GÜNCEL
Türkiye’nin “Made in Europe” politikası içinde anılması önemli katkılar sağlayacak
Yayınlanma:
3 ay önce|
Yazan:
BankaVitrini
Türkiye’nin “Made in Europe” politikası içinde anılmasının desteklenmesi gereken olumlu bir adım olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Uluslararası Ticaret ve Finansman Bölüm Başkanı Doç. Dr. Filiz Mızrak, “Türkiye’nin Avrupa üretim sistemi içindeki yerinin daha açık biçimde kabul edilmesi, sanayi gücümüzü ve ticari kapasitemizi teyit etmektedir. Doğru politikalarla desteklendiğinde bunun ihracata, yatırıma, üretime ve istihdama anlamlı katkılar sağlaması mümkündür. Önümüzdeki dönemde asıl önemli olan nokta, ortaya çıkan bu fırsatı geçici bir avantaj olarak bırakmamak, yapısal bir kazanıma dönüştürebilmektir” dedi.
AB’nin hazırlıklarını sürdürdüğü ve taslağını yayımladığı ‘Sanayi Hızlandırma Yasası’ ve ‘Made in Europe’ politikası çerçevesinde; Türkiye, Avrupa değer zincirinin ayrılmaz bir parçası olarak tanınacak ve Gümrük Birliği kapsamında ürünlerimiz AB menşeli sayılacak.
İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Uluslararası Ticaret ve Finansman Bölüm Başkanı Doç. Dr. Filiz Mızrak, Avrupa Birliği’nin sanayi politikalarını yeniden şekillendirdiği bir dönemde, Türkiye’nin Avrupa değer zinciri içinde daha görünür biçimde anılmasını ülkemiz açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Türkiye’nin daha açık biçimde konumlandırılması şaşırtıcı değil
“Made in Europe” politikası kapsamında Türkiye’ye yer verilmesinin, Türkiye’nin üretim kapasitesinin, sanayi altyapısının ve Avrupa ile kurduğu ticari bağların ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Doç. Dr. Filiz Mızrak, “Zaten uzun yıllardır Gümrük Birliği çerçevesinde Avrupa ile yoğun ticaret yapan, birçok sektörde üretim ve tedarik sağlayan bir ülkeyiz. Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa üretim sistemi içinde daha açık biçimde konumlandırılması şaşırtıcı değil; aksine, mevcut ekonomik gerçekliğin daha net ifade edilmesi olarak görülebilir” diye konuştu.
Türkiye, Avrupa şirketleri açısından pek çok avantaja sahip
Uluslararası ticaret açısından bakıldığında bunun oldukça anlamlı sonuçları olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Filiz Mızrak, “Son yıllarda küresel tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar, firmaların uzak ve riskli tedarik yapıları yerine daha yakın, daha güvenli ve daha yönetilebilir üretim merkezlerine yönelmesine neden oldu. Avrupa şirketleri açısından Türkiye; coğrafi yakınlığı, güçlü lojistik ağı, üretim tecrübesi ve sanayi çeşitliliği sayesinde öne çıkan ülkelerden biri haline geldi. Özellikle otomotiv, tekstil, beyaz eşya, makine, kimya, metal ve ara malı üretimi gibi sektörlerde Türkiye’nin Avrupa pazarına hızlı cevap verebilen bir üretim üssü olduğu zaten biliniyor. Şimdi bunun politika düzeyinde daha görünür hale gelmesi, Türk üreticiler açısından hem algı hem de pazar konumu bakımından olumlu bir destek sağlayabilir” dedi.
İhracata dayalı büyüme açısından önemli bir alan açabilir
Bu yeni gelişmenin ekonomik etkilerinin de oldukça önemli olacağına dikkat çeken Doç. Dr. Filiz Mızrak, şunları söyledi:
“Avrupa ile üretim ve ticaret bağlarının güçlenmesi, ihracat hacmine olumlu yansıyabilir. Bununla birlikte, sadece mevcut ihracatın korunmasından değil, daha uzun vadeli sipariş ilişkilerinden, yeni ortaklıklardan ve yatırım kararlarından da söz etmek gerekir. Avrupa merkezli firmalar, üretim ve tedarik planlamalarında Türkiye’yi daha güçlü bir seçenek olarak değerlendirdikçe, sanayide kapasite artışı ve dış ticaret gelirlerinde genişleme görülebilir. Bu tablo, özellikle ihracata dayalı büyüme açısından Türkiye’ye önemli bir alan açabilir.”
Finansman boyutunda önemli fırsatlar oluşabilir
Finansman boyutunda dikkat çekici fırsatlar oluşabileceğini kaydeden Doç. Dr. Filiz Mızrak, “Türkiye’nin Avrupa üretim ağı içinde daha güçlü tanımlanması, doğrudan yabancı yatırımlar açısından olumlu bir sinyal verebilir. Üretim tesisleri, lojistik merkezleri, depo yatırımları, sanayi teknolojileri ve ihracat bağlantılı finansman modelleri bakımından yeni hareketlilik yaşanması mümkündür. Burada en kritik konu, ortaya çıkan ilgiyi kalıcı yatırıma dönüştürebilmektir. Bunun için ekonomik istikrarın korunması, öngörülebilirliğin artırılması ve yatırımcı güvenini destekleyen bir çerçevenin sürdürülmesi gerekir. Türkiye zaten güçlü bir üretim ülkesi; önemli olan bu gücü daha yüksek katma değerli ve daha sürdürülebilir bir yapıya taşımaktır” şeklinde konuştu.
Yeni iş alanları açılabilir
İstihdam tarafında da ortaya çıkabilecek olumlu tabloya işaret eden Doç. Dr. Filiz Mızrak, “Üretim hacminin büyümesi ve ticaret ilişkilerinin derinleşmesi, sanayi işletmelerinde, lojistik ağlarında, dış ticaret operasyonlarında ve destek hizmetlerinde yeni iş alanları oluşturabilir. Özellikle üretim planlama, kalite kontrol, gümrükleme, tedarik zinciri yönetimi, dış ticaret finansmanı ve lojistik koordinasyon gibi alanlarda insan kaynağı ihtiyacının artması beklenebilir. Bunun yanında, Avrupa standartlarına daha uyumlu bir üretim yapısına geçiş, daha nitelikli iş gücü talebini de beraberinde getirecektir. Yabancı dil bilen, dijital becerilere sahip, dış ticaret süreçlerine hâkim ve sürdürülebilirlik konularında bilgi sahibi gençlerin önümüzdeki dönemde daha fazla fırsatla karşılaşması mümkündür” diye konuştu.
Bu süreçten en yüksek faydayı sağlamak için yapılması gerekenler var
Doç. Dr. Filiz Mızrak, “Ancak burada bir noktayı özellikle vurgulamak gerekir” diyerek şu tavsiyelerde bulundu:
“Ortaya çıkan potansiyel kendiliğinden kalıcı kazanca dönüşmez. Sanayi politikaları, eğitim sistemi, mesleki uzmanlaşma ve yatırım ortamı birbirini desteklemediği sürece bu tür fırsatlar beklenen etkiyi tam olarak yaratmayabilir. Türkiye’nin bu süreçten en yüksek faydayı elde edebilmesi için üretimde verimliliği artırması, yeşil dönüşüm sürecine uyum sağlaması, dijitalleşmeyi hızlandırması ve nitelikli insan kaynağı yetiştirmesi gerekir. Üniversiteler ile özel sektör arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi de bu açıdan büyük önem taşımaktadır. Çünkü yeni dönemde rekabet yalnızca üretim miktarıyla değil; kalite, hız, uyum kapasitesi ve teknik yetkinlikle belirlenecektir.”
Türkiye-AB ilişkilerini nasıl etkileyebilir?
Bu gelişmeyi Türkiye-AB ilişkileri bakımından da değerlendiren Doç. Dr. Filiz Mızrak, “Ortaya çıkan durumun doğrudan üyelik sürecine bağlanması için henüz erken olduğu açıktır. Çünkü ekonomik entegrasyon ile siyasi ve kurumsal üyelik süreci aynı hızda ilerlememektedir. Buna rağmen ekonomik bağların güçlenmesi, taraflar arasında ortak çıkar alanlarını genişletebilir ve daha yapıcı bir ilişki zemini oluşturabilir. Özellikle Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, ticaretin kolaylaştırılması ve sanayi iş birliklerinin derinleştirilmesi gibi başlıklarda yeni bir motivasyon alanı yaratması mümkündür. Bu nedenle konuya yalnızca ticari bir başlık olarak değil, Türkiye-AB ekonomik ilişkilerinin geleceği açısından da stratejik bir adım olarak bakmak gerekir” diye konuştu.
Doğru politikalarla desteklendiğinde anlamlı katkılar sağlanabilir
Türkiye’nin “Made in Europe” politikası içinde anılmasının desteklenmesi gereken olumlu bir adım olduğunu ifade eden Doç. Dr. Filiz Mızrak, sözlerini şöyle tamamladı:
“Türkiye’nin Avrupa üretim sistemi içindeki yerinin daha açık biçimde kabul edilmesi, sanayi gücümüzü ve ticari kapasitemizi teyit etmektedir. Doğru politikalarla desteklendiğinde bunun ihracata, yatırıma, üretime ve istihdama anlamlı katkılar sağlaması mümkündür. Önümüzdeki dönemde asıl önemli olan nokta, ortaya çıkan bu fırsatı geçici bir avantaj olarak bırakmamak, yapısal bir kazanıma dönüştürebilmektir. Bu da ancak rekabet gücünü artıran, sanayiyi dönüştüren ve Avrupa ile ekonomik uyumu güçlendiren kararlı adımlarla mümkün olacaktır.”
İlginizi Çekebilir
Erol Taşdelen
Şirketler Neden Köprünün Ortasında Kalıyor?
Yayınlanma:
8 saat önce|
18/06/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Köprüde Sıkışan Lider: Aslanlar, Kurtlar ve Köpekbalıkları Arasında Stratejik Düşünmek
İş hayatında bazı anlar vardır ki, hangi tarafa dönerseniz dönün risk görürsünüz.
Bir yanda güçlü rakipler…
Bir yanda piyasa baskıları…
Bir yanda finansal riskler…
Ve altında çatırdayan bir köprü…
Ekli görsel ilk bakışta bir bilmece gibi görünse de, aslında günümüz iş dünyasının en gerçekçi metaforlarından biridir.
Bugün birçok şirket tam da bu köprünün üzerinde duruyor.
Aslanlar: Büyük Rakipler
Sektörün dev oyuncuları fiyat kırıyor.
Pazar payınızı daraltıyor.
Tedarik zincirinde güç kullanıyor.
Marka bilinirlikleriyle müşterileri kendilerine çekiyor.
Özellikle KOBİ’ler ve orta ölçekli şirketler için bu aslanlar her geçen gün daha da büyüyor.
Sorun şu: Aslanlarla onların oyununda savaşmaya çalışırsanız genellikle kaybedersiniz.
Çünkü onların avantajı ölçek ve sermayedir.
Kurtlar: Piyasanın Acımasız Baskısı
Kurtlar ise daha farklıdır.
Hızlıdırlar.
Çeviktirler.
Fırsat gördükleri anda saldırırlar.
Bugünün iş dünyasında kurtlar;
- Ani maliyet artışları,
- Teknolojik dönüşüm,
- Yeni nesil girişimler,
- Değişen müşteri beklentileri,
- Küresel rekabet
olarak karşımıza çıkıyor.
Şirketlerin çoğu aslanlara odaklanırken kurtların sessizce yaklaştığını fark etmiyor.
Köpekbalıkları: Finansal Riskler
Aşağıdaki suların içindeki köpekbalıkları ise finans dünyasının en tanıdık tehditlerini temsil ediyor.
- Yüksek faizler
- Kur riski
- Nakit akışı problemleri
- Tahsilat sorunları
- Borçluluk baskısı
- Likidite krizi
Birçok şirket operasyonel olarak başarılı olmasına rağmen finansal risklere yeniliyor.
Tarihinin en yüksek cirosunu yapan ama kasasında para olmayan şirketler bunun en somut örneği.
Çoğu Yönetici Nerede Hata Yapıyor?
İlk refleks genellikle şöyledir:
“Aslanlarla savaşalım.”
“Kurtları durduralım.”
“Köpekbalıklarından kaçalım.”
Oysa stratejik düşüncenin temel kuralı farklıdır: Sorunun içinde çözüm aramak yerine sorunun kurallarını değiştirmek.
Gerçek Liderler Ne Yapar?
Başarılı liderler tehditlerle tek tek mücadele etmeye çalışmaz.
Onlar oyunun kendisini değiştirir.
1. Rekabet Alanını Değiştirir
Rakibin güçlü olduğu yerde savaşmaz.
Yeni pazar bulur.
Yeni ürün geliştirir.
Yeni müşteri segmenti oluşturur.
Mavi Okyanus Stratejisi’nin özü budur.
2. Kaynaklarını Korur
Her savaşa girmez.
Her fırsatın peşinden koşmaz.
Bazı projeleri sonlandırır.
Bazı yatırımları erteler.
Bazı müşterilerden bile vazgeçer.
Çünkü liderlik bazen “hayır” diyebilmektir.
3. Köprüyü Güçlendirir
En önemli nokta budur.
Şirketlerin büyük bölümü aslanlara ve kurtlara odaklanırken köprünün çürüdüğünü fark etmez.
Oysa köprü;
- İnsan kaynağıdır,
- Kurumsal yönetimdir,
- Nakit akışıdır,
- Risk yönetimidir,
- İç kontrol sistemidir.
Köprü sağlam değilse hiçbir strateji işe yaramaz.
Bugünün Türkiye Gerçeği
Türkiye’de birçok şirket şu anda bu görseldeki kişinin bulunduğu noktaya benzer bir pozisyonda.
Bir tarafta küresel rekabet.
Bir tarafta yüksek finansman maliyetleri.
Bir tarafta daralan talep.
Bir tarafta teknolojik dönüşüm baskısı.
Bu nedenle başarı artık yalnızca satış yapmakla ölçülmüyor.
Asıl başarı; belirsizlik ortamında ayakta kalabilmek, nakdi koruyabilmek ve stratejik esnekliği sürdürebilmekle ölçülüyor.
Çözüm Kaçmak Değil, Perspektifi Değiştirmek
Bu görselin en önemli mesajı şudur: Bazen çözüm daha güçlü olmak değildir. Bazen daha hızlı olmak da değildir.
Bazen çözüm, herkesin baktığı yere bakmayı bırakıp oyunu yeniden tasarlamaktır.
Çünkü liderler krizleri yönetmez.
Liderler krizlerin kurallarını değiştirir.
Ve çoğu zaman kurtuluş yolu, tehditlerle savaşmak değil; onları birbirine karşı kullanabilecek kadar geniş bir perspektife sahip olmaktır.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist
Bankavitrini.com
Gülbeyaz Gergün
Yeşil dönüşüm zorunlu hale geliyor: Emisyon liginde dikkat çeken tablo
Karbon Emisyonlarında Devler Ligi: Dünya Nereye Gidiyor, Türkiye Nerede Duruyor?
Yayınlanma:
10 saat önce|
18/06/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Çin Tek Başına Bir Kıta Gibi Emisyon Üretiyor
2023 yılı sera gazı emisyon verileri, küresel ekonominin büyüme modeli ile iklim hedefleri arasındaki çelişkiyi bir kez daha ortaya koydu. Görselde yer alan verilere göre Çin, 15,9 milyar ton CO₂ eşdeğeri (GtCO₂e) emisyonla dünyanın açık ara en büyük sera gazı yayıcısı konumunda bulunuyor. Çin’i 6,0 milyar ton ile ABD, 4,1 milyar ton ile Hindistan, 3,2 milyar ton ile Avrupa Birliği ve 2,7 milyar ton ile Rusya takip ediyor.
Daha çarpıcı olan ise Çin’in tek başına küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %30’unu üretmesi. ABD yaklaşık %11, Hindistan ise %7,8 paya sahip durumda.
İlk 5 Ülke Küresel Emisyonların Büyük Bölümünü Üretiyor
EDGAR verilerine göre Çin, ABD, Hindistan, AB ve Rusya birlikte dünya sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte ikisine yakın bölümünü oluşturuyor. Bu durum iklim mücadelesinin neden birkaç büyük ekonomi üzerinde yoğunlaştığını açıkça gösteriyor.
2023 En Büyük Emisyon Üreticileri
| Sıra | Ülke/Bölge | Emisyon (GtCO₂e) |
|---|---|---|
| 1 | Çin | 15,9 |
| 2 | ABD | 6,0 |
| 3 | Hindistan | 4,1 |
| 4 | Avrupa Birliği | 3,2 |
| 5 | Rusya | 2,7 |
| 6 | Brezilya | 1,3 |
| 7 | Endonezya | 1,2 |
| 8 | Japonya | 1,0 |
| 9 | İran | 1,0 |
| 10 | Suudi Arabistan | 0,8 |
| 11 | Kanada | 0,7 |
| 12 | Meksika | 0,7 |
| 13 | Güney Kore | 0,7 |
| 14 | Türkiye | 0,6 |
| 15 | Avustralya | 0,6 |
Kaynak: EDGAR 2024 Raporu / Visual Capitalist
Türkiye İlk 15 İçinde
Listede dikkat çeken ülkelerden biri de Türkiye. Yaklaşık 0,6 milyar ton CO₂ eşdeğeri emisyon ile dünyanın en yüksek emisyon üreten ilk 15 ekonomisi arasında yer alıyor.
Türkiye’nin sanayi üretimi, enerji tüketimi, çimento ve demir-çelik sektörleri ile hızla büyüyen ulaşım altyapısı emisyon artışında önemli rol oynuyor.
Bu durum özellikle Avrupa Birliği’nin uygulamaya aldığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) nedeniyle Türk ihracatçıları açısından kritik önem taşıyor.
Çin Neden Bu Kadar Yüksek?
Çin’in emisyonları sadece nüfusundan kaynaklanmıyor.
Başlıca nedenler:
- Dünyanın üretim merkezi olması
- Elektrik üretiminde kömürün yüksek payı
- Çelik, çimento ve kimya sanayilerinin dev ölçeği
- Küresel tedarik zincirlerinin büyük kısmını üstlenmesi
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre Çin tek başına dünya CO₂ emisyonlarının yaklaşık %35’ini oluşturuyor.
ABD ve Avrupa Emisyon Azaltıyor
Dikkat çeken diğer gelişme ise gelişmiş ekonomilerin emisyon azaltımında ilerleme kaydetmesi.
- ABD’nin enerji kaynaklı emisyonları 2023’te geriledi.
- Avrupa Birliği’nin emisyonları 1990 seviyelerine göre yaklaşık %34 daha düşük seviyede bulunuyor.
- Yenilenebilir enerji yatırımları ve kömürden çıkış politikaları bu düşüşte etkili oluyor.
Ancak buna karşın gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme nedeniyle küresel toplam emisyonlar artmaya devam ediyor.
İklim Hedefleri ile Ekonomik Büyüme Çatışıyor
2023 yılında küresel sera gazı emisyonları tarihi zirveye ulaştı. EDGAR verilerine göre dünya toplam emisyonları yaklaşık 53 milyar ton CO₂ eşdeğeri seviyesine yükseldi.
IEA verileri ise enerji kaynaklı CO₂ emisyonlarının 37,4 milyar ton ile rekor kırdığını gösteriyor.
Bu tablo şu soruyu gündeme getiriyor: Dünya ekonomisi büyürken emisyonları gerçekten azaltmak mümkün mü?
Bugüne kadar verilen cevap henüz net değil.
Bankacılık ve Finans Sektörü Neden Yakından İzlemeli?
Karbon emisyonları artık sadece çevresel bir konu değil.
Bankalar açısından:
- Karbon yoğun sektörlere kredi verme riski
- Yeşil finansman zorunluluğu
- ESG kriterleri
- Sürdürülebilirlik raporlamaları
- Karbon vergileri
- Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması
önümüzdeki yılların en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor.
Özellikle ihracatçı firmaların karbon ayak izi yönetimi artık finansmana erişim açısından da kritik hale geliyor.
Sonuç
Çin, ABD ve Hindistan küresel emisyonların merkezinde yer almaya devam ederken, Türkiye de artık dünyanın en büyük emisyon üreticileri arasında bulunuyor. Karbon emisyonları yalnızca çevre politikalarının değil; finansmanın, dış ticaretin, yatırım kararlarının ve rekabet gücünün de belirleyicisi haline geliyor.
Yeşil dönüşüme uyum sağlayamayan şirketler için gelecek dönemin en büyük maliyet kalemlerinden biri karbon olacak gibi görünüyor.
Bankavitrini.com Analiz Servisi
GÜNCEL
Warsh dönemi başladı: Fed’de kurallar yeniden yazılıyor
Yayınlanma:
17 saat önce|
18/06/2026Yazan:
BankaVitrini
Dün akşam sonuçlanan Fed’in olağan Haziran ayı FOMC toplantısında, politika faizi beklentilere paralel tüm üyelerin ortak kararıyla %3,50-%3,75 aralığında sabit bırakıldı. Ancak güncellenen projeksiyonlar, Mart ayında ağırlık kazanan faiz indirimi beklentilerinin aksine, yıl sonuna kadar bir faiz artırımının yeniden masaya geldiğini gösterdi. Karar metninden gelecekteki faiz adımlarına ilişkin tüm yönlendirmelerin çıkarılması dikkat çekerken, önceki dönemlere kıyasla oldukça sade bir metinle karşılaştık. Enflasyon tahminleri yukarı yönlü revize edilirken, büyüme beklentilerinde ise sınırlı da olsa aşağı yönlü güncelleme yapıldı. Meşhur nokta grafikte (dot plot), 19 politika yapıcıdan yalnızca 18’i faiz projeksiyonu paylaşırken, eksik kalan tahminin yaklaşık üç hafta önce göreve başlayan ve uzun süredir dot plot uygulamasını eleştiren Warsh’a ait olduğunu da not edelim.
Bu nedenle gözler karar metninin ardından mikrofon karşısına geçen Warsh’a çevrildi. Faiz kararının sürpriz yaratmadığı toplantıda asıl dikkat çeken unsur, Fed’in iletişim stratejisinde başlayan değişim oldu. Piyasalara net bir yön vermekten kaçınan Warsh, bir sonraki adımın ne olacağına dair yönlendirme yapamayacağını söylerken, Fed’in karar alma süreçleri, veri kullanımı, bilanço yönetimi ve iletişim politikalarını kapsayan kapsamlı bir gözden geçirme süreci başlattığını açıkladı. Uzun süredir Fed’in aşırı yönlendirme yaptığı görüşünü savunan Warsh’ın bu yaklaşımını, piyasalara daha az sinyal veren ve Fed’in eski Başkanı Alan Greenspan dönemini hatırlatan bir merkez bankacılığı anlayışına dönüş olarak yorumladık.
Her ne kadar projeksiyonlar faiz artırım ihtimalinin güçlendiğine işaret etse de, Warsh kendi faiz beklentisini paylaşmaktan özellikle kaçındı. Bu nedenle piyasalarda oluşan ilk izlenim, yeni başkanın para politikasının yönünü değiştirmekten çok Fed’in çalışma biçimini değiştirmeye odaklandığı yönünde oldu. Sadece manşet enflasyona bakmanın hatalı olduğunu belirten Warsh, kredibilite konusunda siyasî baskılara boyun eğmeyeceklerini ve veriler nereye işaret ediyorsa oraya gideceklerini söyledi. Warsh, üyelerin projeksiyonlarına da temkinli yaklaşılması gerektiğini vurgulayarak, tüm tahminlerin “büyük silgili kurşun kalemlerle yazıldığını” ifade etti. Bu metaforu, Fed üyelerinin altı hafta sonra bambaşka bir ekonomik tablo ile karşılaşabilecekleri ve sıklıkla değişebileceği yönünde yorumladık.
Powell döneminde Fed piyasalara ne yapacağını anlatmaya çalışırken, Warsh’ın ilk mesajı Fed’in önce kendisini sorgulayacağı yönünde oldu. Bu kapsamda enflasyon hedeflemesi, iletişim politikası, kullanılan ekonomik veriler, verimlilik, istihdam dinamikleri ve bilanço yönetimini inceleyecek beş ayrı çalışma grubu kuruldu. Warsh, söz konusu çalışmaların yıl sonuna kadar tamamlanmasını beklediğini belirtirken, Fed’in önümüzdeki dönemde yalnızca para politikasını değil, karar alma süreçlerini de yeniden şekillendirebileceğinin sinyalini verdi.
Fed kararı öncesinde oldukça iyimser bir seyir izleyen küresel mali piyasalar, kararın ardından kazanımlarını koruyamadı. Avrupa ve Japonya Merkez Bankalarının faiz artırdığı bir ortamda Fed’in de tonunu bir miktar şahinleştirmesi ve dokuz politika yapıcının yıl sonu gelmeden 25 baz puanlık bir faiz artırımını öngörmesi, risk iştahını törpüledi. ABD borsaları dün geceyi %1’in üzerinde kayıpla tamamlarken, karar öncesinde yükseliş serisini beşinci güne taşımaya hazırlanan kıymetli metaller de yönünü aşağı çevirdi. ABD doları değer kazanırken, tahvil faizleri yükseldi.
Öte yandan bu sabah küresel mali piyasalarda dün akşam Fed toplantısı ardından egemen olan karamsar havanın dağıldığını görüyoruz. ABD ile İran arasında haftalardır beklenen geçici anlaşma iki ülke liderlerinin imzasıyla yürürlüğe girerken, piyasalarda risk iştahını destekleyen haber akışı güç kazandı. Anlaşma, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını, İran’a yönelik bazı yaptırımların gevşetilmesini, dondurulmuş varlıklara erişimin kolaylaştırılmasını ve önümüzdeki 60 gün boyunca kalıcı bir anlaşma için müzakerelerin sürdürülmesini öngörüyor.
Bununla birlikte anlaşmanın nihai bir barış anlaşması olarak değerlendirilmesini erken olarak yorumluyoruz. Trump, İran’ın yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda askerî operasyonların yeniden başlayabileceğini açık şekilde ifade ederken, İsrail’in Lübnan’da sürdürdüğü operasyonlar ve Hizbullah’ın saldırıları bölgesel tansiyonun tamamen düşmediğini gösteriyor. Üstelik İran’ın füze kapasitesi, uranyum stoklarının nihai akıbeti ve yaptırımların kaldırılma takvimi gibi en kritik başlıklar da önümüzdeki 60 günlük müzakere sürecine bırakılmış durumda.
Şubat ayında İran’ın füze sanayisini yerle bir edeceğiz diyen Trump’ın bugün başkalarında varsa onların da belli ölçüde sahip olması haksızlık sayılmaz çizgisine gelmesi oldukça önemli bir değişime işaret ediyor. Savaşın başında öne sürülen hedeflerin önemli bölümünün masada revize edildiğini anlıyoruz. İran yönetimi ve rejimi yerinde kalırken, balistik füze kapasitesi ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarına ilişkin en zorlu başlıklar nihai müzakerelere bırakıldı. Bu durumu, anlaşmanın İran açısından beklenenden daha olumlu şartlar içerdiği şeklinde yorumluyoruz.
Brent petrolün varil fiyatı, savaş öncesinde yaklaşık 65 dolar seviyelerinde işlem görürken, arz endişeleriyle 126 dolara kadar yükselmişti. Ancak ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın ardından fiyatların, teknik açıdan kritik öneme sahip 200 günlük ortalamanın geçtiği 78 dolar seviyelerine kadar geri çekildiğini görüyoruz. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılacağı ve İran petrolünün kademeli olarak yeniden piyasaya döneceği beklentisi, savaş döneminde oluşan risk priminin önemli ölçüde geri verilmesini sağladı. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) 2027 yılı için belirgin bir arz fazlası öngörmesi de petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskıyı artıran bir diğer unsur oldu.
Faiz getirisi olmayan kıymetli metallerde son günlerde hâkim olan iyimser hava, dün akşamki Fed toplantısının ardından yerini satış baskısına bıraktı. Toplantı öncesinde 4,380 dolar seviyesini test eden altının ons fiyatı, Warsh’ın basın toplantısıyla birlikte yaklaşık 160 dolar gerileyerek 4,220 dolar seviyesine kadar çekildi. Benzer şekilde gümüş de 71,50 dolar seviyelerine kadar yükselmesinin ardından 66,75 dolar seviyesine kadar geri çekildi. Bu sabah işlemlerinde gümüş yeniden 69 dolar seviyelerine toparlanırken, altın ise 4,315 dolar seviyesinde işlem görüyor. Teknik açıdan bakıldığında, gümüşte 200 günlük hareketli ortalama 69 dolar seviyesinden geçerken, altında aynı ortalamanın yaklaşık 4,460 dolar seviyesinde bulunduğunu not edelim.
Yeni güne başlangıcında küresel mali piyasalarda iki farklı hikâyenin aynı anda fiyatlandığını görüyoruz. Bir tarafta Fed’in yeni Başkanı Warsh’ın ilk toplantısında ortaya koyduğu görece şahin duruş ve yıl sonuna kadar faiz artırım ihtimalinin yeniden gündeme gelmesi yer alırken, diğer tarafta ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın yarattığı iyimserlik risk iştahını desteklemeye devam ediyor.
Asya piyasalarında bu sabah alıcılı bir seyir hâkim olurken, Japonya’nın Nikkei endeksi tarihinde ilk kez 71 bin puan seviyesinin üzerine yükseldi. Nikkei %1,6 artış kaydederken, son dönemlerin flaş ismi Güney Kore borsası %1,5 yükseldi. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde %1 civarında yükseliş görüyoruz. Bununla birlikte piyasalardaki iyimserliğin temelinde kalıcı bir barış anlaşmasından ziyade, taraflara 60 günlük müzakere süresi tanıyan geçici bir uzlaşı bulunduğunu da gözden kaçırmamak gerekiyor. Trump’ın anlaşmayı imzalamasına rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde askerî operasyonların yeniden başlayabileceğini söylemesi, jeopolitik risklerin tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor.
Avrupa ve Japonya Merkez Bankalarının 25 baz puan faiz artırımına gitmeleri ardından bugün gözler İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) faiz kararında olacaktır. Piyasalar politika faizinin %3,75 seviyesinde sabit bırakılmasını beklerken, karar metninin satır aralarını dikkatle okuyacağız. Özellikle ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın ardından petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilme, son haftalarda enflasyon görünümünü bozan en önemli risklerden birinin şimdilik zayıflamasına olanak sağladı. Öte yandan, İngiltere’de dün açıklanan enflasyon verisinin Mayıs ayında %2,8 seviyesinde sabit kalması ve beklentilerden daha olumlu bir tablo ortaya koyması da Merkez Bankası’nın elini rahatlatmış görünüyor. Hatırlanacağı üzere piyasa savaş öncesinde yıl içinde iki faiz indirimi beklerken, çatışmaların başlamasıyla birlikte dört faiz artırımını fiyatlamaya başlamıştı. Gelinen noktada ise beklentiler yeniden tek bir faiz artırımına kadar gerilemiş durumda.
Fed kararı ardından GBPUSD paritesi 1,33 seviyelerinin altını test ederek son 10 haftanın en düşük seviyesine gerilerken, faiz artırım kararına rağmen Yen’in dolar karşısında Japon otoritelerinin kritik bir eşik olarak gördüğü 160 seviyesinin altına gerilemekte zorlandığını görüyoruz. G7 Zirvesinde Ukrayna’ya hava savunma ve uzun menzilli silah desteğinin artırılması kararı alınırken, Rusya’nın petrol gelirlerini hedef alan yeni yaptırımların da devreye sokulacağı açıklandı. Son dönemde sahada daha dirençli bir görüntü çizen Ukrayna’nın, olası müzakerelerde elini biraz daha güçlendirdiğini düşünüyoruz.
Türkiye cephesinde ise ABD piyasalarının yarın tatil nedeniyle kapalı olacak olmasının da etkisiyle, dört günlük fonlama maliyetini fiyatlayan USDTRY kuru pazartesi valörlü işlemlerde 46,45 seviyesine yükseldi. CDS risk primi 220 baz puan seviyesine gerileyerek savaş öncesi döneme dönerken, petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilmenin Türkiye’nin cari açık ve enflasyonla mücadelesine destek sağlayacağı beklentisiyle iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi de %41,50 seviyesine kadar geriledi.
Hatırlanacağı üzere TCMB son Enflasyon Raporu’nda 2026 yılı için ortalama petrol fiyatını 89,4 dolar olarak varsaymıştı. Brent petrolün bu sabah 78 dolar seviyelerine kadar geri çekilmesi, mevcut tablonun korunması hâlinde enflasyon görünümüne yönelik riskleri azaltabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle, devam eden dezenflasyon sürecinin de desteğiyle, TCMB’nin faiz indirimlerine beklenenden daha erken başlayabileceği ihtimalini tamamen göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyoruz.
Emre Değirmencioğlu
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.027)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.585)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (567)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.445)
- GÜNDEM (3.542)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.688)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (579)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.433)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (804)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (111)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (50)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (91)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (19.06.2026) 18/06/2026
- SPK'dan Barem Ambalaj işlemleri ile ilgili 3 kişiye işlem yasağı 18/06/2026
- Spotify İstanbul'da yeni ofisini açtı 18/06/2026
- Bakan Bolat: Reklam konusunda önemli bir yönetmelik hazırlıyoruz 18/06/2026
- ABD ordusu, İran'a yönelik deniz ablukasını kaldırdığını açıkladı 18/06/2026
- Trump, İran'a 300 milyar dolarlık ödeme iddialarını yalanladı 18/06/2026
- Çin'den G7'nin kritik mineral açıklamasına tepki 18/06/2026
- Vance: İsrail'deki panik hali güvensizlikten kaynaklanıyor 18/06/2026
- Yabancılar geçen hafta 118 milyon dolarlık hisse sattı 18/06/2026
- Yabancılar geçen hafta 485 milyon dolarlık tahvil aldı 18/06/2026
SON YAZILAR
- Şirketler Neden Köprünün Ortasında Kalıyor? 18/06/2026
- Yeşil dönüşüm zorunlu hale geliyor: Emisyon liginde dikkat çeken tablo 18/06/2026
- Warsh dönemi başladı: Fed’de kurallar yeniden yazılıyor 18/06/2026
- Bankalara kripto saklama izni 18/06/2026
- İSO500 Açıklandı: Sanayinin kârını faiz yuttu 18/06/2026
- HALKBANK ABD DAVASI KESİN OLARAK KAPANDI 17/06/2026
- Yapı Kredi’den 700 Milyon Dolarlık Dev Finansman Hamlesi 17/06/2026
- Doğru Finans Müdürü Şirketin Sigortasıdır 17/06/2026
- Sanayide Tavuk Sendromu: Sıradaki Sektör Hangisi? 17/06/2026
- BİM Bankacılığa Giriyor: Dost Katılım Bankası 17/06/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
