Connect with us

GÜNCEL

Ticaret gerilimi yatıştı: ABD ve AB $600 milyarlık çerçeve anlaşmaya vardı

Yayınlanma:

|

ABD ile Avrupa Birliği, uzun süredir devam eden müzakerelerin ardından ticaret savaşını önleyecek bir çerçeve anlaşmaya vardı. Trump yönetiminin 1 Ağustos’ta yürürlüğe koymayı planladığı %30’luk gümrük tarifesi tehdidi, %15 seviyesine çekilerek yumuşatıldı. Anlaşma kapsamında AB, ABD’ye 600 milyar dolarlık yatırım ve 750 milyar dolarlık enerji ile savunma sanayi alımı sözü verdi. Otomobil, ilaç ve yarı iletken gibi pek çok ürün bu %15’lik tarife kapsamına girerken, çelik ve alüminyum üzerindeki %50’lik vergiler şimdilik korunacak. Taraflar ayrıca uçak parçaları, bazı tarım ürünleri ve hammadde gibi alanlarda karşılıklı sıfır tarife uygulaması konusunda uzlaştı.

Anlaşma, geçen hafta Japonya ile imzalanan benzer çerçeveyle büyük paralellikler taşıyor. Ancak detayların tam netleşmemesi, farklı yorum riskini beraberinde getiriyor. Almanya Başbakanı Merz, bu gelişmenin ihracat ağırlıklı Alman ekonomisi için olası bir krizden dönüldüğünü vurgularken, Avrupa Parlamentosu’ndan bazı isimler ise tarifelerin hâlâ dengesiz olduğunu savundu. ABD tarafı ise bu anlaşmayı hem Trump’ın ticaret ajandasında büyük bir zafer hem de AB pazarına Amerikan tarım ve sanayi ürünleri için devasa bir açılım olarak sunuyor. Açıklamanın ardından euro dolar karşısında hafifçe değer kazanırken, Avrupa borsalarının vadeli işlemlerinde ise %1 yükseliş görüyoruz.

ABD ile Avrupa Birliği arasında varılan ticaret anlaşması, küresel piyasalarda da risk iştahını artırdı. ABD ile Çin arasında görüşmeler devam ederken anlamlı oranda ilerleme olduğunun da altını çizelim. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde %0,7’ye varan yükselişler görülürken, Asya borsalarında da genel olarak pozitif seyrin hâkim olduğunu görüyoruz. Anlaşma, FED ve BOJ toplantılarının yanı sıra teknoloji devlerinin bilanço açıklamalarıyla dolu kritik bir haftaya piyasa açısından daha iyimser bir zemin hazırladı. Petrol fiyatları %0,5 artarken, büyük bir belirsizlik riskinin bertaraf edilmesi ardından güvenli liman talebiyle son aylarda mütemadiyen alımlara sahne olan altın son iki haftanın en düşük seviyelerine geriledi. Aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere, teknik bir bakış açısı ile altının 3,440 dolar seviyesini aşmakta üçüncü kez zorlandığını ve kâr satışlarına maruz kaldığını görüyoruz. Yeni haftanın 3,340 dolar seviyesinin altında kapanması durumunda, daha derin bir düzeltmenin bizi beklediğini söylememiz gerekiyor. Öte yandan, gümüşte de teknik mânâda aşağıda 37,80 seviyesine yakından bakacağız.

Kripto cenahında ise, bitcoin üç haftadır 119bin dolar seviyesinin üzerinde haftalık kapanış yapmakta zorlanıyor. Bu hafta gözler haftalık kapanış seviyesinde olacaktır. Yönün yukarıya olduğunu düşünüyoruz. İkinci büyük kripto para birimi olan Ethereum ise altıncı haftaya da peş peşe yükselişle başlarken, yukarıda ilk etapta 4,100 dolar seviyesini; devamında ise 4,800 dolar zirvesinin radar menziline girmesini bekliyoruz.

Yukarıda da değindiğim üzere, yeni haftada ABD piyasalarını yoğun ve kritik bir ajanda bekliyor. 30 Temmuz tarihinde sonuçlanacak FED’in faiz kararında herhangi bir faiz indirimi beklenmezken (sürpriz olur mu bilemiyorum), perşembe günü BoJ toplantısını, her ayın ilk cuması olduğu üzere ise ABD’de tarım dışı istihdam verisini ekonomik aktivite hakkında önemli ipuçları vermesi nedeniyle yakından takip edeceğiz. Mikro cephede ise Apple, Microsoft, Amazon ile Meta gibi dev teknoloji şirketlerinin bilanço açıklamaları yatırımcıların gündeminde olacak. S&P 500 ve Nasdaq endeksleri, Nisan ayındaki sert düşüş sonrası %28 ve %38 oranında toparlanarak rekor seviyelere yükseldiğini de not edelim. Risk iştahının artması nedeniyle, içinde bulunduğumuz dönemin ruhuna uygun fiziksel enstrümanlar, savunma sanayi, yapay zekâ, alt yapı sektörü ve enerji sektörünün ön planda olmasını bekliyoruz.

Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s sürpriz bir adım atarak Türkiye’nin uzun vadeli yabancı para cinsinden borçlanma notunu B1’den bir basamak artırarak Ba3’e yükseltti. Pozitif olan görünümü ise durağana çevirdi. Diğer iki kredi derecelendirme kuruluşuna göre uzun bir süredir Türkiye’yi bir not aşağıdan notlayan Moody’s, Cuma akşamı aldığı karar ile aradakı farkı kapattı. Piyasanın not artırımı beklemediği bir günde gelen kararı olumlu bir adım olarak yorumlamak gerekiyor. Aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere, üç büyük reyting kuruluşundan aldığı notlar itibariyle 13. basamakta yer alan Türkiye’nin yatırım yapılabilir seviye yükselmesi için üç kez daha not artışı alması gerekiyor.

TCMB’nin politika faizini %43 seviyesine indirdiği günün sonrasında Türk mali piyasaları haftanın son işlem gününde genel hatları ile temkinli iyimser bir seyir izledi. İndirim kararı sonrası TLREF %42,84 seviyesine (bir önceki gün %45,70) gerilerken, BIST100 ana endeksi 19 Mart tarihine teknik analizde çok kullandığımız kapı aralığını kapatması ardından %0,43 gerilerek 10,642 puandan haftayı tamamladı. TCMB her ne kadar faiz oranlarını indirse de, makro ihtiyati tedbirler çerçevesinde sıkı duruşunu sürdürmesine paralel reel sektörde işlerin hâlen daha pek de iyi gitmediğini görüyoruz. TCMB’nin faiz indirimlerini bir süreç olarak değerlendirirsek, oldukça geride kalan hisse senedi endeksinde bir miktar toparlanmaya imkân versek de, çok yukarı seviyeleri hedeflemediğimizi de not etmek gerekiyor. Bugün yurt dışı piyasalara ve not artırımına paralel Türk borsasının da alımlara sahne olmasını bekliyoruz.

USDTRY kuru 40,55 seviyesinden haftayı karşılarken, Perşembe gece geç saatlerde USDTRY kurunda 43,34 seviyelerinin düşük işlem hacmi ve sığ saatlerde görüldüğünü de not edelim. Bu işleme pek de büyük bir anlam yüklemek istemiyoruz. TCMB’nin faiz kararı ardından politika metninde yer verdiği üzere, TL’de reel değerlenme stratejisinin devam edeceğini anlıyoruz. Fiyat koyucunun da bu noktada USDTRY kurunu hedeflediğini not etmemiz gerekiyor. Bu minvalde, Ağustos ayını da TL’de geçirmeye devam etmek akıllıca bir yatırım stratejisi olarak ön plana çıkıyor. CDS risk primi 280 baz puan seviyesinde kalarak önemli bir değişim sergilemezken, 2 yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi ise %40,16 seviyesine hafif de olsa yükseldi.

Piyasaların nabzını kur, faiz ve borsa gibi göstergeler ile tuttuğumuz bu günlerde, ekonominin görünümünü yalnızca rakamlarla değil, doğrudan etkilediği çevresel koşullarla birlikte okumak da her zamankinden daha önemli bir hâl aldı. İklim meselesi artık sadece çevre başlığı değil; ekonomi, finans, tarım, enerji ve toplumsal refahın tam merkezinde yer alan yapısal bir mesele olduğunu not etmemiz gerekiyor. İklim meselesi ve etkileri hayatın her alanına sızmış durumda. Uzun süredir bilimin uyardığı küresel ısınma ile yüzleşiyoruz; fakat küresel mücadele hâlâ yavaş ve yetersiz. Trump sonrası dönemde gevşeyen iklim politikaları, küresel ısınmayı sınırlama hedeflerini daha da erişilmez hâle getirdi.

2024, kayıtlı tarih boyunca en sıcak yıl olarak kayıtlara geçmişti. Ancak 2025’in, selefini geride bırakacağına neredeyse kesin gözüyle bakıyoruz. Yeşil dönüşüm artık bir tercihten öte, iktisadi ve sosyal sürdürülebilirlik için bir zorunluluğa dönüşmüş durumda. Bu yaz, sıcaklık dünyanın hemen hemen her yerinde rekorlar kırıyor. KKTC’de termometreler 45 dereceyi zorlarken, İstanbul da 40 derecenin üzerine çıkarak bu tabloda yerini aldı. Hissedilen sıcaklıkların nemle birlikte çok daha korkutucu seviyelere ulaşırken, kişisel olarak, akşam saatlerinde yaptığım koşu antrenmanlarda bu farkı çarpıcı biçimde hissettiğimi not düşmeliyim.

Yüksek sıcaklıklar aynı zamanda su kaynaklarını da tehdit ediyor. Barajlarındaki doluluk oranları kritik seviyelere gerilerken, Türkiye’nin pek çok noktasında ve Güney Kıbrıs’ta çıkan yangınlar, yeşil alanları ve doğal yaşamı yok ediyor. Küçücük bir adada 120 kilometrelik alanın kül olduğu Limasol yangını, krizin ulaştığı boyutun çarpıcı bir örneği. İklim krizinin bu güncel görünümü, yalnızca çevresel değil, ekonomik ve finansal kırılganlıkların da habercisi. Tarımsal üretim risk altında, enerji talebi artıyor, altyapılar zorlanıyor. Bu nedenle yeşil finansman, sürdürülebilir tarım, su yönetimi ve iklim temelli risk yönetimi artık kurumların ajandasında yalnızca birer çevre başlığı değil, temel stratejik öncelikler olmalı.

Altın

1753676592fcb8975e8d667b2b87bc6a06ea24bf99_1_1200.jpg

Gümüş

1753676592a92d5d1ef09233204516d38b77bff623_2_1200.jpg

Rating Kuruluşları not skalası

Türkiye 13. sırada. Yatırım yapılabilir seviye için üç basamak daha gerekiyor

1753676592e92031f33b379153b6d6700a543fbe28_3_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

BORSA

Kara Çarşamba: Borsa İstanbul neden çöktü?

Borsa İstanbul neden çöktü? Krizin görünen nedeni fonlar, asıl nedeni ise biriken yapısal riskler mi?

Yayınlanma:

|

Yazan:

BIST 100 yüzde 5,54 düştü, 13.122 puana geriledi. Bankacılık yüzde 6,38, holding yüzde 6,48 kaybetti. Finansal kiralama-faktoring endeksi yüzde 9,74 geriledi. Gün içinde endekse bağlı devre kesici çalıştı. 60’ın üzerinde hisse taban seviyeyi gördü.

Borsa İstanbul 16 Eylül 2026 Çarşamba günü son yılların en sert seanslarından birini yaşadı. Ancak yaşananları yalnızca “Pusula Portföy’deki temerrüt”, “yatırımcı paniği” veya “küresel piyasalardaki satış” ile açıklamak, yaşananların esasını kaçırabilir.

Çünkü Kara Çarşamba’nın hikâyesi aslında 16 Eylül’de başlamadı.

Kıvılcım fonlardan geldi

15 Eylül’de Pusula Portföy, bazı yatırım fonlarında yatırımcıların katılma payı iade ödemelerinin zamanında gerçekleştirilemediğini ve temerrüt oluştuğunu KAP’a açıkladı.

Şirket, aracı kurumlarla mutabakat ve likidite yönetimi sürecinin devam ettiğini bildirdi.

Bu açıklama piyasada çok kritik bir soruyu gündeme getirdi: “Fon yatırımcısı parasını istediğinde fon bu parayı ne kadar hızlı nakde çevirebilir?”

İşte kırılma noktası burada ortaya çıktı. Fon yatırımcısı parasını çekmek ister. Fonun nakdi yeterli değilse portföyündeki varlıkları satar. Portföydeki hisseler likit değilse satış baskısı büyür. Satış fiyatları düşünce fonun portföy değeri düşer. Diğer yatırımcılar da paniğe kapılıp parasını çekmek ister.

Böylece: İtfa talebi → likidite ihtiyacı → hisse satışı → fiyat düşüşü → yeni itfa talebi → daha fazla satış şeklinde bir likidite sarmalı oluşabilir.

16 Eylül’de yaşananın önemli bölümü tam olarak bu mekanizmayla açıklanıyor. Piyasa kaynakları da fonlardan çıkan yatırımcıların likidite ihtiyacını karşılamak amacıyla başka hisselerde satışa yöneldiğini belirtiyor.

Asıl soru: Bu risk bir gecede mi ortaya çıktı?

Hayır.

İşin en önemli tarafı da burası.

MSCI, 23 Haziran 2026’da Türkiye piyasasıyla ilgili değerlendirmesinde, uluslararası yatırımcıların bazı küçük halka açık şirketlerde fonlarla bağlantılı olası koordineli işlemler, hissedarlık yapılarındaki şeffaflık ve gerçek halka açıklığın belirlenmesi konusunda kaygılar taşıdığını açıkladı.

MSCI’nın dikkat çektiği konu yalnızca hisse fiyatlarının yükselmesi değildi.

Sorun daha yapısaldı: Bir şirketin borsada görünen halka açıklık oranı ile piyasada gerçekten işlem gören serbest pay miktarı aynı şey olmayabilir. Eğer piyasada dolaşımdaki gerçek pay miktarı düşükse, görece küçük miktarlı alımlar bile fiyatı çok hızlı yukarı taşıyabilir.

Fiyat yükseldikçe:

Hisse fiyatı ↑ → Fon portföy değeri ↑ → Fon getirisi ↑ → Yatırımcı ilgisi ↑ → Yeni para girişi ↑ → Hisse talebi ↑

Ancak bunun tersi de aynı hızla çalışabilir.

Para çıkışı → satış → fiyat düşüşü → fon değerinin düşmesi → yeni çıkış → daha fazla satış.

Kara Çarşamba’da kırılan zincir budur.

MSCI’nin uyarısı neden önemli?

MSCI, Türkiye için Haziran ayında çok net bir uyarı yaptı.

Türkiye piyasasında bazı küçük şirketlerde fonların ilişkili olduğu yapılarla bağlantılı “possible coordinated trading behavior” endişelerinin bulunduğunu belirtti.

MSCI ayrıca SPK’nın fonların sahip olduğu bazı payların serbest dolaşımdan çıkarılmasına yönelik düzenlemesini de not etti; ancak uluslararası yatırımcıların uygulamadaki sonuçları görmek istediğini vurguladı. Daha da önemlisi MSCI, Kasım 2026 değerlendirmesi öncesinde yeterli ve güvenilir ilerleme görülmemesi halinde Türkiye piyasası için yeni bir değerlendirme süreci başlatabileceğini belirtti.

Temmuz ayında MSCI, Türkiye’deki menkul kıymetleri yatırım yapılabilirlik sorunları açısından tek tek değerlendirmeye devam edeceğini de açıkladı.

Dolayısıyla: Risk bilinmiyor değildi.

Peki SPK hiçbir şey yapmadı mı?

Burada adil olmak gerekiyor.

SPK’nın hiç önlem almadığını söylemek doğru olmaz. SPK 28 Ağustos 2026’da Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’i güncelledi. Ayrıca fonların likidite yapısı ve yatırımcıların iade taleplerinin portföy üzerindeki etkileri konusunda çeşitli fonlarda yeni uygulamalar devreye girdi.

Örneğin KAP’a yapılan bir açıklamada, fonun likidite riskini yönetebilmek amacıyla günlük değerleme ve T+3 ödeme yerine aylık değerleme ve değerleme tarihini takip eden 10. iş gününde ödeme modeline geçildiği bildirildi.

Ancak burada çok önemli bir piyasa problemi ortaya çıktı: Düzenleme riski azaltırken kısa vadede likiditeyi artırabilir.

Çünkü yeni kurallar bazı fonları mevcut pozisyonlarını değiştirmeye zorlayabilir.

Bu da: Regülasyon → portföy yeniden yapılandırması → hisse satışı → fiyat düşüşü zincirini oluşturabilir.

Ekonomim’in piyasa değerlendirmesinde de son dönemdeki düzenlemelerin bazı fonlardan sert çıkışları hızlandırdığı ve bunun likidite sıkışıklığına dönüştüğü aktarılıyor.

Dolayısıyla burada “önlem alınmadı” demekten ziyade şu soru daha doğru: Önlemler neden piyasa şoku yaratmadan önce devreye sokulamadı veya neden daha kademeli uygulanamadı?

Bu sorunun cevabı ise henüz bütün yönleriyle ortaya çıkmış değil.

Kara Çarşamba’nın 7 tetikleyicisi

1. Fonlarda likidite problemi

Pusula Portföy’ün bazı fonlarında itfa ödemelerinin zamanında yapılamaması piyasanın güvenini sarstı.

2. Fon yatırımcılarının aynı anda çıkışa yönelmesi

Bir fonun problemi diğer fonlara da güven sorunu üzerinden sıçrayabilir.

Bu durumda aslında sağlam olan fonlar bile yatırımcı çıkışlarını karşılamak için varlık satmak zorunda kalabilir.

3. Düşük likidite ve düşük gerçek halka açıklık

Bazı hisselerde piyasanın taşıyabileceğinden daha büyük pozisyonlar oluştuğunda çıkış kapısı giriş kapısından çok daha dar hale gelir.

4. Fonlarla şirketler arasındaki yoğunlaşmış ilişkiler

MSCI’nin Haziran raporunda özellikle bazı küçük halka açık şirketler ile fonların bağlantılı yapıları ve koordineli işlem şüpheleri konusunda uluslararası yatırımcıların endişeleri açıklandı.

5. Yüksek TL faizleri

Yüksek faiz ortamı hisse senedinin alternatif maliyetini yükseltiyor. Piyasa analistleri de yüksek TL faizlerinin Borsa’ya güçlü bir alternatif oluşturduğuna dikkat çekiyor.

6. Yabancı yatırımcı derinliğinin sınırlı olması

Satış geldiğinde karşı tarafta yeterli uzun vadeli alıcı bulunmazsa fiyat hareketi büyüyebiliyor. Bu da piyasanın derinlik problemini ortaya çıkarıyor.

7. Küresel risk iştahındaki bozulma

Ortadoğu gerilimi, petrol fiyatları ve küresel teknoloji hisselerindeki satışlar da Türkiye piyasasının üzerindeki baskıyı artırdı. Ancak mevcut veriler, Kara Çarşamba’nın yalnızca küresel satışlarla açıklanamayacağını gösteriyor.

En kritik soru: Neden zamanında önlem alınmadı?

Burada “kurumlar görevini yapmadı” şeklinde kesin bir hüküm vermek için mevcut veriler yeterli değil.

Ancak olayların kronolojisi önemli sorular ortaya çıkarıyor:

Haziran:
MSCI Türkiye’de şeffaflık, gerçek halka açıklık ve koordineli işlem endişelerini gündeme getirdi.

Temmuz:
MSCI, Türkiye hisselerini yatırım yapılabilirlik açısından tek tek değerlendirmeye devam edeceğini açıkladı.

28 Ağustos:
SPK yatırım fonları rehberinde değişiklik yaptı.

Eylül:
Fonlardan çıkış baskısı arttı.

15 Eylül:
Pusula Portföy bazı fonlarda iade ödemelerinde temerrüt oluştuğunu açıkladı.

16 Eylül:
Borsa İstanbul’da Kara Çarşamba yaşandı.

Bu kronoloji bize şunu söylüyor: Problem bir günlük problem değildir.

Asıl mesele, piyasadaki likidite ve yoğunlaşma riskinin yeterince erken tespit edilip edilmediği ve tespit edildiyse neden piyasa oyuncularının kontrollü biçimde pozisyon azaltmasına izin verecek kadar uzun bir geçiş süreci oluşturulmadığıdır.

Bu konuda önümüzdeki günlerde SPK, Borsa İstanbul, Takasbank, portföy şirketleri ve ilgili finansal kuruluşların açıklamaları kritik olacak.

Bir başka tehlike: Sorun borsadan para piyasasına sıçrarsa

Kara Çarşamba’nın en önemli riski aslında BIST 100’ün yüzde 5,54 düşmesi değildir.

Asıl risk: “Hisse fonu problemi → diğer yatırım fonları → para piyasası fonları → repo/tahvil piyasası → bankacılık sistemi” şeklinde bir bulaşma yaşanmasıdır.

Nitekim 16 Eylül’de başka fonlarda da itfa ve likidite koşullarına yönelik yeni düzenlemeler görülmesi, piyasanın bu kanalı yakından izlemesi gerektiğini gösteriyor. Ancak mevcut bilgilerle bunun bankacılık sistemine yayılan sistemik bir kriz olduğunu söylemek için erken.

Bu ayrım özellikle önemli.

BankaVitrini’nin “Kara Çarşamba” okuması

Borsadaki düşüşü yalnızca “yatırımcı paniği” olarak görmek kolay.

Fakat finansal krizlerin ortak özelliği şudur: Kriz genellikle son gün ortaya çıkmaz; son gün sadece görünür hale gelir.

16 Eylül’de görünen şey satış oldu.

Fakat satışın arkasında: likidite riski + yoğunlaşma + düşük gerçek halka açıklık + fon çıkışları + yüksek faiz + sınırlı piyasa derinliği + yatırımcı güveni bir araya geldi.

Bu nedenle Kara Çarşamba’yı sadece bir borsa düşüşü değil, Türkiye sermaye piyasasının likidite, şeffaflık ve risk yönetimi kapasitesinin stres testi olarak okumak gerekiyor.

Ve bundan sonra en önemli soru şu olacak: “Borsayı bugün nasıl toparlarız?” değil, “aynı mekanizma yarın tekrar çalışmasın diye hangi yapısal tedbirleri alacağız?” Çünkü devre kesici fiyatı durdurabilir.

Ama likidite sorununu çözmez. Regülasyon fiyat hareketini sınırlayabilir. Ama güveni tek başına geri getirmez.

Asıl çözüm; fonların gerçek likiditesinin, ilişkili taraflarının, yoğunlaşmış pozisyonlarının, gerçek halka açıklık oranlarının ve yatırımcıların aynı anda çıkış yapması halinde ortaya çıkacak stres senaryolarının önceden ölçülmesinden geçiyor.

Kara Çarşamba’nın asıl dersi de burada.

BankaVitrini
Bankacılık ve Reel Sektörün Gerçek Hikâyesi

Okumaya devam et

GÜNCEL

Fed yeniden şahinleşti, içeride yatırım fonları kaynaklı türbülans derinleşti

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fed, üç yıl aradan sonra ilk kez faiz artırarak politika faizini 25 baz puan yükseltmek suretiyle %3,75-4,00 aralığına taşıdı. Karar oybirliğiyle alınırken,  Başkan Warsh enflasyonun hâlâ yüksek seyrettiğini ve yaz aylarında gelen verilerin enflasyon eğiliminde belirgin bir iyileşme göstermediğini söyledi. Daha önce yüksek enflasyonda enerji fiyatları ve tarifeler gibi arz şokları ön plana çıkarken, dün akşam güçlü iç talep, istihdam ve yatırımların da fiyat baskısını beslediği görüşü ağırlık kazandı. Fed, yıl sonu enflasyon tahminini %3,6’dan %3,7’ye çıkarırken, enflasyonun %2 hedefine dönüşünü de 2029 yılına öteledi.

Dün bültenimizde faiz artışının artık kaçınılmaz olduğunu belirterek karşı kampta yer almanın artık bir mânâsı olmadığını savunmak suretiyle faiz artırımının bir kerelik bir ayarlama mı yoksa bir artırım döngüsüne mi işaret edeceğinin ipuçlarını arayacağımızı belirtmiştim. Bu minvalde, tahmin veren 18 Fed üyesinden 16’sının yıl sonuna kadar en az bir kez daha faiz artışı beklediğini görürken, 2027 boyunca herhangi bir artış beklemediklerini de not edelim. Faiz vadeli kontratlarında ise 28 Ekim toplantısına yönelik faiz artırım beklentisine %53 ihtimal verilirken, 9 Aralık toplantısında ise faizin 25 baz puan artacağına %90 ihtimal tanınıyor. Her ne kadar Fed üyeleri önümüzdeki sene için faiz artırımı öngörmese de, vadeli kontratlar önümüzdeki sene için de artırım beklemeye başladı.

Başkan Warsh, son dönemde uzun vadeli tahvil faizlerindeki yükselişi Fed’e duyulan güven kaybından ziyade güçlü ekonomi, yapay zekâ ve veri merkezi yatırımlarının artan finansman ihtiyacı ile jeopolitik risklere bağlamayı tercih ederken, her zaman olduğu üzere ileriye dönük rehberlik vermekten imtina etti. Warsh’u faizleri düşüreceği beklentisiyle Fed Başkanlığına getiren Trump ise karardan pek de memnun olmadı. Faizlerin %1 veya altına indirilmesi gerektiğini savunan Trump, Fed yönetiminin yanlış yaptığını söylerken Warsh’a güveninin sürdüğünü de belirtti.

Kararın ardından doların piyasa kuru olarak takip edilen DXY 100,30 seviyesine yükselirken, EURUSD paritesi 1,1460 ile son altı haftanın en düşük seviyesine geriledi. Fed politikasına daha duyarlı ABD 2 yıllık tahvil faizi %4,72 ile iki yılı aşkın sürenin zirvesine çıkarken, piyasaların kılavuzu konumunda 10 yıl vadeli tahvil faizi ise %5 seviyesine yerleşti. Mortgage faizlerine emsal teşkil eden 30 yıl vadeli tahvil faizi ise, hafif de olsa gerileyerek %5,35 seviyesine çekildi. Bir hatırlatma yapmak gerekirse, piyasalara yön teşkil edecek hamlelerde bulunarak kısa vadeli faizleri artıran merkez bankaları, enflasyonla mücadele edecekleri sinyalini vermek suretiyle uzun vadeli faizlerin gerilemesini hedeflemektedir.

Enflasyonla mücadele ve merkez bankası bağımsızlığına defalarca kez atıfta bulunulan Warsh’un açıklamaları ardından piyasalar dün geceyi hâliyle sevimsiz bir şekilde tamamladı. Lâkin bu eğilimin çok da uzun soluklu olmayacağını düşünüyoruz. Takdir edeceğiniz üzere, finansal varlık fiyatları faiz hadlerinin yükselmesinden pek de mutlu olmaz. Fed’in dün akşam attığı adım ve sene sonuna kadar bir kez daha artırımın neredeyse kesin görüldüğü bir ortamda küresel risk iştahı zayıflarken, hisse senetleri, kripto paralar ve kıymetli metaller değer yitirdi. Faiz getirisi olmayan altın ve gümüş, karar öncesi gün boyu sırasıyla 4,360 ve 64,90 dolar seviyelerinde salınmaları ardından basın toplantısıyla birlikte 4,235 ve 62,30 dolar seviyelerine kadar gerileseler de, bu sabah yeniden toparlanmaya başladıklarını görüyoruz. Fed’in faiz artırımına gitmesi, merkez bankasının bağımsızlığına yönelik soru işaretlerini önemli ölçüde azaltırken, enflasyonla mücadelede kararlı davranacağı algısını da güçlendirdi. Bu duruşun, ilk etapta piyasalarda dalgalanmayı artırsa da kısa bir süre sonra piyasaları dengeye getirebileceğini düşünüyoruz.

ABD borsalarının dün geceyi düşüşle tamamlamasının ardından, yeni gün başlangıcında vadeli işlemler yükselişe geçerken , Pasifiğin diğer ucunda ise daha karmaşık bir seyrin hâkim olduğunu görüyoruz. Tayvan borsası %1,4 yükselişle başı çekerken, gösterge endeks Nikkei ve Güney Kore borsası %0,4 yükselmiş, Şangay borsasının ise gerilediğini görüyoruz.

ECB ve Fed’in ardından bugün sahneye İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) çıkacağını hatırlatalım. BoE’nin politika faizini %3,75’te sabit tutması beklenirken, İran savaşıyla birlikte enerji fiyatlarında yaşanan sert yükselişin enerji ithalatçısı olan İngiltere’de ağustos ayında zaten %3,1 olan enflasyonu daha da artırması bekleniyor. Bu nedenle vadeli kontratlar kasım ayında 25 baz puan faiz artışına %80 ihtimal verirken, önümüzdeki bir yıl içinde yaklaşık dört artış fiyatlanıyor. Bugün sonuçlanacak toplantıda faiz kararından ziyade BoE’nin enerji şokunun enflasyona etkisi ve kasım ayında olası bir faiz artışı konusunda vereceği mesajları takip edeceğiz. GBPUSD paritesi Fed kararı ardından 1,3370 seviyesine gerileyerek son altı haftanın en düşük seviyesini test etti. İngiltere ardından gözler yarın Japonya Merkez Bankası olağan toplantısına çevrilecektir ki 25 baz puan faiz artışına kesin gözüyle bakılıyor.

Türk mali piyasalarında ise bir süredir gündemi meşgul eden yatırım fonları, portföy yönetim şirketleri ve akabinde SPK düzenlemesinin ardından hisse senedi piyasalarında var olan volatiliteyi hep birlikte takip ediyoruz. Dün gündemde olan bazı portföy yönetim şirketleri ve yatırım fonlarında, temerrüt hâlinin oluşması ile büyük çaplı bir türbülans yaşandı. Devre kesicilerin çalıştığı günde BİST 100 ana endeksi gün içinde %7,5 civarında gerilemesinin ardından günü %5,5 düşüşle tamamladı. Bankacılık endeksinde düşüş ise %6,5 seviyesinde gerçekleşti. USDTRY kuru otoritenin kontrolünde 48,67 seviyesine gelse de, gerek yurt içi gerekse de yurt dışı faktörlerin gölgesinde son günlerde TCMB’nin rezerv kaybettiğini düşünüyoruz. Bugün açıklanacak verilerle daha etraflı bir değerlendirmede bulunacağız. CDS risk primi uzun bir süredir 220 baz puan seviyesinde yataylaşmasının ardından bu sabah 238 baz puan seviyesine yükselirken, son bir haftada 2 yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi 100 baz puandan fazla artarak %40,70 seviyesine geldi. On yıl vadeli tahvil de benzer bir şekilde %35,25 seviyesine yükseldi.

Yatırım fonlarında ortaya çıkan durumu değerlendirmek ve gerekli adımları atmak adına, birazdan (TSİ 08.00) Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek başkanlığında toplanacak Finansal İstikrar Komitesi’nde sistemik risk meselesinin ele alınacağını düşünüyoruz. Sektörün genelinin güçlü, Türk mali piyasalarının ise derinliğinin olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Çürük elmaların ayıklanmasının ise bundan sonrası için sağlıklı olacağını düşünüyoruz. Bu arada SPK gece saatlerinde yayımladığı bülteninde bahse konu  gelişmeler kapsamında çok sayıda şirket çalışanına suç duyurusu, işlem yasağı gibi müeyyideler getirdi.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İş Bankası 3,8 milyar TL’lik takipteki alacağını 627,8 milyon TL’ye sattı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye İş Bankası, takipteki krediler portföyünde yer alan 3 milyar 801 milyon 142 bin 529 TL tutarındaki alacağını, 627 milyon 850 bin TL bedelle 8 varlık yönetim şirketine devretti. Satışta bankanın tahsilat beklentisi ile alacağın nominal değeri arasındaki fark dikkat çekti.

Türkiye İş Bankası, tahsili gecikmiş alacak portföyündeki bir başka büyük satışı daha gerçekleştirdi. Bankanın Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yaptığı açıklamaya göre, yapılan ihaleler sonucunda 3 milyar 801 milyon 142 bin 529 TL tutarındaki takipteki alacak portföyü, 627 milyon 850 bin TL satış bedeli karşılığında varlık yönetim şirketlerine devredildi. Satış bedelinin nakden tahsil edildiği bildirildi.

8 varlık yönetim şirketi aldı

Satış kapsamında söz konusu alacaklar;

  • Dünya Varlık Yönetim A.Ş.
  • Novatra Varlık Yönetim A.Ş.
  • Gelecek Varlık Yönetim A.Ş.
  • Emir Varlık Yönetim A.Ş.
  • Birikim Varlık Yönetim A.Ş.
  • Ortak Varlık Yönetim A.Ş.
  • Sümer Varlık Yönetim A.Ş.
  • Birleşim Varlık Yönetim A.Ş.

olmak üzere toplam 8 varlık yönetim şirketine devredildi.

3,8 milyar TL’lik alacak 627,8 milyon TL’ye satıldı

Satışın en dikkat çekici tarafı, alacağın nominal tutarı ile satış bedeli arasındaki yüksek fark oldu.

3,801 milyar TL nominal alacak → 627,85 milyon TL satış bedeli

Buna göre varlık yönetim şirketlerinin ödediği bedel, nominal alacağın yaklaşık %16,5’i seviyesinde bulunuyor. Başka bir ifadeyle portföy, nominal değer üzerinden yaklaşık %83,5 iskonto ile devredilmiş oldu.

Ancak burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: Bu oran, bankanın alacağı için daha önce bilançoda ayırdığı karşılıklar ve söz konusu portföyün gerçek tahsilat potansiyeli dikkate alınmadan doğrudan “bankanın zararı” şeklinde yorumlanmamalı.

Çünkü takipteki alacak satışlarında nominal alacak tutarı ile bankanın bilançosundaki net taşıma değeri aynı şey değildir.

İş Bankası 2026’da takipteki alacak satışlarını artırıyor

Bu satış, İş Bankası’nın 2026 yılı içerisindeki tahsili gecikmiş alacak satışları açısından da dikkat çekici.

Banka mart ayında 3 milyar 776,2 milyon TL tutarındaki takipteki alacağını 671 milyon TL bedelle beş varlık yönetim şirketine devretmişti.

Haziran ayında ise 3 milyar 936 milyon TL tutarındaki başka bir portföy 727,1 milyon TL bedelle dokuz varlık yönetim şirketine satılmıştı.

Eylül ayındaki son satış da eklendiğinde, yalnızca bu üç işlemde İş Bankası’nın satışa konu ettiği takipteki alacakların nominal büyüklüğü yaklaşık 11,51 milyar TL, toplam satış bedeli ise yaklaşık 2,03 milyar TL seviyesine ulaşıyor.

Bu üç işlemin ortalama satış oranı yaklaşık %17,6 seviyesinde bulunuyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.