GÜNCEL
Belirsizliğin adı: Ne savaş var ne barış
Yayınlanma:
2 ay önce|
Yazan:
Erol Taşdelen
Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Mustafa Kemal Atatürk ile güne başlayalım. Bayramımız kutlu olsun!
Orta Doğu’da ateşkes sonrası kırılgan dengenin korunmaya devam ettiğini görüyoruz. İran’ın Hürmüz Boğazı’nda kontrolünü artırması, dünya petrol ve LNG arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu kritik hattı fiilen kilitlemiş durumda. İran’ın bu adımı, ABD’nin uyguladığı deniz ablukasına karşı bir misilleme niteliği taşırken, deniz ticaretini koz olarak kullanarak hem ekonomik baskı kurmayı hem de müzakere gücünü artırmayı hedefliyor. ABD’nin tankerleri açık denizlerde durdurarak yönlendirmesiyle gerilim daha da tırmanırken, piyasalar ise ne savaş ne barış ortamında yön bulmakta zorlandığını görüyoruz.
Küresel ticaretin tek bir dar geçide ne kadar bağımlı olduğunu son sekiz haftada hep birlikte tecrübe ettikten sonra, alternatif hat arayışlarının savaş bir noktada bittikten sonra hız kazanacağını düşünüyoruz. Özellikle ticari yük taşımacılığında, Orta Koridor, Çin’den başlayıp Orta Asya, Hazar geçişi ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan yapısıyla, Türkiye’yi stratejik bir lojistik merkez hâline getiren önemli bir proje olarak öne çıkıyor. Her ne kadar bugün için enerji akışının büyük ölçüde tankerlerle taşınması nedeniyle Hürmüz’ün yerini alması mümkün görünmese de, mevcut savaşın kalıcı olmayacağı ve sonrasında ülkelerin tedarik güvenliğini çeşitlendirme arayışına gireceği oldukça açık. Bu süreçte, Türkiye’nin altyapı yatırımları ve coğrafi avantajı sayesinde küresel ticarette daha fazla pay alma, lojistik gelirlerini artırma ve stratejik konumunu güçlendirme ihtimali öne çıkıyor.
Neden konuyu buraya taşıdık? Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’yi Çin ve Rusya ile birlikte ele alması, eminim ki sizin de dikkatinizi çekmiştir. Oysa NATO’nun en köklü üyelerinden biri olan Türkiye’nin, yıllardır Avrupa Birliği ile üyelik süreci ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi için çaba gösterdiği düşünüldüğünde, bu yaklaşımın jeopolitik gerçeklerle ne kadar örtüştüğü tartışmalı görünüyor. Nitekim Avrupa Konseyi eski Başkanı Charles Michel, Türkiye’nin NATO’nun temel müttefiklerinden biri, kritik bir göç ortağı, enerji koridoru ve bölgesel bir güç olduğunu vurgulayarak, Avrupa’nın çifte standartlarla güçlenemeyeceğine dikkat çekti. AB içinde zaten farklı önceliklere sahip ülkelerin (İtalya, İspanya gibi) ayrıştığı, birlik içi uyumun sorgulandığı bir ortamda, ABD ile ilişkilerde yaşanan gerilimlerin de etkisiyle, Avrupa’nın dış politika reflekslerinin daha da karmaşık hâle geldiğini görüyoruz.
Geniş açıdan konuya yaklaştıktan sonra, Hürmüz cephesinde artan jeopolitik riskler, sadece petrol fiyatlarını değil, küresel büyüme ve enflasyon görünümünü de doğrudan etkilemeye devam ediyor. Dün tatil okuması yapmaya ve geniş açıdan süreçleri analiz etmeye çalışırken, İran hava savunma sistemlerinin Tahran üzerinde aktive edilmesi, Brent cinsi ham petrolün vadeli fiyatlarının varil başına 5 doların üzerinde artış kaydederek 105 dolar seviyesine yükselmesine neden oldu. Haberin etkisiyle risk iştahı gerilerken, teknoloji hisselerinin işlem gördüğü Nasdaq endeksi geceyi %1’e yakın düşüşle tamamladı. Bir süredir ön plana çıkan Intel, yapay zekâ odaklı veri merkezi işlemcilerine gelen güçlü talep sayesinde beklentilerin üzerinde gelir öngörerek piyasalarda olumlu ayrıştı: ikinci çeyrek için açıklanan tahminler beklentilerini aşarken, hisse senedi kapanış sonrası işlemlerde %19 yükseliş kaydetti.
Havanın tekrar bozulmasına paralel altının ons fiyatı, geçen hafta Cuma günü barış haberlerinin satın alınmasıyla dayandığı 4,900 dolar seviyesinden 4,675 dolar seviyesine kadar gerilerken, benzer bir şekilde gümüşün ons fiyatı son 5 iş gününde neredeyse 10 dolar gerileyerek 74 dolar seviyelerine kadar geriledi. Gümüşte 74 dolar seviyesinin altını, teknik bir bakış açısıyla ‘sevimsiz’ olarak yorumlayacağız. Dolar (DXY) hâliyle kafasını bir nebze de olsun kaldırırken, EURUSD paritesi yeniden 1,1670 seviyelerine geri çekildi. Bitcoin’in ise son haftalarda oldukça güçlü bir performans sergilemeye başladığının altını çizmemiz gerekiyor. Hafta ortası neredeyse son üç ayın en yüksek seviyesini test ederek 80 bin dolar seviyesine dayanan Bitcoin, bu sabah olumsuz havaya rağmen 78 bin dolar seviyelerinde salınıyor. BTCXAU rasyosunun da Bitcoin lehine dipten dönüş emareleri göstermeye başladığını not edelim.
Bu arada, Bank of Amerika’dan gümüş ile ilgili dikkat çeken bir projeksiyonu okudum. Banka, 2026 sonuna kadar gümüş fiyatının 135 ile 309 dolar gibi oldukça geniş bir bantta oluşabileceğini öngördü. Bu kadar geniş bir aralığın temelinde ise bir tarafta altın gümüş rasyosunun yattığını, öte tarafta ise hikâyenin arz-talep tarafı ile desteklendiğini görüyoruz. Gümüş piyasasında 2026 yılı ile birlikte üst üste altıncı yıl arz açığı bekleniyor. Madencilik tarafında yeni arzın devreye girmesinin uzun yıllar alması, bu açığın kısa vadede kapanmasını zorlaştırıyor. Gümüşün hem yatırım hem de sanayi metali olması ise fiyat hareketlerini daha oynak hâle getirdiğini pekâlâ biliyoruz. Gümüşte sert yukarı hareket potansiyelinin fiziksel sıkışma gibi daha ekstrem koşulların devreye girmesi hâlinde gerçekleşeceğini düşünüyoruz.
Türkiye cephesinde ise en önemli gündem maddesi olarak takip edilen TCMB’nin olağan Nisan ayı PPK toplantısından tahmin ettiğimiz üzere faizlerin sabit tutulması yönünde karar çıktı. Kurul’un şahin ismi Akçay’ın yokluğunda politika faizi (bir hafta vadeli repo ihale faizi) %37, gecelik borç verme faizi %40 seviyesinde, gecelik borç alma faiz oranı ise %35,5 seviyesinde sabit bırakıldı. Karar metninin satır aralarında, savaş nedeniyle ekonomik faaliyetlerde yaşanacak ivme kaybının enflasyon açısından da ivme kaybı olacağına vurgu yapıldığını gözlemledik. Fiyat istikrarı (enflasyon) ve tam istihdam (büyüme) arasında kalan TCMB’nin büyüme riskine daha fazla önem verdiğini anlıyoruz. Son günlerde dile getirdiğimiz üzere, yurt içi yerleşiklerin döviz talebi göstermemesi ve bunun yanı sıra rezervlerin dipten dönüş yapması da TCMB’yi faiz oranlarını sabit bırakma noktasında cesaretlendirdiğini düşünüyoruz.
TCMB kararı ardından önemli bir piyasa hareketi olmadı. Piyasaların ana odağının savaş olduğu düşünülürse, TCMB’nin tercihini büyümeden yana kullanmasını piyasalar ile doğru bir iletişimle paylaşacağını düşünüyoruz. BIST100 endeksi Çarşamba gününü düşüşle tamamlaması ardından bugün de yurt dışı limoni havaya paralel satış baskısıyla karşı karşıya kalabileceğini düşünüyoruz. USDTRY pazartesi valörlü işlemlerde 45,00 seviyesine dayanırken, CDS risk primi hafif de olsa yükselişle 240 baz puan seviyesine geldi. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi ise yeniden %40 seviyesine yükseldiğini not edelim. TCMB kararı ardından, bir süre daha piyasada iş gören faizin (TLREF) %40 seviyesinde kalacağını düşünüyoruz. İyimser senaryoda, %37 seviyesinden olan politika faizinin %32 seviyelerine doğru gevşeyeceğini düşünüyoruz.
Haftanın son işlem gününde, Asya piyasalarının yön bulmakta zorlandığını gözlemliyoruz. Orta Doğu’da hâkim olan belirsizlik ve ABD-İran hattında tıkanan müzakereler piyasaları huzursuz ediyor. Gösterge endeks Tokyo borsası teknoloji hisselerinin yardımıyla %0,5 civarında artıda işlem görürken, Güney Kore borsası %1 geriledi. Geriye kalan tüm borsalarda satış baskısı sert olmasa da ön plana çıkıyor. ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile Lübnan arasında sağlanan ateşkesin 3 hafta daha uzatıldığını okuyoruz. Hürmüz Boğazı’nda devam eden gerilim piyasaların risk iştahını baskılayan ana unsur olarak ön plana çıkarken, ateşkes haberleri kısa vadede umut verse de, sahadaki tansiyonun düşmemesi yatırımcıların temkinli kalmasına neden oluyor.
Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı bu sabah 106 dolar seviyesine gelirken, döviz piyasasında ise Japon Yeni kritik 160 seviyesine yaklaşarak otoritenin mutsuz olduğu ve müdâhale ettiği seviyeleri test ediyor. Fed’in 29 Nisan tarihinde düzenleyeceği olağan faiz toplantısı ve diğer büyük merkez bankalarının kararları, savaşın ekonomik etkilerinin nasıl fiyatlanacağını belirleyecek en önemli başlık olacaktır. Piyasalar faiz indirim ihtimalini rafa kaldırdıklarını peşinen not edelim. Mali piyasaların gündeminde bugün İngiltere’de perakende satışlar, Almanya’da ise IFO endeksi takip edilebilir.
Emre Değirmencioğlu
İlginizi Çekebilir
Erol Taşdelen
Şirketler Neden Köprünün Ortasında Kalıyor?
Yayınlanma:
8 saat önce|
18/06/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Köprüde Sıkışan Lider: Aslanlar, Kurtlar ve Köpekbalıkları Arasında Stratejik Düşünmek
İş hayatında bazı anlar vardır ki, hangi tarafa dönerseniz dönün risk görürsünüz.
Bir yanda güçlü rakipler…
Bir yanda piyasa baskıları…
Bir yanda finansal riskler…
Ve altında çatırdayan bir köprü…
Ekli görsel ilk bakışta bir bilmece gibi görünse de, aslında günümüz iş dünyasının en gerçekçi metaforlarından biridir.
Bugün birçok şirket tam da bu köprünün üzerinde duruyor.
Aslanlar: Büyük Rakipler
Sektörün dev oyuncuları fiyat kırıyor.
Pazar payınızı daraltıyor.
Tedarik zincirinde güç kullanıyor.
Marka bilinirlikleriyle müşterileri kendilerine çekiyor.
Özellikle KOBİ’ler ve orta ölçekli şirketler için bu aslanlar her geçen gün daha da büyüyor.
Sorun şu: Aslanlarla onların oyununda savaşmaya çalışırsanız genellikle kaybedersiniz.
Çünkü onların avantajı ölçek ve sermayedir.
Kurtlar: Piyasanın Acımasız Baskısı
Kurtlar ise daha farklıdır.
Hızlıdırlar.
Çeviktirler.
Fırsat gördükleri anda saldırırlar.
Bugünün iş dünyasında kurtlar;
- Ani maliyet artışları,
- Teknolojik dönüşüm,
- Yeni nesil girişimler,
- Değişen müşteri beklentileri,
- Küresel rekabet
olarak karşımıza çıkıyor.
Şirketlerin çoğu aslanlara odaklanırken kurtların sessizce yaklaştığını fark etmiyor.
Köpekbalıkları: Finansal Riskler
Aşağıdaki suların içindeki köpekbalıkları ise finans dünyasının en tanıdık tehditlerini temsil ediyor.
- Yüksek faizler
- Kur riski
- Nakit akışı problemleri
- Tahsilat sorunları
- Borçluluk baskısı
- Likidite krizi
Birçok şirket operasyonel olarak başarılı olmasına rağmen finansal risklere yeniliyor.
Tarihinin en yüksek cirosunu yapan ama kasasında para olmayan şirketler bunun en somut örneği.
Çoğu Yönetici Nerede Hata Yapıyor?
İlk refleks genellikle şöyledir:
“Aslanlarla savaşalım.”
“Kurtları durduralım.”
“Köpekbalıklarından kaçalım.”
Oysa stratejik düşüncenin temel kuralı farklıdır: Sorunun içinde çözüm aramak yerine sorunun kurallarını değiştirmek.
Gerçek Liderler Ne Yapar?
Başarılı liderler tehditlerle tek tek mücadele etmeye çalışmaz.
Onlar oyunun kendisini değiştirir.
1. Rekabet Alanını Değiştirir
Rakibin güçlü olduğu yerde savaşmaz.
Yeni pazar bulur.
Yeni ürün geliştirir.
Yeni müşteri segmenti oluşturur.
Mavi Okyanus Stratejisi’nin özü budur.
2. Kaynaklarını Korur
Her savaşa girmez.
Her fırsatın peşinden koşmaz.
Bazı projeleri sonlandırır.
Bazı yatırımları erteler.
Bazı müşterilerden bile vazgeçer.
Çünkü liderlik bazen “hayır” diyebilmektir.
3. Köprüyü Güçlendirir
En önemli nokta budur.
Şirketlerin büyük bölümü aslanlara ve kurtlara odaklanırken köprünün çürüdüğünü fark etmez.
Oysa köprü;
- İnsan kaynağıdır,
- Kurumsal yönetimdir,
- Nakit akışıdır,
- Risk yönetimidir,
- İç kontrol sistemidir.
Köprü sağlam değilse hiçbir strateji işe yaramaz.
Bugünün Türkiye Gerçeği
Türkiye’de birçok şirket şu anda bu görseldeki kişinin bulunduğu noktaya benzer bir pozisyonda.
Bir tarafta küresel rekabet.
Bir tarafta yüksek finansman maliyetleri.
Bir tarafta daralan talep.
Bir tarafta teknolojik dönüşüm baskısı.
Bu nedenle başarı artık yalnızca satış yapmakla ölçülmüyor.
Asıl başarı; belirsizlik ortamında ayakta kalabilmek, nakdi koruyabilmek ve stratejik esnekliği sürdürebilmekle ölçülüyor.
Çözüm Kaçmak Değil, Perspektifi Değiştirmek
Bu görselin en önemli mesajı şudur: Bazen çözüm daha güçlü olmak değildir. Bazen daha hızlı olmak da değildir.
Bazen çözüm, herkesin baktığı yere bakmayı bırakıp oyunu yeniden tasarlamaktır.
Çünkü liderler krizleri yönetmez.
Liderler krizlerin kurallarını değiştirir.
Ve çoğu zaman kurtuluş yolu, tehditlerle savaşmak değil; onları birbirine karşı kullanabilecek kadar geniş bir perspektife sahip olmaktır.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist
Bankavitrini.com
Gülbeyaz Gergün
Yeşil dönüşüm zorunlu hale geliyor: Emisyon liginde dikkat çeken tablo
Karbon Emisyonlarında Devler Ligi: Dünya Nereye Gidiyor, Türkiye Nerede Duruyor?
Yayınlanma:
10 saat önce|
18/06/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Çin Tek Başına Bir Kıta Gibi Emisyon Üretiyor
2023 yılı sera gazı emisyon verileri, küresel ekonominin büyüme modeli ile iklim hedefleri arasındaki çelişkiyi bir kez daha ortaya koydu. Görselde yer alan verilere göre Çin, 15,9 milyar ton CO₂ eşdeğeri (GtCO₂e) emisyonla dünyanın açık ara en büyük sera gazı yayıcısı konumunda bulunuyor. Çin’i 6,0 milyar ton ile ABD, 4,1 milyar ton ile Hindistan, 3,2 milyar ton ile Avrupa Birliği ve 2,7 milyar ton ile Rusya takip ediyor.
Daha çarpıcı olan ise Çin’in tek başına küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %30’unu üretmesi. ABD yaklaşık %11, Hindistan ise %7,8 paya sahip durumda.
İlk 5 Ülke Küresel Emisyonların Büyük Bölümünü Üretiyor
EDGAR verilerine göre Çin, ABD, Hindistan, AB ve Rusya birlikte dünya sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte ikisine yakın bölümünü oluşturuyor. Bu durum iklim mücadelesinin neden birkaç büyük ekonomi üzerinde yoğunlaştığını açıkça gösteriyor.
2023 En Büyük Emisyon Üreticileri
| Sıra | Ülke/Bölge | Emisyon (GtCO₂e) |
|---|---|---|
| 1 | Çin | 15,9 |
| 2 | ABD | 6,0 |
| 3 | Hindistan | 4,1 |
| 4 | Avrupa Birliği | 3,2 |
| 5 | Rusya | 2,7 |
| 6 | Brezilya | 1,3 |
| 7 | Endonezya | 1,2 |
| 8 | Japonya | 1,0 |
| 9 | İran | 1,0 |
| 10 | Suudi Arabistan | 0,8 |
| 11 | Kanada | 0,7 |
| 12 | Meksika | 0,7 |
| 13 | Güney Kore | 0,7 |
| 14 | Türkiye | 0,6 |
| 15 | Avustralya | 0,6 |
Kaynak: EDGAR 2024 Raporu / Visual Capitalist
Türkiye İlk 15 İçinde
Listede dikkat çeken ülkelerden biri de Türkiye. Yaklaşık 0,6 milyar ton CO₂ eşdeğeri emisyon ile dünyanın en yüksek emisyon üreten ilk 15 ekonomisi arasında yer alıyor.
Türkiye’nin sanayi üretimi, enerji tüketimi, çimento ve demir-çelik sektörleri ile hızla büyüyen ulaşım altyapısı emisyon artışında önemli rol oynuyor.
Bu durum özellikle Avrupa Birliği’nin uygulamaya aldığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) nedeniyle Türk ihracatçıları açısından kritik önem taşıyor.
Çin Neden Bu Kadar Yüksek?
Çin’in emisyonları sadece nüfusundan kaynaklanmıyor.
Başlıca nedenler:
- Dünyanın üretim merkezi olması
- Elektrik üretiminde kömürün yüksek payı
- Çelik, çimento ve kimya sanayilerinin dev ölçeği
- Küresel tedarik zincirlerinin büyük kısmını üstlenmesi
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre Çin tek başına dünya CO₂ emisyonlarının yaklaşık %35’ini oluşturuyor.
ABD ve Avrupa Emisyon Azaltıyor
Dikkat çeken diğer gelişme ise gelişmiş ekonomilerin emisyon azaltımında ilerleme kaydetmesi.
- ABD’nin enerji kaynaklı emisyonları 2023’te geriledi.
- Avrupa Birliği’nin emisyonları 1990 seviyelerine göre yaklaşık %34 daha düşük seviyede bulunuyor.
- Yenilenebilir enerji yatırımları ve kömürden çıkış politikaları bu düşüşte etkili oluyor.
Ancak buna karşın gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme nedeniyle küresel toplam emisyonlar artmaya devam ediyor.
İklim Hedefleri ile Ekonomik Büyüme Çatışıyor
2023 yılında küresel sera gazı emisyonları tarihi zirveye ulaştı. EDGAR verilerine göre dünya toplam emisyonları yaklaşık 53 milyar ton CO₂ eşdeğeri seviyesine yükseldi.
IEA verileri ise enerji kaynaklı CO₂ emisyonlarının 37,4 milyar ton ile rekor kırdığını gösteriyor.
Bu tablo şu soruyu gündeme getiriyor: Dünya ekonomisi büyürken emisyonları gerçekten azaltmak mümkün mü?
Bugüne kadar verilen cevap henüz net değil.
Bankacılık ve Finans Sektörü Neden Yakından İzlemeli?
Karbon emisyonları artık sadece çevresel bir konu değil.
Bankalar açısından:
- Karbon yoğun sektörlere kredi verme riski
- Yeşil finansman zorunluluğu
- ESG kriterleri
- Sürdürülebilirlik raporlamaları
- Karbon vergileri
- Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması
önümüzdeki yılların en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor.
Özellikle ihracatçı firmaların karbon ayak izi yönetimi artık finansmana erişim açısından da kritik hale geliyor.
Sonuç
Çin, ABD ve Hindistan küresel emisyonların merkezinde yer almaya devam ederken, Türkiye de artık dünyanın en büyük emisyon üreticileri arasında bulunuyor. Karbon emisyonları yalnızca çevre politikalarının değil; finansmanın, dış ticaretin, yatırım kararlarının ve rekabet gücünün de belirleyicisi haline geliyor.
Yeşil dönüşüme uyum sağlayamayan şirketler için gelecek dönemin en büyük maliyet kalemlerinden biri karbon olacak gibi görünüyor.
Bankavitrini.com Analiz Servisi
GÜNCEL
Warsh dönemi başladı: Fed’de kurallar yeniden yazılıyor
Yayınlanma:
17 saat önce|
18/06/2026Yazan:
BankaVitrini
Dün akşam sonuçlanan Fed’in olağan Haziran ayı FOMC toplantısında, politika faizi beklentilere paralel tüm üyelerin ortak kararıyla %3,50-%3,75 aralığında sabit bırakıldı. Ancak güncellenen projeksiyonlar, Mart ayında ağırlık kazanan faiz indirimi beklentilerinin aksine, yıl sonuna kadar bir faiz artırımının yeniden masaya geldiğini gösterdi. Karar metninden gelecekteki faiz adımlarına ilişkin tüm yönlendirmelerin çıkarılması dikkat çekerken, önceki dönemlere kıyasla oldukça sade bir metinle karşılaştık. Enflasyon tahminleri yukarı yönlü revize edilirken, büyüme beklentilerinde ise sınırlı da olsa aşağı yönlü güncelleme yapıldı. Meşhur nokta grafikte (dot plot), 19 politika yapıcıdan yalnızca 18’i faiz projeksiyonu paylaşırken, eksik kalan tahminin yaklaşık üç hafta önce göreve başlayan ve uzun süredir dot plot uygulamasını eleştiren Warsh’a ait olduğunu da not edelim.
Bu nedenle gözler karar metninin ardından mikrofon karşısına geçen Warsh’a çevrildi. Faiz kararının sürpriz yaratmadığı toplantıda asıl dikkat çeken unsur, Fed’in iletişim stratejisinde başlayan değişim oldu. Piyasalara net bir yön vermekten kaçınan Warsh, bir sonraki adımın ne olacağına dair yönlendirme yapamayacağını söylerken, Fed’in karar alma süreçleri, veri kullanımı, bilanço yönetimi ve iletişim politikalarını kapsayan kapsamlı bir gözden geçirme süreci başlattığını açıkladı. Uzun süredir Fed’in aşırı yönlendirme yaptığı görüşünü savunan Warsh’ın bu yaklaşımını, piyasalara daha az sinyal veren ve Fed’in eski Başkanı Alan Greenspan dönemini hatırlatan bir merkez bankacılığı anlayışına dönüş olarak yorumladık.
Her ne kadar projeksiyonlar faiz artırım ihtimalinin güçlendiğine işaret etse de, Warsh kendi faiz beklentisini paylaşmaktan özellikle kaçındı. Bu nedenle piyasalarda oluşan ilk izlenim, yeni başkanın para politikasının yönünü değiştirmekten çok Fed’in çalışma biçimini değiştirmeye odaklandığı yönünde oldu. Sadece manşet enflasyona bakmanın hatalı olduğunu belirten Warsh, kredibilite konusunda siyasî baskılara boyun eğmeyeceklerini ve veriler nereye işaret ediyorsa oraya gideceklerini söyledi. Warsh, üyelerin projeksiyonlarına da temkinli yaklaşılması gerektiğini vurgulayarak, tüm tahminlerin “büyük silgili kurşun kalemlerle yazıldığını” ifade etti. Bu metaforu, Fed üyelerinin altı hafta sonra bambaşka bir ekonomik tablo ile karşılaşabilecekleri ve sıklıkla değişebileceği yönünde yorumladık.
Powell döneminde Fed piyasalara ne yapacağını anlatmaya çalışırken, Warsh’ın ilk mesajı Fed’in önce kendisini sorgulayacağı yönünde oldu. Bu kapsamda enflasyon hedeflemesi, iletişim politikası, kullanılan ekonomik veriler, verimlilik, istihdam dinamikleri ve bilanço yönetimini inceleyecek beş ayrı çalışma grubu kuruldu. Warsh, söz konusu çalışmaların yıl sonuna kadar tamamlanmasını beklediğini belirtirken, Fed’in önümüzdeki dönemde yalnızca para politikasını değil, karar alma süreçlerini de yeniden şekillendirebileceğinin sinyalini verdi.
Fed kararı öncesinde oldukça iyimser bir seyir izleyen küresel mali piyasalar, kararın ardından kazanımlarını koruyamadı. Avrupa ve Japonya Merkez Bankalarının faiz artırdığı bir ortamda Fed’in de tonunu bir miktar şahinleştirmesi ve dokuz politika yapıcının yıl sonu gelmeden 25 baz puanlık bir faiz artırımını öngörmesi, risk iştahını törpüledi. ABD borsaları dün geceyi %1’in üzerinde kayıpla tamamlarken, karar öncesinde yükseliş serisini beşinci güne taşımaya hazırlanan kıymetli metaller de yönünü aşağı çevirdi. ABD doları değer kazanırken, tahvil faizleri yükseldi.
Öte yandan bu sabah küresel mali piyasalarda dün akşam Fed toplantısı ardından egemen olan karamsar havanın dağıldığını görüyoruz. ABD ile İran arasında haftalardır beklenen geçici anlaşma iki ülke liderlerinin imzasıyla yürürlüğe girerken, piyasalarda risk iştahını destekleyen haber akışı güç kazandı. Anlaşma, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını, İran’a yönelik bazı yaptırımların gevşetilmesini, dondurulmuş varlıklara erişimin kolaylaştırılmasını ve önümüzdeki 60 gün boyunca kalıcı bir anlaşma için müzakerelerin sürdürülmesini öngörüyor.
Bununla birlikte anlaşmanın nihai bir barış anlaşması olarak değerlendirilmesini erken olarak yorumluyoruz. Trump, İran’ın yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda askerî operasyonların yeniden başlayabileceğini açık şekilde ifade ederken, İsrail’in Lübnan’da sürdürdüğü operasyonlar ve Hizbullah’ın saldırıları bölgesel tansiyonun tamamen düşmediğini gösteriyor. Üstelik İran’ın füze kapasitesi, uranyum stoklarının nihai akıbeti ve yaptırımların kaldırılma takvimi gibi en kritik başlıklar da önümüzdeki 60 günlük müzakere sürecine bırakılmış durumda.
Şubat ayında İran’ın füze sanayisini yerle bir edeceğiz diyen Trump’ın bugün başkalarında varsa onların da belli ölçüde sahip olması haksızlık sayılmaz çizgisine gelmesi oldukça önemli bir değişime işaret ediyor. Savaşın başında öne sürülen hedeflerin önemli bölümünün masada revize edildiğini anlıyoruz. İran yönetimi ve rejimi yerinde kalırken, balistik füze kapasitesi ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarına ilişkin en zorlu başlıklar nihai müzakerelere bırakıldı. Bu durumu, anlaşmanın İran açısından beklenenden daha olumlu şartlar içerdiği şeklinde yorumluyoruz.
Brent petrolün varil fiyatı, savaş öncesinde yaklaşık 65 dolar seviyelerinde işlem görürken, arz endişeleriyle 126 dolara kadar yükselmişti. Ancak ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın ardından fiyatların, teknik açıdan kritik öneme sahip 200 günlük ortalamanın geçtiği 78 dolar seviyelerine kadar geri çekildiğini görüyoruz. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılacağı ve İran petrolünün kademeli olarak yeniden piyasaya döneceği beklentisi, savaş döneminde oluşan risk priminin önemli ölçüde geri verilmesini sağladı. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) 2027 yılı için belirgin bir arz fazlası öngörmesi de petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskıyı artıran bir diğer unsur oldu.
Faiz getirisi olmayan kıymetli metallerde son günlerde hâkim olan iyimser hava, dün akşamki Fed toplantısının ardından yerini satış baskısına bıraktı. Toplantı öncesinde 4,380 dolar seviyesini test eden altının ons fiyatı, Warsh’ın basın toplantısıyla birlikte yaklaşık 160 dolar gerileyerek 4,220 dolar seviyesine kadar çekildi. Benzer şekilde gümüş de 71,50 dolar seviyelerine kadar yükselmesinin ardından 66,75 dolar seviyesine kadar geri çekildi. Bu sabah işlemlerinde gümüş yeniden 69 dolar seviyelerine toparlanırken, altın ise 4,315 dolar seviyesinde işlem görüyor. Teknik açıdan bakıldığında, gümüşte 200 günlük hareketli ortalama 69 dolar seviyesinden geçerken, altında aynı ortalamanın yaklaşık 4,460 dolar seviyesinde bulunduğunu not edelim.
Yeni güne başlangıcında küresel mali piyasalarda iki farklı hikâyenin aynı anda fiyatlandığını görüyoruz. Bir tarafta Fed’in yeni Başkanı Warsh’ın ilk toplantısında ortaya koyduğu görece şahin duruş ve yıl sonuna kadar faiz artırım ihtimalinin yeniden gündeme gelmesi yer alırken, diğer tarafta ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın yarattığı iyimserlik risk iştahını desteklemeye devam ediyor.
Asya piyasalarında bu sabah alıcılı bir seyir hâkim olurken, Japonya’nın Nikkei endeksi tarihinde ilk kez 71 bin puan seviyesinin üzerine yükseldi. Nikkei %1,6 artış kaydederken, son dönemlerin flaş ismi Güney Kore borsası %1,5 yükseldi. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde %1 civarında yükseliş görüyoruz. Bununla birlikte piyasalardaki iyimserliğin temelinde kalıcı bir barış anlaşmasından ziyade, taraflara 60 günlük müzakere süresi tanıyan geçici bir uzlaşı bulunduğunu da gözden kaçırmamak gerekiyor. Trump’ın anlaşmayı imzalamasına rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde askerî operasyonların yeniden başlayabileceğini söylemesi, jeopolitik risklerin tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor.
Avrupa ve Japonya Merkez Bankalarının 25 baz puan faiz artırımına gitmeleri ardından bugün gözler İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) faiz kararında olacaktır. Piyasalar politika faizinin %3,75 seviyesinde sabit bırakılmasını beklerken, karar metninin satır aralarını dikkatle okuyacağız. Özellikle ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın ardından petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilme, son haftalarda enflasyon görünümünü bozan en önemli risklerden birinin şimdilik zayıflamasına olanak sağladı. Öte yandan, İngiltere’de dün açıklanan enflasyon verisinin Mayıs ayında %2,8 seviyesinde sabit kalması ve beklentilerden daha olumlu bir tablo ortaya koyması da Merkez Bankası’nın elini rahatlatmış görünüyor. Hatırlanacağı üzere piyasa savaş öncesinde yıl içinde iki faiz indirimi beklerken, çatışmaların başlamasıyla birlikte dört faiz artırımını fiyatlamaya başlamıştı. Gelinen noktada ise beklentiler yeniden tek bir faiz artırımına kadar gerilemiş durumda.
Fed kararı ardından GBPUSD paritesi 1,33 seviyelerinin altını test ederek son 10 haftanın en düşük seviyesine gerilerken, faiz artırım kararına rağmen Yen’in dolar karşısında Japon otoritelerinin kritik bir eşik olarak gördüğü 160 seviyesinin altına gerilemekte zorlandığını görüyoruz. G7 Zirvesinde Ukrayna’ya hava savunma ve uzun menzilli silah desteğinin artırılması kararı alınırken, Rusya’nın petrol gelirlerini hedef alan yeni yaptırımların da devreye sokulacağı açıklandı. Son dönemde sahada daha dirençli bir görüntü çizen Ukrayna’nın, olası müzakerelerde elini biraz daha güçlendirdiğini düşünüyoruz.
Türkiye cephesinde ise ABD piyasalarının yarın tatil nedeniyle kapalı olacak olmasının da etkisiyle, dört günlük fonlama maliyetini fiyatlayan USDTRY kuru pazartesi valörlü işlemlerde 46,45 seviyesine yükseldi. CDS risk primi 220 baz puan seviyesine gerileyerek savaş öncesi döneme dönerken, petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilmenin Türkiye’nin cari açık ve enflasyonla mücadelesine destek sağlayacağı beklentisiyle iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi de %41,50 seviyesine kadar geriledi.
Hatırlanacağı üzere TCMB son Enflasyon Raporu’nda 2026 yılı için ortalama petrol fiyatını 89,4 dolar olarak varsaymıştı. Brent petrolün bu sabah 78 dolar seviyelerine kadar geri çekilmesi, mevcut tablonun korunması hâlinde enflasyon görünümüne yönelik riskleri azaltabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle, devam eden dezenflasyon sürecinin de desteğiyle, TCMB’nin faiz indirimlerine beklenenden daha erken başlayabileceği ihtimalini tamamen göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyoruz.
Emre Değirmencioğlu
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.027)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.585)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (567)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.445)
- GÜNDEM (3.542)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.688)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (579)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.433)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (804)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (111)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (50)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (91)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (19.06.2026) 18/06/2026
- SPK'dan Barem Ambalaj işlemleri ile ilgili 3 kişiye işlem yasağı 18/06/2026
- Spotify İstanbul'da yeni ofisini açtı 18/06/2026
- Bakan Bolat: Reklam konusunda önemli bir yönetmelik hazırlıyoruz 18/06/2026
- ABD ordusu, İran'a yönelik deniz ablukasını kaldırdığını açıkladı 18/06/2026
- Trump, İran'a 300 milyar dolarlık ödeme iddialarını yalanladı 18/06/2026
- Çin'den G7'nin kritik mineral açıklamasına tepki 18/06/2026
- Vance: İsrail'deki panik hali güvensizlikten kaynaklanıyor 18/06/2026
- Yabancılar geçen hafta 118 milyon dolarlık hisse sattı 18/06/2026
- Yabancılar geçen hafta 485 milyon dolarlık tahvil aldı 18/06/2026
SON YAZILAR
- Şirketler Neden Köprünün Ortasında Kalıyor? 18/06/2026
- Yeşil dönüşüm zorunlu hale geliyor: Emisyon liginde dikkat çeken tablo 18/06/2026
- Warsh dönemi başladı: Fed’de kurallar yeniden yazılıyor 18/06/2026
- Bankalara kripto saklama izni 18/06/2026
- İSO500 Açıklandı: Sanayinin kârını faiz yuttu 18/06/2026
- HALKBANK ABD DAVASI KESİN OLARAK KAPANDI 17/06/2026
- Yapı Kredi’den 700 Milyon Dolarlık Dev Finansman Hamlesi 17/06/2026
- Doğru Finans Müdürü Şirketin Sigortasıdır 17/06/2026
- Sanayide Tavuk Sendromu: Sıradaki Sektör Hangisi? 17/06/2026
- BİM Bankacılığa Giriyor: Dost Katılım Bankası 17/06/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
