Connect with us

GÜNCEL

Ticaret gerilimi yatıştı: ABD ve AB $600 milyarlık çerçeve anlaşmaya vardı

Yayınlanma:

|

ABD ile Avrupa Birliği, uzun süredir devam eden müzakerelerin ardından ticaret savaşını önleyecek bir çerçeve anlaşmaya vardı. Trump yönetiminin 1 Ağustos’ta yürürlüğe koymayı planladığı %30’luk gümrük tarifesi tehdidi, %15 seviyesine çekilerek yumuşatıldı. Anlaşma kapsamında AB, ABD’ye 600 milyar dolarlık yatırım ve 750 milyar dolarlık enerji ile savunma sanayi alımı sözü verdi. Otomobil, ilaç ve yarı iletken gibi pek çok ürün bu %15’lik tarife kapsamına girerken, çelik ve alüminyum üzerindeki %50’lik vergiler şimdilik korunacak. Taraflar ayrıca uçak parçaları, bazı tarım ürünleri ve hammadde gibi alanlarda karşılıklı sıfır tarife uygulaması konusunda uzlaştı.

Anlaşma, geçen hafta Japonya ile imzalanan benzer çerçeveyle büyük paralellikler taşıyor. Ancak detayların tam netleşmemesi, farklı yorum riskini beraberinde getiriyor. Almanya Başbakanı Merz, bu gelişmenin ihracat ağırlıklı Alman ekonomisi için olası bir krizden dönüldüğünü vurgularken, Avrupa Parlamentosu’ndan bazı isimler ise tarifelerin hâlâ dengesiz olduğunu savundu. ABD tarafı ise bu anlaşmayı hem Trump’ın ticaret ajandasında büyük bir zafer hem de AB pazarına Amerikan tarım ve sanayi ürünleri için devasa bir açılım olarak sunuyor. Açıklamanın ardından euro dolar karşısında hafifçe değer kazanırken, Avrupa borsalarının vadeli işlemlerinde ise %1 yükseliş görüyoruz.

ABD ile Avrupa Birliği arasında varılan ticaret anlaşması, küresel piyasalarda da risk iştahını artırdı. ABD ile Çin arasında görüşmeler devam ederken anlamlı oranda ilerleme olduğunun da altını çizelim. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde %0,7’ye varan yükselişler görülürken, Asya borsalarında da genel olarak pozitif seyrin hâkim olduğunu görüyoruz. Anlaşma, FED ve BOJ toplantılarının yanı sıra teknoloji devlerinin bilanço açıklamalarıyla dolu kritik bir haftaya piyasa açısından daha iyimser bir zemin hazırladı. Petrol fiyatları %0,5 artarken, büyük bir belirsizlik riskinin bertaraf edilmesi ardından güvenli liman talebiyle son aylarda mütemadiyen alımlara sahne olan altın son iki haftanın en düşük seviyelerine geriledi. Aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere, teknik bir bakış açısı ile altının 3,440 dolar seviyesini aşmakta üçüncü kez zorlandığını ve kâr satışlarına maruz kaldığını görüyoruz. Yeni haftanın 3,340 dolar seviyesinin altında kapanması durumunda, daha derin bir düzeltmenin bizi beklediğini söylememiz gerekiyor. Öte yandan, gümüşte de teknik mânâda aşağıda 37,80 seviyesine yakından bakacağız.

Kripto cenahında ise, bitcoin üç haftadır 119bin dolar seviyesinin üzerinde haftalık kapanış yapmakta zorlanıyor. Bu hafta gözler haftalık kapanış seviyesinde olacaktır. Yönün yukarıya olduğunu düşünüyoruz. İkinci büyük kripto para birimi olan Ethereum ise altıncı haftaya da peş peşe yükselişle başlarken, yukarıda ilk etapta 4,100 dolar seviyesini; devamında ise 4,800 dolar zirvesinin radar menziline girmesini bekliyoruz.

Yukarıda da değindiğim üzere, yeni haftada ABD piyasalarını yoğun ve kritik bir ajanda bekliyor. 30 Temmuz tarihinde sonuçlanacak FED’in faiz kararında herhangi bir faiz indirimi beklenmezken (sürpriz olur mu bilemiyorum), perşembe günü BoJ toplantısını, her ayın ilk cuması olduğu üzere ise ABD’de tarım dışı istihdam verisini ekonomik aktivite hakkında önemli ipuçları vermesi nedeniyle yakından takip edeceğiz. Mikro cephede ise Apple, Microsoft, Amazon ile Meta gibi dev teknoloji şirketlerinin bilanço açıklamaları yatırımcıların gündeminde olacak. S&P 500 ve Nasdaq endeksleri, Nisan ayındaki sert düşüş sonrası %28 ve %38 oranında toparlanarak rekor seviyelere yükseldiğini de not edelim. Risk iştahının artması nedeniyle, içinde bulunduğumuz dönemin ruhuna uygun fiziksel enstrümanlar, savunma sanayi, yapay zekâ, alt yapı sektörü ve enerji sektörünün ön planda olmasını bekliyoruz.

Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s sürpriz bir adım atarak Türkiye’nin uzun vadeli yabancı para cinsinden borçlanma notunu B1’den bir basamak artırarak Ba3’e yükseltti. Pozitif olan görünümü ise durağana çevirdi. Diğer iki kredi derecelendirme kuruluşuna göre uzun bir süredir Türkiye’yi bir not aşağıdan notlayan Moody’s, Cuma akşamı aldığı karar ile aradakı farkı kapattı. Piyasanın not artırımı beklemediği bir günde gelen kararı olumlu bir adım olarak yorumlamak gerekiyor. Aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere, üç büyük reyting kuruluşundan aldığı notlar itibariyle 13. basamakta yer alan Türkiye’nin yatırım yapılabilir seviye yükselmesi için üç kez daha not artışı alması gerekiyor.

TCMB’nin politika faizini %43 seviyesine indirdiği günün sonrasında Türk mali piyasaları haftanın son işlem gününde genel hatları ile temkinli iyimser bir seyir izledi. İndirim kararı sonrası TLREF %42,84 seviyesine (bir önceki gün %45,70) gerilerken, BIST100 ana endeksi 19 Mart tarihine teknik analizde çok kullandığımız kapı aralığını kapatması ardından %0,43 gerilerek 10,642 puandan haftayı tamamladı. TCMB her ne kadar faiz oranlarını indirse de, makro ihtiyati tedbirler çerçevesinde sıkı duruşunu sürdürmesine paralel reel sektörde işlerin hâlen daha pek de iyi gitmediğini görüyoruz. TCMB’nin faiz indirimlerini bir süreç olarak değerlendirirsek, oldukça geride kalan hisse senedi endeksinde bir miktar toparlanmaya imkân versek de, çok yukarı seviyeleri hedeflemediğimizi de not etmek gerekiyor. Bugün yurt dışı piyasalara ve not artırımına paralel Türk borsasının da alımlara sahne olmasını bekliyoruz.

USDTRY kuru 40,55 seviyesinden haftayı karşılarken, Perşembe gece geç saatlerde USDTRY kurunda 43,34 seviyelerinin düşük işlem hacmi ve sığ saatlerde görüldüğünü de not edelim. Bu işleme pek de büyük bir anlam yüklemek istemiyoruz. TCMB’nin faiz kararı ardından politika metninde yer verdiği üzere, TL’de reel değerlenme stratejisinin devam edeceğini anlıyoruz. Fiyat koyucunun da bu noktada USDTRY kurunu hedeflediğini not etmemiz gerekiyor. Bu minvalde, Ağustos ayını da TL’de geçirmeye devam etmek akıllıca bir yatırım stratejisi olarak ön plana çıkıyor. CDS risk primi 280 baz puan seviyesinde kalarak önemli bir değişim sergilemezken, 2 yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi ise %40,16 seviyesine hafif de olsa yükseldi.

Piyasaların nabzını kur, faiz ve borsa gibi göstergeler ile tuttuğumuz bu günlerde, ekonominin görünümünü yalnızca rakamlarla değil, doğrudan etkilediği çevresel koşullarla birlikte okumak da her zamankinden daha önemli bir hâl aldı. İklim meselesi artık sadece çevre başlığı değil; ekonomi, finans, tarım, enerji ve toplumsal refahın tam merkezinde yer alan yapısal bir mesele olduğunu not etmemiz gerekiyor. İklim meselesi ve etkileri hayatın her alanına sızmış durumda. Uzun süredir bilimin uyardığı küresel ısınma ile yüzleşiyoruz; fakat küresel mücadele hâlâ yavaş ve yetersiz. Trump sonrası dönemde gevşeyen iklim politikaları, küresel ısınmayı sınırlama hedeflerini daha da erişilmez hâle getirdi.

2024, kayıtlı tarih boyunca en sıcak yıl olarak kayıtlara geçmişti. Ancak 2025’in, selefini geride bırakacağına neredeyse kesin gözüyle bakıyoruz. Yeşil dönüşüm artık bir tercihten öte, iktisadi ve sosyal sürdürülebilirlik için bir zorunluluğa dönüşmüş durumda. Bu yaz, sıcaklık dünyanın hemen hemen her yerinde rekorlar kırıyor. KKTC’de termometreler 45 dereceyi zorlarken, İstanbul da 40 derecenin üzerine çıkarak bu tabloda yerini aldı. Hissedilen sıcaklıkların nemle birlikte çok daha korkutucu seviyelere ulaşırken, kişisel olarak, akşam saatlerinde yaptığım koşu antrenmanlarda bu farkı çarpıcı biçimde hissettiğimi not düşmeliyim.

Yüksek sıcaklıklar aynı zamanda su kaynaklarını da tehdit ediyor. Barajlarındaki doluluk oranları kritik seviyelere gerilerken, Türkiye’nin pek çok noktasında ve Güney Kıbrıs’ta çıkan yangınlar, yeşil alanları ve doğal yaşamı yok ediyor. Küçücük bir adada 120 kilometrelik alanın kül olduğu Limasol yangını, krizin ulaştığı boyutun çarpıcı bir örneği. İklim krizinin bu güncel görünümü, yalnızca çevresel değil, ekonomik ve finansal kırılganlıkların da habercisi. Tarımsal üretim risk altında, enerji talebi artıyor, altyapılar zorlanıyor. Bu nedenle yeşil finansman, sürdürülebilir tarım, su yönetimi ve iklim temelli risk yönetimi artık kurumların ajandasında yalnızca birer çevre başlığı değil, temel stratejik öncelikler olmalı.

Altın

1753676592fcb8975e8d667b2b87bc6a06ea24bf99_1_1200.jpg

Gümüş

1753676592a92d5d1ef09233204516d38b77bff623_2_1200.jpg

Rating Kuruluşları not skalası

Türkiye 13. sırada. Yatırım yapılabilir seviye için üç basamak daha gerekiyor

1753676592e92031f33b379153b6d6700a543fbe28_3_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Tavuk sektörü günah keçisi ilan edildi, peki maliyetleri kim konuşacak?

Beyaz ette fiyat tartışması: Asıl sorun üretici mi, maliyetler mi?
Tavuğun görünmeyen faturası: Yem, aşı, enerji ve iade yükü
Raf fiyatına bakıp karar vermek yanıltıyor: Tavuk sektörünün maliyet gerçeği

Yayınlanma:

|

Son dönemde tavuk eti fiyatları üzerinden yürütülen tartışmalar, beyaz et sektörünü kamuoyunda adeta “fırsatçı sektör” konumuna taşıdı. Rekabet soruşturmaları, ihracat kısıtlamaları, fiyat denetimleri ve kamuoyu baskısı derken sektör sürekli sanık sandalyesine oturtuluyor.

Ancak madalyonun diğer yüzüne bakan pek yok.

Bir kilogram tavuk etinin tüketiciye ulaşana kadar geçtiği üretim zinciri incelendiğinde, sektörün son yıllarda karşı karşıya kaldığı maliyet artışlarının önemli bölümü kamuoyunda yeterince tartışılmıyor.

Bir kilogram tavuğun maliyetinin yüzde 68’i yem

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Kümes Hayvancılığı Durum ve Tahmin Raporu‘na göre broiler üretim maliyetlerinin yaklaşık yüzde 68’i yemden oluşuyor. Civciv maliyeti yüzde 14 seviyesinde bulunurken enerji, işçilik, bakım, amortisman ve diğer giderler geri kalan kısmı oluşturuyor.

Bu tablo tek başına sektörün neden sürekli yem fiyatlarını takip ettiğini açıklıyor. Çünkü tavuk üreticisinin kaderi büyük ölçüde mısır ve soya fiyatlarına bağlı.

Mısır ve soya bağımlılığı sektörün kırılgan noktası

Türkiye’nin kanatlı sektöründe kullanılan yem hammaddelerinin temelini mısır ve soya oluşturuyor.

Sorun şu ki;

  • Soya tedarikinde ithalat bağımlılığı yüzde 90’ın üzerinde.
  • Mısırda da önemli ölçüde dış kaynak kullanılıyor.
  • Yem sektörünün toplam dışa bağımlılığı yüzde 50’nin üzerine çıkmış durumda.

2026 yılında yem sektörünün kullandığı hammaddeler içerisinde yaklaşık:

  • 5 milyon ton soya ve türevleri
  • 4,9 milyon ton mısır ve ürünleri

ithalatla karşılanıyor.

Dolayısıyla döviz kuru yükseldiğinde, küresel emtia fiyatları arttığında veya lojistik maliyetleri bozulduğunda tavuk üreticisinin maliyeti otomatik olarak yükseliyor.

Devlet neden mısır ithalatında vergi indirimi yaptı?

2026 yılında Ticaret Bakanlığı’nın mısır ithalatında tarife kontenjanı açması tesadüf değil.

Kararın gerekçesinde mısırın kanatlı eti başta olmak üzere birçok gıda ürününün temel girdisi olduğu vurgulandı. Üretim maliyetlerini düşürmek amacıyla belirli miktarda mısır ithalatında düşük vergi uygulanmasına karar verildi. Eğer sektör gerçekten aşırı kârlı ve maliyet baskısı yaşamıyor olsaydı, yem maliyetlerini düşürmek için böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulur muydu?

Bu soru önem taşıyor.

Kimse aşı, ilaç ve biyogüvenlik maliyetlerinden bahsetmiyor

Kanatlı sektörü sıradan bir üretim alanı değil. Bir otomotiv fabrikasında üretim hattı durabilir. Bir tekstil işletmesi sipariş bekleyebilir. Ancak tavuk sektöründe üretim canlı organizmalar üzerinden yürür.

Bu nedenle;

  • Veteriner ilaçları,
  • Aşılar,
  • Yem katkıları,
  • Biyogüvenlik ekipmanları,
  • Hastalık önleme sistemleri,

üretimin vazgeçilmez parçalarıdır. Sektör raporları da aşı ve veteriner ilaçlarının üretimin temel girdileri arasında yer aldığını göstermektedir. Küresel ilaç ve veteriner sağlık ürünlerinin büyük bölümü ithal edildiği için kur artışları bu kalemleri de doğrudan etkiliyor.

Soğuk zincir maliyetini görmezden gelmek mümkün değil

Tavuk eti üretildikten sonra iş bitmiyor.

Ürün;

  • Kesimhane,
  • Paketleme,
  • Depolama,
  • Soğuk hava tesisleri,
  • Nakliye araçları,
  • Market dolapları

arasında kesintisiz soğuk zincir içerisinde taşınmak zorunda.

Soğuk zincirin bir saat bile bozulması ürünün tamamen kaybedilmesine neden olabiliyor. Sektörün gıda güvenliği açısından soğuk zincire yaptığı yatırımlar BESD-BİR tarafından da sürekli vurgulanıyor. Elektrik fiyatlarındaki artış, akaryakıt maliyetleri ve lojistik giderleri doğrudan nihai maliyetleri etkiliyor.

En az konuşulan maliyet: İadeler ve zayiat

Sektörün en büyük görünmeyen maliyetlerinden biri de geri dönüşler.

Marketlerde son kullanma tarihi yaklaşan ürünler, satılamayan tavuk ürünleri, bozulan ürünler, kampanya iadeleri çoğu zaman üreticiye geri dönüyor. Gıda sektöründe bu oran bazı dönemlerde ciddi seviyelere ulaşabiliyor. Kamuoyunda fiyatlar konuşulurken bu ürünlerin maliyetinin kim tarafından karşılandığı pek sorgulanmıyor.

İşçilik ve finansman yükü de büyüyor

Asgari ücret artışları, enerji giderleri, finansman maliyetleri, işletme sermayesi ihtiyacı, özellikle entegre üretim yapan firmaların bilançolarında ciddi baskı oluşturuyor. Yüksek faiz ortamında yem stoklamak bile finansman maliyeti yaratıyor.

Birçok üretici bugün yalnızca tavuk yetiştirmiyor; aynı zamanda yüksek faizle çalışan devasa bir işletme sermayesini de yönetmeye çalışıyor.

Tavuk fiyatı mı artıyor, yoksa maliyetler mi?

Kamuoyunda çoğu zaman yalnızca raf fiyatı görülüyor.

Ancak maliyet zinciri incelendiğinde;

  • Yem,
  • Soya,
  • Mısır,
  • Döviz kuru,
  • Elektrik,
  • Akaryakıt,
  • Soğuk zincir,
  • Aşı ve ilaç,
  • İşçilik,
  • Finansman,
  • İade ve zayiat

gibi çok sayıda unsurun fiyat üzerinde etkili olduğu görülüyor. Bu nedenle tavuk sektörünü yalnızca fiyat artışları üzerinden değerlendirmek eksik bir yaklaşım olabilir.

Sorun sadece üreticide değil, sistemde

Türkiye’nin beyaz et sektörü bugün milyonlarca kişinin en erişilebilir hayvansal protein kaynağını üretiyor. Ancak sektörün en büyük açmazı, maliyetlerinin önemli bölümünün ithal girdilere bağlı olması. Soya ve mısırda dışa bağımlılık azaltılmadan, yerli yem hammaddesi üretimi artırılmadan, enerji ve lojistik maliyetleri düşürülmeden, yalnızca üreticiyi suçlayarak fiyat sorununu çözmek mümkün görünmüyor.

Tavuk sektörünü günah keçisi ilan etmek kolay.

Asıl zor olan ise maliyetlerin gerçek nedenleriyle yüzleşmek.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

GÜNCEL

Enerji mi, jeopolitik kuşatma mı?: ABD, İsrail, Yunanistan ve GKRY aynı masada

Yayınlanma:

|

Yazan:

Doğu Akdeniz’de enerji denklemi yeniden kuruluyor: ABD, Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs’tan kritik hamle

Haber-analiz | bankavitrini.com

ABD, Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs, Doğu Akdeniz’de enerji iş birliğini kurumsal zemine taşıyan yeni bir adım attı. Dört ülke, Houston’da Eastern Mediterranean Energy Centre adlı yeni enerji merkezini başlattı ve enerji güvenliği, doğal gaz, altyapı, inovasyon, araştırma, kritik tesislerin korunması ve siber güvenlik başlıklarında ortak yol haritası hazırlanması konusunda anlaştı. Yol haritasının yıl sonuna kadar onaylanması bekleniyor.

Bu adım, yalnızca teknik bir enerji iş birliği değil; Doğu Akdeniz’de enerji, güvenlik, ticaret koridorları ve jeopolitik nüfuz mücadelesinin yeni aşaması olarak görülüyor. Merkezin Rice University Baker Institute bünyesinde kurulması, ABD’nin bölgedeki enerji diplomasisini daha kalıcı bir mekanizmaya dönüştürme niyetini gösteriyor.

Anlaşmanın arka planında “3+1” formatı bulunuyor: Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail üçlüsüne ABD’nin destek verdiği bu yapı, 2019’daki EastMed Act ile kurumsallaşmıştı. Yeni merkez; üniversiteler, araştırma kurumları, özel sektör ve hükümetler arasında enerji güvenliği, yatırım ve altyapı odaklı koordinasyon platformu olarak çalışacak.

Amaç ne?

Görünürde amaç; Avrupa’nın enerji arz güvenliğini artırmak, Doğu Akdeniz gazını ve elektrik bağlantı projelerini daha koordineli hale getirmek. Ancak asıl hedef daha geniş: Rusya’ya bağımlılığı azaltmak, ABD LNG’sinin Güneydoğu Avrupa’ya girişini kolaylaştırmak, İsrail–Güney Kıbrıs–Yunanistan hattını enerji koridoruna dönüştürmek ve Türkiye’nin dışlandığı alternatif bir jeopolitik enerji mimarisi kurmak.

Nitekim ABD’li Venture Global ile Yunan Atlantic-SEE LNG Trade arasında yapılan son anlaşmayla, 2030’dan itibaren 20 yıl süreyle Yunanistan’a yıllık en az 1 milyon ton LNG tedariki planlanıyor. Bu gazın Yunanistan üzerinden Orta ve Doğu Avrupa’ya taşınması hedefleniyor.

Türkiye ve KKTC açısından anlamı

Bu gelişme Türkiye açısından dikkatle izlenmesi gereken bir hamle. Çünkü Doğu Akdeniz’de enerji kaynakları, deniz yetki alanları, Kıbrıs meselesi ve Avrupa enerji güvenliği aynı denklemde birleşiyor.

Özellikle Great Sea Interconnector gibi Yunanistan–Güney Kıbrıs–İsrail elektrik bağlantı projeleri, Türkiye’nin deniz yetki alanı tezleriyle doğrudan kesişiyor. AP’ye göre Türkiye, bu kablo hattının kendi yetki alanlarını ve Kıbrıs Türklerinin haklarını yok saydığı görüşünde. AB ise projeye ciddi finansman desteği veriyor.

Bu nedenle Houston’daki anlaşma, sadece enerji merkezi kurulması değil; Doğu Akdeniz’de Türkiye’siz bir enerji-güvenlik hattının tahkim edilmesi anlamına geliyor.

Ekonomik sonuçlar

Bölgedeki enerji projeleri hız kazanırsa Yunanistan, LNG ve elektrik iletiminde bölgesel merkez olma iddiasını güçlendirebilir. Güney Kıbrıs, enerji diplomasisi üzerinden stratejik ağırlığını artırabilir. İsrail, gaz ve elektrik ihracatı için Avrupa kapısını açık tutar. ABD ise hem LNG ihracatını hem de bölgesel siyasi nüfuzunu artırır.

Türkiye açısından ise risk, enerji denkleminde dışarıda bırakılmak; fırsat ise coğrafi avantajını kullanarak daha ekonomik ve gerçekçi enerji geçiş güzergâhı olduğunu yeniden masaya koymaktır.

Kısa yorum

Doğu Akdeniz’de enerji artık sadece enerji değildir. Boru hattı, LNG terminali, denizaltı kablosu, siber güvenlik ve askeri iş birliği aynı paketin parçaları haline gelmiştir. ABD, Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs’ın attığı son adım da bu yeni dönemin işaretidir: Bölgede enerji üzerinden yeni bir jeopolitik hat kuruluyor. Türkiye bu masanın dışında bırakılmak isteniyor.

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Altın neden yükseldi, neden düşmeye başladı ve bundan sonra ne olabilir?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Altın, sadece bir emtia değildir. Aynı zamanda korkunun, belirsizliğin, enflasyon beklentilerinin ve merkez bankalarının davranışlarının fiyatlandığı küresel bir “güvenli liman” varlığıdır.

Altın neden değer kazandı?

2023-2026 döneminde altını yükselten başlıca faktörler şunlardı:

1. Merkez bankalarının rekor altın alımları

Başta People’s Bank of China olmak üzere birçok merkez bankası dolar rezervlerinin bir kısmını altına çevirmeye başladı.

Neden?

  • ABD yaptırım riskleri
  • Dolar bağımlılığını azaltma isteği
  • Rezerv çeşitlendirmesi

Özellikle Çin, Rusya, Hindistan ve Körfez ülkeleri altın talebini artırdı.

2. Jeopolitik riskler

Altın savaş ve kriz dönemlerinde yükselir.

Son yıllarda:

  • Rusya-Ukrayna Savaşı
  • İsrail-Hamas Savaşı
  • İran-İsrail gerilimleri
  • Tayvan kaynaklı riskler

yatırımcıların güvenli liman talebini artırdı.

3. Enflasyon korkusu

ABD ve Avrupa’da yüksek enflasyon görülmesi nedeniyle yatırımcılar:

  • Tahvil yerine
  • Nakit yerine

altına yöneldi.

Altın tarihsel olarak enflasyona karşı koruma aracı olarak görülmektedir.

4. ABD borçlarının büyümesi

ABD’nin kamu borcu 40 trilyon dolara yaklaşırken birçok yatırımcı: “Bu kadar para basılırsa doların değeri uzun vadede erir”

düşüncesiyle altına yöneldi.

5. Reel faizlerin düşmesi

Altının faiz getirisi yoktur.

Bu nedenle:

  • Faiz düşükse altın avantajlıdır.
  • Faiz yüksekse tahvil avantajlıdır.

Faiz indirimi beklentileri altını destekledi.

Peki altın neden düşmeye başladı?

Yükselişin ardından bazı dinamikler tersine dönmeye başladı.

1. Kâr realizasyonları

Altın kısa sürede tarihi zirvelere çıktı.

Büyük fonlar:

  • Kârlarını realize etti.
  • Pozisyon küçülttü.

Bu da satış baskısı yarattı.

2. Doların güçlenmesi

Altın ve dolar genellikle ters yönlü hareket eder.

Dolar Endeksi (DXY) yükseldiğinde:

  • Altın daha pahalı hale gelir.
  • Talep azalır.

Bu durum altını baskılar.

3. Faiz indirimlerinin gecikmesi

Piyasa uzun süre: “Fed faiz indirecek” beklentisini satın aldı.

Ancak enflasyonun beklenenden yüksek seyretmesi nedeniyle faizlerin uzun süre yüksek kalabileceği düşüncesi ortaya çıktı. Bu da altın üzerinde baskı oluşturdu.

4. Jeopolitik risklerin fiyatlanması

Piyasalarda sık görülen durum: “Haberi al, gerçekleşince sat.” Savaş ve kriz riskleri fiyatlandıktan sonra yatırımcılar pozisyon kapatabiliyor.

5. ETF çıkışları

Özellikle ABD’deki altın ETF’lerinden para çıkışları yaşandığında satış baskısı oluşur. Kurumsal yatırımcı davranışı kısa vadede fiyatları ciddi etkileyebilir.

Altının değerini etkileyen temel faktörler

Bir yatırımcı altını değerlendirirken şu göstergeleri takip etmelidir:

Faktör Altına Etkisi
ABD Faizleri Negatif
Reel Faizler Negatif
Dolar Endeksi Negatif
Enflasyon Pozitif
Jeopolitik Riskler Pozitif
Merkez Bankası Alımları Pozitif
Resesyon Korkusu Pozitif
Güçlü Büyüme Negatif
ETF Girişleri Pozitif
ETF Çıkışları Negatif

Önümüzdeki dönemde altın için olası senaryolar

Senaryo 1: Altın yeniden yükselişe geçer

Şunlar olursa:

  • Fed faiz indirimlerine başlar
  • ABD ekonomisi yavaşlar
  • Jeopolitik riskler büyür
  • Çin alımları devam eder

altın yeni zirvelere yönelebilir.

Bu senaryo altın boğalarının temel beklentisidir.

Senaryo 2: Uzun süre yatay hareket

Şunlar olursa:

  • Faizler yüksek kalır
  • Enflasyon kontrollü düşer
  • Büyük kriz çıkmaz

altın bir süre geniş bantta dalgalanabilir.

Bu en olası orta vadeli senaryolardan biridir.

Senaryo 3: Sert düzeltme

Şunlar olursa:

  • ABD büyümesi güçlü kalır
  • Enflasyon düşer
  • Dolar güçlenir
  • Tahvil faizleri yükselir

yatırımcılar altından çıkıp tahvillere yönelebilir.

Bu durumda altın daha derin bir düzeltme yaşayabilir.

Asıl kritik soru: Altının uzun vadeli hikâyesi bitti mi?

Şu an için hayır.

Çünkü altının uzun vadeli hikâyesini destekleyen unsurlar hâlâ masada:

  • Küresel borç yükünün büyümesi
  • Merkez bankalarının altın alımları
  • Jeopolitik kutuplaşma
  • Dolar sistemine alternatif arayışları
  • Rezerv çeşitlendirme eğilimleri

Bu nedenle kısa vadeli düzeltmeler yaşansa da altının uzun vadeli yatırım tezinin tamamen ortadan kalktığını söylemek zor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.