, İspanya Avrupa Birliği’nin tavsiye ettiği uygulamaları ilk hayata geçiren ülkelerden biri oldu.

İspanya’daki yeni düzenleme şunları getiriyor:

  • 65 yaş üzeri tüm sürücüler, ehliyetlerini yenilemek istediklerinde detaylı tıbbi kontrolden geçmek zorunda,

  • İşitme, görme, refleks gibi konularda yetersizlik tespit edilirse ehliyet yenilenmiyor,

  • Herhangi bir sağlık problemi yoksa ehliyet normal şekilde yenileniyor,

  • Bu sistemin amacı, yaşlı bireyleri cezalandırmak değil, trafik güvenliğini artırmak.

Türkiye Bu Sürecin Neresinde?

Türkiye’de de 2022 yılı itibarıyla benzer bir sistem yürürlükte. 65 yaş üstü sürücüler, ehliyet yenilemesi için:

  • Sağlık raporu almak zorunda,

  • Yenileme süresi kısaltılabiliyor (örneğin 2 yıl),

  • Göz ve işitme kontrolleri isteniyor.

Ancak Türkiye’de de otomatik iptal değil, kişiye özel değerlendirme esas alınıyor.

Sosyal Medyada Yanıltıcı Bilgiler

“75 yaş üstüne ehliyet iptali” gibi başlıklar, sansasyonel etki yaratmak için bilinçli olarak eksik veya hatalı aktarılıyor. Oysa gerçek; ehliyetin bireysel sağlık durumuna göre yenilenip yenilenmeyeceğine karar verildiği yönünde.

Bu tür iddiaları görürken dikkatli olmak, kaynaklara ve resmi açıklamalara başvurmak önemli.

Trafikte Güvenlik, Yaşla Değil Sağlıkla Ölçülür

Avrupa Birliği’nin ve İspanya’nın attığı adımların temel amacı; yaşlı bireyleri dışlamak değil, trafikte hem kendi hem de başkalarının güvenliğini sağlamak.

Yaşlılık bir sorun değildir; ancak dikkat, refleks ve sağlık sorunları risk oluşturabilir. O nedenle yaş yerine sağlık odaklı değerlendirme sistemleri ön plana çıkıyor.


📌 Öneri:
Türkiye’de de 70 yaş üstü sürücülere yönelik özel eğitim, simülasyon ve sağlık değerlendirme merkezleri kurulmalı. Böylece yaşlı sürücüler hem desteklenmiş hem de toplumsal güvenlik artmış olur.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist & Araştırmacı Yazar
www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Sanayici Kâr Ettiğini Sanıyor, Ama Sermayesini Tüketiyor

Yayınlanma:

|

Yüksek maliyet dönemlerinde eski hesapla yapılan kâr hesabı işletmeleri zarara sürüklüyor

Türkiye’de sanayici artık yalnızca üretmekte, satmakta veya finansmana ulaşmakta zorlanmıyor; en temel işletme fonksiyonlarından biri olan doğru maliyet hesaplamasında da ciddi biçimde zorlanıyor.

Çünkü klasik maliyet hesabı, maliyetlerin görece sabit kaldığı dönemlerde çalışır. Ancak kira, hammadde, enerji, işçilik, finansman gideri ve kur kaynaklı maliyetlerin sürekli hareket ettiği dönemlerde “aldım, üzerine yüzde 20 koydum, sattım” mantığı artık sanayiciyi yanıltıyor.

TÜİK verilerine göre Haziran 2026’da Yİ-ÜFE yıllık yüzde 28,09, aylık yüzde 1,80 arttı. Bu, üretici tarafında maliyet baskısının hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor. TCMB’nin Haziran 2026 Sektörel Enflasyon Beklentileri’nde reel sektörün 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 33,10 seviyesinde kaldı.

“Yüzde 20 Kâr Ettim” Yanılgısı Nasıl Zarar Üretir?

Basit örnek: Bir sanayici ürünü 100 TL’ye mal ettiğini düşünüyor. Üzerine yüzde 20 koyup 120 TL’ye satıyor. Kâğıt üzerinde 20 TL kâr var.

Ancak aynı ürünü yeniden üretmek için gereken hammadde, enerji, işçilik ve genel giderler satış anında artık 125 TL’ye çıkmışsa, sanayici aslında 20 TL kâr etmemiştir; 5 TL sermaye kaybetmiştir.

Yani muhasebe defterinde kâr görünen işlem, işletmenin kasasında ve üretim gücünde zarar yaratmıştır.

Sorun şudur: Sanayici geçmiş maliyete göre fiyatlama yapıyor, ancak gelecekteki yenileme maliyetiyle üretime devam etmek zorunda kalıyor.

Eski Maliyet, Yeni Gerçekliği Ölçemez

Düşük enflasyon dönemlerinde “alış maliyeti + kâr marjı” yöntemi makul çalışır. Çünkü bugün alınan hammaddenin yerine yenisini koyma maliyeti birkaç hafta sonra dramatik biçimde değişmez.

Fakat yüksek enflasyon ve oynak kur dönemlerinde durum tamamen değişir.

Sanayici ürünü sattığında cebine giren para, sattığı malı yeniden yerine koymaya yetmiyorsa ortada gerçek kâr yoktur. Bu nedenle enflasyonist ortamda kâr hesabı, yalnızca geçmiş maliyet üzerinden değil, yenileme maliyeti üzerinden yapılmalıdır.

En Büyük Hata: Brüt Kârı Gerçek Kâr Sanmak

Sanayicinin sık yaptığı hata şudur: “Malı 100’e aldım, 120’ye sattım, yüzde 20 kâr ettim.”

Oysa bu hesapta çoğu zaman şu kalemler eksik kalır: Finansman maliyeti, vade farkı, tahsilat gecikmesi, kur farkı, fire, iskonto, iade, enerji artışı, işçilik zammı, kira artışı, bakım-onarım, stok taşıma maliyeti ve vergi yükü.

İSO Türkiye İmalat PMI anketleri de firmalara girdi maliyetleri ve satış fiyatlarındaki değişimleri düzenli olarak sorarak sanayide fiyatlama baskısının önemini ölçüyor. Mayıs 2026 verilerinde bazı sektörlerde girdi maliyetleri enflasyonunun dört yılı aşkın sürenin en yüksek düzeyine çıktığı belirtilmişti.

Stoktan Satış Kâr Gibi Görünür, Sermaye Kaybı Yaratabilir

Enflasyon dönemlerinde stoktan satış en tehlikeli alandır.

Sanayici geçmişte ucuza aldığı hammaddeyle ürettiği ürünü bugün yüksek fiyattan sattığında kendini kârlı hisseder. Ancak aynı hammaddeyi yeniden almak istediğinde satıştan gelen para yetersiz kalıyorsa, işletme gerçekte stok kârı değil, sermaye erimesi yaşamaktadır.

Bu nedenle enflasyon dönemlerinde doğru soru şudur: “Bu ürünü kaça mal ettim?” değil, “Bu ürünü bugün satsam, yarın aynı ürünü yeniden kaça üretebilirim?”

Vade Kârı Da Yutar

Bir başka kritik hata vadeli satışlarda ortaya çıkar.

Sanayici ürünü bugün 120 TL’ye satıyor, tahsilatı 90 gün sonra yapıyor. Bu süreçte hammadde, enerji ve işçilik yüzde 15-20 artıyorsa, tahsil edilen para işletmenin üretim döngüsünü çevirmeye yetmeyebilir.

Bu durumda firma kâr etmiş gibi görünür ama işletme sermayesi zayıflar. Sonra aynı firma bankaya gider, kredi ister. Kredi pahalıysa bu kez finansman maliyeti kârın kalan kısmını da siler.

TCMB’nin Mayıs 2026 Finansal İstikrar Raporu’nda sıkı finansal koşulların reel sektör üzerinde etkili olduğu, kredi koşullarının dezenflasyon sürecinin bir parçası olarak sıkı kaldığı vurgulanıyor.

Sanayici Neden Maliyet Hesaplayamıyor?

Çünkü artık maliyet tek bir rakam değil, sürekli değişen bir denklem.

Bugünkü maliyet ile yarınki maliyet farklı. Peşin maliyet ile vadeli maliyet farklı. TL maliyet ile dövize bağlı maliyet farklı. Muhasebe kârı ile nakit kârı farklı. Stok maliyeti ile yenileme maliyeti farklı.

Sanayici bu farkları aynı tabloda izlemiyorsa, kâr ettiğini sanırken zarar edebilir.

Çözüm: Dinamik Maliyet Sistemi

Sanayicinin artık klasik maliyet defteriyle değil, dinamik maliyet sistemiyle çalışması gerekiyor.

Her ürün için şu hesaplar ayrı izlenmeli: Üretim maliyeti, yenileme maliyeti, finansman maliyeti, tahsilat süresi, vade farkı, kur riski, fire ve iade oranı, enerji ve işçilik güncellemesi, minimum satış fiyatı ve gerçek nakit kârı.

Aksi halde firma satış yapar ama sermaye kaybeder. Ciro büyür ama kasa boşalır. Muhasebe kâr yazar ama işletme krediye muhtaç hale gelir.

Kâr Değil, Sermaye Korunmalı

Bugünün sanayicisi için en büyük risk zarar etmek değil; kâr ettiğini zannederek zarar etmektir.

Çünkü yanlış maliyet hesabı firmayı sessizce içeriden çürütür. İlk aşamada kâr marjı erir, sonra işletme sermayesi zayıflar, ardından kredi ihtiyacı artar, son aşamada ise firma üretimi finanse edemez hale gelir.

Bu nedenle yüksek enflasyon, yüksek faiz ve oynak maliyet dönemlerinde sanayicinin temel hedefi yalnızca kâr etmek değil, önce sermayesini korumak olmalıdır.

Kâr, ancak sattığınız malı yeniden yerine koyabiliyor ve işletme döngüsünü borçla değil kendi nakit akışınızla sürdürebiliyorsanız gerçektir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kara para ile mücadelede yeni dönem: Bankalar ve finans sektörüne sıkı denetim

Kara para ile mücadelede yeni dönem: Bankalar ve finans sektörü için 2026–2030 yol haritası açıklandı
MASAK odaklı yeni strateji devrede: Finans sektörünü daha sıkı denetim dönemi bekliyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Bankavitrini.com | Haber Analiz

4 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı’nın 2026/7 sayılı Genelgesi ile “Türkiye’de Suç Gelirlerinin Aklanması ve Terörizmin Finansmanı ile Mücadele ve Müsadere Uygulamalarında Etkinliğin Artırılması Strateji Belgesi (2026-2030)” yürürlüğe girdi.

İlk bakışta teknik bir düzenleme gibi görünse de, belge aslında Türk finans sisteminin önümüzdeki beş yıl boyunca nasıl denetleneceğinin yol haritasını ortaya koyuyor.

Bu strateji yalnızca MASAK’ı değil;

  • Bankaları
  • Katılım bankalarını
  • Elektronik para kuruluşlarını
  • Ödeme kuruluşlarını
  • Faktoring ve finansman şirketlerini
  • Kripto varlık hizmet sağlayıcılarını
  • Sigorta şirketlerini
  • Aracı kurumları
  • Noterleri
  • Gayrimenkul sektörünü
  • Kuyumcuları

yakından ilgilendiriyor.

Türkiye neden yeni bir strateji hazırladı?

Türkiye 2024 yılında FATF’in gri listesinden çıkmayı başarmıştı. Ancak gri listeden çıkmak, denetimlerin bittiği anlamına gelmiyor.

Aksine; Türkiye şimdi elde ettiği kazanımı kalıcı hale getirmek ve yeniden riskli ülkeler arasına girmemek için yeni dönemin stratejisini oluşturuyor.

Bu nedenle 2026-2030 belgesi; “Sadece yasa çıkarmak yetmez. Uygulama da aynı ölçüde güçlü olmalıdır” mesajını veriyor.

Belgenin ana amacı ne?

Strateji belgesi üç temel hedef üzerine kurulmuş durumda.

1) Suç gelirinin sisteme girmesini önlemek

Amaç yalnızca suçluyu yakalamak değil;

Parayı yakalamak.

Bunun için;

  • para hareketleri izlenecek
  • mal varlıkları araştırılacak
  • şüpheli para transferleri incelenecek
  • suçtan elde edilen kazançlara el konulacak.

2) Terör finansmanını engellemek

Yalnızca kara para değil;

  • terör örgütlerine finansman
  • yasa dışı para akışları
  • uluslararası fon transferleri

çok daha yakından izlenecek.

3) Kurumların birlikte hareket etmesi

Belgenin en dikkat çeken yönlerinden biri de bu.

Eskiden;

  • MASAK ayrı,
  • savcılık ayrı,
  • emniyet ayrı,
  • bankalar ayrı süreç yürütüyordu.

Yeni dönemde; ortak veri paylaşımı, ortak analiz, ortak operasyon mantığı öne çıkıyor.

Finans sektörü açısından neler değişecek?

Belgenin en önemli etkisi finans kuruluşları üzerinde olacak.

1. KYC süreçleri sertleşecek

Bankalar artık müşterisini yalnızca kimlik gösterdi diye kabul etmeyecek.

Daha ayrıntılı şekilde;

  • gelir kaynağı
  • servetin kaynağı
  • işlem amacı
  • ortaklık yapısı
  • nihai faydalanıcı (UBO)
  • ticari faaliyet çok daha ayrıntılı sorgulanacak.

Bu durum özellikle;

  • yüksek tutarlı işlemlerde
  • yabancı müşterilerde
  • karmaşık şirket yapılarında daha belirgin hale gelecek.

2. Şüpheli işlem bildirimleri artacak

MASAK’a yapılan ŞİB (Şüpheli İşlem Bildirimi) sayısında ciddi artış bekleniyor. Bankalar artık; “Acaba bildirmesem olur mu?” yerine; “Bildireyim, incelemeyi MASAK yapsın” yaklaşımını benimseyecek.

Bu nedenle; çok sayıda olağan dışı işlem raporlanabilecek.

3. İç kontrol sistemleri büyüyecek

Bankalarda;

  • AML
  • Compliance
  • Uyum
  • İç Denetim
  • Risk Yönetimi birimleri daha fazla personel istihdam etmek zorunda kalabilir.

Yapay zekâ destekli işlem izleme sistemlerine yatırımlar hızlanabilir.

4. Dijital bankacılık daha fazla izlenecek

Özellikle;

  • mobil bankacılık
  • FAST
  • EFT
  • QR ödeme
  • elektronik para
  • fintech işlemleri gerçek zamanlı risk analizine tabi tutulabilecek.

Elektronik para kuruluşlarını neler bekliyor?

Son yıllarda en hızlı büyüyen alanlardan biri ödeme kuruluşları oldu.

Bu nedenle;

Papara,
Paycell,
Tami,
Sipay,
ve diğer elektronik para kuruluşları çok daha yoğun denetime tabi olabilir.

Özellikle;

  • hesap açılışları
  • kimlik doğrulama
  • işlem limitleri
  • para transfer zincirleri yakından izlenecek.

Kripto para işlemleri daha fazla mercek altında

Belge doğrudan kripto para demese de; FATF standartları nedeniyle;

  • kripto borsaları
  • cüzdan hizmetleri
  • stablecoin transferleri
  • uluslararası kripto hareketleri çok daha ayrıntılı analiz edilecek.

Travel Rule uygulamaları daha etkin hale gelebilir.

Şirketler açısından anlamı ne?

Artık yalnızca bankalar değil;

şirketler de;

  • ortaklık yapısını,
  • gerçek faydalanıcı bilgisini,
  • ticari işlemlerini,
  • para akışını çok daha şeffaf hale getirmek zorunda kalacak.

Özellikle;

  • nakit yoğun sektörler
  • ithalat-ihracat yapan firmalar
  • döviz işlemleri yüksek şirketler daha fazla incelemeyle karşılaşabilir.

FATF neden bu kadar önemli?

FATF; kara para ile mücadelede dünyadaki en güçlü uluslararası organizasyonlardan biri.

Bir ülkenin;

  • yatırım çekebilmesi
  • bankalarının muhabir banka ilişkilerini sürdürebilmesi
  • uluslararası fon bulabilmesi büyük ölçüde FATF değerlendirmelerine bağlı.

Dolayısıyla; Türkiye’nin bu belgeyi yayımlaması; yalnızca iç hukuk açısından değil, uluslararası yatırımcı güveni açısından da önemli bir mesaj niteliği taşıyor.

Bankalar için yeni risk alanları

Önümüzdeki dönemde özellikle şu başlıklarda denetimler artabilir:

  • Yetersiz müşteri tanıma süreçleri
  • Eksik şüpheli işlem bildirimi
  • Gerçek faydalanıcı bilgisinin eksik alınması
  • Yüksek riskli müşteri sınıflandırmaları
  • Uluslararası para transferleri
  • Kripto varlık bağlantılı işlemler
  • Nakit yoğun müşteri portföyleri
  • Yaptırım listeleriyle eşleşme kontrolleri
  • Uyum programlarının etkinliği
  • İç denetim raporlarının yeterliliği

Finans sektörüne olası etkileri

Yeni strateji;

Kısa vadede:

  • Uyum maliyetlerini artıracak.
  • Operasyonel süreçleri uzatabilecek.
  • Müşteri kabul süreçlerini zorlaştırabilecek.
  • Denetim sayısını artırabilecek.

Orta ve uzun vadede ise:

  • Finans sistemine duyulan güveni artırabilir.
  • Türkiye’nin uluslararası finans piyasalarındaki itibarını güçlendirebilir.
  • Yabancı yatırımcı açısından risk algısını azaltabilir.
  • Bankacılık sisteminin şeffaflığını artırabilir.

Bankavitrini.com değerlendirmesi

2026–2030 Strateji Belgesi, yalnızca MASAK’ın çalışma planı değil; Türkiye’nin finansal sistemini uluslararası standartlarla daha uyumlu hale getirmeyi amaçlayan kapsamlı bir dönüşüm programıdır.

Önümüzdeki dönemde bankalar, ödeme ve elektronik para kuruluşları, finansman şirketleri ve diğer yükümlüler açısından “uyum (compliance)” artık destekleyici bir fonksiyon olmaktan çıkıp, kurumların sürdürülebilirliği açısından stratejik bir yönetim alanına dönüşecektir.

Kara para aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadelede risk temelli yaklaşım, gerçek faydalanıcının tespiti, müşterini tanı (KYC) süreçlerinin güçlendirilmesi, şüpheli işlem bildirimlerinin etkinleştirilmesi ve kurumlar arası veri paylaşımı yeni dönemin temel unsurları olacaktır.

Bu stratejinin başarısı, yalnızca yeni düzenlemelerin yayımlanmasına değil; bankaların, finansal kuruluşların ve denetim otoritelerinin bu kuralları etkin, tutarlı ve teknolojik altyapıyla desteklenmiş şekilde uygulayabilmesine bağlı olacaktır.

Sonuç olarak, 2026–2030 dönemi Türk finans sektörü için “daha fazla şeffaflık, daha fazla gözetim ve daha güçlü uyum kültürü” dönemi olarak kayda geçmeye aday görünmektedir.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Kredi freni ekonomiyi nereye götürüyor? Reel sektör alarm veriyor

Reel sektöre kredi freni neden hâlâ devam ediyor?
Enflasyon düşmedi, üretim yavaşladı… Peki bu politikanın sonu nereye gidiyor?

Yayınlanma:

|

Türkiye ekonomisinin son iki yıldır uyguladığı para politikasının en tartışmalı başlıklarından biri, reel sektöre yönelik kredi kısıtlamaları oldu.

Merkez Bankası’nın temel yaklaşımı oldukça net: “Kredi büyümesini yavaşlatırsak iç talep azalır, talep azalınca fiyat artışları da yavaşlar”.  Teoride bu yaklaşım klasik para politikasının temelidir. Ancak uygulamada ortaya çıkan tablo çok daha karmaşık hale geldi.

Bugün gelinen noktada üretici, sanayici ve ihracatçılar şu soruyu soruyor: Enflasyon hâlâ yüksekken neden üreten kesim finansmana erişemiyor?

TCMB neden kredi musluklarını kapatıyor?

Merkez Bankası’nın temel amacı;

  • İç talebi azaltmak
  • Krediyle tüketimi frenlemek
  • Döviz talebini sınırlamak
  • Cari açığı kontrol altında tutmak
  • TL’nin değerini korumak
  •  Enflasyon beklentilerini kırmak

Özellikle;

  • ihtiyaç kredileri
  • ticari krediler
  • KOBİ kredileri

üzerindeki büyüme sınırları bu nedenle getirildi.

Çünkü para politikasının temel varsayımı şudur: Az kredi = Az harcama = Az talep = Düşük enflasyon

Teoride doğru görünmektedir.

Peki neden istenen sonuç alınamadı?

Çünkü Türkiye’deki enflasyon yalnızca talep kaynaklı değildir.

Enflasyonun önemli bölümü;

1. Kur geçişkenliği: İthal girdi maliyetleri, Enerji, Hammadde, Ara malı lojistik

2. Vergiler: ÖTV, KDV, Kamu zamları

3. Gıda: Tarım maliyetleri, İklim, Arz yetersizliği

4. Konut: Kira, Barınma maliyetleri

5. Hizmet sektörü: Ücret artışları, Personel giderleri gibi arz yönlü nedenlerden oluşuyor.

Dolayısıyla; Talebi kısmak, arz kaynaklı enflasyonu tek başına düşürmeye yetmiyor.

En büyük yük neden reel sektörün üzerine bindi?

Burada önemli bir ayrım oluştu. Talebi azaltmaya yönelik politika uygulanırken; üretim için gereken finansman da aynı şekilde daraltıldı.  Oysa; tüketici kredisi ile işletme sermayesi kredisi aynı ekonomik etkiyi oluşturmaz. Birisi tüketim yaratır. Diğeri üretimi sürdürür.

Bugün birçok firma;

  • hammadde alamıyor
  • stok oluşturamıyor
  • maaş ödemekte zorlanıyor
  • vergi-finansman arasında tercih yapmak zorunda kalıyor.

Reel sektörün karşı karşıya olduğu tablo

Bugün birçok sanayi kuruluşunda; İşletme sermayesi eriyor

Nakit döngüsü uzuyor. Tahsilatlar gecikiyor. Vadeler açılıyor. Faiz maliyeti yükseliyor.

Ticari alacak büyüyor

Şirket birbirine kredi açıyor. Banka yerine tedarikçi finansman sağlıyor. Risk tüm zincire yayılıyor.

Yatırımlar duruyor

Makine yatırımı, Kapasite artırımı, Yeni fabrika, AR-GE hepsi erteleniyor.

İstihdam baskı altına giriyor

İlk aşamada; fazla mesailer kaldırılıyor. Sonra; işe alımlar duruyor. Ardından; personel azaltmaları geliyor.

İflas ve konkordato riski büyüyor

Son aylarda; Finansal Yeniden Yapılandırma (FYY), konkordato, takipteki alacaklar, Varlık Yönetim Şirketi satışları aynı anda yükseliyor.

Bu tesadüf değildir. Hepsi aynı finansman krizinin farklı yansımalarıdır.

Kredi durursa ekonomi nasıl etkilenir?

Ekonomide kredi; insan vücudundaki kan dolaşımına benzer. Kan dolaşımı tamamen durursa; organlar çalışamaz. Kredi akışı tamamen yavaşlarsa; üretim zinciri kopmaya başlar.

Bunun sonuçları;

  • üretim düşer
  • yatırım azalır
  • kapasite kullanım oranı geriler
  • işsizlik artar
  • iflaslar çoğalır
  • bankaların takipteki alacakları yükselir
  • vergi gelirleri azalır.

Sonuçta büyüme de zayıflar.

Paradoks oluşuyor

Enflasyonu düşürmek amacıyla; üretim yavaşlıyor. Üretim yavaşlayınca; arz azalıyor. Arz azalınca; fiyat baskısı yeniden oluşabiliyor. Yani; enflasyonu düşürmeye çalışan politika, bazı sektörlerde arzı azaltarak enflasyonu tekrar besleyebiliyor.

Bu nedenle birçok ekonomist; talebi baskılamak ile üretimi baskılamanın aynı şey olmadığını vurguluyor.

Sürekli yüksek faiz ve kredi kısıtı sürdürülebilir mi?

Uzun süre devam etmesi halinde şu riskler artar:

  • Sermaye yapısı zayıf firmaların piyasadan çekilmesi.
  • Sağlıklı işletmelerin bile nakit sıkışıklığı nedeniyle finansal strese girmesi.
  • Bankaların takipteki kredi oranlarının yükselmesi.
  • Varlık Yönetim Şirketlerine daha fazla sorunlu kredi devri.
  • Üretim kapasitesinde kalıcı kayıplar.
  • İhracat rekabet gücünün zayıflaması.
  • İşsizlikte artış.
  • Potansiyel büyüme hızının düşmesi.

Bu nedenle kredi sıkılaştırmasının süresi ve kapsamı kritik önem taşır. Kısa vadede dezenflasyon programını destekleyebilir; ancak uzun süre ve ayrım gözetmeden uygulanması, ekonominin üretim kapasitesini aşındırma riski taşır.

Çözüm ne olabilir?

Ekonomi yönetiminin önündeki temel denge, tüketimi finanse eden krediler ile üretimi finanse eden kredileri aynı sepete koymamaktır.

Öne çıkan politika seçenekleri şunlardır:

  • Üretim, ihracat ve yatırım amaçlı kredilerin daha seçici biçimde desteklenmesi.
  • KOBİ’lerin işletme sermayesi ihtiyacına yönelik, performans kriterlerine bağlı kredi kanallarının güçlendirilmesi.
  • Verimlilik ve katma değer yaratan yatırımlar için uzun vadeli finansman mekanizmalarının artırılması.
  • Enflasyonla mücadelede para politikasının, maliye politikası ve yapısal reformlarla daha güçlü şekilde desteklenmesi.
  • Arz yönlü enflasyonu besleyen enerji, lojistik, tarım ve verimlilik sorunlarına yönelik kalıcı çözümler geliştirilmesi.

Üretim Öncelikli hale gelmeli

Türkiye’nin enflasyonla mücadele etmesi zorunludur. Ancak bu mücadelede üretim kapasitesinin korunması da en az fiyat istikrarı kadar stratejik öneme sahiptir.

Kredilerin tamamen durduğu bir ekonomide yalnızca talep değil, üretim, yatırım, istihdam ve ihracat da zayıflar. Bu nedenle politika tasarımında en kritik soru artık şudur: Enflasyonu düşürürken üretim gücünü nasıl koruyacağız?

Bu soruya verilecek yanıt, sadece bugünkü dezenflasyon sürecinin değil, Türkiye ekonomisinin orta ve uzun vadeli büyüme potansiyelinin de belirleyicisi olacaktır.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.